TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZEKİ GÜNGÖR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8491)
Karar Tarihi: 31/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Basvurucu
:
Zeki GÜNGÖR
Vekili
:
Av. Hüseyin ÇALİŞCİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kamu görevlilerince darp edilme iddiasıyla açılantam yargı davasının reddedilmesi, Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmemesive yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle işkence ve kötümuamele yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/11/2013 İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca 23/12/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/3/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş20/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 2/4/2014tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 21/3/2007 tarihinde saat 17:20'de darp edildiği tanısıylaİstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılan başvurucu, yapılantedavilerinin ardından 19/4/2007 tarihinde taburcu edilmiştir.
9. Anılan Hastanenin 19/4/2007 tarihli epikriz raporundabaşvurucunun fizik muayene bulguları“bilinci konfü, pasif, nonkoopere idi. Bilinç kaybı ve amnezi değerlendirilemedi.Bulantı, kusma mevcut. Pupiller sol>sağ anizokorik. Sağ frontal bölgede4x6 cm. lik sefal hematom, sağ göz altında çeneye kadar yayılan şişlik ve ekimoz, sol skapula hizasında abrazyon mevcuttu. Batın ve pelvistam değerlendirilemedi. Acil çekilen kranial ve servikal BT’de travmatik sak ve multipl intrakranial kontüzyonlarsaptandı.” şeklinde belirtilmiş; klinik gidiş kısmında ise hastanınacil servise gelişinde şuurunun kapalı olduğu, bilinç kaybı ve amnezideğerlendirilemediği, birtakım tetkiklerden sonra yoğun bakıma yatırıldığı,30/3/2007 tarihi itibarıyla genel durumu iyi olan hastanın yoğun bakımdanservise alındığı, burada tüple ve ardından mama ile beslenmeye başlandığı,19/4/2007 tarihinde kranial BT’sindebir sorun olmayan hastanın evde mamaya devam etmesi ve fizik tedavi verehabilitasyon amacı ile bir fizik tedavi merkezine gitmesi önerilerekçıkışının yapıldığı bilgilerine yer verilmiştir.
10. Başvurucu 24/8/2007-28/9/2007 tarihleri arasında iseİstanbul Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yataraktedavi görmüş; anılan Hastanenin 3/10/2007 tarihli epikriz raporundabaşvurucunun ayakta durma dengesinin olmadığı, denge koordinasyonegzersizlerinin uygulandığı belirtilmiştir.
11. Başvurucu 21/3/2007 tarihinde İstanbul ili Zeytinburnuilçesi Kazlıçeşme Meydanı'nda düzenlenen nevruzmitingine katıldığını, anılan miting dönüşünde polisler tarafından darpedildikten sonra surların dibindeki yeşil alana yaralı bir şekildebırakıldığını ve darp nedeniyle kalıcı sağlık sorunlarının oluştuğunubelirterek İçişleri Bakanlığından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş,anılan talebin reddedilmesi üzerine 24/6/2008 tarihinde İstanbul 1. İdareMahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
12. Mahkeme 28/5/2009 tarihli ve E.2008/1917, K.2009/858 sayılıkararıyla dava konusu olayda başvurucunun kolluk görevlileri tarafından darpedildiğine ilişkin somut tespit, bilgi veya belge bulunmadığı gerekçesiyledavanın reddine hükmetmiştir.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 10.Dairesinin 4/7/2013 tarih ve E.2009/11730, K.2013/5873 sayılı kararıylaonanmıştır. Karar, başvurucu vekiline 10/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Karar düzeltme talebinde bulunmayan başvurucu 11/11/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulKanunu'nun 1. maddesi şöyledir:
"1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıklarınçözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabidir.
2. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idaremahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır veinceleme evrak üzerinde yapılır."
16. 2577 Sayılı Kanun'un2. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"İdari dava türleri şunlardır:
...
İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları,
..."
17. 2577 Sayılı Kanun'un12. maddesi şöyledir:
"İlgililer haklarını ihlal eden bir idariişlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergimahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargıdavalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanınkarara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarınabaşvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içindetam yargı davası açabilirler..."
18. 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256.maddesi şöyledir:
“Zor kullanma yetkisine sahip kamugörevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiğiölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkinhükümler uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından darp edildiğini,oluşan zararının tazmini amacıyla açtığı tam yargı davasının reddedildiğini,Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmediğini ve yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek işkence ve kötü muamele yasağı ile adilyargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlaliiddiasının, açtığı tam yargı davasının makul sürede sonuçlandırılmaması,Danıştay Savcısı görüşünün tebliğ edilmemesi ve davanın reddedilmesigerekçelerine dayandırıldığı anlaşılmış olup anılan iddiaların Anayasa'nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan işkence ve kötü muameleyasağı ile Anayasa'nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanmahakkının ihlali iddiaları kapsamında incelenecek olması nedeniyle başvurucununetkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ayrı bir değerlendirmeyapılmasına gerek görülmemiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. İşkence ve KötüMuamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, katıldığı miting sonrasında kolluk görevlilerincedarp edildiği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminattalebiyle açtığı tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle işkence ve kötümuamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
24. Bakanlık görüşünde işkence ve kötü muamele iddialarınayönelik olarak yetkilimakamların, olayları ortayaçıkarabilecek ve sorumluların belirlenip cezalandırılmasını sağlayabileceketkin bir soruşturma yapmakla yükümlü oldukları ancak başvurucunun olayınsorumlusu olduğunu iddia ettiği kolluk görevlileri hakkında soruşturmabaşlatılması için yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbarında bulunduğunave konuyla ilgili soruşturma yürütüldüğüne dair herhangi bir bilginin mevcutolmadığı, bu itibarla bireysel başvuru öncesi olağan kanun yollarının tüketiliptüketilmediği hususunun kabul edilebilirlik incelemesinde değerlendirilmesigerektiği belirtilmiştir.
25. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında bireyselbaşvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarladığını belirtmiştir.
26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
27. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddeninbirinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında dakimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” cezaveya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,17/7/2014, § 80).
28. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (CezmiDemir ve diğerleri, § 81).
29. Anayasa’nın 17. maddesi devlete ayrıca, kişilerin işkence veeziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye, bumuameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile maruz bırakılmalarınıengelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Anılan yükümlülük, devletinkişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıylakoruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).
30. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usuliboyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayanher türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini vegerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturmayürütmek durumundadır (Cezmi Demir vediğerleri, § 110).
31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
33. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurununtemel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğalsonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamlarınve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, başvuru yollarınıntüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).
34. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
35. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hakihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
36. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralariayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarınınvarlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucununkişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bunedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).
37. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıolarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabitutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın17. maddesi, 'Devletin temel amaç vegörevleri' kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikteyorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Busoruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamayaelverişli olmalıdır (Tahir Canan,§ 25).
38. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkinyükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olaraktespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydanagelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesigereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezaisoruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülenidari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, buhak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterlideğildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).
39. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından kollukgörevlilerince darp edildiğinden bahisle uğranılan zararların tazmini amacıylaidare mahkemesinde tam yargı davası açıldığı anlaşılmaktadır. Tazminat ödenmesiimkanı sağlamakla birlikte kötü muamele iddialarına ilişkinmaddi olayın ortaya çıkarılması, sorumluların tespiti ve cezalandırılmasınayönelik bir sonuç elde edilme şansı olmayan tam yargı davasının başvurucununşikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözümsağlayabilecek nitelikte etkili birbaşvuru yoluolmadığı anlaşılmaktadır.
40. Başvurucunun şikâyetleri açısından, maddi olayın ortayaçıkarılması, olayda sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılmasışeklinde makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikteolan yolun etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi yolu olduğu anlaşılmaklabirlikte, başvuru konusu olaya yönelik resen ya da başvurucunun ihbarı üzerinebaşlatılmış bir ceza soruşturması bulunmadığı tespit edilmiştir.
41. Başvuruya konu olayda başvurucunun yaralandığı ve hastanedetedavi altına alındığı, hastane kayıtlarında ise yaralanma sebebinin darpolarak geçtiği anlaşılmaktadır. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümükapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesinbelirtiler mevcut olduğunda, müdahale üçüncü kişilerden dahi gelmiş olsaşikâyet yada ihbar yapılmadığında bile resensoruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).
42. Bununla birlikte devletin sahip olduğu resen soruşturmayükümünü yerine getirmemesi; bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,başvurucunun sahip olduğu, iddialarını idari ve yargısal mercilere usulüneuygun olarak iletme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.
43. Başvurucunun kolluk görevlileri tarafından darp edildiğiiddiası karşısında,maddiolayın aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkiliyolun ceza soruşturması olduğu ancak başvurucunun ceza soruşturmasıbaşlatılması amacıyla adli makamlara bir başvuruda bulunmadığı tespitedilmektedir. Başvurucu da anılan tespitin aksine bir iddiada bulunmamıştır.
44. Buna göre Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıkapsamına giren eylemlere maruz kalındığı iddialarını ileri süren başvurucutarafından yalnızca tazminat ödenmesi imkânı sağlayan tam yargı davası yolunabaşvurulmuş olduğu, ceza soruşturması yürütülmediği ve başvurucunun adlimakamları hareket geçirmek için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkatealındığında başvuruya konu olayın, bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği, Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığıdeğerlendirilmiştir.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun işkence ve kötü muameleyasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasınınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Danıştay SavcısınınGörüşünün Tebliğ Edilmemesi Nedeniyle Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlalEdildiğine ilişkin İddia
46. Başvurucu, temyiz aşamasında Danıştay Savcısının aleyhegörüşünün kendisine tebliğ edilmeden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Bakanlık görüş yazısında, AİHM tarafından Danıştay Savcısıgörüşlerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilen kararlar mevcut olduğu belirtilmiştir.
48. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvurudilekçesindeki iddiasını tekrarladığını belirtmiştir.
49. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
50. Danıştay Savcısı düşüncesinin önceden taraflara tebliğedilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânıverilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir (Abdulselam Tunç, B. No: 2013/6986, 5/11/2014, § 59).
51. Bu kapsamda kanun koyucu yasal değişikliğe gitmiş ve6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 61. maddesine göre Danıştaysavcılarının kendilerine havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği vedüşüncelerini gerekçeli ve yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu maddede2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle değişiklik yapılmış veyapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarına yalnızca ilk ve sonderece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda düşünce sunmayükümlülüğü verilmiştir (Abdulselam Tunç, § 60).
52. Bunun yanında 2577 sayılı Kanun'un 16. Maddesine6/1/1982tarihli ve 6352 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesiyle eklenen(6) numaralı fıkra uyarınca Danıştayda ilk derecemahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılıdüşüncesinin taraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren ongün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir (Abdulselam Tunç, § 61).
53. Başvuru konusu olayda temyiz incelemesi aşamasında anılanmevzuat değişikliğinden önce dosyaya sunulduğu anlaşılan Danıştay savcısıdüşüncesi başvurucuya tebliğ edilmemiştir.
54. Yapılan incelemede, Danıştay Savcısı görüşünün alınmasıuygulamasında değişiklik getiren yukarıda anılan mevzuat değişikliğinden sonra4/7/2013 tarihinde verilmiş olan Danıştay onama kararında, mevzuatdeğişikliğinden önce dosyaya sunulmuş olan Danıştay Savcısı görüşünedayanılmadığı ve kararda anılan görüşe yer verilmediği tespit edilmektedir.
55. Diğer taraftan Danıştay Savcısının görüşünün içeriğinin,başvurucunun temyiz dilekçesinde öne sürdüğü hususların 2577 sayılı Kanun'un49. maddesinde yer alan bozma gerekçelerinden hiçbirine uymaması nedeniyletemyiz isteminin reddedilerek davanın reddi doğrultusundaki ilk derece mahkemesikararının onanması gerektiği yönündeki düşünce ile sınırlı olduğu anlaşılmışolup başvurucu da temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmişolsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğineilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.
56. Bu durumuda, başvurucununyargılamanın sonucunu etkileyecek usule dair bir imkândan mahrum bırakıldığı vesomut olayda çelişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşılamayacağı anlaşılmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılamahakkına yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğuanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Makul Sürede YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
58. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
59. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebiyle İçişleriBakanlığına yaptığı 17/3/2008 tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine 24/6/2008tarihinde İstanbul 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlananadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
60. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makulsürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış olup Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu değerlendirilerek bir davadakiyargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 34–59).
61. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca,medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekmektedir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince“kamu hukuku” alanına dâhil olan,ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerindebelirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda,belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun idari eylemnedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmin edilmesi talebiyle açtığı tamyargı davasına dauygulanacaktır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, § 44).
62. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarihtir. Ancak idari yargıda dava açılabilmesi içinöncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğu durumlar ile idaridavaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını sağlamak amacıylaidari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalar bakımından süreninbaşlangıcı idareye başvuru tarihi olup, somut başvuru açısından bu tarih17/3/2008'dir.
63. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somutyargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, Danıştay Onuncu Dairesininbaşvurucunun temyiz talebinin reddine ve kararın onanmasına karar verdiği4/7/2013'tür.
64. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamasürecinin idareye başvuru süreci ile birlikte toplam yaklaşık beş yıl dört aysürdüğü, İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın yaklaşık bir yıl iki aydasonuçlandırıldığı, yargılama süresinin uzunluğunda büyük ölçüde temyizincelemesi için Danıştay 10. Dairesi önünde geçen yaklaşık üç yıl on aylıksürenin etkili olduğuanlaşılmaktadır.
65. İdari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümleri de gözönünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).
66. Başvuruya konu dava süreci incelendiğinde, somut başvuruaçısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve beşyılı aşan söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
68. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
69. Başvurucu, işkence ve kötü muamele yasağı ile adilyargılanma hakkının ihlali nedeniyle 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
70. Başvuru konusu olayda, başvurucunun makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna varılması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun talep ettiği maddi tazminatile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle madditazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeliyargılama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.