TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZAFER DİNÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9100)
Karar Tarihi: 20/1/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Zafer DİNÇ
Vekili
:
Av. İbrahim DOĞRU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, işçialacağı davasında, mahkemenin delilleri toplamadan hatalı ve eksik incelemeyaparak karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, reddi hâkim talebininaynı hâkim tarafından değerlendirilmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsızmahkemede yargılanma hakkının; Yargıtay ilamında hâkimin reddi talebi ileilgili iddialara cevap verilmemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular, 16/12/2013tarihinde Bakırköy 1. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumununbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Konu yönünden hukuki irtibatnedeniyle 2013/9101 numaralı bireysel başvuru dosyasının 2013/9100 başvurunumaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/9100başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm İkinciKomisyon tarafından 31/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından13/3/2015 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular 13/3/2015 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir.Bakanlık, görüşünü 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 4/6/2015 tarihinde bildirilmiş,başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
- 2013/9100 numaralı başvuruya ilişkin olarak;
9. Başvurucuya karşı İstanbulAnadolu 10. İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar 3. İş Mahkemesi) E.2008/143sayılı dosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır.
10. Yargılama sırasındabaşvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkemehâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını,dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelemediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimintarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme,3/12/2010 tarihli ve E.2008/143 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“…
Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğusebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin yargılamafaaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddihâkim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca mahkememizinE.2009/89 sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasındahiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayıdavalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddisebepleri oluşmadığından reddine,
…”
11. Mahkeme, 27/1/2011 tarihlive E.2008/143, K.2011/21 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne kararvermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“…
Davalı vekili 11.02.2008 tarihli oturumda söz alarakmüvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnaf sayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmek suretiyle görevitirazında bulunduğu, zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.
Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçükesnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konudatanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır.
Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanınbu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birliktebedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğinikazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir.
Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halindebu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir.İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanunununkapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdiya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesigerekmektedir. Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalıtanıklarının beyanlarından davalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığınakdi veya ayni sermaye yanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekledavalının esnaf sayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunukapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı 10/1/1994-13/12/2008 tarihleri arasında davalıişyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalıyanında çalışması gözükmemekte olup 31/12/2007 tarihinde başka bir işyerindeçalışmaya başladığı gözükmektedir. Dosyada bulunan tanık beyanları tutanakbirlikte değerlendirildiğinde davacının 2008 yılında da davalının yanındaçalışmasının olduğundan söz edilmekle davacının 10/1/1994-13/12/2008 tarihleriarasında davalı işyerinde çalıştığının kabulü gerekmiştir.
Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir günçalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyanetmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TLolduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalıtanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarınıbeyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacınınücreti hesaplanmıştır.
Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğinikanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesapedilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sonaerdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbartazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmekzorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı vedavalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispatetmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğindenhükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesaiücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibinedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığındanmahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilenfazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllıkücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundanve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesapedilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıyaverilmesine karar vermek gerekmiştir.”
12. Başvurucunun temyizi üzerinekarar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22134,K.2013/22693 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“…
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunigerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlikgörülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ileusul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
…”
13. Onama ilamı, 15/11/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
- 2013/9101 numaralı başvuruya ilişkin olarak;
14. Başvurucuya karşı İstanbulAnadolu 10. İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar 3. İş Mahkemesi) E.2008/144 sayılıdosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır.
15. Yargılama sırasındabaşvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkemehâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını,dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelenmediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimintarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme,26/10/2010 tarihli ve E.2008/144 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“…
Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğusebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin Yargılamafaaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddi hakim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür.Ayrıca mahkememizin 2009/89 Esas sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ilebu dosyanın arasında hiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tümbu nedenlerden dolayı davalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine kararvermek gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddisebepleri oluşmadığından reddine,
…”
16. Mahkeme, 27/1/2011 tarihlive E.2008/144, K.2011/22 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne kararvermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“…
Davalı vekilinin yazılı cevap dilekçesi bulunmadığı ancak11/2/2009 tarihli oturumda müvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnafsayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmeksureti ile görev itirazında ve zaman aşımı itirazında bulunmuştur.
Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.
Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçükesnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konudatanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır.
Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanınbu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birliktebedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğinikazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir.
Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halindebu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir.İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanunununkapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdiya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesi gerekmektedir.Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalı tanıklarının beyanlarındandavalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığı nakdi veya ayni sermayeyanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekle davalının esnafsayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunu kapsamındaolduğu anlaşılmaktadır.
Davacı 1/2/1997-13/12/2008 tarihleri arasında davalıişyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalıyanında çalışması gözükmemekte olup 18/10/1993-31/12/1997 tarihleri arasında bağkur sigortalısı olduğu 1977 yılından başlayarak 2003yılına kadar çeşitli tarihlerde başka işyerlerinde sigortalı çalışmasınınolduğu 3/11/2003 tarihinde aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunduğu veaylık bağlandığı görülmektedir. Bu tarihten sonra da yaşlılık aylığı almaktaolup aynı zamanda işyerinde çalışmaya devam etmektedir. Yargıtay'ın yerleşikkararlarına göre emeklilikten sonraki tarih ayrı bir işyeri sözleşmesi olarakdeğerlendirilmekle birlikte emekli olurken kıdem tazminatı ödenmemiş ise hizmetsürelerinin de birleştirilmesi gerekir. Tanık beyanlarından davacının 1997yılının başından itibaren çalışmaya başladığı ve 2008 yılında da çalışmasınınolduğu anlaşılmakla davacının davalı işyerinde 1/2/1997-13/12/2008 tarihleriarasında çalıştığı kabul edilmiştir.
Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir günçalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyanetmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TLolduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalıtanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarınıbeyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacınınücreti hesaplanmıştır.
Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğinikanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesapedilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sonaerdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbartazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmekzorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı vedavalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispatetmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğindenhükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesaiücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibinedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığındanmahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilenfazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermekgerekmiştir.
Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllıkücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundanve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesapedilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıyaverilmesine karar vermek gerekmiştir.”
17. Başvurucunun temyizi üzerinekarar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22133,K.2013/22692 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“…
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunigerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlikgörülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ileusul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
…”
18. Onama ilamı, 15/11/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
19. 18/6/1927tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 29.maddesi şöyledir:
“Aşağıdakihallerde hâkim bizzat kendisini reddedebilir veya iki taraftan biri canibinden reddolunabilir:
1 - Davada iki taraftan birinenasihat vermiş veya yol göstermiş olması,
2 - Davada iki taraftan biriveya üçüncü şahıs muvacehesinde kanunen icap etmeden reyini beyan etmiş olması.
3-Davada şahit veya ehlihibre veya hakem ve yahut hâkim sıfatıyla dinlenmiş veyahareket etmiş olması,
4 - Davanın dördüncü dereceyekadar (bu derece dahil) civar hısımlarına ait bulunması,
5 - Dava esnasında ikitaraftan birisiyle davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması,
6-Umumiyetle hâkimin bitaraflığından şüpheyi mucipesbabı mühimme bulunması.”
20. 1086 sayılımülga Kanun’un 33. maddesi şöyledir:
“Hâkiminreddi dilekçesi reddolunacak hâkimin mensup olduğumahkemeye verilir, vekilin, hâkimin reddi isteminde bulunabilmesi bu konudakiyetkisinin vekâletnamede açıkça belirtilmiş olması şartına bağlıdır.
Hâkiminreddi istemi, reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup olduğu mahkemeceincelenir. Reddedilen hâkimin iştirak etmemesinden dolayı mahkeme teşekküledemez veya mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise, ret istemi o yerde asliye hukukhâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tarafından incelenir. Oyerdeki asliye hukuk hâkimliği görevi bir hâkim tarafından yerine getiriliyorsao hâkim hakkındaki ret istemi, asliye ceza hâkimi varsa onun tarafından, yoksaen yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir.
Sulhhukuk hâkimi reddedildiği takdirde, ret istemi o yerdeki diğer sulh hukukhâkimi tarafından incelenir. Sulh Hukuk Hâkimliği görevi tek hâkim tarafındanyerine getiriliyorsa ret istemi, bulunma sıralarına göre, o yerdeki sulh cezahâkimi, asliye hukuk hâkimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmamasıhalinde en yakın yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir.
Bölgeadliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi,reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerekkarara bağlanır.”
21. 1086 sayılımülga Kanun’un 34. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir
“Hâkimireddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf buna beşgün içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra başkâtip tarafından retdilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri dosya ile birlikte reddiistenen hâkime verilir. Hâkim beş gün içinde dosyayı inceler ve retsebeplerinin yerinde olup olmadığı hakkındaki düşüncesini yazı ile bildirerekdosyayı hemen merciine gönderilmek üzere başkâtibe verir.”
22. 1086 sayılı mülga Kanun’un35. maddesi şöyledir:
“Hâkiminreddi istemi aşağıdaki hallerde kabul edilmeyerek geri çevrilir.
1.Ret isteği zamanında yapılmamışsa,
2.Ret sebebi veya inandırıcı delil gösterilmemişse,
3.Ret isteminin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.
Buhallerde ret isteğinin, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereyekatılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafındangeri çevrilmesine karar verilir.
İlkderece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesihukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyizyoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir.”
23. 1086 sayılı mülga Kanun’un36/B maddesi şöyledir:
“Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava veişlerde ise, ret istemi hakkındaki karar, tefhim veya tebliği tarihindenitibaren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Bu hâlde 426/G maddesi hükmüuygulanmaz. Yargıtayın bu husustaki kararına uymakzorunludur.”
24. 7/6/2005 tarihli ve 5362sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:
“ Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekândabulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme KoordinasyonKurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomikfaaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancıtacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usuldevergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ilevergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri,”
25. 17/7/1964 tarihli ve 507sayılı mülga Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu’nun 2.maddesi şöyledir:
“İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya bir sokağınbelli yerinde sabit bulunsunlar, ticareti sermayesi ile birlikte vücutçalışmalarına dayanan ve geliri o yer gelenek ve teamülüne nazaran tacirniteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdanticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen,aynı niteliğe (Sermaye unsuru olsun, olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıcaçalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve İhtisasınıdeğerlendiren hizmet, meslek ve sanat , sahipleriyle bunların yanlarındaçalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükletemin eden kimselerin birinci maddede belirtilen amaçlarla kuracakları odalarbu kanun hükümlerine tabidir.”
26. 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanunhükümleri uygulanmaz; ,
ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üçkişinin çalıştığı işyerlerinde.”
27. 30/1/1950 tarihli ve 5521sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş Kanununa göreişçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve Efıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işverenvekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hakiddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzumgörülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 20/1/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/12/2013 tarihli ve2013/9100 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucu, işçi alacağından kaynaklanantazminat davasında, yaptığı işin kapsam itibarıyla esnaf faaliyeti olduğunu veuyuşmazlığın 507 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, buaçıdan iş mahkemesinin davaya bakmakta görevli ve yetkili olmadığını, ancakMahkemenin davayı iş davası olarak nitelendirdiğini, davacıların Bağ-Kur ve SSK kayıtlarını araştırmaksızın bilirkişiincelemesi yaptırdığını, davacıların kendi yanında çalıştığını iddia ettikleridönemde serbest olarak veya başka işyerlerinde sigortalı kapsamında çalışmalarıolduğunu, bu hususun Mahkemece göz önüne alınmadığını, Mahkemenin eksikincelemeyle usul ve kanuna aykırı değerlendirme yaparak karar verdiği, ayrıcareddi hâkim taleplerinin usul hükümlerine aykırı olarak aynı hâkim tarafındanincelenip reddedildiğini, bu konudaki itirazlarının Yargıtaycadeğerlendirilmediğini belirterek, Anayasa'nın 12., 36., 40., 60., 138., 141.,154. ve 173. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini belirterek ihlalinsonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
25. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde başvurucunun, Mahkemenin verdiği kararlar nedeniyle Anayasa’nın12., 40., 60., 138., 141., 154. ve 173. maddelerindeki haklarının ihlaledildiğini ileri sürdüğü görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucutarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olgularınhukuki tavsifini kendisi takdir eder (TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu yöndeileri sürdüğü iddiaların özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ileilgilidir. Bu nedenle başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamında; tarafsızmahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası, yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığı iddiası ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğiiddiası başlıkları altında incelenmiştir.
1. TarafsızMahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
26. Başvurucu, yargılamasırasında reddi hâkim talebinde bulunduğunu, bu talebinin usul hükümlerineaykırı olarak aynı hâkim tarafından değerlendirildiğini ve uyuşmazlığınsonuçlandırıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
27. Bakanlık, başvurucununtarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındadeğerlendirme yapmamıştır.
28. Başvurucunun reddi hâkimtalebinin aynı hâkim tarafından değerlendirilerek yargılamaya devam edilmesi veuyuşmazlığın yine aynı hâkim tarafından sonlandırılması nedeniyle ileri sürdüğüihlal iddiası, tarafsız mahkemede yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
29. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde açıkça, adil yargılanma hakkının birunsuru olarak, davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkından sözedilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkçabahsedilmemekle beraber, Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adilyargılanma hakkının zımni bir unsurudur (AYM, E.2002/170, K.2004/54, K.T.5/5/2004). Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirinitamamlayan iki unsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesigereği, Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (AYM, E.2005/55, K.2006/4, K.T.5/1/2006; E.1992/39, K.1993/19,K.T.29/4/1993).
30. Genel olarak tarafsızlık,davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahipolunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların lehve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.
31. Tarafsızlığın öznel venesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin bireyolarak, mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarakmahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM,E.2005/55, K.2006/4, K.T.5/1/2006). Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinintaraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın birbağının bulunması veya yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsızolamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan öncedava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlaledebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimintaraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel birkanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığımüddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Bununyanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin her hangi bir meşru kaygıveya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup, buhusus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93,25/02/1997, §§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95, 08/2/2000,§§ 55-57).
32. İlke gereği, eğer bir kararsonradan, “tam yargı yetkisini”haiz ve başlangıçtaki eksikliği gidermek suretiyle ilgili güvenceleringözetilmesini sağlayan bir yargı merciinin denetimine tabi olmuşsa, karar verenmahkemenin bağımsız veya tarafsız olmaması ya da söz konusu mahkemenin temelbir usuli güvenceyi ihlal etmesi 6. maddesininihlaline yol açmaz (De Haan/ Hollanda, B. No.22839/93, 26/8/1997, §§ 52-55).
33. Olay tarihinde yürürlükteolan HUMK’un 35. maddesinde, ret isteğinin zamanındayapılmaması, ret sebebinin veya talebe ilişkin inandırıcı delilingösterilmemesi, ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığının anlaşılmasıdurumunda reddedilen hâkimin kendisi tarafından ret isteminin geri çevrileceğihususu düzenlenmiştir.
34. Reddedilen hâkim Kanun’un35. maddesinde belirtilen hallerle ilgili, sınırlı bir inceleme yaparak retisteminin esastan incelenmeye değer görülmediğini tespit etmekle yetinecektir.
35. Mahkemenin reddi hâkimtalebiyle ilgili bir anlamda, ön inceleme olarak değerlendirilebilecek bukararı, HUMK’un 35. maddesinin ikinci fıkrası gereğiesas hükümle birlikte temyiz edilebilecek ve Yargıtay tarafındandenetlenebilecektir.
36. Başvurucu, davacısı olduğuaynı Mahkemenin başka bir dosyasında yargılamayı yürüten hâkimin babasıylakarşılıklı taraf olduklarını, hâkimin, o dosyada çekinme kararı verdiğini,dolayısıyla başvuruya konu dava dosyaları açısından da hâkimin tarafsızlığıkonusunda şüpheleri olduğunu, ayrıca dava dosyalarında ısrarla resmi belgeleringetirtilmesini talep ettiği halde bu taleplerine cevap verilmediğini ve eksikbilgi ve belgelerle bilirkişiden rapor aldırıldığını belirterek reddi hâkimtalebinde bulunmuş, Mahkeme ise başvuru konusu her iki dosyada da belirttiği “Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmişolduğu sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin Yargılamafaaliyetlerinden olduğu ve HUMK' da belirtilen reddi hâkim sebeplerinden hiçbirisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca Mahkememizin E.2009/89 sayılıdosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasında hiçbir bağlantıbulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı davalı vekilininreddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.”gerekçesiyle talebin geri çevrilmesine karar vermiştir.
37. Mahkeme her ne kadar kararınhüküm kısmında “Davalı vekilinin reddi hâkimtalebinin, hâkimin reddi sebepleri oluşmadığından reddine,”ibaresini kullanmış ise de kararın esas hükümle birlikte temyiz edilebileceğiniaçıkça belirttiği bu açıdan kararın HUMK’un 35.maddesinde belirtilen “reddi hâkim talebiningeri çevrilmesi kararı” niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
38. Buna göre; reddedilenhâkimin, Kanun’da sınırlı olarak belirtilen şartlar dahilinde yaptığı incelemesonucu verdiği geri çevirme kararının esas hükümle birlikte Yargıtay denetiminetabi olduğu, nitekim başvurucu tarafından da bu hususun temyiz aşamasında ilerisürüldüğü, dolayısıyla reddedilen hâkimin, HUMK’un35. madde hükümleri çerçevesinde sınırlı bir değerlendirme yaparak esas hükümlebirlikte Yargıtay denetimine açık olarak geri çevirme kararı vermesinin hâkimintarafsızlığından şüpheye düşürecek önemli bir sebep olarakdeğerlendirilemeyeceği, nitekim Yargıtayın dadosyadaki deliller çerçevesinde değerlendirme yaparak bu konudaki itirazlarıreddettiği anlaşılmıştır.
39. Bunun yanında başvuru konusuolayda, hâkimin tarafsızlığı konusunda doğrulanabilir somut olguların tespitedilmediği, başvurucunun, davaya bakan hâkimin babası ile başka bir dosyadadavalık olması hususu ile başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların,objektif olarak adil yargılanmaya ilişkin, taraflarda oluşması gereken kanaatüzerinde menfi etkide bulunacak bir elverişliliğe sahip olmadığı, “aksi yönde delil bulununcaya kadar, bir hâkiminkişisel olarak tarafsız olduğunun varsayılması gerektiği” hususundakitarafsızlık karinesini ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten hâkimintaraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel birkanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir delilin de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle,tarafsız mahkemede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açıkolduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
41. Başvurucu, yaptığı işinnitelik olarak esnaf faaliyeti olduğunu ve uyuşmazlığın 507 sayılı Kanunhükümleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, bu açıdan iş mahkemesinin davayabakmakla görevli ve yetkili olmadığını, bu hususun Mahkemece göz önünealınmadığını, Mahkemenin eksik incelemeyle usul ve kanuna aykırı olarakdeğerlendirme yaptığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
42. Bakanlık, başvurucununiddialarının delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının uygulanması vederece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümünün âdil olmamasına ilişkinolduğunu belirtmiştir.
43. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkraları şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz”
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardainceleme yapılamaz.”
45. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
46. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri ile kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bireysel başvurudaincelenemeyeceği ve bu çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Biranayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerininkararlarının yeniden incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktanyoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışındabırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay.San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).
47. Anayasa Mahkemesininbireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak,bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçederece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delillerideğerlendirmesinde ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatasıbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş, B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).
48. Başvurucu, ticariaraçlardaki iş ilişkisinin değerlendirilmesinde esas olanın araçlarda, araçsahibi dahil üç kişiye kadar çalışanın bulunması halinde iş ilişkisinin 507sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek araç sahibinin küçükesnaf sayılması gerektiğini, kendisinin minibüs dışında bir geliri olmadığını,bu açıdan davanın iş mahkemesinde görülemeyeceğini, bunun yanında davacılarınkendi yanında çalıştığı kabul edilen dönemde Bağ Kur kapsamında ve başkaişyerlerinde çalıştıklarına ilişkin sigorta kayıtları olduğunu, Mahkemenin ısrarlıtaleplerine rağmen bu belgeleri dosyaya getirtmediğini, eksik belge ve bilgiile bilirkişiden rapor aldırıldığını, bu nedenle mahkemenin davanın esasınıetkileyecek deliller toplanmadan usul ve yasaya aykırı değerlendirme yaparakkarar verdiğini iddia etmiştir. Mahkemece her iki dosyada verilen kararlarincelendiğinde, Mahkemenin, 507 sayılı Kanun ve bu Kanunu yürürlükten kaldıran5362 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde, davanın iş davası niteliğindeolduğunu tespit ettiği, davacıların sigorta ve bağ kur kayıtları ile buna görealdırılan bilirkişi raporları çerçevesinde değerlendirme yaparak sonucagittiği, Yargıtayın da gerekçelere iştirak ederekkararları onadığı anlaşılmıştır. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde,iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesindeve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu görülmektedir.
49. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına,kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafçasunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğunailişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdirhatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir
50. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun belirtilen iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarailişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının açıkça keyfilik veya bariz birtakdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiği İddiası
51. Başvurucu, Yargıtay ilamındareddi hâkim talebiyle ilgili bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerekgerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
52. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem taraflarınhem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgisahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz halegetirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açıkbir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).
53. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklindeyorumlanması uygun olup, bu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından öncekimahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No.2013/1213, 4/12/2013, § 26).
54. Somut başvuru açısından,başvuru konusu davalarda, reddi hâkim talebi üzerine Mahkemenin 26/10/2010 ve3/12/2010 tarihli kararlarında, esas hükümle birlikte temyiz yolu açık olmaküzere, taleplerin geri çevrilmesine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesinceoluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ilamları ile onandığı anlaşılmıştır.
55. Duruşmalı olarak yapılaninceleme sonucu verilen Yargıtay onama ilamlarında, dosyadaki iddia ve olgularaayrıntılı cevap verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı, ilamlarda Mahkemeningerekçesine atıf yapılarak başvurucunun, reddi hâkim talebi de dahil olmaküzere tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildiği, bu açıdan iddialarınilamlarda değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtaykararlarının gerekçesiz olduğundan bahsedilemez.
56. Başvurucunun gerekçeli kararhakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmakla, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun;
1. Tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığı iddiası yönünden“açıkça dayanaktan yoksun olması”,
3. Gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiası yönünden “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına,
20/1/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.