TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZEKİ DEMİREL VE YUSUF DEMİREL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/198)
Karar Tarihi: 20/11/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucular
:
Zeki DEMİREL
Yusuf DEMİREL
Vekilleri
:
Av. Neşen ÇELİK KALELİ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular,29/5/2006 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescildavasının reddedildiğini, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler,tazminat talep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular, 6/1/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/2/2014 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyaların Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölümtarafından 13/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurukonusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/5/2014 tarihli görüş yazısı, 21/5/2014tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş, başvurucular vekili süresiiçinde karşı beyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilenilgili olaylar özetle şöyledir:
7. a. Başvurucu Zeki Demirel, 18/11/2004 tarihinde N.Y.aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, 23/5/1985 tarih ve ciltno: 71 sırasında tapuya tescilli taşınmazın ¼hissesini haricen satın aldığını ileri sürerek adına tescilini talep etmiştir.
b. Mahkemece 3/2/2005 tarih ve E.2004/179, K.2005/16 sayılıilamla davanın kabulüne, taşınmazın ¼ hissesinin başvurucu Zeki Demirel adınatapuya tesciline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.
8. a. Başvurucu Yusuf Demirel, 18/11/2004 tarihinde M.T. vearkadaşları aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, 23/5/1985tarih ve cilt no:71 sırasında tapuya tescilli taşınmazı haricen satın aldığınıileri sürerek adına tescilini talep etmiştir.
b. Mahkemece 17/3/2005 tarih ve E.2004/178, K.2005/34 sayılıilamla davanın kabulüne, taşınmazın başvurucu Yusuf Demirel adına tapuyatesciline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.
9. Taşınmazın bulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmalarısonunda taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.
10. Başvurucular, 29/5/2006 tarihinde, Maliye Hazinesi veTunceli Belediye Başkanlığı aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıklarıdavada, Mahkeme kararlarıyla adlarına tapuya tescilli taşınmazın, kadastroçalışmaları sırasında ölçüm dışı bırakıldığını ileri sürerek, ada ve parselnumarası verilerek adlarına tescilini talep etmişlerdir.
11. Mahkemece, 22/6/2006 tarih ve E.2006/119, K.2006/144sayılı kararla başvuruculara ait tapu kayıtlarının dava konusu yeri kapsadığı,ancak miktar olarak 1 dönümlük kısma isabet ettiği, başvurucuların lehineeklemeli zilyetlikle kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyledavanın kabulüne, toplam 86.318,43 m2 miktarındaki taşınmazın başvurucularadlarına tapuya tesciline karar verilmiştir.
12. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 31/10/2006tarih ve E.2006/5156, K.2006/6520 sayılı ilamıyla görev hususunundeğerlendirilmesinden sonra karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükümbozulmuştur.
13. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, Orman İdaresi davayamüdahil olarak katılmış olup, yargılama sonunda, 18/4/2007 tarih ve E.2006/374,K.2007/79 sayılı kararla, taşınmazın değerinin Mahkemenin görev sınırınınüzerinde olduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Tunceli AsliyeHukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
14. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 5/7/2007tarih ve E.2007/3727, K.2007/4250 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
15. Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılamasonunda, 20/7/2007 tarih ve E.2007/239, K.2007/245 sayılı kararla tespit dışıbırakılan yer üzerinde, dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik koşullarınınoluşmadığı, dolayısıyla kazandırıcı zamanaşımı şartlarının gerçekleşmediğigerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
16. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11/12/2007tarih ve E.2007/5626, K.2007/7151 sayılı ilamıyla taşınmazın orman sayılanyerlerden olup olmadığının tespitiyle sonucuna göre karar verilmesi gerektiğibelirtilerek hüküm bozulmuştur.
17. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 3/4/2008 tarih veE.2008/1307, K.2008/1862 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
18. Mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya E.2008/122sayılı dava dosyasında devam edilmiştir.
19. Aynı taşınmaza ilişkin olarak K.Z. ve onbirarkadaşı tarafından, Maliye Hazinesi ve Tunceli Belediye Başkanlığı aleyhine,Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2009/401 sayılı dosyasında açılan taputescili davasında, 6 dönüm miktarındaki kısmın adlarına tescili talep edilmişve Mahkemece dosyanın E.2008/122 sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine kararverilmiştir.
20. Asıl ve birleşen davalarda yapılan yargılama sonunda,29/3/2010 tarih ve E.2008/122, K.2010/165 sayılı kararla başvurucularındayandığı tapu kaydının taşınmazın 919 m2’lik kısmına tekabül ettiği, davakonusu edilen yerin bir kısmının başvurucular adına tescil edilmiş olduğu, 919m2’lik kısmın taşınmazın bütünü ile birlikte orman niteliğinde olduğu, ayrıcakeşif sırasında taşınmazın mayınla kaplı olduğunun anlaşıldığı, dolayısıylazilyet olunmasının mümkün olmadığı, sonuç olarak taşınmazın tamamının özelmülkiyete konu olamayacağı ve zilyetlik de bulunmadığı gerekçesiyle asıl vebirleşen davanın reddine, 63.905,09 m2 miktarındaki kısmın orman niteliğiyleHazine adına tapuya tesciline, kalan kısım yol ve park alanı olarak ayrıldığıiçin tescil taleplerinin reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (A.A.Ü.T.)üzerinden hesaplanan 57.914,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarakdavalılara verilmesine karar verilmiştir.
21. Temyiz üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 28/12/2010tarih ve E.2010/14872, K.2010/16891 sayılı ilamıyla taşınmazın ormanniteliğinde olup devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu,tapu ya da kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılamayacağı, tapukaydının hukuken değer taşımayacağı gerekçesiyle hükmün onanmasına kararverilmiştir.
22. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 20. HukukDairesinin 16/3/2011 tarih ve E.2011/3263, K.2011/2807 sayılı ilamıylabaşvurucuların taleplerinin harç, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ilesınırlı olmak üzere kabulüne, diğer istemlerinin reddine, katılan Ormanİdaresinin talebinin kabulü ile yol ve park olarak ayrılan kısma yönelik olarakhükmün bozulmasına karar verilmiştir.
23. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılamasonunda 19/9/2011 tarih ve E.2011/261, K.2011/390 sayılı kararla birleşendavada vekâlet ücreti dışında kalan kısımlar kesinleştiği için yeniden kararverilmesine yer olmadığına, asıl davada başvurucuların taleplerine ilişkinolarak 29/3/2010 tarihli kararın, davanın reddine ve başvurucular tarafındanyapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına dair kısımlarıkesinleştiği için yeniden karar verilmesine yer olmadığına, 63.905,09 m2’likyerin orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline dair karar kesinleştiğiiçin yeniden karar verilmesine yer olmadığına, yol ve park olarak ayrılankısımların da orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, taşınmazındeğerine göre eksik harcın tamamının Orman İdaresi tarafından yatırılmadığıgerekçesiyle 57.194,00 TL vekâlet ücretinin yarısı olan 28.957,00 TL vekâletücretinin başvuruculardan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.
24. Temyiz üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26/11/2012tarih ve E.2012/4956, K.2012/13287 sayılı ilamıyla kararda bir isabetsizlikgörülmemiş ancak hüküm, vekâlet ücreti olarak 2.860,00 TL’nin başvuruculardantahsiline şeklinde değiştirilmiş ve başvurucular lehine düzeltilerekonanmıştır.
25. Karar düzeltme istemi üzerine, aynı Dairenin 4/11/2013tarih ve E.2013/5273, K.2013/9561 sayılı ilamıyla başvurucuların taleplerireddedilmiş; Maliye Hazinesinin talebi kabul edilerek, düzelterek onamakararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
26. Karar, başvuruculara 9/12/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
27. Başvurucular, 6/1/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgiliHukuk
28. Anayasa’nın 169. maddesinin birincive ikinci fıkraları, 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 30. maddesi, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun716. maddesi, 31/8/1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesi,21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16., 17. ve 18. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 6/1/2014 tarih ve 2014/198 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
30. Başvurucular, mahkeme kararlarıyla adlarına tapuya tesciledilen taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını,29/5/2006 tarihinde açtıkları tescil davasında, dava tarihinde taşınmazüzerinde orman vasfını gösteren ağaç veya çalılık olmadığı halde, uzun sürenyargılama süresince taşınmazı kullanamadıkları için çalılıklarla kaplandığıhususunun dikkate alınmadığını, taşınmazın tarım arazisi olduğunu, adlarınatapuya tescilli taşınmazın yetersiz delillerle ve hatalı haritalarla ormanolarak Hazine adına tescil edildiğini, zira haritada Tunceli il merkezinin dahiorman olarak gösterildiğini, haritaların hatalı olduğunun Orman İdaresininbilgisi dâhilinde olmasına rağmen Mahkemeye bildirilmediğini, delillerintakdirinde bariz bir şekilde keyfilik bulunduğunu, aleyhlerine Maliye Hazinesiveya Orman İdaresi tarafından açılan bir dava olmadan taşınmazın Hazine adınatescilinin doğru olmadığını, tüm bunlara rağmen Tunceli Asliye HukukMahkemesince davanın reddine karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafındanonandığını, yüksek miktarda vekalet ücreti ödemeye mahkum edildiklerini, ormanharitalarının hatalı olduğunu temyiz safhasında ileri sürmelerine rağmen bubelgelerin Yargıtay tarafından incelenmediğini, taşınmaza, değeri ödenmeksizinel konulmuş olduğunu, Devlet tarafından taşınmazın orman amacı dışındakullanılacağını ve üzerine binalar yapılacağını, makul sürede yargılamayapılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
31. Başvurucular, adlarına tapu siciline tescilli taşınmazınkadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını, Tunceli Asliye HukukMahkemesinde açtıkları tescil davasının reddedilerek taşınmazın, orman vasfıile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verildiğini, bu şekilde tapulutaşınmazlarına herhangi bir bedel ödenmeksizin el konulduğunu belirterekmülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
32. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvuruculara aittaşınmazın özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu, tapu işlemlerininbir bütün oluşturduğunu ve bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesine göre Devletin sorumluluğununbulunduğunu, 10 yıllık zamanaşımı süresince Maliye Hazinesi aleyhine tazminatdavası açılabileceğini, bu davayı açmadan yapılan bireysel başvurunun, başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini bildirmiştir.
33. Başvurucular, Bakanlık görüşüne katılmadıklarını,taşınmazın adlarına tescilini talep ettiklerini, tazminat istemediklerini,mülkiyet haklarının ihlal edildiğini belirtmişlerdir.
34. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
35. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
36. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
37. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkınasahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırıolamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zararvermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğuşeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı verenbir haktır (Anayasa Mahkemesinin 17/5/2012 tarih ve E.2011/58, K.2012/70 sayılıkararı).
38. Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesinçevreden eşit şekilde yararlanması hakkının bir uzantısı olarak Anayasa’da veOrman Kanunu’nda, orman arazilerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğubelirtilerek, bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır (B. No: 2012/1315,16/4/2013, § 19).
39. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararıamacıyla sınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılıolması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hemde ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya daorman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksiziniptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlali olaraknitelendirmiştir. Bu kararlarda çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ilebireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunmasıgerektiği ve karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceğisonucuna ulaşılmıştır (B. No: 2012/1315, 16/4/2013, § 20).
40. Orman arazilerinin korunması amacıyla mülkiyet hakkınamüdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının mülksahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları bulmasıgerekeceği açıktır (B. No: 2012/1315, 16/4/2013, § 21).
41. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi,tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu,Devletin, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edebileceğinihüküm altına almıştır.
42. Başvuru konusu olayda, kısmen başvurucular adına tapuyatescilli taşınmazın, kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakılmasıüzerine, başvurucular tarafından 29/5/2006 tarihinde Maliye Hazinesi ve TunceliBelediye Başkanlığı aleyhine tapu kaydına ve zamanaşımına dayalı olarak tescildavası açılmıştır. Orman Genel Müdürlüğü, yargılama sırasında müdahil olarakdavaya katılmıştır. Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince, başvurucuların tapukaydının dava konusu yerin 919 m2'lik kısmına tekabül ettiği, bu kısım ile davakonusu toplam 63.905,09 m2 miktarındaki taşınmazın ve yol ile park olarakgösterilen kısmın özel mülkiyete konu olamayacak nitelikte ve orman vasfındaolduğu gerekçesiyle davanın reddine ve taşınmazın tamamının orman vasfı ileMaliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Mahkemece verilenkararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 26/11/2012 tarihinde onandığı ve karardüzeltme isteminin aynı Daire tarafından 4/11/2013 tarihinde reddedilerekhükmün kesinleştiği anlaşılmıştır.
43. Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinin kararlarıyla taşınmazınkısmen başvurucular adlarına tapuya tescil edildiği belirlenmiştir. Taşınmazınbulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmaları sırasında bu tapu kaydı dikkatealınarak kadastro tespiti yapılması gerektiği halde, taşınmaz tespit dışıbırakılarak başvurucular adlarına tespit ve tescil gerçekleştirilmemiş,başvurucular tarafından açılan tescil davası sonunda ise taşınmazın ormanarazisi olduğu kabul edilerek orman vasfı altında Maliye Hazinesi adına tapuyatesciline karar verilmiştir.
44. Maliye Hazinesi, özel mülkiyete ilişkin tapu kayıtları oluşmadanorman arazilerini belirlemesi gerekirken bunu zamanında yapmamış, bireyleradına tapu kaydı düzenlendikten sonra tapuya kayıt düşerek taşınmazsahiplerinin malları üzerinde tasarrufta bulunmalarına engel olmamıştır.
45. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarakbirbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındakikadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bunlardandoğan zararlardan 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesinegöre Devletin sorumluluğuna başvurulabilir. Burada Devletin kusursuzsorumluluğu söz konusu olabilir. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlıçıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesiile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğrututulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksızkayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür (Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 18/11/2009 tarih ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı).
46. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılıKanun’un 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazminiiçin 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi gereğinceon yıllık zamanaşımı süresinde, Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler(Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 6/11/2012 tarih ve E.2012/10378, K.2012/21509sayılı ve 13/11/2012 tarih ve E.2012/15128, K.2012/22473 sayılı kararları).
47. Sözü edilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları gözönünde bulundurulduğunda, başvurucuların yukarıda belirtilen çerçevede, tapudaadlarına kayıtlı taşınmazın kendileri tarafından kullanılmasına veyatasarruflarına engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydınıniptali hâlinde, söz konusu işlemin yapılmasından itibaren on yıl içerisindeHazine aleyhine adlî yargıda tazminat davası açmaları mümkündür. Yargıtayiçtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarakbelirleneceği kabul edilmektedir. Kamu yararı nedeniyle tapulu taşınmaza elkonulması suretiyle yapılan sınırlama, el konulan taşınmazın gerçek bedeli esasalınarak ödenecek bir tazminatla başvurucu açısından dengelenebilir (B. No:2012/1315, 16/4/2013, § 27).
48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
49. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığıtakdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derecemahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincilnitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ileçözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18).
50. Kısmen başvurucular adına tapuya kayıtlı taşınmazınkadastro çalışması sırasında tespit dışı bırakılması üzerine, başvuruculartarafından açılan tescil davası sonunda taşınmazın orman olarak tapuya tesciledilmesinden sonra, başvurucuların tazminat talebiyle herhangi birbaşvurularının bulunmadığı görülmektedir. İdari ve yargısal başvuru yollarınıntamamı tüketilmeksizin yapılan bir bireysel başvurunun kabul edilmesi mümkündeğildir.
51. Açıklanan nedenlerle, taşınmazatazminat ödenmeksizin el konulması suretiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemişolması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
52. Başvurucular, adlarına tapu siciline tescilli taşınmazile uzun süredir kullandıkları ve zamanaşımına dayalı olarak malik sıfatıylazilyet oldukları taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışıbırakıldığını, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasınınreddedilerek taşınmazın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tescilinekarar verildiğini, taşınmaz üzerinde orman özelliği gösteren çalılık ve ağaçlıkolmadığı halde yargılama süresince taşınmazı kullanamadıkları için çalılıklarlakaplandığını, bu hususun Mahkemece değerlendirilmediğini, taşınmazın tarımarazisi olarak kullanıldığını, orman haritalarının hatalı olduğunu, ziraTunceli il merkezinin dahi bu haritalarda orman olarak gösterildiğini, yetersizdelillere ve hatalı haritalara dayalı olarak taşınmazın orman vasfı ile MaliyeHazinesi adına tapuya tesciline karar verildiğini, aleyhlerine açılan bir davaolmadan taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil edilmesinin de doğruolmadığını, orman haritalarının hatalı olduğu yönündeki itirazlarının Mahkemeve Yargıtay tarafından değerlendirilmediğini, yargılama sonucunda yüksekvekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiklerini, delillerin takdirinde bariz takdirhatası yapıldığını, sonuç olarak taşınmazlarının ellerinden alındığınıbelirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
53. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucuların buiddialarının Mahkemece delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarınınyorumlanmasına ilişkin olduğu gerekçesiyle görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
54. Başvurucular, Bakanlık görüşünü kabul etmediklerini, adilyargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
55. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların,Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının, delillerin hatalıve eksik değerlendirilmesi sonucu reddedilmesinin adil yargılanma ve mülkiyethaklarını ihlal ettiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıphukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucuların anılan iddiaları, yargılamasonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar adilyargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
58. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
59. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireyselbaşvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açıkkeyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
60. Başvuru konusu olayda,başvurucular, kısmen adlarına tapuya tescilli, kısmen de uzun süredir zilyetoldukları taşınmazın kazandırıcı zamanaşımına dayalı olarak adlarına tesciliistemiyle Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde tescil davası açmışlardır. Mahkemece,tarafların delilleri toplanmış, eski tapu kayıtları incelenmiş, orman tahditharitaları getirtilmiş, taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılarakbilirkişilerden rapor alınmıştır. Mahkeme, tüm dosya kapsamı ile keşif vebilirkişi raporlarını değerlendirerek, 29/3/2010 tarihinde, başvurucular adınatapuya kayıtlı taşınmaz ile başvurucuların zilyet olduklarını ileri sürdükleritaşınmazın bir bütün halinde orman niteliğinde olduğu, keşif sırasında mayınlakaplı olması nedeniyle zilyet olunmasının da mümkün olmadığı, taşınmazın, ormanniteliği nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacağı ve zilyet olunmasının dafiilen imkansız olduğu gerekçesiyle davanın reddine, 63.905,09 m2'lik kısmınorman niteliğiyle Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, kalan kısmın yol vepark alanı olarak ayrıldığı için tescil taleplerinin reddine, 57.914,00 TLvekâlet ücretinin başvuruculardan tahsili ile davalılara verilmesine kararvermiştir.
61. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinceonanmış, karar düzeltme talebi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince,yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden başvurucular lehine, yol ve parkalanı olarak ayrılan kısım yönünden Orman İdaresi lehine hükmün bozulmasınakarar verilmiştir.
62. Mahkeme bozma kararınauyarak, 19/9/2011 tarihinde, kesinleşen 63.905,09 m2 miktarındaki taşınmaz içinyeniden karar verilmesine yer olmadığına, yol ve park olarak ayrılan kısmın daorman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, taşınmazın değerinegöre hesaplanan 28.957,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsiline kararvermiştir.
63. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, 26/11/2012tarihinde vekâlet ücretinin 2.860,00 TL olarak düzeltilmesine ve hükmündüzeltilmiş haliyle onanmasına karar verilmiş, karar düzeltme istemi üzerineaynı Daire tarafından, taşınmazın keşifte belirlenen değeri üzerinden eksikharcın 2/10/2009 tarihinde başvurucu Yusuf Demirel tarafından ikmal edildiği,taşınmazın değeri ve yatırılan harç dikkate alınarak hesaplanan vekâletücretinin 29.132,50 TL olduğu, Mahkemece 28.957,00 TL olarak hesaplanan vekâletücreti eksik ise de bu kararın davalılar tarafından temyiz edilmediği vebaşvurucular lehine usulî kazanılmış hak doğduğugerekçesiyle düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararınınonanmasına karar verilmiştir.
64. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasındaisabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
65. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
66. Öte yandan, Türkiye BarolarBirliği Başkanlığı tarafından çıkarılan ve 3/12/2010 tarihli ResmiGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren A.A.Ü.T.’nin12. maddesine göre, dava konusu para ile değerlendirilebiliyorsa, avukatlıkücreti dava değeri üzerinden nisbî olarak hesaplanırve taraf lehine hüküm altına alınır. Somut olayda da Mahkeme ve Yargıtaytarafından dava konusu taşınmazın keşif sırasında belirlenen değeri ve bu değerüzerinden yatırılan harç miktarı dikkate alınarak başvurucular aleyhine vekâletücretine hükmedilmiştir. Başvurucuların, vekâlet ücretinin yüksek olduğunayönelik ihlal iddialarının da delillerin değerlendirilmesinde ve hukukkurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, Mahkemenin ve Yargıtayınkararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durumda tespit edilememiştir.
67. Açıklanan nedenlerle, başvuruculartarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının bariz takdir hatası veya açıkkeyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
68. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
69. Başvurucular, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıklarıtescil davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
70. Adalet Bakanlığı, yargılama süresinin makul olmadığıiddialarına yönelik olarak, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bukapsamda sunulan görüşlerine atfen, görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
71. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturanmakul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
72. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
73. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu taşınmazın tapuya tescilidavasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
74. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 29/5/2006 tarihidir.
75. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 52). Bu kapsamda somut başvuru açısından, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince karardüzeltme isteminin reddedildiği 4/11/2013 tarihi itibarıyla hüküm kesinleşmişve yargılama sona ermiştir.
76. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,başvurucular, 29/5/2006 tarihinde Maliye Hazinesi ve Tunceli BelediyeBaşkanlığı aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, adlarınatapuya tescilli taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığınıileri sürerek, taşınmazın adlarına tescilini talep emişlerdir. Mahkemece,taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmış ve 22/6/2006tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 8. HukukDairesince, Mahkemenin görevi yönünden değerlendirme yapılması amacıyla hükümbozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak, 18/4/2007 tarihinde, davakonusu taşınmazın değerinin Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırının üzerindeolduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Tunceli Asliye HukukMahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 8.Hukuk Dairesince 5/7/2007 tarihinde onanmıştır.
77. Yargılamaya devam eden Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi,20/7/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiş, temyiz üzerine Yargıtay 8.Hukuk Dairesince, 11/12/2007 tarihinde hüküm bozulmuş, karar düzeltme istemiaynı Daire tarafından 3/4/2008 tarihinde reddedilmiştir. Mahkemece bozmakararına uyularak yargılamaya devam edilmiş, aynı taşınmaza ilişkin olarak 2009yılında on iki davacı tarafından Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılandavanın, başvurucular tarafından açılan dava dosyasıyla birleştirilmesine kararverilmiştir. Asıl ve birleşen davalarda Mahkemece, 29/3/2010 tarihindedavaların reddine, taşınmazın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuyatesciline karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince,28/12/2010 tarihinde hüküm onanmış, karar düzeltme istemi üzerine aynı Dairetarafından, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden başvurucular lehine,yol ve park alanı olarak ayrılan kısımlar yönünden davalı Orman İdaresi lehinehükmün bozulmasına karar verilmiştir.
78. Mahkeme bozma kararına uyarak, 19/9/2011 tarihinde, parkve yol olarak ayrılan kısımların da orman vasfı ile Maliye Hazinesi adınatapuya tesciline, 28.957,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsilinekarar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, 26/11/2012tarihinde, başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti 2.860,00 TL olarakdüzeltilmiş ve hüküm bu şekilde onanmıştır. Tarafların karar düzeltme talebiüzerine, aynı Daire tarafından, 4/11/2013 tarihinde, düzletilerek onamakararının kaldırılmasına ve Mahkemece verilen hükmün onanmasına karar verilmiş,anılan tarihte hüküm kesinleşmiştir.
79. 6100 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati teminetmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önündebulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararverilmiştir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).
80. Başvuruya konu davadakitaraf sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerininniteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymaklabirlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, mülga 1086 sayılı Kanun ve 6100 sayılıKanun hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yedi yıl beşay beş gün devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
81. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
82. Başvurucular, 31.817,00 TLmaddi tazminat ile manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
83. Adalet Bakanlığı, başvurucuların tazminat taleplerineilişkin olarak görüş sunmamıştır.
84. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenarbaşlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
85. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin yedi yıl beş ay beş gün devam eden yargılamasüreci nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucularaayrı ayrı net 3.750,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
86. Başvurucular tarafındanmaddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ileiddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
87. Başvurucular tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucularamüştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1. Mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündekiiddialarının “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
3.Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara ayrı ayrı net 3.750,00 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucularaMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
20/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.