TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ZEYCAN YEDİGÖL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1566)
Karar Tarihi: 10/12/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 14/1/2016-29593
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
M. Serhat MAHMUTOĞLU
Başvurucu
:
Zeycan YEDİGÖL
Vekili
:
Av. Emire Eren KESKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru, 10/4/1981 tarihinden itibaren kendisindenhaber alınamayan Nurettin Yedigöl’ün (N.Y.) polistarafından gözaltına alındıktan sonra devletin himayesi altında kaybolduğu veadli makamlarca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili soruşturmayürütülmediği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru, 15/2/2013 tarihinde İstanbul 6. Asliye HukukMahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3.İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/9/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4.Bölüm başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına vebaşvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5.Başvuru konusu olay ve olgular 1/12/2014 tarihindeBakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 26/12/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.
6.Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 8/1/2015 tarihindetebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 20/1/2015tarihinde beyanda bulunmuştur.
7.İkinci Bölüm tarafından 14/10/2015 tarihinde yapılantoplantıda başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurulasevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetleşöyledir:
9.Başvuruya konu olay “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi” sonrasında İstanbul’dayaşanmıştır.
10.Başvurucu, 10/4/1981 tarihinde kaybolduktan sonra birdaha kendisinden haber alınamayan N.Y.nin annesidir.
11.N.Y. son olarak Kağıthane’de bir düğün merasimindegörülmüştür. Düğün çıkışında arkadaşlarıyla birlikte polis tarafından gözaltınaalınarak Gayrettepe’de bulunan Emniyet Müdürlüğü binasına götürüldüğü ilerisürülmektedir. Bu iddia resmî makamlarca hiçbir zaman doğrulanmamıştır.
12. Aynıtarihlerde gözaltında bulunan A.Ş.Y., yazdığı birmektupta başvurucunun iddialarını doğrulayarak N.Y. ile aynı yerde tutulduğunuve işkenceye maruz kaldıklarını belirtmiştir. N.Y.ningözaltında işkence gördüğünü doğrulayan başka tanıklar da bulunmaktadır.
13. N.Y.nin ailesi; çocuklarının gözaltında tutulduğunu,çocuklarına işkence yapıldığını ve sonrasında ortadan kaybolduğunu belirterekEmniyet Müdürlüğüne, Sıkıyönetim Komutanlığına, Millî Güvenlik Konseyi GenelSekreterliğine, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve Askerî Savcılığa başvurudabulunmuş ancak sonuç alamamıştır.
14.Adli makamlarca başvurucunun şikâyetleriyle ilgili farklı tarihlerde üç ayrısoruşturma yürütülmüş ve tamamı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar(KYOK) verilmiştir. Soruşturmaların üçü de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı(Savcılık) tarafından yürütülmüştür.
15.1986 yılında başlatılan birinci soruşturma hakkında zamanaşımı nedeniyle 14/7/2000 tarihli ve 1986/11502 Soruşturma sayılı KYOKverilmiştir. Başvurucunun 2012 yılında yaptığı ikinci suç duyurusu da aynıgerekçeyle 2/5/2012 tarihinde 2012/43993 Soruşturma veK.2012/24/746 sayılı KYOK ile sonuçlanmıştır.
16.Bireysel başvuruya konu yapılan üçüncü soruşturma ise başvurucunun 21/3/2012 tarihli dilekçesi ile başlatılmıştır. Başvurucu,bu soruşturma kapsamında oğlunun gözaltında işkence sonucu ölümünden “12 Eylül1980 Askerî Müdahalesi” lideriAhmet Kenan Evren ve komuta kademesi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi ŞubeMüdürü T.S. ve anılan Şubede görevli polislerin sorumlu olduğunu iddiaetmiştir.
17.Savcılık, anılan soruşturma kapsamında 28/8/2012tarihli ve 2012/100589 Soruşturma ve K.2012/44082 sayılı KYOK vermiştir. Anılankararın ilgili kısmı şöyledir:
“Şüpheli T. S. ve diğer görevli polislerhakkında müsnet suçlardan yapılan soruşturmasonucunda; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2/5/2012günlü ve 2012/43993-24746 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverilmiş olup, bu karara vaki itiraz Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin27/7/2012 tarih ve 2012/1226 D.İş. sayılıkararı ile reddedilmiştir.
Şüpheli K. E. veMilli Güvenlik Konseyi Üyelerine isnat edilen suçların işlendiği tarihtenitibaren 765 sayılı TCK’nın 102/1, 104/2 maddelerinde öngörülen süre de geçmişolmakla;
Müsnetsuçlardan şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”
18.Başvurucu tarafından söz konusu karara yapılan itiraz, yerinde görülmeyerekBakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/11/2012 tarihlive 2012/1916 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
19.Bu karar 21/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş olup 15/2/2013 tarihinde süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
20.Anayasa’nın geçici 15. maddesi şöyledir:
“12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimlersonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanınıoluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türkmilleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin,bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu MeclisHakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar vetasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiasıileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bu karar ve tasarruflarınidarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasındandolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında dayukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. ”
21. 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. ve104. maddeleri şöyledir:
“Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağırhapis ve müebbedağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapiscezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veyabeş seneden ziyade hapis yahud hidematıammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birinimüstelzim cürümlerde on sene,
4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematıammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzimcürümlerde beş sene,
5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyadehafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6 - Bundan evvelki bendlerde beyanolunan mikdardan aşağı cezaları müstelzimkabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağırhapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzimcürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruruzamanı yoktur.
Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celbveya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi,maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisitarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yenidenişlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddidise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısınınilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”
22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunankanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failinlehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin10/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 15/2/2013 tarihli ve 2013/1566 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu,10/4/1981 tarihinde kaybolan oğlunun polislertarafından gözaltına alındıktan sonra işkence edilerek öldürüldüğünü iddiaetmektedir. Başvurucu, olayın üzerinden geçen 31 yıllık süreçte faillerin vetanıkların isimleri belli olmasına rağmen ifadelerine başvurulmadığını, olayhakkında etkili soruşturma yapılmadığını, 12/9/2010tarihinde yapılan referandum ile Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlüktenkaldırılması üzerine “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi”nigerçekleştiren ve oğlunun kaybolmasında sorumlulukları olduğunu düşündüğü AhmetKenan Evren ve komuta kademesi hakkında açılan soruşturma dikkate alınmayarakolay hakkında zamanaşımı nedeniyle KYOK verildiğini belirtmiştir. Başvurucu,Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevitazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
25.Bakanlık görüş yazısında başvurucunun iddiaları kabul edilebilirlik ve esasbakımından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
26.Bakanlık, kabul edilebilirlik bakımından; başvurucunun yakınının kaybolması ileilgili üç ayrı soruşturma yürütüldüğünü, bu soruşturmalardan ilk ikisininAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce kesinleştiğini, yeni delil olmaksızın açılan üçüncüsoruşturmanın şeklen yeni bir soruşturma olmakla birlikte esasen yenilikiçermediğini, başvurucunun şikâyeti üzerine yeniden açılan soruşturmanınbaşvurucuya bireysel başvuru olanağı verip vermeyeceğinin değerlendirilmesigerektiğini belirtmiştir.
27.Bakanlık, esas bakımından ise başvurucunun yakınının gözaltına alındığınailişkin bir kabul veya veri bulunmamakla birlikte etkin soruşturma yapılmadığıyönündeki şikâyetlerin değerlendirilmesi konusunda takdirin Anayasa Mahkemesineait olduğunu ifade etmiştir.
28.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuruya konu suçduyurusunda yeni tanıklar bildirdiğini “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi” ileilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturmanın yeni delilniteliğinde olduğunu, anılan başvuru sonucu verilen KYOK’un23/9/2012 tarihinden sonra kesinleştiğini, oğlununhenüz bulunamamış olması nedeniyle mağduriyetinin devam ettiğini belirterekAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkili olduğunu ifade etmiştir.
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
30.Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvuruları inceleyebilir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten öncekesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamınıngenişletilmesi mümkün değildir (Hasan Taşlıyurt,B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).
31.Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak belirleyebilmekiçin kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra gerçekleştiği iddiaolunan müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir. Bu tespit yapılırkenmüdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddia olunan hakkın kapsamıbirlikte değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Blečić/Hırvatistan [BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006, §§ 77-82).
32.Başvurucunun iddiaları oğlunun gözaltında kaybolduğuna ve etkili soruşturmayürütülmediğine ilişkindir. Kaybolma “anlık” gerçekleşen bir eylem veya olaydeğildir. Tam aksine kaybolan kişiye ne olduğuna dair bilginin bulunmadığı,belirsizliğin devam ettiği çelişkili bir durum söz konusudur. Devletin etkilisoruşturma şeklindeki usul yükümlülüğü, himayesi altındayken kaybolan kişininnerede olduğunu ve akıbetini açıklamadığı sürece potansiyel olarak devam eder.Dolayısıyla gerekli soruşturma yapmamayı sürdürme, nihayetinde kişinin öldüğü kabuledilecek olsa bile, devam eden bir ihlal olarak görülebilir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Varnavave diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90 …, 18/9/2009, §§147-149).
33.Bir kamu görevlisi, yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanmaksuretiyle kişilerin yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik birdavranışla suçlandığı takdirde cezasız bırakılmamalıdır. Yargılama veyamahkûmiyet zamanaşımına uğratılarak bu tür suçlamalar sonuçsuz bırakılmamalı veböyle davalarda af veya bağışlama gibi koruyucu önlemlerin alınmasına izinverilmemelidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tuna/Türkiye, B. No: 22339/03, 19/1/2010,§ 71).
34.Bu açıklamalardan, devam eden bir ihlalle ilgili olarak hiçbir süre sınırlamasıolmaksızın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabileceği sonucuna ulaşmakmümkün değildir. Mahkeme, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucu olarak zamanbakımından yetkisinin sınırlarını kesin olarak belirlemek zorundadır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Šilih/Slovenya[BD], B. No: 714630/1, 9/4/2009, §§ 148-163). Bukapsamda, etkili soruşturma yapılmadığına ilişkin başvurular yönündensoruşturmayı sonlandıran kararın kesinleştiği tarihin, Mahkemenin zamanbakımından yetkisini belirleyen 23/9/2012 tarihindenönce mi yoksa sonra mı olduğunun tespit edilmesi gerekir.
35.Somut olayda birinci soruşturmayı zamanaşımı gerekçesiyle sonlandıran karar,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten öncekesinleşmiştir. Dolayısıyla devlet, etkili soruşturma yapmama şeklindekimüdahalesini kritik tarihten önce son kez ve kesin olarak gerçekleştirmiştir.Birinci soruşturma sonucunu teyit eden, ikinci soruşturmayı sonlandıran kararınkesinleştiği tarih de kritik tarihten öncedir (bkz. § 15).
36.Bireysel başvuruya konu son soruşturma ise Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetki sınırları içinde 11/11/2012 tarihindekesinleşmiştir (bkz. § 18). Bu durumda Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkili olmadığı bir tarihte kesinleşen işlemlere karşı sonradan yapılan “yargılamanın yenilenmesi talebi” veya “yeniden suç duyurusu” gibi girişimlerin bireysel başvuru hakkınıyeniden doğurup doğurmayacağı konusunun açıklığa kavuşturulması gerekir.
37.Kesinleşmiş yargı kararlarına karşı, kararın esasını etkileyecek yeni birdurumla karşılaşılması hâlinde yargı mercilerine yeniden başvurmak mümkündür.Bu başvurular neticesinde yargı mercilerince verilen kararların bireyselbaşvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmasının önünde bir engelbulunmamaktadır. Ancak bu başvuru sonucu yapılacak inceleme, kesinleşmiş kararailişkin olmayıp sadece ortaya çıkan yeni durum hakkında verilen kararınmünhasıran bir hak ihlali oluşturup oluşturmadığı ile sınırlı olacaktır.
38.Somut olayda başvurucu, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlüktenkaldırılmasına vurgu yaparak “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi”nigerçekleştiren Ahmet Kenan Evren ve komuta kademesi hakkında açılansoruşturmayı ve bazı tanık isimlerini yeni delil olarak göstermiştir. Savcılık,başvurucunun yeni deliller elde edildiğine dair iddialarını dikkate almayarakolaya ilişkin dava zamanaşımı süresinin dolduğuna dair kararını yinelemiştir.
39.Dava zamanaşımı, belli koşulların gerçekleşmesi hâlinde devletin cezalandırmahakkından vazgeçmesidir. Böyle bir durumda, zamanaşımına uğrayan bir soruşturmadosyasına sunulan yeni delillerin Savcılık tarafından araştırılması veyadeğerlendirilmesi beklenemez.
40. Öteyandan dosyaya sunulan yeni delillerin zamanaşımını etkileyecek veya zamanaşımınarağmen soruşturmayı yeniden başlatacak nitelikte olması hâlinde bu durumundikkate alınması gerekir. Başvurucu, Anayasa’nın yürürlükten kaldırılan geçici15. maddesinin zamanaşımını kestiğini, insanlığa karşı işlenen suçlarda veişkence suçlarında zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini ileri sürmektedir.
41. Savcılık,bireysel başvuruya konu kararında şüphelilerin Anayasa’nın yürürlüktenkaldırılan geçici 15. maddesinin koruması altında olduklarından bahsetmemiş vesoruşturmayı olağan seyrinde sürdürerek zamanaşımına uğradığı gerekçesiylesonuçlandırmıştır. Geçici 15. maddenin, “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi”sonrasında oluşturulan hükûmetler ile meclisin karar ve tasarruflarını yerinegetiren kişi ve organları güvence altına aldığı, kamu görevlilerine işlediklerikişisel suçlar bakımından koruma sağlamadığı görülmektedir.
42. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında dabelirtildiği üzere daha önce başvurulduğu ve reddedildiği için başarılıolunmayacağı belli olan başvuru yoluna, yeni bir delil ileri sürmeksizinbireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden sonra tekrar başvurulması sonucuverilen ret kararı üzerine yapılan bireysel başvurunun, Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisi kapsamında olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir (İbrahim Oğuz Yapar, B. No:2012/829, 5/3/2013, § 32).
43.Açıklanan nedenlerle bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarakbelirlenen 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen birkarara ilişkin aynı doğrultuda yapılan yeni şikâyetlerin, bireysel başvuruhakkını doğurmayacağı anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun, zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
10/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.