ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1963/198
Karar No:1965/1
Karar tarihi:5/1/1965
Resmi Gazete tarih/sayı:24.5.1965/12005
İstemdebulunan: Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar
İsteminKonusu: 18 Mart 1340 günlü ve 442 sayılı Köy Kanununun 12., 13., 14., 15., 16.,49., 50 nci ve 51 inci maddelerinin Anayasa'nın temel ilkeleriyle 2., 7., 12 ve42 nci maddelerine aykırı olduğundan iptallerine karar verilmesi istenmiştir.
İlkİnceleme: Türkiye İşçi Partisi tarafından verilip 1963/170 esas sayılı dosyayakonulan 28/2/1963 günlü dilekçe ile , bu karara konu teşkil eden, KöyKanunundan başka bazı kanunların bir kısım hükümlerinin de Anayasa'yaaykırılığı iddia edilerek iptalleri için Türkiye İşçi Partisi Merkez YönetimKomitesi kararına dayanılarak açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede:
Türkiyeİşçi Partisi Merkez Yönetim Komitesinin Parti Tüzüğünün 17 nci maddesindebelirtildiği üzere Partinin en yüksek merkez organı olduğu anlaşıldığından buorgan tarafından iptal davası açılması hususunda karar verilmiş olmasınınAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlüca 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin 1 sayılı bendine uygun bulunduğuüyelerden İsmail Hakkı Ülkmen , İbrahim Senil, Celalettin Kuralmen ve MuhittinGürün'ün dâva açma kararının Parti Tüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca partininen yüksek merkez organı olan Genel Yönetim kKurulunca ve Şemsettin Akçaoğlu'nunda Partinin en yüksek organı olan büyük kongrece verilmesi gerektiği yolundakimuhalefetleriyle ve oyçokluğu ile kararlaştırıldıktan sonra dosyada eksiklikolmadığına ve başvurmanın Anayasa'nın 149 uncu ve geçici 9 ve 44 sayılı kanunun21., 25., 26 ncı ve geçici 5 inci maddelerine uygun bulunduğuna ;
b)Çeşitli kanunlarda yer alan hükümlerin iptallerinin bir dilekçe ile istenmesidâvaların çözümlenmesini güçleştireceğinden her kanuna ilişkin hükümler içinörnekler çıkarılarak ayrı dosyalar her kanuna ilişkin hükümler için örneklerçıkarılarak ayrı dosyalar teşkiline ve dâvaların böylece ayrılmasına;
c)Dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla işlerin esasının incelenmesine;
11/3/1963gününde karar verilmekle bu karar uyarınca 1963/170 sayılı dosyadan ayrılarakteşkil olunan 1963/198 sayılı dosya üzerine hazırlanmış rapor, Köy Kanununungerekçesi, dâva ile ilgili maddeleri ve Büyük Millet Meclisi müzakeretutanakları, Anayasa'nın ilgili maddeleri, gerekçeleri ve Kurucu Meclismüzakere tutanakları okunarak gereği görüşülüp düşünüldü :
Türkiyeİşçi Partisi 28/2/1963 günlü dâva dilekçesinin (istek konusu) başlığı altındakidâva konusuna ilişkin kısmında 442 sayılı Köy Kanununun iptallerini istediğimaddeleri arasında 15., 16. ve 50 nci maddeleri göstermediği halde :
1)Dilekçenin gerekçe bölümünün Köy Kanununa ilişkin 7 nci bendinin başında 50inci maddenin Anayasa'ya aykırılığından söz etmiş ve aykırılık nedenleriniaçıklıyan kısmında ise 49 uncu ve bununla ilgili 51 inci maddelerinaykırılığını ileri sürmüş,
2)Ve yine gerekçe bölümünün 7 nci bendinin başlığında dahi 15 inci ve 16 ncimaddeleri belirtmemiş iken aykırılık nedenlerini açıklayan bölümde ayrıca 15inci ve 16 ncı maddelerin de Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerekiptallerini istemiş,
Olmasıdolayısiyle ilk önce dâvanın konusunun belli edilmesi için yapılan görüşme sonunda:
Dâvadilekçesinin yazılması sırasında bazı daktilo yanlışlıkları yapıldığı açık olupbu yanlışlıklar yüzünden 50 inci ve 51 inci maddelerden hangisinin dâvanınkonusu içinde bulunduğu kesin olarak anlaşılmamış olmakla birlikte her ikimaddenin de dâvanın açılmasından sonra yürürlüğe giren 18/7/1963 günlü ve 286sayılı kanunun 3 üncü maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olması yüzünden bumaddelerden hangisinin dâva konusu içinde bulunduğu üzerinde durulmasına yerolmadığına oybirliğiyle ve 15 inci ve 16 nci maddeler her ne kadar dâvanınkonusu başlığı altında gösterilmemiş ise de gerekçede ayrı ayrı her ikisinin deAnayasa'ya aykırılık nedenleri açıklanmakla birlikte dilekçenin sonuç bölümündedâva konusu kanunların numaraları ve bu arada işbu dâvanın ilişkin olduğu 442sayılı Köy Kanununun numarası gösterilerek bu kanunların dâva dilekçesindebelirtilen madde ve fıkralarının iptali istenilmiş olduğu gözönüne alınmış veher iki maddenin de dâvanın konusu içinde bulunduğuna üyelerden İsmail HakkıÜlkmen'in muhalefetiyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Gerekçe:
l -18 Mart 1340 günlü ve 442 sayılı Köy Kanununun 12., 13. ve 14 üncü maddeleri :
Davacıparti özet olarak Köy Kanununun bu maddelerinin köylü yurttaşlara şehirdeoturanlardan farklı ve fazla olarak bir takım görevler yüklendiğini ve bunlarıyapmıyanları ceza müeyyidesi altında bulundurduğunu, 14 üncü maddede sözüedilen işlerin her ne kadar köylünün isteğine bağlı işler olduğu belirtilmişise de bunların bazı hallerde zorunlu işler arasında konulmasına cevaz vermişolduğundan bunları yapmıyanların da cezalandırılmalarının öngörülmüş olduğunubelirterek bu halin Anayasa'nın 12 nci maddesiyle teminat altına alınmış olaneşitlik ilkesine aykırı bulunduğunu, köylü yurttaşlara angarya yüklediğini veköylü yurttaşların kendi haline bırakıldığını ve kendi kendine yetersayıldığını, her ne kadar Anayasa'nın 42 nci maddenin 3 üncü fıkrası "...memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliğialan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslarauygun olarak, kanun ile düzenlenir." hükmünü kabul etmiş bulunmakta ise debu hüküm, köylülere şehirde yaşıyanlardan ayrı olarak müekellefiyetyükletilmesi anlamını kapsamayıp bu fıkranın şehir ve köy arasında bölge vetoplum ayrılığı gözetmeden gerek şehirli gerekse köylü vatandaşların bazıhallerde çalıştırılabileceğini ve bu çalışmaya da yurt ihtiyaçlarının zorunlukıldığı alanların varlığını, yurttaşlık ödevi niteliğini, demokratik esaslarauygun kanunlarla düzenlemeyi koşul olarak kabul ettiğini, bu koşulların genelolduğunu, herhangi bir bölgeye, il'e veya herhangi bir kişi topluluğunamünhasır bulunmadığını, bu sebeple Köy Kanununun bu şekilde ayırma yaratan buhükümlerinin Anayasa'nın 2., 12. ve 42 nci maddelerine açıkça aykırı olmaklaiptali gerektiğini ileri sürmüştür.
Köykanununun dâva konusu 12 nci maddesi köye ait işlerin 1) zorunlu olan işler, 2)köylünün isteğine bağlı olan işler şeklinde iki bölüme ayrıldığını belirttiktensonra köylünün zorunlu olan işleri yapmazsa ceza göreceğini, isteğe bağlı olanişlerde ceza bulunmadığını, ancak köylünün İsteğine bağlı olan bu gibi işlerdeköy derneğinin yarısından çoğu kararlaştırırlar ve il'e bağlı olan yerlerdevali ve ilçeye bağlı olan köylerde kaymakamın rızasını alırlar ise o işin bütünköylü için zorunlu olacağım ve yapmayanın ceza göreceğini hükme bağlamıştır.
13üncü madde "Köylünün mecburi işleri şunlardır" hükmü ile 37 fıkrahalinde zorunlu olan işleri saymakta 14 üncü maddede yapılması köylününisteğine bağlı olan işleri 32 fıkra halinde belirtmektedir.
Köy,Anayasa'nın 116 ncı maddesinde belirtildiği gibi kendi halkının müşterekmahallî ihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organı halk tarafından seçilenbir kamu tüzel kişisi, bir mahallî idare kuruluşudur. Yine aynı maddenin sonfıkrasında "mahallî idarelerin kuruluşları, görevleri, yetkileri maliye vekolluk işleri ve merkezî idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunladüzenlenir, bu idarelere görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanır."diye yazılıdır.
KöyKanunu, Belediye Kanunununda olduğu gibi köy mahallî idaresinin görevlerinibirer birer sayarak belli etmiştir.
Toplucaanlatılmak istenirse Bayındırlık, Sağlık, Millî Eğitim ve Sosyal Yardımişlerini kapsayan birer mahallî kamu hizmeti olduğu söylenebilecek olan buhizmetlerden bir kısmının kanun koyucu tarafından zorunlu sayılması, bunlarınköy toplumunun ve dolayısıyle Türk toplumunun genel çıkarlarını çok yakındanilgilendiren önemli ve hayatî hizmetlerden olması bakımından bunların yapılmasınınköy karar organının takdirine bırakılmak istenilmemiş ve her halde yapılmasızorunluğu öngörülmüş olmasından başka bir anlam taşımadığı açıktır. Nitekim köymahallî idaresinin her bakımdan daha büyüğü olan belediye idaresi için de3/4/1930 günlü ve 1580 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesiyle aynı esaskabul edilmiş ve belediyeler için bir takım zorunlu ve isteğe bağlı görevlertesbit olunmuştur.
Busuretle gerek bilgi ve görgü gerekse hizmet araç ve imkânları bakımındanmerkezî idareden daha güçsüz olan ve mahallî erk ve etkilere daha çok mâruzbulunan köy ve belediye organlarının işlerinin doğru olarak yürütülmesibakımından korunması ve mahallî etkilerin olabildiği kadar dışında tutulması veonlara bir nevi iş programı verilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu usûl, mahallîhizmetlerin genel çıkarlara uygun şekilde tesisi ve yürütülmesi bakımındandiğer memleketlerde de genellikle kabul edilmiş, bir sistemden ibaret olupdavacı partinin iddiası gibi köylülere şehirlilerden ayrı ve daha fazla bir yükünyükletilmesi anlamında kabul edilemez. Kaldı ki, zorunlu işleri yapmayanköylülerin ceza müeyyidesi altına alınması, aşağıda 15 inci madde hakkındakiaçıklamalarda belirtileceği üzere imece yükümünün müeyyidelendirilmesinisağlamak amacını gütmekte olup, zorunlu işleri yapmayan köy idaresinicezalandırmak gibi bir amaç gözetilmemiş bulunmaktadır.
Buhizmetler köylülerin mahallî nitelikteki ortaklaşa ihtiyaçlarının sağlanmasınayarayan kamu hizmetleri olması bakımından bunlardan doğrudan doğruya bütün köyhalkının yararlanacağı tabiidir. Bu nedenle bazı hizmetlerin köyü için zorunlusayılmasını bir angarya saymak ta mümkün değildir : zira olayda bir karşılıksızçalıştırma, bir kişinin hizmetinden bedava yararlanma durumu bulunmamaktadır.
Anayasa'nın42 nci maddesinin "Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlardavatandaşlık ödevi niteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil veşartları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir." yolundakiüçüncü fıkrası hükmünü davacının iddia ettiği gibi bir bölgeye, il'e veyaherhangi bir kişi topluluğuna yöneltilmediği şeklinde anlamak ve yorumlamak damümkün değildir. Zira köy idaresine yüklenmiş olan zorunlu hizmetler, belli birbölgeye, il'e veya kişi topluluğuna değil, Türkiye Cumhuriyetindeki kırkbindenfazla köy idaresinin hepsine yöneltilmiş bir yurt hizmeti olduktan başkaAnayasa'nın bu hükmü olayların niteliğine, oluşu zamanına ve yerine göre bazıbölge veya kişi topluluklarına yurt yükümü şeklinde zorunlu ödevleryüklenmesini yasaklayan bir anlam da taşımamaktadır. Nitekim TemsilcilerMeclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan raporun bu maddeye ilişkinaçıklamalarında "Ancak 1950 Anayasa'sında da belirtildiği üzere, normalvatandaşlık vazifeleri arasına girecek mahiyetteki (Yani âmme vicdanının vesorumluluk hissesine sahip ferd vicdanının cebri çalışma saymıyacağı) bazı mükellefiyetlerinbu hüküm dışında kalması toplum hayatının zaruretleri icabındandır. BundanÖtürüdür ki, yalnız askerlik hizmeti değil icabında gençlerin kısa bir müddetköy hizmeti yapmaları vesaire gibi diğer bir takım hizmetler zaruri birihtiyaca cevap verdiği nispette vatandaşlara yükletilebilecektir. Bilhassamemleketimizin ihtiyaçları ve süratle kültürel ve sosyal kalkınması zaruretiböyle bir istisnayı haklı kılmaktadır." denilmiş olması da davacınıniddiasının aksini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Köyde oturanvatandaşların yararlanacakları yol, su, mezarlık, su birikintilerininkurutulması, okul vesaire gibi kamu hizmetlerini bedenen çalışarak yapmalarınıkamu vicdanı hiçbir zaman zorla çalışma saymayacağı meydandadır. Her ne kadarbu hizmetler arasında (Köy halkından askerde bulunanların ve bakacak kimsesiolmıyanların tarlalarını, bağ ve bahçelerini imece yoluyla sürüp ekmek,harmanlarını kaldırmak) gibi bazılarını ilk bakışta kişisel yararlanmalar içinzorunlu hizmet konulmuş olduğu sanısını yaratmakta ise de kanımızca bu gibisosyal yardımlar da demokrasilerin başlıca dayanaklardan biri olan ulusaldayanışma ilkesine uyularak mahallî idarelere yüklenmekte ve hatta Devletçe deyüklenilmekte olduğu gibi Anayasa'mızın başlangıç kısmında "Milletimizin bütünfertlerinin kederde, kıvançta ve tasada ortak olarak bölünmez bir bütün"olduğu açıklanmak suretiyle bu ilkeye işaret edilmiştir ki bu da bu sanınındoğru ve yerinde olmadığını göstermektedir. Köylülerin kendi haline terkedilmişolduğu iddiasına gelince, köy idarelerinin sosyal ve ekonomik durumlarınınbaşarmağa yetmediği hizmetlere, Devlet gerek eleman gerekse araç ve parayardımları yaparak (Köy okul ve yollarının yapılması ve içme suyu getirilmesiişlerinin Devletçe ele alınmış olması gibi) köy kalkınmasına katılmakta ve buamaçla merkezi idarede bir Köy İşleri Bakanlığı da kurulmuş bulunmaktadır. Buda köylü vatandaşların kendi hallerine terkedilmemiş olduğunu göstermeğe yeter.
Anayasa'nın2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan Haklarına ve başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukDevletidir." ve 12 nci maddesinde de "Herkes, dil, din, ırk,cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizinkanun Önünde eşittir.
Hiç birkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." denilmektedir.
Yukarıdakiaçıklamalarda köy hizmetlerinin zorunlu ve isteğe bağlı olmak üzere iki bölümeayrılmasının yalnız köye inhisar etmediği, şehir ve kasabalarda da aynıesasların kabul edilmiş bulunduğu belirtilmişti. Bu durum, köy hizmetlerininzorunlu ve isteğe bağlı şekilde ayrılmasiyle köylü ve şehirli vatandaşlararasında 12 nci maddeye aykırı bir eşitsizlik yaratılmış olmadığını ve hiç birzümreye imtiyaz tanınmış bulunmadığını gösterir. Bu durumda, Anayasa'nın 2 ncimaddesinde ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine ve insanhaklarına aykırı bir husus da yoktur.
Bunedenlerden ötürü koy kanunun 12 nci, 13 üncü ve 14 üncü maddeleri Anayasa'nın2 nci, 12 nci ve 42 nci maddelerine aykırı bulunmadığından bu hususlarayönetilen iddiaların reddi gerekir.
2 -Köy Kanununun 15 inci maddesi
Davacıparti, bu maddenin de Anayasa'nın 2 nci, 12 nci ve 42 nci maddelerine aykırılıkteşkil ettiğini, eşitliği zedeleyici durumun ve bu nedenle Anayasa'yaaykırılığın bu madede de açıkça kendisini gösterdiğini, maddenin köylüvatandaşa bazı işlerin yapılması için zorunluk yüklediğini, bir çok yerlerdeDevletin yapması gereken işlerin sonuçlanmasını köylüden beklediğini, belediyeteşkilâtı olan şehirlerde yaşayan yurttaşlardan ayrı olarak konulan bu yükünarada bir eşitsizlik yarattığını ve köyü köylüsü ile başbaşa bıraktığını, bunedenle de Anayasa'ya aykırı olmakla iptali gerektiğini ileri sürmektedir.
KöyKanununun 15 inci maddesi : "Köy işlerinin bir çoğu bütün köylü birleşerekimece ile yapılır." hükmünü koymuştur. İmece köyün zorunlu ve isteğe bağlıgörevlerinin yapılması için köy halkının ortaklaşa ve eşit koşullar altındaçalışmasından ibaret bir ödevdir.
Yukarıdabirinci bendde de açıklandığı gibi köyün zorunlu görevleri köyün mahallînitelik taşıyan ortaklaşa ihtiyaçlarını gidermeye yarayan kamu hizmetleridir.Bu kamu hizmetlerinin gerektirdiği giderlerin, vergi, resim ve harçlarlaköylüden toplanacak gelirlerle karşılanması zorunludur. Köylerimizin ekonomikdurumu ve köylümüzün ödeme gücü bu giderleri karşılayacak gelirleri sağlamağayetmiyeceğinden bu işlerin köylü tarafından çalışarak yapılması köylüyurttaşların bugün içinde bulundukları koşullara uygun bulunmaktadır.
Hiçşüphesiz imece üstün nitelikte bir usul değildir. Ancak ekonomik durumlarıyeter derecede gelişmemiş olan memleketler için kamu hizmetlerinin görülmesindeimece, uygun bir esas olarak kabul edilmek gerekir.
Mahallînitelik taşıyan hizmetlerin giderlerinin o yerde oturan kişi tarafındankarşılanması maliye biliminin kabul ettiği bir ilkedir. Bu hizmetleringiderlerinin tümünü genel kamu gelirleri ile karşılamak ve doğrudan doğruyaDevlete yüklemek mümkün olmayınca mahallî Ödeme gücü de gözönüne alınarak oyerde oturanlara bir çalışma yükümü yüklemek, kamu oyunun zorunlu çalışmasaymayacağı bir vatan yükümü niteliğini alır. Şehir ve kasabalarda oturanyurttaşlara da, o şehir ve kasabaların kamu hizmetlerini karşılamak içinbelediye için belediye vergi ve resimleri yükletilmiş olması bakımından köylüve şehirli yurttaşlar arasında bir eşitlik sağlanmış olduğunu kabul etmekgerekir.
Kanununimece hakkında koymuş olduğu hüküm, çok kısa ve hasta ve malûl yurttaşlarıngenç ve yaşlıların bir ayrım gözetilmeksizin çalıştırılmalarına elverişlibulunmakta ise de tatbikatta ancak bedenle çalışabilecek olanların bu ödevebağlı tutulması tabiî bulunduğu gibi kanunların daha üstün esas ve hükümlerledüzenlenmesi kanun koyucuya düşen bir yasama görevi olması yönünden kanunhükmünün kısalığı Anayasa'ya bir aykırılık sayılamaz. Esasen Ânayasa'nın 42 ncimaddesi, gerekçesindende anlaşılacağı üzere, böyle bir yüküme yol açmışbulunmaktadır. Öte yandan Devletimizin de 6366 sayılı Kanunla katılmış olduğuİnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin 3üncü bendinin (d) işaretli paragrafı da askerlik ödevinden başka "Normalmedeni (civiques-vatani) mükellefiyetler şumulüne giren her türlü çalışma vehizmetin zorla çalıştırma sayılamayacağı esasını kabul etmiştir.
Görüşmesırasında, Ânayasa'nın 43 üncü maddesi "kimsenin yaşına, gücüne vecinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını, çocuklar, gençler vekadınların çalışma şartları bakımından özel olarak korunacağını"belirtilmekle imece Ödevinin bu maddeye aykırılığı bazı üyeler tarafından ilerisürülmüş ise de, sözü edilen bu hükümlerin kamu ödevlerinden çok çalışma ve işhukuku alanında kanun koyucuya bir direktif teşkil ettiği Kurucu Meclis AnayasaKomisyonu raporundaki açıklamalardan anlaşıldığından çoğunluk bu görüşübenimsememiştir. Bununla birlikte çoğunluk kadınlarla çocukların imece ödevindekorunmayacağı görüşünde değildir, sadece Anayasa'nın bu maddesinin imece ödeviile ilgili olmadığı kanısına varmıştır.
KöyKanununun 56 nci maddesi. 13 üncü maddede yazılan zorunlu işleri yapmıyanköylüden, ihtiyar meclisinin kararı ile, haline göre bir kuruştan yüz kuruşakadar ceza alınacağını ve ceza giyenlerin, o işten yine kaçarlarsa, cezanın ikikat alınacağını açıklamış ve ceza miktarı 10/6/1949 günlü ve 5435 sayılıKanunla beş kata çıkarılmış olmakla beraber bu cezalar önemli bir miktar teşkiletmediği gibi nitelik itibariyle de nakdî vergi borcunu Ödemeyenlerinmallarının haczi ve satılması hakkındaki kamu alacaklarının tahsili usulünedair olan kanundaki zorla tahsil usulünü karşılaması ve Ödevin yerinegetirilmesini sağlamak için bir müeyyideye de ihtiyaç bulunması bakımından bireşitsizlik ve insan haklarına bir aykırılık sayılamıyacağı açıktır.
Bunedenlerden ötürü Köy Kanununun 15 inci maddesi Anayasa'nın 2 nci, 12 nci ve 42nci maddelerine aykırı bulunmadığından bu konuya ilişkin iddianın da reddigerekir. Üyelerden Rifat Göksu, İbrahim Senil, İhsan Keçecioğlu ve CelâlettinKuralmen bu görüşe katılmamışlar ve muhalefet şerhlerinde belirtecekleri sebeplerdenÖtürü madde hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek iptali lâzımgeldiği düşüncesinde bulunmuşlardır.
3 -Köy Kanununun 16 nci maddesi
Davacıparti bu maddenin, Anayasa'nın temel ilkelerine ve 2 nci, 12 nci ve 42 ncimaddelerine aykırılığını ileri sürerek salma denilen yükün köylüyeyüklenmesinde bir ölçünün bulunmadığını, bunun vergilendirme prensiplerinedayanmadığını, maddenin anlamındaki keyfiliğin Anayasa'nın söz konusumaddelerine tamamen aykırı olduğunu, vergi alınmasında bazı Ölçüler olduğu vebu ölçüler yükümlünün gelir durumu, eşitlik ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğuhalde burada alınan paranın tamamen haksız bulunduğunu ve maddenin, Anayasa'yaaykırılığı dolayısiyle iptali gerektiğini iddia etmiştir.
KöyKanunun 16 nci maddesi ilk önce 2/6/1936 günlü ve 2491 sayılı kanunla sonra da5/7/1939 günlü ve 3664 sayılı Kanunla değiştirilmiştir; bugün yürürlükte olanşekil şöyledir :
"Köygelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıkları ileköy sınırları içinde yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse, en yüksek haddiyirmi lirayı aşmamak üzere herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisikararı ile köyde oturanlara ve köyde maddi alâkası bulunanlara salmasalınır."
Görüldüğügibi salma köy mahallî hizmetlerini karşılamak üzere köyde oturan veyaoturmamakla birlikte köyde maddi ilgisi bulunanlardan alınan dağıtmalı birçeşit genel gelir vergisi niteliğinde bir vergidir.
3664sayılı Kanunun 2., 3. ve 4 üncü maddelerine göre salma, "köydeoturanlar için hane başına salınır ve salma tevzi edilirken her hanenin ödemekudreti gözönünde tutulur. Köy dışında oturup da köyde maddi ilgisibulunanların vergi miktarı köydeki ilgi ve istifadelerinin derecesi nisbetiyleölçülür ve ona göre tâyin olunur."
"Köyünaylık adamlarının ücretleriyle mecburi işlerden başka hiç bir iş için hiç birnam ve maksatla salma salınamaz. Bu suretle toplanan paralar bu işlerden maadahiç bir yere ve hizmete tahsis olunamaz."
"Salınansalmaların nisbet, cins ve miktarı köyde herkesin görebileceği bir yereasılacak cetvelle ilân olunacağı gibi, salınan salmalarda kanun hükümlerineuygunsuzluk veya nisbetsizlîk olduğunu iddia edenler için önce koy ihtiyarmeclisine, onun kararına kanaat etmeyenler de köyün bağlı olduğu kaymakam veyavaliye itirazda bulunabilirler."
Buhükümler salmanın, herkesin ödeme gücüne göre aile itibariyle koyulacak birvergi olduğunu açıkça göstermektedir. Anayasa'nın 61 inci maddesi herkesi malîgücüne göre kamu giderlerini karşılamak üzere vergi ödemekle yükümlü tutmuş, vergi,resim ve harçların ve benzeri yükümlerin ancak kanunla konulacağıaçıklanmıştır.
Anayasa'damalî gücün ne suretle belli edileceği konusunda, kanun koyucuya bir direktifverilmiş olmadığına ve salmaya yer veren 3664 sayılı kanunla salmanın hanebaşına salınacağı, en yüksek haddinin yirmi lirayı geçmiyeceği, salmasalınırken her hanenin Ödeme gücünün gözönünde tutulacağı, salmada oransızlıkve kanuna uygunsuzluk olduğunu iddia edenlerin bu iddialarını inceleyerekkarara bağlayacak itiraz ve temyiz mercileri de belli edilmiş bulunduğuna göredavacının keyfilik iddiası yerinde görülmemiştir.
Herne kadar salmaya ilişkin 3664 sayılı Kanunda modern vergi prensipleri yeralmamış ve malî gücü belirtecek maddi ölçüler gösterilmemiş ise de bu kanunuuygulayacak olan köy ihtiyar meclislerinin okuma, yazma durumları ve köydeoturan yurttaşların her birinin mülkü ve arazisi, hayvanları ve tarımı yanigelir sağlayacak araçları hakkındaki kesin bilgileri gözönüne alındığı takdirdemodern vergi prensiplerinin ve malî gücü belirtecek ölçülerin ayrıca kanundagösterilmemiş olmasının uygulama bakımından bir eşitsizlik doğurmayacağı veesasen en yüksek haddi yirmi lira gibi az bir miktarı geçmiyen bir vergi içinmodern vergi prensiplerinin öngörülmemiş olmasının ne insan haklarına, nesosyal adalete, ne de hukuk devleti ve kanun önünde eşitlik ilkelerine biraykırılık sayılamıyacağı açıktır.
Bunedenlerden Ötürü Köy Kanununun 16 ncı maddesi Anayasa'nın 2 nci, 12 nci ve 42nci maddelerine aykırı bulunmadığından iddianın reddi gerekir. Üyelerden RifatGöksu ve Celâlettin Kuralmen muhalefet şerhlerinde belirtecekleri nedenlerdenötürü maddenin Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesindebulunmuşlardır.
4 -Köy Kanununun 41 inci, 49 uncu, 50 nci ve 51 inci maddeleri
Bunlardan41 inci madde dâvanın açılmasından sonra yürürlüğe konulan Köy Kanunundadeğişiklik yapılmasına dair 18/7/1963 günlü ve 286 sayılı Kanunun 2 ncimaddesiyle değiştirilmiş ve dâva konusu diğer maddeler de aynı kanunun 3 üncümaddesiyle yürürlükten kaldırılmış olduğundan bu maddeler hakkında kararverilmesine yer bulunmamaktadır.
Sonuç:
1 -Dâva dilekçesinde Köy Kanunun 50 nci ve 51 inci maddelerinden söz edilmekte vebunlardan hangisinin iptali istenildiği kesin olarak anlaşılamamakta ise de;her iki madde de dâvanın açılmasından sonra yürürlüğe konulan 18/7/1963 günlüve 286 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış olduğundan bu yönünaraştırılmasına yer olmadığına oybirliği ile,
2 -Aynı kanunun 12 nci ve 13 üncü ve 14 üncü maddelerinin Anayasa'ya aykırıolmadığına ve bu maddelere ilişkin dâvanın reddine oybirliği ile,
3 -Aynı kanunun 15 inci ve 16 nci maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bumaddelere ilişkin dâvanın reddine 15 inci madde hakkında Üyelerden Rifat Göksu,İbrahim Senil, ihsan Kececioğlu ve Celâlettin Kuralmen'in ve 16 nci maddehakkında da Rifat Göksu ve Celâlettin Kuralmen'in muhalefetleriyle ve oyçokluğuile,
4 -Aynı kanunun 41 inci maddesi dâvanın açılmasından sonra yürürlüğe konulan18/7/1963 tarihli ve 286 sayılı kanunla değiştirilmiş ve 49 uncu, 50 nci ve 51inci maddeleri de aynı kanunla yürürlükten kaldırmamış olduğundan bu maddelerhakkında karar verilmesine yer olmadığına oybirliği ile,
5/1/1965gününde karar verildi.
Başkan
Lûtfi Akadlı
Üye
Asım Erkan
Üye
Raif Göksu
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
Şemsettin Akçaoğul
Üye
İbrahim Senil
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Avnİ Givda
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFETŞERHİ
KöyKanunun iptali istenen 15 inci maddesi, köy işlerinin bir çoğunun bütünköylünün birleşerek imece yoluyla yapılacağını âmirdir. Bu hüküm, hiç biristisna kabul etmemeksizin ve bir güna kayıt ve şart aranmaksızın büyük, küçük,kadın, erkek, hasta ve sağlam bütün köy halkını hizmet mükellefiyeti altınasokmaktadır. Bu haliyle madde Anayasa'nın 43 üncü maddesine aykırıdır.
Bundanbaşka, imece usulüyle ve bir yükümlülük sistemi içinde yapılacak çalışmalarıntoplum hayatının zaruretleri icabı olan köy hizmetlerine hasredilmeyip köyhalkından bazılarının şahsî işlerine de teşmil edilmesi karşısında iptal konusuhükmü, Anayasa'nın 42 nci maddesiyle de bağdaştırmak mümkün olamaz.
Anayasa'nın"çalışma şartları" kenar başlığı altındaki 43 üncü maddesinde (Kimse,yaşama gücüne ve cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamaz. Çocuklar,gençler ve kadınlar çalışma şartları bakımından Özel olarak korunur.)denilmetedir.
AnayasaKomisyonu gerekçesinde denildiği gibi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yeralan bu hükmün, Anayasamızda da belirtilmesinin lüzum ve zarureti aşikârdır.Sözü geçen Köy Kanununun 15 inci maddesi, yaş ve cinsiyet farkı aranmaksızınherkesi aynı yükümlülüğe tabi tutmaktadır. Bu maddenin insanların ancak bedenîgüç ve takatları nisbetinde yaş ve cinsiyet ayırımım da nazara alarakçalıştırabileceği esasını koyan Anayasa'nın 43 üncü maddesine aykırılığızahirdir.
Anayasa,nın42 nci maddesinin birinci fıkrası ile, çalışmanın herkesin hakkı ve ödeviolduğu yolunda genel bir prensip konulmuştur. Çalışmanın herkes için bir görevolduğu ifade edilmek suretiyle vatandaşların topluma karşı önemli birvazifesine işaret edilmiştir. Bununla beraber çalışmanın bir vazife olduğuyolundaki hükmün, umumi ve mutlak anlamda mecburi çalışmanın kabulüne kadargidemiyeceği zahirdir. Zİra aynı maddenin istisnai bir nitelik taşıyan sonfıkrası, (Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödeviniteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratikesaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.) şeklinde kabul ettiği mecburiçalışmayı, muayyen ve mahdut sahaya inhisar ettirmiştir. Bu da, vatandaşlık vazifeleriarasına girecek nitelikte ve zarurî bir ihtiyaca cevap verdiği nisbette toplumiçin yapılması gerekli ve istisnai memleket ve köy hizmetleri olabilir. Halbuki15 inci madde köy hizmetinin her sahasında mükellefiyet esasını tesis ettiğigibi, gerçek şahısların hususî ihtiyaçlarını da karşılamak yönünden köy halkınıçalışmaya mecbur tutmaktadır.
2 -Köy ihtiyar meclisleri kararıyle köyde oturanlara ve köyde maddî alâkasıbulunanlara salma salınacağına dair hükmü kapsayan Köy Kanunun 16 nci maddeside Anayasa'nın 61 inci maddesinin 2 nci fıkrasına aykırıdır.
Anayasa'nın61 inci maddesinin l nci fıkrasında (Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere,malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür, denildikten sonra 2 nci fıkrasında(Vergi, resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler ancak kanunla konulur.)denilmektedir.
Salma,malî bir yükümlülük olduğuna göre konuyu Anayasa'nın 61 inci maddesi içindeincelemek gerekir.
Gerçektensalmanın bir kanun hükmü olan bahis konusu 16 nci madde ile konulması,Anayasa'nın kast ve istihdaf ettiği anlamda bir düzenleme sayılamaz. ZiraAnayasa'ya göre vatandaş vazifelerinin en önemlilerinden olan malîyükümlülüğün, vatandaşın (Malî gücü) ne göre konulması esası, modern maliyeilmi ve sosyal adalet prensiplerinin bir sonucu ve icabıdır. Bu maksat veesasın sağlanabilmesi için de verginin kişilere ne nispette ve hangi Ölçüleregöre alınabileceğinin, umumî hatları ve esaslarının kanunda belirtilmeksuretiyle düzenlenmesi gerekir. Bu esaslar kanunda belirtilmiyerek verginintakdirinin köy ihtiyar meclislerine bırakılmasının her türlü hatalara vekeyfiliğe yol açacağı meydandadır. Mesele verginin azlığı veya çokluğu değilprensibin halli işidir.
3664sayılı kanunun 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri de salmanın hangi esas veölçülere göre ve ne nisbette salınacağını tâyin etmemiş ve işi yine ihtiyarmeclislerinin takdirine bırakmıştır.
Busebeplere binaen Köy Kanunun 15 inci ve 16 ncı maddelerinin Anayasa'ya aykırıolmadığı yolunda verilen ekseriyet kararına muhalifiz.
Üye
Rıfat Göksu
Üye
Celalettin Kuralmen
MUHALEFETŞERHİ
KöyKanununun 15 inci maddesinde "Köy işlerinin bir çoğu, bütün köylübirleşerek imece ile yapılır." denilmektedir. İmece, bazı işlerin, bedenençalışmak suretiyle yapılması demektir. Köy işlerinde bu usulün uygulanması,esas itibariyle, Anayasa'ya aykırı değildir. Bu konuda üzerinde durulmasıgereken cihet, 15 inci madde hükmünün kapsamıdır. Metinde hiç bir sınırlamabulunmadağına göre kişiler arasında ayırım yapılmaksızın çalışma zorunluğuherkese yüklenebilecektir. Anayasa'nın 43 üncü maddesinde, kimsenin yaşına,gücüne, cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamıyacağı, çocukların,gençlerin ve kadınların, çalışma şartları bakımından özel olarak korunacaklarıyazılıdır. İmecenin uygulanmasında da bu hükmün gözönünde tutulması doğaldır.Sözü geçen 15 inci madde ise, yukarıda da belirtildiği üzere, yaş, güç vecinsiyet ayırımı yapılmaksızın herkesin çalışma zorunluğuna tabi tutulmasınamüsaittir. Bu yönden Anayasa'nın 43 üncü maddesine aykırı olduğundan iptaligerekir, çoğunluğun 15 inci maddeye ilişkin kararına bu sebeple muhalifiz.
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
İbrahim senil