ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/330
Karar No.:1964/15
Karar tarihi:11/2/1964
Resmi Gazete tarih/sayı:14.7.1964/11753
İtirazeden : Urfa Birinci Ağır Ceza Mahkemesi
İtirazınkonusu : Kangütme sebebiyle işlenen adam öldürme ve buna teşebbüs cürümlerifailleri hısımları hakkında tatbik olunacak muameleye dair 11/6/1937 günlü ve3236 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle iptaline karar verilmesiistenmiştir.
İnceleme:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilk incelemede,kangütme sebebiyle öldürmeye teşebbüsten sanık bazı kimseler hakkındakimahkûmiyet kararının kesinleşmesi üzerine bunların hısımlarının 3236 sayılıkanuna göre nakillerine 24/1/1952 tarihinde karar verildiği görülmüş; bu kararavâki itirazların müddetinde olup olmadığı anlaşılamadığından kararın tebliğedildiği ve itirazların yapıldığı tarihlerin bildirilmesi ve itirazdan sonrakiişlemlere ait tutanak örneğinin gönderilmesi mahkemesinden istenmiştir.Eksiklerin tamamlanmasından sonra itirazların süresinde olduğu anlaşıldığındanesasın incelenmesine dair verilen karar üzerine düzenlenen rapor okunarakgereği görüşülüp düşünüldü:
Gerekçe:
l-Haklarında nakil kararı verilenlerin durumu bakımından Urfa Ağır CezaMahkemesi, itirazın karara bağlanmasında, 3236 sayılı kanunun yalnız l inci ve2 nci maddelerini uygulayabileceğinden, Anayasa'nın 151 inci ve 22/4/1962 günlüve 44 sayılı kanunun 27 nci maddeleri uyarınca ancak bu hükümlerin iptaliisteğiyle Mahkememize başvurma yetkisine sahip olduğundan, kanunun tümüüzerinde değil, l inci ve 2 nci maddelerine hasren inceleme yapılmasınaoybirliği ile karar verilmiştir.
2-3236 sayılı kanunun, inceleme konusu yapılan l inci maddesinde "kangütmesebebiyle adam öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden veya başkasını bu cürmüişlemeye azmettiren veya tahrik eyleyen kimsenin, cürüm işlendiği zaman bir damaltında yaşayan usul ve füruları ve kardeşleri ve karı veya kocasıikametgâhlarının bulunduğu yerden başka bir yere nakledilirler".
Aynıkanunun 2 nci maddesinde de "fail ile bir dam altında yaşamasalar bilecürüm işlendiği zaman failin ikametgâhının bulunduğu köy veya kasaba veya şehiriçinde ikamet eden birinci maddede yazılı hısımlarından ve amca, davı, hala,teyze, yeğen, kaynana veya kaynatasından herhangi birinin de takdir edileceklüzuma göre nakillerine karar verilebilir" denilmektedir.
İtirazeden mahkeme, yukarıda yazılı kanun hükümlerinin, Anayasa'nın 33 üncü ve 18/2nci maddelerine aykırı olduğu kanısındadır.
Anayasa'nın33 üncü maddesinde cezaların ve ceza tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı veceza sorumluluğunun şahsî olduğu belirtilmiştir. 18 inci maddesinde de herkesindilediği yerde yerleşme hürriyetine sahip olduğu; bu hürriyetin, ancak millîgüvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal,iktisadî ve tarımsal gelişmedi gerçekleştirme zorunluğuyla ve kanunlasınırlanabileceği açıklanmıştır.
3-İtiraz eden mahkemenin gerekçesinde Anayasa'nın iki maddesine aykırılık sözkonusu edildiğinden meseleyi bu maddeler açısından incelemek gerekmektedir :
A -Anayasa'nın 33 üncü maddesi hükmü ile 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 ncimadelerini karşılaştırmadan önce suçlu hısımlarının başka yere nakillerininhukukî niteliği üzerinde durulmak gerekir :
a)3236 sayılı kanunun Hükümet gerekçesinde, kangütme sebebiyle işlenen adamöldürme suçlarından failin hısımlarının, bulundukları yerlerden başka yeresürülecekleri, suçluyu katil fiiline tahrik eden veya azmettiren ve bilerekbuna vasıta olanların da aynı cezaya tabi tutulacağı, sürgün yerinin 500kilometre uzakta olmasının uygun görüldüğü yazılıdır.
Bugerekçeye göre kanun, l inci ve 2 nci maddede yazılı olan hısımları sürgüncezasına çarptırmak amacını gütmektedir.
AdaletKomisyonu, kanun tasarısını esas bakımından benimsemekle birlikte, cezahukukunun ana prensiplerinden biri olan, cezaların şahsi olması esasına aykırıbulunduğu düşüncesiyle sürgün cezasının uygulanmasına ilişkin hükmü kaldırmış,yerine bir emniyet tedbiri olmak üzere bu kimselerin belli bir bölgedeoturmalarının yasaklanması esasını öngörmüştür.
Böylece,kanundaki müeyyide (Sürgün cezası) olmaktan çıkarılarak (Emniyet tedbiri)şekline sokulduğundan bu tedbirin hukukî niteliğinin araştırılması, kimlerhakkında uygulanabileceğinin belli edilmesi ve 3236 sayılı kanunun l inci ve 2nci maddelerinde yazılı kimselere uygulanmasında Anayasa'nın 33 üncü -maddesineaykırılık bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.
b)Suçları önlemek, faillerinin yeniden suç işlemelerine engel olmak için cezayeterli gelmemekte, bazı suçlular sorumsuz oldukları için cezalandırılamamaktabazılarına verilen cezalar yeniden suç işlemelerini önlemeye yetmemektedir.
Toplumuntehlikeden korunması, sözü geçen şahısları, mümkünse terbiye, islâh veya tedavietmek; değilse topluma zarar vermiyecek hale sokmakla mümkün olabilir. Bununsağlanması için de, bunlar hakkında, cezadan ayrı olarak bazı tedbirleralınması gerekir. Bunlara ceza hukukunda emniyet tedbirleri denilmektedir. Ruhhastalarının muhafaza ve tedavi atına alınması; onbir yaşını bitirmemişküçüklerle farık ve mümeyyiz olmayan dilsizlerin - terbiye ve ıslâhı için - birkuruma konulması; uyuşturucu madde kullanmada ve sarhoşlukta alışkanlığıdüşkünlük derecesine varan kimselerin, iyileşinciye kadar bir hastahanedemuhafaza ve tedavi edilmeleri hakkında Ceza Kanunumuzun 46 ncı, 53 üncü, 58inci, 404 üncü ve 573 üncü maddelerindeki müeyyideler, durumları dolayısiyle,kendilerine ceza verilemiyenlerin ıslâh ve tedavileri amaciyle konulmuş vebugünkü anlamında emniyet tedbiri niteliğinde bulunmuş olduğu halde böyleadlandırılmamış; Ceza Kanunumuzun 28 inci maddesinde yer alan (Emniyeti Umumiyeİdaresinin nezareti mahsusası altında bulundurulmak) müeyyidesi de, yine biremniyet tedbiri niteliğinde iken kanunda (Fer'i ceza) olarak kabul edilmiştir.
Kanunumuz,bu haliyle kendilerine ceza verilmekle birlikte suç işlemeğe alışan kimselerhakkında -emniyeti umumiye nezareti altında bulundurulmaktan başka - biremniyet tedbiri alınmasına elverişli bulunmamaktadır. Halbuki, yeni cezakanunlarında, mahkûmların yeni bir suç işlemelerini önleyici emniyettedbirlerinin alınması için mahkemeIere geniş bir takdir hakkı tanınmış;mahkemeler, böylece, kararlarında suç ile suçlunun hususî durumunu birlikte elealmak; bazı suçlulara yalnız Ceza Kanununda gösterilmiş cezayı vermek;bazılarına da buna ek olarak bir emniyet tedbiri uygulamak suretiyle toplumu,bu suçlular tarafından yeniden suç işlenmesi tehlikesinden kurtarmakyetkilerine sahip kılınmış olmaktadırlar.
c)Emniyet tedbirleri, bir suçun diğerlerini kovalamasını önlemek suretiyle toplumutehlikeden korumak amacını güttüğüne göre, emniyet tedbirlerinin alınması için,evvelâ ortada bir suç ve suçlu bulunması, bunun sonucu olarak emniyettedbirlerinde de (Kanunilik) ve (Şahsilik) prensiplerinin gözönünde tutulmasıgerekir. Nasıl bir fiil, ancak kanunda suç sayıldığı ve faili, belli olduğutakdirde, ceza verilebilecekse emniyet tedbirinin uygulanması da aynı şartlarabağlıdır. Böylece emniyet tedbirinin uygulanabilmesi için yine ortada kanununsuç saydığı bir fiil bulunacak; bu fiilin faili belli olacak ve bu fail ruhhastası, küçük, farik ve mümeyyiz olmayan dilsiz, uyuşturucu madde kullanmaktaveya sarhoşlukta alışkanlığı olan bir kimse ise kendisine ceza verilemiyecek bufail, yeniden suç işlemesine engel bir emniyet tedbiri olarak ıslâh evine veyahastahaneye konacaktır. Öte yandan faile ceza verilmesi halinde de bu cezanınyeni bir suç işlemesini önleyecek derecede olup olmadığı ve bu kimsenincezasını çektikten sonra yine toplum için tehlike teşkil edip etmeyeceğimahkemece takdir olunacak, böyle bir tehlike varsa onun hakkında da cezadanbaşka emniyet tedbiri uygulanacaktır. O halde suçların kanuniliği ve şahsiliğiprensiplerinin, ceza uygulanmasında olduğu gibi, emniyet tedbirleri alınmasındada gözönünde bulundurulması gerektiğine şüphe edilemez.
Cezahukuku müellifleri de bu görüşü desteklemektedir.
d)Anayasa'nın 33 üncü maddesinde "Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunlakonulur... Ceza sorumluluğu şahsidir" denilmektedir.
Anayasa'da(Emniyet tedbirleri) yerine (Ceza tedbirleri) teriminin yanlış olarakkullanıldığı, amacın (Emniyet tedbirleri) olduğu aşikârdır. Zira ne cezakanunumuzda ne de ceza hukukunda (Ceza) dan ve (Emniyet tedbiri) nden başkaayrıca bir (Ceza tedbiri) müessesesine yer verilmemiştir. Ceza hukukubilginlerinin de bu hususu benimsedikleri anlaşılmaktadır.
3236sayılı kanunla emniyet tedbirleri konulmasında hukuk kurallarına ve dolayısiyleAnayasa'ya aykırılık yoksa da; kanunun l inci Ve 2 nci maddeleri, yerdeğiştirme tedbirinin suçlu veya ortakları hakkında değil, suçla bir ilgisibulunmıyan hısımlar hakkında uygulanmasını öngörmekle ceza sorumluluğununşahsiliği prensibini zedelediğinden Anayasa'nın 33 üncü maddesine aykırıbulunmaktadır.
B-Anayasa'nın 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında (Herkes, dilediği yerde yerleşmehürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, ancak millî (güvenliği sağlama, salgınhastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, iktisadî ve tarımsalgelişmeyi gerçekleştirme zorunluğuyla ve kanunla sınırlanabilir) denilmektedir.
a)Kangütme sebebiyle adam öldürülmesi veya buna teşebbüs olunması halinde failinyakın hısımlarının başka yerlere naklinde, salgın hastalıkları önleme, kamumallarını koruma, iktisadî ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme maksatlarınınbulunmadığı açıktır.
b)Anayasa'nın 33 üncü maddesinin ikinci görüşülmesi sırasında TemsilcilerMeclisinin bir üyesi bu maddeye "kangütme sebebiyle işlenen suçlarhakkında kanunla konacak hükümler saklıdır" fıkrasının eklenmesiniisteyince komsiyon sözcüsü : "böyle bir hükmün Anayasa'ya konulması içinbir sebep yoktur.... Eğer sosyal gelişmemiz bakımından bir zaruret halinialmışsa seyahat ve yerleşme hürriyelerini düzenliyen maddelerdeki kayıtlargerekli hükmün konulmasını mümkün kılar" cevabını vermiştir.
Budüşünce kangütme sebebiyle işlenen suçlar hakkında, Anayasa'nın 33 üncümaddesine bir istisna konulmasının istenmediğini göstermektedir. Kangütmesebebiyle adam öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden veya başkasını bu cürmüişlemeğe azmettiren veya tahrik eyleyen kimsenin hısımları hakkındaki 3236sayılı kanunun (Yeni suçlar işlenmesini önleyerek cemiyeti tehlikeden koruma)amacını hedef tuttuğu gözönüne alınınca bu kanun hükümlerinin Anayasa'nın 18inci maddesinde yer alan (Sosyal gelişmeyi gerçekleştirme) şartı ile bir ilgisibulunmadığı ortaya çıkar. Bu sebeple, Temsilciler Meclisinde geçen bugörüşmenin 3236 sayılı kanunun, Anayasa'nın 18 inci maddesine uygunluğuhakkında bir karine olarak kabulü mümkün değildir.
c)3236 sayılı kanunun (Millî güvenlilği sağlama) amacının gerçekleşmesini sağlıyacağıda düşünülemez. Çünkü, 18 inci maddenin görüşülmesi sırasında komisyonsözcüsünün belirttiği gibi bu şartın maddeye konulusu bazı bölgelere girmeyi veözellikle yerleşmeyi yasaklamaya imkân vermek içindir.
Kaldıki, 18 inci maddede güdülen amaçlar genel niteliktedir. Bir bölgeye girmek veyayerleşmek millî güvenliği sarsıyorsa, oraya hiç kimsenin girmemesi veyerleşmemesi, yerleşmiş olanların da oradan çıkarılması gerekir. Yoksa, yalnızkangütme sebebiyle adam öldüren veya buna teşebbüs eden kimselerin hısımlarınauygulanabilecek bir yasakta millî güvenliği sağlama amacının bulunduğudüşüncesi savunulamaz.
Şuhalde 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 nci maddeleri Anayasa'nın 18 incimaddesinin ikinci fıkrası hükmime de aykırıdır.
4-Başkan Sünuhi Arsan ve Üyelerden Rifat Göksu, Şemsettin Akçoğlu, İhsanKeçecioğlu, Hakkı Ketenoğlu, Ekrem Tüzemen 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 ncimaddelerinin Anayasa'nın 18/2 nci ve 33 üncü madelerine, ismail Hakkı Ülkmen,yalnız 33 üncü maddesine, İbrahim Senil ve Şeref Hocaoğlu yalnız 18/2 ncimaddesine aykırı bulunduğundan iptallerine karar verilmesi gerektiği oyundabulunmuşlardır.
ÜyelerdenLûtfi Akadh, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Ahmet Akar, Muhittin Gürün veLûtfi Ömerbaş ise 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 nci maddelerinin Anayasa'yaaykırı olmadığı görüşünü savunmuşlardır.
Öteyandan sözü edilen kanunun diğer maddeleri hakkında 22/4/ 1962 günlü ve 44sayılı kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün uygulanmasına yerolmadığı, üyelerden Rifat Göksu, Şemsettin Akçoğlu, İhsan Keçecioğlu ve ŞerefHocaoğlu'mm muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile kararlaştırılmıştır.
Sonuç:
Yukarıdayazılı sebeplerden ötürü 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 nci maddelerininiptaline ve olayda 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 28 inci maddesininikinci fıkrası hükmünün uygulanmasına yer olmadığına 11/2/1964 günündeoyçokluğu ile karar verildi.
Başkan
Sûnuhi Arsan
Başkanvekili
Lütfi Akadlı
Üye
Rifat Göksu
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İbrahim Senil
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFETŞERHİ
"Kangütme sebebiyle işlenen adam öldürme ve buna teşebbüs cürümleri faillerihısımları hakkında tatbik olunacak muameleye dair" olan 11/6/1937 günlü3236 sayılı kanunun inceleme konusu yapılan ve metinleri yukarıdaki karariçinde aynen yazılmış bulunan l ve 2 nci maddeleri, kan gütme sebebiyle adamöldüren veya öldürmeye teşebbüs eden veya başkasını bu cürmü işlemeğeazmettiren veya tahrik eyleyen kimselerin;
a -l inci maddede yazılı hısımlarının mecburi olarak,
b -2 nci maddede yazılı hısımlarının da, hâkimin lüzum görmesi halinde,
Bulunduklarıyerden başka yerlere nakledilecekleri hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğügibi bu hükümleri, itirazda bulunan mahkeme tarafından ileri sürüldüğü şekildebirer ceza olarak düşünmek caiz değildir. Zira kan gütme sebebiyle adam öldürenveya öldürten kimselerin bu maddelerde yazılı bulunan hısımları, kangütmegeleneğine göre öldürülme sırası kendilerine geldiği için korunmalarımaksadiyle başka tarafa nakledilmektedirler. Bunun bir ceza veya suçlularhakkında alınan bir emniyet tedbiri olmayıp ölüm tehlikesi ile karşı karşıyabulunan insanları, bu akibetten korumak; maksadiyle baş vurulan bir muameleolduğu meydandadır.
Bunakil işleminde, yukarıdaki esas maksada ilâveten, kan gütme sebebiyle adamöldürme niyetinde olanları, bu cürmü işledikleri takdirde, kendilerininçarptırılacakları cezadan ayrı olarak, ailesinin bir çok fertlerinin de, velevcanlarının korunması için de olsa, başka tarafa göç ettirilmeleri suretiyletedirgin olacaklarını düşünmeğe sevkederek böyle bir cinayete teşebbüs etmektenönlemek maksadının bulunduğu da düşünülebilir. Zira bir kısım insanların ruhhallerinde, kendilerinin çarptırılacakları cezadan daha ziyade, ailelerininmâruz kalacakları muamelenin önem kazandığının ve hareketlerine etkili olduğunununutulmaması lâzımgelir.
Hernekadar bu kanundaki bütün tedbirlere ve başka taraflara yapılan nakillererağmen zaman, zaman, şurada burada, hatta büyük şehirlerin ortalarında ve enişlek yerlerinde kan gütme sebebiyle adam öldürme olaylarının meydana gelmekteolması, kanun koyucunun her iki maksadında da tam bir başarıya ulaştığını iddiaetmeğe imkân vermemektedir. Ancak bu konuda gerekli istatistik bilgileri veyapılmış etraflı incelemeleri gösterir yayınlar bulunmadığı cihetle alınan butedbirlerin başarı nispetleri hakkında kesin bir fikir söylemek veya bunlarıntamamen faydasız olduklarını ileri sürmek de mümkün değildir. Esasenincelememizin konusu da sözü geçen kanun hükümlerinin etkili veya etkisizolduğunu araştırma olmayıp Anayasa'ya uygunluk veya aykırılık durumlarınıtesbit etmekten ibaret bulunduğu cihetle bu nokta üzerinde daha fazladurulmasına mahal görülmemektedir. Nitekim aşağıdaki açıklamalardan daanlaşılacağı üzere, Anyasa'nın 33 üncü maddesinin Temsilciler Meclisindegörüşülmesi sırasında söz konusu kanun hükümlerinin bu madde ile ilgilisanılarak bazı önergeler verilmesi üzerine, Anayasa Komisyonu sözcüsü, bahsekonu hükümlerin bu madde ile bir ilgisi bulunmayıp "Seyahat ve dilediğiyerde oturma" hürriyetlerini düzenleyen Anayasa hükümlerine ilişkinbulunduğunu açıklamak suretiyle 3236 sayılı kanunun, suçlulara değil de onlarınhısımlarına uygulanması gereken hükümleri taşıyan l inci ve 2 nci maddelerininAnayasa'nın) 33 üncü maddesindeki "Ceza sorumluluğunun şahsiliği"prensibiyle herhangi bir ilgisi olmadığını belirtmiş bulunmaktadır.
Budurum karşısında 3236 sayılı kanunun l inci ve 2 nci maddeleri hükümlerininAnayasa'nın 33 üncü maddesine aykırı bulunduğu iddiasını haklı görmeğe imkânyoktur.
Diğertaraftan "kan gütme" diye adlandırılan ve yurdumuzun bazıbölgelerinde içtimai bir afet halinde nesilden nesile devam edegelen sakîmgeleneğin aile ocaklarını harap ve çalışan kolları helak etmek suretiyle obölgelerin içtimai ve iktisadî kalkınmasına ve huzuruna ciddi bir engel teşkilettiği ve yaygın olduğu bölgeleri, yaşadığımız yüzyılın medenî karakterindençok gerilere, ortaçağ şartlarına iten onulmaz bir yara halinde işlediğiherkesin bildiği yurt gerçeklerinden birisidir ve bu bölgelerin sosyal veiktisadi gelişmesini sağlayacak çeşitli tedbirler arasında bu dertten dekurtarılmaları lâzım geldiğinde kimsenin şüphesi yoktur.
Hernekadar Anayasa'nın 18 inci maddesinde, (Herkes dilediği yerde yerleşmehürriyetine sahiptir.) denmekte ise de aynı maddede, hemen bu hükmünarkasından; bu hürriyetin, millî güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme,kamu mallarını koruma, sosyal, iktisadi ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirmezorunluğu ile ve kanunla sınırlanabileceği de kabul edilmiş bulunmaktadır.
"Kangütme" gibi ilkel toplumlara yakışır bir geleneğin etkisinden kendisinikurtaramamış olan bir kısım halkımızın uygar toplumlara yaraşır bir davranışaulaşmasını sağlayacak tedbirlerinin alınmasında o bölgelerdeki sosyalgelişmenin gerçekleştirilmesi için zorunluluk bulunduğu da bir gerçektir.
Budurum karşısında "kan gütme" geleneğinin yavaş yavaş silinmesi vetahripkâr tesirlerinden de halkın korunması için alınması gerekli çeşitlitedbirler arasında 3236 sayılı kanunla alınmış bulunan tedbirlerin deAnayasa'nın 18 inci maddesiyle "dilediği yerde yerleşme hürriyetine"yapılması kabul edilmiş bulunan sınırlama niteliğinde olduğu meydandadır.
Esasenbu cihet Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde müzakeresi sırasında sözkonusu edilerek aynı sonuca varılmıştır.
Nitekim,Anayasa tasarısının 33 üncü maddesinin Temsilciler Meclisindeki ikincimüzakeresi sırasında 33 üncü maddeye bazı hükümlerin eklenmesi hakkında ikiteklif yapılmıştır.
Butekliflerden birisi;
"Kangütme sebebiyle işlenen suçlar hakkında kanunla konacak hükümlersaklıdır."
Diğeride;
"Kangütme geleneği köklü ve yaygın olan yerlerde, tehlike yaratan ve tehlikeyemâruz bulunan kişiler başka bölgelere göçtürülebilirler.
Göçtürüleceklerinhısımlık dereceleri, malların tasfiyesi, göç ve yerleştirmede yapılacak Devletyardımı, kamu güvenliği ve Adalet ilkelerinin gerektirdiği ölçüler içindekanunla tesbit edilir."
Hükümlerinin33 üncü maddeye eklenmesini istemiştir.
Böylebir hükmün Anayasa'da yer almasını gerektiren sebepleri açıklayan önergesahibinden sonra söz alan Anayasa Komisyonu Sözcüsü aynen :
"Efendim,böyle bir hükmün Anayasa'ya konması için bir sebep yoktur. İhtiyaç var mı, yokmu' Biz bir kanun yapmıyoruz ki. Bir an için, hakikaten ihtiyacın var olduğunukabul edelim. O zaman, diğer hükümler bunu mümkün kılar. Eğer varsa yani sosyalgelişmemiz bakımından bir zaruret halini almış ise, yerleşme ve seyahathürriyetlerini düzenleyen maddelerdeki kayıtlar, gerekli hükmün konulmasınımümkün kılacaktır. Binaenaleyh ayrıca böyle bir hükmü belirtmek, modernAnayasalarda kabul edilemez. Zaruret kendisini gösterdiği zaman, Anayasa'nınmevcut hükümleri bunu mümkün kılabilir.
Meseleninmuhteva bakımından münakaşasına geçmek istemiyorum. Ancak şu kadarına dokunmakisterim ki, bu yoldaki kanunî kayıtların pek de pratik bir sonuç sağlamadığı,vurmayı kafasına koyan adamın gelip İstanbul'da köprünün üstünde bilevurabilmesiyle sabittir. Mamafih bu meselenin münakaşa edilmesinin yeri Anayasaolmadığı için ileriye bırakıyoruz."
Demeksuretiyle memleketin sosyal gelişmesini gerçekleştirmek için kan gütmeolaylarına karşı teklif edildiği şekilde tedbirler alınmasına zaruret bulunduğutakdirde Anayasa'nın dilediği yerde yerleşme hürriyetine dair olan hükümlerininverdiği imkânlar içerisinde bu hakta sınırlamalar yapılabileceğini TemsilcilerMeclisi huzurunda ifade ermiş ve bu suretle önerge sahipleri de, önergeleriylesağlamak istedikleri maksatlarının esasen Anayasa'da mevcut hükümlerlekarşılanmakta olduğu cevabını almaları üzerine tekliflerini geri almışlar vemesele kapanmıştır. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 4 Sahife :487-489)
Hernekadar Komisyon Sözcüsü, beyanlarının sonunda bu yoldak5 kanunî kayıtlardanpratik bir sonuç sağlanamadığı, alınan tedbirlerin etkili olmadığı hususlarınadeğinmiş bulunmakta ise de konumuz alınan tedbirlerin kifayetli ve etkili olupolmadığını tesbit olmayıp bu tedbirlerin Anayasa'ya uygun bulunupbulunmadıklarının tâvini olduğu ve Komisyon Sözcüsünün kendisi dahi, meselenin,tedbirlerin etkisi acısından incelenmesinin yerinin Anayasa olmadığını açıklamışbulunduğu cihetle 3236 sayılı kanun hükümlerinin tatbikatta olumlu neticelerverip vermediğinin tartışılmasının konu ile ilgisi bulunmamaktadır.
Burayakadar yapılan açıklamalardan çıkan netice şudur :
Anayasa'nın18 inci maddesi, sosyal gelişmemizin gerçekleştirilmesinin zorunlu kılacağıhallerde kanunlarla "dilediği yerde yerleşme hürriyetinde" sınırlamayapılabileceğini kabul etmiştir, "kan gütme" geleneğinin etkisialtında bulunan bir kısım halkımızı bu dertten kurtarmak ve tahribatındankorumak suretiyle sosyal gelişmelerinin gerçekleştirilmesi için bazı tedbirleralınmasında zorunluk bulunduğu şüphesizdir. Bunun bir sonucu olmak üzere de,3236 sayılı kanunun l ve 2 nci maddeleriyle alınmış olan tedbirlerin,"dilediği yerde yerleşme hürriyetinde" Anayasa'nın caiz gördüğünitelikte yapılmış bir sınırlama olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Alınanbu tedbirlerin, sosyal bünyede arzu edilen gelişmeyi sağlıyarak nitelikte olupolmadığı hususu ise, Anayasa'ya uygunluk konusu ile igili bulunmayan ayrımesele olduğundan incelememizin dışında bulunmaktadır.
Budurum karşısında sözü geçen kanunun l inci ve 2 nci maddeleri hükümlerininAnayasa'nın 18 inci maddesine aykırılığı da bahis konusu değildir.
Busebeplerle karara muhalifiz.
Başkan Vekili
Lütfi Akadlı
Üye
Salim Başol
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
MUHALEFETŞERHİ
Anayasa'nın18 inci maddesinin ikinci fıkrası ile seyahat ve yerleşme hürriyetinin (Sosyalgelişmeyi) gerçekleştirme zorunluğu ile ve kanunla sınırlanabileceğinin kabuledilmiş olmasına ve bu maddenin görüşülmesi sırasında Temsilciler Meclisindecereyan eden müzakerelere ve komisyon sözcüsünün açıklamalarına göre 3236sayılı kanunun l inci ve 2 nci maddelerinin bu hükme aykırı olmadığı ve buitibarla sadece Anayasa'nın 33 üncü maddesine dayanılarak iptali gerektiğireyindeyim.
Üye
İsmail Hakkı Ülkmen
MUHALEFETŞERHİ
3236sayılı kanunun l ve 2 nci maddelerinin cezaların kanunî ve sahsi olmasıprensibini koyan Anayasa'nın 33 ve seyahat ve yerleşme hürriyetini tanıyan 18/2nci maddelerine aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmiş olduğunagöre; bu iptal sebepleri karşısında aynı prensipleri ihlâl eden kanunun diğerhükümleri hakkında da 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 28 inci maddesininuygulanması gerektiği düşüncesindeyiz.
Üye
Rifat Göksu
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu