ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1962/274
Karar No.:1963/40
Karar tarihi:21/2/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:2.5.1963/11395
İtirazdabulunan : İpsala Sulh Ceza Mahkemesi.
İtirazınkonusu : Gayrimenkule tecavüzün defi hakkındaki 16/4/1952 tarih ve 5917 sayılıkanunun tümünün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İpsala'nınKumdere Köyünden Ahmet Gedik adındaki şahıs hakkında 5917 sayılı kanuna aykırıeyleminden ötürü bu kanunun 7/1 inci maddeleri gereğince açılan kamu dâvasıüzerine İpsala Mahkemesinde yapılan duruşma sırasında mahkemece, 5917 sayılıkanunun tümü, Anayasa'nın 36/2, 114/1 ve 132 nci maddelerine aykırı görülerek,Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usullerihakkındaki 44 sayılı kanunun 27 nci maddeleri uyarınca bu kanunun iptali içindosya Mahkememize gönderilmiştir.
İlkinceleme : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilkincelemede; başvurma Anayasa'nın 151 ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddelerineuygun görüldüğünden, esasın incelenmesine geçilmiş ve düzenlenen rapor, İpsalaSulh Ceza Mahkemesi kâran ve bağlı yazı örnekleri, 5917 sayılı kanun ilegerekçesi, komisyon raporları, Meclis Müzakere Tutanakları, Anayasa'nın ilgilimaddeleri, Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporu ve müzakere tutanaklarıokunduktan ve üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun, Ceza Hâkiminin bu işi AnayasaMahkemesine gönderemiyeceği, bu bakımdan da Mahkememizin konuyu tetkik etmemesigerektiği yolundaki muhalefetine karşı kanunun tümü üzerinde inceleme yapılmasıicap eylediğine çoğunlukla karar verildikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
İPTALİİSTENEN KANUN METNİ:
Maddel- Hakikî ve hükmi şahısların zilyed bulundukları gayrimenkula başkasıtarafından tecavüz ve müdahale edildiği takdirde o gayrimenkul zilyedinin vezilyed birden fazla olduğu takdirde içlerinden herhangi birinin müracaatıüzerine o gayrimenkulun bağlı bulunduğu mahalin kaymakamı veya valisitarafından aşağıda yazılı hükümler dairesinde bu tecavüz ve müdahale def vegayrimenkul zilyedlerine mahallen teslim olunur.
Köyeait gayrimenkullere vâki tecavüzlerden köyün kanuni temsilcisi veya köyhalkından herhangi biri tarafından bu maddede sözü geçen mercilere müracaathalinde dahi bu kanun hükümleri tatbik olunur.
Zilyedineteslim olunan gayrimenkule başkaları tarafından vuku bulacak tecavüz vemüdahaleler yeni bir tahkikat yapılmaksızın derhal men edilir.
Madde2- Tecavüzü men edilen kimse bu gayrimenkulde vücuda getirdiği her türlü ekim,tesis ve değişikliklerden dolayı ancak umumi hükümler dairesinde mahkemeyemüracaat edebilir.
Madde3- Tecavüz eden; gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olduğunu iddiaetse bile ait olduğu mahkemeye müracaat eylemesi lüzumu kendisine tebliğolunur.
Buhal tarafların mahkemeye müracaatla ref'iyet veya mülkiyet dâvaları açmalarımamâni olmaz.
Madde4- Tecavüzden evvel malın zilyedi bulunan kimsenin, tecavüz ve müdahaleninvukuunu Öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde müracaatla bulunmasılâzımdır. Bu müddet tecavüzün vukuundan itibaren bir seneyi geçemez.
Madde5- Müracaat vukuunda, vali, kaymakam veya vazifelendirecekleri memur veyamemurlar tarafından tahkikat yapılır.
Tahkikat15 gün içinde ikmâl edilerek karara bağlanır; bu müddet içinde kararverilmediği takdirde keyfiyet sebepleri ile üst makama bildirilir.
Verilenkararlar kesindir.
Madde6- (Bu madde tahkik memurunun harcırah ve nakil vasıtalar, hakkında olup aynenburaya getirilmesine lüzum görülmemiştir.)
Madde7- Tecavüzü defedilen kimse, mahkeme kararı ile kendisine teslim edilmeksizin ogayrimenkule tecavüz ederse birinci maddeye göre tecavüzü defedilmekle berabersulh mahkemelerince iki aydan altı aya kadar hapis cezasına mahkûm edilir.
Eğerbu tecavüz silâhlı bir kişi veya silâhlı olmasalar bile birkaç kişi tarafındanika olunursa bir seneden üç seneye kadar hapis cezası verilir.
Budâvalar acele olarak görülür.
Madde8- (Bu madde 2311 sayılı kanunun kaldırılmasına)
Madde9- (Bu madde yürürlük tarihine)
Madde10- (Bu maddede yürütmeye) ilişkin bulunmaktadır.
Gerekçe: 5917 sayılı kanun teklifi gerekçesinden, İçişleri ve Adalet Komisyonuraporlarından ve Büyük Millet Meclisindeki görüşmelerden şu yönler açık olarakanlaşılmaktadır: "Yurdumuzda taşınmaz malların ve Özellikle arazininsınırları uyuşmazlıkları önleyecek surette belli edilememiş olduğundanÖtedenberi tecavüz ve müdahaleler olagelmektedir. Bu hal, asayiş ve emniyetibozmakta, hattâ can kaybına bile sebep olmaktadır. Onun için gerek bu türlütecavüzleri hemen önlemek, gerekse bozulan emniyet ve asayişi yeniden sağlamakamaciyle idare âmirlerine, mülkiyet haklarına dokunmamak, Medeni Kanunhükümleri tamamıyle saklı kalmak üzere gerçek veya tüzel kişilerin ellerindebulundurdukları taşınmaz mallara yapılacak tecavüzleri önlemek yetkisiverilmiştir. Bu yetki, İl İdare Kanunu ile idare âmirlerine verilen güvenliğisağlama ve önleyici zabıta tedbirleri alma görevlerini de kolaylaştırır. Bukonuda yapılacak soruşturma ve verilecek kararlar, adlî kazada bir delilolamıyacaktır. Amaç, sadece şahısların kendiliğinden hak almalarını önleyici veasayişin bozulmamasını sağlayıcı tadbir almaktır. (Türkiye Büyük Millet MeclisiTutanak Dergisi dönem 9, cilt 9, toplantı l, 105 inci birleşim. Cilt 12,toplantı 2, 29 uncu birleşim. Cilt 14, toplantı 2, 55 inci birleşim. Cilt 14,toplantı 2, 62 nci birleşim).
Kanununbu nitelikte olduğu, uygulamalara yön veren Yargıtay'ın 29/6/1955 tarih ve 8/15sayılı İçtihadı Birleştirme kararında: ".......... bu kanunun gayrimenkulmülkiyeti bakımından haklıyı haksızdan tefrik eden bir maksadı derpiş etmediğigibi suçluluk, gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olmadığı halde o gayrimenkuletecavüz eyleyen kimsenin fiil ve hareketinden değil, vukuu muhtemel bir nizaıbertaraf etmek maksadiyle idarece alınmış olan ve ancak önleyici bir tedbirmahiyetinde kalan bir emre karşı gelmek ve bu babdaki karara ademi itaattenneş'et etmektedir. Binaenaleyh suç, mülkiyet ihtilâfının nihaî ve katî halmercii olan mahkemelerin vazifesine taallûk eden hususla ilgili olmayan veunsurlarım asayiş esasına müstenit idari tasarruftan alan hareketlerde tekevvüneder." denilmek suretiyle belirtilmiştir.
Bukonudaki idarî işlemin niteliği Danıştay içtihadı Birleştirme kararı ile de şuşekilde açıklanmıştır. "....... bir kimsenin elinde bulunan gayrimenkulebaşkası tarafından tecavüz ve müdahale olunarak ihdasiyet edildiği takdirdeidare amirlerince yapılan muameleler zilyedliğin himayesine matuf tedbirmuameleleridir."
5917sayılı kanunun 3 üncü maddesi: "Tecavüz eden; gayrimenkul üzerinde terciheşayan bir hakkı olduğunu iddia etse bile ait olduğu mahkemeye müracaat eylemesilüzumu kendisine tebliğ olunur.
Buhal, tarafların mahkemeye müracaatla ref'iyet veya mülkiyet dâvaları açmalarınamâni olmaz" şeklinde idarî makamlarca yapılan işlemin sırf emniyet veasayişi korumak düşüncesiyle alınmış bir tedbir olduğunu, ilgililerin mahkemeyebaşvurmak haklarını daima açık bulunduğunu kesin olarak belirtmektedir.
Halböyle olunca, idarî makamların aldıkları bu tedbir niteliğindeki kararların,sulh ceza mahkemesi kararında belirtilen ve mülkiyet hakkının ancak kamu yararıamacı ile sınırlanabileceğine ve bu hakkın kullanılmasının toplum yararınaaykırı olamıyacağına ilişkin Anayasa'nın 36 ncı maddesi hükümleriyle birmünasebeti bulunmamak gerekir.
Suç,ilgilinin başvurması üzerine birinci tecavüzü idari kararla men edilen kişininbu karara uymayarak o yere ikinci defa tecavüz etmesiyle doğmaktadır, îdarisoruşturma ve işlemin haklı veya doğru olmadığını iddia eden taraf, birinci menkararı üzerine mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu takdirde suç doğmayacakve hakkını ispat etmesi halinde o taşınmaz mal üzerinde zilyedliği devamedecektir. Buna göre mahkemenin, suç unsurlarının, bazan İdarece haksız veisabetsiz ve kaymakam veya vali tarafından görevlendirilen ve her zamanehliyetli olmayan memurlar vasıtasıyla yapılan soruşturma ve işleme dayandığıyolundaki gerekçesi aslında isabetli sayılamaz.
5917sayılı kanunun 4 üncü maddesindeki 60 günlük süre, idarî mercie başvurmak içinkonmuştur. Türk Ceza Kanununun 108 inci maddesindeki süre ise, açılması şahsişikâyete bağlı suçlarda mahkemeye başvurmak için konulmuştur. 60 günlük süregeçtiği halde, idare âmiri men kararı verse dahi ikinci tecavüz vuku bulmadıkçasuç doğmayacağından başvurmanın 60 günlük sürenin geçmesinden sonra yapılmışolmasının, suçun doğmasına bir etkisi olmamak icabeder. Her başvurmanın, mutlakolarak kabul edilmesi zorunluğu yoktur. Aksi takdirde zilyedlik hususunda biridari soruşturma yapmağa lüzum kalmazdı.
İlidaresi Kanununda, mülkiyet hakkından doğan tasarruf güvenliğin in sağlanmasıiçin alman karara uymayanlara verilen cezanın 5917 sayılı kanundaki cezadanhafif ve köy tüzel kişiliğine ait taşınmaz mallara tecavüz eyleminin Türk CezaKanununun 6123 sayılı kanunla değiştirilen 513/2 nci maddesi ilecezalandırılmış olmasının da Anayasa'ya aykırılık konusuna bir etkisi yoktur,çünkü ayni konuyu ele alan, iki kanundan sonraki kanun cezayı ağırlaştıran şise, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara o kanun uygulanır ve bundan daAnayasa'ya aykırılık doğmaz.
Taşınmazmal anlaşmazlıklarından ötürü kişiler arasında da kavgalar çıkar ve bu yüzden asayişbozulabilir. Bu bakımdan memleket emniyet ve asayişinin bozulması, ister umuma,ister kişilere ait mallarla ilgisi olsun, durum aynıdır. Mahkeme kararında bunoktalara ilişen düşünceler bu sebeple yerinde değildir.
5917sayılı kanunun 5 inci maddesinin son fıkrasında "Verilen kararlarkesindir" denilmektedir. Mahalli mahkeme kararında ve muhalefet oylarındaAnayasa'ya aykırılık hususunda bu fıkraya ve dolayısiyle Anayasa'nın 114/1 incimaddesine dayanılmaktadır. Bu fıkra idare âmirleri kararlarının süratle yerinegetirilmesini sağlamak düşüncesiyle konmuştur. Gerçekten, idare âmirininkararına bir üst idarî makama itiraz etmek imkânı kabul edilmiş olsa idiidarenin böyle bir tedbir kararı vermesinden beklenen faide sağlanamazdı, İdareâmirlerinin kararlarının bu kesinliği, zilyedi tâyinde kaza merciinibağlıyacak, başvurana bir hak sağlıyacak nitelikte değildir. Yukarıya geçirilen3 üncü madde hükmüne göre taraflar her zaman mahkemeye başvurarak"Ref'iyed veya mülkiyet dâvaları" açabilirler. Bu suretle Anayasa'nın114/1 inci maddesinde yazılı "Yargı mercilerinin denetimi" sağlanmışolur.
Konunun,mahkeme kararında geçen, Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı bir yönü deyoktur.
Görülüyorki Anayasa'nın teminat altına aldığı mülkiyet hakkıdır. idare âmirlerinin,zilyedliğin korunmasına ilişkin olan ve çok defa kişiler arasında çıkankavgaları önlemek amacını güden tedbir niteliğindeki kararlarının ise mülkiyethakkının özüne dokunan ve Anayasa ile çatışan bir yönü yoktur. İdareâmirlerinin bu yoldaki işlem ve kararlarının kaza hakkının kullanılmasıniteliğinde kabulü de mümkün değildir.
Yukarıdayazılı sebeplerle yerinde bulunmayan itirazın reddi gerekir.
Sonuç: Gayrimenkule tecavüzün Defi hakkındaki 5917 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırıolmadığına ve itirazın reddine 21/2/1963 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Başkan
Sünuhi Arsan
Başkanvekili
Tevfik Gerçeker
Üye
Rifat Göksu
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
(muhalif)
Üye
Lütfi Akadlı
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İhsan Keçecioğlu
(muhalif)
Üye
Salim Başol
Üye
Celallettin Kuralmen
(muhalif)
Üye
Yekta Aytan
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFETŞERHİ
l-Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usullerihakkındaki 44 sayılı kanunun 27 nci maddelerine göre bir mahkeme, bakmaktaolduğu bir dâvaya uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunduğukanısına varır veya tarafların bu yoldaki itirazlarının ciddî olduğunu kabulederse, kanunun Anayasa'ya aykırılığı konusunda bir karar verilmek üzereMahkememize başvurabilir ve dâvayıda geri bırakır.
Kanununaradığı bu şartlar yoksa, Anayasa'ya aykırılık iddiasının yukarı ki hükümleregöre itirazen incelenmesi mümkün değildir. Yargı yerlerine bu hükümler dışındamahkememize başvurma yetkisi tanınmamıştır. Aşağıda izah edilecek sebeplerle,bu hâdisede Anayasa'nın 151 inci ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddesinde yazılışartlar mevcut olmadığından bu müracaatın yetki bakımından reddi gerekirdi.
Filhakika:
a)Duruşma zabıtnamesinde yazılı olduğu gibi Mahkeme şikâyetçiyi, sanığı veşahitleri dinlemiş; (Mucibi tetkik bir husus kalmadı. Duruşmaya son verildi.Ekli karar açıkça tefhim olundu) diyerek dâvayı bitirmiştir. Bu dâvaya artıkMahkemenin bakmakta olduğu (Derdest) bir dâva denemeyeceğinden hâkim, bu dâvavesilesiyle ve 5917 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığının tetkiki talebiyleMahkememize başvuramaz.
b)Mahkeme, 5917 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı hususunda bir kanatevarmakla kalmamış; bunu geciktirici bir mesele olarak kabul edip, Mahkememizdençıkacak karara intizaren, dâvayı geri bırakmamış; bilâkis bu kanaatini hükmeesas tutarak (5917) sayılı kanunun maznun Ahmet Gedik hakkında tatbikine mahalolmadığına karar vermiştir.
Kanunave usule uygun olsa da olmasa da, bu nihaî bir karardır. C. savcısı tarafındantemyiz edilmiyerek kesinleşmiş, sanık lehine muhkem kaziye teşkil etmiştir,5917 sayılı kanun hükümlerinin Anayasa'ya muhalif olmadığına dair kararımızarağmen Mahkeme bu dâvayı tekrar ele alamaz. Yazılı emir yoluna gidilse dahiçıkması melhuz bozma kararı sanık aleyhine tesir edemez. Şu halde 5917 sayılıkanun hükümleri Mahkemenin bu dâvada uygulaması mümkün hükümler olmaktançıkmıştır.
2-Diğer taraftan, İpsala Sulh Ceza Mahkemesinin 5917 sayılı kanundauygulayabileceği tek hüküm, ceza tâyin eden 7 nci madde hükmüdür. Kanunun diğerhükümleri, gayrimenkula vâki tecavüzlerin nasıl ve kimler tarafından tesbitolunacağına, bu tecavüzün kim tarafından ne suretle menedileceğine, menkararının ne şekilde infaz edileceğine dair olup bunları uygulamak ve hattâtetkik mevzuu yapmak ceza mahkemesinin görevi dışında kalır.
Halbuki,İpsala Sulh Ceza Mahkemesi, kanunun 7 nci maddesi dışında kalan hükümlerini elealıp Anayasa'ya aykırı görmekte; 7 nci maddeyi de (İller İdaresi Kanununa görealınan tedbir ve kararlara riayetsizlik Ceza Kanununun 526 ncı maddesiyle hafifşekilde cezalandırılmışken 5917 sayılı tanımda daha ağır bir ceza tâyininiKanunu Medeninin 895, 905 inci, ve Anayasa'nın 36 ncı maddelerine aykırı)bulmaktadır.
Mahkeme,5917 sayılı kanunun uygulamaya mezun olmadığı hükümleri iğin Anayasacaaykırılık iddiasında bulunamaz. Bu, yetkisi dışındadır.
Anayasa'nınmülkiyet hakkından bahseden 36 ncı maddesiyle 5917 sayılı kanunun 7 nci maddesiarasında da bir münasebet yoktur. 5917 sayılı kanunun 7 nci madde dışında kalanhükümlerini ilgilendiren 36 ncı madde hükmüne dayanılmasında da isabet yoktur.
Mümasiliki fiile uygulanacak ceza hükümleri arasında ayniyet olmayışının Anayasa'nınhangi hükmüne muhalif düştüğü kararda izah edilmediği gibi iki kanunda yazılıcezalar arasında fark oluşu Anayasa'yla kabul edilen bir prensibe de aykırılıkarzetmediğinden Mahkemenin kendi görevine giren ceza konusundaki isteği demesnetsizdir.
3-5917 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırı bulunduğunun incelenmesi için İpsala SulhCeza Mahkemesince yapılan başvurma yetki bakımından reddedilmeliydi.
Mahkemeninuygulayabileceği 7 nci maddenin Anayasa'ya aykırı bulunduğuna dair isteğikanuni gerekçeden mahrum olduğundan ve diğer hükümlerin uygulanması buMahkemenin görevi dışında kaldığından istek kezalik etkisizlik sebebiylereddedilmeliydi.
Müracaatınyolunda bulunduğu kabul edilse bile sadece 7 nci maddeye hasren tetkikatyapılmalıydı.
Çoğunlukkararına bu sebeplerle muhalifim.
5917sayılı kanunun Anayasa'ya aykırı bir hüküm taşımadığı hakkındaki görüşe iştirakediyorum.
Üye
Şemsettin Akçoğlu
MUHALEFETŞERHİ
1962/274
GayrimenkuleTecavüzün Defi hakkındaki 16/4/1952 tarih ve 5917 sayılı Kanunun 5 incimadesiyle en büyük mülkiye âmiri tarafından verilen kararın kesin olduğuna dairson fıkrası aşağıda açıklanan sebepler ile Anayasa 'ya aykırı bulunduğundaniptali gerekir. Şöyle ki:
334sayılı Anayasa'nın 114 üncü maddesi "İdarenin hiç bir eylem ve işlemi hiçbir halde yargı mercilerinin denetim dışında bırakılamıyacağını"açıklamıştır. 5917 sayılı kanunun 5 inci maddesinin son fıkrasındaki hüküm iseen büyük mülkiye amiri tarafından zilyedliğin kime ait olduğu hakkında verilenkararın kesin olduğunu belirtmekle bu işlemin yargı denetiminin dışındabulunduğunu ifade etmiştir.
Herne kadar bu hükmün, gayrimenkula tecavüzle bozulan asayişin iadesinde çabukluksağlamak maksadına dayandığı anlaşılmakta ise de memleketimizdegayrimenkullerin tapu sicili gereği gibi tesis edilememiş ve hudutları da kesinolarak belli olmamış bulunduğundan ve gerek miras yolu ile vâki intikallerinmuntazaman tapu siciline işlenmememsi gerekse bir çok satış ve ferağişlemlerinin haricen yapılmakta olmasından gayrimenkülde zilyedlik dâvalarınınmahkemelerde karara bağlanması uzun zamanlar almaktadır.
Öteyandan vali ve kaymakamlar tarafından alınan kararlar çokluk-ia üçüncü vedördüncü derecede memurlar vasıtasiyle yaptırılan soruşturmalara dayandığındanher zaman gerçeğe uygun sonuçlar vermemekte ve bu yüzden 5917 sayılı kanunun 7nci maddesiyle cezalandırılan suçlar ortaya çıkmakta ve gayrimenkulun hakikîzilyedi de hakkını ihkak ettirmek üzere uzun yıllar mahkemelerde uğraşmayamecbur kalmaktadır.
Tecavüzündef'i hakkında vali ve kaymakamlar tarafından alınan karar her ne kadarzilyedliğin esasını halletmeyen ve sadece asayişin sağlanmasına müteveccihbulunan bir tedbir kararından ibaret ise de hukukî niteliği itibariyle infazılâzım bir idari karar olduğundan Anayasa'nın 114 üncü maddesinde "Hiç birhalde yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamıyacağı" belirtilmişolan kararlar cümlesindendir. Bu nevi kararların dahi 114 üncü maddenin kapsamıiçinde bulunduğu Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporunda yapılanaçıklamadan ve maddenin adı geçen Mecliste cereyan eden müzakeresindenanlaşılmaktadır. Şu halde yargı denetimine tabidir.
5inci maddenin son fıkrasının hiyerarşi murakabesini önlemek maksadiyle konulmuşolup bu kararlar aleyhine Danıştay'a başvurulmasını önleyici mahiyette olmadığıve madde metninde yargı denetimi yolunu kapayan bir hüküm bulunmadığı dadüşünülebilirse de Danıştay 8 inci Dairesince 334 sayılı Anayasa'nın yürürlüğegirmesinden sonra bu konu da ittihaz edilen 12/12/1962 tarihli ve 1962/4968sayılı kararla İstanbul'da Şişli Kaymakamı tarafından bir tecavüzün define dairverilen kararın iptali hakkında açılan dâvanın "5917 sayılı kanuna göreverilen kararın kesin bulunduğunun 5 inci maddede zikredilmesine" dedayanılarak reddedilmiş olması böyle bir düşünceye yer bırakmamaktadır.
Öteyandan çoğunluk kararında ifade edildiği üzere bahse konu idarî kararın sonuçdoğuracak ve başvurana bir hak sağlayacak nitelikte bulunmaması onunAnayasa'nın 114 üncü madesinin kesin hükmünden istisna edilmesine cevazvermeyeceği gibi aleyhine karar verilenin mülkiyet ve zilyedlik haklarıbakımından Adalet Mahkemelerine başvurma yolunun açık bulunması idari kararınyargı denetimi altında olduğunu da ifade etmez, zira Adalet Mahkemeleriidarenin kararını değil, mülkiyet ve zilyedlikten doğan ihtilâfı inceleyerekkarara bağlamaktadır. Kaldı ki Anayasa'nın 114 üncü maddesinde zikri geçen(Yargı mercileri) ifadesiyle Danıştay'ın ve ilerde ihdas edilmesi muhtemelbulunan alt idare mahkemelerinin kasdedildiği Temsilciler Meclisi AnayasaKomisyonu raporunun bu maddeye ilişkin açıklamalarından anlaşıldığı gibi enbüyük mülkiye âmirinin kararı, geçici de olsa bir sonuç doğurmakta ve lehinekarar verilen şahsa gayrimenkul üzerinde bir tasarruf hakkı sağlamakta,aleyhine karar verilen şahsı da Adalet Mahkemelerinde hakkını ihkak ettirmekiçin uğraşmak zorunda bırakmaktadır. Bu sebeple çoğunluk düşüncesi Anayasa'nın114 üncü maddesinin kesin ve mutlak hükmü karşısında iltifata şayan ve 5 incimaddenin son fıkrası hükümünün Anayasa'ya uygunluğunu kabule müsaitbulunmamaktadır.
Busebeplere binaen çoğunluk kararının bu kısmına muhalifiz.
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Muhittin Gürün