TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZÖHRE FİDANAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5474)
Karar Tarihi: 29/6/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
1. Zöhre FİDANAY
2. Mahmut FİDANAY
3. Remziye YÜCE
4. Feride GÜNEŞ
Vekili
:
Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 9/7/1987 yılında terör örgütü tarafından evlerinebaskın yapılması neticesinde murislerinin öldürülmesi ve akrabalarınınyaralanması dair bu özel durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvurunun ve açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin olayın gerçekleştiği tarih itibarıyla Kanun kapsamı dışında olduğugerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkınınve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/4/2014 tarihinde Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2015 tarihli görüş yazısı 27/1/2015tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular vekilitarafından Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1987tarihinde köylerine yapılan baskın sonucu murisleri M.Z.F.ninöldürüldüğünü iddia etmiş; bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyleköylerini terk etmek zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucular 14/10/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. 12/12/2005 tarihli ve 2005/4-1276 sayılı Komisyon kararında,anılan olayın 9/7/1987 tarihinde meydana gelmesi ve tarih itibarı ile(19/7/1987 ve sonrası) 5233 sayılı Kanun kapsamına girmemesi nedeni ile talebinreddine karar verilmiştir.
10. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineDiyarbakır İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
11. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 25/12/2008 tarihli veE.2007/246, K.2008/2357 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca karşılanması öngörülenzararlar, Kanunda 19.07.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan17.07.2004 tarihleri arasında terör ve terörle mücadele faaliyetleri sırasındauğranılan zararlar olarak belirtilmiştir.
Bu durumda, dava konusu 09.07.1987 tarihliölüm olayının, 5233 sayılı Kanun uyarınca 19.07.1987 -17.07.2004 tarihleri arasında karşılanması öngörülen zararlar kapsamındadeğerlendirilemeyecek olması nedeniyle, başvurunun kanun kapsamına girmediğigerekçesiyle reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
12. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 12/12/2013 tarihli ve E.2011/9875, K.2013/10760 sayılı ilamı ilehükmün onanmasına karar verilmiştir.
13. Onama kararının 8/4/2014 tarihinde başvurucular vekilinetebliğ edildiği ve 15/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğuanlaşılmaktadır.
14. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2014 tarihli veE.2014/4358, K.2014/5594 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 4., 6., 7., 8., geçici 3., geçici4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı EkiKarar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanun, 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkinhükümleri kapsar.”
17. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına gireneylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. "
18. 5233 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi şöyledir:
"19.7.1987 tarihinden bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihe kadar, görevleri başında iken terörden veya terörlemücadele sırasında zarar gören kamu görevlilerinden veya mirasçılarından,ilgili mevzuat uyarınca tazminat almış olup, ancak aldıkları tazminatınhesaplanma kriteri bu Kanundan farklı olanlardan, bu Kanunun yayımı tarihindenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik veya kaymakamlıklara başvuranlara,yapılacak hesaplamada aldıkları tazminat ile bu Kanuna göre almaları gerekentazminat arasında fark bulunması halinde, eksik olan tutar yasal faiziyle birlikteödenir. Ödenen tazminat tutarı fazla ise iade talep edilmez.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren en geçbir yıl içinde sonuçlandırılır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 29/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
20. Başvurucular, murisleri M.Z.F.ninterör örgütü mensuplarınca öldürülmesinedeniyle 5233sayılı Kanun kapsamında yaptıkları talebin ve akabinde açtıkları davanınreddedildiğini, terör örgütü mensupları tarafından hanelerine yapılan baskınsonucunda öldürülen ve yaralanan hısımlarının olduğunu, ölüm olayları nedeniile zararlarının bulunduğunu ve olayın tutanaklar ile basın tarafından dadoğrulanmış olmasına rağmen bu hususların idare ve Derece Mahkemelerincedikkate alınmadığını, 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 19/7/1987 tarihi ileKanun'un yürürlüğe girdiği tarih arasında gerçekleşmiş olan zararlarıntazmininin esas alındığını, başvuru konusu zararlara sebebiyet veren olayın iseKanun'un tazmini gereken zararların gerçekleşme tarihi olarak kapsamına aldığıtarihten on gün öncesi olan 9/7/1987 tarihinde meydana geldiğini, bu hâli ileyerleşim yerinde terör ve terör olayları nedeni ile zarar gören kişilerhakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar vermesine rağmenzararlarına sebebiyet veren baskın olayının zarar tespitlerinde esas alınantarihten sadece on gün öncesinde gerçekleşmiş olması gerekçesine dayanılarakkendi başvuruları hakkında tazminat ödenmemesi yönünde karar verilmesinineşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.
21. Başvurucular ayrıca ölüm olaylarından kaynaklanan manevizararların da telafi edilmesi gereği karşısında 5233 sayılı Kanun'un sadecemaddi zararların sulhen karşılanması hakkındaki esasve usulleri düzenlediğini, 5233 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinin iptaliistemi ile başvurulmuş olmasına rağmen yerel Mahkemece bu taleplerinin dikkatealınmadığını ve talepleri hakkında herhangi bir karar dahi verilmediğini,taraflarından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin ve beyan edilen taleplerhakkında bir karar verilmemek suretiyle savunma haklarının kısıtlanarak alınankararların adil olmadığını, kusursuz sorumluluk ilkesi ve sosyal risk ilkesiuyarınca bu türden zararları idarenin karşılamakla yükümlü olduğunu, yaşananterör olayının akabinde zararlarının tazmin edilmemesinin özel hayatlarınamüdahale teşkil ettiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülenişlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 14.,19., 20. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini iddiaetmiş; maddi ve manevi tazminat talebi ile 5233 sayılı Kanunun bazıhükümlerinin iptal edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
22. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 14., 19., 20. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları giderimtaleplerinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, taleplerininKanun kapsamı dışında bırakılarak Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlikilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarınıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkatealınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
25. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Davada UygulananKuralın Anayasa'ya Aykırı Olması Nedeniyle İptal Edilmesi Gerektiğine İlişkinİddia
27. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. ve geçici 2.maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek söz konusu maddeleriniptalini talep etmişlerdir.
28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak veözgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhinedeğil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem veihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (SüleymanErte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
29. Somut olayda başvurucular 5233 sayılı Kanun’un geçici 1.maddesinin (bkz. § 17) ve geçici 2. maddesinin (bkz. § 18) Anayasa’ya aykırıolduğunu ve iptali gerektiğini ileri sürmekle doğrudan ve soyut olarak yasamaişlemi aleyhine başvuru yapmışlardır.
30. Bir yasama işleminin temel hak ve özgürlüğün ihlaline nedenolması durumunda bireysel başvuru yoluyla doğrudan yasama işlemine değil ancakyasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşıbaşvuru yapılabilir (Süleyman Erte,§ 17). Diğer bir ifadeyle bireysel başvuru kapsamında bir yasama işleminindoğrudan ve soyut olarak Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvuru yapılamaz.
31. Açıklanan nedenlerle davada uygulanan kuralın Anayasayaaykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
32. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1987tarihinde köylerine yapılan baskın sonucu murisleri M.Z.F.ninöldürüldüğünü, hısımlarından öldürülen ve yaralananların olduğunu, evleribasılarak yakıldığını özel yaşama ve aile yaşamına saygı duyulmadığını, yerelMahkeme tarafından savunmalarının dikkate alınmadığını, yaşanılan olayların ongün fark ile Kanun kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle davalarının haksızolarak reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında düzenlenenadil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
33. Bakanlığın başvuruya ilişkin görüş yazısı şu şekildedir:
"Somut başvuruda ... Diyarbakır 1. İdareMahkemesi 25/12/2008 tarih ve E.2007/246, K.2008/2357 sayılı davanın reddineilişkin kararında, 5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca 5233 sayılıKanun'un, 19/7/1987 tarihi ile bu maddenin yürürlük tarihi olan 17/7/2004tarihleri arasında 3713 sayılı Kanun kapsamında olan eylemleri kapsadığıtespitini yapmıştır. Mahkeme, bu maddeye dayanarak başvurucuları murisinin19/7/1987 tarihinden önce, 9/7/1987 tarihinde vefat ettiğini ve bu nedenle 5233sayılı Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu karartemyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.
Bu itibarla Bakanlığımız, başvurucuların sözkonusu şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığının incelenmesisırasında göz önüne alınmak üzere, yukarıda açıklanan hususların da AnayasaMahkemesi'nin dikkatine sunulması gerektiği kanaatindedir."
34. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucular tarafından beyandabulunulmamıştır.
35. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
36. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz bir takdirhatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
37. Başvurucular 9/7/1987 tarihinde PKK terör örgütü militanlarıtarafından köylerine yapılan baskın sonucunda murislerinin öldüğünü iddiaederek oluşan zararlarının karşılanması talebiyle Komisyona yaptıklarıbaşvurunun reddi üzerine 5233 sayılı Kanun kapsamında Diyarbakır İdareMahkemesinde Komisyon kararının (bkz. § 10) iptali istemiyle dava açmışlardır.
38. Başvuruya konu İdare Mahkemesi kararında, 5233 sayılı Kanunuyarınca karşılanması öngörülen zararların Kanun'da 19/7/1987 tarihi ile buKanun'un yürürlüğe girdiği 17/7/2004 tarihi arasında terör ve terörle mücadelefaaliyetleri sırasında uğranılan zararlar olarak belirtildiği, bu durumda davakonusu 9/7/1987 tarihli ölüm olayının 5233 sayılı Kanun uyarınca 19/7/1987 ile17/7/2004 tarihleri arasında karşılanması öngörülen zararlar kapsamındadeğerlendirilemeyecek olması nedeniyle başvurunun Kanun kapsamına girmediğigerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucuların iddiaları,temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararıonanmış; karar düzeltme talepleri ise reddedilmiştir.
39. Başvurucuların iddialarına gelince; 5233 sayılı Kanun,17/7/2004 tarihinde terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarınınkarşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla çıkarılmıştır.Kanun'un uygulama süresi ise geçici 1. maddesiyle belirlenmiştir. Anılanmaddede bu Kanun'un yayımlanma tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgilivalilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde 19/7/1987 tarihi ile bu Kanun'unyürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 12/4/1991 tarihlive3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına gireneylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddi zararları hakkında uygulanacağı düzenlenmiştir. 5233 sayılıKanun, oluşan ihtiyaçlara yönelik çıkarılan özel bir giderim usulüdür vebelirli bir süreci kapsamaktadır. Başvurucuların ileri sürdükleri olayın olduğutarih Kanun kapsamı dışında kalmaktadır; ancak, başvurucuların gerçekleştiğiniiddia ettikleri olay akabinde oluşan zararları için 12/4/1991 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında genel hükümlere göredava açma imkânlarının mevcut olduğu da görülmektedir.Bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararı (bkz. § 11) değerlendirildiğindekararda bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen iddialarınkanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
41. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucuların makul süredeyargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
42. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
43. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
44. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (14/10/2004)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karar tarihi(19/6/2014) arasında geçen ve 9 yıl 8 aylık yargılama süresinde başvurucularaçısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusuyargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
46.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
47. Başvurucular,makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesini ve bunedenle tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
48. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara ayrı ayrı net 8.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Davada uygulanan kuralın Anayasa'ya aykırı olması nedeniyleiptal edilmesi gerektiğine ilişkin iddianın konubakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara ayrı ayrı net 8.000 TL manevi tazminatÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
29/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.