ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/336
Karar No.:1967/29
Karar tarihi:26-27.9.1967
Resmi Gazete tarih/sayı:19.10.1968/13031
Davacı: Türkiye işçi Partisi
Dâvanınkonusu: 15.7.1963 günlü ve 274 sayılı Sendikalar Kanununun, 1. ve 2.maddelerinin l sayılı bentlerinin Anayasa'nın 46. maddesinin birinci, 11.maddesinin ikinci fıkralarına, 4 maddesinin 1 sayılı bendinin (b) fıkrasının,Anayasa'nın 46. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına, 8 maddesinin, 1 ve 2sayılı bentlerindeki itiraz üzerine İş Mahkemesince verilen kararlarınkesinliğine ilişkin hükümlerinin, Anayasa'nın 31. maddesine, 10. maddesininikinci fıkrasının Anayasa'nın 4., 6. ve 7. maddelerine, 14 maddesinin 1 sayılıbendinin (h) fıkrası hükmü ile aynı maddenin 4 sayılı bendindeki lokavtailişkin hükmün, Anayasa'nın başlangıç kısmına ve 2., 36/3, 41, 42/1, 2 ve 47.maddelerine, 23 maddesinin 4 sayılı bendinin son cümlesindeki kanun yollarınabaşvurmayı önleyen hükmün, Anayasa'nın 31. maddesine, 27. maddesinin sonfıkrasındaki yargı mercileri dışında kalan makamlara verilen yetkiye İlişkinhükmün, Anayasanın 12. ve 15. maddelerine, 29. maddesinin tümünün Anayasa'nın 11.,46/1. ve 47. maddelerine, 30. maddesinin 5 sayılı bendinin, Anayasa'nın 30.,31. maddelerine, 31. maddesinin 8 sayılı bendinin, Anayasa'nın 11., 46/1. ve47. maddelerine, yine 31. maddesinin dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüyekullanma dolanlı iflas" a dair konulan tahdit dışındaki bütün hükümlerin,Anayasa'nın 10., 11., 12. ve 46. maddelerine aykırı bulunmaları nedenleriyleiptallerine karar verilmesi isteminden ibarettir.
İlkinceleme:
BaşkanSünuhi Arsan ile Üye Osman Yeten, Rıfat Göksu, İsmail Hakkı Ülkmen, LütfiAkadlı, Şemsettin Akçoğlu, İbrahim Senil, İhsan Keçecioğlu, Salim Başol,Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Ahmet Akar, Muhittin Gürünve Ekrem Tüzemen'in katıldıkları 25.10.1963 günlü toplantıda, Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün 15. maddesi gereğince yapılan ilk incelemede, davanın parti genelyönetim kurulunca verilen yetkiye dayanılarak merkez yönetim kurulu tarafındanittihaz ve genel yönetim kurulunca tasvip olunan kararlar dairesinde açıldığıtetkik edilen evrak münderecatından anlaşıldığından başvurmanın 44 sayılıkanunun 25. maddesinin 1 sayılı bendine uygun bulunduğuna üyelerden ŞemsettinAkçoğlu'nun (Dâvanın açılmasına partinin en yüksek organı olan büyük kongreceyetki verilmesi gerektiği) yollu karşı oyu ile ve oyçokluğu ile kararverildikten sonra;
1-Davacı partinin; dâvanın açıldığı 18.10.1963 gününde yasama meclislerindetemsilcisi olduğuna dair belgenin bir ay içinde gönderilmesi;
2-Dilekçede iptali istenen kanunun 29. maddesiyle 31. maddesinin 8 numaralı bendinin,Anayasa'nın hangi maddesine aykırı bulunduğu gösterilmediğinden bu cihetin aynisürede açıklanması, hususlarında 44 sayılı Kanunun 26. maddesinin ikinci vedördüncü fıkraları uyarınca davacı partiye tebligat yapılmasına oybirliği ilekarar verilmiştir.
Türkiyeİşçi Partisinin yukarıdaki kararın gereklerini süresi içinde yerine getirmişolduğu ve dosyada eksiklik bulunmadığı görüldüğünden esasın incelenmesine4.12.1963 gününde oybirliği ile karar verilmiştir.
Esasınincelenmesi:
Hazırlananrapor, dâva dilekçesi, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile Anayasa'nın konu ileilgili hükümleri, gerekçeleri, komisyon raporları ve meclis görüşme tutanaklarıokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
İsteminözeti:
1-Anayasa'nın 46. maddesi, sendika kurmak ve sendikaya üye olmak hakkını bu. tünçalışanlara tanımıştır. Sendikalar Kanununun 1. maddesinin 1 sayılı bendi ise,sendika kurma hakkını "bu kanuna göre işçi sayılanlar" demeksuretiyle sınırlanmış bulunmaktadır. Çalışanlar, deyimi ile işçi deyimiarasında geniş bir fark vardır. Anayasamız,
46.maddesinde "çalışanlar" dan söz ederken, toplu sözleşme ve grevhakkını kapsayan
47.maddesinde "işçiler" deyimine yer vermiştir. Demek ki toplu sözleşmeyapabilecek olanlar, işçiler yani tabi işlerde çalışanlar olduğu halde, sendikakurabilecek olanlar, çalışılan işte tâbiiyet farkı yapılmaksızın mutlak olarak"çalışanlar" dır.
Ayrıcabu kanuna göre işçi sayılan kimseler de, kanunun 2. maddesinin 1 sayılıbendinde tahdit edilmiştir. Halbuki sayılan bu çalışanların dışında, gerekferden ve gerekse tabi olarak çalışan büyük bir kitle bulunmaktadır.
2.maddenin 1 sayılı bendi nakliye mukavelesine müsteniden bedenî hizmeti galipolarak çalışanları zikretmekle hizmet akdine, bütün istihdam edilmeyi hedeftutan akitleri içine alacak bir mana vermediğini göstermiştir. Türk hukukundakipratik ve nazari işlenişi itibariyle, sadece müstahdemleri kapsayan hizmetakdi, en geniş bir şekilde tefsir edilse dahi, Anayasa'nın 46. maddesinde yeralan (çalışanlar) mefhumunu kapsayamaz.
Partimizingörüşüne göre; Anayasa, ister tâbi işte, ister ferden çalışsın bütünçalışanlara sendika kurmak hakkını mutlak olarak tanımıştır. Bu hakkısınırlayan Sendikalar Kanununun 1. maddesinin 1 sayılı bendi ile isçiyi dar birçerçeve içinde tarif eden 2. maddesinin 1 sayılı bendi, Anayasa'nın 46.maddesinin birinci fıkrasına ve temel hak ve hürriyetlerin özünedokunulamayacağı hakkındaki 11. maddenin ikinci fıkrasındaki teme! ilkeyeaykırı bulunmakta olduğundan Sendikalar Kanununun anılan hükümlerinin iptalilâzımdır.
II-Sendikalar Kanununun 4. maddesinin 1 sayılı bendinin (b) fıkrası, 22. maddenin2 sayılı bendine gönderme yapmaktadır. Bu bentte kamu hizmeti gören ve görmeyeniki çeşit müessese yer almıştır. 4. maddedeki müesseselerin bir kısmındaçalışanlar, bu müesseselerin kamu hizmeti görmemesi bakımından kamu hizmetigörevlisi değildirler Kamu hizmeti görmeyen çalışanların, sendika kurmahakları, Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kesin olarak kabuledilmiştir. İşçi niteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlilerinin, bu alandakihaklarının da kanunla düzenleneceği, aynı maddenin ikinci fıkrasındabelirtilmiştir. Devletin veya diğer kamu müesseselerinin iştirak ettiği özelhukuk kuruluşları mensuplarının sendika kurmak hakları, sıfatlarına göre İşçiveya işveren safında, kesin olarak vardır. Böylece 4. maddenin (b) fıkrası,kamu hizmetlisi sayılmayacak kişilerle, kamu hizmetlisi sayılacak kimikişilerin sendika kurmak haklarını kaldırması bakımından, Anayasa'nın 46.maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı bulunmaktadır.
III-Sendikalar Kanununun 8. maddesinin 1 ve 2 sayılı bentlerinde, iş mahkemesineyapılan itirazlarda mahkemenin vereceği kararın, kesin olduğu hükmü yeralmıştır. Hukukumuzda, pek ehemmiyetsiz alacaklara taallûk eden hususlardışında bütün dâvalar için kanun yolları açık bulunmaktadır. Sendika üyesiolmak, şahsın hukukuna taallûk eden bir meseledir. Bu itibarla diğer cemiyetüyeliklerinde ve şahsın hukukunu ilgilendiren diğer meselelerde olduğu gibi,sendika üyeliği sebebiyle açılacak dâvalarda da kanun yollarının tıkanmamasıgerekir. 8. maddenin 1 ve 2 sayılı bentlerinde yer alan ve kanun yollarınamüracaatı önleyen hükümler, Anayasa'nın ruhuna ve "hak aramahürriyeti" ni koyan 31. maddesine aykırı bulunmaktadır.
IV-Sendikalar Kanununun 10. maddesinin ikinci fıkrasının, milletlerarasıteşekküllere katılma kararlarını iptal etme yetkisini Bakanlar Kuruluna verenhükmü, Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır.
Sendikalar,özel hukuk şahıslarıdır. Bakanlar Kuruluna tanınan yetkiyle bir nevi vesayetmakamı ihdas edilmektedir. Sendika bir amme hükmî şahsiyeti olmadığından onunaldığı kararın iptal edilmesi, sendikaları vesayet altına sokmak demektir. Öteyandan milletlerarası teşekküllere katılma kararının iptaline ilişkin BakanlarKurulu kararı, her ne kadar ilk bakışta idarî bîr karar gibi gözükmekte ise degerçekte bir yargı kararı niteliğindedir. Çünkü özel bir hükmî şahsiyetinkararları aleyhine ancak mahkemeye müracaat etmek söz konusu olabilir.
İdare,eğer ilk fıkrada sözü geçen maddelere aykırı hareket eden bir milletlerarasıteşekküle üye olma durumu varsa, bunun aleyhine yargı organlarına başvurabilirve tedbir olarak katılmanın durdurulmasının dâva sonuna bırakılmasınıisteyebilir.
İdareyeböyle bir yetki tanıyan Sendikalar Kanununun 10. maddesinin ikinci fıkrası,Anayasa'nın 4., 6. ve 7. maddelerine aykırı bulunmaktadır.
V-Anayasa'nın 47. maddesi grevi, bir temel hak olarak kabul ettiği halde lokavtayer vermemiştir. Anayasa'nın yer vermediği lokavtı, bir hak olarak tanıyan SendikalarKanununun 14. maddesinin 1 sayılı bendinin (h) fıkrası ile 4 sayılı bendindekilokavta ilişkin hüküm Anayasa'nın değişik hükümlerine aykırıdır. Şöyleki;
a)Anayasa'nın başlangıç kısmına göre demokratik hukuk devletinin bütün hukukî vesosyal temelleri ile kurulması gereklidir. Ve yine Anayasanın 2. maddesine göreTürkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir. Bu iki hükümde görüldüğü gibiTürkiye Cumhuriyetinin temel karakterlerinden başlıcası, sosyal devletolmasıdır. Sosyal devlette İse çalışanların, işten atılarak aç bırakılmağamahkûm edilmeleri mümkün değildir. Sosyal devlet mefhumu ile lokavtınbağdaşmasına imkân yoktur.
b)Anayasa'nın 36. maddesinin üçüncü fıkrasına göre mülkiyet hakkının kullanılmasıtoplum yararına aykırı olamaz. Sendikalar Kanunu ile tanınan lokavt hakkı,işverene, çalışanları toptan işten atmak yetkisini vermekte ve bu suretlemülkiyet hakkı sahibine, toplum yararı dışında tasarrufta bulunmak yetkisiniAnayasa'ya aykırı olarak sağlamaktadır.
c)Anayasa'nın 41 maddesine göre iktisadî ve sosyal hayat, adalete, tam çalışmaesasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesisağlanması amacına göre düzenlenir. Lokavt hakkı, bu düzenle bağdaşmaz,Anayasa'nın 41 maddesinin birinci fıkrasında yer alan amaçlara göre,düzenlemenin başlıca şartlarından biri, çalışanın işsiz bırakılmaması,dolayısiyle lokavta yer verilmemesidir.
ç)Anayasa'nın 42. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına göre çalışma, herkesinhakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatınınkararlılık içinde gelişmesi için sosyal, İktisadî ve malî tedbirlerleçalışanları korur ve çalışmayı destekler. İşsizliği önleyici tedbirler alır.Halbuki lokavtın bir hak olarak kabulü ile ferdin çalışma hakkı zedelendiğigibi, çalışmaya ve işsizliğe ilişkin Anayasa hükümleri de İhlâl edilmiş olur.
d)Nihayet Anayasa'nın hiç bir hükmünde lokavt diye bir hak tanınmamıştır.Anayasa'nın 47. maddesi grevi bir hak olarak kabul ettiği halde, lokavttanbahsetmemesi lokavtı kabul etmediğini göstermektedir.
VI-Sendikalar Kanununun 23. maddesinin 4 sayılı bendinin son fıkrası, yapılanitiraz üzerine verilen kazaî kararın kesin olduğu hükmünü kapsamaktadır. Kazaîorganlarda açılan dâvalarda kanun yollarının kapanması, III. bölümde arzedilennedenlerden dolayı Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır.
VII-Sendikalar Kanununun 27. maddesinin son fıkrası ile yargı mercileri dışındakimakamlara verilen yetki, Anayasa'ya aykırıdır. Sendikalar özel hukukşahsiyetleridir. Bunlarda vazifeli olanların malî durumları şahsî gizlilikleridir.Bu hususta, yargı mercileri hariç, hiçbir makamın kontrol hakkı olmamakgerekir. Devlet kendi malî hukuka bakımından vatandaşları bazı bildirimlerebağlayabilir ve bunların kontrolleri için hükümler koyabilir. Fakat hiç birsendika İdarecisinin şahsî servet durumu, kazaî makamlar dışında, münakaşa vetetkik konusu yapılamaz.
Yargımercileri dışında konulan mecburiyet, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlikilkesine, 15. maddesindeki özel hayatın gizliliği prensibine ve Anayasa'nınruhuna aykırı bulunmaktadır.
VIII-Sendikalar Kanununun 29. maddesi tüm olarak Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır.Sendikaların malî vesair durumlarının Çalışma Bakanlığına bildirmesi, budurumlarının alenileşmesini intaç edecektir. İşçi Sendikalarına verilen grevyapma yetkisi, malî durumunun aleniyete dökülmesiyle zedelenmektedir.
Grev,sürpriz tarzında yapılabildiği taktirde ve grev yapacak teşekkülün malî durumuhakkında karşı teşekkülün yeterli bilgiye sahip olmaması halinde faydalı birharekettir. Yoksa bir işçi teşekkülünün malî durumu işverence biliniyorsa, işçisendikasının kudreti hakkındaki bütün gizliliklere peşinen, vakıf olunacakdemektir. Bu durumda ise işçi teşekkülü, karşı tarafın şartlarına öncedenmahkûm edilmiş olur.
Sendikafaaliyetlerini, işçi haklarını savunma imkânlarını, kamu düzeni ve genel ahlâkdışında sınırlayan bu hükümler, Anayasa'nın 11., 46/1. ve 47. maddelerinin sözve ruhuna aykırı bulunmaktadır.
IX-Sendikalar Kanununun 30. maddesinin 5 sayılı bendi, tevkif müessesesinebenzetilerek, bir suçtan dolayı hakkında takibata geçilen sendikanın bufiilinin sübutundan evvel dahi Cumhuriyet Savcısının talebi ile mahkemecefaaliyetten men edilebileceği hükmünü koymaktadır. 5 sayılı bentte yer alankaide, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 maddesinde sanığın tevkifine dairkonulan kaide ile aynı mahiyette bulunmaktadır. Sendikanın kapatılması veyafaaliyetten menedilmesi keyfiyeti, suç teşkil eden fiilin sübutu halindeolabilir. Suçluluk durumunun bir mahkeme kararı ile sübutundan evvel sübjektiftaktirlerle sendikanın faaliyetten men'ine karar verilmesi, sendika hakkındamahkûmiyetten evvel infazın başlaması neticesini verecektir.
Tevkifmüessesesinde suçun işlendiğine dair kuvvetli emarelerin bulunması, tevkif içinkâfi addedilmemiş, başkaca şartların da tahakkuku aranmıştır.
5sayılı bent hükmü ise, mücerret suç islendiğine dair kuvvetli emarelerinmevcudiyetini kâfi görmekle muhakeme yapılmadan verilmesi meşkûk olan cezanınuygulanmasına cevaz vermektedir.
Sendikagibi bir şahıs topluluğunun, hükümden evvel faaliyetten menedilmesi, sendikakurma hak ve hürriyetini zedelediği gibi, bu durum, Anayasa'nın 30. maddesininsöz ve ruhuna aykırı bulunmaktadır. 5 sayılı bent hükmü, müdafaa hakkınınkullanılmasından evvel hükmün infazı neticesini vermesi bakımından, Anayasa'nın31. maddesine de aykırıdır.
X-Sendikalar Kanununun 31. maddesinin 8 sayılı bendi, aynı kanunun 29. maddesininyaptırımını teşkil etmesi ve 29. madde ile olan bağı sebebiyle 29. maddeninAnayasa'ya aykırılığında ileriye sürülen gerekçelerden ötürü, Anayasa'nın 11.,46/1. ve 47. maddelerine aykırıdır.
XI-Sendikalar Kanununun 31. maddesinin 12 sayılı bendinin "ve alelıtlakzimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancıkötüye kullanmak, dolanlı "iflâs" a dair koyduğu tahdit dışındakibütün hükümleri Anayasa'ya aykırı bulun maktadır.
Anayasa'nın46. maddesinde sendika kurma hürriyeti bütün çalışanlara tanınmıştır. Sendikakurmak hakkı, orada görev almak hakkını da kapsar. Anayasa'nın Milletvekiliveya Senatör olmak için aramadığı şartlar sendikalarda, sendika yöneticiliği,haysiyet divanı üyeliği ve deneticilik vazifelerinde bulunacak sendikaazalarında aranmaktadır, 12 sayılı bentte öngörülen kısıtlamalar, özellikleişçi sendikaları yöneticilerinin, işçinin dâvalarını savunurken giydiği birmahkûmiyetten sonra bir daha sendika içinde herhangi bir vazife almasınıönlemektedir. Bu kısıtlama o derece ağır tutulmuştur ki, suçun umumî af iledüşmesi halinde de bu yasak devam etmektedir. Keza tecil için dahi aynı hükümkonulmuştur.
12sayılı bendin ikinci fıkrasında yer alan hükümler uyarınca sendika faaliyetisebebiyle cezalandırılan sendika idarecisinin, ayrıca bu kanuna göre kurulanteşekküllerde belli bir süre görev alma hakkını kaybetmesinin hiç bir izahıyoktur.
Şahsîhayatında işlediği bir suçtan dolayı sendikanın hiç bir temsilî organındavazife alamaması, yalnız Türk Sendikalar Kanunu tarafından konulmuş birmemnuniyettir ki örneği hiç bir batı ülkesinde mevcut değildir.
Sendika,bir hususî hukuk hükmi şahsiyetidir. Temsilî organlarında vazife alabilecekşahısların niteliklerini tayin etmek kendi tüzüğüne ait olmak gerekir.
Anayasa'nın46. maddesinin birinci fıkrasına göre Sendikalar Kanununa dahi lüzum yoktur.Cemiyetler Kanunu ve Medenî Kanun bu sahayı nizamlamaya kâfidir.
Busebeplerle 12. bent hükmü, Anayasa'nın kişinin temel haklarını sınırlamasısebebiyle 10. maddesine, temel hakların özünü Anayasa dışı kayıtlamasıbakımından, 11. maddesine, hükmî şahıslar arasında eşitliği ihlâl etmesibakımından 12. maddesine, Anayasa'nın Milletvekili ve Senatör olmak içinaradığı şartlar 68. maddede gösterildiği halde 46. maddesinde bu kabilşartların ileriye sürülmemesi ve Anayasa'nın hiç bir hükümde sözü edilenorganlarda yer almak için hiç bir şart aranmaması ve nihayet sendika kurma veaza olmanın sözü edilen organlarda yer almayı da kapsaması gerekeceğinoktasından Anayasa'nın 46. maddesinin lâfzına ve ruhuna aykırı bulunduğundan12 sayılı bendin iptali lâzımdır.
YukardaXI sayı altında özetlenen dâva konuları, aynı sıra izlenmek suretiyleincelenmiştir:
İstemleilgili Anayasa hükümleri:
"Madde11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancakkanunla sınırlanabilir.
Kanun,kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibisebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."
"Madde46- Çalışanlar ve İşverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendikabirlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkınasahiptirler.
İşçiniteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunladüzenlenir.
Sendikave sendika birliklerinin tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslaraaykırı olamaz."
SendikalarKanununun dâva konusu hükümleri:
"Madde1- 1. Sendika, birlik, federasyon ve konfederasyonlar, bu kanuna göm işçisayılanların ve işverenlerin, müşterek iktisadî sosyal ve kültürelmenfaatlerini korumak ve geliştirmek için kurdukları meslekî teşekküllerdir.
"Madde2- 1. Hizmet akdine göre çalışmayı veya nakliye mukavelesine göre esasİtibariyle bedenî hizmet arzı suretiyle çalışmayı yahut neşir mukavelesine göreeserini naşire terk etmeyi meslek edinmiş bulunanlar ve âdi şirket mukavelesinegöre ortaklık payı olarak esas itibarîyle fizikî veya fikrî emek arzı suretiylebir işyerinde çalışanlar bu mukavelenin aynı durumdaki herkese fiilen açıkolması kaydı ile bu kanun bakımından işçi sayılırlar. Bu kanun bakımından işçisayılan kimseler, işçi sendikası kurmak ve işçi sendikalarına üye olmak hakkınasahiptirler.
İşçiniteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerin bu madde gereğince sendika kurmakve sendikalara üye olmak hakları ve bunların kuracakları sendikalarla busendikaların kuracakları birlik, federasyon ve konfederasyonların özellikleriözel kanunla düzenlenir,
Bumaddenin kapsamına girip de kooperatif şirketlerde ortak olanlar ile anonimşirket hissedarlarından herhangi bir suretle imtiyazlı hisse sahibiolmayanların işçi sendikası kurmak ve işçi sendikalarına üye olmak haklarısaklıdır.
1inci fıkra kapsamına giren kimselerden Türkiye Cumhuriyeti Emekli SandığıKanununa tabi olanlar ile Millî Savunma Bakanlığına ve İçişleri BakanlığıJandarma Genel Komutanlığına bağlı işyerlerinde çalışıp askerlik yükümünüyerine getirmekte olanlar dışında kalanların, işçi sendikası kurmak ve işçisendikalarına üye olmak haklan saklıdır."
1-Sendikalar Kanununun 1. maddesinin 1 sayılı bendi, bu kanuna göre işçisayılanlarla işverenlerin kuracakları sendika, birlik, federasyon vekonfederasyonların kuruluş amaçlarını belirtmek için konulmuştur. Bu maddedeİşçi tanımlanmış değildir; sadece bu kanunun uygulanacağı işçilerin, bu kanunlatanımlanan işçiler olduğu anlatılmaktadır.
Bukanuna göre İşçi sayılanların kimler olduğu da, kanunun, 2. maddesinin 1 sayılıbendinde belirtilmiştir.
1.maddenin 1 sayılı bendinin dâva konusu yapılması, bu bentte "bu kanunagöre işçi sayılanlar" sözünün geçmiş olmasından ötürüdür. Dâvanın ağırlığı2. maddenin bir sayılı bendi üzerinde toplanmıştır.
Bunlardandolayı her iki madde birlikte ele alınıp incelenmiştir.
2-Davacı, Anayasa'nın 46. maddesindeki (Çalışanlar) sözünün Sendikalar Kanununun1. ve 2. maddelerinin 1 sayılı bendleri ile sınırlandırılmış olduğunu, busınırlama dışında "çalışanlar" deyimine girecek işçiler bulunduğunuve bundan dolayı anılan sınırlayıcı hükümlerin Anayasa'ya aykırı olduğunu ilerisürmektedir.
Görülüyorki bu konuya ilişkin dâvanın çözümlenmesi, Anayasa'nın 46. maddesinin birincifıkrasındaki (Çalışanlar) deyimine verilecek anlama bağlıdır.
Hiçşüphe yokki (Çalışanlar) genel bir deyimdir. Bunu, sözlük anlamı ile değil,Anayasa'da kullanıldığı, oturtulduğu yer yönünden anlamlandırmak gerekir.
Bunedenle, Anayasa koyucusunun (Çalışanlar) deyiminden kimleri kastettiğinintespiti için konu, önce Anayasa yapısından, sonra 46. maddede geçen sözlerinsıralanması yönünden ve son olarak da sosyal açıdan ele alınmıştır:
a)Anayasa'ya göre Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilentemel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.Anayasa'da kişinin siyasî haklan yanında sosyal ve ekonomik haklarına geniş birölçü ve anlayış içinde yer verilmiş, sosyal ve iktisadî haklar ve ödevlerbölümünde kişinin, ailenin ve toplumun sosyal ve ekonomik haklan ve bunlarkarşısında Devletin ödevleri, özelliklerinin gerektirdiği ayrıntılı bir biçimdebelirtilmiştir.
GerçektenAnayasa, ekonomiye el atmanın, vatandaşların vazgeçilmez temel haklarındanolduğunu belirttikten sonra, özel teşebbüslerin, millî iktisadın gereklerine vesosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasınısağlayacak tedbirleri almakla Devleti ödevlendirdiği gibi, 41.-46. maddelerindede iktisaden zayıf durumda olanları, geçimleri maddî ve fikrî emek karşılığındabir gelire bağlı bulunan kişileri, emekçileri ele alarak, bu tür çalışanlarıninsanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal,iktisadî ve malî yönlerden çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek veişsizliği, emeğin sömürülmesini önleyici tedbirleri almakla da Devleti ödevlikılmıştır.
Butedbirlerin yanında da Anayasa, 46. ve 47. maddeleriyle, yaşama ve çalışmakoşullarını düzenlemek ve geliştirmek için çalışanlara ayrıca bazı haklar veözgürlükler tanımıştır. Bunların başında sendika kurma hakkı gelir.
Görülüyorki (Çalışanlar) deyimi Anayasa'da, soyut bir deyim olarak değil, sendikaözgürlüğü ile ilgili olarak kullanılmıştır. Bundan ötürü (Çalışanlar) deyimini,Anayasa'daki yerini gözönünde tutarak, sendika özgürlüğünden batıdemokrasilerinde ne anlaşılıyorsa öyle anlayarak, yorumlamak gerekir.
Bunedenlerle 46. maddedeki (Çalışanlar) deyiminden ereğin, geçimini emeği ilesağlayan kişiler, çalıştırılanlar, geniş anlamı ile, içişler olduğu kolaylıklaanlaşılır. Bu deyimin, sosyolojik bakımından işçi sınıfını teşkil eden varlıkla,Özel kesimde ve kamu kesiminde çalıştırılanları kapsadığını kabul etmek, heriki kitleyi, çalıştırılanlar kavram' içinde düşünmek, yukarıda açıklananAnayasa yapısına uygun düşer.
b)Anayasa'nın 46. maddesinde "çalışanlar" sözünden hemen sonra"işverenler" sözünün gelişi de yukarıdaki görüşü doğrulayıcıdır.
İşveren,çalıştıran kişidir. Çalıştıranın karşısında elbette bir çalıştırılan vardır.Her iki deyim yanyana okunduğu zaman (Çalışanlar) sözü ile güdülen ereğinçalıştırılanlar olduğu anlaşılır.
Çalıştırılanlarda, biri işçi niteliğini taşımayan kamu hizmeti görevlileri yani memurlar,diğeri de geniş anlamı ile işçiler olmak üzere iki türlüdür.
Anayasanın46. maddesinin birinci fıkrası, her iki tür çalışanların sendikalar ve sendikabirlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma haklarınıbelirterek bir kural koymakta, ikinci fıkrası da, gördükleri hizmetin niteliğiyönünden bir ayırım yaparak, yalnız işçi niteliğini taşımayan kamu hizmetigörevlilerinin bu alandaki haklarının kanunla düzenleneceğini belirtmektedir.
Bundanötürüdür ki Anayasa koyucu, anılan maddenin birinci fıkrasında her iki çeşitçalışanları kapsamı içine alacak genel bir deyimi, (Çalışanlar) deyiminikullanmıştır.
c)Sosyal ekonomi açısından insan gücü, çalışanlar, çalıştırılanlar ve kendihesabına çalışanlar olmak üzere üçe ve çalışanlar da işçiler ve memurlar diyeikiye ayrılmaktadır.
Anayasa'nınbu alanda yaptığı bölüm, sosyal açıdan yapılan bölüştürmeye de uygundur veyukarıda belirtilen görüşü doğrulayıcıdır.
(Çalışanlar)deyimine verilen bu anlama göre, az bir sermaye ile tek başına, kendi hesabınaçalışan, ticarî sermaye ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri, oyer geleneklerine göre tacir niteliğini gerektirmeyecek miktarda sınırlı olanve bu bakımdan tacir sayılmayan, kendi başına mal sahipliği yapan kişiler,(Çalışanlar) deyimi dışında kalır. Bunlar Ticaret Kanununun 17. ve 507 sayılıEsnaf ve Küçük Sanatkârlar Kanununun 2. maddesi gereğince esnaf sayılır ve bukanuna göre esnaf ve küçük sanatkârlar derneği kurabilirler.
Sokağınbir köşesinde tek başına ayakkabı tamirciliği yapan da çalışır ve fakatAnayasa'daki (Çalışanlar) deyimi kapsamına girmez. Bu ve bu gibiler sendikakuramazlar ve fakat esnaf derneği kurarak çıkarlarını o yoldan koruyabilirler.Bunlar, ne işverendirler, ne de (Çalışanlar) deyimi içine giren işçilerdir.
Ancakesnaf niteliğinde olan kişiler, tek başına çalışmayıp da yanlarında başkalarınıçalıştırırlarsa, bu takdirde kendisi işveren ve yanında çalışanlar da kalfa vebaşka hizmet akdiyle iş sahibine bağlı olduklarından işçi sayılırlar. Bunlaresnaf derneğine kaydolunmakla birlikte iş sahipleri işveren sendikasına,işçiler de İşçi sendikalarına üye olabilirler. Bu engelleyen kanunî bir hükümyoktur.
Üyelerdenİhsan Ecemiş, kendi hesabına çalışanların Anayasa'nın 46. maddesi kapsamınagirip girmediğinin tartışılmasının gerekmediğini ileri sürerek, yalnız buyönden çoğunluğun yukarıda açıklanan görüşüne katılmamıştır.
3-(Çalışanlar) deyimine verilen bu anlama göre Sendikalar Kanununun 1. ve 2.maddelerinin 1 sayılı bentleri (Çalışanlar) deyimini sınırlamış mıdır ve varsabu sınırlama Anayasa'ya aykırı, anılan deyimi kısıtlayıcı nitelikte midir'
SendikalarKanunu, bu kanununa göre işçi sayılan kişileri 2. maddesinin l sayılı bendininbirinci fıkrasında şöyle tanımlamıştır:
"Hizmetakdine göre çalışmayı veya nakliye mukavelesine göre esas itibariyle bendinihizmet arzı suretiyle çalışmayı yahut neşir mukavelesine göre eserini naşireterk etmeyi meslek edinmiş bulunanlar ve âdi şirket mukavelesine göre ortaklıkpayı olarak esas itibariyle fizikî veya fikrî emek arzı suretiyle bir işyerindeçalışanlar -bu mukavelenin aynı durumdaki herkese fiilen açık olması kaydiyle-bu kanun bakımından işçi sayılırlar."
Görülüyorki kanun koyucu, hizmet akdini temel olarak ele almış ve bundan başka bazıakitlere dayanarak emek arzeden ve işçilerle bir arada düşünülmesi Anayasa'nınyapısına aykırı düşmeyen ve demokratik batı sendikacılığında alışılmış bulunanbir tür hizmet görenleri de maddenin kapsamı içine almıştır.
a)Bunlardan hizmet akdi, bir kimsenin ücret karşılığında belirli veya belirsizbir süre için hizmet görmeyi, hizmetini iş sahibinin elinde bulundurmayı ve işsahibinin de ona bir ücret vermeyi üstüne almasıdır.
Hizmetakdi, bu akitle bağlı olan her çalışanı içine alır. Yalnız Sendikalar Kanununun3. maddesinin 2 sayılı bendi, hizmet akdiyle bağlı olup da işveren sayılangerçek ve tüzel kişiler adına işletmenin bütününü yürütmeye ve yönetmeyeyetkili olanları, bu kanun bakımından işveren vekili ve işveren vekillerini deyine bu kanun bakımından işveren saydığından bu tür kişiler, SendikalarKanununa göre işçi değil işverendirler. Bunun dışında hizmet akdine dayanarakiş görmeyi meslek edinmiş her kişi, Sendikalar Kanununa göre işçidir.
Hizmetakdi 3 unsuru kapsar: 1- İş unsuru, 2- Ücret unsuru, 3- Bağlılık unsuru.
Buakdi, iş görmeye ilişkin diğer akidlerden ayıran, bu bağlılık unsurudur. Hizmetakdinde işçi az veya çok işverene bağlıdır. Yani o, çalışmasını, hizmetiniişverenin gözetimi ve yönetimi altında yapar. Bu akdin bir yanında işveren,öteki yanında işçi vardır. Söz gelişi, istisna akdinin ise, bir yanında işsahibi, öteki yanında müteahhit, vekâlet akdinde de bir yanda vekâlet veren,öteki yanında vekil vardır. Müteahhit ve vekil işçi değildirler.
Hizmetakdinden başka akitlerde bağlılık unsuru yoktur; bulunduğu iddiasında olandavacı dahi bir tek örnek verememiştir.
Gerçektenbu akit, davacının iddia ettiği gibi yalnız müstahdemi kapsamaz. Hizmet akdi, buakidle bağlı olan her kişiyi, sanayide çalışan işçileri, ticarette çalışanişçileri, esnaf yanında çalışan İşçileri, Deniz ve Basın iş Kanununa görehizmet akdi ile bağlı olan işçileri, tarım işçilerini, evde çalışanhizmetçileri, kâtibi, veznedarı ve benzerleri her işçiyi içine alır. Davacınınbu yöne yönettiği iddia da yersizdir.
b)Kanun koyucu, işçi kitlesi denilen varlığı Anayasa'nın 46. maddesindeki(Çalışanlar) deyimini, hizmet akdiyle çalışanlarla sınırlamamış, maddî ve fikrîhizmet arziyle geçimini sağlayan ve sosyal açıdan işçi sayılanları da(çalışanlar) kavramı içinde düşünerek, hizmet akdiyle bağlı olan işçiler gibiSendikalar Kanunu yönünden işçi saymıştır.
Bunlardanbiri hamallardır ki taşıma sözleşmesine göre bedence hizmet arzı suretiyle çalışmayımeslek edinmiş olanlar, diğeri de serbest yazarlardır ki neşir sözleşmesinegöre eserini yayımlayıcıya bırakmayı ve böylece fikrî emeği ile geçiminisağlamayı meslek edinmiş olanlar ve bir de âdi ortaklık sözleşmesine göreortaklık payı olarak fizikî veya fikrî emek arzı suretiyle bir işyerindeçalışanlardır.
Görülüyorki İşçi Sendikaları Kanunu, bu kanuna göre işçi sayılanları, hizmet akdiyleçalışanlarla sınırlamamış, Sosyal açıdan işçi sayılan kişileri de kapsamı içinealmış, işçileri "çalışanlar" kavramına uygun şekilde tanımlamıştır.
Açıklanannedenlerden ötürü, Sendikalar Kanununun yukarıda belirtilen tanımlamasının,Sendikalar Kanununa göre işçi sayılmak için konulan koşulların, SendikalarKanununun 1. maddesinin 1 sayılı bendiyle 2. maddesinin 1 sayılı bendinin,Anayasa'nın 46/1. ve 11/2. maddelerine aykırı olmadığı ilkesinde görüşbirliğine varılmıştır.
274sayılı Sendikalar Kanununun 2. maddesinin 1 sayılı bendinin sınırlayıcı vekesin nitelikte olup olmadığına gelince:
SendikalarKanununun 2. maddesinin 1 sayılı bendinin birinci fıkrasındaki tanımlamadışında kalan ve Anayasa'nın 46, maddesindeki "çalışanlar" deyimikapsamına giren işçiler, sosyal açıdan işçi niteliğinde sayılacak kişiler belkibulunabilir ve iş hayatının çok çabuk gelişmesi, sosyal görüşlerin demokratikyolda genişlemesi sonucu ileride de meydana gelebilir. Nitekim SendikalarKanununun Millet Meclisi görüşmelerinde komisyon sözcüsü "sosyolojikbakımdan işçi sınıfını teşkil eden zümre ile, hukukî anlamda işçi sendikasıkurabilecek kimseleri hukukî kıstası bulabildiğimiz ölçüde birbirleriyletetabuk haline getirmek için gayret sarf etmişiz" (M.M.T.D.: 69. Birleşim10.4.1963 S: 211) demekle, metinde sayılanların dışında bir işçi tipibulunabileceğini üstü kapalı anlatmak istemiştir.
Mahkememizde böyle bir ihtimali kabul etmekle birlikte, sosyal açıdan dahi böyle bir işçitipinin bugünkü günde varlığını tespit etmiş, davacı da bu alanda bir tek örnekgöstermiş değildir. Bununla birlikte burada önem taşıyan nokta, işaret olunan ihtimalleringerçekleşmesi halinde uygulanacak hükmü tesbittir.
Çoğunluğungörüşüne göre tanımlama dışında kalıp da "çalışanlar" deyimi içinegiren işçiler hakkında 274 sayılı Sendikalar Kanunu uygulanamaz. Çünkü anılanfıkra, Sendikalar Kanununa göre işçi sayılma koşullarını örnek vererek değil,kesin olarak belirtmiştir. Fıkrada (... çalışanlar bu kanun bakımından İşçisayılırlar) denilmekle cümle, kesin olarak bağlanmış ve söz gelişi"...çalışanlar veya bunlara benzeyenler bu kanun bakımından işçi sayılırlardenilmemiştir. Bundan ötürü buradaki tanımlama sayıcı ve örnek verici değil,kesin niteliktedir. Metin bu yönden o kadar açık ve uygulanacak hüküm o kadarbelirlidir ki yorumlanmasına hukuk yönünden olanak yoktur. Burada yorum yapmakhukuk kurallarına aykırı düşer. Bir metin okunur okunmaz anlaşılmaz, başkabaşka anlamlara olanak verecek kadar duraksamalar doğuracak nitelikte kapalıveya yanlışlık apaçık ise ancak o zaman yorum da kanun koyucunun o metnikoymasındaki ereklere göre yapılır.
Bunedenlerledir ki kesin metnin dışında kalıp da Anayasa'nın (Çalışanlar) deyimikavramına giren işçiler, 274 sayılı Sendikalar Kanununa göre değil, Anayasa'nın46. maddesi gereğince tüzükleri, yönetim ve işyerleri demokratik esaslara,Anayasa ilkelerine aykırı olmamak koşulu ile Sendikalar ve sendika birliklerikurabilirler.
ZatenAnayasamız işçilerin sendikalar ve sendika birlikleri kurma temel haklarınıkullanabilmeleri için bir kanun çıkarılmasını özel surette buyurmamıştır.Yasama organı, Anayasa'nın 5. maddesinin kendisine verdiği genel yetkiyedayanarak 274 sayılı Sendikalar Kanununu çıkarmıştır. Bu kanunun dışındakalanlar, yukarıda belirtildiği gibi Anayasa'ya dayanarak sendikalar ve sendikabirlikleri kurar, tutumları, durumları bunların da bir kanun düzeni içinealınmalarını gerektirirse, yasama organı bunları da yeni bir kanun düzeni içinealabilir; hatta 3 maddelik bir kanunla bunları da 274 sayılı SendikalarKanununa bağlayabilir. Sendikalar Kanununda bunları önleyici, engelleyici"bu kanun dışında, sendika kurulamaz" diye yasaklayıcı hiç bir hükümyoktur. Bulunsa idi ancak o zaman bu hükmün Anayasa'ya aykırılığıdüşünülebilirdi.
GörülüyorkiSendikalar Kanununun 2. maddesinin 1 sayılı bendindeki sınırlılık ve kesinlik,Sendikalar Kanunu yönünden olup, Anayasa'nın 46. maddesindeki (çalışanlar)deyimini sınırlayıcı ve kısıtlayıcı nitelikte değildir.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 1, ve 2. maddelerinin 1 sayılı bentleri,Anayasa'nın 46/1. ve 11/2. maddelerine aykırı değildir ve bu konuya ilişkiniptal isteminin reddi gerekir.
ÜyelerdenCelâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve LûtfiÖmerbaş, söz konusu bendin, sendika kuracak olanları sınırlayıcı bir niteliktaşımadığı, kurulacak her sendikanın 274 sayılı Kanun hükümlerine bağlı bulunmasıgerektiği, Fazlı Öztan ve Halit Zarbun, söz konusu bendin, bütün sendikakurabilecek olanları kapsamına aldığı, yani bu sınırlanış dışında sendikakurabilecek bir çalışanlar topluluğu bulunamıyacağı ve bendin böyleceAnayasa'ya uygun olduğu yolundaki düşüncelerle çoğunluğun benimsediği gerekçeyekatılmamış üyelerden İhsan Ecemiş ise, kendi hesabına çalışanların Anayasa'nın46. maddesi kapsamına girip girmediğinin tartışılması gerekmediği görüşündebulunmuştur.
II.
İstemleilgili Anayasa hükümleri:
Madde46- (l. bölümde bu metin yazılıdır) Sendikalar Kanununun dâva konusu hükmü :
Madde4- 1. b) 22. maddenin 2 nci bendinde yazılı idare, teşekkül, müessese vebankalarda çalışan müfettişler ve kontrolörler ile Umum Müdür Yardımcısı veyabuna eşit ve üst kademelerdeki görevlerde çalışanlar;
Sendikakuramazlar ve sendikalara üye olamazlar.
22.maddenin 508 sayılı Kanunun 2. maddesiyle değişik 2 sayılı bendi:
"Genelve katma bütçeli idarelerle mahallî idareler ve bunlara bağlı sabit ve dönersermayeli müesseseler, sermayesinin tamamı devlet tarafından verilmek suretiylekurulan iktisadî teşekkül ve müesseselerle sermayelerinde devletin iştirakibulunan bankalar, kamu kurumu niteliğindeki meslekî teşekküller dahil olmaküzere özel kanunlarla kurulan bankalar ve teşekküller bu bentte zikredilenidare, teşekkül ve bankalar tarafından ödenmiş sermayesinin en az yarısınakatılmak suretiyle kurulan teşekküllerle bunların aynı nispette katılması ilekurulan müesseseler, işbu kanuna göre kurulan meslekî teşekküllere herhangi birşekilde malî yardım ve bağışta bulunamazlar.
8Ağustos 1961 tarihli ve 344 sayılı Kanunun geçici l inci maddesi hükmüsaklıdır.
a)İddianın esasının incelenmesine girişilmeden önce, Sendikalar Kanununun 4.maddesinin 1 sayılı bendinin (b) fıkrasının gönderme yaptığı 22. maddede17/7/1964 günlü ve 508 sayılı Kanunla değişiklik yapılmış olmasının bu bendeilişkin dâvanın görülmesine engel olmayacağı konusu görüşülmüş ve engelolmayacağına oybirliği ile karar verilmiştir.
Dâvakonusu (b) fıkrasında bir değişiklik yapılmadığı, gönderme yapılan 22.maddedeki değişikliğin, niteliği bakımından dâvaya etkisi bulunmadığı ve bugerekçe İle dâvanın bakılmasına engel olmadığı sonucuna varılmıştır. Karşı oydabulunan İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, HakkıKetenoğlu, Muhittin Taylan ve Recai Seçkin göndermenin, belli bir hükmüngönderme yapan maddede yer alması demek olduğu, gönderme yapılan 22. maddedekideğişikliğin ise, dava konusu (b) fıkrasının gönderme yaptığı yönüilgilendirmediği gerekçesiyle değişikliğin dâvanın görülmesine engelolamayacağı görüşünü savunmuşlardır.
b)Dâvanın esasına gelince: Sendikalar Kanununun 4. maddesinin 1. b) fıkrası,rastgele kişilerin sendika kurma ve sendikalara üye olmak haklarını kaldırmışdeğildir. Anılan fıkra ile konulan yasak, ancak 22. maddenin 2 sayılı bendindeyazılı idare, teşekkül, müessese ve bankalarda çalışan müfettişler vekontrolörlerle Umum Müdür yardımcıları ve buna eşit ve üst kademelerdekigörevlerde çalışan kişilere ilişkindir. Bu kişiler ise, işçi münasebetlerindekianlaşmazlıkları çözümlemede işveren vekili durumunda olan, devleti işçiye karşıtemsil eden, onun adına teftiş etme, işi çevirme ve yönetme yetkisi olankişiler olup, hizmet akdiyle bağlanmış bile olsalar, gördükleri işin niteliğibakımından kamu hizmeti gören devlet görevlilerine yakın bir durumdadırlar.Bunların Sendikalar Kanunundan ayrı bir statüye bağlanmalarında yararlarvardır.
Sözgelişi iktisadî devlet teşekküllerinden birinde hizmet akdiyle genel müdürlükgörevi almış olan kimseyi, Sendikalar Kanununa göre kurulan bir sendika üyesikabul etmek, o teşekkülün düzeni, disiplini yönünden çok sakıncalıdır.Sendikacılığın istediği dayanışma ve disiplin yanında bu tür kuruluşun düzenli,disiplinli ve verimli bir şekilde işlemesi için de ayrı bir disiplin ve düzengereklidir. Çünkü bir kez Devletin az veya çok payla katıldığı bu gibi yerlerdeyönetici ve denetleyici olarak çalışanlarla, işçiler arasında buyruk verme vebuyruğu yerine getirmenin gerektirdiği ayırımının yapılması ikinci olarak dabütün çalışanların, işlerinin ve görevlerinin özelliği ve esenliği yönünden,ayrı bir düzene bağlanması zorunludur.
EsasenAnayasa'nın 46. maddesi, yalnız işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerininsendika kurmaya ilişkin haklarının kanunla düzenleneceğini buyurmuş, diğerçalışanlar için kanunla düzenlemeden söz etmemiştir.
Kararın1. bölümünde açıklandığı gibi, ancak yasama organı, Anayasa'nın 5. maddesininverdiği genel yetkiye dayanarak Sendikalar Kanununu çıkarmış ve yukarıdabelirtilen kişileri, bu kanunun alanı içine almağı, görevlerinin niteliği veözelliği yönünden, kamu yararına uygun görmemiş, bu tür kişilerin yalnız bukanuna göre sendika kuramıyacaklarını ve bu sendikalara üye olamıyacaklarınıbelirtmiştir.
SendikalarKanunu, bu çeşit kişilerin bu kanun dışında sendika kurma ve sendikalara üyeolma haklarını engelleyici bir hüküm getirmediği gibi, çalışma hayatımızıniçinde çeşitli konularda çalışan bütün kişileri kapsayan bir hüküm de getirmişdeğildir. Yasama organı, ilerde bir tür çalışanları işlerinin niteliğine uygunve Anayasa çerçevesi içinde ayrı bir sendika kanununa bağlayabilir.
Nitekimkanun koyucu, konumuzu teşkil eden kişileri sonradan çıkan 8.6.1965 günlü ve624 sayılı "Devlet Personeli Sendikaları Kanunu" alanı içinealmıştır. Bu kanunun 8. maddesi şöyledir:
"Madde8- 15 Temmuz 1963 tarihli ve 274 sayılı Sendikalar Kanununun 4.maddesinin 1 (b) bendinde yazılı olan hizmet akdiyle çalışan şahıslar, bukanuna göre sendika kurabilir ve sendikalara üye olabilirler, 7. maddehükümleri saklıdır.
SendikalarKanununun yasakladığı sözü geçen kişiler, 624 sayılı Kanuna göre sendikakurabilecekler ve bu sendikalara üye olabileceklerdir.
Görülüyorkiyukarıda belirtildiği gibi, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile yapılan yasaklama,Sendika kurma, ona üye olma haklarını kökünden kaldırıcı ve bu hakların özünüzedeleyici değil, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun sınırlayıcı niteliktedirve bu sınırlama da yukarıda belirtilen iş yerlerindeki düzen ve disiplininkorunması ve görevlerin nitelikleri nedenlerine dayanmaktadır. Bu bakımdanSendikalar Kanununun 4. maddesinin 1/b kendi Anayasa hükümlerine aykırısayılamaz.
Öteyanda bu sınırlama, 6366 sayılı Kanunla onaylanmış olan "İnsan haklarınıve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşme"nin 11. maddesinin 2 sayılıbendine de uygundur.
Sözleşmenin11. maddesinin 2 sayılı bendinde "Bu hakların kullanılması demokratik birtoplulukta, zarurî tedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin,nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin, sağlığın veya ahlâkın veya başkalarınınhak ve hürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tabitutulabilir" denilmektedir. Bu bentdeki "nizamı muhafaza" sözüneyukarıda belirtilen kuruluşların düzenini korumak dahi girer.
Buduruma göre Sendikalar Kanununun 4. maddesinin 1 sayılı bendinin (b) fıkrasınıngönderdiği 22. maddenin 2 sayılı bendinde sayılan Kurum ve kuruluşlarda çalışanmüfettişlerin ve kontrolörlerle, genel müdür yardımcısı veya bunlara eşit veüst kademelerdeki görevlerde bulunanlar Devlet Personeli Sendikalar Kanununagöre sendika kuracaklar ve bu sendikalara üye olabileceklerdir. Yapılan buayırımda Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur.
Bunedenlerle 274 sayılı Sendikalar Kanununun 4. maddesinin 1 sayılı bendinin (b)fıkrası Anayasa'nın 46. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırıdeğildir ve iptal isteminin reddi gerekir.
ÜyelerdenFazlı Öztan ve Muhittin Gürün bu görüşe katılamamışlardır.
III
İstemdeilgili Anayasa hükmü:
"Madde31- Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz."
SendikalarKanununun dava konusu hükmü :
"Madde8- 1. Kanun ve teşekkül tüzüğü hükümleri gereğince teşekkülden çıkarılanüyenin, çıkarma kararına karşı genel kurula başvurma hakkı vardır. Genel Kurulkararına karşı, bu kararın ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay içinde, İşdavalarına bakmakla görevli mahallî mahkemeye ilgili tarafından itirazedilebilir; Mahkemenin kararı kesindir.
2.çıkarılan üye hakkındaki genel kurul kararı, 12 nci maddede gösterilen resmîmakamlara yazıyla tebliğ edilir. Genel Kurul kararına karşı, bölge çalışma müdürlüğü,keyfiyetin yetkili resmî makama tebliğinden itibaren üç ay içinde iş davalarınabakmakla görevli mahallî mahkemeye itirazda bulunabilir; Mahkemenin kararıkesindir."
SendikalarKanununun 8. maddesi, bir üyenin teşekkülden çıkarılması dolayısiyle iş mahkemesininvereceği kararın kesin olduğunu belirtmektedir.
Davacıbu kesinliğin, Anayasa'nın 31. maddesinin sözüne ve ruhuna aykırı olduğunuileri sürmektedir.
GerçektenAnayasa'nın 31. maddesine göre herkes, meşru bütün vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddiave savunma hakkına sahiptir.
SendikalarKanununun anılan maddesi ise, Anayasa'nın bu hükmünü zedeleyici bir hükümgetirmemiş, dava yolunu kapatmamış, tersine yargı denetimine yer vermiştir. 8.madde, teşekkülden çıkarılan üyeye, genel kurula, genel kurul kararına karşı dahem çıkarılan üyeye, hem de bölge çalışma müdürlüğüne belirli süre içinde işmahkemesine başvurma hakkını tanımış ve böylece teşekküllerin, üyeleritarafından demokratik denetimi müeyyidelendirmiş ve teşekkülden çıkarma işlemiyargı denetimine bağlanmıştır.
Ancak,sözü geçen maddeye göre verilen bu hüküm kesindir.
Birhükmün kesin olup olmaması bir usul işidir. Anayasamız 136. maddesinde(Mahkemelerin kuruluşu, görevi ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerikanunla düzenlenir) demek suretiyle bu alanların Anayasa'ya uygun olarakdüzenlenmesini yasama organına bırakmıştır. Kanun koyucu da SendikalarKanununun 8. maddesinde çıkarma karan hakkında iş Mahkemesinin vereceği kararınkesin olduğunu belirtmiştir. Kanun koyucunun bu hükmü, işin niteliği yönündenyerindedir. Çünkü anılan 8. maddeye göre çıkarılan üyenin, çıkarma kararınakarşı önce genel kurula ve bundan sonra da yetkili mahkemeye başvurma hakkıvardır.
Görülüyorki çıkarma karan, bir kerre teşekkülün iç yapısında incelenmekte ve bu incelemede yargı mercii tarafından denetlenmektedir.
Bukararın konusunu teşkil eden işlem yönünden, bir kerre de üst derece tarafındandenetlenmesini haklı kılan bir gerek yoktur.
Kaldıki Anayasamız, bütün mahkeme kararlarının ayrıksız olarak üst mahkemedengeçmesinin şart olduğunu belirten bir hükmü de kapsamamaktadır.
Zatenyargı denetiminde sonsuzluk hiç bir zaman söz konusu olamaz. Onun bir yerdekesilmesi gerekir. Nitekim Usul Kanunlarında da Kanun yolları gereklere göredüzenlenmiş ve bazı kararların kesin olduğu belirtilmiştir.
Konumuzdada, kanun koyucu işlemin niteliğini ve geçirdiği evreleri gözönünde tutarak, İşMahkemesinin bu alanda verdiği kararın Yargıtay'ca incelenmesinde bir kamuyararı görmemiştir.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 8. maddesindeki kanun yollarına başvurmayıönleyici hüküm Anayasa'nın 31. maddesine aykırı değildir. Bu konuya ilişkiniptal isteminin reddi gerekir.
ÜyelerdenRecai Seçkin bu görüşe katılmamıştır.
IV.
İstemleilgili Anayasa hükümleri:
"Madde4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet,egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliylekullanır.
Egemenliğinkullanılması, hiç bir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfabırakılamaz. Hiç bir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devletyetkisi kullanamaz."
"Madde6- Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulutarafından yerine getirilir."
"Madde7- Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
SendikalarKanununun dâva konusu hükmü :
"Madde10- Bu kanuna göre kurulan işçi ve İşveren teşekkülleri, Türkiye CumhuriyetiAnayasasının l ve 2 nci maddeleri, 3 üncü maddesinin 1 inci fıkrası ve 4 üncümaddesi ve 19 uncu maddesinin son fıkrası ile 57 nci maddesinin 1 incifıkrasındaki ilkelere aykırı faaliyet sarfetmeyen milletlerarası işçi veişveren teşekküllerine serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çıkabilirler.İlgili teşekkül, katıldığı milletlerarası teşekkülün tüzüğünü, katılma tarihinitakip eden onbeş gün içinde Çalışma Bakanlığına gönderir. Üyelikten ayrılmahalinde de, durumu, ayrılma tarihini takip eden onbeş gün içinde aynı bakanlığabildirir.
Bukanuna göre kurulan meslekî teşekküllerce alınmış olup kuruluşları yukarıdakiilkelere aykırı olan veya bu ilkelere aykırı hareket eden Milletlerarasıteşekküllere katılma kararları, Bakanlar Kurulu kararı ile iptal olunur.Danıştay, Bakanlar Kurulunun bu konudaki kararları aleyhindeki iptal dâvalarınıüç ay içinde sonuçlandırır."
a)Sendikalar Kanununa göre kurulan meslekî teşekküller, temelini özel hukuktanalan birer özel hukuk tüzel kişileridir. Böyle olduğu içindir ki buteşekküller, onu kurmak isteyenlerin iradelerini belirten tüzüklerini mahallinen büyük mülkiye amirine vermekle tüzel kişilik kazanırlar. Kamu tüzelkişilerinde olduğu gibi doğmaları ve yok olmaları için bir kanuna ihtiyaçyoktur.
Ancakbu kuruluşların doğup, yok olmalarının esas itibariyle özel hukuk hükümlerinebağlı olması, onları derneklerle her yönden bir tutmayı gerektirmez.
NitekimAnayasa dahi Sendika kurma hakkını, dernek kurma hakkı çerçevesinden çıkarıpözel bir şekilde ele almıştır. 1961 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, daha çoksiyasî demokrasiyi getiren 1924 tarihli Teşkilâtı Esasiye Kanunundan başkaolarak, en geniş şekilde sosyal ve ekonomik anlamı ve kapsamı bulunandemokrasiyi getirmiş, bu yapısı içinde sendika kurma hakkını, dernek kurmahakkının dışında bir sosyal hak olarak belirtmiştir.
Anayasa'da,dernek kurma hakkından (Temel haklar ve ödevler) başlıklı ikinci kısmın"kişinin hakları ve ödevleri" bölümünde, sendika kurma hakkından ise"sosyal ve iktisadî haklar ve ödevler" bölümünde söz edilmiştir.
Anayasamızagöre dernek kurma hakkı kişisel bir haktır, sendika kurma, hakkı ise, sosyal veiktisadî haklardandır.
Sendikakurma hakkının ayrı bir bölümde yer almasının nedeni, sendika kurma hakkındansöz eden 46. maddenin gerekçesinde şu şekilde açıklanmıştır. "... Dernekkurma hak ve hürriyeti, meslekî teşekkülleri kurma hakkını kapsarsa da,tecrübeler bu alandaki hürriyetin ayrıca belirtilmesine lüzum olduğunugöstermiştir. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve çeşitlianayasalarda da aynı yola gidilmiştir. (Anayasa Komisyonu raporu S. Sayı : 35),
Görülüyorki sendika ve sendika birlikleri kurma hakkı, klâsik kişisel temel hak vehürriyetlere yakından bağlıdır ve bunlar, sosyal ve ekonomik alanda etkilerigeniş olan ve özellikleri bulunan, bu nedenle de ayrı bir topluluk sayılmasıgereken kuruluşlardır.
Sendikalarve sendika birlikleri, gerçekte toplumun büyük bir kitlesinin, ortak ve sosyalihtiyaçlarını karşılamak, kalkınmalarını, maddece ve madde dışı gelişmelerini,bir iş ve meslek edinmelerini sağlamak ve nihayet işçinin ezilmesini veyaişverenle işçi arasında çıkacak uyuşmazlıklar yönünden toplum düzenininbozulmasını önleyecek bir denge kurmak suretiyle kamu yararına çalışan birerkuruluş niteliğindedirler.
Bukuruluşlar, bu bakımdan ellerinde topladıkları maddece ve madde dışı erkin,yerinde kullanılmasını sağlamak yönünden idareyi ilgilendiren ve ötekiderneklerden ayrı bir nitelik gösteren ve kamu kuruluşu niteliğindeki meslekkuruluşlarına yaklaşan sosyal ve ekonomik alanda önemli etkileri bulunan güçlübirer toplulukturlar.
Elbettebu güçlü kuruluşlar, kamu düzeni ve genel ahlâk içinde yaşamak ve sosyal düzenive sükûnu bozucu fiil ve hareketlerde bulunmamak. Özellikle Anayasa ilkelerineaykırı bir yon tutmamakla ödevlidirler. Bu ödevlerin yerine getirilipgetirilmediğini denetlemek, izlemek gerektiğinde önleyici tedbirler almak vegereken kanunî yollara başvurmak, yürütme organının yetkisi içindedir.
Bunedenlerledir ki Sendikalar Kanununun 10. maddesi, Sendikalar Kanununa görekurulan işçi ve İşveren teşekküllerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 1. ve2. maddeleri, 3. maddesinin birinci fıkrası ve 4. maddesi, 19. maddesinin sonfıkrası İle 57. maddesinin birinci fıkrasındaki ilkelere aykırı olarak kurulanveya bu ilkelere aykırı hareket eden milletlerarası teşekküllerekatılamıyacakları ve katıldıkları taktirde katılma kararının Bakanlar Kurulukararı ile iptal olunacağı hükmünü getirmiştir.
Görülüyorki burada Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı durumlar, yürütme organıtarafından, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanması amacı ile ortadankaldırılmakta ve bu suretle bazı yabancı emeller uğruna çalıştırılanideolojilerin sızma faaliyetleri önlenmekte, kamunun yüksek yararları ve kamudüzeni korunmaktadır.
b)İdarenin bu alanda aldığı karar, tamamen idarî niteliktedir. Çünkü bu işlemde nebir hakkın yerine getirilmesi ve ne de bir cezalandırma söz konusudur.
Bukarar, Danıştay'ın denetimine bağlı olduğuna göre, yürütmenin kanuna aykırıkararlarına karşı bir teminatı da sağlamış bulunmaktadır.
Bunedenlerden ötürü burada (Anayasa'nın 7. maddesine aykırı bir yön yoktur.
c)Burada söz konusu olan, bir vesayet kurulması değil, yukarıdaki açıklamalardanda anlaşılacağı üzere, kamu düzeninin zorunlu kıldığı bir denetleme tedbirininöngörülmesidir.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 10. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'nın 4.,6. ve 7. maddelerine aykırı değildir ve bu konuya ilişkin iptal isteminin reddigerekir.
V.
Konuile ilgili Anayasa hükümleri:
"Başlangıç-Tarihiboyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa vehukuk dışı tutum ve davranışları ile meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşıdirenme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti;
Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"Yurtdasulh, cihanda sulh" ilkesinin, millî mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsanhak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumunhuzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleri ile kurmak için;
TürkiyeCumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasa'yı kabul ve ilân veonu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığıinancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğineemanet eder.
"Madde2- Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkeleredayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."
"Madde36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
"Madde41- İktisadî ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes içininsanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göredüzenlenir.
İktisadî,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla,millî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklereyöneltmek ve kalkınma plânlarını yapmak Devletin ödevidir."
"Madde42- Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet,çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesiiçin, sosyal, İktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayıdestekler; işsizliği önleyici tedbirleri alır.
Angaryayasaktır.
Memleketihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan bedenveya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslara uygun olarakkanunla düzenlenir."
"Madde47- İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarınıkorumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunladüzenlenir." Sendikalar Kanununun dâva konusu hükmü :
"Madde14- 1. Bu kanuna göre kurulan meslekî teşekküller, tüzel kişi olarak genelhükümlere göre sahip oldukları yetkilerden başka, aşağıda zikredilen faaliyettebulunabilirler.
h)Grev veya lokavta karar vermek ve idare etmek;
4.Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu hükümleri saklıdır."
Davacı,lokavtın, Anayasa'da öngörülmediği, işçiyi yoksulluğa düşürecek ve işsizliğidoğuracak nitelikte bulunduğu, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırıkullanılması demek olduğu nedenleriyle Anayasa'nın çeşitli hükümlerine karşıbulunduğunu ileri sürerek 274 sayılı Sendikalar Kanununun 14. maddesinin 1sayılı bendinin (h) fıkrasında ve 4 sayılı bendindeki lokavta ilişkinhükümlerin İptalini istemiştir.
Lokavtıntanımlanmasına ve esasına ilişkin hükümlere 275 sayılı Kanunda yer verilmiş 274sayılı Kanunda da bu hakka çeşitli nedenlerle değinilmiştir.
15.7.1963günlü ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 18.maddesinin birinci fıkrasında lokavt şöyle tanımlanmıştır;
"Birİş kolunda veya iş yerinde faaliyetin büsbütün durmasına sebep olacak tarzda,işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir teşekkülünverdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavtdenir."
Görülüyorki lokavt, işverenin, işçileri topluca işten uzaklaştırmasıdır. Elbette bu hal,bir süre işsizliğe sebep olacak, grevde olduğu gibi insan gücünün geçici olarakiş hayatından uzaklaşması sonucunu doğuracaktır. Fakat bu, belirli iktisadîereklere ulaşmak, sermaye ile emek arasında bir denge kurmak gibi haklınedenlere dayanmaktadır. Aşağıda yazılı gerekçelerden ötürü, Kanun Koyucununlokavtı bir hak olarak tanıması, Anayasa'mızın yapısına aykırı bir niteliktaşımamaktadır.
A)Anayasa'nın 2. maddesinde açıklandığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan ... demokratik, ... sosyal bir hukukdevletidir. Demokratik sosyal hukuk devleti; insan hak ve hürriyetlerine saygıgösteren, ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişiile toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarakdüzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan,çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesiiçin sosyal, iktisadî ve malî tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliğiönleyici ve millî gelirin, adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayıcıtedbirler alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu, devam ettirmeğekendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlükrejimini uygulayan devlet demektir.
İşverenibir yana bırakarak, sadece işçinin çıkarları ile uğraşmak, işçileri ele alıpözel teşebbüsü ihmal etmek Anayasa'nın yapısına, adaletli hukuk düzenikavramına uymaz. Nitekim Anayasa, 41. ve onu izleyen maddeleriyle çalışanlarıninsanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için gereklitedbirleri almakla devleti ödevli kıldığı gibi 40. maddesiyle de herkesidilediği alanda çalışma ve sözleşme yapma hürriyetlerine sahip kılmakta,vatandaşın iktisat alanında teşebbüs sahibi olmak hakkını temel haklardansaymakta ve böylece özel teşebbüslerin kurulmasını serbest bırakmakta, devleti,özel teşebbüslerin, millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini,güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirler almakla daödevli kılmaktadır.
Görülüyorki Anayasa, devleti, iş verenle işçi arasında ekonomik ve sosyal bir dengekurmak, sermayenin emeği ve emeğin sermayeyi sömürmesini, bu iki varlıktanbirinin ötekini önleyici tedbirleri almakla yükümlü tutmuştur.
Grev,işçinin kendi çıkarlarını işverene karşı korumak için Anayasanın işçiyetanıdığı bir haktır. İşçinin bu hakkı karşısında, işverenin de bir takımhaklarının bulunması gerekir. Yoksa işveren İşçinin grevi karşısında, hemen herzaman işçinin isteklerini kabul etmek zorunda kalır ve böylelikle sosyal veekonomik denge bozulur. Grev nasıl işçiler için ekonomik bir savaş aracı ise,lokavt da işverenler için ekonomik bir savaş aracıdır. Bunların her ikisi detoplu iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesi hususunda kullanılan haklardır.Pazarlığa oturan taraflardan birinin eline grev gibi çok önemli ve etkili birbaskı aracı verilirken diğer tarafı, bir olanaktan yoksun bırakmak, işvereningüvenini sarsıp toplum için emek gibi önem taşıyan sermaye erkinizayıflatabilir. Demokratik sosyal hukuk devletinin bütün ereği, bir sınıfınezilmesi pahasına diğer bir sınıfın gelişmesine, dengesizliğe olanakvermemektir. Devlet işsizliği önlerken sermaye sahibini zayıf bir durumasokamaz.
Bütünmesele, işçilerin çıkarları ile işverenlerin çıkarları arasında âdil bir hukukdüzeni gereği bir bağdaştırma ve uzlaştırma yolunun bulunabilmesidir.
Bunlardanötürü davacının dilekçesinde ileri sürdüğü gibi, çalışanların insancayaşamalarını sağlayıcı tedbirler almakla ödevli devletin, işçilerin geçiciolarak işsiz kalması sonucunu doğuracak lokavt hakkını işverenlere tanıması,sosyal devlet kavramına aykırı düşmez.
Devletin,grev karşısında lokavt hakkının tanınmaması ile birçok işverenlerin, işhayatından çekilmeleri sonucunda önü alınamayacak işsizlik durumlarının ortayaçıkması ihtimalini hesaba katarak, daha büyük bir kötülüğü önlemek için belliiş yerlerinde veya alanlarında işçilerin geçici olarak işsiz kalmaları sakıncasınıdoğuracak bir yola girmek zorunluğunu duyması, Anayasa ile kendine yüklenensosyal ödevleri yerine getirmekten kaçındığı anlamına gelmez.
B)Diğer taraftan Anayasamızın 47, maddesinin son fıkrasında "grev hakkınınkullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir"denmektedir. Bu hüküm, işçinin grev hakkı karşısında, işverenlerin dehaklarının düzenleneceğini açıkça göstermektedir.
Anayasakoyucu, işçinin grev hakkı karşısında, İşverenin de bir takım haklara sahipkılınması gereğini kabul etmekte ve bunu düzenlemeyi yasa koyucunun takdirinebırakmakta, işverene tanınan haklar arasında lokavtın bulunmasını yasaklayıcıbir hükmü öngörmemektedir.
GerçektenAnayasa, lokavt hakkından olumlu veya olumsuz söz etmemiştir. Anayasa bu hakkı neteminatı altına almış ve ne de yasaklamıştır. Grev Anayasa'nın teminatı altındabir temel hak olduğu halde, lokavtta böyle bir nitelik yoktur. Bunun sonucuşudur:
Anayasa'nıngrevi bir hak olarak kabul ettiği halde lokavttan söz etmemesi, lokavtı reddettiğinigöstermez. Yasama organı, memleketin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını gözönünealarak lokavtı ister bîr hak olarak tanır, isterse tanımaz; yeterki,işverenlerle işçiler arasındaki uyuşmazlıkta sosyal dengeyi adalete uygun biryolla bağdaştıracak hükümleri koymuş bulunsun. Her iki halde de Anayasa'yaaykırılık söz konusu olamaz. Fakat grev hakkı temel haklardan olduğu için özelbir kanunun bu hakkı tanımaması Anayasa'ya aykırı olur. Burada gözönündetutulması gereken husus, kanun koyucunun grevi ve gerekli görmesi halinde de,lokavtı, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak düzenlemek zorunluğundaolduğudur. Bu esasa riayet şartiyle her iki konuyu da kendi takdir ölçüleriiçinde düzenlemekte kanun koyucu serbesttir.
C)Anayasa'nın hazırlık çalışmalarına ilişkin belgeler, 47. maddenin gerekçesi,Mahkememizin yukarıda açıklanan görüşünü doğrulayıcı niteliktedir.
NitekimTemsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporunda 46. madde olan Anayasa'nın 47.maddesine ilişkin gerekçede "lokavt hakkı da, mahiyetinden doğanfarklılıklar hariç, grev hakkına muvazi olarak kanunla düzenlenecektir. Ancak,bunun bir insan hakkı olarak Anayasa'da zikredilmesi için sebep yoktur. Nitekimdiğer Anayasalarda da durum böyledir." (Temsilciler Meclisi, Sayı: 35-T.C. Anayasa tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu 5/7 sahife: 24-25) denmektedir.
Yinesözü edilen maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında, lokavtınAnayasa'da yer alması dilekleri karşısında söz alan Anayasa Komisyon Sözcüsü"Anayasa'da bu hususta menfi veya müsbet bir kayıt bulunması için sebepyoktur. Grev hakkını Anayasa'da belirtmekte ise zorunluk vardır... Bundan başkaAnayasa'ya konulan, temel haklar arasına giren sosyal haklar, iktisaden zayıfolanları korumak için tanınmış haklardır. Lokavt böyle değildir. Bir insanhakkı şeklinde ayrıca Anayasa'da belirtilmemesi, gerekirse kanun koyucutarafından kabul edilmesi yolu tercih edilmiştir." (Temsilciler MeclisiTutanak Dergisi Cilt: 3, 46. Birleşim. 17.4.1961, S. 297-300) demiştir.
TemsilcilerMeclisinin 2.5.1961 günlü oturumundaki görüşme sırasında lokavtın metneeklenmesi yolunda bîr önerge verilmiş, buna karşı Komisyon Sözcüsü, "grevgibi lokavtın da ileride bir kanunla Anayasa'nın ruhuna ve zihniyetine uygunolarak düzenlenebileceğini, lokavtın tanınıp tanınmamasını ve şartlarının kanuntedvin edilirken münakaşa konusu olacağını" bildirmiş ve önerge oylamasonunda reddedilmiştir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi 58. Birleşim2.5.1961-S: 512, Cilt: 4).
Anayasa'nın47. maddesinin yazılışından ve hazırlık çalışmalarından, lokavtın, bir teme!hak olarak benimsenmediği, ancak grevin düzenlenmesi sırasında işverenleri,işçiler karşısında savunmasız bir durumda bırakmamak için kanun koyucutarafından onlara bir takım haklar tanınmasının öngörüldüğü, bu haklar arasındalokavtın bulunup bulunmamasının kanun koyucunun takdirine bırakıldığı sonucuçıkmaktadır.
D)Davacı, dilekçesinde, Sendikalar Kanunu ile tanınan lokavt hakkının, işverene,çalışanları toptan işten atmak yetkisini vermekle, mülkiyet hakkı sahibinetoplum yaran dışında tasarruflarda bulunmak olanağını, Anayasa'nın 36.maddesine aykırı olarak, sağlamakta olduğunu ileriye sürmektedir.
Önceeldeki konumuz, mülkiyet hakkının kamu yararına aykırı kullanılması değil, birişletmenin güvenlik ve kararlılık içinde çalıştırılmasını ve geliştirilmesinisağlayıcı tedbirlerin alınmasıdır. Bundan ötürü bir işverenin, ekonomik vesosyal zihniyet içinde işini geliştirmek ve daha verimli kılmak için işkoşullarında ve bunların uygulanması biçim ve usullerinde değişiklik yapmakereği ile kanun sınırları içinde lokavt hakkını kullanması, mülkiyet hakkınıntoplum yararına aykırı kullanılması niteliğini taşımaz.
Öteyandan, ekonomik ve sosyal dengeyi sağlamak gibi doğru ve haklı bir düşünceyedayanılarak kabul edilmiş olduğu için bu hakkın mülkiyet hakkının kamu yararınaaykırı biçimde kullanılması olarak düşünülmesine yer yoktur.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 14. maddesinin 1 sayılı bendinin (h) fıkrasıile 4 sayılı bendindeki lokavta ilişkin hükümler, Anayasa'ya aykırı değildir vedavacının bu konuya ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.
VI.
İstemleilgili Anayasa hükmü :
Madde31- III. bölümünde yazılıdır.)
SendikalarKanununun dâva konusu hükmü :
"Madde23- 1. Bu kanuna göre kurulan mesleki teşekküller, üyelerince ödenecek aidatmiktarını, Cemiyetler Kanunundaki kayıtlara bağlı kalmaksızın tespitedebilirler.
2.Aidatın tesbiti, azaltılması veya çoğaltılması genel kurul kararı ile olur.
3.Belli bir işyerinde çalışan işçilerin en az dörtte birinin belli bir sendikayaveya bir arada hareket eden muhtelif sendikalara mensup olması halinde, buişçileri temsil ettiğini tevsik eden sendika veya sendikaların yazılı müracaatıve aidatı kesilecek sendika üyesi İşçilerin listesini vermesi üzerine, işveren,üyelik aidatını ve toplu İş sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince osendikaya veya onun mensubu olduğu federasyona ödenmesi gerekli dayanışmaaidatını, işçilere yapacağı ücret tediyatından kesmeğe ve hangi işçilerinüyelik veya dayanışma aidatını kestiğini bir liste halinde ilgili sendikayabildirmeğe mecburdur. Bu hükme göre üyelik veya dayanışma aidatını kesmeyenişveren, ilgili sendika veya sendikalara karşı, kesmediği aidat tutarıncasorumludur.
Sendika,bu hizmeti karşılığında işverenin masraflarını, işverenin talebi üzerine,ödemeğe mecburdur.
4.işverene başvuran işçi sendikası veya sendikalarının 3. bentte gösterilenvasıfta olup olmadıkları konusunda işverenle sendika veya sendikalar arasındaanlaşmazlık çıkması takdirinde, işveren veyahut sendika veya sendikalarınyazılı müracaatı üzerine, anlaşmazlık, müracaat tarihinden itibaren üç iş günüiçinde bölge çalışma müdürlüğünce çözülür. Bölge çalışma müdürlüğünün bukonudaki kararlarına karşı ilgililer, kendilerine yapılacak yazılı bildiritarihinden başlayarak üç iş günü içinde iş dâvalarına bakmakla görevli mahallîmahkemeye itiraz edebilirler. Bu itiraz, üç iş günü içinde kesin olarak kararabağlanır."
SendikalarKanununun 23. maddesinin 4 sayılı bendinde yazılı mahkeme kararının kesinliğineilişkin hüküm, III. bölümde açıklanan nedenlerden ötürü Anayasa'nın 31.maddesine aykırı değildir ve bu konuya ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.
VII.
İstemleilgili Anayasa hükümleri:
"Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
"Madde15- Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın gerektirdiğiistisnalar saklıdır.
Kanununaçıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; kamudüzeninin gerektirdiği hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emribulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz."
SendikalarKanununun dâva konusu hükümleri:
SendikalarKanununun değişik 27. maddesi hükmünce, bu kanuna göre kurulan meslekîteşekküllerle bunların şube ve temsilciliklerinin başkan ve yönetim kuruluüyeleri, bu göreve seçildikten sonra üç ay içinde kendilerinin, eşlerinin vevelayetleri altındaki çocuklarının malik bulundukları mallan ve gelirlerinigösteren bir bildirimi noterliğe vermek zorundadırlar. Bu bildirimlerde yazılıolanlar açıklanamaz. Ancak, istek üzerine yargı mercilerine veya denetleme veinceleme yetkisi olan makam ve mercilere verilir.
Davacı,bu bildirimlerin idarî makamlara verilmesini öngören son fıkra hükmünüAnayasa'ya aykırı bulmaktadır.
a)IV. bölümünde açıklandığı gibi Sendikalar Kanununa göre kurulan teşekküller,özel hukuk tüzel kişileri olmakla birlikte, kamu düzenini ve kamu yararınıyakından ilgilendiren kuruluşlar olup, bu yönleri ile idarî denetime bağlıtutulmaları gerektir. Bu bakımdan, meslekî teşekküllerin özel hukuk tüzelkişileri ile bir tutulmaları ve yöneticilerinin ayni durumda düşünülmeleridoğru olamaz.
Buradasöz konusu bildirime bağlı tutulan kişilerin, bildirim verme yükümü, seçildikleri görevin ve görev aldıkları kuruluşların niteliğinden doğmaktadır.Yönetenlerin, kuruluşu, temel ereklerine uygun şekilde yürütmeleri gerektir.Bunların, görevlerini kanun çerçevesi içinde yapıp yapmadıklarını, görevlerinişahsî servet sağlamak suretiyle kötüye kullanıp kullanmadıklarınıbildirimlerinin gerçeğe uygun olup olmadıklarını idarenin, Anayasa ilkelerineuygun olarak, izleyip denetlemesi kamu yararı ve düzeni gereğidir.
Öteyandan İdare ciddî bir şüphe veya ihbar üzerine hemen ve kendiliğinden harekete geçerek gereken inceleme ve denetlemeleri yapabilir. Yargı mercileri iseancak dâva yolu ile önlerine gelen uyuşmazlıkları çözümler. Bu bakımdanbildirimi isteme yetkisinin idareye de verilmesi hem olaya çok çabuk el konmasıolanağının sağlanması ve hem de yöneticilerin eğri yollara sapmalarınınönlenmesi yönünden çok yararlı ve etkilidir.
Buradadikkat edilecek önemli nokta, noterin, istek üzerine, bildirimleri vereceğiidarî makamın, denetleme ve inceleme yetkisi bulunması gereğidir. Kanun veyatüzükle verilmiş böyle bir yetkisi bulunmayan makam bu bildirimleri isteyemezve isterse kendisine verilemez.
27.maddenin son fıkrasının sözü edilen hükmü, bu anlamı ile Anayasa'ya aykırıdeğildir.
b)Dâva konusu hükmün Anayasa'nın 12. maddesine de aykırı bir yönü yoktur. Çünküeşitlik, kişinin toplum içindeki hukukî durumları ile gözönüne alınmak gerekir.Sosyal ve ekonomik hayatın temel dayanaklarından olan bu kuruluşların başkan veyönetim üyelerinin hukukî durumları böyle bir görev almamış olan kişilerle birarada düşünülemez. Buradaki ayırım, alınan görevin gereğidir.
Kaldıkikonumuzda Anayasa'nın 12. maddesinde yer alan özelliklerin herhangi birisinedayanılarak yapılmış bir ayırım da söz konusu değildir.
Bunedenlerle olayda eşitlik ilkesine aykırılık da yoktur.
c)Davacının Özel hayatın gizliliği iddiasına gelince; Anayasa'nın 15. maddesininbirinci fıkrası hükmü gereğince, özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Buhüküm, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, özel hayatın dokunulmazlığıilkesi, bir kişinin bedeninin tamamlılığına dokunmama, var olan özgürlüğünüengellememe kuralı yanında, o kişinin maddece ve madde dışı alanda sürüpgitmesi demek olan özel hayat ile aile hayatının dokunulmazlığını anlatır.Kişinin mal durumu da özel hayatındandır. Bunun da gizliliğine dokunulmamakgerekir. Fakat her temel hak gibi bu temel hak da Anayasa'nın 11. maddesihükmünce, özüne dukunmamak şartı ile, kamu yararı ve kamu düzeni gereği kanunlasınırlanabilir. Yukarıda açıklandığı gibi, sözü edilen bildiriminin, istemüzerine, denetleme ve inceleme yetkisi bulunan idarî makama verilmesinde kamuyararının var olduğu açıktır.
Öteyandan bu kayıtlama ile özel hayatın gizliliği ilkesinin özüne de dokunulmuşdeğildir. Çünkü bildirim herkese yapılmayacağından iddia edildiği gibi aleniliksöz konusu değildir. Bildirim resmî gizlilik yeri olan notere verilecektir.Noter, bildirimde yazılı olanları kimseye açıklayamaz ve herhangi bir kişi vemakama veremez. Ancak, yargı mercileri ile kanun veya tüzük gereğince denetlemeve inceleme yetkisi olan makam ve mercilere verebilir. Bundan dolayı kanunlayapılan söz konusu sınırlama hiç bir yönden Anayasa'ya aykırı sayılamaz.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 27. maddesinin son fıkrasındaki "talepüzerine denetleme ve inceleme yetkisine sahip diğer makam ve mercilere tevdiolunur- hükmü, Anayasa'nın 12. ve 15. maddelerine aykırı değildir ve bu konuyailişkin istemin reddi gerekir.
VIII.
İstemleilgili Anayasa hükümleri :
(Madde11- 1. bölümde yazılıdır.)
(Madde46/1- 1. bölümünde yazılıdır.)
"Madde47- İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarınıkorumak veya düzeltmek amacı ile toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunladüzenlenir." Sendikalar Kanununun dâva konusu hükmü :
"Madde29- Bu kanuna göre kurulan meslekî teşekküller her hesap veya bütçe devresineait bilanço ve hesaplarını ve çalışma raporlarını ait olduğu devreyi takip edenüç ay içinde Çalışma Bakanlığına gönderirler. Bu bilanço ve hesaplar meyanındateşekkülün o devre içindeki:
1.Gelirleri ve gelir menbaları;
2.Giderleri ve sarf yerleri;
3.Başkana ve idarecilere verilen ücretlerle memur ve müstahdemlere ödenenmeblağlar;
4.Para mevcudu;
5.Demirbaş mevcudu;
6.Gayrimenkul mevcudu;
7.Çalışma Bakanlığınca teşekkülün malî durumu ile ilgili olarak istenecek sairbilgiler bulunur."
SendikalarKanununun 29. maddesi, bu kanuna göre kurulan meslekî teşekküllere her hesapveya bütçe devresine ait bilanço ve hesaplarını ve çalışma raporlarını belirlisüre içinde Çalışma Bakanlığına göndermek görevini yüklemiştir.
Buhükümlerin konulmasındaki ereğin, konuyu yakından ilgilendiren bu kuruluşlarınidarî denetimini sağlamak olduğu açıktır.
IV.bölümde belirtildiği gibi sendika, birlik federasyon ve konfederasyonlar,sosyal ve iktisadî hayatımızda geniş etkileri olan topluluklardır. Bu kadarönemli kuruluşlarla idarenin ilgisiz kalması düşünülemez.
NitekimAnayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrası gereğince, sendikalar ve sendikabirlikleri kurma, ona üye olma ve üyelikten ayrılma temel haklarına sahip olançalışanlar, aynı maddenin son fıkrası hükmüne göre, toplumsal çalışmalarınıdemokratik kurallara uydurmak zorundadırlar.
Buson fıkra, gerekçesinde de belirtildiği gibi. sendikaların soysuzlaşmalarına vedemokratik düzene aykırı çalışmalarına engel olacak bir teminat hükmünükapsamaktadır; bu denetim de idareye aittir.
Butür kuruluşların, Anayasa'da yer almış temel ilkelere aykırı çalışmalardabulunup bulunmadıklarını, şu veya bu siyasî partiye araç olarak Türkiye'desınıf kavgasını kışkırtmak isteyenlere yardım edip etmediklerini, kimlerdenyardım alıp, kimlere yardım ettiklerini, dıştan malî yardım görüpgörmediklerini özetle nasıl bir yön tuttuklarını izlemek, demokratik sosyalhukuk devleti içinde devlet idaresi sorumluluğunu omuzlarına yüklenmişhükümetin başta gelen görevlerindendir.
Kaldıki 29. madde hükmü, esasta gizli kalacak olan bir konunun açıklanmasınıgerektirmiş de değildir. Yukarıda açıklandığı gibi, demokratik bir düzen içindeçalışmakla yükümlü sendikalar ve sendika birlikleri çalışmalarının vehesaplarını genel kurullarına açıklamak zorundadırlar. Çalışma Bakanlığı, GenelKurul toplantılarına memurlarını göndererek gerekli bilgilerini edinebilir.Ayrıca, Sendikalar Kanunu, iş vereni sendika aidatını kesmekle yükümlütuttuğuna göre, sendikaların aidatla sağlanan gelirlerinin gizlenmesi de sözkonusu değildir ve sendikaların aidat dışında ne gelir elde ettiklerini bilmekde idarenin yetkisi içindedir.
Bilançove raporları alan Bakanlık, şüphe yaratan haller ve kanuna aykırı tutumlarkarşısında sendikayı kapatacak veya çalışmalarını durduracak değildir. O,raporlar üzerinde yaptığı incelemelerde sendikanın çalışmalarında tuttuğu yolunkanun hükümlerine, demokratik düzene aykırı olduğu kanısına varırsa, kanun hükümleriçevresinde işlem yapacak, gerekirse Cumhuriyet Savcılığına durumu bildirecek,sonuç, yargı yerlerinde alınacaktır.
Görülüyorki bilanço ve raporların Çalışma Bakanlığına verilmesi, hür sendikacılık temelhakkının özünü zedeleyici bir nitelik taşımamaktadır.
Öteyandan siyasî partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru sayanAnayasa, (Madde 56/3) 57. maddesinin ikinci fıkrasiyle bunları, gelirkaynakları ve giderleri hakkında Anayasa Mahkemesine hesap vermekle yükümlükılarak malî denetime tabi tutmuştur. Böyle bir Anayasa düzeni içinde siyasîpartiler gibi, ekonomik ve sosyal hayatımızda önemi açık olan sendikalar vesendika birliklerinin de gözetime bağlı tutulmaları, belirli makama hesapvermek suretiyle malî kaynaklarını, gelir ve giderlerini açıklamaları,Anayasamızın sözüne ve özüne aykırı sayılamaz.
15.7.1963günlü ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu grev hakkınıkullanmayı bir takım ön işlemlere bağlı tutmak, grev kararı almayı ve grevebaşlamayı belirli sürelere ve işverene haber verme koşullarına bağlamaksuretiyle İşveren tarafından bilinemeyen ve kestirilemeyen bir anda işinbırakılmasını yasaklamış. Bu yönü ile de malî durumun bildirilmesi ve çalışmaraporunun verilmesi grev yapma yetkisini zedeleyici nitelikte görülmemiştir.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 29. maddesi, Anayasa'nın 11, 46/1 ve 47maddelerine aykırı değildir ve bu konuya ilişkin istemin reddi gerekir.
IX.İstemle ilgili Anayasa hükümleri :
"Madde30- Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veyadelillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadiyle veya bunlargibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkimkararı ile tutuklanabilir. Tutukluluğun devamına karar verilebilmesi aynışartlara bağlıdır.
Yakalamaancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir;bunun şartlarını kanun gösterir.
Yakalananveya tutuklanan kimselere, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların yazılı olarak hemen bildirilmesi gerekir.
Yakalananveya tutuklanan kimse, tutuklama yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi içingerekli süre hariç, 24 saat içinde hâkim önüne çıkarılır ve bu süre geçtiktensonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun kılınamaz.
Yakalananveya tutuklanan kimse, hâkim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarınabildirilir.
Buesaslar dışında işleme tabi tutulan kimselerin uğruyacakları her türlü zararlarkanuna göre Devletçe ödenir."
Madde31- (III. bölümde yazılı.) Sendikalar Kanununun dâva konusu hükmü :
"Madde30- 1. Bu kanuna göre kurulan bir meslekî teşekkülün tüzüğü kanuna aykırı ise,iş dâvalarına bakmakla görevli mahallî mahkeme:
a)Bu teşekkülün faaliyetten men'ini; veya
b)Tüzüğünü kanuna uygun hale getirmesi İçin, teşekküle 60 günü geçmeyen bir mehilverilmesini kararlaştırır.
c)(b fıkrasının uygulanması takdirinde, verilmiş olan mehil sonunda, tüzük,mahkeme kararına uyularak değiştirilmemişse, teşekkülün mahkemece faaliyettenmen'ine karar verilir.
d)Meslekî teşekkül, tüzüğünü mahkeme kararına uyarak değiştirdiğini 12 ncimaddeye göre yetkili makama bildirir bildirmez faaliyetine tekrar başlayabilir.
2.Bu kanuna göre kurulan bir meslekî teşekkül, 16 ncı madde ve 1 inci maddenin 3üncü bendi hükümlerini ihlâl ettiği takdirde, iş dâvalarına bakmakla görevlimahallî mahkeme kararı ile üç aydan altı aya kadar faaliyetten menedilir.
3.Bu kanuna göre kurulan bir meslekî teşekkül, 22 nci maddenin 3 üçüncü bendindeyazılı yasağa aykırı hareket ettiği takdirde, iş dâvalarına bakmakla görevlimahallî mahkeme kararı ile üç aydan altı aya kadar faaliyetten men edilir.
4.Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1 ve 2 nci maddeleri ile 3 üncü maddesinin 1inci fıkrası ve 4 üncü maddesi, 19 uncu maddesinin 5 inci fıkrası ve 57 ncimaddesinin 1 inci fıkrasında yer alan ilkelere aykırı amaçlar güden veyafaaliyette bulunan meslekî teşekkül, iş dâvalarına bakmakla görevli mahallîmahkeme kararı İle kapatılır.
5.Yargılamanın her safhasında, hükümden önce dahi, işbu kanuna göre kapatmayıveya faaliyetten men'i gerektiren fiilin işlendiğine dair kuvvetli emarelerbulunmak şartiyle, bu gibi teşekküller, Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine,mahkeme kararı ile faaliyetten men edilebilir.
6.Faaliyetten men edilen teşekkülün mallarının idaresi ve menfaatlerininkorunması, medeni kanunun hükümleri gereğince tayin olunacak bir veya üç kayyumtarafından ifa edilir.
Kapatmahalinde fesih hükümleri uygulanır.
7.Bu maddede zikri geçen haller dışında, bu kanuna göre kurulmuş meslekîteşekküller faaliyetten men edilemez ve kapatılamaz.
8.12 nci maddenin 4 üncü bendi hükmü ile 25 inci maddenin 1 inci bendi hükmüneaykırı hareket eden meslekî teşekkülün yönetim kuruluna, meslekî teşekkülmensuplarından birinin başvurması üzerine, iş dâvalarına bakmakla görevlimahallî mahkeme kararı ile işten el çektirilir. Bu takdirde, görevli mahkemeteşekkülün genel kurulunu kanun ve tüzük hükümleri gereğince en kısa zamandatoplamak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar cari işleri yürütmeklegörevli olmak üzere, medeni kanun hükümleri gereğince bir veya üç kayyum tayineder.
9.25 inci maddenin 2 nci bendi hükmüne aykırı olarak seçim yapılması halinde,meslekî teşekkül mensuplarından birinin başvurması üzerine, iş dâvalarınabakmakla görevli mahallî mahkeme, bu seçimleri iptal eder.
İptaledilen seçim başkanlık seçimi ise, yönetim kurulu, kendi üyeleri arasından,yenisi seçilinceye kadar geçecek süre için bir geçici başkan seçer.
İptaledilen seçim kurulu seçimi ise, 8 inci bent hükmü uygulanır.
İptaledilen seçim denetçi seçimi ise, mahkeme, yenileri seçilihceye kadar denetçilikyapmak üzere yeter sayıda denetçi tayin eder.
İptaledilen seçim haysiyet divanı seçimi ise, genel kurul yenisini seçmek üzerederhal toplantıya çağrılır."
a)Dâvacı, Sendikalar Kanununun 30. maddesinin 5 sayılı bendini, tutuklama ile birtutmakta ve görüşünü bu yönden yürüterek sendika gibi bir topluluğun, hükmündenönce faaliyetten men edilmesinin, sendika kurma hak ve hürriyetini zedelediğinive bu halin Anayasa'nın 30. ve 31. maddelerine aykırı olduğunu ileriyesürmektedir.
Anayasa'nın30. maddesi, gerçek kişilerin özgürlüğünü sınırlayan hükümleri kapsamaktadır;bundan ötürü bu hükümlerin bir tüzel kişi olan sendikalar bakımındanuygulanması düşünülemez; zaten bir gerçek kişinin tutuklanması ile birsendikanın çalışmasının durdurulması, hukuki nitelikte aynı değildir. Bununsonucu olarak Anayasa'daki tutuklama nedenleri ile sözü geçen 5 sayılı benttekitedbir nedenleri, birbirinden ayrıdır. Ve bu nedenlerin ayrı olmasında daAnayasa'ya aykırı bir yön yoktur. Çünkü Anayasa, bütün tedbirlerin dayanacağınedenlerin, tutuklama nedenlerine uygun olması hükmünü koymuş değildir. tedbirkoşulları, konularının hukuki ve sosyal yönden önemine göre düzenlenir.
Demokratiksosyal hukuk devletinde, sosyal ve ekonomik sorunların çözümlenmesinde Devlethayatına katılmış, Devletin görevlerine yardımcı duruma girmiş bulunan bukuruluşların kötü yolda çalışmasından doğacak sosyal tehlike, bir kişinintutuklanmasından doğacak sosyal tehlikeden daha etkilidir.
SendikalarKanununun 30. maddesi uyarınca yine bu kanuna göre kurulan teşeküllerinfaaliyetten men edilme ve kapatılma nedenlerini, doğrudan doğruya demokratikilkelerle, Devletin bütünlüğü ile, bu kuruluşların kuruluşamaçları ileilgilidir. sosyal ve ekonomik hayatın olmaması, Anayasa'nın 46. maddesinin sonfıkrası gereğidir ve bu, bir kamu düzeni sorunudur.
Öteyandan bu teşekküllerin, siyasi çalışmalarının üstünde, mesleki niteliklerinikorumaları, siyasi parti ve siyasi görüş ayırımı gözetmeksizin üyelerininmesleki yararlarını koruyucu ve amaçlarına uygun bir yolda yürümeleri,soysuzlaşmamaları, kötü yollara sapmamaları da yine kamu yararı gereğidir.
Bunedenlerden ötürüdür ki bu kuruluşların siyasi partilerden veya onlara bağlıkuruluşlardan herhangi bir suretle yardım kabul etmeleri ve onlara maddiyardımda bulunmaları ve onların teşkilatı içinde yer almaları eşitlik ilkesineaykırı bir yön tutmaları ve aynı kanunun 22. maddesinin 2 sayılı bendindeyazılı kurum ve kuruluşlardan bağış almaları ve Türkiye CumhuriyetiAnayasa7sının 1. ve 2. maddeleriyle 3. maddesinin birinci fıkrası ve 4.maddesi, 19. maddesinin beşinci fıkrası ve 57. maddesinin birinci fıkrasındayer alan ilkelere aykırı amaç gütmeleri ve çalışmaları ve bu ilkelere aykırıçalışan milletlerarası işçi ve işveren teşekküllerine üye olmalarıyasaklanmıştır. Yapılan bu yasaklamaların önemi ise, çok açıktır.
İştebu yasaklara aykırı davranış ve çalışmaların toplum içindeki tehlike vezararını bir kişinin tutuklanması ile bir tutmak, konumuzu Anayasa'nın 30.maddesi ile ilgili görmek, hiç bir zaman doğru olamaz.
b)Öte yandan 30. maddenin 5 sayılı bendinde sözü edilen hüküm, bir tedbirniteliğindedir. Bu tedbir, Anayasa'nın 136. ve 140. maddelerine göre, Anayasasınırları içinde, kanunla düzenlenmesi gereken ve Anayasa'nın 31. maddesindedâva hakkının kullanılmasında yararlanılacağına değinilen, "meşru vasıtave yollar" sözünün kapsamına da giren yargılama usullerine ilişkin birkonudur.
Kanunkoyucu, bu olayda başka koşullar koşmaksızın yalnız belirli fiilin işlendiğinigösteren kuvvetli emarelerin bulunmasını tedbir için yeterli görmeyi kamuyararına uygun bulmuştur.
Gerçektende bu kuruluşlardan herhangi birinin, anılan yasaklara aykırı hareket ettiğinedair kuvvetli emarelerin bulunması halinde, çalışmasının durdurulması, buişlemin yargılama sonuna bırakılmaması yerinde bir davranış ve açıkça kamuyararı gereğidir. Çünkü, yukarıda açıklandığı gibi böylece büyük sosyaltehlikeler önlenmiş ve toplum dirliği korunmuş olacaktır.
Zatendelil, hüküm için aranır. Tedbir kararı vermek için hüküm vermeğe yetecek güçtedelil aranmasına hukuki bir gerek yoktur. Tersi kabul edildiğinde tedbir,niteliğini ve gerekliliğini kaybeder.
Sözüedilen 5 sayılı bentte savunma hakkının kullanılmasını önleyici bir hüküm deyoktur.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 30. maddesinin 5 sayılı bendi, Anayasa'nın 30.ve 31. maddelerine aykırı değildir ve bu konuya ilişkin istemin reddi gerekir.
XKonu ile ilgili Anayasa hükümleri:
Madde11- (Birinci bölümde yazılıdır).
Madde46/1- (Birinci bölümde yazılıdır).
Madde47- (Sekizinci bölümde yazılıdır).
SendikalarKanununun dâva konusu hükmü :
"Madde31- 8., 29 uncu maddede yazılı bilgi ve belgeleri süresi içinde ÇalışmaBakanlığına göndermeyen teşekkülün tüzüğüne göre sorumlu kişiler hakkında,beşyüz lİradan ikibin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.
Bubilgi ve belgeleri gerçeğe aykırı olarak verenler hakkında, ikiyüz liradanikibin liraya kadar ağır para cezası ile birlikte üç aydan eksik olmamak üzerehapis cezasına hüküm olunur."
VIII.bölümde, Sendikalar Kanununun 29. maddesinin Anayasa'nın 1Î, 46/1. ve 47maddelerine aykırı olmadığı gerekçeleriyle belirtilmiştir.
SendikalarKanununun 31. maddesinin 8 sayılı bendi ise, 29 maddenin bir yaptırımıdır.Yaptırımın ilgili bulunduğu temel hüküm, Anayasa'ya aykırı olmadığına, kanunlabelirtilen cezada da bir aşırılık ve adalete aykırılık bulunmadığına göreanılan 8 sayılı bent hükmü Anayasa'ya aykırı değildir.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 31. maddesinin 8 sayılı bendi Anayasa'nın 11.46/1 ve 47. maddelerine aykırı değildir, ve bu konuya ilişkin istemin reddigerekir.
XIistemle ilgili Anayasa hükümleri :
Madde10- Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak vehürriyetlere sahiptir.
Devlet,kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukukdevleti ilkeleri ile bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî vesosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesiiçin gerekli şartlan hazırlar.
Madde11- (I. Bölümde yazılıdır).
Madde12- (XII. Bölümde yazılıdır).
Madde46- (I. Bölümde yazılıdır).
SendikalarKanununun dâva konusu hükmü :
"Madde31- 12. Bu kanuna göre kurulan meslekî teşekküllerin faaliyetleri ile ilgiliolarak, ağır hapis cezasını gerektiren bir suçtan veya taksirli suçlar hariçolmak üzere 6 ay veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar vealelıtlak zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılıksahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı suçlardanbiriyle hüküm giymiş teşekkül yöneticileri veya mensupları, kanun hükümlerinegöre haklarında uygulanacak diğer cezalar saklı kalmak kaydiyle, hükmünkesinleşmesinden itibaren bu kanuna göre kurulan teşekküllerde idare, haysiyetdivanı üyeliği, denetleme veya temsil görevi almak hakkını kaybederler.
Topluiş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 60 ve 61 İncimaddelerine göre hüküm giymiş olanlar, kanun hükümlerine göre haklarında uygulanacakdiğer cezalar saklı kalmak kaydiyle, hükmün kesinleşmesinden itibaren üç yılsüre ile, bu kanuna göre kurulan teşekküllerde idare, haysiyet divanı üyeliği,denetleme veya temsil görevi almak hakkını kaybederler.
Cezanıntecil veya af ile düşmüş olması, bu bent hükümlerinin uygulanmasına engeldeğildir."
a)IV. Bölümde açıklandığı gibi Sendikalar Kanununa göre kurulun meslekîteşekkülleri, özel hukuk tüzel kişileri olmakla birlikte derneklerden ayrı birözellik gösteren ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yaklaşankurumlardır.
Bunedenledir ki Sendikalar Kanununa göre kurulan bu kuruluşları, derneklerle heryönden bir tutup muhakeme yürüterek, iddia özetinde belirtilen sonuçlara varmakgerçeklere aykırı düşer.
b)Sendikalar Kanununun çıkarılmasına bir gerek bulunup bulunmadığına gelince,yine l. ve II. bölümlerde işaret olunduğu gibi Anayasa'nın 46. maddesi, sendikave sendika birlikleri kurmak hakkinin kullanılması için ayrı bir kanunçıkarılmasını buyurmamıştır. Fakat Anayasa'nın 5. maddesi gereğince, bumaddenin gerekçesinde belirtildiği gibi, yasama, Anayasa'nın sınırları içindeilkel ve genel bir yetkidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi herhangi bir alanı,Anayasa'ya uygun olmak koşulu ile düzenleyebilir yahut düzenlemeyebilir.
Yasamaorganı, dâva konusu bu alanı, ilkel ve genel yetkisine dayanarak kanunladüzenlemeyi kamu düzeni ve yararı gereği görmüştür. Bunda Anayasa'ya aykırı biryön yoktur.
c)Dâva, Sendikalar Kanununun 31. maddesinin 12 sayılı bendinin "alelıtlakzimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancıkötüye kullanmak, dolanlı iflâs" a dair koyduğu sınırlama dışındaki bütünhükümlerine ilişkindir. Yani davacı, bendin birinci fıkrasındaki zimmet vebaşkaları gibi yüz kızartıcı suçlardan biri ile hüküm giymiş olanın, hükümkesinleştikten sonra bu kanuna göre kurulan teşekküllerde yönetim kurulu vehaysiyet divanı üyelikleri, denetleme veya temsil görevi alma hakkınıkaybedeceğine ilişkin hükmü dâva dışı bırakmış ve dâvasını 12 sayılı bendinbirinci fıkrasındaki öteki hükümle ikinci ve üçüncü fıkralarına yöneltmiştir.
Birincifıkranın ilk cümlesinde sözü edilen hükümlülüğün anılan yasağı meydanagetirmesi için olayda iki koşulun, bulunması gerektir.
Hükümlülüğün:
1-Sendikalar Kanununa göre kurulan meslekî teşekküllerin faaliyetleri ile ilgiliolarak işlenen;
2-Ağır hapis cezası veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı ay veya dahafazla hapis cezasını gerektiren; bir suçtan meydana gelmiş olması şarttır.
Bundanötürü belirli görevlerde bulunan kişinin, meslekî kuruluş faaliyeti ile ilgiliolmayan bir suçtan dolayı hükümlülüğü, anılan yasağı doğurmaz. Söz gelişi, birsendikanın haysiyet divanı üyesinin, meslekî faaliyeti ile ilgili olmaksızınişlediği bir hakaret suçundan altı ay hapis cezası ile hüküm giymiş olması onunbelirtilen görevlerden birini almak hakkını kaybetmesi sonucunu meydanagetirmez.
İkinciunsura göre de meslekî faaliyeti ile ilgili olarak işlenen suçtan dolayı 6yıldan az hapis veya para cezası ile hüküm giymiş olmak da kişinin bu kanungereğince belli görevleri üzerine alma yeterliğini engellemez.
d)12 sayılı bendin birinci fıkrasında yer alan dâva konusu suçlar, meslekîteşekküllerin demokratik bir düzen içinde ereklerine uygun çalışabilmeleriyönünden özel önem taşımaktadır. Kuruluşun çalışmaları ile ilgili olarakişlenmiş olan suç, söz gelişi sendikanın komünizm propagandası yüzündenkapatılmasını gerektiren bir suç ise, sendika kapatılacak, bu sendikayöneticisi cezalandırılacak, cezasını çektikten sonra bir sendikanın başına birdaha geçemeyecektir.
İştesendika yöneticileri ve mensupları, 31. maddenin 12 sayılı bendinin birincifıkrasında yazılı suçlarından dolayı, hüküm giyip, bu hüküm kesinleştiktensonra sadece Sendikalar Kanununa göre kurulan teşekküllerin herhangi birindeaynı bentte belirtilen görevleri almak haklarını yitireceklerdir. Bu yasaklama,sendikalarda belli görevleri alma konusundan öngörülmüş bir sınırlandırmadır.
GerçiAnayasa'nın 46. maddesi sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlaraserbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma haklarını temel haklardan saymıştır.Fakat bu haklar da, Anayasa'nın 11. maddesi gereğince, diğer temel haklar gibikamu yararı nedeniyle kanunla sınırlanabilir.
Dâvakonusu bent ile konulmuş olan bu yasaklama, meslek kuruluşlarının, ereklerineve hukuk düzenine uygun çalışmalarının sağlanması ve bunun için, bukuruluşların yönetim, denetim ve temsil işlerini görenlerin özel nitelikleresahip kılınması bakımından kamu yaran gereğidir.
Kaldıkiburada bir temel hakkın bir yana bırakılması ve böylece bu hakkın özününzedelenmesi değil, bu tür meslekî kuruluşlarda görev alabilme ve o görevdekalabilme yeteneğinin koşullan söz konusudur. Çünkü herhangi bir kuruluştagörev alabilme, o kuruluşun özelliklerinin gereği bir niteliğe sahip olmağıgerektirir. Anılan bent de bu tür meslekî kuruluşlarda belirli görevlerialabilmek için gereken niteliğe ilişkin bir hüküm getirmiştir. Bu, hükümlülüğünkanunî bir sonucudur.
İşlenenbir suçtan dolayı hüküm giymenin bazı hukukî ehliyetsizlikler meydana getirmesigenel ceza hukuku kurallarındandır.
Sosyalyaşama, kişiler arasında hak ve ödevlerden meydana gelmiş bir bağlılık doğurur.Bu hukukî münasebetlerde hükümlülerin başkalarına zarar vermeyecek bir durumagetirilmeleri gerektir. Bu sebeple hükümlülerin hukukî yeteneği, açık kanunîhükümlerle ve belirli hallerde sınırlanabilir.
Olaydada kanun koyucu, anılan bentte yazılı cezalarla hüküm giyen kişinin, hükümkesinleştikten sonra Sendikalar Kanununa göre kurulan teşekküllerde belligörevleri olmasını kamu yasasına aykırı ve zararlı görmüştür.
Böylebir kişi, sendikalara üye olabilir ve meslekî kuruluşların çıkarlarındanyararlanabilirse de yukarıda belirtilen görevleri almak hakkını kaybeder.
Bubakımlardan yapılan sınırlama ile hakkın özüne dokunulmuş olduğu kabuledilemez.
e)Dâva konusu bendin ikinci fıkrasına gelince; Bu fıkra hükmü, Toplu İşSözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 55. 56, 57, 58, 59, 60 ve 61. maddelerinegöre hüküm giymiş olanların kanun hükümlerine göre haklarında uygulanacak diğercezalar saklı kalmak kaydiyle, hükmün kesinleşmesinden başlayarak üç yıl süreile Sendikalar Kanununa göre kurulan teşekküllerde belli görevleri alma hakkınıgeçici olarak yitireceklerini buyurucudur. Bu hükümde sözü edilen 55. madde;Devlet, il özel idaresi ve belediye kararlarına etki ereği ile grev ve lokavtyapılması, 56. madde, grev ve lokavt yasaklarına uyulmaması, 57. madde, grev velokavtı geciktirme kararına uyulmaması, 58. madde verimi düşürmek için toplu hareket,59. madde, grev oylamasında hile, tehdit ve cebir, 60. madde, grev veya lokavthalinde işyerinden ayrılmamak ve 61. madde, grev ve lokavtın kapsamına girmeyenişçilerin çalışmaması hallerine ilişkin cezaî düzenlemeleri ve yaptırımlarıkapsar.
Buradakigeçici hukukî yeteneksizlik de yukarıdaki (d) bendinde açıklandığı gibihükümlülüğün bir sonucudur.
Buyeteneksizlik, hükümlülerin belirtilen görevlerden geçici olarak yoksunbırakılmaları, ilgililerin, Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunuhükümlerine daha uygun hareket etmelerini sağlama yönünden yararlı olacağıgibi, meslekî teşekküllerin ereklerine uygun çalışmalarının sağlanmasıbakımından da zorunludur.
Bunedenlerle 12 sayılı bendin ikinci fıkrası da Anayasa'ya aykırı değildir.
f)Dâva konusu 31. maddenin 12 sayılı bendinin, özel hukuk tüzel kişileri arasındaeşitliği bozucu bir yönü de yoktur.
Yukarıdaaçıklandığı gibi sendikaları ve sendika birliklerini, derneklerle her yöndenbir tutma gerçeklere aykırıdır. Kararın IV bölümünün (a) bendinde debelirtildiği üzere meslekî teşekküllerle, dernekler ayni hukukî durumdadeğildirler. Eşitlik her yönü ile ayni hukukî durum içinde bulunanlar arasındasöz konusu olabilir.
Şuda varki burada Anayasa'nın 12. maddesinde yazılı özelliklerin herhangi birine dayanılarakbir ayırım da yapılmış değildir.
g)12 sayılı bendin son fıkrasına gelince; bu fıkraya göre cezanın tecil edilmesiveya af ile düşmüş olması bu bent hükümlerinin uygulanmasına engel değildir:
1-Anayasamız tecilden olumlu, olumsuz söz etmemiştir. Tecil Ceza Hukukukonusudur. Kanun koyucu bunu kamu yararı gerektiğinde koyar.
Buradada Kanun koyucu, bentte yazılı dâva konusu suçlardan ötürü verilmiş olancezanın infazının geriye bırakılmış olması halinde de bent hükümlerininuygulanmasında kamu yararı görmüştür. Bunda Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur.
2-Yine Anayasamız affın niteliğinden ve sonuçlarından söz etmemiş bunu kanunabırakmıştır. Bundan ötürü Anayasa sınırları içinde çıkarılacak herhangi birkanun, affın etkisini bir yana bırakabilir ve bu durum Anayasa'ya aykırı olmaz.
Bunedenlerle Sendikalar Kanununun 31. maddesinin 12 sayılı bendindeki istemkonusu hükümler, Anayasa'nın 10., 11., 12. ve 46. maddelerine aykırı değildirve bu konuya ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.
SONUÇ:
15.7.1963günlü ve 274 sayılı Kanununun 1 ve 2. maddelerinin 1 sayılı bentlerihükümlerinin, Anayasa'ya aykırı olmadığına esasta oybirliği ile gerekçede iseüyelerden Fazlı Öztan, Delâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan,Recai Seçkin, Halİt Zarbun ve Lûtfİ Ömerbaş'ın karşı düşünceleriyle veoyçokluğu ile;
AynıKanunun :
4.maddesinin 1 sayılı bendinin (b) fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına,Üyelerden Fazlı Öztan ve Muhittin Gürün'ün karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile;
8.maddesinin 1 ve 2 sayılı bentlerinde yer alan "Mahkemenin kararıkesindir" şeklindeki hükmün, Anayasa'ya aykırı olmadığına Üyelerden RecaiSeçkin'in karşı oyu ile ve oyçokluğuyla;
10.maddesinin ikinci fıkrasının, kuruluşları birinci fıkrada belirtilen Anayasailkelerine aykırı olan veya bu ilkelere aykırı hareket eden Milletlerarasıteşekküllere katılma kararlarının iptali konusunda Bakanlar Kuruluna yetkivermesinin, Anayasa ilkelerine aykırı davranışları önlemenin ve ortadankaldırmanın Bakanlar Kurulunun başta gelen ödevlerinden bulunması yönünden deAnayasa'ya aykırı olmadığına oybirliğiyle;
14.maddesinin 1 sayılı bendinin (h) fıkrası ile 4 sayılı bendinde yer alan lokavtailişkin hükümlerin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliğiyle;
23.maddesinin 4 sayılı bendinde yer alan ve itirazın kesin olarak kararabağlanacağına ilişkin bulunan hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliğiyle;
27.maddesinin son fıkrasında yer alan ve mal ve gelir bildiriminin denetleme veİnceleme yetkisine sahip diğer makam ve mercilere tevdi olunacağına ilişkinbulunan hükmün, bu yetkinin, kanun veya tüzükte belirtilen makam ve mercilercekullanılmasının zorunlu bulunması bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliğiyle;
29.maddesiyle 30. maddesinin 5 sayılı bendinin ve 31. maddesinin 8 sayılı bendihükümleri ile 12 sayılı (ve alelıtlak zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet,hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs) ailişkin hükümleri dışında kalan ve dâvaya konu yapılan hükümlerinin Anayasa'yaaykırı olmadığına oybirliğiyle;
26-27Eylül 1967 günlerinde yapılan toplantılarda karar verildi.
Başkan
İbrahim Senil
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
A)l- Sendika üyeliğinden çıkartma yolundaki karara karşı sendika genel kurulunayapılan itirazın reddi üzerine, çıkarılan üye veya bölge çalışma müdürlüğütarafından iş mahkemesine yapılan itiraz sonunda iş mahkemesince verilecekkararın kesin olması 274 sayılı yasanın 8. maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaöngörülmüştür.
Bukesinlik yönüne karşı davacının ileri sürdüğü istem, Anayasanın bütünkararların temyiz edilmesini öngörmediği gerekçesiyle ve kesinliğin kabulündekamu yararı bulunduğu ilkesi benimsenerek reddolunmuştur.
II-5521 sayılı ve 30.1.1950 günlü İş Mahkemeleri Yasasının 8. maddesi uyarınca işmahkemelerinden verilen bütün kararlar, temyiz olunabilen kararlardandır. 1086sayılı Hukuk Usulü Yasasının 5464 sayılı Yasa ile değişik 427. maddesi uyarıncaancak sulh hâkimlerinin değeri elli lirayı aşmayan alacak dâvalarına ilişkinkararları kesin olduğu için, bîr üyenin herhangibir dernekten çıkarılmasınailişkin kararlara karşı ileri sürülen itiraz üzerine mahkemece verilenkararlara karşı temyiz yolu açıktır.
III-Bir sendikadan çıkarılmak, genellikle, sosyal nitelikçe bir dernektençıkarılmaktan daha önemli sonuçlar doğurabilen bir olaydır; çünkü, sendika,kararın bir çok yerlerinde de haklı olarak belirtildiği gibi, Özel hukuk tüzelkişisi olmakla birlikte, devlet içinde ve iktisadî hayatta çok büyük etkisiolan ve bir bakıma, kamu hukuku kuruluşlarına yaklaşır bir varlık olmasıbakımından, bir kimsenin haksız yere bir derneğin üyeliğinden çıkarılmasının, okimse için, sosyal önemi ile bir sendikanın üyeliğinden haksız yereçıkarılmasının sosyal önemi bir olamaz; başka deyimle, sendikadan çıkarılmak,dernekten çıkarılmaya göre, çok daha ağır, etkisi çok daha geniş olan birdurumdur. Bundan ötürü, tartışma konusu hüküm dernek üyeleri ile sendika üyeleriarasında hukukî güvenlik açısından eşitsizlik doğurmaktadır.
IV-Sözü edilen kararların kesin olmasını haklı göstermek üzere Kurulda ortayaatılmış gerekçeler dahi, yerinde ve bu eşitsizliğin haklı sayılmasınıgerektirecek ağırlıkta değildirler. Bu gerekçeler ikidir:
a)Mahallî verilerin takdiri ile ilgili bir konuda yargıtay denetimine yer yoktur.
b)Yargıtay denetiminin önlenmesinden doğacak zarar, kötü bir üyenin sendikadanbir an önce uzaklaştırılmasıyla elde edilecek kazançtan az olacaktır.
Buiddialar doğru değildir :
a)Dernekten üye çıkarılması işinde de, Yargıtay'ın inceleye geldiği binlerceyüz-binlerce işte de mahallî verilerin taktiri, söz konusudur; zira, TürkYargıtay ı, bizde üst mahkemeler (İstinaf mahkemeleri) bulunmadığı için,dâvaları maddî olayın ve delillerin takdiri yönünden de incelemektedir. Demekoluyorki yerel özelliklerin değerlendirilmesinin söz konusu olması, temyizyolunun kapatılması için bir neden sayılamaz.
b)Sendikadan çıkartma kararına karşı genel kurula itiraz yetkisinin tanınmışbulunmasına ve genel kurulun hemen toplanıp bu itirazı görüşmesinindüşünülemeyeceğine ve genel kurul kararına karşı iş mahkemesine itiraz için üçay gibi uzun bir süre tanınmış olmasına göre işin çarçabuk sonuçlanması artıksöz konusu değildir. Bundan başka genel kurul kararına karşı bölge çalışmamüdürlüğüne bile itiraz hakkı tanınarak bu İşte kamu yararının bulunduğu dabelirtilmiştir. Bu durum karşısında yargıtay incelenmesi için geçecek bir kaçaylık sürenin kazanılmış olmasının büyük bir kazanç sayılamayacağıkendiliğinden ortaya çıkar; imdi zaman kazancına dayanan gerekçe dahi,eşitsizliği haklı gösteren bir gerekçe olamaz.
Sonuç:Bu nedenlerle İnceleme konusu 274 sayılı Yasanın 8. maddesinin 1. ve 2.fıkralarındaki hüküm, Anayasanın 12. maddesine aykırıdır ve metindeki (Kesin)sözlerinin iptaline karar verilmelidir.
B)274 sayılı Yasanın 23. maddesinin 4. bendinin son fıkrasındaki kesinlik hükmü,bence de, Anayasa'ya aykırı değildir. Ancak buradaki aykırı bulunmayış, benimyukarı bentte belirttiğim eşitlik ilkesine aykırı durumun burada gerçekleşmişbulunmayışı nedenine ve böylece yasa koyucunun kamu yararı düşüncesiyle koymuşolduğu bir sınırlandırmanın söz konusu olmasına bağlıdır; gerçekten 274 sayılıYasanın 23. maddesinin düzenlediği konu belli nitelikteki sendikalara üye olanişçilerin sendikalara vermeleri gerekli ödentileri (Aidatı) işverenin işçininiş parasından keserek sendikaya ödemekle yükümlü olduğu ve iş verene ödentileriçin başvuran işçi sendikasının belli nitelikte bir sendika olup olmadığıkonusunda işverenle sendika arasında çıkacak uyuşmazlıkların Bölge ÇalışmaMüdürlüğünce karara bağlanacağı ve Bölge Çalışma Müdürlüğü kararlarına karşısendikaca veya işverence ileri sürülerek itirazların o yer iş mahkemesincekesin olarak çözümleneceğidir. Herhangi bir derneğin üyesinden olan ödenti alacağıiçin üyenin işverenine başvurma hakkı tanınmış olmadığından buradaki durumabenzer bir durum dernekler hukukunda gerçekleşemez ve bundan ötürü, yasa önündeeşitlik ilkesinin dâva konusu bent ve fıkra bakımından uygulanma olanağıyoktur; sendika ile işveren arasında ödenti konusunda çıkmış uyuşmazlığınsürüncemede kalmadan kesin sonuca bağlanması hem sendika, hem işveren açısındanyararlıdır ki bununda iş mahkemesi kararının kesin olmasını çok yerinde vehaklı gösteren bir kamu yararı sayılması doğrudur. Burada açıkladığımgerekçelerle çoğunluğun 274. sayılı Yasanın 23. maddesinin 4. bendinin soncümlesindeki (kesin olarak) hükmünün Anayasa'ya aykırı bulunmadığı görüşünekatılıyorum.
Üye
Recai Seçkin
MUHALEFETSERHİ
274sayılı Sendikalar Kanununun 4. maddesinin l sayılı bendinin b fıkrası hükmüAnayasaya aykırıdır. Çünkü :
Sözkonusu fıkra hükmü, kanunun 22. maddesinin 2. bendinde yazılı idare, teşekkül,müessese ve bankalarda çalışan müfettişlerin, kontrolörlerin, umum müdüryardımcılariyle bunlara eşit ve üst kademedeki görevlerde çalışanların, kanunun2. ve 3. maddelerine göre işçi veya işveren sendikası kurmalarını veya kurulmuşolanlara girmelerini yasaklamaktadır. Burada sözü geçen İdare, teşekkül,müessese ve bankaları da kanunun 22. maddesinin 2. bendi, (Genel ve katmabütçeli idarelerle mahallî idareler ve bunlara bağlı sabit ve döner sermayelimüesseseler, sermayesinin tamamı. Devlet tarafından verilmek suretiyle kurulaniktisadî teşekkül ve müesseselerle sermayelerinde Devletin iştiraki bulunanbankalar, kamu kurumu niteliğindeki meslekî teşekküller dahil olmak özere öze!kanunlarla kurulan bankalar ve teşekküller, bu bentte zikredilen idare,teşekkül ve bankalar tarafından ödenmiş sermayesinin en az yarısına katılmaksuretiyle kurulan teşekküllerle bunların aynı nispette katılması ile kurulanmüesseseler,) olarak tanımlamaktadır.
Yukarıda,sayılan idare ve teşekküllerden bir kısmı (Meselâ, genel ve katma bütçelidairelerle bunlara bağlı müesseseler, kanunla kurulu meslekî teşekküller gibi)kamu kurumu veya o nitelikte ise de diğer bir kısmı (Mesela sermayelerindeDevletin iştiraki olan ve özel hukuk hükümlerine tabi bulunan müesseseler vebankalar gibi) özel hukuk tüzel kişilerinden ibaret bulunmakta, bunlardanbirinci gruba dahil olanlarda (Çalışanlar), "işçi niteliği taşımıyan kamuhizmeti görevlisi" sayılsalar bile, ikinci gruba dahil kuruluşlardaçalışanların bu nitelikte sayılmasına imkân bulunmamakta, aksine bunların 274sayılı Kanunun kapsamına dahil işçiler olduğu pek açık bir şekildegörülmektedir. Bu duruma göre, 274 sayılı Kanunun A. maddenin 1.bendinin b fıkrasının, kamu hizmeti görevleriyle birlikte bu nitelikte olmayandiğer bir kısım, işçileri de, sendika kurmak veya sendikalara üye olmak vedolayısiyle de toplu sözleşme ve grev haklarından yoksun bıraktığı ortayaçıkmaktadır.
HalbukiAnayasa'nın 46. maddesi:
(Çalışanlarve işverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma,bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler.
İşçiniteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunladüzenlenir.
Sendikave sendika birliklerinin tüzükleri, yönetim ve İşleyişleri demokratik esaslaraaykırı olamaz.) ilkesini koymuş ve 47. maddesi de işçilere "toplusözleşme" ve "grev" haklarını temel hak olarak tanımışbulunmaktadır.
Görüldüğügibi, 46. madde hükmü, çalışanlara, maddenin son fıkrası hükmüne riayet edilmekşartiyle, sendika kurma veya kurulmuşlara üye olma hakkını mutlak bir şekildetanımış, hatta bu konuda bir düzenleme yapılması için yasa koyucuya, diğer birçok hak ve hürriyetlere ilişkin olan maddelerde görülen biçimde, herhangi birgörev de vermemiştir.
NitekimAnayasa Mahkemesinin yukarıki kararında, 274 sayılı Kanunun 1. ve 2. maddelerineilişkin iddiaların incelenmesi sırasında, bu cihet böylece belirtilerek, esasenkanunun kapsamı dışında kalmış olan çalışanlar varsa bunların, Anayasadan doğanmutlak haklarını kullanmak suretiyle, bu kanun hükümleri dışında, sendikakurabilecekleri veya kurulmuşlarına üye olabilecekleri sonucuna varılmıştır vebu sonuca varılırken kanunda bu hususu yasaklayıcı bir hüküm bulunmamasına dadayanılmıştır.
Anayasa'nın46. maddesi hükmü, sadece maddenin birinci fıkrasında yer a!an (Çalışanlar)deyiminin kapsamına girdikleri halde "işçi niteliği taşımıyan kamu hizmetigörevlisi" durumunda olanların, birinci fıkradaki haklarının, kanunladüzenleneceğine cevaz vermektedir. Bunların dışında kalan (Çalışanların) bualandaki haklarının, maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak şartiyle,sınırsız olduğu bu suretle bir kere daha belirmektedir.
Halbukisöz konusu 4. maddenin 1. bendinin b fıkrasıyla, sendika kurmaktan veyakurulmuşlarına üye olmaktan yasaklanmış bulunanlar, yukarıda açıklandığı gibi,sadece "işçi niteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlileri" olmayıp,kamu hizmeti görevlisi bulunmayan ve 274 sayılı Kanunun 2. maddesi kapsamınadahil İşçi niteliğinde olanlar da bu haklarından yoksun bırakılmışlardır.Gerçekten kanunun 22. maddesinin metni yukarıda yazılı bulunan 2. bendinde,kamu kurumlariyle kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları yanında, kamutüzel kişisi olmayan ve tamamen bir özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulan vebu sıfatla faaliyet gösteren iktisadî müesseselerle, bankalar ve teşekküller desayılmış bulunmakta ve bu surete söz konusu 4. maddenin 1. bendinin bfıkrasiyle, buralarda çalışan ve "kamu hizmeti görevlisi" niteliğindebulunmayan (Müfettiş, kontrolör, umum müdür yardımcısı) ve buna eşit üstkademelerdeki (Meselâ müşavir, genel müdür ... vb. gibi) görevliler, 274 sayılıKanunun 1. ve 2. maddeleri kapsamına girdikleri ve bu kanuna göre işçisayıldıkları halde, kendileriyle aynı hukukî durumda olanlara bu kanunlatanınmış bulunan sendika kurma veya kurulmuşlarına üye olan hakkını kullanmaktanyasaklanmışlardır. Bu durumun Anayasa'nın 46. maddesinin ilk fıkrasındakisendika kurma hakkını ve 12. maddesindeki "kanun önün eşitlik"ilkesini zedelediği acıktır.
Karardabu durumda olanların, sonradan kabul edilen 9.6.1965 günlü ve 624 sayılı"Devlet Personeli Sendikaları Kanunu"nun 8. maddesi hükmü ile. bukanuna göre sendika kurabileceklerinin veya bu sendikalara üyeolabileceklerinin kabul edilmiş olduğuna işaretle bunların sendika kurma veyasendikaya üye olma haklarının kökünden kaldırılmadığı ve binnetice buhaklarının özünün zedelenmemiş olduğu öne sürülmektedir.
Halbukiyukarıda da açıklandığı üzere bunlar kamu görevlisi değildir. Bu sebeplebunların sendika kurma haklan, 46. maddenin son fıkrası saklı olmak şartiyle,sınırsızdır. Anayasa'nın 47. maddesine göre işçiler, toplu sözleşme ve grevhakkına sahiptirler. Söz konusu edilenler de 274 sayılı Kanunun 2. maddesikapsamına dahil oldukları ve bu suretle işçi sayıldıkları İçin bunların da buhaklardan, kendileriyle eşit hukukî durumda olanlar gibi, faydalanmalarıgerekir. Bunların "Devlet Personeli Sendikaları" Kanununa tabîtutulmalariyle bu haklan kökünden ret edilmekte, yani sendika kurma hakları ilebuna bağlı diğer Anayasa haklarının özel zedelenmektedir.
Kaldıki bunların sözü geçen haklarında bu yolda sınırlama yapılması için Anayasa'nın11. maddesinde öngörülen kamu yararı, gene! ahlâk, kamu düzeni, sosyal adaletve millî güvenlik gibi sebeplerden hiç birisi de mevcut değildir. Sözü edilen22. maddenin 2. bendinde yer alan ve özel hukuk tüzel kişisi durumunda olan birbanka veya sınaî veya ticarî işletmenin müfettiş, kontrolör, genel müdüryardımcısı, hatta genel müdürü ile bu yasaklama dışında kalan şube müdürü,muhasebeci kısım şefi, hatta alelûmum büro memurları arasında, iş hukukubakımından fark yaratmak için yeter sebep mevcut değildir. Bunlardan birkısmının, bazı hallerde (işveren vekili) durumunda olmaları, hiç değilse kendikategorileri içinde, 274 sayılı Kanundan faydalanarak sendika kurmalarına veyakurulmuşlarına üye olmalarına ve bu suretle "toplu sözleşme" ve"grev" haklarını kullanmalarına engel olmayıp, aksine işvereninkendisine karşı Anayasa'nın 46. ve 47. maddelerinde yer alan haklarınıkullanabilmeleri için buna zorunluk da vardır.
Busebeplerle 274 sayılı Kanun 4. maddesinin 1. bendinin, Anayasa'nın 12., 46. ve47. maddelerinde yer alan İlkelere aykırı hüküm taşıyan b fıkrası hükmününiptali gerekmediğinden kararın bu konuya ilişkin kısmına muhalifim.
Üye
Muhittin Gürün