TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZEKERİYYA BERBER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4982)
Karar Tarihi: 17/11/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Zekeriyya BERBER
Vekili
:
Av. Yasin TEKAKÇA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının; karar düzeltmetalebinin kararı veren aynı Daire tarafından incelenerek karara bağlanmasınedeniyle iki dereceli yargılanma hakkının; yargılamanın bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından yürütülmemesi ve aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 10/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasıma karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzafastsubay olarak görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlakdışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında idari tahkikat başlatılmış,bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygundeğildir." ortak kanaatini içeren 8/8/2012 tarihli ayırma sicilbelgesi düzenlenmiştir.
8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 15/11/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar16/11/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonraGenelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanınca da Hava KuvvetleriKomutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğübelirtilmiştir. Bunun üzerine hazırlanan 2012/24-413 sayılı kararnamenin9/1/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanmasıyla başvurucununTSK ile ilişiği kesilmiştir.
9. Başvurucu, istihbarat birimindeki görevliler tarafından18/3/2011 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkinayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbirgerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek yürütmenindurdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma Bakanlığıaleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 12/2/2013tarihinde dava açmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; ilişik kesmekararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özelyaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yöntemininmevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında tutularak yapıldığını,hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özelyaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilenbeyanların delil olarak kullanılamayacağını, başarılı bir sicile sahip olmasınarağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülükyönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukukaaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kamuhizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
12. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 22/10/2013 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun cinsel hayatına ilişkin olarak alınan duyumlarüzerine başlatılan bir idari tahkikat kapsamında elde edilen bulgular ilebaşvurucunun beyanları dikkate alınarak ayırma işleminin tesis edildiği ancakbaşvurucunun yaşadığı bu ilişkilerin rıza dışı veya menfaate dayalı olduğunugösteren bir bilgi veya belgenin dava dosyasında bulunmadığı vurgulanmıştır.Ayrıca başvurucunun cinsel zafiyeti nedeniyle görevini suistimalettiğinin ya da askerî disiplini olumsuz etkilediğinin söylenemeyeceği, davakonusu işleme dayanak gösterilen ilişkilerin tamamıyla özel hayat sınırlarıiçinde kaldığı ve dış aleme yansımadığı, bizzat başvurucu tarafından dilegetirilen beyanları içeren istihbarat raporlarına dayanılarak işlem tesisedilmesinin mümkün olmadığı, ölçülülük ilkesi gözetilmeden gerçekleştirilenayırma işleminin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/276,K.2013/1192 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarınısarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulundukları gerekçesiyle İstihbaratBaşkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında aralarında başvurucunun dabulunduğu pek çok personelin ifadesine başvurulduğu, 18/3/2011 tarihindeifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel birliktelikleri detaylı şekildeanlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında ifadesine başvurulan diğer askerîpersonelin de anlatımlarında başvurucunun ahlaka aykırı davranışlarına yerverdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıları aktardığı, geçmişsicil ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personel portresi çizmesinekarşın başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfını taşımadığı, TSK'nınitibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı,ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı vekamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiş; tesis edilenişlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıcaherhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi kamu personeli hakkındadisiplin soruşturması yapılabileceği vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun18/3/2011 tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya dakovuşturması kapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmeküzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekildetespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı yada ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğunadair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığıbelirtilmiştir.
14. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşı oyyazısında başvurucunun sicil notları ortalamasının çok iyi seviyedegerçekleştiği, on adet takdir belgesi ile ödüllendirilmiş olmasının yanı sıraherhangi bir disiplin cezası ya da ikazının bulunmadığı, bu hususlargözetildiğinde başvurucunun disiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetindeistihdamını imkânsız kılacak vahamet düzeyinde olmadığının anlaşıldığı, bubağlamda orantılı bir yaptırım uygulanması olanağı varken tesis edilen ayırmaişlemi nedeniyle ölçülülük ilkesinin gözetilmediği ve birey ile kamu yararıarasındaki dengenin sağlanmadığı, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukukaaykırı olduğu ifade edilmiştir.
15. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 11/5/2014 tarihli ve E.2014/272, K.2014/229 sayılı kararıylareddedilmiş ve karar 1/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
16. 10/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
17. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan“gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi istenmiştir.
18. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşıkoyma hassasiyetleri çerçevesinde 18/3/2011 tarihinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birimtarafından alınmış olduğu tespit edilememiştir. Anılan ifade metnindebaşvurucuya bugüne kadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, eşcinsel şahıslarla cinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığı ve bu konuda mesaiortamlarında konuşmalar yapılıp yapılmadığı, bugüne kadar birliktelik yaşadığıkadınlardan baskı görüp görmediği veya bu kadınlar tarafından şantaja maruzbırakılıp bırakılmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun anılansoruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarakcinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini açıkladığı ve ifade metniniimzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucudışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmış olduğu, bu kişilerden başvurucuhakkında bildiklerini anlatmalarının istendiği görülmüştür.
B. İlgili Hukuk
19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 94.maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetKanunu’nun 13. ve 39. maddeleri; 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk SilahlıKuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası;26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve ÖzelBütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun HükmündeKararname'nin (KHK) 14. maddesi; 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetYönetmeliği’nin 86. maddesi; Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan 60. ve 61. maddeleri.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu;
i. Hava KuvvetleriKomutanlığı İstihbarat Başkanlığı tarafından herhangi bir disiplin cezasıtehdidi olmayacağına güvence verilerek manevi baskı altında ifadesininalındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına ilişkin bilgilerin en inceayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve yalnızca kendisiniilgilendiren mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkin bilgilerinayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini, mesleki yaşamındaki sicil notortalamasının çok iyi seviyede olduğunu ve takdir edilen bir personel olduğunu,tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemi tesisedilmeden önce savunmasının alınmadığını, ayırma işlemine gerekçe olarakgösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususudeğerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle eldeedilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini,
ii. Karar düzeltmetalebinin kararı veren aynı Daire tarafından incelenmesi nedeniyle yargılamanıniki dereceli olarak yapılmadığını,
iii. AYİM'dehâkim sınıfından olmayan subay üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız vetarafsız bir mahkemede yargılanmadığını,
iv. 659 sayılı KHKkapsamında vekâlet ücreti ile ilgili yapılan düzenlemenin mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tesis edilen idari işlem ve AYİM kararınedeniyle Anayasa’nın 2., 20., 22., 36., 49., 60. ve 129. maddeleri ile güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini belirterek ihlalin tespiti ileyargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Başvurucunun, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukukaaykırı yöntemlerle elde edildiği ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırmaişlemi tesis edildiği şikâyetinin Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altınaalınan özel hayatın gizliliği hakkı; kuruluşu ve yapısal sorunları nedeniylebağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmayan AYİM'deyargılandığı şikâyeti ile vekâlet ücreti hakkında yapılan düzenlemeninmahkemeye erişim hakkını kısıtladığı şikâyetinin Anayasa’nın 36. maddesi ilegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı; AYİM Birinci Dairesi tarafındanverilen karar hakkındaki karar düzeltme talebinin aynı daire tarafından kararabağlanması şikâyetinin ise iki dereceli yargılanma hakkı kapsamında incelenmesiuygun görülmüştür.
1.Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. AYİM'in Bağımsızve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
23. Başvurucu, AYİM'de hâkimsınıfından olmayan subay üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız birmahkemede yargılanma şartının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.
24. AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkemeolmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir(Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 30; Ş.Ç., B. No:2012/1061, 21/11/2013, § 26; Salih Karakoç,2013/2954, 19/12/2013, § 49). Somut başvuru açısından farklı karar verilmesinigerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
25. Başvurucu, 659 sayılı KHK kapsamında getirilen düzenlemegereği idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Başvuru konusu davanın açılmasından önce 2/11/2011 tarihindeyayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarede görevli vekillere tarafsıfatı verilmiş, davanın reddi hâlinde idare lehine vekâlet ücretinehükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Vekâlet ücreti davaya hukuki katkıdabulunan ve davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Dava aşamasında kimin leh ya da aleyhineolacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olupmahkemeye erişim hakkı ile de ilişkilidir. Yükletilen ücretin hakkın özünü zedeleyecekşekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması,başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Yaşasın Aslan, § 24; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38).
27. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu türgiderler, mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksizbaşvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerinfuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesiamacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerinkapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan vekâletücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (SerkanAcar, § 39).
28. Somut başvuru bu ilkeler kapsamında incelendiğindebaşvurucunun davasının reddedilmesi sonucunda idare lehine vekâlet ücretiödemekle yükümlü tutulmasında mahkemeye erişim hakkına yapılmış bir müdahaleninolduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle bir ihlalin olmadığı açıkçaanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen kararhakkındaki düzeltme talebinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyleyargılamanın iki dereceli olarak yapılmadığını ileri sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
31. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı tanınmış ise debaşvuru konusu edilen sürecin ceza yargılamasına ilişkin olmadığı açıktır (E.G. [GK], B. No: 2012/12428, 13/10/2016,§ 39).
32. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdindetemyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nintaraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014,§§ 42-45).
33. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarınınAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Özel Hayatın GizliliğiHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
35. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
36. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
37. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
38. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasınımümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
39. Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında “bireyinkişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygıhakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özelhayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeğikarşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkarbu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanındacereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğundakuşku yoktur (Serap Tortuk,§ 35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mesleki hayat çerçevesindekişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idarisonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerekgörevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunuvurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
40. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (Şengül Kayan,B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).
a. Müdahalenin Varlığı
41. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabitutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden TSK’dan ayırma kararındanve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucununözel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin önemli yer tuttuğugörülmektedir. Bu şartlar altında özel yaşamına ait unsurlar temel gerekçegösterilerek verilen ayırma kararının, başvurucunun özel hayatının gizliliğihakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
42. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Serap Tortuk,§ 38).
43. Anayasa’nın“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenarbaşlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
44. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).
45. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
46. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkinbir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 926 sayılıKanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddelerinin“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. MeşruAmaç
47. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamuhizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğinkorunması amacını taşıdığı, dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
48. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).
49. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
50. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik birtoplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelikolmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacıkarşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
51. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
52. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alandakamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
53. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
54. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel hayatlarınailişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki etkilerininaçıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi üzerindekietkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,§ 60).
55. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
56. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda ahlak dışı hareketlerde bulunduğu iddiasıylabaşvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda HavaKuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesininalındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun18/3/2011 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusuifade metninde başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediğigibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun daaçıklanmamış olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı,geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatınailişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
57. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
58. AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/276, K.2013/1192sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş ve anılangerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 13).
59. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısalmakamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyalortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden özenlibir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerine yerverildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
60. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
61. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialarhakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
62. Bu durumda başvurucununmuhakemesırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunudeğiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılansöz konusuiddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucununözel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması veözel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının gösterilmesini adil şartlardasavunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmamasınedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekildekonuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanındatesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkatealınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecekgenel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasındaadil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkıüzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğuveya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğindeolduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediğisonucuna ulaşılmıştır.
63. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
65. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte maddi ve manevitazminat talep etmiştir.
66. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
67. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
68. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. 1. Askeri Yüksek İdareMahkemesinin yapısından kaynaklandığı ileri sürülen nedenlerle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. İki dereceliyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Özel hayatın gizliliğihakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AskeriYüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.