TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZAFER ÖZER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/65239)
Karar Tarihi: 9/1/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 18/3/2020-31072
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportörler
:
Ali Rıza SÖNMEZ
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Zafer ÖZER
Vekili
:
Av. Mehmet Halim YILDIZOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmamasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıbakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabuledilemez olduğuna karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelindeolağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde sonbulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- buteşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden veson yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çoksayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmabaşlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca (Başsavcılık) -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin debulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarınınbulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkındagözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).
10. Başvurucu, en son Ankara hâkimi olarak görev yapmıştır.Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında Başsavcılık tarafından ağırcezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY'nin hiyerarşikyapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmış ve başvurucu busoruşturma kapsamında 17/8/2016 günü Ankara İl Emniyet Müdürlüğünde gözaltınaalınmıştır.
11. Başvurucu aynı tarihte Başsavcılıkta ifade vermiştir.Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur.Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığınısavunmuştur. Başvurucu müdafii, dosyada atılı suçları işlediğine dair delilbulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.
12. Başsavcılık başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan tutuklanması istemiyle 17/8/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinesevk etmiştir. Başvurucunun sorgusu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinde aynıtarihte yapılmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde önceki anlatımlarına benzerşekilde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemiştir.
13. Hâkimlik başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... üzerlerine atılı bulunan silahlıterör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, şüphelilerinkaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı Şüphelilere isnat edilen suçun AğırCezayı gerektiren suç üstü halleri gerektiren suç olması nedeni ile CMK 2/1-Jve 2802 sayılı Kanununun yasanın 94 maddesi ve CMK’nun 100. maddesi ile ilgilidüzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnatolunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK.nun 101maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"
14. Başvurucu 23/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiş, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 26/8/2016 tarihinde itirazın kesinolarak reddine karar verilmiştir.
15. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 22/9/2016 tarihinde,Başsavcılığın talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucunun daaralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
16. Başvurucu karara itiraz etmiş, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği10/11/2016 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.
17. Başvurucu anılan kararı 21/11/2016 tarihinde öğrendiğinibeyan etmiştir.
18. Başvurucu 6/12/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
19. Başsavcılık soruşturmanın geldiği aşamayı ve mevcut delildurumunu değerlendirerek 3/3/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesini talepetmiştir. Bunun üzerine Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 3/3/2017 tarihinde sabit ikametgâh sahibi olduğu, kaçma ihtimalininbulunmadığı, delillerin büyük ölçüde toplandığı ve tutuklama tedbirinin devamınınartık gereksiz olduğu gerekçesiyle başvurucunun serbestbırakılmasına karar vermiştir. Bununla birlikte Hâkimlik, başvurucu hakkındayurt dışına çıkışının yasaklanması adli kontrol tedbirinin uygulanmasınahükmetmiştir.
20. Başsavcılık 26/9/2018 tarihli iddianame ile başvurucununsilahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yerağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDYhakkında genel bilgilere, sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillereyer verilmiştir. Başsavcılık -FETÖ/PDY'nin kendi üyeleri arasındaki iletişimyöntemlerinden biri olan ByLock isimlişifreli haberleşme programını kullandığı tespit edilmese de- başvurucununFETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olmasuçunu işlediğini iddia etmiştir. İddianamede suçlamaya esas alınan olgularözetle şöyledir:
i. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulunun31/8/2016 tarihli kararı ile başvurucunun meslekten çıkarıldığı belirtilmiştir.
ii. Tanık sıfatıyla anlatımlarda bulunan C.K. ve R.S.ninbaşvurucu hakkındaki beyanlarına yer verilmiştir. Başvurucu ile bir dönem aynıadliyede yargı mensubu olarak birlikte çalışan tanıkların soruşturmaaşamasındaki ifadelerinin ilgili kısımları şu şekildedir:
- C.K. ifadesinde "...İsimleri geçen ... ve Zafer Özer Diyarbakır adliyesinde görev yapanhâkimlerdir. 2014 HSYK seçimlerinden önce Yargıda Birlik adına yaptığımızçalışmalarda bu isimlerini verdiğim 4 kişi o dönem Yargıda Birliğin karşısındayer alan grup içerisinde hareket ettiler. Bu kişilerden ... ile Zafer Özer [başvurucu] isimli şahıslar o dönem biraz daha kriptodavranmaktaydı. Devlet erkanı Diyarbakır Adliyesine ziyarete geldiğinde, Ö. veİ. genelde iştirak eımezken S. ve Zafer kendilerini gerek karşılama içerisindegerekse davetlerde gösterirlerdi. Bu kişilerin gerek adliyede gerekse lojmankısmmda birlikte dayanışma içerisınde hareket ettiklerini, oturupkalktıklarını, Adliyenin yemek salonunda dahi birlikte yemek yediklerini gözlemledim.Bu gözlemlerin doğrultusunda Ö., S., İ. ve Zafer'in FETÖ-PDY ile irtibatlıolduğunu çok rahat söyleyebilirim..." şeklinde beyandabulunmuştur.
- R.S. ifadesinde "...ZaferÖzer isimli şahıs Diyarbakır adliyesinde görev yapmaktaydı. Kendisi seçim sürecindeYargıda Birlik toplantılarına iştirak eden bir kişiydi. Bu süreçte gerek benimgözlemlerim gerekse bana gelen duyumlar sonucunda kendisinin toplantılaraiştirakını engelledik. Zira Zafer o dönem Fetöcülerle birlikte ortak hareketetmekteydi. Yaptığımız toplantılarda aldığı bilgileri Fetöye aktardığınıdeğerlendirdiğimiz için böyle bir tasarrufta bulunduk ... Zafer'inde Fetöyleirtibatlı olduğunu söyleyebilirim..." şeklinde beyandabulunmuştur.
iii.HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen rapora değinilerek başvurucununkullandığı telefon ile haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütülen birkısım kişilerle görüşmesinin bulunduğu ancak bu kişilerin genellikle yargımensubu olduğu ve örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair bir tespite deyer verilmediği ifade edilmiştir.
21. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak alınan bu olgularailişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"...Şüpheli [başvurucu] hakkında; FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyleHSYK tarafından verilen meslekten çıkarma kararı, beyanlar, kolluk tarafındandüzenlenen raporlar ve tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller bir bütünolarak değerlendirildiğinde; şüphelinin, Fetullahçı silahlı terör örgütününideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği, kendi iradesini örgütüniradesine terk ettiği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgütle organikbağ kurduğu ve örgütün yargı yapılanması içinde yer aldığı ve anlatılanlehe/aleyhe tüm deliller ile savunması karşısında; şüphelinin, anılan silahlıterör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını açmaya yetecek derecedeyeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır."
22. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 25/10/2018 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2018/404 sayılı dosyasıüzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
23. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. İlgili hukuk için bkz. AdemTürkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi (GK), B. No: 2016/14597,31/10/2019, §§ 33-48.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararlatutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerininbulunduğunun somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını,tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
27. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayetedilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasınakarar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veyakovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler veSavcılar Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma yürütülmüş,yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak tutuklanmıştır.
28. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesi kapsamındaincelenmesi ve bu tedbirin meşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirkentutuklama kararının verildiği andaki genel koşulların göz ardı edilmemesigerektiği ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca darbe teşebbüsü sonrasındateşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlikiçinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersizkalmasının söz konusu olabileceğine dikkat çekmiştir. Bakanlık, tutuklamakararının gerekçesinden başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kuvvetlisuç şüphesini gösteren somut delillere dayanıldığının anlaşıldığı vetutuklamaya dair verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucununtutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağı görüşündedir.
29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarakbaşvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
30. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
31. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
32. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasınınhukuki olmadığına yönelik olduğu anlaşıldığından anılan şikâyetlerinAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. UygulanabilirlikYönünden
33. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
34. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 187-191).
35. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklamatedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındakiyapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
36. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan buiddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
38. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktansonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmekşartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlıolarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
39. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
40. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgularınniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 72). Bununla birlikte tutmanın bir amacı da kişi hakkındakişüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veyakovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76). Bu nedenle yakalamaveya tutuklama anında tüm delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlakagerekli değildir. Bu bakımdan suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esasteşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasınınsonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacakolguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, §73).
41. Diğer yandan bir şüpheli veya sanık hakkında -özellikledarbe teşebbüsünden hemen sonra ortaya çıkan koşullarda teşebbüsle ya dateşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle-verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren tümsomut deliller yeterince ifade edilememiş olabilir. Buna karşılık AnayasaMahkemesi, bireysel başvuruları incelerken ilgili soruşturma veya davadosyalarına UYAP aracılığıyla erişim sağlayabilmektedir. Dolayısıyla tutuklamaile bağlantılı şikâyetleri içeren bireysel başvurularda tutuklama kararında yerverilen, değinilen veya atıf yapılan delillerin içeriğinin anlaşılmasıbakımından UYAP üzerinden erişim sağlanan dosyadaki bilgi ve belgelerden,özellikle de bu delillerin içeriğinin ve bunlara ilişkin soruşturmamercilerinin değerlendirmelerinin etraflıca ifade edildiği belge olaniddianameden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, tutuklamanınhukukiliğine ilişkin iddiaların dile getirildiği bireysel başvurularıincelerken tutuklama kararında değinilmese de soruşturma dosyasında yer alan veiddianamede suçlamaya esas alınan olguları UYAP üzerinden erişim sağlayabildiğiölçüde değerlendirmektedir.
42. Bu değerlendirme yönteminin darbe teşebbüsünden sonrauygulanan tutuklama tedbirleri yönünden bir zaruret olduğu ortadadır. Özellikleteşebbüsten hemen sonra tutuklanan kişiler hakkındaki tutuklama kararlarındasuç şüphesinin varlığını gösteren tüm somut delillerin ayrıntılarıyla ifadeedilmesinin güçlüğü izahtan varestedir. Bu koşullarda uygulanan tutuklamatedbirleri yönünden tedbirin uygulandığı sırada ifade edilmeyen, suçlamaya esaskuvvetli belirtilerin soruşturma mercilerince sonradan etraflı bir şekildeaçıklanıp değerlendirilmesi makul karşılanmalıdır. Bu itibarla darbeteşebbüsünden hemen sonra uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığıincelenirken tutuklama kararında atıf yapılanların yanı sıra UYAP üzerindenerişim sağlanan dosya kapsamında yer alan ve genellikle iddianamede suçlamanındayanağını oluşturan tüm olgular değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
43. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığınkaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularınbulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizlemeveya değiştirme, tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerindetutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetlişüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkinbir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
44. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacakhususlardan biri, tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacakolan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
45. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikteyargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığıAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustakidenetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkinsüreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; GülserYıldırım (2), § 124).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
46. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıylayürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
47. Diğer taraftan başvurucu, bir hâkim olarak mesleğindenkaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
48. Anayasa Mahkemesi; darbe teşebbüsünden sonraki dönemde buteşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkındauygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvurularıincelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veyagörevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bunedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gereksediğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olaraksoruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnatedilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayıgerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal vehukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanunidayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleriarasından bkz. Adem Türkel, §§52-59; Erdem Doğan, B. No:2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklıolarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevinegiren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturmayürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlardabelirtilmiştir (Mustafa Özterzi,§ 93). Somut başvuruda anılan kararlardan yer alan değerlendirmelerden vevarılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
49. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkimolması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceleruygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Buitibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
50. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
51. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucuyönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genelolarak değinilmiş ancak herhangi bir olguya ilişkin başka açıklamaya yerverilmemiştir (bkz. § 13).
52. İddianamede ise suçlamaya ilişkin olarak başvurucununmeslekten çıkarılmasına, iki tanığın başvurucuya ilişkin beyanlarına vebaşvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülenbazı kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporunadayanılmıştır(bkz. §§ 21, 22). Dolayısıyla somut olayın koşullarındabaşvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının buolgular temelinde incelenmesi gerekmektedir.
53. Darbe teşebbüsünden sonra başta soruşturma mercileri olmaküzere yargı organları ve kamu makamları büyük bir zorlukla karşı karşıyakalmışlardır. Teşebbüsün savuşturulmaya çalışıldığı sırada hem doğrudanteşebbüsle bağlantılı olduğu değerlendirilen binlerce kişi hakkında hem deteşebbüsle bağlantılı olmasa da bunun arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ilebağlantılı olduğu değerlendirilen ve önemli bir kısmı kamu görevlisi olan onbinlerce kişi hakkında ivedilikle soruşturma yürütülmesi ihtiyacı ortayaçıkmıştır.
54. Ülkenin savaş uçağı, helikopter ve tank gibi savaşaraçlarının dahi kullanıldığı bir darbe teşebbüsüne maruz kalması dolayısıylabu teşebbüsle ya da bunun arkasındaki yapılanma ile bağlantılı kişiler hakkındaivedilikle soruşturma başlatılması ve bu soruşturmalar kapsamında bazışüpheliler hakkında yakalama, gözaltı, tutuklama gibi koruma tedbirlerine başvurulması,suç işleyenlerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamak üzere soruşturmalarınselamet içinde yürütülmesi amacının yanı sıra darbe teşebbüsü ve onunarkasındaki yapılanma nedeniyle millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşantehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi gayesine de yöneliktir.
55. FETÖ/PDY'nin kamuda en yoğun şekilde örgütlendiği alanlardanbirinin yargı olması nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan bu kamugörevlileri arasında yargı mensupları önemli bir yer tutmuştur. Bu bağlamdaHSYK, darbe teşebbüsünün devam etmekte olduğu dönemde bu teşebbüsün arkasındakiyapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle çok sayıda hâkim veCumhuriyet savcısının görevdenuzaklaştırılmasına karar vermiştir. Aynı değerlendirmeyle YargıtayBirinci Başkanlık Kurulunun bazı mensuplarının Yargıtaydakiyetkilerinin kaldırılmasına, Danıştay Başkanlık Kurulu ise bir kısımüyesinin görev yaptıkları dairelerdekigörevlerinin sonlandırılmasına karar vermiştir. Süreç içinde de çoksayıda yargı mensubu hakkında görevdenuzaklaştırma ve meslekten çıkarmaidari tedbirlerine başvurulmuş, ayrıca başlatılan ceza soruşturmalarıkapsamında bu kişilerin büyük bölümü hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklamatedbirleri uygulanmıştır.
56. Bu kapsamda verilen tutuklamaya ilişkin kararların önemlibir kısmında şüphelilerin suç işlediklerine dair somut delillerin bulunduğuifade edilirken veya düzenlenen iddianamelerde suçlamaya ilişkin olgularaçıklanırken söz konusu görevdenuzaklaştırma, yetkilerinikaldırma ve dairelerdekigörevlerini sona erdirme veyameslekten çıkarma şeklindeki idari kararlara atıf yapılmıştır. Buitibarla anılan kararların kuvvetli suç belirtisi ölçütünü karşılayıpkarşılamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
57. Darbe teşebbüsünün yanı sıra teşebbüsten veya teşebbüsünarkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinden kaynaklanan tehdit vetehlikenin bertaraf edilmeye çalışıldığı bu aşamada teşebbüsün arkasındakiyapılanma ile bağlantılarının olduğu değerlendirilen yargı mensupları hakkındauygulanan idari tedbirlere ilişkin bu kararların ilgili mercilerde oluşan birkanaate dayalı olarak verilmesi söz konusu olsa da içeriğinde kendileriyleilgili bir eylem veya olgudan bahsedilmeyen kişiler bakımından bunların -tekbaşına- kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
58. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok karardagörevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindekiidari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin kararamuhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuanlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır B. No: 2016/29354,4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B.No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A.,B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş,B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; MustafaÖzterzi, § 104). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevdenuzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlardabaşvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirme bulunmadığındanbunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulümümkün değildir.
59. Diğer taraftan soruşturma mercilerinin başvurucu hakkındatanık C.K. ve R.S.nin vermiş olduğu beyanlara dayandığı görülmektedir. Adıgeçen tanıklar 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimleri sırasında başvurucu ileaynı adliyede görev yapan yargı mensuplarıdır. Tanıkların beyanları genelolarak başvurucunun HSYK üye seçimleri sürecindeki tutumlarına ilişkindir.
60. 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinde ilk derecemahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılar da aday olmuş, oy kullanmışlardır.Belirlenen seçim sistemi uyarınca hâkim ve savcılar adli yargıdan yedi asıl,dört yedek; idari yargıdan üç asıl, iki yedek üyeyi seçecek olup Yargıda BirlikPlatformu (YBP) ile Yargıçlar Savcılar Birliği (YARSAV) seçimde destekledikleriadaylarını açıklamıştır. Bu iki yargı örgütünün desteklediklerinin dışında bazıadaylar seçime bağımsız olarak(bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade etmişlerdir.Kendilerini bağımsız adaylarolarak tanımlayan ve seçim sürecinde hukuk çevrelerinde FETÖ/PDY ilebağlantılarının olduğuna dair iddialar bulunan -ve darbe teşebbüsünden sonra buyapılanmaya iltisak ve bununla irtibatlarının bulunduğu gerekçesiyle meslektençıkarılmış olan- bu yargı mensupları lehine çok sayıda hâkim ve savcınınpropaganda faaliyetinde bulunduğu ve seçim çalışmalarına destek verdiğibilinmektedir. Nitekim yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında alınan birçok şüpheli veya tanığınifadelerinde bu hususa yer verilmiştir. Seçim sonuçları incelendiğinde seçime bağımsız olarak girdiğini beyan eden adliyargıdan on adayın binlerce hâkim savcıdan blok olarak oy aldığı ve bunlardanikisinin HSYK yedek üyeliğine seçildiği, idari yargıdan ise beş adayın yüzlercehâkimden blok olarak oy aldığı ve bunlardan ikisinin HSYK asıl üyeliğineseçildiği görülmektedir.
61. Bu kapsamda anılan seçim sürecinde örgütsel ilişkiçerçevesinde söz konusu adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veyaseçim çalışmalarına katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlar bakımından yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarakdeğerlendirmesi söz konusu olabilir. Bununla birlikte tanık beyanlarındabaşvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir eylem vefaaliyetin içinde yer aldığına dair bir anlatım mevcut değildir. Tanıklar,aksine başvurucunun bu süreçte geri planda durduğunu ifade etmişlerdir. Buitibarla tanıkların başvurucunun bututumunun FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki açıklamalarınınherhangi bir olguya değil kişisel değerlendirme ve kanaatlerine dayalı olduğugörülmektedir.
62. Öte yandan soruşturma mercilerince başvurucunun haklarındaFETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen bazı kişilerle telefongörüşmelerinin olduğu belirtilmişse de söz konusu telefon görüşmelerininörgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit ya da iddia mevcutdeğildir. Aksine görüşülen kişilerin çoğunlukla yargı mensupları olduğu ifadeedilmiştir. Yine görüşmelerin içeriğine ilişkin herhangi veri bulunmamaktadır.Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin yargı alanındaki yöneticileriyle(imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair bir belirleme de yoktur. Bu durumdasomut olayın koşulları itibarıyla -içeriği belli olmayan- bu telefon görüşmekayıtlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarakkabulü mümkün değildir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi, § 106).
63. Bu itibarla başta tutuklama kararı olmak üzere soruşturmabelgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtininyeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
64. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
65. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırıolduğu sonucuna varılmıştır.
66. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın olağanüstüdönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını vesınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
c. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
67. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacakgüvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması yer almaktadır.Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için ön koşulolduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin tümgüvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenlebenimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerdede kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbirolarak kabul edilemez (Şahin Alpay[GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; MehmetHasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 156).
68. Somut olaydaAnayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının suç işlediğine dair belirtilerisomut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinebaşvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak veözgürlüklerin kullanımının durdurulmasını, sınırlandırılmasını düzenleyen 15.maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyimeşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Şahin Alpay, § 110; Mehmet Hasan Altan (2), § 157).
69. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
4. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
71. Başvurucu tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte 1.000.000TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
72. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
73. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
74. Başvurucu hakkındaki tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Soruşturma sürecinde 3/3/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesinekarar verilmiştir ve tutukluluk hâli sona ermiştir.
75. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNASerdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 19. Ağır CezaMahkemesine (E.2018/404) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/1/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
B.Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No: 2016/14597(Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden vegerekçelerle; 17.8.2016 tarihinde tutuklanan, soruşturma devam ederken kimihâkim tanıklarca FETÖ bağlantısı olduğu yolunda beyanlarda bulunulan, 3.3.2017tarihinde tahliye edilen ve hakkındaki yargılama derdest olan başvurucu hakkındakiilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterinceortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksiyöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluylaAnayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiğikonusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketmegirişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorumyetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargıorganlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 17.08.2016 tarihinde tutuklanan ve 06.12.2016tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmadurumu, 03.03.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesincebaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarakhürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireyselbaşvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olanolası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlalkararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) birsonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireyselbaşvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireyselbaşvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek vegiderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak aramayolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınadayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanınkanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesininmevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunupbulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklamatedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı CezaMuhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlubir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynıKanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanındevamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklamatedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıfyapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen birkişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireyselbaşvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sonaermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilenberaat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada gerçekleşmişolması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasınayönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası açabileceğinibelirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucutahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olmasıveya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olmasıhallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucuhakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiylekabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusuhükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tümbaşvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esasıincelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddiaedilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının var olupolmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda atıfyapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiğiiddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibaredilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukaaykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan,Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun bulunup bulunmadığınınbelirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma yaklaşımından B.T. kararıylavazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme merkezlerindeki tutmakoşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı başvuru, başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. AnayasaMahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele oluşturduğuiddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğinitespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu edilebileceğinibelirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türkhukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya datutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işleminekarşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davadaincelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalarbulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağınıiddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türdenşikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlikkazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derecemahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişininCMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin vetutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitindevam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürütenmahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkındamahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veyakesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklamatedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiğiveya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolununetkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda,kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyethükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemekyerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygunolmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin incelenmesinde,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya beraat kararıverilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi olmamalıdır.Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devamediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor olması veya davadamahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesine engelteşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir inceleme yapamamasıgerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik kararı verilmesitutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği gibi mahkûmiyetkararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun olduğunu göstermez.Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusundaberaat kararı verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğunakarar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyetkararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısalsürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminatnedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanunauygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmayayer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıylailgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasınıinceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtinaedebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmekgerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağırceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarınınvar olup olmadığını inceleyebilmesigerekmektedir. Anılan hükme göre kanunda
öngörülen şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminatmahkemesinin kanundan kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturmaaşamasında yargılamayı yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiğitutuklama veya tahliye kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır cezamahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerekkaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyleolunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiğitutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespitedilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındakitutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminatyolunun tüketilmesinin aranması,Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün sonaermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik iddiaların,CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d) bentlerindedüzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin yaklaşımıyla dauyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındakikamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yoluaşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadıdoğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkinkararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetlisuç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birliktedevam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) NitekimAnayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olupesastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklamanedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olanmahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olupolmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu türbaşvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutuklulukşikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığınıinceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanandavalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 dadeğinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzuntutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıylatahliyeedilmişolmasınedeniyleCMK141’de düzenlenen tazminat yolununtüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun,tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgiliolduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutuklulukşikâyetiyle ilgili açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukukaaykırılığı tespit ve yeterli giderim sağlama hususlarında karar verirkentedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunmahakkına müdahale teşkil edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tümkoşullarını dikkate almak durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi,CMK’nin 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama,tutuklama gibi tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıradiğer temel haklara müdahale sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanunyolu niteliğini haiz olduğunu ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasifaaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden de başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun, tutuklanmasına neden olanfiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasifaaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası zımnen tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK 141. maddedeki yola başvurmasıdurumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinitespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun tutuklanmasına konueylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını tespit edebiliyorsa, tutuklamanınhukuki olup olmadığını da elbette ki tespit edebilir. Zira delillerdeğerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin tespitedebilmesi mümkün değildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğinitespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHMde Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yoluntüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- ebendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. NitekimAnayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendinede atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlıolmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkündeğildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıkladığım gerekçelerle başvurunun başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğinidüşündüğümden çoğunluğun işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oluşangörüşüne katılmadım.
Üye
Kadir ÖZKAYA
___________________
1 Halas Aslan, B.No: 2014/4994, 16.2.2017.
2 Reşat Ertan,2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34
3 Kamil Erdoğan, B.No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42
4 Fatma Maden, §47,Ertuğrul Raşit Benal, §40
5 Erkam AbdurrahmanAk, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,29/9/2016,§37
6 Neslihan Aksakal,B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,9/5/2018, § 24-26.
7 Yargıtay 12. CezaDairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı
8 Benzer durumlarbakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığınıgösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolununkesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da sözkonusu değildir.
9 B.T. [GK], B. No:2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.
10 Cafer Yıldız,B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§37-40.
11 Bkz. BesimeKonca, B. No: 2017/5867, 3/7/2018.
12 Mehmet Özdemir,B. No: 2017/37283, 29/11/2018
13 Ali Bulaç [GK],B. No: 2017/6592, 3/5/2019
14 bkz. Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.
15İrfan Gerçek, B.No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37
16Bkz. Örneğin, HüsnüAşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,16/2/2017, § 87.
17Mustafa Avci, B.No: 2014/1545, 22/3/2018
18 Mustafa Avci, §27
19 Mustafa Avci, §35-38
20 Mergen vediğerleri/Türkiye kararı, §36