TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ZÜBEYİR BOZKURT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3403)
Karar Tarihi: 16/12/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Zübeyir BOZKURT
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından kaçırıldığı ve uzun sürealıkonulduktan sonra serbest bırakıldığı hâlde bu durum göz önüne alınmaksızın17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların reddedilmesinedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet hakkının; ret işlemlerinekarşı açılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makulsürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 13/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3.Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânınınbulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuş; Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4.Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/5/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5.Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespitedilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
6.Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından kaçırıldığını ve uzun sürealıkonulduktan sonra serbest bırakıldığını, bu özel durum nedeniyle güvenlikkaygısı yaşadığını ve köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
7.Başvurucu 3/7/2006 tarihinde, 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarınınkarşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)başvurmuştur.
8.27/1/2011 tarihli ve 2011/1-737 sayılı Komisyon kararında, dosyada yer alanbilgi ve belgeler uyarınca köy boşaltılmadığından kişiye yönelik tehdit vesaldırı olmadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir.
9.Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Diyarbakır İdareMahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararıyla Batman İdare Mahkemesinedevredilmiştir.
10.Dava, Batman İdare Mahkemesinin 23/2/2012 tarihli ve E.2011/4003, K.2012/1339sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“...Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve18647 sayılı yazısında, Kaşyayla Köyü'nün YayalıMezrası'nın "kısmen boşaldığı", diğer mezraların ve Köy'ün "boşalma olmadığı"nınbelirtildiği, 09.05.2006 tarih ve 30571 sayılı yazısında da, "terörolaylarından etkilenmeyen köy" olarak belirtildiği, İl genelinde terörnedeniyle terk edilen köylere ait listenin yer aldığı 04.03.2005 tarihli yazıekinde, Kaşyayla Köyü'nün bulunmadığı, 09.10.2009tarih ve 63966 sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yılları arasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricindeköyde 24 hanenin ikâmet ettiği, Batman Valiliği'nin17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köy nüfusunun 1990 yılında514, 1997 yılında 501, 2000 yılında 819 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim KuruluBaşkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılı yazısında, aralarında davacınınKöyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimininyapıldığının belirtildiği görülmektedir.
Diğer yandan, davacıvekilince davacının terör örgütü mensupları tarafından kaçırılarak uzun süreözgürlüğünden yoksun bırakıldıktan sonra köyü terk ettiği ileri sürüldüğündenanılan hususun davacıya yönelik olarak yapılmış "terör tehdidi kapsamındaveya saldırısı " kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinintespiti gerekir.
Davacı ve davalıidare tarafından sunulan bilgi ve belgelerden, söz konusu olayla ilgili olarak Günlüce, Koçkaya, Binekli ve Kaşyayla Köyümuhtarları ile emekli GKK tarafından imzalanmış 25/7/2010 tarihli tutanaktanbaşka herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı görüldüğünden, söz konusu iddiayıkabule olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda;aralarında davacının da bulunduğu Kaşyayla Köyühalkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerindendolayı uğradıkları zararın, anılan köyün ve bağlısı olan Güneycikve Yayalı Mezraalarının tamamen boşalmamış olmasıdiğer bir ifadeyle, köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vedavacıya yönelik olarak, kaçırıldığı belirtilmekte ise de, söz konusu hususailişkin olarak yukarıda belirtilen tutanaktan başkaca bir bilgi belgebulunmaması ve söz konusu tutanağın da kabul edilebilir olmadığından, terörtehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından,davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukukaaykırılık bulunmamaktadır...”
11.Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin31/1/2013 tarihli ve E.2012/7524, K.2013/581 sayılı ilamıyla hükmün onanmasınakarar verilmiştir.
12.Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 19/11/2013 tarihli ve E.2013/12319,K.2013/8622 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
13.Ret kararının 18/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği ve 13/3/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
14.5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4.maddeleri; 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı EkiKarar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
15.5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyledeğişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altıkatı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespitedilenlere dört katından yirmidört katı tutarınakadar,
c) Çalışma gücü kaybı,yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespitedilenlere kırkdokuz katından yetmişikikatı tutarına kadar,
e) Ölenlerinmirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e)bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı TürkMedenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16.Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 2014/3403numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17.Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığıdavanın reddedildiğini, idare tarafından köy halkına “Köy korucusu ol ya da köyü terk et.” şeklinde yapılanbaskının ve zorlamanın Mahkemece dikkate alınmadığını, yerleşim yerindemuhtarlık seçimlerinin yapılmaması, yerleşim yeri sakinlerinin öldürülmesi,silahla yaralama ve köy korucularının silahlarıyla birlikte alıkonulması,kendisinin terör örgütünce kaçırılarak alıkonulmasına dair özel durumu gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesinedayanılarak sunduğu belgeler değerlendirmeye alınmaksızın sadece idaretarafından sunulan belgelerin dikkate alınması, bu belgelerin kendisine tebliğedilmemesi suretiyle savunma yapmasına imkân tanınmadan verilen kararın adilolmadığını belirtmiştir.
18.Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, kendisitarafından sunulan belgeler dikkate alınmaksızın idarece sunulan belgeleredayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, aynı yerleşim yerindeikamet edip önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonuntazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve yargı mercilerince bu kararlarkonusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak davasının reddine kararverildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yeralmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87.,125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş vemaddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19.Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233 sayılı Kanunkapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesinedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenin can ve malgüvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldıklarımülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanmasıimkânının tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlananmülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiası,hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucuverilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
20.Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim taleplerinin mukimolduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancakaynı yerleşim yerinde ikamet edip önceki bir tarihte başvuruda bulunanlarhakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve yargımercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
21. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda,tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığıiddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarakayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibibelirtilen iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt dasunmamış oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B.No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
22.Somut başvuru açısından, yapıldığı iddia edilenayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı,belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıtsunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
23.Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları
a. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
24.Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgeleregöre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia etmiştir.
25.5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer iddialar daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarda başvurulara konu yargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardanbirine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veyamenfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortayakoyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların anılan iddialarınınaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
26.Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadankaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar verilmesinigerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
27.Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerininİhlal Edildiği İddiası
28.Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller dikkate alınmaksızın sadece idaretarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere dayanılarak İlkDerece Mahkemesi tarafından davasının reddine karar verildiğini belirtmiş; bunedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
29.5233 Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konuolmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda, başvurulara konutazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağınoktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadikriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususuntespiti için de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarınadayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da ilk derece mahkemesikararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç ilkderece mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşılmakla başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
30.Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan incelemelerdebaşvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve başvurucuaçısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığı sonucunavarılmıştır.
31.Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılanma ilkesinin ihlal edildiğiiddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
32.Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterligerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
33.5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda başvurucuların hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hariçolmak üzere, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediğiiddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri kararlarında denetlenerekreddedildiği, bu nedenlerle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77).
34.Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun taleplerinin 5233 sayılıKanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olup olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzimedilen tutanak ve belgeler kapsamında Derece Mahkemelerince değerlendirildiği,başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilenistemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §§ 10-12), İlk Derece Mahkemelerinceoluşturulan kararlar ve gerekçeleri hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolumahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdanbaşvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunundeğerlendirilmesi hususu dışında, gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğineyönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren bir yönbulunmamaktadır.
35.Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğiiddiasının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
36.Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim taleplerinindeğerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makulsürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
37.5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamlarınezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar dahaönce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tümkoşulları, karara bağlanan başvuru sayısı veyargılama sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkatealınarak uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamdasekiz yılın altında süren başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
39. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucununKomisyona başvuru tarihi olan 3/7/2006 tarihi ile nihai karar tarihi olan 19/11/2013karar düzeltme tarihi arasında geçen yedi yıl dört aylık süreçte uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamuotoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek gecikmedenkaynaklanan bir kusurun olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısındanfarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucunavarılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığınıileri sürdüğü yargılamanın uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlalsaptanmadığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
e. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiği İddiası
41.Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun terör örgütümensupları tarafından kaçırılarak alıkonulduktan sonra serbest bırakılmasınoktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyüntamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
42.Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasındabireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
43. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derecemahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması,delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönündenadil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tekistisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyuhiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesikararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).
44.Başvuru konusu olayda başvurucu; mevcut delillerin değerlendirilip tartışılmadığını,davalı tarafın beyanlarına dayalı olarak karar verildiğini, terör örgütümensuplarınca kaçırılarak alıkonulduktan sonra serbest bırakılması noktasındakiözel durumu dikkate alınmaksızın karar verildiğini belirtmekte olupbaşvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
45.Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında başvurucu ve idare tarafından sunulanbilgi ve belgelerden, söz konusu olayla ilgili olarak Günlüce,Koçkaya, Binekli ve Kaşyayla köyü muhtarları ile emekli G.K.K. tarafındanimzalanmış 25/7/2010 tarihli tutanaktan başka herhangi bir bilgi ve belgesunulmadığı görüldüğünden söz konusu iddiayı kabule olanak bulunmadığı, budurumda aralarında başvurucunun da bulunduğu Kaşyaylaköyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerindendolayı uğradıkları zararın, anılan köyün ve bu köye bağlı Güneycikve Yayalı mezralarının tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle köydegüvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucunun kaçırıldığı iddiasınailişkin olarak yukarıda belirtilen tutanaktan başkaca bir bilgi belgebulunmaması ve söz konusu tutanağın da kabul edilebilir olmaması, başvurucuyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233sayılı Kanun hükümlerine göre ileri sürülen zararların idarece karşılanmasınahukuki olanak bulunmadığından başvurucunun isteminin reddi yolunda tesis edilendava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddinekarar verilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenipreddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmış; karar düzeltme talebi isereddedilmiştir. Bu çerçevede Derece Mahkemelerinin kararlarında açık keyfîlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.
46.Başvurucu ayrıca idarenin, can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
47. Başvuru dilekçesi incelendiğinde başvurucu, Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde 5233 sayılı Kanun kapsamındatanzim edilen belgelerde maddi zararının olduğunu iddia etmiş; idari yargımakamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar vealeyhe yorumlaması neticesinde Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
48.Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddianınyargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarakyukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 41–45) başvurucunundelillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkinolarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığıanlaşılan somut yargılama faaliyetinin, Derece Mahkemelerince adil yargılanmahakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundanmülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesinegerek görülmemiştir (ÜlküÖzgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43).
49. Açıklanan nedenlerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkıaçısından başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Adli yardım talebininKABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddianın,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın,
3.Çelişmeli yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın,
4.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın,
5.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın,
6.Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca, tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucununyargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA
16/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.