ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1963-173
Karar No:1965-40
Karar tarihi:26/9/1965
Resmi Gazete tarih/sayı:25.7.1967/12656
Dâvacı:Türkiye işçi Partisi
Dâvanınkonusu: Türk Ceza Kanununun 5844 sayılı kanunla değişik 141/1. ve 142/1.maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmeleri istemindenibarettir.
İLKİNCELEME:
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 11/3/1963 gününde yapılan ilkincelemede, İşçi Partisi Tüzüğünün 17 nci maddesine göre partinin en yüksekmerkez organının Merkez Yönetim Komitesi olduğu üyelerden ismail Hakkı Ülkmen,ibrahim Senil, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün'ün Parti tüzüğünün 15 incimaddesi gereğince partinin en yüksek Merkez Organının Genel Yönetim Kuruluolduğu yolundaki muhalefetleriyle tesbit olunduktan sonra, olayda Türk CezaKanununun 141 inci ve 142 nci maddelerinin l numaralı bentleri hakkında iptaldâvası açılması için Genel Yönetim Kurulunda Merkez Yönetim Komitesine tamyetki verildiği ve bu komitece de dâva açılmasının kararlaştırıldığıanlaşıldığından dâvanın, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usullerihakkındaki 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin l numaralı bendine uygunolarak, partinin yetkili organı tarafından açıldığının kabulüne üyelerdenŞemsettin Akçoğlu'nun dâva acrna kararının, partinin en yüksek organı olanBüyük kongrece verilebileceği yolundaki muhalefeti ile karar verilmiş olmaklahazırlanan rapor, dâva dilekçesi, sözlü açıklama tutanağı, Türk Ceza Kanunununiptali istenen maddeleri ile Anayasanın dâva ile ilgili hükümleri, bunlarailişkin gerekçeler, komisvon raporları, Meclis görüşme tutanakları okunduktansonra gereği görüşülüp düşünüldü :
DAVACININSÖZLÜ AÇIKLAMASI :
Bukonudaki isteğinin Mahkemece kabul edilmesi üzerine yapmış olduğu sözlü açıklamasındaDâvacı, dilekçesindeki görüşlerini çeşitli açılardan tekrarladıktan ve dâvakonusu maddelerle ilgili bazı uygulamalardan sözettikten sonra özet olarak :
"Anayasamızın,sosyalizme açık bir anayasa olduğunu, Anayasada (Bu Anayasa, sosyalist Anayasadır.)diye yazılmasına lüzum bulunmadığını, buna mukabil Anayasamızın kapitalizme veliberalizme (kamu yararı) ile ve (Devlete sosyal Ödevleri gerçekleştirmeyiyükümlemesi) ile sınır koyan bir Anayasa olduğunu, sosyalizme ise kat'iyensınır tanımadığını, Anayasa'nın, her türlü dikta rejimini yasakladığını,iktidara hangi yoldan gelirse gelsin herhangi bir şahsın veya partinin tahakkümkurmasına ve millî egemenliği tekeline almasına imkân olmadığını, bu bakımdanbirer dikta rejimleri olan komünizmi de faşizmi de yasakladığını, bundan başkaAnayasamızın Cumhuriyetçiliğe aykırı, bölgecilik amacı güden, Türk Milletinibölen, yahut Padişahlığı getirecek bir düzen tasavvur eden partileri deyasakladığını, bunların dışında Anayasamızın hiç bir partiyi yasaklamadığını ve141/1. ve 142/2. maddelerin de sadece komünizmi yasakladığına dair olaniddiaların yerinde olmadığını, zira maddede komünizmin bir tarifininbulunmadığını ve maddede bahsi geçen sınıf tahakkümünün ise, sadece komünistrejiminin mümeyyiz vasfı olmayıp, faşizmin de mümeyyiz vasfı olduğunu, halbukibu maddelerin yalnız komünizmi yasaklamayıp sosyalizmi de yasakladığını"ileri sürmüştür.
Yukarıdanberiyapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Dâvacının esas görüşü; sözü geçen141/1. ve 142/1. maddelerin, sadece sınıf tahakkümüne, komünizme, anarşizmeyönelen çabaları yasaklamayıp, Anayasa'nın çeşitli maddelerinin teminatıaltında bulunan başka fikir ve dernek (siyasî parti dahil) çalışmalarını, buarada sosyalizmi de yasakladığına ve dört kez değiştirilmiş oldukları halde,faşist karakterlerinin değiştirilmemiş bulunduğuna dayanmakta ve dilekçedeçeşitli yönlerden ele alınmış bulunan Anayasa'ya aykırılık iddialarının da, bunedenlerle öne sürüldüğü görülmektedir.
ESASINİNCELENMESİ :
TürkCeza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin, iptalleri istenilen l numaralıbentleri şöyledir :
"Madde141/1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmeğe veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmağa veya memleket içinde müessesiktisadî veya sosyal temel nizamlardan her hangi birini devirmeye matufcemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenlerveya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenlerveya bu hususlarda yol gösterenler (...............) cezalandırılır.
Bukabil cemiyetlerin bir kaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında(..................) cezası hükmolunur."
"Madde142/1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müessesiktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya devletsiyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursaolsun propaganda yapan kimse (...............) cezalandırılır."
Buhükümlerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere :
141.maddenin l numaralı bendinde;
a)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe;
b)Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmağa;
c)Memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birinidevirmeğe;
Matufcemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun, kurmağa tevessül etmekveya kurmak, veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veyabu hususlarda yol göstermek;
142.maddenin l numaralı bendinde de :
a)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek;
b)Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak;
c)Memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birinidevirmek;
ç)Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek;
İçinher ne suretle olursa olsun propaganda yapmak;
Eylemlerisuç sayılarak yasaklanmışlardır.
Bunlardan141. maddenin l numaralı bendinde yer alan (sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe matuf cemiyetleri, her ne suret venam altında olursa olsun, kurmaya tevessül etmek veya kurmak veya bunlarınfaaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yolgöstermek.) eylemi ile 142. maddenin l numaralı bendinde yer alan (sosyal birsınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmek için her nesuretle olursa olsun propaganda yapmak) ve (Devlet siyasî ve hukukî nizamlarınıtopyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak.)eylemlerini yasaklayan hükümlerin, Anayasa'ya aykırı olup olmadıklarınınbentlerin kapsadığı diğer hükümlerden önce incelenmesi, bunların değişikaçılardan ele alınmalarının mümkün olması bakımından, uygun görülmüştür.
l-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğematuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmağa tevessületmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmekveya bu hususlarda yol göstermek eylemleri ile sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek için her ne suretle olursa olsunpropaganda yapmak eylemi her şeyden önce, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan"Türkiye Cumhuriyeti, İnsan Haklarına ve başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir Hukuk Devletidir."Hükmüne ve bu maddenin gönderme yaptığı başlangıç kısmında belirtilen;
(Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve mîlletimizi, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin, millî mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsanHak ve Hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumunhuzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak(...............) amaçlarına aykırıdır.
Sosyalbir sınıfın diğer sosyal sınıflara tahakkümü halinde, milletin bütün fertlerininkader, kıvanç ve tasa ortaklığının yerini, sınıflara mahsus, ayrı kıvanç vetasalar alacağından, Anayasa'nın bu konularda öngördüğü birlik yıkılacaktır.Sınıfların birbirine zıt olan duyguları, millî birliği zedeleyecek ve yurtiçinde sulh ve sükûnu bozacaktır. Belki de sınıf mücadelesi, hukuk sahasıdışına çıkabilecek, ezmek ve ezilmemek çabaları, iç boğuşma halinegelebilecektir.
Sınıftahakkümünü korumak yolundaki bu çatışmalar, millî mücadele ruhunu, Anayasa'nınmillet egemenliği kuralını ve Atatürk devrimlerine bağlılık şuurunu da kökündensarsacaktır.
Millîmücadele ruhu, bütün milletin vatanı kurtarma çabasında el birliği yapması veher türlü fedakârlığa seve seve katlanması anlamını taşır. Belli bir sınıfıntahakkümünü tesis etme çabalarının yaratacağı kin yüzünden mîllî mücadele ruhuda sarsılacaktır.
Sınıftahakkümünün bulunduğu yerde millî egemenliğin var olduğu savunulamaz. Çünkü,egemenlik milletin tümünde değil, hükmeden sınıfta olacaktır.
Sosyalbir sınıfın diğer sosyal sınıflara tahakkümü, Atatürk devrimlerine bağlılıkşuuru ile de bağdaşamaz. Çünkü, Atatürk devrimleri "Türk milletini heralanda çağdaş uygarlık düzeyine çıkartmayı ve huzura kavuşturmayı gayeedinmiştir. Bütün devrimler, topyekûn milletin yükselmesi amacı ile yapılmıştır.
Birsınıfın diğer sınıflara tahakkümü eylemi, insan hak ve hürriyetlerine deaykırıdır.
Anayasa'mız,kişinin temel haklarını ve ödevlerini çeşitli maddelerinde göstermiştir. Sınıftahakkümünü, bu hak ve Ödevlerin, belli sınıflara hasredilmesine veya bunlarınözlerine dokunacak şekilde kısıtlanmasına imkân verdiği için, insan hak vehürriyetleri düzenine uygun düşmez.
Bueylem, sosyal adalet ve sosyal güvenlik ilkelerine de aykırıdır. Çünkü bunlarbir sınıfı değil, sınıfı ne olursa olsun bütün kişileri kapsayan ilkelerdir.Sınıf hâkimiyetine dayanan bir Devlet sisteminde ise, sosyal adalet ve sosyalgüvenliğin bütün kişiler için varolduğu söylenemez.
Bueylem, hukuk devleti esaslarına da aykırıdır. Anayasa'mızın kurduğu devletdüzeni, hukuk devleti niteliğinden ayrılmaz. Hukuk devleti de, bütünfaaliyetlerinde hukukun hâkim olduğu bir devlet düzenidir. Sınıf hakimiyetindeböyle bir devlet düzeninden söz edilemiyeceği aşikârdır.
Bueylem, lâiklik ilkesine dokunulmasına da yol açabilir. Çünkü, sınıf tahakkümüdüzeninde bu ilkeyi zedeleme arzusuna karşı koyabilecek bütün güç ve engellerortadan silinmiş durumdadır.
Bueylem, demokratik devlet esaslarına ve Anayasa'nın, "TürkiyeCumhuriyetinin her türlü saltanat, şahıs ve zümre hâkimiyeti şekillerini reddeden,demokratik bir devlet olduğu" gerekçesine dayanan ve "Türkiye devletibir Cumhuriyettir." hükmünü koyan 1. maddesine de aykırıdır.
Demokratikdevlet, egemenliğin bir kişi, zümre veya sınıf tarafından, belli sınıflaryararına kullanılamadığı serbest ve genel seçimin iktidara gelmede veiktidardan ayrılmada tek yol olarak kabul edildiği ve iktidarın bütün milletyararına kullanıldığı, kısacası, demokrasi prensiplerinin hâkim olduğu biridare biçimidir. Sınıf tahakkümünde ise, bu prensiplerin yer almasıdüşünülemez.
Kaldıki Anayasa'nın 4. ve 12. maddeleri, iptali istenilen bentler yönünden, kesin veaçık hükümler taşımaktadır.
Bunlardan4. maddede (Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet,Egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliylekullanır.
Egemenliğinkullanılması hiç bir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.Hiç bir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisinikullanamaz."
denmektedir.
Anayasa'nınbu maddesi, konuya kesinlik getirmektedir. Madde, sosyal bir sınıfın diğersosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme eylemini açıkça reddetmekte veEgemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir." hükmü ile de sınıfegemenliğini Anayasa dışına itmektedir.
Maddeninikinci ve üçüncü fıkraları ise; egemenliğin, Anayasa'nın belirttiği esaslarçerçevesinde ve yetkili kıldığı organlar eliyle kullanılabileceğini, bunlarındışında hiç bir kişi, zümre veya sınıfın, buna sahip çıkamıyacağını, kesinolarak belirtmektedir.
12.maddede "Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, dinmezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
hükümleriyer almıştır.
Sınıftahakkümünü Anayasa'nın bu maddesi de yasaklar. İkinci fıkradaki "Hiç birkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." hükmünün sınıfimtiyazına dahi müsaade etmemesi karşısında, hukuk kurallarını, insan hak vehürriyetlerini daha ağır derecede bozan sınıf tahakkümünün, Anayasa düzeninetamamiyle aykırı olacağından şüphe edilemez.
Anayasa'nın57. maddesi de sınıf tahakkümünü önleyen hükümler taşımaktadır. Özellikle maddeninbirinci fıkrasının "Siyasî partilerin tüzükleri, programları vefaaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâik cumhuriyetilkelerine ve Devletin ülkesi ve milleti ;le bölünmezliği temelhükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlara uymayan partiler temellikapatılır." şeklindeki hükmü ile, siyasî partilerin, demokrasi düzenini,cumhuriyet ilkelerini, insan hak ve hürriyetlerini ve lâiklik esasını yıkacakbir kuvvet haline gelmeleri Önlenmiştir.
Yukarıdabelirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, saltanat, zümre ve sınıf hâkimiyetişekillerini reddeden demokratik bir devlet biçimidir. Bu esası, Anayasa'nın 1.maddesinin gerekçesinde bulduğumuz gibi, 2. maddesinde belirtilen TürkiyeCumhuriyetinin niteliklerinde de bulmaktayız.
İnsanhaklarını çiğnediği, fert huzurunu ve başlangıçtaki temel ilkeleri bozduğu,millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti nitelikleri ilebağdaşmadığı için, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflara hâkimiyetini amaçedinmiş siyasî partiler de Anayasamıza uygun bir müessese olarak kalamazlar.Böylece bir maksat güden siyasî partilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyetintemel ilkelerini yıkacakları aşikârdır.
Bunedenlerle, Türk Ceza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin l numaralıbentlerinde yer alan sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindetahakkümünü tesis etmeğe mautf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursaolsun kurmaya tevessül etmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzimveya sevk ve idare etmek veya bu hususlarda yol göstermek veya bu konularda herne suretle olursa olsun propaganda yapmak eylemlerini yasaklayan hükümlerdeAnayasa'ya aykırılık yoktur.
II-Dâva konusu 142. maddenin l numaralı bendinde yer alan (Devlet siyasî ve hukukînizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propagandayapmak) eyleminin yasaklanması da Anayasa'ya aykırı değildir. Çünkü bu eylem,anarşizme yol açan niteliktedir. Anarşizm ise, demokratik bir hukuk devletidüzeni ile hiç bağdaşmayan ve Anayasa'nın topyekûn kaldırılmasını öngören birsistem olduğundan, böyle bir düzeni kurma yolundaki çabaların yasaklanmasının,Anayasa'ya uygun ve onu korumaya yönelen bir tedbir olduğu, başkaca açıklamayıgerektirmiyecek derecede meydandadır.
III-141. ve 142. maddelerin iptalleri istenilen l numaralı bentlerinde yer alan veyukarıda incelenenler dışında kalan :
Sosyalbir sınıfı ortadan kaldırmaya;
Memleketiçinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birinidevirmeğe;
Matufcemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmağa tevessül etmekveya kurmak veya bunların faaliyetlerini sevk ve idare etmek veya bu hususlardayol göstermek (Madde 141/1);
Sosyalbir sınıfı ortadan kaldırmak;
Memleketİçinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek;
içinher ne suretle olursa olsun propaganda yapmak (Madde 142/1); eylemlerinegelince :
Bueylemlerin gerçek niteliklerini anlıyabilmek için, bunları yasaklayanhükümlerin Ceza Kanunumuza hangi maksatlarla alındıklarının araştırılması ve bubakımdan söz konusu hükümlere ilişkin gerekçelerin incelenmesi gerekmektedir.
TürkCeza Kanununun 141. ve 142. maddelerinin iptalleri istenen l numaralı bentleri;1930 tarihli İtalyan Ceza Kanununun (ki Türk Ceza Kanununa esas olan 1889tarihli kanunun yerini almıştır.) 270. ve 272. maddelerinden, ilk kez 1936günlü ve 3038 sayılı kanunla, Ceza Kanunumuza aktarılmış ve bu hükümler,sonradan 3531, 4934, 5435. ve 5844. sayılı kanunlarla dört kezdeğiştirilmiştir.
3038sayılı kanunla yapılan değişiklikten önce Türk Ceza Kanununun konu ile ilgilihükümleri şöyle idi :
TürkCeza Kanununun, 125. maddesi ile başlayan ikinci kitabının (Devletin emniyetinekarşı cürümler) başlıklı birinci babının, (Vatan aleyhinde cürümler) başlıklıbirinci faslında yer alan hükümleri, Devleti, siyasî ve mülkî bütünlüğünedoğrudan doğruya yapılacak tecavüzlere karşı korumakta ve fakat zora dayanansiyasî rejimlerin ve bu arada komünizmin kurulması hazırlıklarını önlememekteidi. 1930 tarihli İtalyan Ceza Kanununun 270. ve 272. maddelerinden yararlanarakhazırlanan ve 1936 yılında yayımlanan 3038 sayılı Kanunla Ceza Kanunumuza bukonularda Önleyici hükümler konmuştur.
Millîsınır tanımayan ve özellikle Dünya ihtilâli iddiasında bulunan ihtilâlcisosyalizm (komünizm) in yayılması tehlikeleri karşısında her devlet, kendirejimini korumak ihtiyacını duymuş ve bu yüzden memleketimiz de sözü geçen 3038sayılı Kanunla bu yöndeki boşluğu kapatmak istemiştir.
TürkCeza Kanununun 7/4/1936 günlü ve 3038 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 141. ve142. maddelerinin birinci fıkraları şöyledir.
"Memleketdahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmaksuretiyle tesis etmeye veya içtimaî bir zümreyi şiddet kullanarak ortadankaldırmaya veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaînizamları şiddet kullanarak devirmeğe matuf cemiyetleri tesis eden, teşkileden, tanzim eden kimse .........cezalandırılır." (Madde 141)
"Memleketdahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü şiddet kullanmaksuretiyle tesis etmek veya içtimaî bir zümreyi şiddet kullanarak ortadankaldırmak veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaînizamları şiddet kullanarak devirmek, yahut memleketin siyasî ve hukukîherhangi bir nizamını yıkmak içm propaganda yapan kimse cezalandırılır."(Madde 142)
Bumaddelerin gerekçeleri özetle şöyledir :
".......Son zamanların bazı hadiseleri delâletiyle mevcut ceza hükümlerimizin bu hâdiseleridairei şümulüne almadığı görülerek Devletin emniyet ve selâmetini her türlüfena hareketlere karşı cezaî müeyyidelerle mahfuz bulundurma lüzumu tahakkuketmiştir. (.........) 141. madde, Türkiye'de teşekkül etmiş veya edecek olanmaksatları siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matuf bulunan siyasî cemiyetleriistihdaf etmektedir.
Maddeninsarahatine ve ihtiva ettiği hususlara nazaran komünist ve anarşist cemiyetlerbu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır. Devletin selâmet ve hayatını bu gibimuzır ve yıkıcı faaliyetlere karşı korumak için böyle bir maddeye lüzum vardır.(.........) 142. madde ise, bu gayeye matuf propagandaları tecziye etmektedir.(Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıt ceridesi Yıl 1936, Cilt : 12 S. Sayı 250).
16Temmuz 1938 gününde yayımlanan 3531 sayılı kanunla değiştirilmiş olan 141. ve142. maddeler şöyledir :
"Madde141.- Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünütesis etmeğe veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmaya veya memleketdahilinde teşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmeğe matufcemiyetleri tesis eden, teşkil eden, tanzim eden veya sevk ve idare eden kimse(.........) cezalandırılır.
Maksadavüsul için şiddet kullanmak da istihdaf edilmiş ise verilecek ceza(............) ağır hapistir.
(..............)"
"Madde142.- Memleket dahilinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünütesis etmek veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmak yahut memleket dahilindeteşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek yahut memleketin siyasîveya hukukî bir nizamını yıkmak için propaganda yapan kimse (............)cezalandırılır.
Propagandayukarıki fıkrada yazılı hareketleri şiddet kullanarak elde etmeye matufbulunduğu takdirde verilecek ceza (............) ağır hapistir.
(.................)"
3038ve 3531 sayılı kanunlarda yer alan hükümlerin karşılaştırılmasındananlaşılacağı üzere, Önce suç unsurları arasında bulunan şiddet kullanma hali,bu kanunla suç unsuru olmaktan çıkarılmış, ancak, yeni maddelere cezayıartırıcı sebep olarak alınmıştır.
Budeğiştirmelerin gerekçeleri özetle şöyledir :
".......141. ve 142. maddeler, Ceza Kanunumuzun, rejimi koruyucu hükümleri ihtiva edeniki mühim maddesidir. (......) Bu hükümler, memieket dahilinde rejimi tam birsurette korumak için kâfi görülmemektedir. Zira, Hükümet şeklini tağyirmaksadına müstenit cemiyetlerin müessisleri ile idare heyeti azaları ve içtimamahallinin sahip veya müsteciri haklarında Cemiyetler Kanununun koyduğu paracezasına dair olan hüküm istisna edilirse, mevzuatımızda, gayesi yukarıdayazılı maksatlar olduğu halde buna vusul için şiddet kullanmayı istihdafetmeyen cemiyetlerin tesis ve teşkili ve bunlara girmek ve bu maksatlar içinpropaganda yapmak keyfiyeti bir ceza tehdidi altında bulunmamaktadır.
Bundanbaşka son defa Teşkilâtı Esasiye Kanununda yapılan değişiklikle Devletçilik,Milliyetçilik, inkılâpçılık, Halkçılık ve Lâiklik Devletin ana vasıfları olarakkabul edilmiştir. Bu vasıflara muhalif gayesi olan cemiyetlerin tesis veteşkilini ve böyle bir cemiyete girmek keyfiyetini ve bu yolda propagandayapmayı ceza tehdidi altında menedici bir hüküm de yoktur. İşte bu iki maddedeyapılan değişiklikle bu noksanlar ikmâl edilmiş ve tatbikatta herhangi birtereddüde mahal verilmemek üzere propagandanın fiil, söz veya her nevi neşirvasıtasiyle olabileceği tasrih edilmiştir. (T.B.M.M. Zabıt Ceridesi Yıl 1938Cilt : 26 S. Sayı: 320).
141.ve 142. maddelerde 13/6/1946 günlü ve 4934 sayılı Kanunla yakılan değişikliklerşöyledir :
"Madde141.- Memleket içinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesisetmeğe veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmaya veya memleket içindeteşekkül etmiş iktisadî veya içtimaî nizmaları devirmeğe matuf cemiyetlertesis, teşkil tanzim veya sevk ve idare eden kimse ............ cezalandırılır.
(.........)
Bumaksatlara varmak için şiddet kullanılmak da istihdaf edilmiş ise veya zorkullanılmış ise verilecek ceza ............ ağır hapistir.
(.............)"
"Madde142.- Memleket içinde içtimaî bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesisetmek veya içtimaî bir zümreyi ortadan kaldırmak yahut memleket içinde teşekkületmiş iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek veya siyasî veya hukukînizamları yıkmak için propaganda yapan kimse (.........) cezalandırılır."
Propaganda,yukarıdaki fıkrada yazılı hareketleri şiddet kullanarak elde etmeye matufbulunduğu takdirde verilecek ceza ...... ağır hapistir.
(...........)"
Budeğiştirmenin gerekçeleri özetle şöyledir :
".......Ceza Kanunumuza, 1938 yılında yapılan değişiklikler neticesinde konulan bâzımaddelerin, memleketin güvenliğine, bünyesine ve ihtiyacına göre doğru ölçülerdahilinde değiştirilmesi, partiler teşkiline karşı koyması ihtimali olanhükümlerin değiştirilmesi amacı ile incelemeler yapılmış ve vatandaşların sınıfmenfaatleri üzerine parti kurmalarına kanun yolu ile mani olmamak ve köküdışarda yani yabancı aleti olan cemiyet ve partiler ve onlardan mülhem olancemiyet ve partilere karşı kanun yolu ile karşı koymaya devam etmek şeklindehülâsa edilebilen Ölçüler dahilinde bir değişiklik yapmak üzere bu tasarımeydana getirilmiştir. (.........)
141.madde sınıf esası üzerine kurulacak partilere karşı koymamaktadır. Çünküdemokratik bir rejimde partiler birbirlerini yok etmek veya diğerleri üzerindetahakküm tesis etmek gayesi ile kurulmazlar. Bu madde içtimaî bir sınıfındiktatörlüğü veya içtimaî bir sınıfın ortadan kaldırılması gayesi ile kurulacakcemiyetleri ceza tehdidi ile yasak etmek suretiyle parti diktatörlüğünüönlemekte ve çok partili demokrasi esaslarını sağlamaktadır.
İkincifıkradaki siyasî veya hukukî nizamın ortadan kaldırılması mevzuundaki ortadankaldırmanın, zor yani kanuna aykırı yollarla yapılmasının gaye edinilmesimen'edilmek istenilmiş ve bu suretle kanun yolları ile değişiklik yapılmasıiçin partiler kurulmasına imkân verilmiştir.
Memleketingüvenliğine, bünyesine ve ihtiyacına göre hangi nizamın kanun yolları ile dahideğiştirilmemesi gerektiğini açıkça göstermek lüzumu karşısında demokrasinin enileri şekli olan cumhuriyeti korumak maksadı ile gayesi cumhuriyetçiliğe aykırıolan cemiyetler yasak edilmiştir." (Tutanak dergisi yıl 1946, Cilt : 24,S. Sayı : 171.)
5435sayılı Kanunla değiştirilen 141. ve 142. maddeler şöyledir :
"Madde141.- Memleket içindeki içtimaî bir sınıfın değerleri üzerinde tahakkümünütesis etmek veya içtimaî bir sınıfı ortadan kaldırmak veya memleket içindekurulmuş iktisadî veya içtimaî ternel nizamları devirmek amacı ile cemiyettesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse (......) cezalandırılır.
Amacı,cemiyetin siyasî veya hukukî herhangi bir temel nizamını devirmek olan yıkıcıcemiyetleri memleket içinde tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimsebirinci fıkrada yazılı cezayı görür.
Yukarıdakifıkralarda yazılı amaçlara varmak için cemiyetlerce her ne suretle olursa olsuntehdit etmek vasıta olarak kabul edilmişse veya ne suretle olursa olsun cebirve şiddet kullanmak veya her ne suretle olursa olsun tehdit etmek vasıta olarakkabul edilmişse veya bu cihet açıklanmamış olmakla beraber cebir ve şiddet veyatehdit başarı için gerekli bulunmuş ise cemiyeti tesis, teşkil, tanzim veyasevk ve idare eden kimseye verilecek ağır hapis cezası ......... aşağı olamaz.
(.................)"
Madde142.- Memleket içindeki içtimaî bir sınıfın diğerleri üzerinde tahakkümünütesis etmek veya içtimaî bir sınıfı ortadan kaldırmak, yahut memleket içindekurulmuş iktisadî veya içtimaî temel nizamları devirmek veya siyasî veya hukukîtemel nizamları yıkmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse(.........) cezalandırılır.
Propaganda,yukarıdaki fıkrada yazılı amaçlara varmak için cebir ve şiddet kullanmayı veyatehdit etmeyi de tazammun ediyorsa ilk fıkra uyarınca verilecek ceza (......)aşağı olamaz.
(............)"
Budeğiştirmelerin gerekçeleri, özetle şöyledir :
"Sonzamanlarda komünistlik ve dincilik propaganda ve cereyanları, dikkati çekecekbir mahiyet almıştır. Hal ve vaziyetin imkân ve müsaadesine göre çeşitli ve çokdeğişik şekillerde çalışmalarla cemiyet nizamlarını, komünist esaslara ve dinîakidelere uydurmak isteyenlerin gizli ve açık her nevî hareket ve faaliyetleri,memleket ve halkın emniyet ve selâmeti, ilerleme ve gelişmesi namına tehliketeşkil etmeğe başlamış ve cemiyeti içinden gevşetip çökertmeğe matuf bu türlübozguncu faaliyetlerin lâyık oldukları şiddet ve emniyetle takip ve tenkilinigerekli kılmıştır. (.........)
141.maddenin ilk fıkrası ile yasaklanan eylemlerden birisi de memleket içindekurulu iktisadî veya içtimaî nizamları devirmek amacı ile cemiyet kurmaktır.
İçtima'înizam, bir cemiyetin varlığını koruyan bütün kaide ve müesseseleri, iktisadînizam ise bir cemiyette, servetin istihsal ve tedavül ve taksimini ve sermayeve emek sahipleri arasındaki münasebeti düzenleyen esas ve usulleri ifade eder.(............)
Komünizm,cemiyetin içinde zümre tahakkümünü kurmak veya bir zümreyi kaldırmak isteyenbir fikir sistemi olduktan başka, cemiyetin iktisadî ve içtimaî nizamlarınıdevirerek yerine kendi görüşüne uygun iktisadî ve içtimaî bir nizam kurmayı tekgaye sayar. Bu sebepledir ki komünist cemiyetler maddenin ilk fıkrasına göremen ve zecredilmiş bulunurlar. (............)
Maddeninüçüncü fıkrası birinci ve ikinci fıkralarda yazılı suçların şiddet sebeplerinibildirir. Bu halde ceza, fıkrada görüldüğü veçhile, artırılmıştır. Cebir veşiddet maddî surette eşya veya şahıslara yonetilebileceği gibi manevî olaraktehdit suretiyle de olabileceğinden, bu cihetler kanunda açıklanmakla beraber,bunların çeşitli işlenme tarzları (Herne suretle olursa olsun) sözü ile yasakedilmiştir. Bundan başka cemiyetlerce başarı vasıtası olarak cebir ve şiddetkullanmak veya tehdit etmek, evvelden sözleşilip açıklanmamış olsa bilecemiyetin muhtemel mukavemetine karşı böyle bir vasıtaya müracaat etmeden amacavarmanın imkânsızlığı anlaşılırsa, cebir ve şiddet icra veya tehdit ikaıevvelden kabul edilmişcesine cezanın artırılacağı fıkrada beyanolunmuştur." (T.B.M.M. Tutanak Dergisi Yıl 1949, Cilt 20-S. Sayısı :257)
5844sayılı kanunla değişitirilen ve bugün yürürlükte bulunan 141. ve 142.maddelerin l numaralı bentleri şöyledir :
Madde141/1.- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmeye veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müessesiktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeğe matufcemiyetleri her ne suretle ve na altında olursa olsun kurmaya tevessül edenlerveya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenlerveya bu hususlarda yol gösterenler (.........) cezalandırılır.
Bukabil cemiyetlerin bir kaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında (.........)hükmolunur."
"Madde142/1.- Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müessesiktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya Devletsiyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yoketmek için her ne suretle olursa olsunpropaganda yapan kimse (.......) cezalandırılır."
Budeğiştirmelerin gerekçeleri, özetle şöyledir :
".......Demokrasi bir mefkûredir. Bu mefkurenin ilham almakta olduğu tek kaynak isehürriyettir. Hürriyetin muayyen bir felsefe ışığı altında tefsir edilmesinegöre ortaya çeşitli siyasî sistem örnekleri çıkmaktadır. Bilhassa ikinci DünyaHarbinden önce Almanya, İtalya, Japonya gibi devletlerde yerleşmek imkânınıbulan faşist rejimler demokrasi idealini külliyen inkâr etmiş olmakla bumefkureyi yaşatmak isteyen siyasî camialar için onlara karşı müdafaa vemuhafaza'î- nefs tedbirleri ittihaz olunması zaruridir.
Lâkinfaşist diye tavsif olunan siyasî rejimin yanı başında hürriyeti ve demokrasiidealini inkâr etmemekle beraber, bu kıymetleri, anlaşılmaları icap edentarzdan başka türlü anlayan ve gayeye varmak için her türlü imkân vevasıtaları, makyavelist bir inanışla mübah ve meşru gören marksist birdemokrasi telâkkisi mevcuttur.
Marksizmaslında muayyen bir doktrinden ibaret olmayıp, insan ve dünya hakkında umumîbir görüş tarzı meydana getirir.
Marksistgörüşün ekseriya zannedildiği gibi sadece bir iktisadî doktrini yoktur, aynızamanda siyasî bir doktrini de vardır.
Marksistsiyasî doktrinin esası tahakkümdür, yani diktatörlüktür. Tahakkümle hürriyetbir arada mütalâa edilemiyeceğine göre, marksist siyasî akidenin de gerçekdemokrasi ile bir münasebeti kurulamaz. Bilâkis, Marksist siyasî telâkkiyigerçek demokrasinin zıddı olarak mütalâa etmekte isabet vardır. (.........)
Şuhalde hürriyeti boğan, istibdada sürükleyen ve baskı yaratan tekmil cereyanlarakarşı ferdi ve cemiyeti masum bulundurabilmek için Devlet hukuk nizamındakifayetli kaideler tesis etmiş olmalıdır.
TürkCeza Kanununun halen mer'i bulunan 141., 142., 163. maddeleri Türkvatandaşlarının, Anayasa ile tanınan kamu haklarını ve Türk demokrasisini,ifrat cereyanlara, hürriyeti boğucu hareketlere ve bozguncu faaaliyetlere karşıhimaye eden hükümleri muhtevi bulunmaktadır.(............)
Gerçektenkanun vaz'ının ifrat teşkil eder mahiyetteki bozguncu hareketlere karşı daimauyanık bulunması zarureti aşikârdır. Menşeini hariçte bulan ve yurtistiklâlini, vatandaş haklarını imha gayretini güden istilâcı hareketler, takipeyledikleri bozguncu gayelerini gizlemekte büyük maharet göstermekte, Türkcemiyetinin karşısına türlü kisvelere bürünerek çıkmaktadırlar. Takibedilenusulleri, Metodları zamanın icablarına uydurmakta ve bu suretle müdafaavasıtalarının tesirine karşı korunmakta büyük maharet göstermektedirler. Busebepler dolayısiyle kanun vaz'ının bu bozguncu ve Türk Cemiyet vedemokrasisinin kalpgâhına müteveccih hareketleri dikkatle takip eylemesi veyeni metodlara karşılık yeni müdafaa vasıtalarım tesbit ve tâyin ederekmevzuatı teçhiz eylemesi bir zarurettir. Ceza Kanunumuzun 141., 142. ve 163.maddeleri değiştirilirken hareket noktası mezkûr müşahade olunmuştur.(...)
141.maddenin birinci fıkrasında komünist birleşmelerin kurulmasınana tevessülolunması, bunların teşkil, tanzim, sevk ve idare edilmesi ve bu hususta yolgösterilmesi suç sayılmış bulunmaktadır. Bu maksat bir sosyal sınıfın diğersosyal sınıflar üzerinde tahakkümünün tesisi) ibaresi ile ifade olunmuştur.Aynı fıkrada mevcut (Bir sosyal sınıfı cebir yolu ile kısmen veya tamamenortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal nizamlarıcebren yoketmeye matuf birleşmeler ...) ibaresi ile istihdaf edilen gaye, cebrivasıta olarak kullanan sosyalist ve sair mahiyetteki birleşmeleri tecrimeylemektir. (.........)
İktisadîve siyasî nizam tabirleri, çok geniş bir mâna ihtiva eylemeleri dolayısiyle hertürlü bozucu ve bozguncu faaliyetleri ihata eylemek maksadiyle istimaledilmişlerdir. Bu itibarla meselâ iktisadî nizam, ferdî mülkiyete mütedairnizam olduğu gibi, mutevası iktisadî olan bütün hukukî münasebetler nizamını daifade eder. Kanunlarca tanzim edilmiş bulunan sanayi, ziraat ve ticaretnizamları da keza iktisadî nizam çerçevesine dahildir. Buna nazaran menşeiiktisadî olmayan topluluk nizamları da hukukî nizamı teşkil eder. (.........)
Maddeninikinci fıkrası, anarşizm, mehilizm gibi cemiyet binasını bütünü ile yıkmayıistihdaf eden ve bunun yerine nizamsızlık ve teşkilâtsızlığı ikâme eylemekisteyen bozguncu cereyanların tecrim ve tecziyesini istihdaf eylemektedir. Bumaksadı daha iyi ifade edebilmek için fıkraya (topyekûn) tâbirinin ilâvesimuvafık sayılmıştır. Fıkradaki (Siyasî ve hukukî nizam) ibaresi ile Devletiteşkil eden siyasî ve hukukî müesseselerin bütünü kastolunmuştur ......."(T.B.M.M. Tutanak Dergisi Yıl : 1951, Cilt : 10 S. Sayı : 264)
Yukarıdaözetlenen gerekçelere dayanan ve cebir unsurunu da kapsayan Hükümet Tasarısıile yine cebir unsurunu kapsayan Adalet Komisyonu tasarısı ve raporu GenelKurula sunulmuş, cebir unsurunun leh ve aleyhinde yapılan görüşmelerden sonramaddeler, tasarıdaki cebir unsuru çıkarılmak suretiyle kabul edilmiştir.
Bugerekçeler göstermektedir ki, söz konusu hükümlerin Ceza Kanunumuzaalınmalarına sebep, demokratik Anayasa rejimimizi, demokrasi esasları ilebağdaşmayan fikir akımlarına karşı korumaktır. Ceza Kanunumuz, dâvaya konu olanmaddeleri ile faşizm, anarşizm, komünizm ve ırkçılık gibi hürriyet vedemokratik hukuk devleti rejimi ile bağdaşmayan doktrinlerin gerçekleştirilmesiçabalarını yasaklamıştır.
Faşizmve ırkçılık gibi sistemler, dâva konusu maddelerin dâva dışında kalan diğerbentleri ile yasaklamış ve ceza tehdidi altına alınmıştır. Maddelerin, lnumaralı bentlerinde yer alan hükümlerle sadece komünizme yönelen çabalarınyasaklanmalarının öngörüldüğü, yukarda yazılı gerekçelerinden, açıkçaanlaşılmaktadır.
Komünizmin;insan haklarına dayanan ve millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletiniteliğini taşıyan Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine aykırı bulunduğu birgerçektir. Çünkü komünist doktrininin ana nitelikleri bakımından proletaryasınıfının hakimiyetini, mülkiyetin ortadan kaldırılmasını Öngördüğü ve kendisistemini desteklemeyen bütün temel hak ve hürriyetleri reddettiği, bilinen birkeyfiyettir. Böyle bir istemin ise, Anayasa ile bağdaşmadığı açıktır.
Bunedenlerle komünist bir rejimin memleketimizde kurulmasını sağlamak maksadı ilesosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî veyasosyal nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri (siyasî partilerdahil) her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül etmeyi veyakurmayı veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmeyi veya bukonularda propaganda yapmayı yasaklayan söz konusu hükümler de Anayasa'yaaykırı değildir.
Maddedeyer alan ve komünizmin kapsamına girdiği açık bulunan (sosyal bir sınıfın diğersosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme) yolunda dernek kurma veyabunun için propaganda yapma eylemlerini yasaklamanın Anasaya'ya aykırı olmadığıda, Anayasa'nın çeşitli ilkeleri bakımından, yukarıda I numaralı bölümde ayrıcabelirtildiğinden burada bu konuya tekrar değinilmemiştir.
XXX
Dâvacı,141. ve 142. maddelerin l numaralı bentlerinde yer alan deyimlerin anlam vekapsamlarını belli etmenin kolay olmadığını, bunların suç olmayan eylemleri desuç saymayı mümkün kılan açıklıktan uzak ve şaşırtıcı nitelik taşıdığını,Hükümet Tasarısında var olan cebir unsurunun metinden çıkarılmasının, buhalleri daha da artırdığını ve bu bakımdan söz konusu bentlerin (kanunsuz suçolmaz) ilkesini zedelemek suretiyle Anayasa'nın 33. maddesine aykırıbulunduğunu ileri sürmüştür.
Yukarıdatüm ayrıntıları ile açıklanan dâva konusu hükümler, genel çizgileri ile :
1-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek içindernek kurmayı ve propaganda yapmayı;
2-Memlekette anarşizmi gerçekleştirmek için propaganda yapmayı;
3-Komünizme hazırlık amacı ile dernek kurmayı ve propaganda yapmayı;
yasaklamışlardır.
Herüç eylem bakımından sözü geçen hükümlerin anlam ve kapsamlarının açıklıktaşımadığı iddiası yerinde değildir.
Çünkü,bu eylemlerin doktrin açısından niteliklerini belli etmek güç olmadığı gibi,sınıf tahakkümünün ve komünizmin çeşitli memleketlerdeki uygulamaları yönündenteşhis edilmeleri de güç değildir.
Niteliklerinintâyin ve teşhisi mümkün olan bu eylemlerin suç oldukları kanun hükmü ile tesbitve ilân edilmiş bulunduğuna göre de (kanunsuz suç olmaz) prensibinin bozulmuşolduğundan söz edilemez.
Maddedecebir ve şiddetin suç unsuru olarak kabul edilmemiş olması da (Kanunsuz suçolmaz) prensibinin zdeemiel nolşğduu 3ut ELAÖI LAÖ kılmaz.
Okadar ki, sosyal bir sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümkurmasının, rıza ve muvafakat sonucu olmayıp, (zor) ile gerçekleştirilebileceksosyal bir olay olduğundan şüphe edilemez.
Anarşizmdede durum böyledir.
Komünizmegelince :
Hatırlamakgerekir ki, komünist sistem, aslında ihtilâl ile iktidara gelmek ve zorlaproletarya hâkimiyetini sağlayarak diğer sınıfları yok etmek ve demokratik,sosyal ve iktisadî düzeni yine zorla kaldırıp, yerine kendi düzenini kurmakamacını güder.
Bundanbaşka önceden ihtilâl yolu ile iktidara gelmeyi amaçları arasına almayan vemevcut hukuk düzeninden yararlanarak iktidara gelmeyi düşünen ve açık amacımemlekette komünist idare kurmak olan bir derneğin sonuçta cebre dayanacağı sözgötürmez bir gerçektir. Böyle bir derneğin amacına ulaşıncaya kadarkifaaliyetlerinde iktidardan evvel ve sonra olmak üzere iki aşama vardır. İkinciaşama olan iktidara gelinince, komünist rejimin gerçekleştirilmesi için mutlakacebir ve şiddet kullanılacaktır. İktidara gelininceye kadar cebir kullanılmasıöngörülmemiş olsa dahi, komünist rejim, sonuçta cebirle kurulacak vesürdürülecektir.
Buamaç için propaganda yolu ile veya dernek kurmak suretiyle hazırlık çalışmalarıyapanlar, cebirle kurulacak ve sürdürülecek olan bir sistemin hazırlığınıyaptıklarını elbet te bilirler. Onun içindir ki komünist rejimin kurulmasıhazırlıklarını yasaklayan dâva konusu hükümlerde ayrıca cebir unsuruna yerverilmemiştir.
Yukarıdakiaçıklamalardan anlaşıldığı üzere, her üç eylemin nefsinde cebir ve şiddetmündemiç olduğundan, maddede bu eylemlerin cebir ve şiddet kullanılarakyapılmış olmaları halinin ayrıca suç unsuru olarak kabul edilmemiş olmasının(kanunsuz suç olmaz) prensibini zedelediği iddiası da yerinde değildir.
Busebeple dâva konusu hükümlerde Anayasa'mızın 35. maddesine aykırılıkbulunmamaktadır.
XXX
Dâvacının,bu maddelerin, her şeyden önce, Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı ve faşistdünya görüşünün, faşist devlet ve toplum anlayaşının bir ifadesi olduğu, dörtkez değiştirilmiş oldukları halde faşist anlayışının değişmediği, yurdumuzdakitek parti ve toprak ağaları rejimini koruduğu, demokratik görüş ve yaşayışın,hürriyetçi ve insancı felsefenin tam karşıtı bir felsefeyi yansıttığı yolundakiiddiaları üzerinde de ayrıca durulması gerekmektedir.
1917ihtilâli ile uygulama alanına giren marksizm ve ondan sonra Devlet teşekkülüolarak beliren faşizm karşısında, her rejim ve devlet kendi düzen ve sisteminikorumak zorunda kalmıştır. Bazı rejimler esasta birbirinden çok ayrı olduklarıhalde, varlıklarını savunma tedbirlerinde birleşmişler ve Ceza Kanunlarına aynıhükümleri almışlardır.
1930tarihli italyan Ceza Kanununun 270. ve 272. maddelerindeki esasların, 1936yılında Türk Ceza Kanununa alınmış olmasıyla faşizm esaslarının da, buhükümlerle birlikte, Türkiye'ye getirilmiş gibi gösterilmesi doğru değildir.
Zira,yukarıda da açıklandığı üzere dâva konusu hükümler, sadece sınıf tahakkümünü,anarşizmi ve komünizmi yasaklamayı öngörmektedirler. Bu yasaklamalardan, faşistgörüşün savunulduğu, tek parti rejiminin veya toprak ağalığının muhafazasımaksadının güdüldüğü anlamını çıkarmak mümkün değildir.
Kaldıki, dâva dışında kalan 141. maddenin 3 numaralı ve 142. maddenin 2 numaralıbentlerinde yer alan hükümlerle faşizm prensipleri de açıkça yasaklanmışbulunmaktadır. Bu da göstermektedir ki, dâva konusu hükümler, Faşist italya'danalınmış oldukları halde ne faşizmi korumakta, ne de faşist toplum anlayışınıbenimseyen esaslar taşımaktadırlar.
Öteyandan Türkiye'nin siyasal, sosyal ve iktisadî hayatında büyük değişme vegelişmeler olmuş, tek parti sisteminden çok partili sisteme, iki dereceliseçimden tek dereceli seçime geçilmiş, fakat bu maddeler, bu gelişme vedeğişmelere engel olmamışlardır. O kadar ki iptali istenen hükümlerdeki 1946değişikliğinin çok partili siyasî hayatın duraksamasız sağlanması amacı ileyapıldığı da buna ilişkin gerekçede belirtilmişir.
Bunlarda göstermektedir ki iptali istenen hükümler, statükocu, engelleyici, gelişmeyiönleyici olmamışlardır.
XXX
Dâvacının,Anayasa'mızın sosyalizme sınırsız olarak açık bulunduğuna ilişkin iddiası da, üzerindeönemle durulması gereken konulardan birisidir.
Dâvacı,sözlü açıklamasında bu görüşünü özetle :
".......Anayasa'mız mülkiyet hakkını kamu yararı ile sınırlayan, toprak reformunuöngören bütün özel sektör faaaliyetlerinin kamu yararı mülâhazası ilekamulaştırılabileceğini ifade eden ve her vatandaşa iş bulmayı Devlete ödevolarak veren, herkese insanlık seviyesi ile mütenasip ücret almayı öngören, hakolarak tanıyan, plânlı bir ekonomiyi, sosyal sağlık ve sosyal sigortameselelerini ele alan bir Anayasa'dır.
Bütünbu hususları ele alan bir Anayasa sosyalizme açık bir Anayasadır. Anayasa'da(Bu Anayasa Sosyalist Anayasa'dır.) diye yazılmasına lüzum yoktur. Buna mukabilkapitalizme sınır koyan Liberalizme sınır koyan bir Anayasadır. Nedir bu sınır'kamu yararı sınırıdır. Anayasa Devlete bu görevleri bir an Öncegerçekleştirmeyi yüklemiştir. Anayasa'nın bir maddesi bütün sosyal Ödevleridevletin ancak mali gücü elverdiği zaman yapacağını söyler, amma bu demekdeğildir ki (ah benim malî gücüm yok, binaenaleyh yapmam) hayır o, malî gücüelde etmekle görevlidir. Bunun için de devletçiliğe dayanacaktır. Devlet eliylemillî varlığı geliştirecektir ki bu ödevleri her gün daha geniş ölçüde yerinegetirebilsin. Demek ki Anayasa'mız sosyalizme kat'iyen bir sınır tanımayanAnayasadır."
Demeksuretiyle açıklamakta ve iptalini istediği hükümlerin sosyalist fikirlerin yayımınamüsait bulunmadığını öne sürmektedir.
Çeşitlimemleketlerde, farklı uygulamaları görülen sosyalizmin, kesin bir tarifiniyapmak veya belli bir devleti sosyalizm uygulamasına tek örnek olarak göstermekmümkün değildir. Komünist memleketler dahil, sosyalist devletlerden hiç birisidoktrinini bütünü ile uygulayamamıştır.
Sadecebu hal dahi, Anayasa'mızın sosyalizme sınırsız olarak açık bulunduğu iddiasınınyerinde olmadığını gösterir.
Öteyandan Anayasa'nın gerekçeleri ve Kurucu Mecliste geçen görüşmeleri üzerineyapılan inceleme de bu sonucu desteklemektedir.
TemsilcilerMeclisi Anayasa Komisyonu'nun, Anayasa tasarısına ilişkin raporunun 13.sahifesinde şöyle denmektedir :
".......İşte bu sebepledir ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de oybirliği ilekabul edilen sosyal haklarla ilgili hükümler, artık bütün Anayasa'larda yeralan insan hürriyet ve haysiyetinin gerçek zaferi olarak karşılanan Hukukkaideleri haline gelmiştir. (...............)
Ancakbir kere daha belirtmek gerekir ki, sosyal hakları tanımak, bazılarının yanlışolarak ifade ettiği gibi, asla sosyalizmi kabul etmek mânasına gelmez. Bugünsosyalizmle hiçbir ilgisi olmayan memleketlerde dahi hem sosyal devlet mefhumubenimsenmiş ve hem de sosyal haklar tanınmıştır. Sosyal haklar, iktisadî birdoktrinin değil, her şeyden önce hümanizmin ve insanlığın adalet duygusununmahsulüdür; fert haysiyetine hürmetin ve ferdi mukaddes bir varlık olarak kabuletmenin mantıkî ve hattâ kaçınılmaz neticesidir. Nihayet Devletin iktisadîgücünün bu tedbirlere yetmiyecegini ileri sürerek endişe duymaya da mahalyoktur. Zira 51. (Anayasa 53.) madde bu gibi endişeleri giderecek hükmütaşımaktadır." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi cilt : 2, S. Sayı-35)
Anayasamızınikinci maddesinin sosyal devlet ilkesine ait gerekçesinde :
"TürkiyeCumhuriyeti sosyal bir devlettir. Başka bir deyimle çalışma ve sosyal adaletilkelerine dayanır.
(Sosyaldevlet) fertlere yalnız klâsik hürriyetleri sağlamakla yetinmeyip, aynizamanda, onların insan gibi yaşamaları için zarurî olan maddî ihtiyaçlarınıkarşılamalarını da kendisine vazife edinen Devlettir. Modern Anayasa, asgarîgeçim şartlarından, sıhhî bakımdan, öğrenim imkânlarından ve hele barınacak birkonuttan yoksun bir kişinin gerçek anlamda hür olamıyacağını kabul eden zamanımızınhukuk ve siyaset ilmine ve devlet görüşüne uygun olarak fertlere vevatandaşlara sosyal bir takım haklar tanımak zorundadır.
Hersınıf halk tabakaları için refah sağlamayı kendisine vazife edinen zamanımızındevleti (refah devleti), iktisaden zayıf olan kişileri, bilhassa işleribakımından başkalarına tâbi olan işçi ve müstahdemleri, her türlü dargelirlileri ve yoksul kimseleri himaye edecektir. (.........)
Nihayetşurasını da kaydetmek gerekir ki, sosyal adalete karşı kaygısız kalandevletler, toplum hayatının, müfrit sol ve müfrit sağ cereyanlara kapılaraktotaliter istikâmette sürüklenmesine engel olamamaktadırlar. (............)
Busebepledirki sosyal zihniyet yalnız fertlerin refah ve saadeti için bir teminatdeğil, aynı zamanda toplum hayatının geleceği bakımından da demokrasinin enşaşmaz garantisidir. Zira komünizme karşı en tesirli kalkan, onu lüzumsuz halegetiren sosyal adaletin gerçekleşmesidir."
denmektedir.(Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 2, S. Sayısı : 35)
AnayasaKomisyonu Başkanı, Temsilciler Meclisine tasarıyı sunarken
".......Anayasa'mızın ikinci özelliği, doktrinci bir Anayasa olmayışıdır.Anayasa'mızın, bu gibi müfrit temayüllere kapılarını sımsıkı kapatmıştır. Busuretle milletimizin geleneksel temayüllerini bir defa daha burada tesbit etmişbulunmaktayız.
Anayasa'mızınüçüncü özelliği (.........) demokrasi ve hukuk devleti esaslarını kapsamışbulunmasıdır.
Nihayetson özelliği, milletimizin refah ve saadetine ehemmiyet verdiği halde,milletimizin bu konularda belirli bir felsefeye sahip olduğu belirtilerinikatiyen taşımaması ve insanlık ülkülerine mutabık bulunduğunu tesbitetmesidir."
demiştir.(Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 2 Sahife : 366)
Anayasatasarısının tümü üzerinde Temsilciler Meclisinde geçen görüşmeler sırasındaAnayasa Komisyonu sözcüsü de bu konuda şunları söylemiştir :
".......Arkadaşlar, bu Anayasa'da asla doktrin yoktur. Bu Anasaya'da hiç bir partininprogramı yoktur. Ne devletçilik vardır Ne liberalizm, ne sosyalizm ve ne deherhangi bir (izm) vardır. Bu Anayasa renksiz fakat renksiz dediysekkaraktersiz değil karakter sahibi bir Anayasa'dır. 20 nci asrın ulaştığımedeniyet seviyesine uygun her parti programının tatbik edilmesine imkân verenbir Anayasa'dır. Orada devletçilik de tatbik edilebilir. Liberalizm de tatbikedilebilir; fakat komünistlik asla tatbik edilemez. Sosyalizmi tatbikedebilirsiniz, çünkü o da insan haklarına hürmetkardır, demokrasiyi tanır,insan haklarını tanır, hukuk devletini tanır. Onun yanında sosyal zihniyete desahiptir. Keza 20 nci asrın liberalizmini tatbik edebilirsiniz. Çünkü o dasosyal hakları tanır, insan haysiyetine gerçek mânada hürmet eder. Yoksa, sekizyaşındaki çocukları, yüksek bacaları temizletmek işinde kullanan (üç defa inipçıktıktan sonra, ölürse ölsün beni ilgilendirmez.) diyen, 19 uncu asrınliberalizmi değil. (............)
Anglosaksonçevrelerini ele alacak olursak, görürüz ki, orada dahi en sosyal fikirlerigetirmiş olan meselâ bir Beveriç liberaldir. Bugünün liberalizmi dahisosyaldir. Bugün artık sosyal olmak, medenî olmanın en başta gelen şartıdır.Sosyal olmak, komünizmin memleketten uzaklaştırılması için hakikî çaredir. Evet(sosyallik) artık bir doktrin değildir. Bugün ne liberal Devlet olan isviçre'dedahi, meselâ Anayasa Profesörü Kegin'in kitabında, isviçre Demokrasinin şuvasıfları bilhassa belirtmekmektedir. (İsviçre hürriyetçi bir demokrasidir,isviçre sosyal bir demokrasidir.) isviçre için dahi, (sosyallik) kendisindenvazgeçilmez bir devlet vasfı haline gelmiştir." (Temsilciler MeclisiTutanak Dergisi : Cilt : 2, sahife : 494)
Aynısözcü, yine genel görüşmeler sırasında, sosyalliğin totaliter anlayışa kadargidip gitmiyeceği konusunda beliren tereddütlere karşı :
".......Sosyallik vasfını ilân eden Anayasa aynı zamanda (demokratik), (hürriyetçi) ve(hukuk devleti) vasıf ve umdelerine de yer vermiştir. Biz dedik ki sosyalkelimesinin yanlış tefsirlere yol açmaması için, demokratik vasfının yanındahürriyetçilik vasfını da ayrıca belirtmek uygun olur. (......) Böyle bir yolukapamak için, sosyal derken, klâsik hakların ortadan kaldırılamıyacağınıbelirtmek maksadiyle demokratik kelimesinden başka hürriyetçi mânasına gelen tâbirikoyduk. Yani : (insan hak ve hürriyetleri esasına) ibaresini eklemek lüzumunuhissettik .......) (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt-2, sahife :524-525) şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Anayasanınçeşitli maddelerinin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında AnayasaKomisyonu Sözcüleri tarafından bu konuya ilişkin açıklamalar yapılmıştır :
4.maddenin görüşülmesinde :
".......Bu madde egemenliğin bir sınıfta tecelli etmesini doktrin olarak müdafaa eden,daha sarih bir ifade ile arzedeyim, proletarya diktatörlüğünü savunanlara karşıkonulmuş olan bir hükümdür. Seçim olur, işte millî hâkimiyet tecelli ettidenir; fakat iktidarı alan idarenin rejimi, proletarya diktatörlüğünü andıranrejim olursa, Türk Anayasa'sı bu rejimi kabul etmez. Binaenaleyh sınıfkelimesinden kasdedilen mâna budur. Yoksa, sınıfların menfaatleri gibi meselâsosyalist partilerin doktrinleri, münakaşaları maddenin anlamına girmez. Amma,bir sınıf adına İktidara el koymak isteyen partileri bu Anayasa kanun dışıkabul etmekle kalmıyor hudutları dışına sürüyor." (Temsilciler MeclisiTutanak Dergisi Cilt 2. Sayfa 711.)
11.maddenin görüşülmesinde :
".......Hiç bir kaziyyeyi, yanm olarak ele aldığımız zaman müsbet bir neticeyevaramayız. Fikirleri, hele müesseseleri, daima kül halinde mütalâa etmekgerekir. (Sosyallik nereye götürür') evet komünizme kadar götürebilir. EğerKomisyonumuz, sadece (Türk Cumhuriyeti sosyal bir devlettir.) deseydi, o zamanböyle bir tehlikeden bahsedilebilirdi. Amma (insan haklarına bağlı), yani (hürriyetçi),(demokratik bir devlettir.) (bir hukuk devletidir.) dersek, bu tehlike varitolamaz. (......) Demokrasi ve hukuk devletinin prensipleri, (sosyallik)hedefinin sınırını teşkil etmektedir. Alabildiğine sosyal olacağım. Ne şartla'fert hukukunu ortadan kaldıracak, klâsik hak ve hürriyetleri ortadan kaldıracakhiç bir adım atmamak şartıyla (......) (Temsilciler Meclisi Tutanak DergisiCilt : 3 sayfa : 46)
38.maddenin görüşülmesinde :
"........Klâsik anlamda liberal iktisat sistemini bir doktrin olarak kabul edenarkadaşlardan farkımız şuradadır : Onlar, Anayasa Komisyonu gibi, demokrasiylebağdaşabilen bütün iktisadî doktrin ve programlar karşısında tarafsız davrananbir Anayasa hükmü istemiyorlar. Diyorlarki; (Liberal doktrinin icabı,kamulaştırma bedelinin hiç bir suretle taksite bağlanmaması, kamulaştırmanınbütün hallerde peşin tediye ile yapılmasıdır. İşte bu hal suretinin Anayasa'dayer almasını istiyoruz; caiz ve muteber biricik yol olarak, Anayasa hükmü iledondurulmasını istiyoruz.) Biz de diyoruz ki, Anayasa, demokrasi ve hürriyetrejimi ile, hukuk devleti prensipleri ile bağdaşabilen bütün iktisat sistemlerive iktisadî plân ve programlar karşısında tarafsız kalmalıdır. Anayasa'da ne oliberal sistem, ne bu devletçi veya sosyalist sistem ilân edilmelidir. Hangiiktisat sisteminin ve programının uygulanacağı sorununun hallini gelecektehalkın vereceği reye bırakmalıyız. Programı ile bir parti gelir, (Ben toprakıslâhını şu kadar taksite bağlıyacağım.) derse, (şu şu hallerde milileştirme,devletleştirme yaparak, şu kadar milyondan yukarı bedelleri taksitebağlıyacağım.) derse ve seçimleri kazanırsa bu programı uygulamaya, hangisınıra kadar mezundur, işte bunu tesbit ediyoruz. Yani partilerin,iktidarların, içinde kalmaya mecbur olduğu çerçevenin, özünü, sağını, solunutesbit ediyoruz. Çerçevenin içi boştur. Yalnız oraya bir kayıt koyuyoruz,diyoruz ki; (Sen sağa sola giderken, tamamen istediğin gibi hareket edemezsin,)Meselâ evelki teklifimizde de olduğu gibi, (Kamulaştırılan topraklarda, toprağındoğrudan doğruya işleten vatandaşın hakkaniyet ölçüleri içinde, geçinebilmesiiçin zaruri olan bedeli peşin vereceksin.) diyoruz. Hülâsa gelecek iktidar,gelecek kanun koyucular, Anayasa'da mülkiyet hakkının teminatı olarak konmuşkayıtlara saygı göstermekle mükelleftir. Yoksa görüştüğümüz Anayasa hükmü icabıileride kabul edilecek kanunlar belli hallerdeki bütün kamulaştırmanın taksitleödenmesini öngörmek zorunda değildirler. (......) İşte bütün çırpınmamız da,ilerde özel durumlar, böyle taksitle tediyeyi zaruri kılarsa ve o zamanınseçmeni ve kanun koyucusu da bunu isterse; Anayasa'mızın, bu ihtiyaçlarınkarşısına engel olarak çıkmamasını sağlamaktan ibarettir ..." (TemsilcilerMeclisi Tutanak Dergisi Cilt : 4, sahife : 420)
Veaynı konuya ait başka bir konuşmasında :
"...Mamafitekrar belirtmek isteriz ki, tasarıya koymak istediğimiz taksit kaydı ile, hiçbir kamulaştırma daha şimdiden taksite bağlanmış olacak değildir. Anayasa,kanun koyucuya bu imkânı sağlamıştır; işte o kadar. Geleceğin kanun koyucusu,Anayasa'nın ruhuna uygun düşecek kamulaştırma ve ödeme şartlarınıdüzenleyecektir. Arkadaşlar, tekrar arzediyorum, gelecekte bir kaçmaceraperest, normal yoldan bu hükümleri insan haklarına zıt bir surettemânalandıramıyacak; bu hükümlere dayanarak bazı temel hakları tahripedemiyecektir.
AnayasaMahkemesi de, bu alanda bekçilik edecektir. Yine hatırlatayım ki, kabulettiğimiz hükümler, daima 10 uncu ve 11 inci maddelerin ışığındadeğerlendirileceğine ve kanunlar, bu genel hükümlere uygun olacağına göre, eğerkamulaştırma bedellerinin taksite bağlanmasına lüzum varsa, bunu düzenleyecekkanun hükümleri ile, hiç bir zaman mülkiyet hakkının özü tahrip edilmiyecektir..." (Temsilciler meclisi tutanak dergisi, Cilt : 4, Sahife : 434)
Anayasa'nın41 inci maddesinin görüşülmesi sırasında Anayasa Komisyonu Başkan Vekilitarafından Komisyonca da benimsendiği belirtilen bir konuşmada :
"...40 ıncı madde (Anayasa Madde 41 inci) ve Anayasamız, ne liberal nede sosyalistbir mahiyet taşımamaktadır. Bu Anayasa ile fevkalade bir liberalizme imkânvermek mümkün olduğu gibi (...) sosyalist bir devlet iktisadiyatını yürütmeyide imkân dahiline sokmaktadır. (......) Burada bahis konusu olan meseledemokratik yollarla denmiş olması, açıkça bazı rejimlerin dışarıda bırakıldığınıgösteriyor. Bunun dışında hürriyet nizamına riayet ederek bir partinin elindekiimkânları açık bırakıyor. (...)
Neticeolarak biz sosyalist bir Anayasa yapmıyoruz. Amma liberal bir Anayasa yaparakbir kısım vatandaşların ve siyasî teşekküllerin düşünce ve fikirlerini de yasaketmek istemiyoruz." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi cilt : 3, sahife: 274-275).
Yukarıdakiaçıklamalardan da anlaşıldığı üzere Anayasamız, (İzm) li doktrinlerden hiçbirini ve bu arada sosyalizmi Türk Devlet sistemi alarak tesis etmemiş olmaklaberaber Komünizm ve insan hak ve hürriyetlerini, demokratik hukuk devletiesaslarını reddeden diğer dikta rejimleri hariç olmak üzere demokratiksistemlerin her çeşidinin gerçekleştirilmelerine imkân vermiş, fakat bunlarınve örneğin sosyalizmin hangi şekil ve ölçüler içerisindegerçekleştirilebileceğini de göstermiştir.
Dâvacının,görüşünü savunmak amacı ile ileri sürdüğü Anayasa maddeleri, Anayasa'nınsosyalizme sınırsız açık olduğunu ısbatlamaktan uzaktır. Aksine Anayasa'nınçeşitli hükümleri bu sınırı açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır.
AncakAnayasa'ya aykırılıkları iddiasıyla iptal edilmeleri istenilen Türk CezaKanununun 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerinin Anayasa'ya uygunluklarınıdenetlemek durumunda olan Mahkememiz, bu maddelerin kapsamları dışında kalanAnayasanın sosyalizmin hangi çeşidinin veya ne gibi sınırlarla çevrili birsosyalizmin Türkiye'de gerçekleştirilmesine elverişli bulunduğu veya diğer birdeyimle, Anayasa'nın cevaz verdiği sosyalizmin sınırlarının neler olduğu sorunlarınınçözümlenmesine ve incelemenin bu alana taşırılmasına yer görmemiştir.
XXX
Dâvadilekçesinde 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin Anayasa'nın, 8 inci maddesidelaletiyle 10, 11, 12, 20, 21, 56, 57 inci ve 155 inci maddelerinede aykırıolduğu iddia edilmiştir.
Anayasa'nın12 nci madesinde "Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, Felsefîinanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." denmektedir.
Bumadde ile, iptali istenilen 141/1 inci ve 142/1 inci maddelerin anarşizm vekomünizm çabalarını yasaklayan hükümleri arasında, bir çelişme ve çatışmanınsöz konusu olmadığı, herhangi bir açıklamayı gerektiremiyecek derecede,meydandadır.
Aynımaddelerin sınıf tahakkümünü yasaklayan hükümleri ise, kararın baş tarafındabelirtildiği üzere, 12 inci madde hükümlerine, aykırı olmayıp, tamamiyleuygundurlar ve aynı amaca ulaşmayı öngörmektedirler.
Busebeple, Dâvacının dâva konusu hükümlerini Anayasanın 12 nci maddesine aykırıbulunduğu yolundaki iddiası yersizdir.
Dâvakonusu maddelerin Anayasa'nın 20 inci maddesine aykırı olduğu iddiasına gelince:
Dâvacıbu konuda :
"Anayasa'nın20 inci maddesi, her türlü düşünce ve inancı söz, yazı, resim ve başka yollarlaaçıklamak hakkını mutlak olarak tanımıştır. Bu mutlak hak ve hürriyet, 11 incimaddeye göre Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olmak şartı ile ancak kanunlasınırlanabilir, fakat bu sınırlamalar temel hak ve hürriyetlerini Özünedokunamazlar."
demektedir.
Buiddiaya göre Dâvacının, düşünce ve kanaat hürriyetinin de Anayasa'nın 11 incimaddesi uyarınca sınırlanabileceğini kabul etmekte olduğu, fakat iptali istenenmaddelerle yapılan sınırlamalarla bu hürriyetin özüne dokunulduğu sonucunuçıkardığı anlaşılmaktadır.
Gerçektendâva konusu 141/1 inci ve 142/1 inci maddeler, sosyal bir sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü tesise veya kominizme yönelen dernek kurmayı veyagerek bu konular, gerekse anarşizm için propaganda yapmayı yasaklamaklaAnayasa'nın 20 inci ve 29 uncu maddelerinde yer alan düşünce hürriyetinde vedernek kurma hakkında sınırlamalar yapmaktadırlar.
Anayasa'mız,düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin genel kuralı 20 inci maddesindebelirtmiş, düşünce ve kanaatlerin belli başlı açıklama ve yayma şekil veyollarını da sonraki maddelerinde düzenlemiştir. Nitekim, Anayasa'nın, bilim vesanat hürriyetinden bahseden 21 inci basın ve yayımla ilgili hükümleri belirten22-27 nci toplantı ve gösteri yürüyüşü ve dernek kurma haklarını gösteren 28inci ve 29 uncu maddeleri, düşünce ve inançları, bu maddelerde belirtilen şekilve yollarla, açıklamaya ve yaymaya ilişkin hükümleri ve sınırlarıgöstermektedirler. Şu halde kişiler, düşünce ve inançlarını bu yollarlaaçıklamak ve yaymak istedikleri takdirde, ilgili maddelerdeki sınırlamalarariayet etmek zorundadırlar.
Düşünceve kanaatin bu maddelerde öngörülenler dışındaki yollardan açıklanması veyayılması konusunda ise, Dâvacı tarafından da kabul edildiği gibi, Temel hak vehürriyetlerin genel olarak ne suretle ve hangi ölçüler içerisindesınırlanabileceklerini gösteren Anayasa'nın 11 inci maddesi hükmü önümüzeçıkar.
Bumaddede :
"Temelhak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunlasınırlanabilir.
Kanun,kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibisebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."
denmektedir.
Görüldüğügibi madde, temel hak ve hürriyetlerin, Anayasa'nın açık bir hükmüne veyaruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabileceğini kabul etmekte, fakat busınırlamalarla, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millîgüvenlik gibi sebeplere dayanılsa da, hak ve hürriyetin özüne dokunulmasınıyasaklamaktadır.
Anayasa'mız,22 nci maddesiyle basın ve haber alma hürriyeti, 29 uncu maddesi ile dernekkurma hakkı üzerinde özel sınırlama sebepleri kabul ettiği gibi, 11 incimaddesiyle de genel nitelikte olmak üzere temel hak ve hürriyetler içinsınırlama sebepleri kabul etmiş bulunduğuna, iptali istenen maddelerinyasakladığı eylemler ise, bu sınırlama sebeplerini de kapsayacak şekildeAnayasa'nın özünü teşkil eden insan haklarına, başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olanTürkiye Cumhuriyetini temelinden yıkarak bu niteliklerle bağdaşması mümkünolmayan bir başka rejime çevirme çabalarından ibaret bulunmasına göre, bueylemleri yasaklamak suretiyle düşünce hürriyeti ve dernek kurma hakkı üzerindeyapılan sınırlamaların Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğertaraftan söz konusu sınırlamaların, dernek kurma hakkını ve düşüncehürriyetini, genel olarak, ortadan kaldırmayıp, yukarıda nitelikleri belirtilenyasak eylemler ölçüsünde konulmuş olduklarına ve sözü geçen hak vehürriyetlerden yararlanmayı yok edecek derecede önleyici veya engelleyici,dolaylı veya dolaysız, herhangi bir etkileri de bulunmadığına göre, bu hak vehürriyetlerin özüne dokunduğu da söylenemez.
Busebeple iptali istenen hükümler Anayasa'nın 20 nci maddesine aykırı değildir.
Dâvacı,toplumcu nitelikteki bilimlerin serbestçe öğrenme ve Öğretme, açıklama, yaymave araştırmasının yasaklanması sonucuna vardığı gerekçesiyle T. C. Kanununun142 nci maddesinin Anayasa'nın 21 inci maddesile de çeliştiğini, halbuki buhürriyetin, hiçbir suretle, sınırlandırılmayacağını öne sürmektedir.
TürkCeza Kanunun 142 nci maddesinin iptali istenen l numaralı bendi, yukarıda daaçıklandığı üzere sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünütesis etmek veya rejimi kominizme veya anarşizme çevirmek için her ne suretleolursa olsun propaganda yapmayı yasaklamaktadır.
Görüldüğügibi sözü geçen madde hükümleri, bu konulardaki bilimsel inceleme vearaştırmaları yasaklamış değildir. Propaganda sınırına girmek şartiyle herçeşit toplumcu bilimler ve bu açıdan anarşizm ve komünizm üzerinde öğrenme,öğretme, açıklama, yayma ve araştırma yapılması, bu maddelerdeki yasaklarınkapsamına girmez. Şüphesiz bilimlerin kendilerine özgü ve bilimsel nitelikteöğrenme, öğretme, inceleme ve araştırma metodları vardır. Bunlara uyulmak, yanibilimsel nitelikleri korunmak ve 21 inci maddede öngörülen kayıtlar gözönündetutulmak şartiyle bilim ve sanat çalışmaları serbesttir.
İptaliistenen 142 nci maddenin l numaralı bendi ise, bu nitelikteki bilimsel eylemlerideğil, propaganda niteliğindeki eylemleri yasaklamıştır. Bir eylemde buniteliğin mevcut olup olmadığı sorununun çözümlenmesi ise, Önüne bu yolda birdâva gelmiş olan hâkime düşer.
Şuduruma göre 142/1 inci madde hükümleri Anayasa'nın 21 inci maddesinde yer alanbilim ve sanat hürriyetinde yapılan bir sınırlama niteliği taşımadığındanDâvacının, bu konuya yönelen iddiası da yerinde değildir.
Dâvacı,iptalini istediği maddelerin Anayasa'nın 56 ncı ve 57 nci maddelerine de aykırıolduğunu iddia etmekte ve bu konuda özetle :
"Sözkonusu maddeler, toplumcu nitelikte siyasî düşüncenin ve bu düşünce etrafındateşkilâtlanma hürriyetinin özünü ortadan kaldırmaktadır. Zira bu maddelertoplumun ekonomik ve sosyal düzenlerini emek esasına göre yeniden düzenlemek vedeğiştirmek için teşkilât kurulmasını ve bu yolda propaganda yapılmasınıyasaklamıştır. Elbette siyasî parti mefhumunun ilmî mahiyetine uygun olarak,ekonomik, sosyal ve politik görüş ayrılığına sahip olan sosyal sınıflar içinkarşılıklı münasebetlerinin çeşitli yönlerden düzenlenmesi imkânları aranacakve emeği ile yaşayanların, kendi menfaatlerine uygun bir veya bir kaç siyasîparti kurarak yine kendi menfaatlerine uygun bir politik sosyal ve ekonomikdüzen değişikliği için propaganda yapacaktır. Fakat 141/1 ve 142/1 incimaddeler bu yoldaki partileri de propagandaları da yasaklamaktadır ve böylecede Anayasa'nın 56 ncı ve 57 nci maddelerine aykırıdır."
görüşünüsavunmaktadır.
Halbukidaha önce belirtildiği üzere iptali istenen maddeler sınıf tahakkümü ve komünizmiçin dernek kurmayı, bunlarla birlikte anarşizm için de propaganda yapmayıyasaklamaktadır. Bu bakımdan bunların dışında kalan ereklerle dernek (siyasîparti dahil) kurulması veya propaganda yapılması, söz konusu maddelerinkapsamına girmez.
Öteyandan Anayasa'nın 57 nci maddesi de, siyasî partilerin tüzük, program vefaaliyetlerinin, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temelhükmüne uygun olmak zorunda olduğunu ve bunlara uymayan partilerin temellikapatılacağını belirtmektedir.
Birsınıfın tahakkümünü sağlamak veya komünist rejimi getirmek amacıyla kurulan,bunların veya anarşizmin propagandasına girişen siyasi bir partinin Anayasa'nınsözü geçen 57 nci maddesine göre temelli kapatılması zorunlu olduğundan bu gibieylemleri ceza tehdidi altında yasaklayan 141/1 ve 142/1 inci madde hükümleride Anayasa'nın 56. ve 57 nci maddelerine aykırı olmayıp, aksine bu maddelereuygun bulunmakta ve onların bir bakıma da müeyyidesini teşkil etmektedir.
Bunedenle Dâvacının bu konudaki iddiasında da isabet yoktur.
Dâvacı,söz konusu maddelerin, düşünce ve kanaat hürriyeti ve dernek kurma hakkı ileolan ilişkisi bakımından (insan haklarını ve ana hürriyetleri korunmaya dairsözleşme.) nin 9., 10. ve 11 inci maddelerine de aykırı olduğunu ve daha sonraimza ve tasdik edilmiş olan bu sözleşmenin (sonraki kanun evvelkini tadil eder)kuralınca 141/1 inci ve 142/1 inci maddeleri hükümden düşürdüğünü ilerisürmektedir.
İnsanhaklarını ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşmenin, söz konusumaddelerinde, iptali istenilen hükümlerin belirttiği eylemlerinyasaklanamıyacakları ve bu gibi eylemlerin sınırsız olarak serbest olduklarıyolunda bir hüküm bulunmaması bir yana maddelerin 2 numaralı bentlerindesayılan nedenlerle, düşünce ve kanaat hürriyetleriyle dernek kurma hakındasınırlamalar yapılabileceği açıklandığı gibi, sözleşmenin 17 nci maddesindede;
"Busözleşme hükümlerinden hiç biri, bir devlete, topluluğa veya ferde, işbusözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmede derpişedildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf eden birfaaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir hak sağladığışeklinde tefsir olunamaz."
denilmeksuretiyle sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmayayani bir sınıfa üstün haklar tanıyıp diğer sınıfların temel hak vehürriyetlerinde kısıntılar yahut tüm kaldırmalar yapmaya veya bütünhürriyetlerin yok edilmesi sonucunu doğuracak komünizme yönelen çabalar için busözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerden yararlanılamıyacağı ve böylece bu hakve hürriyetlerde sınırlamalar yapılabileceği kabul edilmiş bulunmaktadır.
Görülüyorki insan haklarını ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşme hükümleri ileiptali istenilen hükümler arasında aykırılık bulunduğu ve bu nedenle de(Sonraki kanun öncekini değiştirir) kuralı uyarınca 141/1 inci ve 142/1 incimaddelerin hükümden düşmüş olduğu iddiası yerinde değildir.
Öteyandan Anayasa'da yazılı temel hak ve hürriyetlerden her hangi birisinin Özünedokunduğu sabit olan bir kanun hükmünün iptal olunması gerekmekte ise de,yukarıda, bundan önceki kısımlarda da belirtildiği gibi, sözü edilen 141/1 incive 142/1 inci madde hükümlerinin konusunu teşkil eden eylemlerin yasaklanmışolmaları dolayısiyle düşünce, kanaat, dernek (siyasî parti dahil) kurma hak vehürriyetlerinde yanılmış olan sınırlamaların Anayasa'ya aykırı bir yönübulunmadığından bu hükümlerin iptallerine ilişkin istek de yerindegörülmemiştir.
Dâvacı,söz konusu hükümlerin Anayasa'nın 155 inci maddesine de aykırı olduğunu ilerisürmekte ve bu görüşünü özetle şu yolda açıklamaktadır :
"141/1inci ve 142/1 inci maddeler, halen mevcut bir sınıfın tahakkümünü dondurmuş vebu suretle Anayasa'nın evolütif sosyal adalet anlayışına karşı bir engel niteliğinialmıştır. Halbuki Anayasa'nın 10 uncu maddesi bu engelleri kaldırmak göreviniDevlete yüklediği gibi, 155 inci madesi de Anayasa'nın bu uğurdadeğişebileceğini kabul etmektedir. Devlet şeklinin (Cumhuriyet) olduğunubelirten hükmü dışında kalan ve istihsal düzenine, toplumun ekonomik ve sosyalyapısına, bu yapı içinde sosyal sınıfların karşılıklı münasebetlerine vememleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlara ait bütün hükümlerdeğiştirilebilecektir. Ancak bu değişikliklerin Anayasa'nın çizdiği yoldanolması şarttır."
Görüldüğügibi Dâvacı bu konuda da 141/1 inci ve 142/1 inci maddeleri, kanun koyucutarafından düşünülmiyen istikametlerde yorumlamakta ve Anayasa'ya aykırılıkiddiasını da bu görüşe dayanmaktadır.
Anayasa'nın,değiştirilme şekil ve şartları 155 inci maddesinde gösterilmiştir. Oradakiusullere uyularak, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm hariçolmak üzere, Anayasa hükümlerinin değiştirilebileceğinden şüphe edilemez.
AncakAnayasa'nın bu maddesinde (değiştirilme) den söz edilmesi sebepsiz değildir. Bumaddeyi hazırlayan Kurucu Meclisin ve Anayasayı kabul ve (hürriyete, adalete,fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet etmiş bulunan TürkMilletinin Anayasa'nın ve niteliklerini belirttiği hukuk devletinin temelindenkaldırılması ile onun tam zıddı rejimlerin getirilmesini öngörmüş bulunduğudüşünülemez. 155 inci maddenin, Türk toplumunu daha ileri uygarlık düzeyineçıkarmak için, Anayasa'nın ruhuna uygun değişmelere imkân sağlamak maksadiylekabul edilmiş olduğu söz götürmez bir gerçektir. Ancak, Türk toplumunugeriletici, temel hak ve hürriyetleri, hukuk devleti ilkesini yok edici, birkelime ile, 1961 Anayasa'sının Özünü ortadan kaldırıcı ve bu niteliği ile(değişiklik) olarak kabul edilmesi caiz olmayan ve Anayasa'nın devrilmesiniöngören maksatların, sözü geçen 155 inci maddenin gölgesin degerçekleştirilebilmelerini düşünmek mümkün değildir.
141/1inci ve 142/1 inci maddelerin yasakladığı eylemler ise, sosyal bir sınıfındiğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmaya, komünizme veya anarşizmeyönelen çabalar niteliğinde olduklarından, Dâvacının öne sürdüğü gibi, Türktoplumunun sosyal, siyasî ve ekonomik alanlarda ilerlemesini sağlamazlar,aksine toplumu geriletir ve Anayasa'mızın kişilere tanıdığı temel hak vehürriyetleri ve bütün nitelikleriyle birlikte hukuk devleti esaslarını kökündenreddederler.
Bunedenlerle Anayasa'nın temelinden kaldırılmasını önleyici nitelikte olan buyasaklamaların, Anayasa'nın 155 inci maddesine aykırı bulunduğu iddiası dayerinde değildir.
Yukarıdakiaçıklamalardan da anlaşıldığı üzere, iptali istenilen hükümler, Anayasa'yauygun bulundukları gibi, temel hak ve hürriyetlerin özlerini dezedelememektedirler.
Bunagöre, söz konusu hükümlerin, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerinniteliklerini belirten 10., bu hakların Özüne dokunulamıyacağını gösteren 11.ve kanunların Anayasa'ya aykırı olamıyacağını belirten 8 inci maddelerineaykırı bulunduğu yolundaki iddiaların da dayanaksız kaldığı kendiliğindenmeydana çıkmaktadır.
XXX
Burayakadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Mahkememiz, iptali istenenhükümlerin; münhasıran sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindetahakkümünü tesis etmeye ve komünizme yönelen dernek kurmak veya bunlarlabirlikte anarşizme matuf propaganda yapmak suretiyle girişilen çabalarıyasakladığını, Anayasa düzenine uygun bulunan derneklerle Anayasa'nın cevazverdiği ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden partileri kurma ve buamacın propagandasını yapma hallerinin ise bu hükümlerin kapsamı dışındakaldığını tesbit etmiş ve buna göre de söz konusu maddelerde Anayasa'ya aykırıbir yön görmemiştir.
Busonuca göre; sözü geçen maddelerin yasakladığı eylemlerin, yani bir sosyalsınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etme, komünizmi kurma,memlekette anarşiyi hâkim kılma hedefine çevrili çabaların ceza tehdidi altındayasaklanmış olmalarının Anayasa'ya aykırı bir yönü olup olmadığınınaraştırılması ile yetinilmesi gerekmiş, bunların dışında kalan ve Dâvacıtarafından bu maddelerle yasaklandıkları sanılan başka eylem ve hareketlerbakımından ileri sürülen diğer Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerinde herhangibir tartışma yapılmasına yer bulunmamıştır.
Çünküsöz konusu maddelerle, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindetahakkümünü tesis etmek veya memlekette komünist bir idareyi iş başına getirmekyolunda çaba sarfetmek üzere dernek (siyasî parti dahil) kurulmasının veyagerek bu maksatlar, gerekse anarşizm için propaganda yapılmasının yasaklanmışolmasında, dâva dilekçesinde öne sürülen ve Anayasa'da yer aldıkları iddiaolunan (Halkçılık, insan haklarına dayanan çağdaş anlamda demokrasi,devletçilik, Türk milliyetçiliği ve lâiklik, devrimcilik, barışçılık) temelilkelerinden herhangi birisi bakımından aykırılık bulunmadığı başkaca biraçıklamayı gerektirmeyecek derecede meydandadır. Esasen Dâvacı tarafından bukonularla ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası, 141/1 inci ve 142/1 incimaddelerin yasakladıkları, yukarıda belirtilmiş olan, eylemler bakımından ilerisürülmüş olmayıp, bu maddelerle yasaklandığı sanılan sair eylemler açısındanöne sürülmüş bulunmaktadır.
Bunedenlerle bu konulara ilişkin iddialar da yerinde değildir.
XXX
SONUÇ:
TürkCeza Kanununun 141 inci maddesinin, iptali istenen, l numaralı bendinde :
a)Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeğe;
b)Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya;
c)Memleket İçinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlardan her hangi birinidevirmeğe;
Matufcemiyetleri, her ne suret ve nam altında olursa olsun, kurmaya tevessüledenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini sevk ve idare edenleri vebu hususlarda yol gösterenleri;
Aynıkanunun 142 nci maddesinin yine iptali istenen, l numaralı bendinde de
ç)Yukarıda (a), (b) ve (c) harfleri ile işaretlenen konularla;
d)Devlet siyasî ve hukukî nizamlarım topyekûn yok etme;
Konusunda,her ne suretle olursa olsun, propaganda yapanları;
Cezalandıranhükümler yer almaktadır.
l-İptal konusu hükümlerin öngördüğü hallerden (a) harfiyle işaretlenen fıkradayer alan hüküm, Anayasa'nın da sınıf tahakkümünü kesin olarak yasaklaması, (d)harfi ile işaretlenen hükmün de, anarşizme yol açan nitelik taşıması bakımındanAnayasa'ya aykırı olmadıklarına;
2-(b) ve (c) harfleri ile işaretlenen hükümlerle, bunlara muvazi olarak 142 ncimaddenin l numaralı bendinde yer alan ve yukarıda (ç) harfi ile işaretlenenhükümlerin komünizmi benimseyen cemiyetler kurulmasını ve bu konulardapropaganda yapılmasını yasaklamaları ve Anayasa düzenine uygun bulunancemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği Ölçüde sosyalizmi tahakkuk ettirmekamacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin ise buhükümlerin kapsamı dışında kalmaları bakımından Anayasa'ya aykırı olmadıklarınave
Dâvanınreddine;
(a)ve (d) işaretli bentlerde oybirliğiyle, (b) işaretli bentte üyelerden ŞemsettinAkçoğlu, Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak ve Muhittin Gürün'ün (c) işaretlibentde de bu üyelerle birlikte İbrahim Senil'in muhalefetiyle ve oyçokluğu ile;
29/6/1965gününde karar verildi.
Başkan
Lütfi Akadlı
Başkanvekili
Rifat Göksu
Üye
Cemâlettin Köseoğlu
Üye
Asım Erkan
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İbrahim Senil
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
(5/9/1966 gününde ölmesi nedeniyle imzası alınamamıştır)
MUHALEFETŞERHİ
l-Karar gerekçesinin (1) numaralı bölümünde T. C. K. nun 141 ve 142. maddelerinin(1) numaralı bentlerindeki (sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindetahakkümünü tesis etmeye matuf cemiyetlerin kurulması) nı ve (aynı maksatlapropaganda yapılması) nı yasaklayan hükümler ele alınıp Anayasaya uygunluklarıbelirtilmiştir.
Bukonuda Anayasa'nın 4. maddesinde açık hüküm vardır. Maddenin üçüncü fıkrasiylehertürlü tahakküm yasaklanmıştır. Bu hükümle yetinilmesi ve gerekçeye başkasebepler katılmaması görüşündeyim.
Anayasa'nınsözüne uygun olan bir hükmün ayrıca Özüne de uygunluğunu belirtmeye lüzumolmadığı gibi, Anayasa'nın başlangıç kısmından gerekçeye alınan amaçlardanbazılarının konu ile ilgisi de münakaşaya değer.
Busebeplerle, gerekçenin bu kısımlarına katılmıyorum.
2-Karar gerekçesinin (III) numaralı bölümünde (sosyal bir sınıfı ortadankaldırmaya), (memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardanherhangi birini devirmeye) matuf cemiyetlerin kurulmasını yasaklayan 141/1.madde hükmiyle (ayni maksatlarla propaganda yapılmasını) yasaklayan 142/1.madde hükmünün incelenmesinde, sadece, kanun tasarılariyle gerekçelerindenKomisyon raporlarına geçen gerekçelerden ve Büyük Millet Meclisinde yapılangörüşmelerden faydalanılmış, kararda da, bu gerekçelerde ve görüşmelerdebeliren maksada göre (bu hükümlerin, komünizmi benimseyen cemiyetlerkurulmasını ve bu konuda propaganda yapılmasını) yasaklamak gayesiylesevkedildiklerinin açıkça anlaşıldığı kanaatine dayanılmıştır.
Kanunhükümlerinin kabulüne esas olan gerekçelerin, Kanun Koyucunun maksadım öğrenmekbakımından, önemi inkâr edilemezse de kanunların, herzaman, sevklerindekimaksada uygun bulunduğunun kabulü mümkün değildir. Bu dâva dolayısiyle,gerekçesi ve sevk maksadı belli olan bu hükümlerin sadece komünizmi miyasakladığı, yoksa, sair fikir hareketlerini de mi sınırladığı hususlarınınincelenmesi gerekirdi. Dâvacı Partinin iddiaları da bu incelemeyi zarurîkılıyordu.
Diğertaraftan; kanuniyet kazanan hükümlerin, sevk ve kabullerindeki maksada uygunlukderecesi, kanunun uygulanması sırasında meydana çıkar.
T.C. K. nun 141. ve 142. maddeleri 3038 sayılı Kanunla değiştirilirken şugerekçeye dayanılmıştır : "141 ve 142. maddeler, Türkiyede teşekkül etmişveya edecek olan, maksatları, siyasî ve içtimaî nizamları bozmaya matuf siyasîcemiyetleri istihdaf etmektedir. Maddenin sarahatine ve ihtiva ettiği hususatanazaran komünist cemiyetler bu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır. Devletinselâmet ve hayatını muzır yıkıcı faaliyetlere karşı korumak için böyle birmaddeye lüzum vardır".
Maddelermetinlerinin- Kanun Koyucunun maksadı dışında sair kuruluşları ve fikirhareketlerini de önlediği, fertlerin, idarecilerin ve hâkimlerin, kanunibarelerindeki müphemiyet sebebiyle, müşkülât içinde kaldıkları, maddelerin sondeğişikliklerine ait tasarının ve Adalet Komisyonunun gerekçelerindenanlaşılmaktadır.
5844sayılı Kanun tasarısının gerekçesinde aşağıda yazılı fikirler göze çarpmaktadır:
-Kanunun ihtiva ettiği hükümler ve mevcut tabirler, mâna ve muhtevalarını tâyinbakımından kolaylık temin edecek şekilde olmayıp bazı tabirlerin muhtevalarınıtâyin hususunda hâkimlerin müşkülât karşısında kaldıkları görülmüştür.
- Bumaddelerin metinleri, memleketimizin demokratik inkişafını tam olarak takipedebilmiş değildir. 13/6/1946 tarihinde yapılan tadilâtla, çeşitli partilerinkurulabilmesini teminat altına almak maksadı takip edilmişse de metinlerin,bilhassa 141. maddenin birinci fıkrasının tetkiki bu gayenin tamamiylesağlanamamış bulunduğunu ortaya koymuştur.
-Demokratik rejimin ana prensiplerinden biri de vatandaşların menolunanhareketlerle müsaade olunan hareketler arasındaki sınırları emniyetle vetereddütsüz olarak tâyin edebilmeleridir. Bu prensip, ceza kanununda (kanunsuzsuç olmaz) düsturunda ifadesini bulur. Bu maksadın tahakkuku, ceza kanunumetinlerinin mümkün olduğu ölçüde açık ve yazılı olmasiyle mümkündür. ......Kanun metinlerindeki umumiyet içtimaî müdafaanın lehinedir. Fakat vatandaşlarılüzumsuz müdahalelere karşı korumak, siyasî partilerin, kanun hudutları içindeendişesiz olarak faaliyette bulunabilmelerini sağlamak için, bilhassa bumevzuda, metinlerde mümkün olan sarahati tesis eylemek zarureti aşikârdır...... Bilhassa bu mülâhaza, mevzuubahis maddelerin tadilinde esas gayelerdenbirini teşkil eylemiştir.
-141.maddenin birinci fıkrasındaki "sosyal bir sınıfı, cebir yoluyla, kısmenveya tamamen ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyalnizamları cebren yoketmeye matuf birleşmeler" ibaresiyle istihdaf edilengaye, cebri vasıta olarak kullanan sosyalist ve sair mahiyetteki birleşmeleriteorim eylemektir. Maddenin bugünkü halinde mevcut ibare dolayısiyle sosyalistve müşabih mahiyetteki partilerin teşkiline hukuken imkân mevcut değildir.Kanun vazıı( temel nizamları devirmek) tabirlerini kullanmak suretiyle birtahdide vasıl olmaya çalışmış ise de bunların, gayeyi istihsal bakımından kâfiolmadığı neticesine varılmıştır. Tasarıda, fıkranın bu kısmının tahakkuku cebirunsuruna bağlandığından ...... ve demokratik bir rejimde mücadelenin kanunhudutları içinde olması ve siyaset mücadelelerinde hukukî vasıtaların istimaledilmesi zarurî bulunduğundan ...... cebren yokedilecek nizamların, temel nizamveya temel olmayan nizam olmasının ehemmiyeti yoktur. Bu sebeple metindelüzumlu değişiklik yapılmıştır.
Cebirunsuru zımnen dahi mevcut bulunabilir. Meselâ, birleşmenin mahiyeti itibariyletahakkuk ettirmek maksadını güttüğü gaye cebir istimal edilmeksizin sağlanamayacaksa,ifade edilmese dahi, cebir unsuru mevcut sayılmak lâzımgelir.
Tasarıda,gerekçede; değinilen (metinlerdeki vuzuhsuzluk), (uygulama müşkülâtı) ve(hâkimlerin tereddüdü), (cebir) unsurunun fıkralara ilâve edilmesi yoluylagiderilmek istenmişken ve tasarının (cebir) unsurunu ihtiva eden hükümleriAdalet Komisyonunca da kabul edilmişken müzakereler sonunda bu unsur çıkarılmışbulunmaktadır. Böylece, yukarıda zikredilen ve dâva konusu hükümlerin tadilemuhtaç olduklarının gerekçelerini teşkil eden ipham, tereddüt ve müşkülât bugünde devam etmektedir.
Bumuhalefet şerhinin yazıldığı güne çok yakın bir günde Yargıtay Birinci CezaDairesinden çıkan bir karardaki malûmat, dâva konusu hükümlerdeki vuzuhsuzluğuaçık şekilde belirtmektedir :
Birkimse, yazdığı bir kitapla komünizm propagandası yaptı diye, takibata maruzkalmıştır. Bu dâva dolayısiyle mütalâasına müracaat edilen bilirkişilerden biri"bu eserde komünist propagandası yapıldığı, emekçi sınıfın hukuk dışıyollarla tahakkümünü kurmak yollarının gösterildiği ve binnetice T. C. K. nun142. maddesinin l numaralı bendinin ihlâl edildiği"; seçilen üç kişilikbilirkişi heyetine dahil olanlardan ikisi- evvelki bilirkişinin raporundadermeyan olunan mütalealar ve istinat edilen gerekçeler birer birer ele alınıpincelenerek reddedildikten sonra "kapsadığı aslî ve talî bütünkonulariyle, temas ettiği ve işlediği tekmil ana ve fer'î temalariyle, derpişve tavsiye ettiği bütün çözüm yollariyle kitapta, komünizme hâs ideoloji mevcutolmadığı gibi komünizmi tavsif ve teşhis eden proletaryanın ihtilâl yoluylaDevleti ele geçirmesi ve bir proletarya devleti ve diktası kurulması görüşüasla yer almamakta, aksine bu görüş ve bunun bilcümle icapları sarahatle vekat'iyetle reddolunmaktadır ...... Tetkik konusu kitapta hiçbir bakımdan vecihetten komünizm propagandası yapılmış olmadığı" ve ayni heyete dahilüçüncü bilirkişi de "genel eğilimi ve bilhassa son bentte ileri sürülenfikirler karşısında eserin, sosyalizm hududunu aştığı" kanaatlerinevarmışlardır. Hepsi de Üniversite Profesörü olan bu bilirkişilerin dahi hudutşümulünü tâyinde birleşemedikleri bir kanun hükmünün (kanunsuz suç olmaz)prensibini zedelemeyen bir açıklıkta olduğu kabul edilemez.
Bumaddelerin, komünizm dışında kalan fikir hareketlerini de yasakladığı Hükümetçede kabul edilmiş ve 5435 Sayılı kanunla yapılan tadilâta rağmen devam edentereddütlerin ve yanlış tatbikatın düzeltilmesi maksadiyle 5844 sayılı Kanunsevkedilmiştir. Bu son Kanundaki değişiklik, dâva konusu fıkralara (cebir) unsurununilâvesinden ibaret olup 5435 sayılı Kanunla yürürlüğe giren metinlerde başkabir değiştirme yapılmamıştır. (Cebir) unsuru maddelerden çıkarıldığına göre5844 sayılı Kanun tasarısının gerekçesindeki sebepler bugün de ayaktadır.
Busebeplerle, dâva konusu hükümlerin, yalnız komünizmi Önlemekle kalmayıp bunundışındaki fikir hareketlerini ve binnetice iktisadı ve içtimaî tekamülü deönlediği kanaatiyle kararın 2 numaralı bendine muhalifim.
3-Kararın hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde "Anayasa düzenine uygunbulunan cemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği ölçüde sosyalizmi tahakkukettirmek amacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapmahallerinin dâva konusu hükümlerin kapsamı dışında kaldığı" kabuledilmiştir.
İhtilâlcisosyalizm rejimi dışında kurulan sosyalist partileri, programlarının Anayasazaviyesinden incelenmesi suretiyle sınıflara ayırmak, bir kısmının kuruluşunave propaganda yapmasına cevaz verip diğer bir kısmım takibata maruz bırakmak,yalnız kanun hükümlerinin değil Kanun Koyucunun maksadının da dışına çıkacakbir tatbikata yol açar.
Bugörüşe de katılmıyorum.
Üye
Şemsettin Akçoğlu
MUHALEFETŞERHİ
lMart 1926 günlü ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 3 Aralık 1951 günlü ve 5844sayılı Kanunla değiştirilmiş bulunan 141 ve 142 nci maddelerinin l numaralıbentlerinde yer alan hükümlerin tüm olarak Anayasa'ya uygun bulunduğunubelirten yukarıki kararda, söz konusu bentlerin :
a-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeki tahakkümünü tesis etmeyematuf cemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessüledenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idareedenleri veya bu hususlarda yol gösterenleri (Madde 141/1) veya sosyal birsınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek için her nesuretle olursa olsun propaganda yapanları (Madde 142/1);
b-Devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûn yok etmek için propagandayapanları (Madde 142/1);
c-Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya, yahut memleket içinde müesses iktisadîveya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri herne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranlarıveya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya buhususlarda yol gösterenleri (Madde 141/1) veya sosyal bir sınıfı ortadankaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardanherhangi birini devirmek için herne suretle olursa olsun propaganda yapanları(Madde 142/1);
Cezalandırdıklarıbelirtilerek bunlardan a ve b fıkralarında gösterilen eylemleri cezalandırılmışolmasında, kararda ayrıca belirtilmiş bulunan gerekçelerle Anayasa'ya aykırılıkbulunmadığı açıklanmakta ve c fıkrasında belirtilen eylemlerincezalandırılmasının ise münhasıran komünizmi benimseyen cemiyetler kurulmasınıve bu konularda propaganda yapılmasını yasaklamak amacını güttüğü bunun dışındaAnayasa dümenine uygun bulunan cemiyetlerle Anayasa'nın cevaz verdiği ölçüdesosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden siyasî partileri kurma ve bu amacınpropagandasını yapma hallerinin bu hükümlerin kapsamı dışında kaldığıgerekçesiyle Anayasa'ya aykırı olmadığı hükmüne varılmaktadır.
Gerçektenyukarıda a ve b fıkralarında işaret edilen, bir sosyal sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü kurmayı sağlamak amacile dernek veya siyasî partikurulmasını ve bu maksat için propaganda yapılmasını veya devlet siyasî vehukukî nizamlarının topyekûn yok edilmesi için propaganda yapılmasınıyasaklamakta, kararda yazılı gerekçelerle, Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur.
Ancakdâva edilen bentlerde yer alan yukarıda c fıkrası ile gösterilenyasaklamaların, sadece komünizme müteveccih bulunduğu gerekçesine dayanılarakAnayasa'ya uygun bulunduğu neticesinin çıkarılması mümkün değildir.
Karardananlaşıldığına göre, Mahkememizin çoğunluğunu bu kanıya vardıran husus, CezaKanununun 141 ve 142, maddelerinde 1936-1951 yılları arasındaki 15 senelik birdevrede dört defa yapılmış bulunan değişikliklere ait gerekçelerde,değişikliğin sebepleri arasında komünizmi önleme maksadının da açık bir suretteyazılmış olmasıdır.
GerçektenT. C. Kanununun 141 ve 142. maddelerinde ilk değişikliği yapan 11/6/1936 günlüve 3038 sayılı Kanuna ait gerekçede ve daha sonra aynı maddelerde değişiklikleryapan 29/6/1938 günlü ve 3531 saydı ve 13/6/1946 günlü ve 4934 sayılı ve10/6/1949 günlü ve 5435 sayılı ve nihayet halen yürürlükte olan ve iptaliistenilen hükmü getiren 3/12/1951 günlü ve 5844 sayılı kanunlara aitgerekçelerde komünizmi yasaklama maksadının yer aldığı görülmektedir.
Ancaksöz konusu gerekçelerde, değişikliğe ait sebepler arasında komünizmi önlememaksadının da yer almış bulunması, söz konusu hükümlerin sadece ve münhasırankomünizmi hedef tutmuş olduğunu kabul etmek için, iki bakımdan, yeter sebepdeğildir.
l-İlk önce gerekçelerdeki açıklamalar tüm olarak ele alındıkları takdirde buyolda bir mâna çıkarmaya müsait bulunmamaktadırlar Çünkü :
a)3038 sayılı Kanuna ait gerekçede : 141 inci maddenin : (Türkiye'de teşekkületmiş veya edecek olan maksatları siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matufbulunan siyasi cemiyetleri istihdaf etmekte) olduğu genel niteliktebelirtildikten ve bu suretle siyasî ve içtimaî nizamda değişikliği öngören hertürlü siyasî cemiyetlerin maddenin kapsamı içinde bulunduğu gösterildiktensonra, (Maddenin sarahatına ve ihtiva ettiği unsurlara nazaran komünist veanarşist cemiyetler bu maddenin şümulüne dahil bulunmaktadır.) denmeksuretiyle, uygulamada çıkacak tereddütlere, bu iki nev'i cemiyet bakımındanaçıklık getirilmek istenmiş ve maddenin kapsamı bakımından iki misâlgösterilmiştir. Bu ifadenin, maddenin kapsamının sadece komünist ve anarşistcemiyetlerle sınırlı bulunduğu, bunların dışında kalan cemiyetlerin, durumlarımaddede yazılı suç unsurlarına uygun bulunsa dahi, maddenin kapsamı dışındakaldıkları mânasının çıkarılması mümkün değildir. Nitekim aynı gerekçenin 142nci maddeye ilişkin olan kısmı da bu görüşe hak vermektedir. Zira burada da :
(141.madde siyasî ve içtimaî nizamı bozmaya matuf cemiyetleri cezalandırmaktadır.142. madde ise bu gayeye matuf propagandaları tecziye etmektedir. Bir içtimaîsınıfın diğeri üzerine hâkimeyitini tesis etmek veya bir içtimaî sınıfı ortadankaldırmak veya cemiyetin siyasî ve hukukî her hangi bir nizamını bozmak veyamillî hissi sarsmak gibi maksatlarla yapılan muzur propagandalara müsamahaetmek ve Devletin emniyet ve selâmetile telif edilemiyeceğinden bu maddelermemleket ve rejimin en kuvvetli müeyyidelerinden birini teşkil edecektir.)denmek suretiyle fıkra hükümlerinin kapsamının geniş bir alana yaygın bulunduğubelirtilmektedir. (T. B. M. Meclisi Zabıt Ceridesi, Dönem : 5, Toplantı : l.Cilt : 12, Birleşim : 78. S. Sayısı : 250)
b)3531 sayılı Kanuna ait gerekçede ise, komünizm veya anarşizmden hiç sözedilmiyerek maddede yazılı suç unsurları üzerinde durulmakla yetinilmiş,tasarıyı inceleyen Adliye Encümeni Mazbatasında da yine madde metnine muvaziaçıklamalar yapılmış ve komünizm, anarşizm hareketlerinden, bunlarınbünyelerinde mevcut "şiddet kullanma" niteliği sebebile vedolayısiyle bahsedilmiştir. (T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, Dönem : 5, Toplantı :3, Cilt : 26, Birleşim : 83, S. Sayısı : 320)
c)4934 sayılı Kanuna ait gerekçede de, genel ifadelerle kökü dışarıda bulunan veMilletlerarası mahiyette olan cemiyet ve partilerden gayesi Türk kanunlarınaaykırı olanlara değinilmiş ve bu maddenin, içtimaî bir sınıf diktatörlüğü veyaiçtimaî bir sınıfın ortadan kaldırılması gayelerile kurulacak cemiyetleri yasaketmek suretile parti diktatörlüğünü önlemekte ve çok partili demokrasiesaslarını sağlamakta olduğu belirtilmiş, tasarıyı inceleyen B. M. M. AdaletKomisyonu Raporunda ise, Hükümet gerekçesine muvazi açıklamalar yapılmış veancak "zor" unsuru dolayısiyle anarşist partilere temas edilmiştir.(T. B. M. M. Tutanak Dergisi, Dönem : 7, Toplantı : 3, Cilt : 24, Birleşim :64, S. Sayısı : 171)
ç)5435 sayılı Kanuna ait gerekçede; maddenin ilk fıkrasının, içtimaî bir zümrenindiğer zümreler üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya içtimaî bir zümreyiortadan kaldırmak veya memleket içinde kurulmuş iktisadî ve içtimaî nizamlarıdevirmek amacı ile cemiyet kurmayı yasakladığı izah edildikten sonra komünizmingayesinin de bu yasaklanan fiiller olması itibariyle fıkra hükmü ile komünizminde yasaklanmış bulunduğu açıklanmış ve (...... bununla beraber komünist olmayanve fakat kendisine has bir nizamı koymak için, memleket içinde kurulmuş biriçtimaî veya iktisadî nizamı devirmek amacı ile cemiyet kuran kimseler de bufıkra hükmünce ceza görürler.) denilmek suretiyle fıkra hükmünün genelniteliği, her türlü tereddüdü giderecek surette ortaya konulmuştur.
Tasarıyıinceleyen Adalet Komisyonu Raporunda da maddede yer alan suç unsurları üzerindedurulmuş, maddenin ilk fıkrası ile, kanunlar Önünde eşit olan sınıflardanbirinin değerlerini ortadan kaldırmasını veya tahakküm altında tutmasınıistihdaf edecek her türlü hareketin cezalandırılmasının, meselâ bir işçi sınıfıdiktatörlüğü kurulmasının, bir kapitalist sınıf tahakkümü tesisininönlenmesinin istihdaf edildiği belirtilmiş ve maddenin yasakladığı, içtimaî veiktisadî nizamları devirmek amacı ile cemiyet kurmak fiiline misâl olarakkomünizm ve anarşizm ele alınarak bu sistemlerin neden Ötürü yasaklanmalargerektiği konusunda açıklamalar yapılmıştır. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi :Donem : 8, Topbntı : 3, Cilt : 20, Birleşim : 104, S. Sayısı : 257)
d)Halen yürürlükte bulunan ve iptali istenilen 5844 sayılı Kanuna ait gerekçedeise; söz konusu 141. ve 142 nci maddelerin metinlerindeki müphemiyeti ortadan kaldırmak,yıkıcı ve bozguncu hareketler bakımından hükümlerini ikmal eylemek, siyasîinkişafımızla muvazi demokratik değişiklikleri yapmak, yeni ağırlaştırıcı vehafifletici sebepler ilâve etmek ve müeyyideleri şiddetlendirmek maksadile budeğişikliğin yapıldığı belirtildikten sonra 141 inci maddenin birinci fıkrasilekomünist birleşmelerin kurulmasına tevessül olunmasının bunların teşkil, tanzimve idare edilmesinin ve bu hususta yol gösterilmesinin suç sayılmışbulunduğuna, bu maksadın, madde içinde "Bir sosyal sınıfın diğer sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünün tesisi." ibaresile ifade olunduğuna işaretedilmiştir. Daha sonra; (Aynı fıkrada mevcut "bir sosyal sınıfı cebiryoluyla kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müessesiktisadî ve sosyal nizamları cebren yok etmeğe matuf birleşmeler ..."ibaresi ile istihdaf edilen gaye, cebri vasıta olarak kullanan sosyalist vesairmahiyetteki birleşmeleri tecrim eylemektir. Maddenin bu günkü halinde mevcutibare dolayısiyle sosyalist ve müşabih mahiyetteki partilerin teşkiline hukukenimkân mevcut değildir ...... iktisadî ve siyasî nizam tâbirleri çok genişmânayı ihtiva eylemeleri dolayısiyle her türlü bozucu ve bozguncu faaliyetleriihata eylemek maksadıile istimal edilmişlerdir ...) denilmek suretiyle maddedeyer alan suç unsurlarının genel niteliği ve kapsamının genişliği bir kere dahaortaya konulmuştur.
Tasarıyıinceleyen Adalet Komisyonu Raporunda da Hükümet gerekçesinde muvaziaçıklamalarla yetinilmiştir. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi, Dönem : 9, Toplantı: 2, Cilt : 10, Birleşim : 5, S. Sayısı : 264)
TasarınınBüyük Millet Meclisinde müzakeresinde ise tasarıyı savunanlar"komünizm" konusunu işleyerek kanunun bunu önleyeceğini ilerisürmüşler, karşı görüşe sahip olanlar da maddede "cebir" unsurubulunmadığı takdirde komünizm dışındaki siyasî teşekküllerin deyasaklanabileceğini belirtmişler ve bu tartışmalar sonunda tasarı"cebir" unsurunu ihtiva etmeksizin kanun halini almıştır. (T. B. M.M. Tutanak Dergisi, Dönem : 9, Toplantı : 2, Cilt : 10, Sahife : 110-121,125-126, 131-165, 172-211, 221-252, 254-263, 270-274, 331-335, Cilt : 11,Sahife : 9-21)
Yukarıdakiaçıklamalarda da görüldüğü üzere 141 ve 142 nci maddelerin l numaralıbentlerinde yer alan ve :
Sosyalbir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî ve sosyaltemel nizamlardan herhangi birini devirmeğe matuf cemiyet kurmayı veya bukonularda propaganda yapmayı yasaklayan hükümlerin, sadece ve münhasırankomünizmi öngördüğü ve yasakladığı görüşüne, bu kanuna ait Hükümet gerekçeleri,Komisyon raporları veya T. B. M. Meclisinde geçen müzakereler hak verdireceknitelikte değildir.
2-Kaldı ki söz konusu belgeler, ileri sürüldüğü nitelikte bir sarahati taşısalarbile madde metninin çok açık olan hükümleri karşısında, bu hükümlerin birkenara bırakılması sonucunu doğuracak bir tatbikata yol verilmesi de mümkündeğildir. Her ne kadar kanun tasarısı ve tekliflerine ait gerekçelerle, MeclisKomisyonları raporlarının ve Genel Kurul Müzakerelerinin, metinlerinde gerekliaçıklık bulunmayan kanunların yorumlanmasında başvurulacak pek değerlikaynaklar olduğunda şüphe yoktur. Ancak bu düşüncenin, açık olan kanunhükümlerinin bir kenara itilmesini ve bu belgelerdeki açıklamaların kanunmaddesi yerine konularak ona göre uygulama yapılmasını gerektirecek derecedeileri götürülmesi de mümkün değildir.
KanunKoyucu, T. B. M. Meclisindeki müzakereler sırasında yapılan ikazlara rağmen,maddeyi, komünizmi yasakladığım açıkça ifade edecek surette düzenlemeyerek,komünizmi de ihtiva edecek şekilde ve genel nitelikte suç unsurlarını belirtmeksuretile kanunlaştırmıştır. Bu suretle de maddenin kapsamında, Anayasa'nınyasakladığı komünizm ile birlikte, yasaklamadığı sair dernek ve siyasî partiçalışmaları da girmiş bulunmaktadır.
HalbukiAnayasa'nın 20 nci maddesinde; herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahipolduğu ve bunu söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya topluolarak açıklayıp yayabileceği, 29 uncu maddesinde; herkesin önceden izinalmaksızın dernek kurma hakkına sahip olduğu, 56 ncı maddesinde; vatandaşlarınsiyasî parti kurma ve usûlüne göre partilere girme ve çıkma haklarına sahipbulundukları, siyasî partilerin önceden izin almadan kurulacakları ve serbestçefaaliyette bulunacakları, siyasî partilerin ister iktidarda, ister muhalefetteolsunlar, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları bulunduklarıbelirtilmiş, 57 nci maddesinde ise; (siyasî partilerin tüzükleri, programlarıve faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve lâikCumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temelhükmüne uymak zorundadırlar. Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır ...)denilmek suretiyle siyasî partilerin uymak zorunda oldukları genel kurallar vefaaliyetlerinin sınırları da gösterilmiştir.
TürkCeza Kanununun 141 ve 142 nci maddelerinin iptalleri istenen l numaralıbentlerinde yer alan ve yukarıda değinilen Anayasa kuralları karşısındakinitelikleri aşağıda belirtilen hükümler ise düşünce hürriyetinde ve Dernekkurma hakkında kısıtlamalar yaptığı gibi siyasî parti kurma hakkına ve siyasîpartilerin serbestçe faaliyette bulunmalarına da sınırlar çizmektedir. Bukayıtlama ve kısıtlamalar ise Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olmadıktanbaşka bu hakların özüne de dokunacak niteliktedirler.
Diğertaraftan bu yasaklamalar, siyasî partileri Anayasa'nın 57 nci maddesindeöngörülenler dışında ve hattâ onlarla zıt istikâmette yeni bazı kayıtlamalaratâbi tutmaktadır ki bu bakımdan da Anayasa'ya aykırılıkları ortadadır.
Maddemetninde yer almış olan hükümleri bu açıklamalar açısından inceleyelim :
l-Kanunun yasakladığı eylemlerin bir kısmı; (Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmayamatuf cemiyetleri her ne suretle ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessületmek veya kurmak veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmekveya bu hususlarda yol göstermek -141/1 -veya sosyal bir sınıfı ortadankaldırmak için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmak -142/1-) tır.Şüphesiz komünizmin gayeleri arasında sosyal bir sınıf olan (sermayeci) ninortadan kaldırılması da vardır. Ancak komünizm bunu kendi metodları ile yani yaihtilâl yolu ile veya başlangıçta demokratik gibi görünen yollarla iktidarageldikten sonra yapacağı hukuk dışı "darbe" sonucunda iktidarda kalarakkomünizmi uygulamaya geçme yolu ile yapar. Görüldüğü gibi her iki yol da,cebir, şiddet ve zora dayanmaktadır. Bu bakımından bu gibi hareketlerinyasaklanmasında Anayasa'ya aykırı bir cihet yoktur.
Ancakbir de bunun karşısında, tamamen demokratik usullere sadık kalarak üretimaraçlarının topluma ait olmasını ve bu sebeple Özel sermayenin kaldırılmasınıisteyen, bunu da çeşitli kademe ve dozlarda olmak üzere Öngören ve"demokratik sosyalizm" genel adı altında toplanan düşünce çeşidiyönünde bir kanaate sahip olan kişilerle, bunların "dernek" veya"siyasî parti" niteliğinde kurdukları toplulukları bulunabilir.Bunlar, fikirlerini demokratik yollarla topluma yaymak ve gerek iktidaragelmek, gerekse iktidardan ayrılmak için seçimi yegâne meşru vasıta saymakhususunda samimî kanaate sahip olabilirler. Zor ve şiddet yolu ile iktidaragelmek ve halkın arzusuna rağmen sistemlerini uygulamak düşüncesi akıllarınınköşesinden geçmeyebilir. İşte 141/1 ve 142/1 inci maddelerin yukarıdaaçıkladığıma hükümleri bunların hareket ve faaliyetlerini de yasaklayan birgenellik taşımaktadır.
Diğertaraftan, sosyal sınıflar, bir memleketteki siyasî ekonomik ve sosyal şartlarınsonucu olarak tarih içinde meydana gelen ve bu şartlardaki değişmelere uyarakkendiliğinden yeni şekiller alan veya büsbütün ortadan kalkan içtimaî birervakıadır. Anayasa'mız, hiçbir yerinde, yürürlüğe girdiği tarihte var olansosyal sınıfları, bu içtimaî kanuna karşı çıkarak, oldukları gibi muhafazaetmeyi taahhüt etmemiştir. Binaenaleyh bu içtimaî kanunun bizim Cumhuriyetimizdede hükmünü yürüterek kendi yolunda yürümesine engel olmak mümkün değildir. Bukonuda cemiyet fertlerine düşen görev, bu sosyal olayın oluşumunukolaylaştıracağına inandığı yönde faaliyette bulunmaktadır. Zor kullanmayıdüşünmeksizin ve Anayasa'nın tahribini Öngören yollara sapmaksızın her ferdinbu konularda doğru bildiği yönde düşünmesi ve düşündüğü yönde faaliyetgöstermesi Anayasa ile tanınmış temel haklarındandır.
TürkCeza Kanununun 141/1 ve 142/1 inci maddelerinde yer alan ve sosyal bir sınıfınortadan kaldırılmasını sağlamaya matuf dernek veya siyasî parti kurulmasını vebu yolda propaganda yapılmasını yasaklayan hükümleri, bu açıdan ele alındıklarızaman, Anayasa'ya uygun bulmaya imkân yoktur. Zira bu işlerin zor ve şiddetkullanarak yapılmasının öngörülmesi, suç unsuru olarak, kanuna ait Hükümetteklifinde mevcut olduğu halde, kanun koyucu tarafından kabul edilmemiş vemetinden çıkartılmıştır. Su hale göre, tamamen demokratik ve kanunî yollardanhareket edilmek ve alınacak iktisadî ve içtimaî tedbirlerle ve Anayasa teminatıaltında kişi hak ve hürriyetlerine riayet olunmak suretiyle içtimaî sınıflardanbirisinin kaldırılması yolundaki çalışmaları bir derneğin veya siyasî partiningayeleri arasına almak, hattâ bu hedefe ulaşmak üzere tamamen düşünce sahasındakalarak propaganda yapmak fiilleri, bu hükümlerle yasaklanmış durumdadır.
Halbukibir kısım vatandaşlar, yurt kalkınmasının, üretim araçlarının tamamının veyabazı ölçüdeki kısmının Devlet elinde toplanmasına ve bu suretle sermayedarsınıfın sahneden çekilerek yerini topluma bırakmasına bağlı olduğuna samimîolarak inanabilirler. Bu düşüncelerini, ya Anayasa'nın mevcut hükümleriiçerisinde, veya rejimin, insan haklarına dayanan demoktarik, lâik bir hukukdevleti niteliğine halel vermeksizin, bazı Anayasa maddelerinin değişmesisuretiyle meydana gelecek yeni bir ortanı içinde gerçekleştirilebileceklerikanaatiyle dernek veya siyasî parti kurmayı ve topluma fikirlerini anlatmak vebunlar etrafında taraftar toplamak için propaganda yapmayı düşünebilirler.
141/1ve 142/1 inci maddelerinin l numaralı bentleri ise, bu gibi hareketleri yasaklamaktave bu suretle Anayasa düzeni içindeki düşünce hürriyetinin ve dernek kurmahakkının Özünü zedelemektedir.
Busebeple 141 inci maddenin l numaralı bendinde yer alan ve (Sosyal bir sınıfıortadan kaldırmaya matuf cemiyetleri her ne suretle olursa olsun kurmayatevessül edenleri veya kuranları veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevkve idare edenleri veya bu hususta yol gösterenleri suçlayan hüküm ile 142 ncimaddenin l numaralı bendinde yer alan ve (Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmakiçin her ne suretle olursa olsun propaganda yapanları) suçlayan hükmünAnayasa'ya aykırı olduklarından iptal olunmaları gerekmektedir.
2-Aynı bentlerde yer alan ve (Memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temelnizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret ve namaltında olursa olsun kurmaya tevessül edenleri veya kuranları veya bunlarınfaaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenleri veya bu hususlarda yolgösterenleri- Madde 141/1 veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temelnizamlardan herhangi birini devirmek için her ne suretle olursa olsunpropaganda yapanları- Madde 142/1-) cezalandıran hükümleri Anayasa'yaaykırılıkları ise, uzun tartışmaları gerektirmeyecek derecede meydandadır.
Zirabu hükümler; söz konusu fiilleri, cebir ve şiddet kullanmaksızıngerçekleştirmenin öngörüldüğü sabit olsa dahi, mutlak bir şekildecezalandırmaktadır. Maddede görülen (ortadan kaldırma), (devirme),terimlerinden, bu hareketlerin suç sayılabilmeleri için şiddet kullanarakyapılmalarının öngörülmesi gerektiği suretinde bir mâna çıkartılması mümkündeğildir. Zira, Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan uzun müzakerelersırasında ileri sürülen ve cebir kullanma kasdı olmasa dahi mücerret bueylemlerin cezalandırılmalarının gerektiğini savunan itirazlar üzerine, Hükümettasarısında suç unsuru olarak yer almış bulunan (cebir yolu ile ortadankaldırma) veya (cebren yok etme) ibarelerinden, (cebir yolu ile) ve (cebren)terimlerinin kaldırılmaları kabul edilmiş ve neticede metinler halen yürürlüktekişekli almışlardır. "Buna göre, yürürlükteki metinlerde görülen vetasarıda, (cebir) ile birlikte kullanılmış olan (yoketme), (devirme)terimlerinin, (cebir) unsurunun kaldırılışına muvazi olarak düzeltilmelerininhatıra gelmemesi neticesinde metinde kaldıkları, kanun koyucunun suçuntekevvünü için (cebir) şart saymayan açık iradesi karşısında, unutma neticesimetinde kalmış bulunan kelimelerden (cebir ve şiddet) mânası çıkarmayaçalışmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılmaktadır.
Sonuçolarak söz konusu hükümlerin; bir zümre vatandaşların ayrı bir sosyal sınıfolarak belirmesini sağlayan şartlarda Anayasa'nın temel düzenine uygun sosyalve iktisadî düzeltmeler yapmak suretiyle bir sosyal sınıfın ortadankaldırılmasının sağlanmasını veya aynı yollarla iktisadî veya sosyal temelnizamlardan herhangi birinin değiştirilmesini Önlemek maksadını taşıdıklarınıkabul etmenin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.
Buneticeye göre, Anayasa'nın temel niteliklerini saklı tutmak, yani (İnsanhaklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devleti) olan Cumhuriyet idaresi esası içinde ve buesası zedelememek şartiyle, mevcut kanunlarda veya Anayasa'nın diğer bazı kuralve esaslarında değişiklikler yapılması suretiyle memleketin bugünkünden farklıbir ekonomik ve sosyal düzene ulaştırılmasını öngören ve bunu yurdun gerikalmışlıktan bir an önce kurtarılmasını öngören ve bunu yurdun gerikalmışlıktan bir an önce kurtarılması ve kişinin kalkınmış diğer dünyaparçalarında yaşıyan insanların ulaştığı, (insanlık haysiyetine yaraşır biryaşavış seviyesi) ne tezelden kavuşabilmesi için, samimi olarak, zorunlu sayanvatandaşlar, bu maksatlarını gerçekleştirmek maksadiyle dernek veya siyasîparti kurarlar veya propaganda yaparlarsa Türk Ceza Kanununun 141. ve 142.maddelerinin dâva edilen l inci bentlerinde yer almış bulunan bu hükümlergereğince cezalandırılabileceklerdir.
HalbukiAnayasamız : kararda da açıklandığı üzere, komünizme ve Cumhuriyetimizinyukarıda belirtilen nitelikleri ile bağdaşması mümkün olmayan her çeşit diktaçabalarına kanalı olup, bunların dışında kalan ve memlekete yeni bir düzengetirmeyi öngören bütün fikir akımlarına ve bu sınırlar içindeki sosyalizminher çeşidine ve bunların memleketimizde gerçekleştirilmeleri yolundaki çabalaraaçık bulunmaktadır Yukarıdaki açıklamalara göre, iptali istenen hükümlerin ise,Anayasa'nın ret ettiği konularla birlikte, serbest bıraktığı konularda dayasaklar koyduğu görülmektedir ki bu halin Anayasa'ya aykırılığı meydandadır,
3-Bundan başka söz konusu hükümlerde yer alan "sosyal sınıf" ve"iktisadî ve sosyal temel nizam" terimlerinin tarifi, kanundayapılmış değildir. Sosyal sınıfların, her toplumda mevcut birer içtimaî gerçekoldukları ve doktrinde de tarifinin yapılmaya çalışıldığı bilinmekte ise de"sosyal sınıf" kavramının çeşitli açılardan ele alındığı ve ne gibizümrelerin "sosyal sınıf" olarak nitelenmesi gerektiği üzerindeittifak edilemediği, bir düşünürün "sosyal sınıf" olarak kabul ettiğibir zümrenin bir başkası tarafından benimsenmediği de görülmektedir.
Dâvaedilen bentlerde yer alan ve bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindetahakkümünü yasaklayan hükmün esası, "tahakkümü" ret etmekten ibaretolduğundan ve Anayasa'mız, kişi, zümre veya sınıf farkı gözetmeksizin, neredengelirse gelsin tahakkümün hiç bir çeşidini kabul etmemiş bulunduğundan,maddenin bu hükmünde yer alan "sınıf" teriminin vuzuhsuzluğu birmahsur teşkil etmemektedir.
Fakatmaddenin "bir sosyal sınıfın ortadan kaldırılmasını yasaklayan hükmübakımından bu husus önem kazanmaktadır. Zira bir eylemin cezalandırılabilmesiiçin suç konusunun kesinlikle belli olması lâzımdır. Halbuki bu hükümlerde suçakonu olan "sosyal sınıf" teriminin neyi ifade ettiği kesin olarakbelli değildir.
Aynısuretle, dâva edilen hüküm ile (devrilmeleri) yasaklanan (iktisadî veya sosyaltemel nizamlar) ın neler olduğu da büsbütün meçhuldür. (Memleket içinde müessesiktisadî veya sosyal temel nizamlar); bilgi seviyesine, iktisadî, hukukî,siyasî ve sosyal temayüllere göre çok farklı şekillerde mânalandırılankonulardır. Bu konulardaki anlayış farklılığının, geniş vatandaş kitlesindeolduğu gibi bilim adamları ve kanunu uygulamada görev alanlar arasında olmasıda tâbidir. Şu halde vatandaş; bu kanunla neyin yasaklanmış olduğunu öncedenkesinlikle bilecek durumda değildir ve kanunu çeşitli safhalarda uygulayacakolan mercilerin, ezcümle idare, savcılar ve nihayet hâkimlerin "sosyalsınıf", "memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temelnizam" anlayışına göre takibe uğrayacak veya ceza giyecektir.
Özetlemekgerekirse, iptali istenen hükümler, suçu kesinlikle tâyin etmediklerinden, birtaraftan, ne gibi eylemlerin suç sayıldıklarının önceden ve kesin olarakbilinmesine imkân vermemekte, diğer taraftan da, hududu, şümulü ve niteliği,uygulayıcıların görüş açılarına göre değişebilecek olan fiillericezalandırmaktadır.
HalbukiAnayasa'nın 33 üncü maddesi bir fiilin ancak kanunla suç sayılabileceğini vecezaların da ancak kanunla konulabileceğini ifade etmekle "kanunsuz suçolmaz" prensibini dile getirmiş bulunmaktadır.
Sözkonusu hükümler bu bakımdan da Anayasa'ya aykırı niteliktedirler.
Sonuçolarak :
TürkCeza Kanununun 141 inci maddesinin l numaralı bendinde yer alan :
(Sosyalbir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadî veya sosyaltemel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyetleri her ne suret venam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenler veya kuranlar veya bunlarınfaaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenler veya bu hususlarda yolgösterenler) in,
142nci maddesinin l numaralı bendinde yer alan :
(Sosyalbir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadî veya sosyaltemel nizamlardan herhangi birini devirmek için her ne suretle olursa olsunpropaganda yapanlar) ın,
cezalandırılacaklarınadair olan hükümler yukarıda yazılı nedenlerle Anayasa'ya aykırıbulunduklarından iptalleri gerekmektedir.
Busebeplerle kararın bu hükümlere ilişkin kısmına muhalifiz.
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Sait Koçak
Üye
Muhittin Gürün
Yukarıkimuhalefet şerhinin :
"TürkCeza Kanununun 141. maddesinin l nolu bendinde yer alan memleket içinde müessesiktisadî ve sosyal temel nizamlardan her hangi birini devirmeye matufcemiyetleri her ne suret ve nam altında olursa olsun kurmaya tevessül edenlerveya kuranlar veya bunların faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare edenlerveya bu hususlarda yol gösterenlerin; ve 142. maddesinin l nolu bendinde yeralan, memleket içinde müesses iktisadî veya sosyal temel nizamlardan herhangibirini devirmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapanların,cezalandırılmasına dair olan hükümlerin" iptalleri gerektiği hakkındakikısmına katılıyorum.
Üye
İbrahim Senil
Gerekçelikarara aykırılığımız sebepleri
Bukarar oybirliği ve çoğunlukla verilmiş bulunan iki kısımdan ibarettir. Esaskararın her iki kısmında da sayın heyetle beraber isemde kararın yazılış tarzıve gerekçesinin yetersizliği dolayısiyle aşağıdaki sebeplerle aykırıyım :
Buaykırılık 3 noktada toplanacaktır.
1-Dâvanın temel ilkelere ait kısmının gerekçesiz olarak reddedilmesi.
2-141/1 ve 142/1. maddelerin metinleri üzerinde durulmaksızın sadecegerekçelerine dayanılarak komünizmi yasaklamak için tedvin edildikleri sonucunavarılması,
3-Anayasa'mızın sosyalizme sınırsızca açık olduğu iddiasının sadece Anayasagerekçesine ve Temsilciler Meclisi tutanaklarına dayanılarak ve Anayasa'nınilgili maddelerinden bir kısmının veya tamamının metinlerine başvurulmadanreddedilmiş olmasıdır.
l-Dâvacı, dâva dilekçesinin 3. sahifesinde (iptali istenilen Türk Ceza Kanununun141/1 ve 142/1. maddeleri Anayasa'mızın dayandığı temel ilkelere ve aşağıdagösterilen belirli maddelerine ve ...... insan haklarını ve ana hürriyetlerinikoruma sözleşmesinin keza belirli maddelerine açıkça aykırıdır) demektedir.
Böylecedâva, iptali istenen Ceza Kanunu hükümlerinin Anayasamızın dayandığı temelilkelere, belirli Anayasa maddelerine, insan haklarını ve ana hürriyetleriniKoruma Sözleşmesinin belirli maddelerine aykırılık sebeplerine dayanılarakaçılmış bulunmaktadır. Anayasa Maddelerine ve sözleşme hükümlerine aykırılıkiddiaları nasıl ayrı ayrı ele alınmış ve gerekçeleri gösterilerek red edilmişseAnayasa'nın temel ilkelerine muhalefet iddiası da ayrı ayrı incelenmeli, tahlilve münakaşa edilmeli ve karar yerinde gerekçeleri gösterilerek kabul veya reddiyapılmalıydı.
Mahkememizböyle yapmamış ve temel ilkelere yönelen dâva kısmını gerekçe göstermeden redetmiştir. Kararın son bölümünün üçüncü paragrafında (zira söz konusu maddelerlesosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veyamemlekette komünist bir idare kurmak yolunda çaba sarfetmek üzere dernek"siyasî parti" kurulmasının veya gerek bu maksatlar, gerekse anarşizmiçin propaganda yapılmasının yasaklanmış olmasında dâva dilekçesinde önesürülen ve Anayasa'da mevcut oldukları iddia olunan "halkçılık, insanhaklarına dayanan çağdaş anlamda demokrasi, devletçilik, Türk milliyetçiliği velâiklik, devrimcilik, barışçılık" temel ilkelerinin herhangi birisibakımından aykırılık bulunduğu iddiası başkaca açıklamayı gerektirmeyecekderecede meydandadır.
Esasendâvacı tarafından bu konularla ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası, 141, 142/1.maddelerinin yasakladıkları, yukarıda belirtilmiş olan eylemler bakımından önesürülmüş bulunmaktadır. Bu nedenlerle bu konulara ilişkin iddialar da yerindedeğildir" denilmiş ve temel ilkelere aykırılık iddialarına bu ölçüdedeğinilmiştir.
Dâvacı,iptalini istediği madde bentlerinin Anayasa'mızın temel ilkelerine de aykırıbulunduğunu iddia etmiş ise de, Mahkemenin sonuç olarak kabul ettiği gibi dâvakonusu maddelerin münhasıran bir sınıfın tahakkümü ile komünizm ve anarşizmkurma çabalarını önleyen maddeler olduğu anlayışına katıldığını, dilekçeninhiçbir yerinde belirtmemiştir. Kaldı ki Dâvacı sınıf tahakkümünü, yani diktarejimlerinin komünizmin ve anarşizmin Anayasa'ya aykırı olduğunu kabul etmekteve buna rağmen temel ilkelere aykırılık iddiasını da ayrıca öne sürmüşbulunmaktadır.
Böyleolunca iddianın bu kısmını da ayrı ayrı ele almak ve gerekçelerle kabul veyared etmek, Anayasa'mızın 135. maddesinin "Mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır" hükmünün icabı iken bu zorunluğa riayetedilmemiştir. Dâvacının bu yöndeki iddialarının da davaya temel teşkil ettiğiaşağıdaki açıklamalarla ortaya çıkmaktadır. İlkelerden yalnız"Halkçılık" ilkesine aykırılık iddiasını gözden geçirmekmuhalefetimizin sebebini açıklamaya çalışacağız.
Dâvadilekçesinde bu ilkeye ait itiraz kısaca şöyledir :
"Kurtuluşsavaşından bu yana bütün Anayasalarımızın en belirgin özelliği halkçıkarakterde oluşlarıdır. Halkçılık, hiç şüphesiz Anayasa'mızın ilham aldığı,temel ilkedir" diyen Dâvacı, Atatürk'ün 1921 tarihli nutkundan "...Biz hayatını, istiklâlini korumak için çalışan erbab-ı sayiz ... Kurtulmak,yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız ... Arka üstü yatmakve hayatını saiyden muarra geçirmek isteyen insanların bizim heyetiiçtimaiyemiz içinde yeri yoktur, hakkı yoktur. Ohalde ifade ediniz efendiler,halkçılık, nizamı içtimaisini sayine hukukuna istinat ettirmek isteyen birmeslekî içtimaidir... "pasajını almış ve halkçılığın tarifini de şuşekilde yapmıştır : "Halkçılık, halkı yaratıcı kaynak ve son gaye olarakbilen, toplum hayatını, emeği ile yaşayan halkın menfaatları açısındandüzenlemeyi şart gören, ekonomik, sosyal, politik ve ahlâki bir meslektir"demekte ve yine (... toplum hayatında maddî manevî zenginliklerin, bütündeğerin halkın yaratıcı emeği ile meydana geldiğine inanan halkçılık, emeğitoplumda en yüce değer olarak tanır. Halk emeği ile yaşar, her şey emeğinürünüdür, Atatürk yukarıya aldığımız sözleriyle bu gerçeği kuvvetle ortayakoyuyor. Bugünkü Anayasamız da halkçılık temelinden hareket etmiştir diyeiddialarının izahına devam etmiştir.
Halkçılıkilkeline Anayasamızda yer verildiği şüphesizdir. Türkiye Cumhuriyetininniteliklerini gösteren Anayasa'nın ikinci maddesinde bu niteliklerden birisiolarak ""demokratik" vasfı görülmektedir. Demokrasinin halk içinhalk idaresi diye özetlendiği de bir gerçektir. O halde sadece bu yönü ile dahiAnayasamız halkçıdır.
Yalnız"halkçılık" ilkesi, doğu ve batıda ayni anlamda ele alınmamaktadır.Batı demokrasinin temel ilkesi olan halkçılık ile topyekûn millet, seçme veseçilme haklarını kullanarak halk idaresini tecelli ettiren kitle, anlaşılmaktabu kitlenin fayda ve huzurunu, güvenlik ve sağlığını temin çalışması dadevletin görevini teşkil etmektedir.
Sosyalistrejimlerin çoğunda ise, halkçılık, emekçiyi esas alan, sermayeciye toplumdüzeninde yer vermeyen, toplum hayatını emekçilerin faydasına düzenlemeyi gayebilen ve milletin idaresini emekçi halka bırakan bir halkçılıktır. Demokratiksosyalizm gibi mutedil olanları var ise de doktrin ve rejim olarak sosyalizminçoğu işçi sınıfını esas almaktadır.
Anayasamızınkabul ettiği halkçılık, batılı anlamda olduğundan toplum içindeki bütünsınıfları herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsine ayni hak ve hürriyetitanımayı gerektirir. Bir sınıfın faydasına ve diğer sınıfların zararına toplumdüzenlemesini kabul etmez.
İştebu Ölçüde halkçılık, zorla bir sınıfın hakidiyetini ve bir sınıfın ortadankaldırılmasını önleyen kuralları saklayan dâva konusu 141 ve 142. maddelerinbirinci bentleri hükümlerine tamamen uygundur.
Bunakarşılık sosyalist gruptan pek çoğunun benimsediği işçi ve emekçi sınıffaydasına toplumu düzenleme prensibini kabul eden halkçılık ise Anayasamızaaykırıdır. Çünki :
a)Başlangıç kısmında açıklandığı gibi Anayasanın, Millî birlik ruhunu, millîdayanışmayı, milli mücadele ruhunu ve millet egemenliğini esas almış ve Türkmilliyetçiliğini hız ve ilham kaynağı tanımıştır. Cumhuriyet devletinindayandığı bu ilkeler dahi başlı basına Anayasa'mızın, sınıf hakimiyetini ifadeeden halkçılığa karşı olduğunu belirtir.
b)Anayasamızın ikinci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti niteliklerinin biri de(millî) lik vasfıdır. Bu da emekçi ve işçi yararına halkçılığı önler. Çünkü hersınıfı içine alan "millî" lik bir sınıfa imtiyaz tanınmasınaengeldir.
c)"Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir ... Egemenliğinkullanılması hiç bir suretle bir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz..." esaslarını taşıyan 4. madde de zümre ve sınıf yararınatoplumu düzenlemek isteyen bölücü sınıf halkçılığına karşıdır.
Temelhaklarla ödevlere ilişkin kuralları tesbit eden Anayasa'nın ikinci kısmıhükümleri ile diğer benzeri hususlarda Anayasa'mızın kabul ettiği halkçılığıngarp demokrasilerine temel olan ve millet kapsamında bulunan halkçılıkolduğunun delilleridir. Bu hükümler, ferdi mukaddes ve muhterem tanıyan, onunhuzur ve emniyetini gaye bilen zihniyeti ifade eden hükümlerdir. Birçoksosyalizmde fert cemiyete feda edilmiş, oralarda ferdin hak ve hürriyetlerineteminat tanınmamıştır.
ç)Anayasamızın 76. maddesinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri seçildikleribölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler) hükmüde Anayasamız halkçılığını aydınlatan kurallardan birisidir. Anayasamız buhükmü ile de halk hakimiyetinin değil, millet hakimiyetinin esas olduğunutekrarlamıştır. Halk hakimiyeti esas alınmış olsaydı seçilmiş olanlar ancakkendilerini seçmiş olanları temsil eder, seçildikleri bölgenin veya seçenlerinmümessili sıfatiyle hareket edebilirlerdi. Milletin değil seçenlerin menfaatinimüdafaa eder ve güderlerdi. Böyle bir halkçılık ise yukarıdaki 76. maddenin"Milleti temsil" prensibine aykırı düşer. Böyle olunca 76. madde deişçi veya sermayeci sınıfın hakimiyetine götüren bir halk anlayışının reddiniicap ettirir.
BinaenaleyhDâvacının dediği gibi "toplum hayatını, emeği ile yaşayan halkın menfaatleriaçısından düzenlemeyi şart gören ekonomik, sosyal, politik ve ahlâki birmeslek" olduğu yolunda tarif edilen halkçılık, sosyal sınıflardanbirisinin menfaatini esas alması ve millet menfaatini ikinci plâna itmesidolayısiyle Anayasamız halkçılığına uygun düşmemektedir.
Dâvacınıniddia ettiği halkçılık anlayışına kaynak teşkil ettiği bildirilen Atatürk'ün1921 nutkunun pasajından alınan halkçılığa gelince :
Atatürk,"Millî mücadele" nin Başkumandanı, "Misakı millî" ve"Hududu Millî" yi tesbit eden kongrenin tertipçisi ve bunlara aitbelgelerin imzacısıdır. Hakimiyet bilâkayd ve şart milletindir" esasınıBüyük Millet Meclisi salonuna astıran, muhafaza ettiren bir lider, İstiklâlSavaşının, milletin kurtarılması, yurdun düşmandan temizlenmesi amacı ileyapıldığını birçok yerlerinde tekrar eden büyük nutkun hatibi ve "Ne MutluTürküm Diyene" hitabını bütün kalbiyle, en içten ve en derinden haykıran,millî heyecanı yüksek bir Türk ve Devlet Başkanıdır.
"AmasyaTamimi" adiyle tarihimizde mevkiini almış olan yazıda Atatürk"Vatanın bütünlüğü, bütün milletin bağımsızlığı tehlikededir ... Sivas'tabir millî kongre toplanmalıdır", Erzurum Kongresi beyannamesinde "Hertürlü işgale karşı direnilecektir, millî irade hakim olacaktır........" cümlesiylemaksadını açıklar.
23Nisan 1920 de Büyük Millet Meclisini toplar ve millî hakimiyeti ilân eder.Kurduğu hükümetin adı da "Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti" dir.
1932yılı Meclis açış nutkunda "... millî kültürün ... yükselmesini, Türkmilletinin temel direği olarak temin edeceğiz ..." demiş ve 1931 yılındakurulan (Türk Tarihini tetkik) Heyeti önünde konuşurken de "... Büyükdevletler kuran atalarımız, büyük ve şümullü medeniyetlere sahip olmuşlardır.Türk çocuğu, atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvetbulacaktır".) demek suretiyle dil ve tarihinin millî kültürdeki yerini veönemini göstermiş bulunmaktadır. Böylece Atatürk"çülük, bir yönü ile batıuygarcılığı, diğer yönü ile de Türk Milliyetçiliğidir. Bunun için millîdayanışma ve birlik yerine bir sınıfın hak ve menfaat üstünlüğünü iddia edenhalkçılık Atatürk'çülüğe aykırıdır.
1937tarihinde, 1924 Anayasa'sına, "milliyetçilik" ilkesi girmiş ve bu daAtatürk hayatta iken olmuştur.
Dâvacınındayandığı pasaj, kendi tüzüklerinin başında yeni Türkçeye çevrilmiş olarak yeralmış ve dilekçeye geçmeyen kısmında ise "... Efendiler : Biz bu hakkımızıkorumak, bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için toptan, milletçe,bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören birdoktrini izleyen insanlarız" cümleleri bulunmuştur.
Dilekçeyealınan kısmı ile bu kısım birleştirilince ve nutkun söylendiği tarihteTürkiye'de gayet geri bir çifçilik ekonomisinden başka ekonomi olmadığı, mevcutsanayi ve enerji müesseselerinin tamamen yabancıların elinde bulunduğu gözealınınca Atatürk'ün bu nutku ile benimsediği "halkçılık" yine milletölçüsündeki halkçılıktır. Düşmanı da yurdu işgal etmiş bulunan, milleti esiretmeğe kalkışan emperyalisttir. Yurda saldırmış, varlığımıza kasdetrnişdüşmanlarla bütün milletin mücadele edeceğinde şüphe yoktur. Bu sebep dahisöylevdeki halkçılık'ın, milleti kapsadığını gösterir.
Bütünhayatı, millet için ve milletin yükselme ve refaha ulaştırması uğruna harcanmışbulunan Atatürk'ün, milletin yalnız emekçi sınıfından ibaret ve yalnız onunfaydasına çalışan, toplum düzenini onun yararına kuran bir halkçılık duygusunubenimsemesi, çok sevdiği milletini bölmesi düşünülemez.
Atatürk'ünortaya koyduğu ve bugün de Türk devlet idaresinin bir yönetim kuralı olan veAnayasamızın başlangıç ilkeleri arasında yer almış bulunan "yurtta sulhilkesi de Atatürk'ün millî huzur ve dayanışmayı amaç bildiğinin bir kanıtıdır. Yurttasulh istemek, sınıflar arasında husumetin doğmasını istememek, sosyal tesanüdüesas tanımaktır. Emekçi veya sermayeci sınıf yararına toplum düzenlemesiyapılırsa, karşı sınıfın zararı ile sonuçlanacak ve bu biçim düzenleme desosyal tesanudün yerini sınıf kavgası alacaktır.
NitekimDâvacı da iptalini istediği maddelerin genel ilkelerine aykırılığını iddiaettiği sırada C bendinde (... anılan maddeler statükocu, toprak ağaları ve kamuzararına çalışan spekülâsyoncu ve sömürücü sermaye sahibini korumaklaAnayasa'nın halkçılık ve sosyal adalet ilkelerine aykırıdır.) demektedir. Eğermaddeler milleti bölecek sermayeci ve toprak sahibini korusa idi hiç düşünmedenmaddelerin iptaline gidilirdi. Çünkü maddeler Anayasamızın millet bütünlüğünükapsayan halkçılık ilkesine aykırı tedvin edilmiş olurdu. Ayni sebeple milletinbir sınıfını, işçi sınıfını diğerlerine üstün tutan halkçılık anlayışı daAnayasamıza aykırı olur.
8/4/1923tarihinde halk partisinin kuruluşu dolayısiyle verdiği söylevinde Atatürk;"... Hakimiyet milletindir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiçbir makam, mukadderatı milliyeye hakim olamaz. Bilcümle kavaminin tanzimindeher nevi teşkilâtta idarede, terbiyei umumiyede, iktisatta, esasatı milliyedahilinde hareket olunacaktır" demektedir.
Busöylev ile Atatürk milliyetçiliği ortaya konmuş, sosyal ve ekonomikhareketlerde, yasama ve genel terbiye işlemlerinde "millî esaslar" ınkaynak olacağı prensibi açıklanmıştır. Kendisi tarafından kurulan halkpartisinin, şu veya bu sosyal sınıfın insanlarını değil de milletin, zengin vefakir, topraksız ve topraklı, okumuş ve cahil her sınıfı içine alan ve üyeolarak kabul eden bir parti olması da Atatürk halkçılığının sınıfçı değilmillet ölçüsünde bulunduğunu belirten başka bir karinedir.
Özetlenirse,gerek Atatürk ve gerekse yeni Anayasamız, ferdin hak ve hürriyetleri ilesınırlı bulunan sosyal adaleti gerçekleştirmek suretiyle sınıflar arasındakifark ve çelişmeleri göze batmaz hale getirmek ve herkesi mülksüz yapmak yerineherkesi mülk sahibi kılmak amacını taşırlar. Bu sonuca ulaşmakla, sosyalsınıfların birbirine hasım değil birbirini tamamlar varlıklar olarak toplumdayer alacaklarında da şüphe edilemez.
"Emekyücedir, her şey onun faydasınadır" diyen ve üretimi tamamen devletehasreden pek çok sosyalist düzenin halkçılığında ferdin hakları, hürriyetlerisilinir, kapitalist ve ayni zamanda çok kudretli ve bütün kontrollerden uzakbulunan devletin karşısında bu fert çok zayıf kalır. Bu düzenlerin halkı da hakve hürriyeti kısıtlanmış fertlerden terekküp etmektedir. Netice olarak dâvadilekçesinde yer alan ve iptali istenilen maddelerin Anayasasa'mızın halkçılıkilkesine aykırı olduğu iddia edilen kısmının önemi açıktır. Dâvanın, kararyerinde münakaşa ve tahlili yapılırken bu konuya gerekli derecede önemverilmesi ve yapıldığı gibi bir cümle ile değil geniş gerekçelerle reddininyapılmış olması lâzım idi. Aksine hareket olunması Mahkememizin hizmet gereklerineve yukarıda belirtildiği gibi Anayasa'nın 135. maddesinin yüklediği (gerekçelikarar) şartına aykırı düşmüştür. Dâva dilekçesinde "halkçılık diğerilkelere temeldir, demokrasi, cumhuriyet, devletçilik, devrimcilik ilkeleri debu temel üzerine oturtulmuştur" denmiş bulunması, bu ilkeye ayrı bir önemkazandırmaktadır. Bunun içindir ki muhalefetimin sebebini belirtmek için vemisal olmak üzere halkçılık ilkesi üzerinde biraz durmak zorunda kalınmıştır.Diğerlerinin de bu ölçüde olsun incelenmesi maksada uygun düşmediğinden elealınmamıştır.
Aksianlayışlara meydan vermemek için şurasını açıklamak lâzımdır ki Anayasamız,işçinin verilmemiş haklarını, sağlanmamış faydalarını, ulusal üretimdenkabiliyet ve çalışmaları ölçüsünde hisse almalarını, işsizlik, yoksulluk,hastalık ve ihtiyarlık hallerinde aç ve bakımsız kalmamalarını temin etmekledevleti görevlendirmiştir. İşçi ve emekçi istemesede, istesede Anayasa'nındevlete vermiş olduğu bu vazife yapılacaktır. Millet bu görevi gerçekleştirmeyükümü altında bulunan devlet organlarını kontrol edecek ve icrayazorlayacaktır. İşçi de bunu, yazarak, söyleyerek, dernek, sendika ve partikurarak sağlamağa uğraşacaktır. Husumete gitmeden, millî birlik ve millitesanüt içerisinde bu hak ve faydalarını gerçekleştirecektir. Anayasa'mız bunuister. Sermayeci de ayni durumdadır. O da haklarını, faydalarını yine hukukdevleti ilkelerine dayanarak cebir ve tahakküm yoluna başvurmaksızın, işçinininsan haysiyetine yaraşır şekilde yaşama hakkını kabul etmek suretiyle iktisadîdüzenini işletecektir. Sınıfçı halk anlayışı yerine millet ölçüsünde halkanlayışı bu sonuca götürür.
2-141/1 ve 142/1. madelerin metinleri üzerinde durulmaksızın sadece gerekçelerinedayanılarak kominizmi yasaklamak için tedvin edildikleri sonucuna varılması,
Sayınheyetten ayrılışımın diğer sebebi de şudur : Çoğunluk kararı, dâva konusuhükümleri, tedvin ve değiştirme gerekçelerine dayanarak kominizmi gaye edinençabaları önlemek için tedvin edildiğini kabul etmiştir. Bu kabul yerinde ise degerekçesi yetersizdir.
Çünkübir kanun hükmünün sadece gerekçelere dayanarak tefsiri, isabetli sonucagötürmeyebilir. Gerekçeler, aydınlatıcı olmakla beraber bağlayıcı değillerdir.Kanun hükümleri, her halde metinlerinde saklıdır. Bunun için 141/1 ve 142/1.madde metinleri üzerine eğilmek ve bu metinlerdeki yasaklayıcı hükümlerle hangieylemlerin ve rejimlerin hukuk dışına itildiğini ortaya koymak ve bundan sonrada yasaklanan eylemlerin kominizmi ifade edip etmediğini ve böylecegerekçelerin metinleşip metinleşmediğini belirtmek gerekirdi. Çünkü iddia dâvakonusu metinlerin diğer doktrin ve fikir akımlarının tartışılma vesavunulmasını da yasakladığı ve fikir hürriyetini önlediği yolundadır. Bunedenlerle doktrin ve uygulama olarak marksizm ve kominizmin genel kurallarınınele alınması ve iptali istenilen maddeler bentlerinde, gerekçelerde yazıldığıgibi bu esasların bulunup bulunmadığının araştırılması ve metinlerde kominizmikapsıyorsa gerekçelerle ahenkli bulunduğunun dile getirilmesi gerekirdi.
Bugörüşümüzü aydınlatabilmek için aşağıdaki incelemeyi yapalım :
Öncekomonizmin ne olduğunu ana çizgileri ile belirtelim. Bundan sonradır kikominizmde şunlar, madde de onlar var denebilsin.
Marksizmiortaya atan Karl Marks ve arkadaşlarının yazdıkları kitap ve beyannamelere baktığımızzaman aşağıdaki esasları görürüz.
a)Kapitalizmin gelişmesi ile emekçi kitlesi büyümektedir. İşçi sayısının artmasımücadele şuur ve hamlesini arttıracak ve bu artış işçinin zaferinisağlayacaktır.
b)Bu zafer mülkün sosyalleşmesi ve iktidarın işçi sınıfına geçmesi ve aynizamanda bu sınıfın diğer sınıfları ortadan kaldırması demek olacaktır.
c)İktidarı ele alma, mülkü sosyalleştirme ve diğer sınıfları ortadan kaldırmaancak ihtilâlle gerçekleştirilecektir.
ç)Zaferin geçici olmaması için kapitalizmle mücadelenin milletler arası niteliktaşıdığını ve bu uğurda çalışmak gerektiğini işçi sınıfı bilmeli ve bununbilincine varmalıdır ki mîllî olarak başlayan ve sonuçlanan ihtilâllerindünyaya yayılması gerçekleşsin,
d)Proleterya zaferi dünya ölçüsünde sağlanırsa sınıflar yok olacağı için birsınıfı korumakla görevli bulunan devlet de tarihe karışacaktır.
e)Tarihi olayların temelinde ekonomik sebepler saklıdır ve bu sebepler her vakitmaddîdir.
Anaprensiplerinin başlıcalarını bunların teşkil ettiği marksizmin mücadelesi,diğer sınıfları kaldırmak, işçi sınıfını hakim kılmak, mülkü sosyalleştirmek vebu amaçlara ihtilâlle ve dünya çapında ulaşmaktır.
Budoktrin, yani marksizm 1917 yılında Rusya'da uygulanmaya başlanmış ve 1919 daMoskova'da toplanan üçüncü emternasyonal ise "Rusya'da muvaffak olmuş olanusulün, yani ihtilâlin her memlekette muvaffak olabileceği, sosyalist anlayışınmarksizmi zayıflatmaktan başka bir işe yaramadığı" görüş ve kanaatınavarmıştır.
1939yılında yapılan 18 inci komünist partisi kongresinde Stalin "komünistdevirde devleti devam ettirecekmiyiz" sualini soruyor ve cevabı yinekendisi "evet, kapitalistlerin muhasarası tasfiye edilmedikçe devletidevam ettireceğiz" cevabını veriyor.
Komünizminuygulanması sebebiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Anayasasınınbirinci bölümünün "sosyal bünye" başlığını taşıyan kısmından bazımaddeler :
Madde: l- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, işçilerin ve köylülerin sosyalistdevletidir.
Madde: 2- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin siyasal temelini, büyük toprakve sermaye sahipleri iktidarın devrilmesi sonucunda işçi diktatörlüğün zaferisayesinde büyümüş ve kuvvetlenmiş olan işçi temsilcilerinin meclisleri teşkileder.
Madde: 3- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinde şehir ve köy işçileri, işçitemsilcileri meclislerinin şahsında, bütün iktidara sahiptir.
Madde: 4- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin ekonomik temelini, kapitalistekonomi sisteminin artırılması, üretim araçlarının özel mülkiyetininkaldırılması ve insanın insan tarafından sömürülmesinin yokedilmesi üzerinekurulmuş olan sosyalist ekonomi sisteminin ve üretim araçlarının sosyalistmülkiyeti meydana getirir.)
Yukarıdakibelgelerden ve şeflerin söylevlerinden alınan ve kominizmin ana hatlarıbelirtilen esaslara göre komünizm :
a)Sermaye sınıfının ve orta sınıfın üzerine işçi sınıfın tahakkümünü tesisetmeyi,
b)İşçi diktatoryası kurulduktan sonra diğer sınıfları cebir yolu ile ortadankaldırmayı,
c)Memleket içindeki demokratik ve Anayasal iktisadî ve sosyal temel nizamlarıyıkarak materyalist felsefeye dayanan komünizmin iktisadi ve sosyal nizamınıkurmayı,
d)Bu kuruluşlardan sonra ve özellikle dünya ihtilâli gerçekleşince (Stalininnutkunda belirtdiği gibi) devleti ortadan kaldırmayı prensip olarak kabuletmiştir.
TürkCeza Kanununun 141 ve 142. maddelerinin birinci bentlerinde yer alan;
1-Sosyal bir sınıfın diğer sosyal bir sınıf üzerinde tahakkümünü tesis etmeye,
2-Sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya,
3-Memleket içinde müesses iktisadî ve sosyal temel nizamlarından herhangi birinidevirmeğe matuf cemiyetleri kurmak ve bu cemiyetlere girmek ve,
4-Yukarıdaki eylemlerle birlikte devlet siyasî ve hukukî nizamlarını topyekûnyoketmek için propaganda yapmak,
Eylemleride, komünizmin yukarıdaki esasları ile mutabakat halindedir. Bu kısa incelemedahi gerekçelerle metinlerin birbirlerine uygun bulunduklarını ortayaçıkarmaktadır.
Dâvakonusu madde gerçekleri, kül halinde yazılmıştır. Halbuki maddeler bentlerindebütün yıkıcı doktrin ve fikir çabalarının yasaklanması kastedilmiştir.Komünizmin yanında anarşizm, faşizm, ırkçılık gibi ve aynı zamanda fert vezümre diktası gibi akımların yasaklanması da aynı maddelerle yapılmakta vebunun için gerçekler birbirine girmiş halde bulunmaktadır.
Birincibentlerin yalnız komünizme ilişkin çabaları yasaklamaya hedef tuttuğu, karardabelirtildiği gibi 5435 sayılı Kanunun gerekçesindeki sarahatten ve son tadilgerekçesinde yine komünizme yer verildiği halde diğer bentleriyle başkafiillerin yasaklanmış ve komünizmin birinci bentde yer almış olmasındananlaşılmaktadır.
Bumukayese ile yalnız gerekçeleri ile değil metinleri ile de dâva konusu 141/1 ve142/1. maddelerin sadece komünizmi yasakladıkları ve başka yıkıcı doktrinlerindiğer bent ve maddelerde yer aldıkları anlaşılmış bulunmaktadır.
İddiaedildiği gibi bu bentler, komünizmin dışında kalan ve demokratik metodlarlaiktidara gelme amacını güden doktrin ve akımların yayımına, dernek ve partikurarak gerçekleştirme çabalarına engel olan hükümleri kapsamamaktadırlar.Komünizmin ihtilâlle iş başına gelmeyi, demokratik yollarla ve maksadınıgizliyerek iş başına gelse dahi yine sınıfları imha, ortadan kaldırma ve mülküsosyalleştirme işlerini cebirle yapmayı ve komünist idarenin savunma vekorunmasını yine cebirle icra etmeyi prensip bildiği için maddeler bentleriylesadece komünizme ilişkin çabalar yasaklanmış ve meşru yollarla gerçekleştirmeçabaları bu bentlerin yasaklanmış ve meşru yollarla gerçekleştirme çabaları bubentlerin yasaklayıcı hükümleri dışında kalmıştır
Çoğunlukkararında, iptali istenilen madde bentlerindeki ilk üç eylem ile komünizmçabalarının yasaklanması öngörülmüştür. Hükmüne yer verilmiş iken kararınsistematiği bu kabule uydurulmamıştır. Bu kabule göre her üç eylemin bir aradaele alınması, yani sınıf tahakkümü, sınıf imhası, sosyal ve ekonomik temelnizamların ortadan kaldırılması eylemlerinin bir arada incelenip kararabağlanması gerekirdi. Böyle yapılmayarak "sosyal bir sınıfın tahakkümünütesis" eylemi, komünizm çerçevesi dışında ve Anayasa'nın bazı hükümlerinemuhalefet sebepleriyle sonuca bağlanmıştır.
3-Anayasamızın sosyalizme sınırsızca açık olduğu iddiasının sadece Anayasagerekçesine ve Temsilciler Meclisi tutanaklarına dayanılarak ve yine Anayasanınilgili maddelerinden bir kısmının veya tamamının metinlerine başvurulmadanreddedilmiş olmasıdır.
Anayasamızsosyalizme tamamen açık olduğu halde dâva konusu maddelerin bu fikrin yayınınave savunmasına imkân vermediği hususundaki iddia kısmının münakaşasında daAnayasa metinlerine yer verilrniyerek bazı Anayasa maddelerinin gerçekleriyleTemsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu üyelerinin, meclisteki beyanlarını kararaalmakla yetinilmiştir. Yukarıda açıkladığımız gibi metinler olmaksızın gerekçeve meclis görüşmelerinin aydınlatıcı değerinden başka bir değeri olmadığı vehükümlerinin metinlerde saklı bulunduğu şüphesiz iken bu gereğe riayetedilmemiştir.
Kararınbu konuya ilişkin gerekçesinde yüksek heyet (... Anayasamız izm'le bitendoktrinlerden hiçbirisini ve bu arada sosyalizmi Türk devlet sistemi olaraktesis etmiş olmamakla beraber komünizm, insan hak ve hürriyetlerini vedemokratik hukuk devleti esaslarını red eden sair dikta rejimleri hariç olmaküzere diğer sistemlerin Türkiye'de gerçekleştirme imkânlarının açık bırakmış,ancak bunların ve bu arada sosyalizmin Türkiye'de hangi şekil ve Ölçüler içindegerçekleşebileceklerini gösteren sınırları da tayin etmiştir. Dâvacınıngörüşünü savunmak için de öne sürdüğü Anayasa maddeleri de sosyalizmin sınırsızolduğunu isbat etmekten uzaktır.) demiş iken Anayasanın hangi hükümlerininsosyalizm ve benzerlerine sınır olabileceğini göstermiş ve Dâvacının sosyalizmeaçık olduğu iddiasına mesnet olarak gösterdiği Anayasa maddelerinin neden bu(sınırsız olmayı isbat etmekten uzak) olduğunu belirtmemiştir. Hükmün bukısmının da Anayasa metinlerine dayanmaması sınırlı bulunduğuna dair hükümgerekçesinin açıkça gösterilmemesi karar için kusur teşkil etmiştir.
Dâvacınınidiasını dayandırdığı maddelerden bazılarını incelemek ve kararın dayandığıgerekçe ile Anayasa Komisyonu Sözcülerinin Anayasanın görüşülmesi sırasındakibeyanlarının öngördüğü esasların metinlere geçip geçmediğini aramak bu eksiğitamamlayabilecekti.
Dâvacı(Anayasamız sosyalizme açık bir Anayasadır ... Kapitalizme sınır koyan,liberalizme sınır koyan bir Anayasadır. Bu sınır kamu yararı sınırıdır.
Anayasamızevvelâ mülkiyet hakkını kamu yararı ile sınırlayan, toprak reformunu öngören,bütün özel sektör faaliyetlerinin kamu yararı mülâhazası ile kamulaştırmasınıifade eden bir Anayasadır.) demekte olduğundan Anayasamızın bu husustakimaddelerini incelemek zorunludur.
Mahkemekararında belirtildiği üzere Anayasa'mız izm ile biten doktrinlerden hiçbirisini bütünü ile kabul etmemiştir. Bunun için kapitalizm kadar liberalizm veo derece sosyalizm de sınırlıdır. Çünkü her rejimin ve her doktrinin kendinemahsus hükümleri ve esasları vardır. Hiçbir devlet rejimi için "bu rejimşu veya bu rejime tamamen açıktır" demek, muhal değilse bile, çok güçtür.
Buözellik ve karekterler diğer rejimlerle topyekûn bağdaşmaz.
Anayasamızmülkiyet hakkını, 36. maddesinde tanzim etmiş ve,
"Herkesmülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar ancak kamu yararı amacı ile, kanunla sınırlanabilir." demiştir. Bubir Anayasa hükmü, ferde tanınan bu hak ve hürriyetin kaynağıdır. Kamu yararıgerekirse bu hak, fayda yönünden ortadan kaldırılmamak şartiyle ve yine kamuyararı ölçüsünde sınırlanabilir.
37.madde ile toprak mülkiyetine ilişkin hükümler tesbit edilmektedir. Bu madde :
"Devlet,toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veyayeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçları ile gereken tedbirlerialır" hükmünü koymaktadır. Bu hüküm topyekûn toprağı kamulaştırmaya gidenbir toprak reformunu değil, herkesi toprak sahibi kılmaya, mülksüzü, mülklüyapmağa ve mülk sahiplerinin verimli şekilde topraklarını işletmelerinisağlamaya devleti vazifelendiren bir hükümdür. Bu hüküm, ana hükümdür. Aynifıkra :
"Kanun,bu amaçlarla değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğinigösterebilir. Devlet çiftçinin işletme araçlarına sahip olmasınıkolaylaştırır" hükmünü taşır ve bu hüküm her çiftçinin toprak sahibiolmasını ve araçsıza araç sağlanmasını öngören hükümdür. Ayrıca tarımbölgelerindeki toprağın genişliğini, tahdide devleti yetkili kılmakta ve buyetki, mülkiyet hakkının kaldırılmasını değil her çiftçiye toprak teminiamacını gütmektedir. Bu madde hükümleri de Anayasa'nın, mülkiyet hakkını esasaldığını ve toprak mülkiyetinde birkaç şahsın çok araziye sahip olmasını değilher çiftçinin yeteri kadar toprağa sahip olması gereğinin Anayasa prensibiolduğunu belirtmektedir.
Bumadde, toprak mülkiyetinin devlete hasrına ve ziraî işletmeciliğin yalnızdevlet veya kooperatifler tarafından yapılması tarzına müsaade etmez.
38.madde kamulaştırma hükümlerini tesbit etmektedir. Bu madde de :
"Devletve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçekkarşılıklarını peşin Ödemek şartiyle, özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallarınkanunda gösterilen esas ve unsurlara göre tamamını veya bir kısmınıkamulaştırmağa veya bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmağa yetkilidir"denmektedir. Burada mülkiyet hakkının kamu yararı vardır mülâhazası ile ortadankaldırılması değil özel mülkiyette bulunan muayyen taşınmaz malın kamuyararının gerektirmesi, gerçek karşılıklarının peşin ödenmesi ve kanundagösterilen usullere riayet edilmesi şartiyle kamulaştırmaya gidilebileceğinigöstermektedir. Bu madde ile kamu yararına kayıtlanabilen taşınmaz mallardır,mülkiyet hakkı değildir. Muayyen şartların gerçekleştirilmesi ilekamulaştırmaya gidilse dahi mülkiyet hakkının icabı olarak sahibininfaydalandırılması prensibine dokunulmamaktadır.
Maddenindiğer fıkraları büyük kamulaştırma bedellerinin taksitlerle ödenebileceğihususunu ve onun şartlarını titizlikle tesbit etmektedir.
Bütünbunlar mülkiyet hakkının esas, kamu yararına kamulaştırmanın ise istisna olduğununifadesidir. İstisnaların kaideyi bozmayacağı ise genel bir hukuk ve mantıkkuralıdır. Bunun için kamu yararı namına mülkiyet hakkının bazı smıırlamaya vebazı taşınmaz malların kamulaştırmaya tâbi tutulmaları imkânı, bu hakkıninkârına veya ortadan kaldırılabileceği anlayışına hak kazandırmaz.
39.madde ise devletleştirmenin şekil ve şartlarını tesbit etmektedir.
40.madde ile kişiye tanınan "dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinesahip olma ve özel teşebbüs kurma serbestisi 39. madde hükümleri ilesınırlamaya tabi tutulmaktadır. 39 madde de:
"Kamuhizmeti niteliğini taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılığı kanunda gösterilen şekilde ödenmek şartiyledevletleştirilebilir" denmektedir.
40.maddenin sağladığı hak ve hürriyet gereğinden olarak kurulmuş olan özelteşebbüsün ancak "kamu hizmeti" niteliği taşıyanları ve bunlardan dakamu yararı bulunanlar, gerçek karşılığı Ödenmek suretiyleDevletleştirilebilecektir. Demekki, kamu hizmeti niteliğini taşımayan özelteşebbüslerin devletleştirilmesine imkân yoktur ve bu kısım özel teşebbüs çokgeniştir. Kamu yararı bulunmayan Özel teşebbüsler için de böyledir. Bu şartlarbulunsa dahi özel teşebbüsün en çok 10 yıl içerisinde eşit taksitlerle ve faizide dahil olmak üzere bedelleri ödenecektir 40. maddenin sağladığı hürriyet vehak 39. madde ile takyit dilmiştir amma kuvvetli zabıta hükümleri konmuştur.Kamu hizmeti niteliğinde bulunmayan bir çok Özel teşebbüs sahalarına kamuyararı bulunsa dahi devletleştirilmecilik yaklaştırılamayacaktır. 40. maddeninikinci fıkrasında ki (Kanun bu hürriyetleri ancak kamu yararı amacı ilesınırlayablir") hükmü konmakla hürriyetlerin şartlarla sınırlanabileceğinibir kez daha belirtiyor.
40.maddenin üçüncü fıkrasında da (Devlet, özel teşebbüslerin, millî iktisadıngereklerine ve sosyal amaçlarına uygun yürümesini, güvenlilik ve kararlılıkiçerisinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır) esaslarını koymaktadır. Bufıkra ile devlete, özel teşebbüsü millî iktisadın gereklerine ve sosyalamaçlara uygun yürütme için tedbir alma vazifesini verirken aynı özelteşebbüsün güvenirlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak görevini devermektedir. Millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uydurmaya yetkilidevlet aklına geldiği zaman istediği özel teşebbüs sahasınıdevletleştiremiyecek, programının gerçekleştirilmesi için bütçesinde parabulamadığı zaman özel teşebbüsü devletleştirme yoluna gidemeyecektir. Aksihalde aynı devlet, özel teşebbüsün güvenlilik ve kararlılığını bozmuş, 40/3.madde ile verilen devlet vazifesi çiğnenmiş ve Anayasa hükümleri ihlâl edilmişolur.
Dâvacı,bu konudaki iddiasını ifade ederken (bütün özel sektör faaliyetlerinin (kamuyararı mülâhazası ile kamulaştırılmasını ifade eden Anayasa) tabirinikullanmakla Anayasa'nın yukarıda yazılı hükümlerini manada anladığınıaçıklıyor.
Dâvacıbu kısma ilişkin iddiasının izahına devam ederek (her vatandaşa iş bulmayı,devlete ödev olarak veren, herkese insanlık seviyesi ile müt nasip ücret almayıöngören, hakolarak tanıyan plânlı ekonomiyi, sosyal sağlık ve sosyal sigortayıele alan bir Anayasadır) diyerek Anayasa'nın sosyalizme açık olduğunundelillerini beyan etmeğe çalışmaktadır.
Çalışmahakkı Anayasa'mızın 42. madesinde yerini almıştır. Madde de
"çalışmaherkesin hakkı ve Ödevidir.
Devletçalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesiiçin sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayıdestekler, işsizliği önleyici tedbirleri alır" hükümlerini görmekteyiz.Maddenin birinci fıkrası ile çalışmanın herkez için bir hak ve ödev olduğunubelirtmektedir. Çalışma hakkının gerçekleştirilmesi için iki ödevin birleşmesigerekmektedir.
Birincisiferde düşen gerekli şekilde çalışma ödevi, ikincisi de çalışmak isteyen ferdeiş bulmak, insanca yaşaması ve çalışırken kararlılık İçinde işinin gelişmesiiçin sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korumak ve desteklemekmevkiinde olan devletin ödevidir. Görülmektedir ki bu madde de (bütün) cü,millet ölçüsünde halkçıdır. Çünkü (çalışma herkesin hakkıdır) demekle toplumhayatında çalışma mevkiinde bulunan bütün insanların çalışmasıkastedilmektedir. İşçi, sermayeci, çiftçi, topraklı ve topraksız, memur veöğretmen demeden, hepsinin, mîllet fertlerinin çalışması bu madde ile ele alınmaktadır.Türkiye demokrasisinde sınıflar arasında geçilmez sınır bulunmadığına, işçininpatron ve patronun işçi haline gelmesinin her vakit mümkün olmasına vesermayecinin de kararlılığa, malî tedbirlerle korunmaya ve desteklenmeye muhtaçbulunmasına göre devletin çalışanlara yardımı herkes için ihtiyaçtır. Esnafakredi sağlayacaktır, işçinin sosyal ihtiyaçlarını yerine getirecektir vesanayicinin muhtaç olduğu ilkel maddeleri de dışardan saklanması icap ediyorsagereklerine başvuracaktır. Binaenaleyh 42. madde ile sadece işçi ve emekçisınıf değil toplum iş hayatında yerini alan her yurtdaş bu madde hükmündenfaydalanabilecektir.
Anayasa'mızın43, 44, 45, 46, 47. maddeleri ise daha çok işçi olarak çalışanların korunmasınısağlayan maddelerdir. Bu maddelerle devlete, çalışanların cinsiyet vesıhhatleri ile bağdaşmayan işlerde çalıştırılmamaları, dinlenmeyi ve adil birücret elde etmelerini, sendika kurma, toplu sözleşme ve grev yapma haklarınısağlama görevleriyle devlet görevlendirilmiştir. Devletin bu görevleri, sosyaldevlet oluşunun icabıdır. Anayasa'mızın temel haklar ve ödevler kısmınınbirinci bölümünün genel hükümlerinden olan 10. maddesinin ikinci fıkrasında(devlet kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert, huzuru, sosyal adalet vehukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî vesosyal bütün engelleri kaldırır, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesiiçin gerekli şartları hazırlar.) Hükümleri bulunmakta ve bu hükümler, sosyaldevletin görev ve amaçlarını açıklıkla ortaya koymaktadır. Devletin buvazifesi, fert hak ve hürriyetlerini, belli ölçülere uymayacak şekildesınırlıyan engelleri kaldırmaktır. Bu engellerden kim zarar görürse o, devletinsosyalliği esasının harekete geçmesini ister. İsçi, sermayeci, topraklı vetopraksız, köylü, kim olursa olsun bu istekte bulunmaya, sosyal devletin buhusustaki yetkilerinden faydalanmağa haklıdır. Her sınıf, herkes, her meslekerbabı bu hakka sahiptir.
İşçiyehususî haklar tanıyan ve yukarıda kısaca incelenmiş bulunan Anayasa'nın 43 vedevamı maddeleri, 10. maddenin ikinci fıkrasının devlete yüklediği genelvazifenin ayrıntılarını belirtmektedir. Ve devlet, bu hususlarda zayıf olanişçiyi yalnız bırakmamakta ve korumaktadır.
Anayasa'nın48. maddesi de sosyal güvenliği sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyalyardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmakla devleti vazifelendirmektedir. Sosyalgüvenlik, her yurtdaşın yarınından emin olmasını sağlamak demek olduğuna görebu ilke'de geneldir ve bütün yurtdaşlar içindir. 49 uncu maddenin devleteverdiği ferdin ruh ve beden sağlığını temin görevi de geneldir.
Hakve hürriyetlerin özel maddelerindeki düzenleyici hükümlerin dışında kalanAnayasa kurallarından ve hepsine hâkim Anayasa'nın ruhundan da kısaca bahsetmekyerinde olur :
a)Anayasa'mızın ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına dayandığınıbildirir. Böylece Cumhuriyetimizin bir niteliğini ortaya koyar. Mülkiyet hakkı,özel teşebbüs kurma hakkı, serbest, istediği işte ve istediği yerde çalışma hakve hürriyetleri ve sosyal güvenlik hakkı da ferdin temel hak vehürriyetlerindendir. Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrası emri icabındanolarak devlette bu hak ve hürriyetleri korumakla vazifelidir. Devlet Anayasakurallarına aykırı hareket edemez ve ettirmez. Esasen devletin gayesi de budur.Temel hak ve hürriyetlerin bazı kayıtlarla sınırlanabilmesi, ancak her hakkıilişkin maddelerde gösterilen aşılamayacak şartlar içinde olabilecektir.Cumhuriyetin bu niteliği de sınırlamada insan haklarına uygun hareket etmeyigerektirir.
b)Anayasa'mızın 8. maddesi de Anayasa'nın üstünlüğü prensibini koymakta vehükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını vekişileri bağlayan temel hukuk kurallarından biri olduğunu ilân etmektedir. Bumaddenin bağlayıcı hükümleri varken yasama, yürütme ve yargı organlarınınAnayasa'nın yukarıda belirtilen hak ve hürriyet kuralları ile şartlarınındışına çıkacakları düşünülemez. Aynî hükümlerle bağlı oldukları için fertler deAnayasa kaidelerine saygı göstermek zorundadırlar.
c)Anayasa'nın ikinci maddesinde yer alan "Hukuk devleti" prensibi deAnayasa hükümlerinin, hukuk kurallanmn başında bulunması dolayısiyle Anayasa'yaaykırı teşebbüsleri durduracak derecede kuvvetlidir.
ç)Bunlardan başka Anayasa'mızın 11. maddesinin ikinci fıkrası vardır kiAnayasa'nın sağladığı temel hak ve hürriyetlerin hepsine, kesin ve aşılmazsınırı çizmektedir. Bu fıkra, ne kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyaladalet ve ne de millî güvenlik gibi sebeplerle hak ve hürriyetlerin özünedokunulamıyacağını ortaya koymaktadır. Bu kadar kesin bir hüküm varkenmülkiyet, serbest teşebbüs kurma, istediği işte ve yerde çalışma, yarınındanemin olma hak ve hürriyetlerinin özü yok edilemez.
d)Zabıta hükümlerinden birisi de Anayasa'nın 4. maddesinin üçüncü fıkrasındaki"hiç bir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devletyetkisini kullanamaz" hükmüdür. Bu cümle : açıkça demektedir ki Anayasahükmü ortada iken hiç bir organ ve kimse o, hükümlere aykırı, o hükümlerdenalınmamış yetki kullanamaz ve kullanırsa bu yetki meşru olmaz.
e)Anayasa metinlerinin ve başlangıç hükümlerinin sakladık bir mh vardır. Bu ruh,bütün millet fertlerini, kaderde, kıvançta, tasada ortak, bölünmez bir bütünhalinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan; millî birlik içinde daimayücelmeyi amaç bilen, Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak millîdayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahınıgerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukukdevletini, bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurma ruhudur. Anayasa'mızlakurulan devlet, bu amacı gerçekleştirecektir. Bu devlet, görevinin icabı olarak(ferdi olan sevinç ve ızdıraplar dışında) bir sınıfın ağlaması yanında diğersınıf veya sınıfların gülmesini yaratacak olan iktisadî ve sosyal oluşlarameydan vermeyecek, milletçe gülme, milletçe sevinme, milletçe huzur, milletçerefah sonuçlarına götüren bütün tedbirleri alacaktır. Millî birliğin, millîdayanışmanın kuvvetlenmesi, gelişmesi ve korunması için gerekli işleriyapacaktır.
İştebu Anayasa ruhu ve devlet görevi, sınıf kavgasına sebep olan; bir sınıfın diğersınıflara üstün tutulmasına, bir sınıfa diğer sınıflardan fazla hak ve faydasağlanmasını öngören bir sosyal ve siyasal düzenlemeye izin vermez. Milletibölen, birbirinden ayıran, millî ruh ve tesanüdü hırpalayan bütün sebepleriortadan kaldırmak ve bu arada sınıf kavgalarını önlemek devletin görevidir.
Tabiatiylefertler kadar sınıflarda Anayasa'da belirtilen hak ve faydalarını sağlamak içinbütün imkânlardan yararlanacaklardır. Sendika, basın, grev, parti, dernek veseçim yollariyle bu hak ve faydalarını gerçekleştireceklerdir. Yalnız buuğurdaki çabaları Anayasa'nın ruhu içerisinde kalacak, millî tesanüt ve millîbirlik yerine milletin bölünmesi, sınıfların husumeti istikametindegelişemeyecektir.
Anayasa'nınkoyduğu temel hak ve hürriyetler, zabıta hükümleri diye sınırlanan kural veilkelerle Anayasa'nın ruhu meydanda iken, hangi devletin uyguladığı sosyalizme,Anayasa'mızın tamamen açık olduğu belirtilmeden, hangi partinin programınagirmiş bulunan sosyalizm ve hangi kökten gelen sosyalizm olduğu ortayakonmadan, öne sürülen rejimin bütün kuralları, amaçları anlaşılarakAnayasa'mızla karşılaştırılmasına imkân verilmeden genel olarak Anayasa'mızınsosyalizme tamamen açık olduğu iddiası, tartışmaya dahi yeterli değildir.
Şuciheti belirtmek gerekir ki "Anayasa'mız meçhul rejimlere ve yine bu aradameçhul kalan sosyalizme açık değildir" derken Anayasa'mız tadil edilmedenbu Anayasa içerisinde uygulanması istenilen rejim veya sosyalizm kurallarınınbütünü ile uygulanamayacağı kasdedilmiş bulunmaktadır. Yoksa komünizm, faşizm,anarşizm ve cumhuriyet dışı rejimlerden gayri olan ve demokratik raetodlarlaiktidara gelmeyi ve gitmeyi amaç bilen her rejim ve sosyalizm Anayasa'mızındemokratik yapısı içinde, rejim ve programlarının Anayasa'mızla çatışmayanhüküm ve kısımlarını uygulayabilirler. Yine bunlar Anayasa'mızın demokratik vehürriyetçi yapısı içinde fikrî çalışmalarda bulunmak, parti ve dernek kurarakçaba sarfetmek hak ve hürriyelerine sahiptirler. Yalnız uygulamada Anayasa'nınçizdiği sınırlara, sağ ve sol hudutlara, yukarıda belirtilen temel hak vehürriyetlerle zabıta hükümlerine riayet etmek zorundadırlar.
Üçüncügurupta yapılmış olan Anayasa hükümlerinin bu incelemelerinin konuya biraz dahaaydınlık getirdiği düşünülebilir. Sayın heyetçe ele alınmış olsaydı dahaisabetli ve mükemmel netice elde edilebilirdi.
Böylecekararın sistemine, (yazılış tarzına), gerekçesiz olarak veya lüzumu kadargerekçe gösterilmiyerek ve yine dâva konusu maddelerle Anayasa maddelerininmetinleri üzerinde durmaksızın kararın tesbit edilmiş olmasına ilişkinmuhalefet yazımda sona ermiştir.
Üye
Hakkı Ketenoğlu