ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/197
Karar No.:1963/166
Karar tarihi:26/6/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:7.11.1963/11549
Davacı: Türkiye İşçi Partisi adına Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar
Dâvanınkonusu : 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinin lnumaralı bendinin (A), (C) fıkraları ile (D) fıkrasının (Veyahut salıverîldiğihalde yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmünün ve (H)fıkrası ile 130 uncu maddesinin 2 numaralı bendinin ve 156 ncı maddesiyle 206ncı maddesinin 4 numaralı bendinin ve ayrıca bir çok kanunların bir kısımhükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasiyle iptali istenilmiştir.
İlkinceleme :
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilk incelemede :Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan Türkiye İşçi Patisinin GenelYönetim Kurulu; Anayasa'ya aykırı kanunlar hakkında Anayasa Mahkemesindeiptal-dâvası açılması ve dâvaların konularının tâyini ve gerekli işlemlerinyapılması için Merkez Yönetim Komitesine tam yetki verilmesini kararlaştırmışve bu karar üzerine toplanan Merkez Yönetim Komitesi de; açılacak dâvakonularını tesbit etmiş ve dâva açmak üzere Parti Genel Başkanına tam yetkivermiştir.
Dâvalarınkanun hükümlerine uygun şekilde açılıp açılmadığının görüşülmesinde :
a)Türkiye İşçi Partisi Merkez Yönetim Komitesinin Parti Tüzüğünün 17 ncimaddesinde belirtildiği veçhile Partinin en yüksek Merkez organı olduğuanlaşıldığından bu organın, iptal dâvası açılması konusunda karar vermişolmasının 22/4/1962 gün ve 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin l numaralıbendine uygun olduğuna, Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, İbrahim Senil,Celâlettin Kuralmen, Muhittin Gürün'ün dâva açma kararının, Parti Tüzüğünün 15inci maddesi uyarınca Partinin en yüksek merkez organı olan Genel YönetimKurulunca ve Üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun da, Partinin en yüksek organı olanbüyük kongrece verilmesi gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ilekararlaştırıldıktan sonra, dosyada eksiklik bulunmadığı ve başvurmanınAnayasa'nın 149. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usullerihakkındaki 44 sayılı kanunun 21, 22, 25, 26 ncı maddelerine uygun olduğucihetle esasın incelenmesine;
b)Muhtelif kanunlarla ilgili maddelerin iptalinin bir dilekçe ile istenilmesidâvaların çözümlenmesini güçleştireceğinden her kanuna ilişkin madde veyamaddeler için örnekler çıkarılmak suretiyle ayrı birer dosya teşkiline vedâvaların böylece tefrikine;
11/3/1963gününde oybirliği ile karar verilmiştir.
Busuretle 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanunun yukarıda sözü edilenhükümlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyle iptali isteminden ibaret olan vetefrik ve dosyası ayrıca teşkil edilen işbu dâvaya ait dilekçe ve ekleri kâğıtlar,düzenlenen rapor, 1631 sayılı kanunun iptal konusu maddeleri ve Anayasa'nınolaylarla ilgili hükümleri ve Anayasa Komisyonunun raporu ve TemsilcilerMeclisi görüşme tutanaklarının ilgili kısımları okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü :
AskerîMuhakeme Usulü Kanununun konu ile ilgili maddeleri şöyledir :
Madde105- l - Suçu işlediğine dair aleyhinde kuvvetli deliller elde edilen maznunaşağıda yazılı hallerde tevkif olunabilir :
A)Tahkikatın taallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise;
B)Maznunun kaçması şüphesini uyandıracak vakıalar varsa;
C)Askerî disiplinin muhafazası maznunun tevkifini mucip ise;
D)Cürmün izlerini yok edeceğini veya şeriklerini uydurma beyanata veyaşahitlikten kaçınmaya sevkeyleyeceğini gösterir veyahut salıverildiği haldeyeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa;
H)Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozanfiillerden bulunur veyahut adabı umumiye aleyhinde olursa.
Madde130- 1 Son tahkikatın açılmasına dair karar aleyhine maznun tarafından itirazolunamaz.
2-İrtikâp rüşvet almak ve vermekten, ihtilastan, zimmete para geçirmekten vedoğrudan doğruya veya memuriyet vazifesini suistimal suretiyle kaçakçılıktan veresmî müzayede ve münakaşalara fesat karıştırmaktan maznun olanlar hakkında sontahkikatın açılması kararı ile birlikte tevkiflerine karar verilir ve bunlarhakkında mahkemelerce duruşma her halde mevkufen cereyan eder.
Madde156- Duruşmanın taliki halinde Askerî Mahkeme maznun hakkında tevkifmüzekkeresi verebilir. Hüküm verildiği zaman da aynı hal caridir.
Madde206- l - Gerek maznun ve gerek âmiri adlî tarafından müdafi olarak aşağıdakizatlar tâyin edilebilir :
A)Muvazzaf zabitler;
B)Askerî adlî hâkimler, askerî mahkemelerde staj yapan hukuk mezunları;
C)Askerî memurlar;
D)Mütekait ve ihtiyat zabitleri;
E)Barolarda mukayyet avukatlar;
2-(A), (B), (C) fıkralarındaki zatlar müdafaayı deruhte etmek için mafevklerininmuvafakatlerini almağa mecburdurlar.
3-Mahkemelere re'sen tâyin edilecek müdafiler askerî adliye idaresi ve âmiriadliler tarafından barolarla muhabere olunarak temin edilir. Bunlar hizmettenkaçmamazlar.
4-Dâva olunan fiil, sahtekârlık, hırsızlık, emniyeti suistimal, yağma, tahripcürümlerinden biri olduğu veya askeri sırlarla ve Hükümetin emniyeti ilealâkadar bulunduğu takdirde maznun âmiri adlînin muvafakat edeceği avukat veyadâva vekilini müdafi tâyin eder.
Davacı;Anayasa ilkelerinden genel olarak bahsettikten sonra iptal konusu hükümlerhakkında özel gerekçesinde :
a)1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin l numaralı bendinin (A), (C), (H)fıkralarında yazılı tevkif sebepleriyle (D) fıkrasının son cümlesindeki"Yahut salıverildiği takdirde yeniden suç yapacağına delâlet edersebeplerin bulunması" haliyle ifade edilen tevkif sebebinin ve 130 uncumaddenin 2 numaralı bendindeki mecburî tevkif halinin ve 156 ncı maddesindemahkemenin duruşmanın taliki halinde maznun hakkında tevkif müzekkeresiverebileceğine dair hükmün 6366 sayılı kanunla tasdik ettiğimiz Avrupa İnsanHakları ve ana hürriyetlerini koruma sözleşmesinin 5 inci maddesinin (c)fıkrasındaki kaçmayı veya delillerin yok edilmesini önlemek maksadiyle tevkifedileceğini gösteren iki hal dışında olduğunu ve bu hükümlerin Anayasa'nın 30uncu maddesine de aykırı bulunduğunu ve 14 üncü maddesindeki kişidokunulmazlığı hürriyetinin 11 inci madde ile teminat altına alınan özünü deyok eder mahiyette bulunduğunu;
b)Aynı kanunun 206 ncı maddesinin 4 üncü numaralı bendindeki maznunun tâyinedeceği avukat veya dâva vekilinin âmiri adlinin muvafakatına tabi tutulması daAnayasa'nın 31 inci maddesiyle teminat altına alınmış olan hak aramahürriyetinin özüne dokunduğu ve Avrupa insan Hakları ve Ana Hürriyetleri KorumaSözleşmesinin, müdafi tâyini hakkını hiç bir tahdide tabi tutmadığını;
ilerisürerek adı geçen hükümlerin iptalini istemiştir.
Gerekçe:
Anayasamıztemel hak ve hürriyetlerin özüne dokunmamak şartiyle ve Anayasa'nın ruhuna vesözüne uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Kişihürriyetini içine alan kişi dokunulmazlığı da temel hak ve hürriyetlerin enbaşında gelenlerindedir. Toplum hayatının zorunlu kıldığı takdirde kişi hürriyetininkayıtlanabileceği hallerden birisi de geçici bir tedbir olan tutuklamadır.Anayasamız 30 uncu maddesiyle bu konuyu düzenlemiştir. Bu itibarla iptal konusututuklama sebeplerini kapsıyan hükümlerin 30 uncu madde karşısında durumununincelenmesi gereklidir.
Anayasa'nın30 uncu maddesi şöyledir :
(Suçluluğuhakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadiyle veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkim kararı iletutuklanabilir. Tutukluluğun devamına karar verilebilmesi aynı şartlarabağlıdır ...) Bu maddenin Anayasa Komisyonunca hazırlanan metni (Suçlu hakkındakuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yok edilmesiniönlemek maksadiyle hâkim kararı ile tutuklanabilir) suretinde iken TemsilcilerMeclisindeki görüşülmesinde; bu sebeplerin ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu,bu iki şart, yani delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi ihtimalleribulunmadığı takdirde memleketin huzur ve asayişini bozan, Devletin emniyeti ileilgili ve temel nizamlarına karşı işlenecek suçların faillerinin tutuklanmasınaimkân olup olmıyacağının düşünülecek bir hal alacağı ileri sürülerek maddenindeğiştirilmesi istenilmiş ve bunun üzerine komisyon ilk teklifini geri alarakgörüşmelerin ışığı altında yeniden düzenlediği şekli umumî heyete sunmuştur. Buşekilde maddeye (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunlagösterilen diğer hallerde) ibaresi ilâve edilmiştir. Komisyon sözcüsü yapılanbu değişikliğin niteliğini ve kapsamını açıklarken; bu suretle kanun koyucuyabaşka tevkif sebepleri koyma imkânı verilmediğini, ancak rastgele tevkif sebebiyaratmaması için de bir istikamet gösterildiğini ve maddenin yeni şekli ile hemfert hürriyeti bakımından bir teminat yaratıldığını ve hem de asayiş ve emniyetbakımından lüzumlu olan imkânın bahşettiğini ifade etmiş ve yapılan görüşmesonunda madde teklif edilen bu ikinci şekliyle kabul edilmiştir.
Toplumunihtiyaçları, içinde bulunduğu şartlara ve özelliklere göre değişir. Buihtiyaçların gerektirdiği tedbirleri almak, toplum hayatının devamı bakımındanzorunludur. Anayasa koyucusu da temel hak ve hürriyetin zedelenmesine meydanveremeyecek şekilde ihtiyacın gereklerini yerine getirmiştir. Bu sebepledir ki: Anayasamız tutuklama hallerini, kaçma veya delilleri yok etme ve değiştirmegibi, yalnız muhakeme hukuku ile ilgili sebeplere hasretmemiş (Veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde) hükmünü maddeyeilâve etmekle kanun koyucuya tutuklamayı zorunlu kılan başka sebepler de kabuledebilme imkânını saklamıştır. Maddedeki (Bunlar gibi) deyimini, sadece kaçmakveya delilleri yok etmek veya değiştirmek hallerine bağlamaya imkân yoktur.Maddeye eklenen bu hüküm tutuklamayı zorunlu kılma bakımından, bunlara benzeyenhallerin de kanun koyucu tarafından tutuklama sebebi olarak kabul edileceğianlamındadır.
TemsilcilerMeclisi görüşmelerinden özellikle tutuklama zorunluğunu yalnız memleketin huzurve asayişini bozan veya Devletin emniyeti ile ilgili ve temel nizamlarına karşıişlenecek suçların failleri hakkında kabul edilebileceği mânasını çıkarmak daolamaz. Bu haller tutuklama zorunluğunu belirtmek bakımından birer örnek olarakgösterilmiştir. Şayet aksi benimsenmiş olsaydı değişikliğin, buna göreyapılması, yani maddede bu hallerin açıkça gösterilmesi gerekirdi. Tutuklamayızorunlu kılan başka sebepler de olabileceği düşünülerek bu şekilde biraçıklamaya gidilmemiş (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunlagösterilen diğer hallerde) kaydı maddeye ilâve edilmek suretiyle, kişihürriyetinin korunması için kanunla rast gele tutuklama sebebi yaratılmamasısağlanmıştır.
Toplumungerçek ihtiyacını gözönünde tutan Anayasa'nın kabul ettiği bu esasa göre 1631sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinin iptal dâvasına konuolan hükümlerinin tutuklamayı zorunlu kılan sebeplerden sayılıpsayılmıyacağının ayrı, ayrı incelenmesine lüzum vardır. Bunlardan;
1-105 inci maddenin l numaralı bendinde : Suçu işlediğine dair aleyhinde kuvvetlideliller elde edilen maznun, aşağıda yazılı hallerde tevkif olunabilir. Hükmükonduktan sonra bu bendin (A) fıkrasında (Tahkikatın taallûk ettiği suç ağırcezayı müstelzim cürümlerden ise) denmek suretiyle bu hal tutuklama sebebiolarak kabul olunmuştur. Bu hüküm; bu gibi suçların faillerinin göreceklericezanın ağırlığı karşısında kaçma ihtimalinin galip bulunduğu endişesinedayanmaktadır. Anayasa'nın 30 uncu maddesi de suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişilerin kaçmalarını önlemek amacıyla tutuklanabilecekleriöngörmektedir. Tahkikatın taallûk ettiği suçun ağır cezayı gerektirmesi halindemaznunun kaçma ihtimalini mevcut görmek ve binnetice bu hali sözü edilenAnayasa'nın 30 uncu maddesindeki tutuklama sebebine uygun saymak yerinde olur.Nitekim Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasınınl numaralı bendinde de tahkikatın mevzuu olan suçun ağır cezayı müstelzimolması hali, maznunun daima kaçacağının bir karinesi sayılmıştır. Bu karineninaksinin de kabul olunabileceği ve bu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunmadığımahkememizin 13/5/1963 gün ve 200 sayılı kararında belirtilmiş bulunmaktadır.Bu bakımdan sözü edilen 105 inci maddenin l numaralı bendinin (A) fıkrasıhükmünün Anayasa'ya aykırı bir yönü görülmemiştir.
2-105 inci maddenin l numaralı bendinin (C) fıkrasındaki (Askerî disiplininmuhafazası maznunun tevkifini mucip ise) yollu tutuklama sebebinin niteliğininanlaşılabilmesi İçin askerî disiplin kavramı üzerinde durulmak icap eder.
4/1/1961günlü ve 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 2 ncimaddesinde (Türk Vatanını, İstiklâl ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatınıöğrenmek ve yapmak mükellefiyeti) olarak tarif edilen askerlikte disiplininmâna ve şümulü aynı kanununun 13 üncü maddesinde şu suretle açıklanmaktadır :(Disiplin : kanunlara, nizamlara ve âmirlere mutlak bir itaat ve astının veüstünün hukukuna riayet demektir. Askerliğin temeli disiplindir. Disiplininmuhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun venizamlarla idarî tedbirler alınır.)
Görülüyorki bu hükümler, askerlikte disiplinin önemini açıkça ortaya koymaktadır.Gerçekten bir ordunun kuvvet ve kabiliyeti, disiplini ile ölçülür. Yurdun iç vedış emniyetini korumak görevi ile yükümlü olan orduyu memleketin yüksekmenfaatlerinin gerektirdiği maksada kül halinde sevk edebilmek, ancak disiplinsayesinde mümkün olur. O halde disiplinin mahafaza ve idamesi, askerliğinvazgeçilmez bir unsuru olduğuna göre askerî disiplinin muhafazası için zorunluolduğu takdirde maznunun tutuklanabilmesi kabul edilmelidir. Aksi takdirdeaskerliğin temeli sarsılmış olur. Bu bakımdan sözü edilen ve tutuklamayızorunlu kılan bu hüküm, Anayasa'nın 30 uncu maddesinin amacına uygunbulunduğundan Anayasa'ya aykırı değildir.
3-105 inci maddenin l numaralı bendinin (H) fıkrasında üç ayrı tutuklama sebebiyer almıştır. Bunlardan birincisi suçun asayişi bozması, ikincisi Devlet veHükümet nüfuzunu kıran nitelikte olması, üçüncüsü de âdabı umumiye aleyhindebulunmasıdır.
İşlendiklerizaman, toplumun huzurunu kaçırıp, heyecan yaratarak, memleketin asayişini bozansuçlarla, memleket bünyesinde ağır tahribat yapmak istidadında olan Devlet veHükümet nüfuzunu kıran suçların ve yine toplumun gelenek ve görenekleribakımından işlendikleri zaman çevrede geniş tepki ve sarsıntılar yaratacağışüphesiz olan umumi adap aleyhinde işlenen suçlarda tutuklama zorunluğuolabileceğinde tereddüt edilmemesi gerekir. Asayişi bozan ve Devlet ve Hükümetnüfuzunu kıran suçlar deyimlerinin genelliği bakımından kapsamlarının tâyinindezorluk çekileceği cihetle keyfi takdirlere yol açacağı ve umumi âdap aleyhineişlenen suçlar arasında pek hafif olanlarının da bulunabileceği ilerisürülebilirse de; tutuklamaya zorunlu kılan suçların, maddede birer birergösterilmesindeki güçlükler bir tarafa bırakılsa dahi, aynı nitelikte suçlarınzaman, mekân ve işleniş tarzlarına göre toplumda yaratacağı etkilerinbirbirlerinin aynı olmayacağını gözden uzak tutmamak gerekir. Kaldı ki budeyimlere, kanun, hangi ölçü dahilinde hareket edileceğini göstermektedir. Buölçü dahilînde tutuklamayı gerektiren vakıa ve hallerin neden ibaret olacağınıtakdir etmenin tutulamaya karar vermek yetkisine sahip olan mercie bırakılmışolması, ihtiyacın gereklerine daha uygundur. Kanunda tutuklama mecburiyetiesası kabul edilmemiş olduğuna göre; görevli merciin, Anayasa'nın kişihürriyetine, verdiği önemi ve işlenen suçun niteliğini gözönünde tutarakkanunun çizdiği sınır içinde kalmak şartiyle takdirini kullanacağı tabiidir.Diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, toplum hayatının zorunlu kıldığıhallerde kişi hürriyetinin de, özüne dokunmamak şartiyle,sınırlandırılabileceği Anayasa esaslarından bulunmuştur. Sözü geçen 105 incimaddenin l numaralı bendinin (H) fıkrasındaki tutuklama sebeplerinin,Anayasa'nın 30 uncu maddesinin (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu falan vekanunla gösterilen diğer hallerde) hükmünün amacına uygun olduğu ve kişidokunulmazlığının özünü de zedelemediği cihetle Anayasa'ya aykırılığı iddiası yerindegörülmemiştir.
4-105 inci maddenin l numaralı bendinin (D) fıkrasındaki (Veyahut salıverildiğitakdirde yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmüne gelince :
Buradatutuklama, işlediği bir suçtan dolayı hakkında kovuşturma yapılan bir kimseninsalıverildiği takdirde başka bir suç işlemek tehlikesini önlemeyi hedef tutanihtiyatî bir tedbir olarak düşünülmüştür. Kanunun koyduğu bu tutuklamasebebinin, maznunun işlediği suçla hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu sebepleortada muhakeme hukuku bakımından bir zorunluk söz konusu olamaz. (Yeniden suçyapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmü çok müphemdir. Kaldı ki, kiminsonradan suç işleyeceğini kestirmenin mümkün olamıyacağı gözönünde tutulursamakul bir sebebe dayanmıyan ve belli bir sınırı olmıyan bu hükmün keyfitakdirlere yol açacağı ve bunun da kişi dokunulmazlığını tehlikeye düşüreceğive kişi hürriyetinin Özüne dokunacağı şüphesizdir. Sanığın başka bir suçişlemesini Önlemek için ihtiyatî bir tedbir olarak tutuklanması Anayasa'nın(30) uncu madesindeki (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunlagösterilen, diğer hallerde) hükmünün kapsamına girmeyen ve Anayasa'nın kanunkoyucuya verdiği direktife de uygun olmıyan, rastgele bir tutuklama halidir. Bubakımlardan sözü edilen (D) fıkrasındaki (Veyahut salıverildiği takdirdeyeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmü Anayasaya aykırıbulunmuştur.
5-1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 130 uncu maddesinin 2 numaralıbendinde (İrtikap, rüşvet almak ve vermekten, ihtilâsten, zimmete parageçirmekten ve doğrudan doğruya veya memuriyet vazifesini suiistimal suretiylekaçakçılıktan ve resmî müzayede ve münakaşalara fesat karıştırmaktan maznunolanlar hakkında son tahkikatın açılması kararı ile birlikte tevkiflerine kararverilir ve bunlar hakkında mahkemelerce duruşma her halde mevkufen cereyaneder) hükmü yer almıştır. Aynı maddenin l numaralı bendindeki (Son tahkikatınaçılması kararı aleyhine maznun tarafından itiraz olunamaz) hükmü, dâvaya dâhildeğildir. Dâva: tutuklama mecburiyetini koyan 2 numaralı bendin Anayasayaaykırılığı iddiasından ibaret olduğuna göre, adlî âmirin son tahkikatınaçılmasına karar vermesi ve tutuklamaya yetkili bulunması hususları incelemekonusu dışında bırakılmıştır.
Maddenin2 numaralı bendinde; bu bentte gösterilen suçlardan sanık olanların sontahkikatın açılması kararı ile birlikte tutukluluklarına karar verileceği vemahkemelerce de duruşmanın tutuklu olarak yapılacağı emredilmektedir. Diğertaraftan Anayasa'nın 30 uncu maddesinde (Tutuklanabilir) denmekle, tutuklamanınmecburi olmaması prensibi konmuştur. Bu itibarla mecburi tutuklamayı kapsayan130 ncu maddenin 2 numaralı bendindeki hüküm Anayasa'nın 30 ncu maddesineaçıkça aykırıdır.
6-1631 sayılı Askerî Mahkeme Usulü Kanunu 156 ncı maddesinde (Duruşmanın talikihalinde askeri mahkeme maznun hakkında tevkif müzekkeresi verebilir. Hükümverildiği zaman da aynı hal caridir.) hükmü yer almıştır.
Bumadde, askeri mahkemenin de tutuklama yetkisi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda olduğu gibi duruşmanın bir celsedesonuçlandırılması Askerî Muhakeme Usulü Kanunun da kabul ettiği bir esastır.Buna rağmen duruşmanın geri bırakılmasında zorunluk olduğu takdirde serbestolarak yargılanmakta olan sanığın tutuklanmasını gerektirir sebepler var iseaskeri mahkeme de tutuklama kararı verebilecektir. Ve ayrıca hükümle birliktebu yetkisini kullanabilecektir. Ancak bu hüküm, askeri mahkemenin tutuklamadamutlak bir yetkiye sahip olduğunu göstermez. Soruşturmanın diğer safhalarındaolduğu gibi duruşma safhalarında da uygulanacağı şüphesiz olan aynı kanunun 105inci maddesinde gösterilen tutuklama sebepleri mevcut bulunduğu takdire mahkemebu yetkisini kullanabileceğinden maddenin Anayasaya aykırı bir yönügörülmemiştir.
7-1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 206 ncı maddesinin 4 numaralıbendinde (Dâva olunan fiil sahtekârlık, hırsızlık, emniyeti suistimal, yağma vetahrip cürümlerinden biri olduğu veya askeri sırlarla ve hükümetin emniyeti ilealâkadar bulunduğu takdirde maznun âmiri adlinin muvafakat edeceği avukat veyadâva vekilini müdafi tayin eder.) hükmü yer almıştır.
Bubentte, yine aynı bentte gösterilen suçlardan sanık olanların, âmiri adlininuygun göreceği avukat veya dâva vekilini müdafi tâyin edeceği esası konmaksuretiyle müdafaa müessesesi kayıt altına alınmıştır.
Gerçektensavunma hakkı, kişilerin en kutsal temel haklarındandır. Bu hakkın her hangibir şekilde sınırlandırılmasının kişinin savunma hakkından yoksun bırakılmasıgibi bir sonuç doğuracağından şüphe edilemez. İşte bu sebepledir ki Anayasamız,hak arama hürriyeti başlığını taşıyan 31 inci maddesinde (Herkes, meşru bütünvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir...) hükmünü koymakla iddia vesavunma hakkına verdiği önemi belirtmiştir.
Budurumda, dâva konusu bentte gösterilen suçlara ait dâvaların takibini üzerinealacak avukat veya dâva vekilinin durumlarının adlî âmir tarafından incelenmesive icabında müdafiliğinin kabul edilmemesi sonucu doğmaktadır. Sanığın, meslekîbilgisine ve şahsına güvenliği avukat veya dâva vekili tarafından savunmasınınyapılmasını istemenin meşru ve tabiî bir hakkı olduğunu kabul etmek gerekir.Adlî âmirin sözü edilen şekilde muvafakatinin şart koşulması, savunma hakkınınserbestçe kullanılmasını engellediğinden, Anayasa'nın 31 inci maddesiylesağlanmış olan kişinin meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiylekullanabileceği bu haki sınırlamaktadır. Bu sınırlama Anayasa'nın 11 incimaddesinde öngörülen kamu yararını veya millî güvenliği ilgilendiren bir sebepde bulunmadığından sözü edilen 206 ncı maddenin 4 numaralı bendindeki hükümAnayasaya aykırıdır.
Sonuç:
Yukarıdayazılı sebeplerden ötürü;
I-1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin l numaralı bendinin (A) fıkrasında yeralan (Tahkikatın taallûk ettiği suç, Ağır cezayı mültelzim cürümlerden ise;)hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına Üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun muhalefetiile ve oyçokluğu ile;
II-Aynı kanunun aynı madde ve bendinin (C) fıkrasında yer alan (Askeri disiplininmuhafazası maznunun tevkifini mucip ise) hükmünün Anayasanın 30 uncu maddesikarşısında Anayasaya aykırı olmadığına Üyelerden Ekrem Korkut ve MuhittinGürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
III-Aynı kanunun, aynı madde ve bendinin (D) fıkrasında yer alan (Veyahutsahverildîği halde yeniden suç yapacağına delâlet eder) hükmünün Anayasayaaykırı olduğundan, iptaline Üyelerden Ahmet Akar'ın muhalefetiyle ve oyçokluğu ile;
IV-Aynı kanunun, aynı madde ve bendinin (H) fıkrasında yer alan:
a)(Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırıolmadığına Başkan Sünuhi Arsan ve Üyelerden ismail Hakkı Ülkmen, CelâlettinKuralmen, Ekrem Korkut ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
b)(Veya memleketin asayişini bozan) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırı olmadığınaBaşkan Sünuhi Arsan ve Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, Salim Başol, CelâlettinKuralmen, Ekrem Korkut ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
c)(Veyahut âdabı umumiye aleyhine olursa) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırıolmadığına Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, Celâlettin Kuralmen, Ekrem Korkut veMuhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
V-Aynı kanunun 130 uncu maddesinin 2 numaralı bendinin, Anayasaya aykırıolduğundan, iptaline esasta oybirliği ile ve Üyelerden Şemsettin Akçaoğlu veMuhittin Gürün'ün gerekçeye, adlî âmirin tevkife karar veremiyeceği hususununda derci gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
VI-Aynı kanunun 156 ncı maddesinin, Anayasaya aykırı olmadığına oybirliği ile;
VII-Aynı kanunun 206 ncı maddesinin 4 numaralı Anayasaya aykırı olduğundan,iptaline oybirliği ile;
26/6/1963gününde karar verildi.
Başkan
Sünuhi Arsan
Başkanvekili
Tevfik Gerçeker
Üye
Osman Yeten
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
Lütfi Akadlı
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
(muhalefet şerhim eklidir)
Üye
Celâlettin Kuralmen
(muhalefet şerhim eklidir)
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Ekrem Korkut
Üye
Ahmet Akar
(muhalefet yerhim eklidir)
Üye
Muhittin Gürün
(muhalefet şerhim eklidir)
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFETŞERHİ
ResmiGazete'nin 22/5/1963 tarihli ve 11409 sayılı nüshasında yayınlanan mahkememizin19/2/1963 tarih ve Esas: 962/277 ve Karar : 963/34 sayılı kararındaki muhalefetsebeplerim dairesinde (Veya memleketin asayişini bozan) hükmünün Anayasayaaykırı olduğu oyu ile kararın sonuç kısmında IV numaralı bendin (B) fıkrasınamuhalifim.
Üye
Salim Başol
MUHALEFETŞERHİ
Tutuklamabir tetbirdir. Hiç bir zaman cezaî bir nitelik arzetmez. Tutuklama sebepleri,kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini Önlemek gibisoruşturma ile ilgili olacaktır. Yoksa, Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketinasayişini bozan fiillerden bulunması gibi soruşturma ile alâkası bulunmayanumumi sebeplere dayanılarak yapılan soruşturmalar cezaî bir nitelik taşır.Anayasa Komisyonu tasarısında da yok iken Genel Kurulda (Veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde) şeklindeyapılan ilavenin de yine soruşturma ile ilgili olması gerekir. Aksi halde busebeplerin bir değiştirmeye tabi tutulmaksızın olduğu gibi alınması icapederdi. Esasen bu sebepler bizimde kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Haklarını ve HürriyetleriniKoruma Sözleşmesinde de yoktur.
Buitibarla 1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin 1 numaralı bendinin Hfıkrasında yer alan (Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran) ve (Veyamemleketin asayişini bozan)şeklindeki her iki hükmün Anayasaya aykırı olmadığıyolundaki çoğunluğun görüşüne muhalifim.
Başkan
Sünuhi Arsan
MUHALEFETŞERHİ
l-Dâva Türkiye İşçi Partisinin 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin birincifıkrasının l sayılı bendinde gösterilen yetkili organı tarafından açılmamıştır.Bu kanaati doğuran sebepler 29/4/1963 tarihli ve E. 1963/190-K. 1963/100 sayılıkararda münderiç muhalefet şarhinin birinci maddesinde açıklanmıştır.
Buitibarla dâvanın esasa girilmeden yetki bakımından reddi gerekir
2-Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinin birinci fıkrasının 3sayılı bendinde yazılı (Suç memleket asayişini bozan fiillerden bulunursa)hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı hakkında oyçokluğu ile verilip ResmîGazetenin 22/5/1963 tarihli ve 11409 sayılı nüshasında yayımlanan 18/2/1963tarihli ve E. 1962/277-K. 1963/34 sayılı kararda münderiç muhalefet şerhinin 2nci fıkrasında tafsilen açıklanan sebepler, Askerî Muhakeme Usulü Kanunun 105inci maddesinin l sayılı bendinin (H) fıkrasında yazılı (Suç Devlet ve Hükümetnüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan fiillerden bulunur veya adabıumumiye aleyhine olursa) şeklindeki tevkif sebepleri hakkında da aynen varidolup bu hükümler dahi Anayasanın 11, 14 ve 30 uncu maddelerinin sözüne veruhuna aykırıdır.
Busebeplere binaen çoğunluk kararına evvela usul bakımından, ve sonuç kısımınınIV işaretli bendinin a, b ve c fıkralarında gösterilen hükümlere de esasbakımından muhalifim.
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
MUHALEFETŞERHİ
1-1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinde (Kaçmaşüphesini uyandıracak vakıalar varsa) sanığın tevkif olunabileceği gösterilmiş;maddenin sonlarında (Suçun ağır cezalı cürümlerden olması) nın, sanığınkaçacağına bir karine olduğu açıklanmıştır.
Hâkimtarafından bu karinenin hilafı da kabul edilebileceğine göre (Ağır cezayımüstelzim suç), bu kanuna göre, başlıbaşına bir tevkif sebebi değildir.
Halbuki,1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinde evvelâ (Tahkikatıntaallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise) sanığın tevkifinecevaz verilmiş; (Sanığın kaçması şüphesini uyandıracak vakıalar), bunu takiben,diğer bir tevkif sebebi olarak kabul edilmiştir.
(Suçunağır cezayı müstelzim bulunması) nın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda (Kaçmayakarine), Askeri Muhakeme Usulü Kanununda ise (Doğrudan doğruya tevkif sebebi)sayıldığı gözükmektedir. Halbuki Anayasa'nın 30 uncu maddesinde, tevkif sebebiolarak, böyle bir hal derpiş, olunmamıştır. Binnetice, 1631 sayılı kanunun 105inci maddesinin l numaralı bendinin A fıkrası hükmü, Anayasa'nın lâfzına veruhuna aykırıdır.
2-1631 sayılı kanunun 129 ve 130 uncu maddeleri hükümlerine göre âmiri adlî, sontahkikatın açılması karariyle birlikte sanığın tevkifine de karar vermektedir.Halbuki, Anayasa'nın 30 uncu maddesine göre tevkif kararı ancak hâkimtarafından verilebilir.
130uncu maddenin 2 numaralı bendinde yazılı hallerin mecburi tevkif sebebi olarakkabulü Anayasa'nın 30 uncu maddesine nekadar aykırı ise bu kararın âmiri adlîtarafından verileceğine dair hüküm de aynı maddeye aynı şekilde aykırıdır.Kararın gerekçesine bu sebebin de derci gerekirdi.
Busebeplerle kararın l numaralı bendine esastan, V numaralı bendine de,gerekçedeki noksan sebebiyle, muhalifim.
Üye
Şemsettin Akçoğlu
MUHALEFETŞERHİ
AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkında ki 44 sayılı Kanunun 25inci maddesinin l inci fıkrasının l sayılı bendinde Türkiye Büyük MilletMeclisinde Temsilcisi bulunan siyasî partiler tarafından açılacak iptaldâvalarının parti tüzüklerine göre en yüksek merkez organlarının kararı üzerinegenel başkanları veya vekilleri tarafından açılacağını bildirmektedir. Türkiyeişçi Tüzüğünün 9-14 ve 17 nci maddeleri hükümlerinden (Genel Yönetim Kurulu)nün partinin en yüksek merkez organı olduğu anlaşılmaktadır. Bu iptal dâvasıise partinin (Merkez Yönetim Komitesi) tarafından alınan karara müstenidenaçılmış bulunmaktadır. 44 sayılı kanunun sözü geçen madde ve fıkrasına göredâvanın yetki bakımından reddi lâzım geldiği mütalâasında bulunmakla beraber22/5/1963 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan Mahkememizin 1963/277 esas ve1963/34 karar sayılı kararında iştirak etmiş olduğum muhalefet şerhindeaçıklanan gerekçeler 1631 sayılı Askarî Muhakeme Usulü Kanununun 105 incimaddesinin l numaralı bendinin (Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran veyamemleketin asayişini bozan veyahut adabı umumiye aleyhinde olan) suçları tevkifsebebi olarak kabul eden "H" fıkrası hakkında da aynen varitbulunduğundan sözü geçen "H" fıkrasının da iptali gerektiğikanaatindeyim.
Üye
Celâlettin Kuralmen
MUHALEFETŞERHİ
Anayasa,himaye ettiği vatandaş temel hak ve hürriyetleri için istisna tanımamış askerve sivil diye bir hüküm ayrılığı kabul etmemiştir. Böyle olunca kişi güvenliğini sağlayan 30. maddenin bu yönden bir ayırmaya tâbi tutulması mümkün görülemez.
Askerliktedisiplinin temel olduğu ihtilaflı değildir. Diğer taraftan askerî disiplinzaruretinin Anayasa hükümlerini ihmal için bir sebep teşkil etmiyeceği deaşikârdır. Esasen Anayasa'da, askerliğin icaplarına göre hususi hükümler şevkiprensibi benimsenmiştir. Kanun koyucunun bu itiyat ve iltizamı karşısında, birtefrik yapılması için açık bir Anayasa hükmü ne ihtiyaç vardır. Bunun dışında"bulunmadığı takdirde ordunun yok olmasını intaç eden disiplinmülâhazaları ile bulunmadığı takdirde yok olmasını mucip olan adaletmülâhazalarını" telif etmek lâzım ve zaruridir.
1631sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesinin 1. fıkrasının C bendindehiç bir ayırım yapılmaksızın "askeri disiplinin muhafazası maznununtevkifini mucip ise" hükmü yer almaktadır. Askerî disiplinin başı ve sonugösterilmediği ve her askerî suçun askeri disiplini bozar mahiyette telâkkisimümkün bulunduğu cihetle, istisnasız olarak her askerî suç için tevkif kararıverebileceği neticesine varılmak gerekir ki bu hem tehlikeli hem de hukukaaykırı sonuçlar doğurur.
AskerîCeza Kanununda disiplin cezalarını icap ettiren fiiller, disiplin kabahatlerive disiplin tecavüzleri olarak iki kısımda mütalâa edilmiştir. Kanunun 18.maddesinde disiplin kabahatlerinin neler olduğu gösterilmiş, disiplin tecavüzleriise askerî terbiyeyi, disiplini bozan ve "hiç bir ceza kanunu maddelerineuymayan fiiller ve tekasüller" olarak belirtilmiştir. Askerî kabahatlerdeceza verilmesi zorunluğuna karşı, disiplin tecavüzlerinde üste ve yetkilimercie takdir hakkı tanınmıştır.
Askerîdisiplin teriminin bir tarifi yapılmadıkça yahut maksada uygun şekildeyorumlanmadıkça, hiç bir ceza kanununda yazılı olmıyan ve binâenaleyh suç failitarafından yasak olduğu katiyetle bilinmeyen bir fiilden dolayı tevkif kararıverilmesi mümkün olacaktır. Kanunda yazılı olmıyan veya kabahat nevindenbulunan bir fiil için tamamen takdire bağlı olarak hürriyetin takyidine cevazveren hükmün Anayasa'nın 30. maddesine güdülen gayeye aykırı düşeceği vehürriyetin özünü zedeleyeceği derkârdır.
Yasakolan fiillerin bütün sonuçları ile birlikte kanunda gösterilmiş olması ferdleriçin teminattır. 30. maddenin Anayasa Komisyonu sözcüsünün işareti veçhile hemrastgele tevkif sebebi yaratılmaması hem de ferdler için teminat sağlanırkendiğer taraftan asayiş ve emniyet bakımından gerekli tedbirlerin alınmasınaimkân verilmesi, ancak tevkifin vahim suçlara hasredilmesi ve bunların açıkçagösterilmesi ile kabildir.
AskeriCeza Kanununun 82. maddeden 107. maddeye kadar olan hükümlerini ihtiva edenbeşinci fasıl "askerî itaat ve inkiyadı bozan" suçlar başlığınıtaşımakta ve askerî disiplinle ilgili olduğu kadar mahiyetleri bakımındanağırlık arz eden suçları kapsamaktadır. Binaenaleyh 105. maddenin tevkifimümkün kılan diğer hükümleri yanında bahis konusu C bendinin itaat ve inkıyadıihlâl suretiyle askerî disiplini bozan beşinci fasıl hükümlerine uygulanmasıtakdirinde hem disiplin sağlanmış hem de tevkifi zorunlu kılan muayyen suçlargösterilmiş olacağı İçin ferdlere teminat verilmiş, hukuka uygunluk yerinegetirilmiş olacaktır. Bu takdirde Anayasa'ya aykırılık da bahis konusuedilemiyecektir. Bu sebepledir ki Prof. Erman, bahis konusu tevkif sebebininancak askerî disiplini ihlâl eden itaatsizlik, fesat, âmire taarruz gibi suçlarhakkında uygulanmasını tavsiye etmektedir.
Anayasamahkemesi yorum yolu ile bu sonuca varabilirdi. Nitekim aynı kanunun 156.maddesinde yer alan tevkif sebebi hakkında böyle hareket etmiştir. Madde; metinitibariyle, duruşmanın taliki takdirinde tevkif kararı verilebileceği anlamındaiken, haklı ve isabetli bir yorumla bunun, 105. maddede yazılı tevkifsebeplerinin mevcudiyeti halinde, adlî âmir dışında mahkemelerin de tevkifyetkisine sahip oldukları manasına geldiğini belirtmiş ve bu anlayış içindemaddeyi Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.
Cbendi hakkında böyle düşünülmiyerek kanunda yazılı olmıyan disiplin tecavüzühallerini yahut kabahat fiillerini kapsayan bir genişlikle disiplininmuhafazası gerekçesile tevkife imkân verilmesi, yukarıda, açıklanan sebeplerleAnayasa'nın ruhuna ve 30. maddenin lâfzına aykırıdır, iptali lâzımdır. Buyönden ekseriyet kararına muhalifim.
2-Aynı maddenin H bendinde yazılı tevkif sebeplerinin aykırılığı hakkındakigerekçeler 1412 sayılı kanunun mümasil hükümlerinin incelenmesi vesilesilemüttehaz 18/2/1963 ve 13/5/1963 tarihli kararların muhalefet Şerhlerindeaçıklanmıştır. Belirtilen sebepler bu bend hakkında da varit olduğundan, bu,kısıma ait ekseriyet kararına muhalifim.
Üye
Ekrem Korkut
MUHALEFETŞERHİ
Türkiyeİşçi Partisi, Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesi 1. bendi C.fıkrasının "veyahut salıverildiği halde yeniden suç yapacağına delâleteder sebepler varsa," ibaresinin Anayasa'nın 30. maddesine aykırı veayrıca İnsan Hakları ve Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 5. maddesinin Cbendindeki kaçmayı veya delillerin yok edilmesini önlemek maksadiyle tevkifedileceğini gösterir iki hal dışında olduğunu, belirterek iptalini istemiş veAnayasa Mahkemesi de 4 numara altında gösterdiği gerekçesi de hükmün bukısmının Anayasa'ya aykırı bulunduğundan çoğunlukla iptaline karar vermiştir.Bu görüşe aşağıdaki sebeplerle İştirak etmiyorum.
AnayasaKomisyonu 30. maddesinde tevkif müessesesini düzenlerken şahıs hürriyeti vedokunulmazlığının geçmişteki kötü istimalini düşünerek korunmasını temin içinmaddeye yalnız "kaçına veya delilleri, yok etme veya değiştirmeyi Önlemekiçin" olan halleri tevkif sebebi olarak almış diğer tevkif sebeplerinisuistimale müsait elâstiki mahiyette gördüğünden almadığını ayrıca gerekçesindebelirtmiştir.
30.maddenin bu şekil ve gerekçe ile Meclis Umumî Heyetine sevkedilmesi ve bilhassa104. maddenin 3. bendinde yazılı halleri kapsamaması sebebiyle, maddeninihtiyaca cevap vermekten uzak olduğu ileri sürülerek meclis müzakerelerindeitirazlara yol açmış "kaçma ve delilleri yok etmeye ve değiştirmeye"şeklinde 3 şart halinde gösterilen tutuklama sebeplerinden bu ihtimallerinbulunmadığı takdirde, memleketin huzur ve asayişini bozan, Devletin emniyetiile ilgili ve temel nizamlara karşı işlenecek suçlara ait faillerintutuklanmasına imkân olup olmayacağı üzerinde durularak maddenin dar mânadadüzenlendiğinden, değiştirilmesi istenmiş ve geri alınarak müzakerelerin ışığıaltında yeniden tertiplenen şekli ile maddeye "veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerden" fıkrasıilâve edilerek komisyon sözcüsünün de değişiklik hakkında kanun koyucuya başkatevkif sebepleri koyma imkânı verildiği, fakat gelişigüzel tevkif sebebiyaratmaması için bir istikamet konduğu, maddenin geniş şekli ile fert hürriyetibakımından bir teminat getirdiği gibi, asayiş ve emniyet bakımından da, lüzumluolan imkânın bahsedildiği ve bu iki halin birbirini tamamladığı ifade ilegörüşmeler neticesi madde teklif edilen bu şekli ile kabul olunmuştur. Busebeple Anayasa'mız tutuklama hâllerini kaçma ve delillerin yok edilmesi veyadeğiştirilmesi gibi yalnız muhakeme hukuku ile ilgili tahdidi sebeplere;hasretmemiş, ilâve ettiği ikinci fıkrası ile kanun koyucuya tutuklamayı zarurîgördüğü başka sebepler de kabul edebileceğini göstermiştir. Esasen AnayasaKomisyonu 30. maddenin gerekçesinden kanun koyucuya tevkif sebeplerinin herzaman değiştirilmesi ve daha da genişletilmesi imkânı olduğuna işaret etmiştir.
Bumülâhaza ve gerekçelerin ışığı altında Anayasa Mahkemesi bundan evvel 962/277ve 963/200 esas sayılı kararları ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104.maddesinin 3. bendinde ve halen de yukarıdaki kararı ile Askerî Usul MuhakemeKanununun 105. maddesi H bendinde münderiç aynı tevkif sebebi ile A, C,bentlerinde yazılı diğer tevkif sebepleri için, Anayasa'nın 30. maddesineaykırılık hakkındaki istemlerinin incelenmesinde bu maddenin 2. fıkrasında"veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğerhallerdeki" hükmüne ait gerekçesi, esas alınarak Anayasa'ya aykırılıklarıkabul edilmemiştir.
AskerîMuhakeme Usulü Kanununun askerî hizmet icapları bakımından da, bir takımözellikleri kapsaması sebebiyle tevkife ait 105. maddenin fıkralarındaki tevkifhal ve sebeplerinin Ceza Muhakemeleri Usulünün tam karşılığı olmayıp bazıfıkraları ile istisna teşkil etmektedir. Bu da kanun koyucuya Askerî Muhakeme UsulüKanununda imkâna göre daha başka tevkif sebepleri koymağa cevaz vermiştir.Bunlardan "D fıkrasının son cümlesi hariç" A ve C fıkralarındakihallerin tevkif zorunluluğunu gerektiği bu suretle Anayasa'nın 30. maddesineaykırı olmadığı mahkememizin kararlarından anlaşılmış bulunmaktadır.
İptalineçoğunlukla karar verilen D fıkrasının "veyahut salıverildiği halde yenidensuç yapacağına delâlet eder sebepler varsa" hükmünün tevkif sebebi olarakalınmasındaki zarureti, bir defa suç işleyen şahsın ikinci bir suç işlemesitehlikesini önlemek gayesi hedef tutulup tevkifin de, bir emniyet ve ihtiyattedbiri görülmesi mahiyetinden ileri gelmiştir. Burada muhakeme hukukubakımından bir tevkif hali görülmese bile, 30. maddenin 2. fıkrasınınbahşettiği imkânın, Askerî Muhakeme Usulü Kanununun özelliği yönünden teemmüledilerek kıymetlendirilmesi gerekir. Suçu işleyen şahsın bu suçu işlemedenmütevvellit serbest kalması takdirindeki nazik ve fevri durumunun evvelâşahsına, sonra hedef olabileceği kimseye muhtemel zararları ile, muhitineyapacağı tesirlerin sonuçları bakımından düşünülmesi icabeder. Esasen bir suçişlenmiştir. Bu halde nizam ne de olsa bozulmuştur. Ayrıca işlenen suçunmahiyeti, işleniş şekli başlıbaşına bir önem taşıyabilir. Bu durumlarda birincisuçu işlemiş olan şahsın serbest bırakılmasında "yukarıda, belirtilenhususlar mevcut ise" ikinci suçu işlemesi ile münasebet görmemek mümkündeğildir, izah edilen bu vaziyetler muvacehesinde ve bilhassa tevkifin mecburiolmayıp ihtiyari bulunmakla beraber keyti olmadığına ve hâkimin bu yetkiyi,hâdisenin gereklerine göre takdirde istimal edeceğine, herşeyden evvel onagüveninin şart olduğuna nazaran, maznunun suç işlemesine mâni olmamak yolundakibu halin, 30. maddenin "veya bunlar gibi tutuklama zorunluğu kılan vekanunda gösterilen diğer haller" kategorisi içinde görmemek ve Anayasa'nınfert hürriyeti ve dokunulmazlığı bakımından özüne dokunduğunu iddia etmekyerinde olmadığı gibi;
Diğerönemli bir sebep olarak da Hükümetimizin de bir kanunla kabul ettiği İnsan Haklarınıve Ana Hürriyetlerini Korumaya dair Sözleşmenin 5. maddesi l, fıkrası aynen"her ferdin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır. Aşağıdaki mezkûr hallerve Kanunî usuller dışında hiç kimse hürriyetinden mahrum edilemez"dedikten sonra ayrıca C bendi "bir suç işlediği şüphesi altında olan yahutsuç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına mâni olmak zaruretiinancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolaysiyle, yetkili adlî makamönüne çıkarılmak üzere yakalanması ve hapsi" derpiş edilmiştir. Tahlilindegörülüyor ki, hiç suç işlememiş bir şahsın durumu ele alınarak "veyahutsuç işlemesine mâni olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerinmevcudiyeti dolayısiyle" yakalanmasını ve hapsini tecviz etmesine rağmen,konumuzdaki suç işlemiş ve bunun tesirlerini başka bir suç işlememek gayesi ileihtiyati tedbirin alınmasında şahıs ve cemiyet bakımından fayda görülen böylebir halin; tutuklama zorunluluğu içinde kabul edilmiyerek Anayasa'ya aykırıbulunduğuna dair karar verilmesine yukarıdaki sebeplerden dolayı muhalifim.
Üye
Ahmet Akar
MUHALEFETŞERHİ
l-Anayasa Mahkemesinin, 22/5/1963 gün ve 11409 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmışbulunan, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104. maddesinin 1.fıkrası hakkında 19/2/1963 gün ve 1962/277 -1963/34 sayılı kararına aitmuhalefet şerhimde belirttiğim gibi Anayasa'nın 30. maddesindeki (... veyabunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde ...)ibaresine, kararın çoğunluk kısmında izafe edilmiş bulunan mânayı vermek mümkündeğildir.
ZiraAnayasa tasarısındaki metinde bulunmayan bu ibare, Temsilciler Meclisindecereyan eden müzakereler sonunda, Tahsisen, (Memleketin emniyet ve asayişi ileilgili önemli durumlarda tutuklamayı sağlamak için) usul kanunlarına hükümkonabilmesine imkân vermek üzere maddeye ilâve edilmiştir.
Binaenaleyhbahis konusu ibarenin bu sınır ile çevrili olan hedef ve gayesini nazaraalmaksızın ibare içinde yer almış bulunan, (gibi) kelimesinin, ilk nazarda velügat mânası olarak zihne getirdiği, (Hudutsuz bir kıyaslamaya cevaz vermeküzere Anayasa koyucusu tarafından kabul edilmiş olduğunu düşünülmekte isabetyoktur.
Buibarenin kanun koyucuya vermiş olduğu yetki, Anayasa'nın 30. maddesinde yeralan tutuklama sebeplerine İlâveten, tutuklamayı zorunlu kılan hal ve şartlarda ayrıca belirtilmek kaydiyle, memleketin emniyet ve asayişini ilgilendirenönemli konularda da tutuklama sebepleri kabul edebilmekten ibarettir.
Bineanaleyhkonuyu bu esas ve prensibin ışığı altında incelemek icabeder.
Bunanazaran,
a)1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesinin 1 numaralıbendinin, (Tahkikatın taallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise)tevkife cevaz veren (A) fıkrası hükmü, kararın bu fıkrasiyle ilgili açıklamadada belirtildiği üzere Anayasa'nın 30. maddesinde sayılan (Kaçmayı, delillerinyok edilmesini veya değiştirilmesini) Önlemek maksadını taşımakta olmasıitibariyle Anayasa'ya aykırı değildir.
b)105. maddenin l numaralı bendinin (C) ve (H) fıkralarında yer alan (Askerîdisiplinin muhafazası maznunun tevkifini mucip ise) ve "Suç Devlet veHükümet nüfuzunu kıran veya memeleketin asayişini bozan fiillerden bulunurveyahut Adabı umumiye aleyhine olursa" hükümleri ise yukarıda l numaraaltında verilen izahatta ve Anayasa Mahkemesinin keza yukarıda bahsi geçen19/2/1963 tarihli ve 1962/277 -1963/34 sayılı kararına ait muhalefet şerhimdebelirttiğim sebeplere binaen Anayasa'ya aykırı olduklarından iptalleri gerekir.
2-Kararın, 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanununun 130. maddesinin ikincifıkrasiyle ilgili kısmında (Dâva, tevkif mecburiyetini koyan 2 numaralı bendinAnayasa'ya aykırılığı iddiasından ibaret olduğuna göre, adlî âmirin sontahkikatın açılmasına karar vermesi ve tutuklamaya yetkisi bulunması hususlarıinceleme konusu dışında bırakılmıştır) denilmektedir.
Halbuki,karardaki aynı satırları takip eden izahattan da görüleceği üzere bahis konusu130. maddenin ikinci fıkrasında( ... son tahkikatın açılması karariyle birliktetevkiflerine karar verilip ve bunlar hakkında mahkemelerce duruşma her haldemevkufen cereyan eder) denilmek suretiyle hem adlî âmirin son tahkikatınaçılması kararı ile birlikte tevkif kararı vereceği ve hem, de duruşmanıntutuklu olarak cereyan edeceği açıklanmış ve bu suretle adlî âmirin de tevkifkararı vereceği hükmü fıkrada yer almıştır.
Anayasa'nın30. maddesinde tutuklamanın ancak hâkim kararı, ile yapılabileceği açık olarakyazılı bulunduğundan bu fıkranın, adlî âmire tutuklamaya karar vermek göreviyüklemesi bakımından da Anayasa'ya aykırılığı meydandadır.
Buitibarla kararın bu fıkra ile ilgili iptal hükmünün gerekçesinde bu hususundabelirtilmesi uygun olurdu.
Sözügeçen iptal hükmünün gerekçesine bu eksiği yüzünden muhalifim.
Üye
Muhittin Gürün