ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
E. No:1963/337
K. No:1967/31
Resmi Gazete tarih/sayı:2.5.1969/13188
Davacı:Türkiye İşçi Partisi
Dâvanınkonusu : 15.7.1963 günlü 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve LokavtKanununun bir takım hükümlerinin Anayasa'ya aykırılıkları dolayısiyle İptaliistemidir.
A)İptal isteminin gerekçeleri:
İstemdâva konusu kanunun toplu iş sözleşmesine ilişkin birkaç hükmüne, lokavtailişkin bütün hükümlerine ve greve ilişkin bir takım hükümlerine yöneltilmişbulunduğu için iptal isteminin gerekçeleri, bu başlıklar altında özetlenmiştir.
a-Toplu iş sözleşmesine ilişkin hükümlere yöneten iptal nedenleri:
1-Dâva konusu Kanunun 1. maddesinin 1 sayılı bendi, toplu iş sözleşmesininyapılabilmesi için yalnız hizmet akdini esas tutmuştur. Borçlar Kanunundadüzenlenmiş bulunan hizmet akdi, çalıştırmaya ilişkin olan akitlerin hepsinikapsamına alan bir âkit değildir. Yalnız Borçlar Kanununun düzenlediği konuçerçevesi içinde kalan çalıştırma ilişiklerini kapsamaktadır. HalbukiAnayasa'da işçi veya çalışan deyimi ile anlatılan kimseler hizmet akdindemüstahdem diye adlandırılan kişilerle kıyaslanamayacak ölçüde çoktur. BorçlarKanununun hizmet akdine ilişkin hükümleri, hizmet akdi ne denli genişyorumlanırsa yorumlansın, Anayasa'nın 47. maddesindeki işçi kavramına ulaşamaz.Anayasa'nın 47. maddesi nerede iş sahibine bağlı olarak çalışma durumu varsaorada toplu sözleşme ve grev hakkını tanımıştır; başka deyimle, bir kişininAnayasa hükmünce işçi sayılması için bir işverene bağlı olarak bir işteçalışması gerekli ve yeterlidir. Buna göre istem konusu hüküm, Anayasa'nıngeniş tuttuğu bir alanı daraltması bakımından Anayasa'nın 47. maddesineaykırıdır.
2-Dâva konusu Kanunun 12. maddesinin 1 sayılı bendinin birinci fıkrasının"... ve Ankara, İstanbul, İzmir'de çıkan bir gazete ile yayınlamağamecburdur. Hükmü, işçi sendikalarına, Anayasa hükümleri ile bağdaşmayacak ağırbir malî yük yüklemektedir. Bu hükmün, kamu düzeni bakımından bir değeriyoktur. Durum bölge çalışma müdürlüğüne bildirildikten sonra sendikanın ayrıcabir çok paralar ödeyerek gazete ile yayınlama yükümü altında tutulması, malîgücü olmayan veya yetersiz bulunan sendikayı toplu sözleşme yapma yetkisindenyoksun bırakmaktadır. Halbuki Anayasa, sendikalar arasında malî güç bakımındanbir ayırım gözetmeksizin hepsi için toplu iş sözleşmesi yapma hakkınıtanımıştır. Bu yön, 47. maddenin özünde vardır. Sendikalar arasında malî göçbakımından bir ayırım gözetmeksizin hepsini aynı yüküm altına sokan bu fıkra47. maddeden başka Anayasa'nın 10., 11., ve eşitlik ilkesine ilişkin 12.maddelerine dahi aykırı bulunmaktadır.
b-Lokavta ilişkin hükümlere yönelen iptal nedenler!:
1-Dâva konusu Kanunun lokavtı tanımlayan 16. maddesi, Anayasa'ya aykırıdır;
aa-Anayasa'nın başlangıç bölümüne göre demokratik hukuk devleti, bütün hukukî vesosyal temelleri ile kurulacaktır. Anayasa'nın 2. maddesi de, devleti, sosyalbir hukuk devleti olarak nitelendirmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin temelniteliklerinden başlıcası "sosyal devlet" olmasıdır. Sosyal birdevlette ise, işçiler kendilerine zorla bir takım şartların kabul ettirilmesigereği ile işlerinden atılamazlar, onların işsiz ve aç bırakılmaları bir kanunkonusu olamaz.
bb-Anayasa'nın 36. maddesinin üçüncü fıkrası hükmünce, mülkiyet hakkınınkullanılması, toplum yararına aykırı olamaz. Lokavt adı ile işverenlereişçileri toptan işten atma olanağı verilmekle mülkiyet hakkı sahibine bu hakkıtoplum yararı dışında kullanın yetkisi tanınmıştır.
cc-Anayasa'nın 41. maddesine göre iktisadî ve sosyal hayat, adalet ve tam çalışmayönetimine, herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış sağlamakamacına göre düzenlenecektir. Lokavt ile İşsiz bırakılacak işçiler İçin tamçalışma, insanlık haysiyetin yaraşır bir yaşayış sağlama amacına hiç bir zamanerişilemiyecektir.
çç-Anayasa'nın 42. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına göre çalışma, herkesinhakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların insanca ve kararlılık içinde yaşamasıİçin sosyal, İktisadî ve malî tedbirlerle onları korur ve işsizliği önler.Lokavt ile çalışma hakkı ortadan kalktığı gibi, işçilere zorla kabul ettirileniş koşullan dahi çalışanların insanca ve kararlılık içinde yaşamasına engelolur. Bu bakımdan lokavt, Anayasa'nın çalışanları koruma ve işsizliği önlemeamaçlarına kökten aykırıdır.
dd-Anayasa'nın hiç bir hükmünde lokavt adı ile bir hak söz konusu olmamıştır. İşçive işveren ilişkileri için konulan 47. maddede grev hakkı kabul edilmiş ise de,lokavttan söz edilmemiştir. Bu da Anayasa'ca lokavtın kabul edilmediğini açıkçagöstermektedir.
2-Dâva konusu Kanunun grev ve lokavt yetkisi başlığını taşıyan 19. maddesininlokavta ilişkin hükümleri de, Anayasa'ya aykırıdır. Çünkü "1" deaçıklanan nedenlerden ötürü lokavt hakkını tanıyan kanun hükmü, Anayasa'yaaykırı oldukça, bunu düzenleyen öbür hükümler de, sonuç olarak Anayasa'yaaykırı niteliktedir.
3-Dâva konusu Kanunun 21. maddesinin 5 sayılı bendindeki lokavt yasağı ile eşitolarak uygulanacağı öngörülen hüküm, hak olarak tanınmasının "1" deaçıklanan nedenlerle Anayasa'ya aykırılığı dolayısiyle, Anayasa'ya aykırıbulunmaktadır.
4-Dâva konusu Kanunun 23. maddesinin lokavtı düzenleyen hükümleri, 25.maddesindeki lokavta ilişkin hüküm, 26. maddesinin birinci fıkrasının lokavtailişkin hükümleri 28. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının lokavta ilişkinhükümleri, 29. maddesinin 2 sayılı bendi hükmü, 30. maddesinin lokavta ilişkinhükmü, 32. 33. ve 34. maddelerindeki lokavta ilişkin hükümler ve son olarak 49.maddesindeki lokavta ilişkin hüküm, yukarıda "1" ve "2" deaçıklanan nedenlerden ötürü, Anayasa'ya aykırıdır.
c-Greve ilişkin hükümlere yönelen iptal nedenleri:
1-Dâva konusu Kanunun 17. maddesinin ikinci fıkrasında iki ayrı durum sözkonusudur. Bunlardan birincisi, işçinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyalşartların korunması, ikincisi de işçinin ekonomik ve sosyal durumunundüzeltilmesidir. Gerçekleşmiş iş şartların korunması için bu koşullara saygıgöstermeyen işverene karşı işi topluca bırakma olayı dahi, sözü edilen hükümgrev sayılmıştır. Ancak bunun grev sayılması ve yasaklara bağlanması her şeydenönce bir hukukî bilgisizlik örneğidir, iş şartlarına saygı göstermeme halindeişçinin işi bırakması; Borçlar Kanununda karşılıklı borçlar yükleyen akitlerdetaraflardan birisinin kendisine düşen edimi akde uygun olarak yerinegetirmesine zorlanması için öbür tarafın kendisine düşen edimden kaçınmasıdurumudur. Bir defin kullanılmasına bir takım yasaklara bağlanması, Anayasa'nınruhuna, özüne aykırıdır. Bundan başka sözü edilen 17. maddenin ikinci fıkrasıhükmü, bu kanuna uygun olarak yapılan grevleri kanunî grev ve uygun olmayangrevleri ise kanun dışı grev saymakla da Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır; çünküilerideki maddelerde açıklanacağı üzere Anayasa'nın bir temel hak olaraktanıdığı grevin, bu iptal konusu kanun hükümlerine göre kullanılması ve bundanisçi yararına herhangi bir sonuç elde edilmesi, olanak dışıdır, başka birdeyimle, iptal konusu kanunda öngörülen hükümler, grevi bir hak olmaktançıkarmaktadır ve böylelikle 17. maddenin ikinci fıkrası hükmü, bu yönden dahiAnayasa'nın 11. ve 47. maddelerine aykırıdır.
2-Dâva konusu Kanunun 19. maddesinin 1 sayılı bendi hükmü, 2 sayılı bendininbirinci, üçüncü ve sonraki fıkraları hükümleri ve 3 sayılı bendi hükmü;Anayasa'nın 47. maddesinde yer alan grev hakkının özünü zedelemektedir vebundan ötürü, Anayasa'nın 11. ve 47 maddelerine aykırıdır.
aa)-19. maddenin l sayılı bendi, sonuç olarak, grev yapmadan önce toplu sözleşmekonuşmasına gitme koşulunu koymaktadır ve bu kanunda toplu sözleşmeninyapılması, uzun bir takım İşlemlere bağlı tutulmuştur. Halbuki, Anayasa grevhakkını böyle koşullara bağlamış değildir. Bundan başka, 2. bendin birincifıkrasında İşverenin iş koşullarına saygı göstermemesi olayının grevkoşullarından sayılması dahi, Anayasa'ya aykırıdır.
Şunubelirtmeliyiz ki Anayasa, grev yetkisi yalnızca amaç bakımından sınırlanmış vebu amaç sınırları içinde kalındıkça bu hakkı salt olarak tanımıştır. Bu amaçdışında kalan bir takım yönleri grevin koşullarından sayan 19. maddenin 1sayılı bendi, 2 sayılı bendinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları,Anayasa'nın 47. maddesinin sözüne ve özüne aykırı bulunmaktadır.
bb)-Grev, ancak birdenbire ve şaşırtıcı bir eylem olarak gerçekleşecek olursa,yarar sağlayabilir, yoksa herhangi bir makamca kendi kişisel görüşlerine göredurdurulabilecek olursa, onun işçi için bir yararı olmaz ve artık grev yapmakonusunda sübjektif bir haktan söz edilemez. Anayasalarında işçiye grev hakkıtanıyan hükümler bulunmayan batı ülkelerinde dahi, böyle bir sınırlandırmayoktur. Yalnız Amerika'da bir halde, o da ancak Cumhurbaşkanının isteği üzerinemahkeme belli bir süre ile bağlı olmak üzere grevi durdurabilir. 19. maddenin2. bendinin beşinci fıkrasında yer alan "hakkaniyet" "tehlikeveya önemli zararın doğması" halleri, grev için tedbir olarak dâva açmadanveya açıldıktan sonra grevin durdurulmasına karar verme yolunda yeterlinedenler değildir. Hakkaniyetin durdurmayı gerektirip gerektirmiyeceği, dâvayagitmeden önce belli olamaz ve hakkaniyete dayanarak grevi durdurma kararı verenmahkeme, her şeyden önce, dâva üzerindeki görüşünü bildirmiş demektir."Tehlike veya önemli zararın doğması" da grevin durdurulmasına yeterliolamaz; çünkü bir işyerinde yapılacak grevin birdenbire yapılması ve topluolarak işin bırakılması yüzünden, bu işyerinde önemli zararlar ortayaçıkacaktır. Eğer grevin sonucunda kendisine zarar geleceği kaygusu işverendeyok ise; grev işçilerin sosyal ve iktisadî gelişmelerini sağlamağa elverişlibir savaş aracı olarak değer taşımaz.
2-Dâva konusu Kanunun 20. maddesinin 1 ve 2 sayılı bentleri ve 6 sayılı bendinin
"Türksularında seyir halinde bulunan gemilerle Türkiye'de harekette bulunan hava,demir ve karayolu araçlarında" şeklindeki hükmü ile 12 ve 13 sayılıbentleri dışında kalan hükümleri, Anayasa'nın 11., 12. ve 47. maddelerininsözüne, özüne aykırıdır.
aa-Sağlık kurumlarından, can ve mal kurtarma işlerinde grevin büsbütünyasaklanması haklı değildir. Bu yerlerde, bu kurumların yalnızca ivedi olaylarıkarşılayacak işçilerinin grev dışında bırakılması, yeterli olabilir. Yasakzorunlu sınırları aşmıştır. Bu yerlerde grev hakkı, büsbütün kaldırılmaklaAnayasa'nın bütün işçiler için tanıdığı hakkın özüne dokunulmuştur.
6sayılı bent hükmünce yabancı ülkede yolculuk etmekte olan yani yolda gezmektebulunan gemilerde grevin yasaklanması yeterlidir; gemi limana girince yolculariçin tehlike kalmaz, grev yasağının nedeni de ortadan kalkar; böylece bu 6sayılı bentte, seyir hali dışındaki sınırlandırma dahi, grev hakkının özünedokunmaktadır.
bb-Noterlik işlerinde eğitim ve öğretim yerlerinde, çocuk bakım yerlerinde çalışanların,grevden yoksun bırakılmaları için hiç bir haklı neden yoktur.
cc-Toplu sözleşme süresince grevin yasak edilmesi, grevle güdülen amaca aykırıdüşer. Toplu sözleşme süresince iktisadî bunalım nedeni ile işçilerin malîdurumları alt üst olabilir. Kazançları ve alım güçleri azalabilir. Grev,bunların sosyal ve iktisadi durumlarının düzeltilmesi aracıdır. Bu halde buaraca baş vurulmaması, Anayasa'ya uygun olamaz. Yine, özel hakeme baş vurulmuşolması veya tahkimname imzalanması, grevi engelleyen haklı birer nedensayılamaz. Mahkemenin, grevi durdurma kararı verebilmesi, anlaşılması güç,uygulama sınırı belli olmayan, bugünkü yazılış ve kanunda yer alış bakımındangrev hakkının özünü yok eden bir hükümdür.
çç-Millî Savunmaca, veya Jandarma Genel Komutanlığınca İsletilen İş yerlerindegrev yapabilmek için, ücret veya çalışma koşullarının piyasada benzeriişyerlerindeki, iş para veya başka koşullara göre işçilere karşı bir durumdabulunulduğunu Yüksek Hakem Kurulunca saptanmasından önce grev yapılamıyacağıyollu hüküm dahi, Anayasa'ya aykırıdır. Zira hakkın kullanılması için birvasilik hali öngörülmektedir. Halbuki Anayasa'nın 47. maddesi karşısında böylebir vasilik hükmü konulamaz.
3-Dâva konusu Kanunun 22. maddesinin birinci fıkrası uyarınca işyerinde grevoylamasına baş vurma yükümü, grev hakkının kullanılmasında işverene bir takımişçilere baskı yapma yolunu açacaktır ve grev hakkının kullanılmasınızorlaştıracaktır.
Buoylamanın gerekip gerekmeyeceğini, işçi kuruluşları kendi tüzükleri ile belli edebilirler.Oylama zorunlu sayılsa bile bunun, yalnız işyerinde yapılmasını öngören kanunhükmü, hakkın özüne dokunur niteliktedir.
4-Dâva konusu Kanunun 24. maddesinin birinci fıkrası gereğince, grev yapanişçilerin, işyerlerinden ayrılmaları yükümü vardır. Bu hüküm grevin özünedokunmaktadır; gerçekten, grevin etkili olabilmesi ve grevcilerin olumlu sonucaulaşabilmeleri için bir takım ek hakların tanınması dahi, vazgeçilmez birkoşuldur. İşyerine yeni işçi alınmasını önlemek, bu haklardandır. Grevciler,gerektiğinde işyerinde kalarak yeni işçi alınmasını engelleyebilmelidîrler,yoksa işveren yeni işçileri alır ve grevi etkisiz bırakabilir.
5-Dâva konusu Kanunun 25 maddesinin a, b, c, d fıkralarında bir takım İşçileringreve katılmasını önleyen hükümler, Anayasa'nın işçilere tanıdığı grev hakkınınözüne dokunmaktadır. Gerçekten, Anayasa'nın 47. maddesi hiç bir ayrık durumöngörmeksizin bütün işçilere grev hakkını tanımıştır. Bu maddenin; ikincifıkrasındaki ayrık durumlar için konulan hüküm yalnızca grev yapılmayacakişleri belli etmek bakımından konulmuş olup, grev yapılabilen bir işte bazıişçilerin grev yetkisinden yoksun bırakılmalarını sağlamak için konulmuşdeğildir. İstem konusu hükümler yüzünden grev yolu ile işveren üzerinde baskıyapmak olanağı kalkacak ve grev başarısızlıkla sonuca erecektir. Demek ki buhükümler. Anayasanın 11. ve 47. maddelerine aykırıdır.
6-Dâva konusu Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasında, bir grevin doksan günüaşması halinde doksanıncı günden sonra grevcilerin işverence kendilerinesağlamış olan konuttan çıkartabilmeleri hükmü, Anayasa'ya uygun değildir. Grevsüresince iş akdi sürüp gider, bu süre içinde akdin bozulması yoluna gidilemez;zira grev yapan işçinin çalışmaması, haksız bir davranış, başka deyişle akdeaykırı bir davranış değildir, bir hakkın kullanılmasıdır. Bundan ötürü, istemkonusu hüküm, Anayasa'nın 2., 36., 41. ve 42. maddelerindeki sosyal ilkelere ve47. maddenin özüne aykırı bulunmaktadır.
7-Dâva konusu Kanunun 29. maddesinin 1 sayılı bendinde, kanunsuz bir greve veyaböyle bir grevin yapılması kararına katılan işçilerin iş akitlerinin ihbarsızve tazminatsız olarak işverence feshedilebileceği ve yine greve katılanişçilerce işverene tazminat ödeneceği bildirilmektedir. Anayasa'nın 47.maddesi, grevi yalnızca amaç bakımından kanuna uygun veya kanuna aykırı saymağaelverişlidir. Buna göre amaç yönünden kanuna uygun bir grevin yalnızca usulüneuygun olmaması dolayısiyle kanuna aykırı sayılmasının ve bunun sonucundaişverene akdi bozma ve tazminat isteme hakları tanınmasının, Anayasa'nınöngörmediği bir kanuna aykırılık durumunun kanun ile benimsenmiş bulunmasıdolayısiyle, Anayasa'ya aykırı bir niteliği bulunmaktadır. Eğer bu hükümler,yalnızca amaç bakımından kanuna aykırı sayılabilecek grevler için konulmuşbulunsa idi o zaman Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamazdı. Bir usulyanılması yönünden grevin kanuna aykırı sayılması, grev hakkının özünedokunmaktadır ve Anayasa'nın 47. maddesine aykırı bulunmaktadır.
8-Dâva konusu Kanunun 31. maddesi hükmü île grev yapılan İşyerlerine işçilercekonacak grev gözcülerinin sayısının sınırlandırılması, grev hakkının özünedokunmakta olduğundan, Anayasa'nın 11. ve 47. maddelerine aykırıdır. Gerçekten,işyerleri, değişik büyüklüktedir. Gözcülerin sayısının sınırlandırılması birtakım büyük işyerlerindeki gözcülerin görev yapmalarını, olanak dışı bir durumasokacak ve böylelikle grev etkisini göstermiyecektir.
9-Dâva konusu Kanunun 38. maddesindeki "siyasî partilerin yönetimkurullarında görevli olanlar, işçiler ve işverenler adına hakemseçilemezler" hükmü, Anayasa'nın eşitlik ilkesine ilişkin 12. maddesine vegrev ve toplu iş sözleşmesi haklarına ilişkin 47. maddesine aykırıdır. ÇünküAnayasa'mızın 56. maddesine göre yurttaşlar istedikleri siyasî partiye girebilirlerve siyasî partiler demokratik hayatın vazgeçilmez birer varlığıdır. Bir partiliyurttaş, partisinin yönetim kurulunda dahi görev alabilir. Anayasa'nın bu denliönem verdiği bir kurumda yönetim görevi alması, bir kimseyi bir takım haklardanyoksun bırakmamalı, onları öbür yurttaşlardan daha aşağı bir durumadüşürmemelidir.
10-Dâva konusu Kanunun 54. maddesi yalnızca usule ilişkin bir yanılma yüzündenkanuna aykırı sayılacak bir grev kararı verenleri, böyle bir karar verilmesiniteşvik eden, zorlayan ve propoganda yapanları cezalandırmaktadır, Kanunların vebu arada, Anayasa'nın da üstünde olan bir takım hukuk kuralları vardır. Anayasagibi kanunlar dahi, bu üstün kurullara aykırı olamaz, Bu kurullardan biri de,suç işleyenin cezalandırılması için suç kastinin bulunması gereğidir. Usulyanılmalarında suç kasti söz konusu olamaz. Yalnızca usul yönünden kanunaaykırı ve amaç "bakımından uygun bulunan bir grevden dolayı, bellikişilerin cezalandırılması, az önce anılan üstün hukuk kuralına ve Anayasa'nın 47.maddesi hükmüne, bu 47. maddenin güttüğü amaç bakımından, karşıt düşer veAnayasa'nın 11. ve 47. maddelerine aykırı bulunur.
11-Dâva konusu Kanunun 60. maddesinde işyerlerinden ayrılmayan grevci işçilerincezalandırılması öngörülmüştür. Yukarıda (4) da açıklanan nedenler ile buhüküm, Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır.
B)İlk İnceleme:
BaşkanSünuhi Arsan, Üye Osman Yeten, Rıfat Göksu, İsmail Hakkı Ulkmen, Lütfi Akadlı,Şemsettin Akçoğlu, İbrahim Senil, İhsan Keçecioğlu Salim Başol, CelâlettinKuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve EkremTüzmen'in katıldıkları toplantıda; dâvanın parti yönetim kurulunca verilenyetkiye dayanılarak merkez yönetim kurulunun verdiği ve genel yönetim kurulununuygun gördüğü kararlar çevresinde açıldığı incelenen kâğıtlardaki yazılardananlaşıldığından baş vurmanın 44 sayılı Kanunun 25. maddesinin 1 sayılı bendineuygun bulunduğu, üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun dâvanın açılmasına partinin enyüksek organı olan büyük genel kurulca yetki verilmesi gerektiği yollu karşıoyu ile ve oyçokluğu ile kararlaştırıldıktan sonra :
1-Davacı partinin açıldığı 18.10.1963 gününde Yasama Meclislerinde temsilcisibulunduğunu gösterir belgenin bir ay içinde gönderilmesi,
2-Dilekçenin istem bölümünde 28. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının iptaliistendiği halde gerekçe bölümünde bu maddenin ikinci fıkrasına ilişkin hiç birgerekçe gösterilmediği ve gösterilen gerekçenin ise dâva dışı kalan üçüncüfıkra ile ilgili olduğu anlaşıldığından sözü edilen 28. maddenin ikincifıkrasına ilişkin gerekçenin aynı sûra içinde bildirilmesi;
İçin44 sayılı Kanunun 26. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca davacıpartiye tebligat yapılmasına 25.10.1963 gününde oybirliği ile kararverilmiştir.
Süresiiçinde davacı partice gönderilen belgeden partiyi Büyük Millet Meclisindetemsil eden üye adlan yazılmış ve yine süresi içinde Mahkememize gönderilendilekçede iptali istenen hükmün 275 sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci veüçüncü fıkraları olduğu ve dilekçedeki gerekçeye aykırı olarak daktiloyanılması sonucunda üçüncü fıkradan söz edilecekken ikinci fıkradan sözedildiği bildirilmiştir.
Buyazılar üzerine Başkan Sünuhi Araş, Başkan Vekili Lütfi Akadlı, Üye RifatGöksu, İsmail Hakkı Ülkmen, Şemsettin Akçoğlu, İbrahim Senil, A. ŞerefHocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Ekrem Korkut,Ahmet Akar, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş ve Ekrem Tüzemen'in katıldıklarıtoplantıda; 275 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasının değil, üçüncüfıkrasının iptali istendiği, süre içinde yapılan açıklamadan ve dâvadilekçesinde belirtilen gerekçeden anlaşılmış ve öbür eksik de tamamlanmışolmakla işin esasının incelenmesine 4.12.1963 gününde oybirliği ile kararverilmiştir.
C)Esasın incelenmesi:
Esasailişkin rapor ile dâvaya temel tutulan Anayasa hükümlerine ilişkin hazırlıkçalışmalarını gösteren belgeler ve dâva konusu hükümlere ilişkin hazırlıkçalışmaları belgeleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :
l-Dâvada dayanılan Anayasa hükümleri:
Davacınındilekçesinde dayandığı Anayasa hükümleri şunlardır:
1.Anayasa'nın başlangıç hükmünden "... Türk milleti; insan hak vehürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur verefahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratikhukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleri ile kurmak için;
...Bu Anayasa'yı kabul ve ilân ... eder."
2.Cumhuriyetin nitelikleri - Madde 2-Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına veBaşlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyalbir hukuk devletidir.
3.Temel hakların niteliği ve korunması Madde 10- Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz,devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Devlet,kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzurunu, sosyal adalet ve hukukdevleti ilkeleri ile bağdaşamıyacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî vesosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesiiçin gerekli şartları hazırlar.
4.Temel hakların özü - Madde 11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne veruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun,kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibisebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.
5.Eşitlik-Madde 12- Herkes; dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
6."Mülkiyet hakkı" genel başlıklı 36. maddenin üçüncü fıkrası şöyledir:Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
7.İktisadî ve sosyal hayatın düzeni-Madde 41- İktisadî ve sosyal hayat, adalete,tam çalışma esasına ve herkes için insanlık hasiyetine yaraşır bir yaşayışseviyesi sağlama amacına göre düzenlenir.
İktisadî,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla,millî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektiği önceliklereyöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak, devletin ödevidir.
8.-Çalışma ile ilgili hükümler" başlıklı 42. maddenin birinci ve ikincifıkraları şöyledir: Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.
Devletçalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesiiçin, sosyal iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayıdestekler, işsizliği önleyici tedbirleri alır."
9.Toplu sözleşme ve grev hakkı-Madde 47- İşçiler, işverenlere olan münasebetlerinde,iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacı ile toplu sözleşmeve grev haklarına sahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunladüzenlenir.
II-İptal konusu hükümlerin ve kararın gerekçelerinin yazılışında benimsenen yol:
Dâvakonusu hükümler, yeri geldikçe ve gerektikçe yazılmış ve tartışılmıştır. Dâvadilekçesinin özetinde olduğu gibi gerekçeler de, toplu İş sözleşmesine ilişkinhükümlere yönelen iptal istemini karşılayan gerekçeler, lokavta ilişkinhükümlere yönelen iptal istemini karşılayan gerekçeler, greve ilişkin hükümlereyönelen iptal istemini karşılayan gerekçeler olarak 3 bölümde yazılmıştır.
III-Toplu iş sözleşmesine ilişkin hükümlere yönelen iptal isteminin reddine aitgerekçeler:
a)İstem konusu 275 sayılı ve 15.7.1963 günlü Kanunun "tarif" başlıklıbirinci maddesinde şöyle denilmektedir:
"Madde1- 1. Bu kanun anlamında toplu iş sözleşmesi, hizmet akdinin yapılmasımuhtevası ve sona ermesi ile ilgili hususları düzenlemek üzere 7. maddedegösterilen işçi teşekkülleri ile işveren teşekkülleri veya işverenler arasındayapılan bir sözleşmedir.
2.Toplu iş sözleşmesi işçi ve işveren münasebetlerini İlgilendiren diğer hususlarile tarafların karşılıklı hak ve borçları ve özellikle 1. bent ile bu benttegösterilen hususların uygulanması ve denetimi ile ilgili hükümleri de ihtivaedebilir."
1-Davacıya göre bu tanımlama, hizmet akdi kavramını temel tuttuğu için, birişverene bağlı olarak çalışanların tümünün yani işçilerin hepsinin işverenleolan ilişkilerini kapsamaktadır, başka deyimle kanun, bütün işçilere değil,bunlardan ancak bir bölüğüne toplu sözleşme yetkisi tanımıştır. Anayasa ise 47.maddenin birinci fıkrasında bütün işçilere bu yetkiyi vermiştir.
Bumaddenin Yasama Meclislerinde görüşülmesi sırasında söylenen sözlerden açıkçaanlaşıldığı üzere, hizmet akdi sözü, her türlü hizmet akitleri ile her türlü işakitlerini kapsamaktadır. Ne gibi işlerde işçi olarak çalışanların hizmetakdinin kapsamı dışında kaldığı davacı tarafından açıklanmamış olduğu gibi,Mahkememizce yapılan incelemeler sonunda böyle bir durum dahi bulunmuşdeğildir. 12.8.1967 günlü Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunan 931 sayılı ve28.7.1967 günlü İş Kanunu dahi eski İş Kanunundaki "iş akdi" sözü yerine"hizmet akdi" deyimini benimsemiştir. Öte yandan hizmet akdi kavramı,Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu gibi özel kanunlarla düzenlenen bütün işçi veişveren ilişiklerinin dahi temeli olmakta ve dolayısiyle toplu iş sözleşmesiyapma yetkisi, bu alandaki bütün işçilerin kuruluşlarına kesinlikle tanınmışbulunmaktadır. Bu açıklamalara göre, Anayasa'nın kendilerine toplu işsözleşmesi yapmak yetkisi tanıdığı bütün kimselerin toplu iş sözleşmesiyapmalarını sınırlandıran bir nitelik, istem konusu hükümde yoktur ve davacınınileri sürdüğü iptal nedeni yerinde değildir.
2-Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılıKanunun 28. maddesi uyarınca Mahkememiz, ileri sürülen iptal nedenleri ilebağlı olmadığından, bilim alanında ortaya atılan bir konunun tartışılıp dâvakonusu hükmün iptal nedeni olup olamayacağının karara bağlanması uygunbulunmuştur. Bu yön, Anayasa'nın 47. maddesinin, bütün işçiler için tanınmışbulunduğu toplu iş sözleşmesi yapma yetkisinin dâva konusu hüküm ile yalnızcaişçi teşekküllerine tanınmış olması sonunda, dâva konusu hükmün Anayasa'yaaykırılığı bulunup bulunmayacağı sorunudur. Gerçekten, az yukarıda yazılan dâvakonusu kanun maddesinin 1 sayılı bendi hükmü ile bunun göndermede bulunduğuaynı Kanunun 7. maddesi hükmü birlikte incelenince, toplu iş sözleşmesi ve(Dolayısiyle grev) yapma yetkisinin yalnızca sendika biçiminde örgütlenmişbulunan işçi teşekküllerine tanınmış olduğu ve butlun sonucu olarak teker tekerişçilerin veya sendika biçiminde olmayan bir örgütle katılmış bulunan işçilerinveya eylemli biçimde örgütlenmiş bulunan işçilerin toplu iş sözleşmesiyapamayacakları anlaşılmaktadır. Yukarıda "1, 9" da yazılı bulunanAnayasa'mızın 47. maddesinde işçi kuruluşlarından söz edilmeyip yalnızca"işçileri" denilmesi, bu yetkilerin teker teker işçilere veya hiçdeğilse sendikadan başka bir biçimde örgütlenmiş veya yalnızca eylemi niteliktebir topluluk meydana getirmiş işçilere tanındığı izlemini uyandırmaktadır. EğerAnayasa hükmünü konuluş gereğini gözönünde tutmaksızın ancak ve ancak sözünegöre yorumlarsak, dâva konusu hükmün Anayasa'nın 47. maddesine aykırı bulunduğusonucuna varabiliriz. Dâva konusu maddeye ilişkin Yasama Meclislerigörüşmelerinde Borçlar Kanunundaki, "umumî mukavele" hükümlerininkaldırılmadığı, bunun sonucunda hukukî bir biçim almış olmayan eylemli işçibirliklerinin dahi toplu sözleşme değil, sadece Borçlar Kanunu uyarınca umumîmukavele yapabilecekleri, yalnız umumî mukavele bakımından grev hakkınınöngörülmediği, bu hakkın ancak toplu iş sözleşmesi bakımından kabul edildiği,sendikalar dışında kalan işçilerin grev yapabilmelerinin ülkede düzeni bozacakgrevlere yol açabileceği, böyle bir durumun ise benimsenemiyeceğibelirtilmiştir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem: 1, Toplantı: 2, 19.4.1963-Cilt:16, Sayfa: 429 ve sonrası). Demekki Anayasa'nın 47. maddesindeki"işçiler" sözünün yorumu bakımından Yasama Meclislerinde de bir takımduraksamalar uyanmış bulunmaktadır. Buna göre her şeyden önce, bu sözünanlamının ne olduğunun belli edilmesi gerekmekte ve bunun içinde bütünyasaların ve bu arada anayasaların yorumlanmasında gözönünde tutulması gereklisözü ile ve özü ile birlikte yorumlama kuralının uygulanması zorunlubulunmaktadır. Toplu sözleşmelerde işçiler bakımından alabildiğince yararlı ve kazançlıhükümleri işverenlere kabul ettirebilmek için görüşme masasına oturan işçitemsilcilerinin arkalarında güçlü bir işçi varlığının eylemli olarak bulunmasıve görüşmede bulunacakları desteklenmesi, vazgeçilmez bir koşuldur. İşhayatındaki uygulamalardan öğrenildiğine göre bu destekleyici varlıklar, ancaksendika biçiminde ve hem de gerçekten güçlü olan bir sendika durumundaoldukları zaman işçiler olumlu sonuçlar alabilmektedirler. Bu bakımdan 5-10işçinin veyahut eylemli olarak kurulmuş bir işçi birliğinin işverenlerkarşısında yeterince etkili olamayacağı, Örgütlenmiş işçi topluluklarını iseişverenlerin kolaylıkla etkileri altına alabilecekleri ve bunlara toplusözleşme yolu ile diledikleri koşulları kolayca kabul ettirebileceklerigörülmektedir. Bunun bir kanıtı da, özellikle grevlerde bir sendikanıntekbaşına destekleme gücünün yetmediği ve sendikalardan kurulu birliklerindesteği ile uygun sonuçlara ulaşabildiğidir. Demek ki 5-10 işçiye veya eylemliişçi topluluklarına toplu iş sözleşmesi yapma yetkilerinin tanınmasıAnayasa'nın Toplu sözleşme ve grev yapma yetkilerini tanıması ile güttüğü ereğeuygun olması şöyle dursun, karşıt bulunmaktadır. Gerçekten, toplu sözleşmeyapma yetkisi İşçilerin sosyal ve iktisadî durumlarını düzeltmek İçin onlara tanınmıştır.Görüşmeler sırasında işveren karşısında güçlü ve desteklenmesi hemen hemenkesinlikle beklenen bir varlık olarak bulunan işçiler, sosyal durumlarınıdüzelten ve daha iyiye götüren toplu sözleşmeler elde edebilirler ve işverenleişçiler arasındaki sosyal ve iktisadi denge böylelikle daha iyi sağlanmış olur.Eğer işveren, kendi karşısında görüşmeye oturmuş bulunan işçilerin güçsüzolduklarını ve desteklenmeyeceklerini bilirse, ya toplu sözleşmeye hiç yanaşmazveya görünüşü kurtaran birkaç koşulu kabul ederek İşçilerle toplu sözleşmeyaparki böyle bir sözleşme ile de işçilerin durumunda köklü bir düzelmebeklenemez ve bu yüzden sosyal ve iktisadî kalkınmanın temeli bulunan sosyaldenge de sağlanmış olmaz; çünkü sosyal ve iktisadî kalkınmayı sağlayacak sosyaldenge, işverenin kendini sarsmaksızın işçiye olabildiğince daha elverişlikoşullar sağlanması ile gerçekleşebilir.
Bugerçekler karşısında, Anayasa'nın 47. maddesindeki "işçiler"sözünden, güçlü işçi kuruluşlarında, başka deyimle güçlü işçi sendikalarındabirleşmiş işçileri anlatmak istediği, Anayasa'nın herkesten önce işçilerikorumak ereği ile bu hükmü koymuş bulunduğu dahi gözönünde tutularak kabulolunmalıdır.
Herne kadar uluslararası çalışma örgütü eylemi işçi topluluklarına da toplusözleşme yetkisi tanınmasını salık vermekte ise de, sendikacılığın günden günegelişmekte olduğu ülkemizde böyle bir yetkinin tanınmasına yer yoktur veböylelikle işçiler sendikalaşma yoluna dolayısiyle götürülmüş olacaklardır. Budurum işçileri belli bir sendikaya girmeye zorlama anlamına gelmez ve böylecesendikaların isteğe bağlı olarak kurulmasını ve istekle sendikalara girilmesiniöngören Anayasa'mızın 46. maddesine aykırılık söz konusu edilemez. Gerçekten,sendikacılık çok yararlı bir akımdır ve işçi ve işveren ilişkilerinin bugüniçin vazgeçilmez bir koşulu niteliğindedir. O halde sendikacılığın gelişmesiiçin sendikalaşmış işçilere bir takım kazançlı durumlar sağlamak, işçilerisendika kurmağa veya sendikaya girmeğe zorlama olarak nitelendirilemez. Bu olsaolsa bir heveslendirme yoludur ki Anayasa'nın bunu yasaklamış olması söz konusudeğildir.
Anayasa'nın11. maddesi hükmünce yasa koyucu, temel haklan Anayasa'nın sözüne ve ruhunauygun olarak, düzenleyebilir. Burada az yukarı ki açıklamalardan anlaşıldığı üzere,toplu sözleşme yapma temel hakkı, Anayasa'nın özüne ve sözüne uygun olarak,yasa koyucu tarafından düzenlenmiş bulunmaktadır.
Açıklanannedenler karşısında dâva konusu hükümde sendikalardan başka işçi kuruluşlarınaveya eylemli işçi topluluklarına toplu sözleşme yetkisinin tanınmamış olmasındaAnayasa'ya aykırı bir yön yoktur.
b)İstem konusu 275 sayılı Kanunun "toplu iş sözleşmesi yapma yetkisinintespitinde usul" başlıklı 12. maddenin 1 sayılı birinci fıkrasında :
"Bellibir iş kolunda toplu iş sözleşmesi yapmağa kendisini yetkili gören işçifederasyonu veya sendikası, o iş kolunda kurulu başka işçi federasyonlarının vesendikalarının adreslerini, toplu görüşme başlamadan en az altı iş günü önceÇalışma Bakanlığına yazı ile baş vurarak almağa ve bu federasyon ve sendikalarahangi, iş kolunda toplu iş sözleşmesi yapmak istediğini yazı ile bildirmeğe vebunu Ankara, İstanbul ve İzmir'de çıkan birer gazete ile yayımlamağamecburdur." hükmü bulunmaktadır.
Davacıbu hüküm içinden Ankara, İstanbul ve İzmir'de çıkan birer gazete ileyayınlamağa ilişkin bölümünün sendikalara yararı olmayan boş bir yükyüklediğini ve sendikalar arasında malî durumu güçsüz olanları toplu işsözleşmesi yapmak yetkisinden yoksun bıraktığını ve böylece bunun Anayasa'nıntanıdığı eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Durumunaydınlanması için sözü edilen kanunun toplu iş sözleşmesi yapma konusundakiyetkiyi düzenleyen 7. maddesini 1 sayılı bendinin, bir iş koluna ilişkin toplusözleşmeye ayrılmış bulunan hükmünün gözden geçirilmesi gereklidir. Bu hüküm :"Bir iş kolunda çalışan işçilerin çoğunluğunu temsil eden işçi federasyonuveya iş kolu esasına göre kurulmuş işçi sendikası, o iş kolundaki işyerlerinikapsayan toplu iş sözleşmesi yapmağa yetkilidir." şeklindedir. Bundananlaşılıyor ki bu hükümde gösterilen durumda bulunmayan bir işçi sendikası,belli iş kolundaki işyerlerini kapsayan toplu iş sözleşmesi yapma yetkisindenyoksundur.
Hukukalanında bir işlemi yapma yetkisi, onun için öngörülen koşullarınbaşlıcalarındandır ve bu yetki özellikle buradaki gibi kamu düzeni düşüncesiyleön görülmüş olursa, yetki koşulunun gerçekleşmesi yolunda özel bir titizlikgösterilmesi ve yetkisiz bir kişinin veya kuruluşun işlem yapmasının önlenmesiiçin gerekli bütün tedbirlere baş vurulması, hukukî bîr zorunluktur. ÇalışmaBakanlığından edinilen bilgide bir eksiklik olabilir ve böylece yetkili sendikayerine başka bir sendika toplu sözleşme yapma olanağını elde edebilir. Bugüniçin yurdumuzdaki işyerleri ve sendikalar büyük çoğunlukla İstanbul, İzmir veAnkara'da toplanmış olduğu gibi bu üç yerde çıkan gazetelerin çoğu, genelliklebütün ülkede okunmaktadır. Bu bakımdan istem konusu hüküm, yararsız ve boşunakonulmuş bir hüküm değil, çok yerinde yararlı ve gerekli bir hükümdür. Bundanötürü, bu hükmün toplu sözleşme hakkının özüne dokunduğu görüşü doğru değildir.
İşverenlerekarşı yeterince güçlü olmayan bir sendikanın toplu görüşmelere girişmesinden,çok kez, olumlu bir sonuç beklenemeyeceği için, üç yerde çıkan gazetelerin ilângiderlerine bile katlanamayacak durumda bulunan bir sendikanın toplugörüşmelere malî güçsüzlüğü yüzünden girişememesi, işçiler bakımından zararlıolmak şöyle dursun, yararlı olacağından bunun sendikalar arasında kanunkarşısındaki eşitliği bozduğu ileri sürülemez; zira bu hüküm, haklı nedenedayanmaktadır ve haklı nedenlere dayanan ayırımlar, eşitlik ilkesine ve bunudüzenleyen Anayasa'nın 12. maddesine dahi aykırı sayılamaz; kaldı ki burada sözkonusu olan yön, sendikalar arasında bir ayırım yapmak değil, yetkisiz birsendikanın toplu iş sözleşmesi görüşmelerine başlayıp toplu iş sözleşmesiyapmasından doğacak sakıncaları önlemek için alınması yerinde bir tedbir olaraktoplu sözleşme yapma yetkisini kendisine gören sendikaya bir ödev yüklemektedirve herhangi bir sendika, toplu sözleşme yapmak isterse, bu ödevi yerinegetirmek zorunda olduğu için, sendikalar arasında bir ayırım yapıldığı da ilerisürülemez.
IV-Lokavta ilişkin hükümlere yönelen iptal isteminin reddine ait gerekçeler:
Davacı,lokavt, Anayasa'da öngörülmeyen bir hak olduğu için ve işçiyi yoksulluğadüşürecek nitelikte bulunduğu için lokavtın tanımına ilişkin 18. maddenin velokavtı düzenleyen öbür maddelerin iptalini istemiştir.
Bizburada 275 sayılı Kanunun 18. maddesini yazmakla yetineceğiz : "Lokavtıntarifi:
Madde18- Bir iş kolunda veya iş yerinde faaliyetin büsbütün durmasına sebep olacaktarzda işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya birteşekkülün verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasınalokavt denir.
İşşartlarında veya bunların tatbik tarzı ve usullerinde değişiklik yapmak veyayeni iş şartları kabul ettirmek veya mevcut iş şartlarını korumak amacı ile vebu kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta, kanunî lokavt; bu amacındışında bu kanun hükümlerine uyulmaksızın yapılan lokavta, kanun dışı lokavtdenilir."
27.maddenin 1 sayılı bendinin üçüncü fıkrasında (Kanunî lokavta uğramış olanişçilerin hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları, lokavtın sona ermesinekadar askıda kalır) denilerek lokavt süresince işçiye iş parası veya iş parasıniteliğinde herhangi bir. şey ödenemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın47. maddesinin ikinci fıkrasında, işverenlerin haklarının özel kanun iledüzenleneceği hükmü yer almıştır. Bu hükmün, grev hakkının kullanılması vebunun ayrık durumlarının özel kanun ile düzenleneceğini öngören cümle içindeyer alması, işverenlerin greve karşılık olan haklarının düzenlenmek istendiğiniaçıkça göstermektedir. Grev, işçinin kendi çıkarlarını işverene karşı korumakiçin Anayasa'nın işçiye tanıdığı bir yetkidir, bir haktır. İşçinin bu haklarakarşılık, işverenin de kendi çıkarlarını korumak için bir takım haklarınınbulunması gerekir, yoksa işveren işçinin grevi karşısında hemen hemen her zamanişçinin isteklerini kabul etmek zorunda kalır ve böylelikle sosyal dengebozulur. Anayasa'mızın temel ilkelerinden birisi, demokratik sosyal bir düzeningerçekleştirilmesidir. Bu yön, Anayasa'nın başlangıç hükümlerinde belirtildiğigibi 2. maddesinde de belirtilmiştir. Bir devletin sosyal devlet olması demek,çalışanların İşverenlere her istediklerini yaptırabilmelerinin sağlanması demekdeğildir; nitekim, işverenler de işçilere her istediklerini yaptıramazlar.Sosyal sorunlardan en önemlisi, işçilerin çıkarları ile işverenlerin çıkarlarıarasında adalete uygun bir bağdaştırma ve uzlaştırma yolunun bulunabilmesidir.Bu ise, bir yana çıkarlarını koruması için bir takım etkili haklar tanıyıp öbüryanı kendi çıkarlarını koruması için bu türlü haklardan yoksun bırakmaklasağlanamaz. Sosyal ilkelere bağlı devlet, ne çalışanların çalıştıranları ne deçalıştıranların çalışanları ezecek durumda olmasına yer bırakmayan devletdemektir. Anayasa'nın lokavtı öngörmemiş bulunması, bu hakkın özel kanunlarlatanınmasına engel olmaz; çünkü, grev karşısında işverenlere de bir takım haklartanınmasını kanun koyucunun takdirine bırakan ve bu tanınan haklar arasındalokavtın olamayacağını bildirmeyen Anayasa koyucu, lokavtı yasaklamış sayılmaz.47, maddenin yazılışından ve Anayasa'nın işçilerle işverenler arasında sosyalbir denge sağlamak istemesinden anlaşılan bu gerçek, Anayasa'nın hazırlıkçalışmalarına ilişkin belgelerin incelenmesiyle de ayrıca belirmektedir.Nitekim, Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu Tasarısında 46. madde olanAnayasa'mızın 47. maddesine ilişkin gerekçede; lokavt hakkı da mahiyetindendoğan farklılıklar hariç, grev hakkına muzavi olarak kanunla düzenlenecektir.Ancak bunun bir İnsan hakkı olarak Anayasa'da zikredilmesi için sebep yoktur.Nitekim diğer anayasalarda da durum böyledir." (Temsilciler MeclisiTutanak Dergisi: Cilt: 2, S. Sayısı: 35. T. C. Anayasa Tasarısı ve AnayasaKomisyonu Raporu, 5/7-Sayfa 24-25) denmektedir. Yine sözü edilen maddeninTemsilciler Meclisindeki görüşmeler sırasında lokavtın Anayasa'da yer almasıdilekleri karşısında söz alan Anayasa Komisyonu sözcüsü : "Anayasa'da buhususta menfi veya müsbet bir kayıt bulunması için sebep yoktur. Grev hakkınınise Anayasa'da bildirilmesinde zaruret vardır...) Bundan başka, Anayasa'datemel haklar arasına giren sosyal, haklar iktisaden zayıf olanları korumak içinkonan haklardandır. Lokavt böyle olunca, bir insan hakkı şeklinde ayrıcaAnayasa'da belirtilmesi gerekir. Kanun koyucu tarafından kabul edilmesi yolutercih edilmelidir." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 3-46.Birleşim 17.4.1961-Sayfa: 297-300). demiştir. Temsilciler Meclisinin 2.5.1961günlü oturumunda görüşme sırasında lokavtın metne eklenmesi yolunda bir Önergeverilmiş, buna karşı komisyon sözcüsünce, grev gibi lokavtın da ilerde birkanunla Anayasa'nın ruhuna ve zihniyetine uygun olarak düzenlenebileceği,lokavtın tanınıp tanınmaması ve şartlarının kanun tedvin edilirken münakaşakonusu olacağı bildirilmiş, önerge, oylama sonucunda reddedilmiştir. (TemsilcilerMeclisi Tutanak Dergisi, 58. Birleşim-2.5.1961 Sayfa: 512 Cilt: 4),
Özetolarak denilebilir ki. Anayasa'nın 47. maddesinin yazılışından ve hazırlıkçalışmalarından çıkan sonuç, lokavtın bir temel hak olarak benimsenmediği,ancak grevin düzenlenmesi sırasında işverenleri, işçiler karşısında savunmasızbir durumda bırakmak için kanun koyucu tarafından işverenlere de bir takımhaklar tanınmasının öngörüldüğü, bu haklar arasında lokavtın bulunupbulunmamasının kanun koyucunun takdirine bırakıldığıdır.
Dâvadilekçesinde, kendilerine iş bulmakla ve insanca yaşamalarını sağlayacaktedbirler almakla ödevli kılınmış olan Devletin, işçilerin işsiz ve açkalmaları sonucunu doğuracak bir hakkı işverenlere tanıması ile bu ödevleriniyerine getiremez duruma gireceği ileri sürülmektedir. Devlet, işçi çıkarlarınıda işveren çıkarlarını da, dengeli olarak korumakla ödevli bulunmaktadır. Grevkarşısında lokavt hakkının tanınmaması ile birçok işverenlerin iş hayatındançekilmeleri sonucunda önü alınamayacak işsizlik durumlarının ortaya çıkacağınıhesaba katarak daha büyük bir kötülüğü önlemek için belli iş yerlerinde veyaalanlarında işçilerin işsiz kalmaları sakıncasını doğuracak bir yola girmezorunluğunu Devletin duyması halinde bu durumun, Anayasa ile kendine yüklenensosyal ödevleri yerine getirmekten Devletin kaçındığı anlamına geldiği artıkileri sürülemez. Durum, aynı açıdan düşünülünce, lokavt hakkı, mülkiyethakkının kamu yararına aykırı olarak kullanılmasına kanun hükmü i!e izinverilmiş olduğu yolunda dahi yorumlanamaz. Gerçekten, lokavt işverenin mülkiyethakkını iş yerini bir süre için işletmekten kaçınması yolunda kullanması olaraknitelendirilebilir; ancak, bu hak sosyal dengeyi sağlamak gibi doğru ve yerindebir düşünceye dayanılarak kabul edilmiş olduğu için bunun, mülkiyet hakkınınkamu yararına aykırı biçimde kullanılması olarak düşünülmesi asla doğru olmaz.
Bugerçekler karşısında gerek lokavtın tanımına ilişkin olan 274 sayılı kanunun18. maddesinin hükmü, gerekse bu kanunun iptal istemine konu edilmiş bulunan19,, 21., 23., 25., 26., 28., 29., 30., 32., 33., 34 ve 49 maddelerinin lokavtailişkin hükümleri, Anayasa'ya aykırı bir nitelik göstermemektedirler ve bunlarailişkin iptal isteminin reddi gerekir.
V-Greve ilişkin hükümlere yönelen İptal isteminin reddine ait gerekçeler: a) Dâvakonusu kanunun "grevin tarifi" başlıklı 17. maddesi şöyledir:
İşçilerinişverenlerle olan münasebetlerinde iktisadî ve sosyal durumları faaliyetidurdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacı ile aralarındaanlaşarak veyahut bir teşekkülün aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiğibir karara uyarak işi bırakmalarına grev denilir.
İşçilerinişverenlerle olan münasebetlerin de iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veyadüzeltmek amacı ile ve bu kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve, kanunîgrev; bu amaç dışında veya bu kanun hükümlerine uyulmaksızın yapılan greve,kanun dışı grev denilir.
Davacı,bu maddenin yalnızca ikinci fıkrasına karşı iki ayrı nedenle Anayasa'yaaykırılık ileri sürmektedir. Bu nedenlerden birincisi; işçilerin iktisadî vesosyal durumlarını korumak için işi bırakmaları olayının Borçlar Kanunununkendilerine tanıdığı bir defi ileri sürmekten ibaretken bunun grev sayılarakbir takım yasalara bağlanmasının Anayasa'nın 47. maddesine aykırı bulunması,ikincisi ise bu yasağa aykırı olarak yapılan grevin kanun dışı grev sayılmasısonunda, bu kanunun koyduğu sınırlamalara göre yapılacak grevden işçi yararınabir sonuç elde edilemeyeceği için grevin bir hak olmaktan çıkarılmış bulunmasıyüzünden grev hakkının özüne dokunulmuş olmasıdır.
1-Anayasa'nın 47. maddesi, işçilerin sosyal ve iktisadî durumlarını korumak üzeregrev yapabileceklerini açıkça bildirmiştir. Bir akitten doğan hakkı kullanarak,bir veya bir kaç işçinin her birinin işverene karşı dâva açmaları yetkisininbulunması veya işi bırakmak için İş Kanunu ve Borçlar Kanununca öngörülenkoşullar yerine getirildikten sonra onların tek tek işi bırakma yetkisininbulunması, işçilerin toplu sözleşme veya hizmet akitlerine dayanan haklarınaişverence saygı gösterilmesinin sağlanması İçin ayrıca grev yetkisinintanınmasına engel sayılamaz. Zira bu grev yetkisi, onların her bîrinin akittendoğan haklarının herhangi bir biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurmaz,başka deyimle onların tek tek sahip oldukları haklar, yine vardır ve olduğugibi saklıdır. Bu bakımdan işçilerin sosyal ve iktisadî durumlarını korumakamacı ile grev yapabileceklerinin hükme bağlanmasında Anayasa'ya aykırılıkgörülememiştir.
Şunuunutmamalıdır ki sözleşmelere dayanan işçi haklarının alınması ereği ileAnayasa'nın işçilere tanıdığı ilk yetki, Anayasa'nın "hak aramahürriyeti" başlıklı 31. maddesi uyarınca mahkemeye başvurmaktır ve buyetki hakların korunması yolunda başlıca bir güvencedir. Ancak yargı yolunun, sonucagrev yolu ölçüsünde çabuk ulaştıran bir yol olmadığını ve grev yolu gibi etkilibulunmadığını gözönünde tutan Anayasa Koyucu, işçilere sözleşmelere dayananhakların: elde etmek için de dâva hakkının yanında grev yetkisi vermiştir. Bunedenlerle işçilerin sözleşmeler hükümleri ile veya bu sözleşmelere uygulanankanunlar hükümleri ile sağlanmış bulunan sosyal ve iktisadî durumlarını korumakereği ile grev yapabileceklerinin kabulü, Anayasa'nın 47. maddesinin sözüne de,konuluş ereğine de aykırı değildir.
2-Kanun, grev hakkını Anayasa'nın verdiği yetkiye göre yurt gerçeklerinigözönünde tutarak düzenlemiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa'mız 47. maddesininikinci fıkrasında grev hakkının kullanılması ile istisnalarının ve işverenlerinhaklarının kanunla düzenlenmesini kanun koyucuya ödev olarak vermiştir. Dâvakonusu fıkrada kanun içi ve kanun dışı grevler yeterince açıklanmış ve dahasonraki maddelerde konulan hükümlerle kanuna- uygun grevlerin koşullan iyicebelli edilmiş ve böylelikle kanuna uygun veya aykırı grevleri ayırdetmek çokkolaylaştırılmıştır. Bundan ötürü, grev hakkının bir takım koşullara bağlanmasıile bu hakkın özüne dokunulmuş olması söz konusu olamaz.
Dâvadakigerekçeler arasında kanunda konulan hükümlerle grevin kullanılmasından İşçi içinyarar beklenilmeyecek bir hak durumuna sokulduğu ileri sürülmekte ise de bugerekçenin ereği, daha aşağıda tartışılacak öbür maddeler hükümleri olduğundanve bir takım maddelere ilişkin istemlerde grev hakkının özünün zedelendiğiortaya atılmış bulunduğundan yeri geldikçe bu yöne aşağıdaki maddelere ilişkinistemlerin incelenmesi sırasında değinilecektir.
b)Dâva konusu kanunun "grev ve lokavt yetkisi" başlıklı 19. maddesişöyledir:
"1.Taraflar, 15. maddenin son fıkrası gereğince uzlaştırma kurulunca düzenlenentutanağı aldıktan sonra grev ve lokavta karar verebilirler.
2.İşçiye veya işçi teşekkülüne mevzuat veya toplu İş sözleşmesi ile sağlanmışolan haklar, toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işveren veya işveren teşekkülütarafından veya onun teşvik veya tahriki İle bozulursa, toplu iş sözleşmesi ilebağlı olan işçi teşekkülünün, o iş verene ait iş yerlerinde veya o işverenteşekkülünün mensubu olan işverenlere ait iş yerlerinde greve karar vermeyetkisi vardır.
İşvereneveya işveren teşekkülüne mevzuat veya toplu iş sözleşmesi ile sağlanmış olanhaklar toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işçi teşekkülünce veya onun teşvikveya tahriki ile bozulursa, toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işverenteşekkülünün kendi mensubu olan işverenlere ait iş yerlerinde ve işverenin dekendisine ait iş yerlerinde lokavta karar verme yetkisi vardır.
Bubendin birinci fıkrasına göre greve veya ikinci fıkrasına göre lokavta kararverilebilmesi için, bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren tarafın, durumukarşı tarafa veya taraflara ve Çalışma Bakanlığına yazı ile bildirmiş olması;Çalışma Bakanlığının 15. maddede gösterilen sürelere ve usullere uyarak biruzlaştırma toplantısı tertiplemiş ve bu toplantının zikri geçen maddenin sonfıkrası gereğince taraflar arasında bir uzlaşmaya varılmaksızın sona ermişbulunması ve bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülü yahutişveren veya işveren teşekkülünce karşı tarafa özel hakeme başvurmak içinuyuşmazlığın herhangi bir safhasında yapılmış olan teklifin altı iş günü içindekabul edilmemiş olması gereklidir. Çalışma Bakanlığı uygun görürse, bu fıkradasöz konusu uzlaştırma toplantısının Bölge Çalışma Müdürlüğünce mahallindetertipleneceği, bahis konusu süreleri geçirmeksizin, taraflara ve Bölge ÇalışmaMüdürlüğüne bildirebilir.
Bubendin 3. fıkrası uyarınca özel hakeme başvurulması hususunda anlaşmayavarılmış olup da tarafların tahkimnamenin imzalanmasından itibaren altı iş günüiçinde hakem veya hakemlerin seçimini tamamlayamamaları takdirine İş dâvalarınabakmakla görevli mahallî mahkeme veya uyuşmazlık bir iş kolu çapında ise,Yargıtay'ın iş dâvalarına bakan dairesinin Başkanı hakem veya hakemlerinseçimini taraflardan birinin başvurması üzerine başvurmaya ait yazının alındığıgünden başlayarak altı iş günü içinde tamamlar.
Bubendin birinci fıkrasına göre greve veya ikinci fıkrasına göre lokavta kararverilmesi halinde uyuşmazlıkta taraf olanların birinin veya ÇalışmaBakanlığının esas hakkında dâva açılmadan önce veya dâva sırasında mahkemeyebaşvurması üzerine mahkemece hakkaniyet gerektiriyorsa yahut grev veya lokavtındurduramamasında uyuşmazlığın konusu olan hakların korunması bakımındantehlikeli olan veyahut önemli bir zararın doğacağı anlaşılan hallerde grev veyalokavtın durdurulmasına karar verilir. Bu kararın re'sen tebliği ile birliktegrev veya lokavta son verilir.
Yetkilimahkeme bu bent gereğince grev veya lokavtın durdurulması hakkındaki istemialınca derhal ve acele kaydiyle tarafları çağırır ve gelmeseler bile altı işgünü içinde gereken kararı verir; acele hallerde taraflar çağırılmaksızın dahidurdurma kararı verilebilir.
Bubent gereğince grev veya lokavtı durdurma kararı H.U.M.K. nu uyarınca ihtiyatitedbir kararı ile birlikte veya ayrı olarak verilebilir.
Bubent gereğince alınması bahis konusu durdurma kararı ile ilgili evrak esas dâvadosyasiyle birleştirilir.
3.Birinci bende göre greve veya lokavta karar verme yetkisine sahip olan taraflarözel hakeme başvurmakta serbesttirler.
Bumaddede zikri geçen hallerde, greve veya lokavta karar verilmesi kanunen caizolmayan hallerde taraflar özel veya kanuni hakeme başvurabilirler."
Buhükümlere yönelen iptal nedenleri; Anayasa'nın grevi yalnızca amaç bakımındansınırlandırmış olması karşısında amaç dışında grevi önleyen koşul ve sınırlarınAnayasa'nın 47. maddesine aykırı bulunmaları dolayısiyle grev için toplu sözleşmegörüşmesinin bir ön koşul olarak benimsenmiş bulunmasının Anayasa'ya aykırıolduğu ve yine, grevin ancak birdenbire ve şaşırtıcı olarak yapılması veişçilerce kaldırılmadıkça sürüp gitmesi durumlarında etkili olabileceği gerçeğikarşısında mahkemenin tedbir kararı ile gerevleri durdurabilmesinin dahiAnayasa'ya aykırı bulunduğu yolundadır.
1-İşçilerin iktisadî ve sosyal durumlarının düzeltilmesi amacı ile grevegidebilmeleri için toplu sözleşme görüşmelerine başvurmak üzere girişimlerdebulunmuş olmalarının aranmasında ve grev hakkının böyle girişimlere bağlıtutulmasında grev hakkının özüne dokunan bîr yön yoktur; zira bu, grev hakkınınkamu yararına ve ülkenin sosyal ve iktisadî koşullarına göre yerinde birsınırlandırılmasıdır. Gerçekten, toplu iş sözleşmesi gibi bir tedbirle vesosyal barış yolu ile elde edilebilecek bir düzeltmenin, grev gibi yerine göreçok yıkıcı etkileri bulunan bir sosyal savaş yolu ile elde edilmesi, hiç birzaman doğru ve kamu yararına uygun görülemez. Davacı grevin birden bireyapılmaması sonucunda etkisinin azalacağını ileri sürüyorsa da, bu sakıncabelli düzeltmenin toplu iş sözleşmesi yolu ile elde edilmesinin sağlayacağıönemli sosyal çıkar karşısında gözönünde tutulabilecek nitelikte bir engelsayılamaz. Her tedbirde ve yolda hem yararlı, hem zararlı yanlar bulunabilir,ama yararı zararına üstün olan tedbir veya yol, elbette, benimsenecek birtedbir veya yol sayılır.
"Anayasa'nın47. maddesinin grevin yalnızca erek bakımından sınırlandırılmasına yolbıraktığı, başka yönlerden grevin sınırlandırılmasını ve özellikle biçim veusul yönünden olan sınırlandırmaların bu Anayasa hükmüne aykırı bulunduğugörüşü de yerinde değildir. Bir kez, sözü edilen Anayasa maddesinin ikincifıkrasında grev hakkının kullanılmasının kanun ile düzenleneceği öngörülmüştür.Düzenleme ise, ister istemez grev hakkının amacını ve kamu yararını gözönündetutarak bir takım kayıtlamaları benimseme demektir. Bundan başka birincifıkrada grevin bir hak olduğu ve ne gibi erekler için yapılabileceği hükme bağlanmışve orada anılan erekler dışında kalan erekler güden grevler yasaklanmıştır. Bufıkranın ne yazılışından, nede buna ilişkin hazırlık çalışmalarından grevkonusunda Anayasa'nın erek yönünden bildirildiğinden başka bir sınırlandırmanınkonulamıyacağı sonucu çıkmamaktır. Gerçekten sözü edilen 47. madde hükmününtümünden grev hakkının erekten başka yönlerden dahi kanun koyucu tarafındansınırlandırılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Grev yapılamayacak, durumlarıbelli etme yetkisi ile bile, sözü edilen ikinci fıkra uyarınca, donatılan kanunkoyucu, grev için kamu yararına uygun bir takım sınırlandırmalar koymaya daöncelikle yetkili sayılmalıdır ve nitekim bu yetki kendisine grev hakkınınkullanılmasını düzenleme yetkisinin kapsamı içinde olarak verilmiştir.
Anayasa'datoplu sözleşme yapma yetkisi ile grev yapma yetkisinin birlikte anılmış olmasıdahi, bunlar arasındaki bağlantıyı Anayasa koyucunun gözden uzak tutmadığınıgöstermektedir. Bu bağlantı ise sosyal ve iktisadî durumun korunmasına ilişkingrevlerde toplu sözleşmede taraf olan işçi sendikasının, sosyal ve iktisadîdurumunun düzeltilmesine ilişkin grevlerde ise, toplu sözleşmeler ilesonuçlanabilecek görüşmeler için girişimde bulunmuş olan sendikanın, grevkararı vermeğe yetkili kılınmasiyle ortaya çıkmaktadır.
2-Gerek dâva konusu kanunun 19. maddesinin birinci bendi hükmüne, gerekse sözüedilen maddenin ikinci bendinin birinci fıkrası hükmüne göre greve karar vermekyetkisi, yalnız toplu sözleşme için girişimde bulunmuş olan işçi kuruluşunaveya toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan isçi kuruluşuna tanınmış ve böylecebunların dışında bulunan kuruluşlar veya bir takım işçiler veyahut işçilerineylemli olarak ortaya çıkaracakları topluluklar, grev kararı vermek yetkisindenyoksun bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesinin, 44 sayılı Kanunun 28. maddesiuyarınca, ileri sürülen iptal nedenleri ile bağlı olmaması dolayısiyle, grevkararı verme yetkisinin, az önce bildirildiği gibi, belli sendikalara sınırlıtutulmasının, Anayasa'nın işçilere grev yetkisi tanıyan 47. maddesine aykırıbulunup bulunmadığının tartışılması uygun görülmüştür.
İlkönce şunu düşünmelidir ki, grev hakkı nitelikçe işçilere teker tekertanınabilecek bir hak değildir. Çünkü grev dahî toplu sözleşme gibi işçileryönünden bir toplumun ortada bulunmasını zorunlu kılar. Bundan başka, grevinamacına uygun biçimde etkili olabilmesi, bunun ancak ve ancak güçlü birkuruluşça kararlaştırılmış olmasına ve desteklenmesine bağlıdır; başka deyimlebu koşul, gerçekleşmedikçe grev etkisiz kalır ve hiç bir işe yaramayan birdavranış niteliği gösterir. Böyle grevlerden işçilerin yararına olacak birtakım sonuçlar değil, bunun tam tersine işçinin zararına olacak bîr takımsonuçlar doğabilir ki bu da, hiç bir zaman grevi etkili bir sosyal denge aracıolarak kabul etmekle Anayasa koyucunun güttüğü ereğe uygun görülemez.
Unutulmamalıdırki Anayasa'nın 47. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kanun koyucu, grevyapamayacak olanları veya grev yapılamayacak durumları belli etmeğe yetkilikılınmıştır. O halde bir sendikaya bağlı olmayanları veya belli niteliktebulunmayan işçi sendikalarını, kanun koyucu grev hakkından yoksun bırakabilir;bunların yoksun bırakılması grevin ereğine ulaşmasını gerçekten sağlama vedüzensiz grevler yüzünden yurdu iktisadî sarsıntılardan, ağır bulanımlardankorumak bakımından elverişli ve yerinde bir araç niteliğinde olunca, artıksınırlandırmanın grev hakkının özüne dokunduğundan söz edilemez.
Toplusözleşme ve grev yapacak sendikaların içlerinde işçilerin çoğunluğunu toplayansendikalar olması koşulu, demokratik esaslara uygundur; çünkü ancak bu türlüsendikalar, başka deyimle, çoğunluk adına işlem yapan sendikalar, işçileriniradelerinin demokratik kurallara göre temsilcisi ve çıkarlarının gerçekkoruyucusu sayılabilirler.
Anayasa'mızınbaşlangıç hükümleri ile 2. maddesi hükümlerine göre Türkiye Devleti, demokratikbir devlet olduğu için hukuk düzeninin her alanında demokrasi kurallarınıngözönünde tutulması, hukukî bir zorunluktur ve grev yetkisininsınırlandırılmasında dahi bu zorunluğa uyulması sözü edilen Anayasa hükümlerigereğidir. Bundan başka bu koşul, yukarıda toplu sözleşme konusundabelirtildiği gibi, işçileri bu türlü sendikalara girmeğe heveslendirir veböylece bu sendikaların güçlenmesi gibi is hayatında çok önemli bir sonuç doğururve bu, zorlama sayılamaz ve Anayasa'nın sendika hürriyetine ilişkin 46.maddesine aykırı değildir. Çünkü bu koşul, işçileri sendikacılığın amacınauygun bir davranışa yöneltmeyi amaç tutmaktadır ve böyle bir sendikayagirmeyenlere karşı kanun koyucu herhangi bir ceza yaptırımı veya hukukînitelikte başka bir yaptırım öngörmüş değildir.
Güçsüzsendikaların veya işçi kuruluşlarının belki sık sık yapacakları ve hemen hemenişçiler bakımından hiç bir olumlu sonuca ulaştırmayacak olan grevler, ulusalekonomiyi zamanla sarsacak ve hem işçilerin, işverenlerin istediklerikoşullarla çalıştırılmalarına elverişli bir ortam hazırlıyacak, hem de birtakım iş yerlerinin iktisadî bunalım yüzünden kapanması sonucunda birçokişçilerin işsiz kalması gibi çok ağır durumlar doğurabilecektir. Kanun koyucu,tartışma konusu sınırlandırma ile bu türlü ağır sakıncaları önleyecek bir yolagitmiş bulunmaktadır.
3-İnceleme konumuz olan 19. maddenin 2 sayılı bendinin beşinci fıkrası hükmü,16.7.1964 günlü ve 503 sayılı Kanunun 3. maddesiyle dâvanın açılmasından sonradeğiştirilmiş olduğundan, bu fıkraya ilişkin dâvanın konusu kalmamıştır. Bundanötürü, bu fıkraya ilişkin dâva üzerinde karar vermeğe yer yoktur.
4-Grevi durdurma kararının koşullarını bildiren fıkra hükmünün yukarıda yazıldığıüzere inceleme konusu dışında kalması üzerine grevi durdurmayı düzenleyen öbürhükümler usule ilişkin olup bunların Anayasa'nın grevi öngören 47. maddesineveya başka bir hükmüne aykırı bir yanı yoktur.
5-19. maddenin 2 sayılı bendinin üçüncü fıkrasında greve karar verilebilmesi içiniki koşul ileri sürülmektedir. Bunlardan birisi, bir hakkın çiğnendiğini ilerisüren işçi kuruluşunun, durumu karşı tarafa veya taraflara ve ayrıca ÇalışmaBakanlığına yazı ile bildirilmiş olması ve Bakanlığın bîr uzlaştırma toplantısıdüzenlemiş ve bu toplantının uzlaşmaya varılmaksızın sona ermiş bulunması,başka deyimle bir uzlaştırma denemesi yapılmış bulunması, ikincisi ise, işçikuruluşunun özel hakeme gitme yolunda yapacağı teklifin altı iş günü içindekabul edilmemiş olmasıdır.
Davacıbu durumlar gerçekleşmeden önce grev kararı verilememesinin ancak birden bireyapılması halinde işçiler yararına etkili olabilecek bir araç niteliğindebulunan grevin yapılmasını ağırlaştırdığı için grevi etkisiz kıldığını ileri sürerekbu sınırlandırmaların grev hakkının özünü zedelediğini ve bundan dolayıAnayasa'ya aykırı olduğunu özellikle bildirmektedir.
aa)Burada ilk önce hakeme gidilmesi hükmünün işçi kuruluşunun dileğinebakılmaksızın yerine getirilmesi gereken bir ödevi kapsayıp kapsamadığınıntartışılması zorunlu bulunmuştur; çünkü inceleme konusu fıkradaki "... vebir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülü yahut işveren veyaişveren teşekkülünce karşı tarafa özel hakeme başvurmak için uyuşmazlığın herhangibir safhasında yapılmış olan teklifin altı iş günü içinde kabul edilmemişolması" yolundaki hükmün yazılışı, onun niteliği üzerinde tereddütlere yolaçmakta ve bu hükmün işçi kuruluşuna ödev yükleyen bir hüküm olup olmaması yönüde Anayasa'ya aykırılığı bakımından başka başka görüşlerin benimsene-bilmesineyer vermektedir.
Buhükmün yazılışı ve kanuna konulusu ile sonuçlanan yasama çalışmaları gözönündetutulunca, kanunda bu konuya ilişkin olarak konulan öbür hükümlerle bununarasında bir çatışma bulunduğu izlenimi uyanmakta ise de, gerçekten böyle birçatışma, söz konusu değildir; çünkü yorumda kanun hükümlerinin tüm olarakyazılışı ve anlam verilmek istenilen hükmün kanun hükümlerinin tümü içindekiyeri ve metinlerin yazılışından anlaşılan hükmün konuluş ereği, temel tutulur.Kanunun hazırlık çalışmaları, ancak ve ancak, bu ereğin aydınlanmasına yardımcıoldukları ölçüde hesaba katılabilir, yoksa yalnızca hazırlık çalışmalarına vetek bir metnin yazılışına dayanan ve kanunun tümü içinde yadırganan sonuçlar doğuranbir anlam, geçerli sayılamaz ve böyle bir yorum hukuka uygun olamaz.
Bu19. maddenin 3 sayılı bendinin birinci fıkrasında (1 inci bende göre greve veyalokavta karar verme yetkisine sahip olan taraflar özel hakeme başvurmaktaserbesttirler) ve bu kanunun (Özel hakeme başvurma) başlıklı 43. maddesininbirinci fıkrasında (Taraflar anlaşarak uyuşmazlığın her safhasında özel hakemebaşvurabilirler. Toplu iş sözleşmesinde taraflardan birinin başvurması üzerineözel hakeme gidileceğine dair hükümler saklıdır.) diye yazılı hükümle, özelhakeme gitmenin, ancak her iki yanın İsteği İle olabileceği kesinliklebildirmektedir. Tartışma konusu hükmü bu hükümlerle birlikte bir tüm olarakİncelersek, özel hakeme başvurma teklifinde bulunmuş olmanın grevin koşullarındanbulunmadığı anlaşılır. Kanun koyucu iş akdine veya o iş akdini düzenleyen birkanuna dayanan bir hakkın çiğnenmesi için dâva yolu yanında grev yolunu kabuletmekle hakkın tezelden ve dâvadan daha etkili olarak yerine getirilmesinisağlamak ereğini gütmüştür, ve grev gibi ağır bir yola gidilmezden önceuzlaştırma denemesi yapılması koşulunu öngörmüştür. Bundan ayrı olarak, bir deözel hakeme başvurma teklifinin yapılmış olmasını zorunlu bir koşul olarakaramış bulunması, onun az önce anılan ereğine uygun düşmez. Bu hükmün konulmasıile güdülen erek, hakkın çiğnenmiş olması nedeniyle grev yapmak isteyen veböylece gitmek zorunda bulunduğu uzlaştırma yolundan ayrı olarak kendidileğiyle özel hakem teklifinde bulunan işçi kuruluşunun barış yolundaki birdenemesinden yararlanmak için karşısındaki İşveren veya işveren kuruluşunayeterince olanak sağlamaktır, daha kısası işçi kuruluşu kendi isteği ile birkez barışçı bir yola girmeyi göze aldıktan sonra belli bir süre -kî altıgündür- karşılık bekleyecek ve grev karan veremeyecektir.
BaşkanVekili Lütfi Ömerbaş ile Üyelerden Salim Başol, Feyzullah Uslu, Şeref Hocaoğlu,Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün karşı oyda bulunmuşlardır.
Özelhakeme başvurmanın grev için aranan zorunlu bir koşul olmaması karşısında, buhükmün zorunlu bir koşul öngördüğü temeline dayanan Anayasa'ya aykırılıkistemi, yersizdir.
ÜyelerdenŞeref Hocaoğlu ile Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
Herne kadar az önceki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Başkan Vekili LütfİÖmerbaş ile Üyelerden Salim Başol, Feyzullah Uslu, Halit Zarbun ve Ziya Önel,tartışma konusu hükmün kesin ve buyurucu bir hüküm olduğu oyunda bulunmuşlarsada Kurulun çoğunluğunun bu görüşü kabul etmemesi üzerine çoğunluğun verdiğikarar ile, usul hukukunun bu yoldaki genel kuralı gereğince, kendilerini bağlısaydıklarından sonuca ilişkin oylarında çoğunluğa katılmışlardır.
bb)Yukarıda da belirtildiği üzere grev, ağır ve yerine göre yıkıcı sonuçlarıbulunan bir yoldur. Böyle bir yola gidilmezden önce tarafların uzlaştırılmasıiçin Çalışma Bakanlığının işe karışmasıyla bir deneme yapılmasında kamu yararıvardır; zira uzlaştırma yolu, grevle varılmak istenilen sonuca daha az zararlave daha kolaylıkla uzlaştırmaya elverişli bir yoldur ve bunda grevinyapılmasını önleyen veya kamu yararına dayanmaksızın zorlaştıran bir nitelikyoktur. Bu nedenlerle, uzlaştırma denemesine ilişkin sınırlandırma, grevhakkının özüne dokunmamaktadır. Ve Anayasa'ya aykırı değildir.
ç)Dâva konusu Kanunun "Grev ve lokavt yasakları" başlıklı 20. maddesişöyledir:
"1-Savaş halinde;
2--Genel ve kısmî seferberlikte;
3-İlâç imal eden iş yerleri hariç olmak üzere hastane, klinik, sanatoryum,prevantoryum, dispanser, eczane, aşı ve serum imal eden müesseseler gibisağlıkla ilgili iş yerlerinde;
4-Can ve mal kurtarma işlerinde;
5-Kamu tüzel kişilerince veya kamu iktisadî teşebbüslerince yerine getirilen su,elektrik, havagazı istihsal ve dağıtımı işlerinde;
6-Yabancı memleketlere yapmakta olduğu yolculuğu bitirmemiş deniz, hava ve karaulaştırma araçlarında; Türk sularında seyir halinde olan gemilerle Türkiye'dehareket halinde bulunan hava, demir ve karayolu ulaştırma araçlarında;
7-Noterlik hizmetlerinde;
8-Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde;
9-19. maddenin ikinci bendi gereğince özel hakeme başvurulması hususunda anlaşmaolmuşsa, tahkimnamenin imzalanmasından veya eğer aynı madde gereğince mahkemegrev veya lokavtı durdurma kararı almamışsa esas hakkındaki hükmün tebliğindensonra;
10-19. maddenin 2 sayılı bendi hükümleri saklı kalmak kaydiyle, toplu işsözleşmesi süresi içinde;
Grevve lokavt yapılamaz.
11-Millî Savunma Bakanlığınca ve İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığıncadoğrudan doğruya, işletilen iş yerlerindeki işçilerin ücret veya sair çalışmaşartlarının, piyasada benzeri İş yerlerindeki ücret veya sair çalışmaşartlarına nazaran işçilerin aleyhinde olduğunun yetkisi işçi sendikası veyafederasyonun başvurması üzerine Yüksek Hakem Kurulunca tesbit edilmesi halinde,bu iş yerlerinde greve karar verilebilir.
Yukarıdakifıkrada söz konusu iş yerlerinde uygulanan ücretlerin veya sair çalışmaşartlarının aynı şekilde iş verenin aleyhinde olduğunun tesbit edilmesi halindede, bu iş yerlerinde lokavta karar verilebilir.
Bubente söz konusu iş yerlerinde bu bent hükümleri dışında grev ve lokavtyapılamaz.
12-Yangın, su baskını, toprak veya çığ kayması veya depremlerin sebebiyet verdiğive genel hayatı felce uğratan felâket hallerinde, Bakanlar Kurulu, bu hallerinvuku bulduğu yerlere ve bu hallerin devamı süresince yürürlükte kalmak üzeregerekli gördüğü iş yerleri veya iş kollarında grev ve lokavtın yasak edildiğinedair karar alabilir.
13-Sıkıyönetim uygulandığı bölgelerde, Sıkıyönetim Komutanlığı grev ve lokavtyetkilerinin kullanılmasını süreli veya süresiz olarak askıda bırakabilir veyaizne bağlayabilir."
Davacıbu madde hükümlerinin, 1 ve 2 sayılı bentler hükümleriyle 6 sayılı bentteki "...Türk sularında giden gemilerle Türkiye'de gitmekte olan hava ,deniz,karayolu ulaştırma araçlarında" hükmü ve yine 12 ve 13 sayılı bentlerhükümleri ayrık olmak üzere Anayasa'nın 11., 12. ve 47. maddelerinin sözüne veözüne aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Davacıözellikle sağlık kurumlarında, can ve mal kurtarma işlerinde bu kurumlarınivedi işlerini karşılayacak işçileri dahi grev dışında bırakmanın yeterliolabileceği, bu yerlerdeki bütün işçiler için öngörülen grev, yasağınınzorunluk sınırlarını aşmış olduğu ve yine yabancı ülkede yolculuk edengemilerde gemi limana girince yolcular için tehlike kalmayacağı için grevyasağının kaldırılması gerektiği görüşündedir.
Bumaddede öngörülen ve dâva konusu olan ayrık durumlar, bu günkü anlayışa veihtiyaçlara göre yerindedir, Anayasa'ya uygundur. Gerçekten, Anayasa'nın 47.maddesinin ikinci fıkrasında kanun koyucuya grev yapılamayacak durumları veişleri belli etmek yetkisi açıkça tanınmıştır.
1-Sağlık işlerinde ivedi durumların ve işler için yeterli olacak işçilerinhangilerinin olacağının kestirilmesi çoğu kez olanaksızdır. Sağlık işlerinigrev yüzünden aksatma, kamu için bu yerlerde çalışan işçilere grev hakkıtanımamaktan doğacak zararlardan daha büyük zararlar doğurabilecekniteliktedir. Bu bakımdan hüküm Anayasa'ya uygundur.
2-Yabancı ülkelerdeki yolculuğu bitirmemiş bulunan ulaştırma araçlarınınlimanlara veya iskelelere girdikleri zamanda dahi grev yapmak, yolcular vemallar için yerine göre çok büyük zararlara yol açabileceğinden, yabancıülkelerde yolculuk etmekte bulunan taşıtların işçilerinin grev yapmasınınyasaklanması Anayasa'ya uygundur ve bu yasağın benimsenmesi kamu yararınıngereklerindendir ve zorunluk sınırları içindedir.
3-Noter çalışmaları yurt için önemli kamu hizmetlerinden bulunan adlî hizmetinönemli bir bölümüdür ve buradaki aksamalar kamu için büyük zararlara yolaçabilir; bu sınırlandırma dahi, Anayasa'ya uygundur.
4-Eğitim ve öğretim işlerindeki durum da az yukarıda numara 1 de açıklanan sağlıkişlerindeki durum gibidir.
5-Özel hakeme başvurmanın kabul edilmesi, uyuşmazlığın çözümlenmesinde barışçıbir yolun seçilmesidir. Bir yandan barışçı bir yolun seçilmesi, öte yandansosyal zorlama aracı olan greve başvurma, birbiriyle bağdaşabilir tutumlardeğildir.
Hakemkararı beklenerek elde edilmesi umulan bir sonuç için, grev gibi ağır zararlardoğurabilecek bir yola başvurmak, kamu yararına aykırı düşer. Bundan ötürü,hakeme başvurma durumunda grevin yasak edilmiş bulunması doğrudur ve bundaAnayasa'ya aykırı bir yön yoktur.
Esasailişkin mahkeme karan ile grevin sona ermesi de yerindedir. Dâva reddedilmişseişçilerin haksızlığı meydana çıkmıştır. Haksız istek için grev söz konusuolamaz. Dâva kabul edilmişse işçilerin halkan ilâma bağlanmış ve böylecekorunmuş bulunmaktadır. Hakkın işverene tanıtılması yapılan grevin amacıbulunmasına ve bu hak, ilâm ile tanıtılmış olmasına göre artık grevin sürüp gitmesiiçin bîr neden kalmamıştır. Bu açıklamalara göre esasa ilişkin hükmün tebliğiile birlikte grevin yasaklanmasında bu hakkın özüne dokunan bir yön yoktur.
6-Toplu sözleşme süresince taraflar barış içinde olmak yükümünü benimsemişlerdir.Grev ise buna aykırı düşer; bu yolda sınırlandırma yerindedir. Toplu sözleşmeiçinde meydana gelen iktisadî bunalımlar yüzünden toplu sözleşme ile sağlanançıkarların baltalanmış olması, düşünülebilir. Ancak burada toplu sözleşmeninsona ermesine değin barış sağlanması düşüncesi, bu barışın bozulması ileişçilerin çıkarlarının daha iyi korunması düşüncesine göre sosyal bakımdanbugün için daha değerlidir.
Bunedenlerle 20. maddenin 10 sayılı bendi hükmünde Anayasa'ya aykırı bir yönyoktur. Üyelerden Avni Givda bu görüşe katılmamıştır.
7-Yurdun iç ve dış düşmanlara karşı savunması ile ilgili iş yerlerinde grevegidilmesi için Yüksek Hakem Kurulunun o yerlerdeki iş koşullarının özelkesimdeki benzeri iş yerlerindeki iş koşullarına eşit olmadığını tespitetmesinin aranması, yurdun çıkarları, başka deyimle, kamu çıkarları bakımındanyerinde bir tedbirdir, bu tedbir bir vasilik de sayılamaz. Çünkü bunun amacıbir vasilik kurmak değildir. Gerçekten iş koşullarında bir eşitlik var ise,grev gibi sonuçları ağır bir yola gidilerek yurt savunmasının yerine göre büyüktehlikelere düşürülmesi, hiç bir zaman, doğru görülemez. Ulusun tüm olarakçıkarlarının ağır bastığı durumlarda, işçilerin veya işverenlerin çıkan artıkkorunmağa değer sayılamaz. O halde bu hükümde de Anayasa'ya aykırılık yoktur.
d)Dâva konusu kanunun "grev oylaması" başlıklı 22. maddesi hükmüşöyledir:
Madde22- Bir grevin belli bir iş yerinde uygulanabilmesi için oylama yapılmasını oiş yerinde çalışan işçilerin üçte biri 23. maddenin 3. bendinde söz konusuilânın o iş yerinde yapılmasından başlayarak altı iş günü içinde yazılı olarakisterse, o iş yerinde grev oylaması yapılır.
Grevoylamasında işçilerin salt çoğunluğu grevin uygulanmamasına karar verirse o işyerinde grev uygulanmaz.
Grevoylaması bu konudaki istemin mahallin en büyük mülkiye amirliğine yapılmasındanbaşlayarak altı iş günü içinde ve iş saatleri dışında en büyük mülkiye amirinintespit edeceği gün ve zamanda ve onun veya görevlendireceği memurun gözetimialtında olur. Oylamaya itirazlar, oylama gününden başlayarak üç iş günü içindeiş dâvalarına bakan mahalli mahkemeye yapılır. Bu itirazlar, üç iş günü içindekesin olarak karara bağlanır.
Grevoylamasının sonucu dört nüsha olarak düzenlenecek bir tutanakla gösterilir. Bututanağın bir nüshası iş verene, bir nüshası greve karar vermiş olan işçiteşekkülüne, bir nüshası Bölge Çalışma Müdürlüğüne gönderilir. Dördüncü nüshasıda mahallin en büyük mülkiye amirliğinde saklanır."
Davacıbu maddenin temeli olan birinci fıkrasının, grev hakkının kullanılmasında işverenin işçilere bir takım baskılar yapmasına yol açacağı ve hakkınkullanılmasını zorlaştıracağı için Anayasa'nın 11. ve 47 maddelerine aykırıolduğunu ortaya atmaktadır.
Grevoylaması, sendikanın işçilerin çoğunluğunun isteğine aykırı bir kararınuygulanmasını önlemek üzere öngörülen bir tedbirdir. Bu tedbirin demokratiknitelikte olduğu açıktır. Böylelikle sendika yöneticilerinin durumu yanlıştakdir ederek işçiler için istenilmeyen bir davranışa geçmesine fırsatverilmemiş olur. Bu oylamanın ancak ve ancak iş yerinde yapılabileceği anlamı,hükmün yazılışından kesin olarak anlaşılmamakla birlikte, bunun ancak iş yeriiçinde yapılabileceği kabul edilse dahi, oylamayı gözetleyecek olan memurunuygulayacağı ve en büyük mülkiye amirinin belli edeceği tedbirler alınarak,işverenin işçiler üzerinde olumsuz etkide bulunması olanağı ortadan kaldırılabilir.Bu bakımdan bu hükmün, sendikaların tüzüklerine bırakılmayıp kanunda yeralmasının grevin kullanılmasını zorlaştıracağı ve işçilere baskı yapılmasınayol açacağı ve bundan ötürü Anayasa'ya aykırı olduğu kabul edilemez.
e)Dâva konusu Kanunun "Grev ve lokavt halinde iş yerinden ayrılmazorunluğu" başlıklı 24. maddesinin istem konusu birinci fıkrası şöyledir:
"Madde24- Bir iş yerinde grev veya lokavtın uygulanmaya başlanması ile birlikteişçiler, iş yerinden ayrılmak zorundadırlar. Ancak greve katılmayan veyakatılmaktan vazgeçen işçileri çalıştırıp çalıştırmamakta işverenserbesttir."
Davacı,grevcilerin iş yerinde kalarak yeni işçi alınmasını önleyebilmesine engelolduğu için bu hükmün grevi etkisiz bir duruma düşürdüğünü ileri sürüpAnayasa'nın 47. ve 11. maddelerine aykırı olduğunu ortaya atmaktadır.
Grevciişçilerin iş yerinde kalmaları, kaba güç gösterilerine ve belki de zorbacadavranışlara yol açabilecek tehlikeli bir durumdur. Bizim hukukumuzda grevciişçi yerine işverenin başka işçi alması, 275 sayılı Kanunun suç saydığı bireylemdir; gerçekten, 275 sayılı Kanunun 27. maddesinin 2 sayılı bendinde"İşveren kanunî bir grev veya lokavtın süresi içinde, yukarıdaki bentgereğince hizmet akitlerinden doğan hak ve borçlan askıda kalmış olan işçilerinyerine, hiç bir suretle, daimî veya geçici olarak başka işçi alamaz veyabaşkalarını çalıştıramaz" ve 62. maddesinin birinci fıkrasında "27.maddenin 2. bendi hükmüne aykırı hareket eden işveren veyahut işvereni sözkonusu hükme aykırı hareket etmeğe zorlayan veya teşvik eden veya bu yoldapropagandada bulunanlar söz konusu hükme aykırı olarak aldıkları veyaalınmasına âmil oldukları her işçi basma 500 liradan az olmamak üzere ağır paracezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde, bu cezanın üç katınahükmolunur." hükümleri yer almıştır. Buna göre işverenin yeni işçialmasını önleme devlete düşen ödevlerdendir. İşçilerin bu konuda alabilecekleritedbir, işlenen suçun kolluğa veya savcılığa haber verilmesini sağlamak üzeregrev gözcüleri koymaktan başka bir şey değildir. Bu durum karşısındagrevcilerin iş yerinde kalmaları gerekmez. Bu bakımdan hükmün grev hakkınınözüne dokunan ve Anayasa'ya aykırı bulunan bir yönü yoktur.
f)Dâva konusu Kanunun "grev ve lokavta katılamayacak işçiler" başlıklı25. maddesinde şöyle denilmektedir;
"Madde25- Hiçbir suretle istihsal veya satışa matuf olmamak kaydiyle:
a)Niteliği bakımından sürekli olmasında teknik zaruret bulunan işlerde faaliyetindevamlılığını;
b)İşyerinin güvenliğinin makine ve demirbaşlarının, gereçlerinin, hammadde, yarımamul ve mamul maddelerinin bozulmamasını sağlayacak sayıda işçi, grevekatılamaz veya lokavt dolayısiyle işten uzaklaştırılamaz.
c)(a) ve (b) bentlerine göre grev veya lokavtın dışında kalacak işçilerinniteliği ve sayısı, toplu iş sözleşmesinde gösterilmemişse, işveren veyaişveren vekili toplu görüşmenin açılışından başlayarak altı iş günü içinde işyerinde yazı ile ilân eder ve bu ilânın birer örneğini toplu görüşmede tarafolan İşçi teşekküllerine gönderir. Bu ilânın aleyhinde altı iş günü içinde ilhakem kuruluna toplu görüşmede taraf olan işçi teşekküllerinden biri yazı ileitirazda bulunmazsa, ilân hükümleri kesinleşir, itiraz halinde, il hakem kurulualtı iş günü içinde karar verir. Bu karar kesindir.
ç)Grev veya lokavtın bir iş yerinde uygulanması halinde hangi işçilerinyukarıdaki bentler hükümlerine göre iş yerinde çalışmağa devam edecekleri BölgeÇalışma Müdürlüğünce 23. maddenin bir ve ikinci bentlerinin ikinci fıkralarındasöz konusu süre içinde tespit edilerek ilgili işverene ve işçilere yazı ilebildirilir. O iş yerinde çalışıp da toplu görüşmede veya toplu iş sözleşmesindetaraf olan işçi teşekkülünün veya o teşekkül mensubu olan alt kademedeki birdiğer İşçi teşekkülünün Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri bu hükme tabi tutulamazlar.Kesin zorunluk halinde işveren, Bölge Çalışma Müdürlüğünün yazılı izni ile,yukarıdaki bentlerde sözü edilen işlerin yerine getirilebilmesi için yeni işçialabilir."
1-Bu 25. maddenin c bendinin birinci fıkrası, 16.7.1964 günlü ve 503 sayılıKanunun 5. maddesiyle dâvanın açılmasından sonra değiştirilmiş olduğundan bufıkraya ilişkin istemin konusu kalmadığı için, bu İstem üzerinde karar vermeğeyer kalmamış ve aşağıda (2) deki inceleme, bu fıkra dışında kalan hükümlerüzerinde yapılmıştır.
2-Davacı, Anayasa'nın ancak grev yapılamayacak işler bakımından ayrık durumlaröngörülmesini kabul ettiğini, grev yapılabilecek bir işte bir takım işçileringrev hakkından yoksun bırakılmasının bütün işçilere grev hakkı tanıyanAnayasa'nın 47. maddesine aykırı olduğunu ortaya atmaktadır.
Dâvakonusu hükümler, ulusal mal varlığını gereksiz zararlardan korumak ve grevbitince işçilerin hemen çalışmalarını sağlayarak zarara girmelerini önlemekereği ile konulmuştur; bu bakımdan kamu yaran düşüncesine dayanmaktadır.Anayasa'nın 47. maddesinin ikinci fıkrasında özel kanun ile öngörülebileceğianılan istisnalarla Anayasa koyucu, yalnızca grev yapılamayacak iş yerlerinierek edinmiş olamaz. Bu ayrık durumlar arasına grev yapılan bir iş yerinde birtakını işçilerin grev dışı bırakılmaları dahi girer. İşin özüne bakılırsa, birtakım iş yerlerinde, kamu yararı düşüncesiyle grevi, tüm olarak yasaklamayetkisine sahip olan kanun koyucunun, grev yapılan bir yerde, yine kamu yararıdüşüncesiyle bir takım işçileri grev dışında bırakmağa öncelikle yetkilisayılması hukuk mantığı gereğidir. Grev yapılan bir iş yerinde olağan çalışmave bunun sonucunda, üretim veya satış durduğu İçin, bu hükmün grevin etkisinihiçe indirdiği veya azalttığı düşüncesi gerçeğe uygun düşmemektedir. Bunedenlerle ortada grev hakkının özüne dokunan bir durum yoktur,
g)Dâva konusu Kanunun "kanuni grev veya lokavtın konut haklarınaetkisi" başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrasında :
"Madde28- İşveren hiçbir halde kanunî bir grev veya lokavt süresince, greve katılanveya lokavta uğrayan işçilerin oturdukları ve işveren tarafından sağlanmışkonutlardan çıkmalarını isteyemez. Bu fıkrada yer alan yasak, grev veyalokavtın iş yerinde ilânından başlayarak fiilen aralıklı da olsa doksan gündevam etmesinden sonra uygulanmaz," denilmektedir.
Davacıgrev yapan işçinin çalışmaması haksız bir davranış olmayıp bir hakkınkullanılması niteliğinde bulunduğu için konuttan çıkarma hükmünün, Anayasanın47. maddesinin özüne ve dilekçede andığı öbür hükümlerine aykırılığını ilerisürmektedir.
Grevyapan işçinin çalışmaması, akde veya kanuna aykırı bir durum değildir. Ancakkonutta oturma hakkı, işçiye iş yerinde çalışması temel alınarak tanınmış birhak olduğu için, bu hakkın grev hakkına dayanarak işçinin çalışmadığı durumlardadoksan günle sınırlandırılmasında, grev hakkının özüne dokunan bir yönbulunmadığı gibi, mülkiyet hakkının kamu yararına aykırı olarak kullanılmasıniteliği veya sosyal devlet ilkelerine aykırı bir yönü dahi yoktur. Bu hükümile işçilerin ve işverenlerin birbirlerine karşıt olan çıkarları, yerindeolarak, bağdaştırılmıştır ve böylece hakkaniyet uygun bir yol tutulmuştur.
Nitekimişverenin kira ile de olsa işçiye konut sağlaması, kendi için olduğu gibikuşkusuz, işçi içinde küçümsenmeyecek bir yarardır.
Konutsağlayarak işçisini kazançlı duruma sokmuş olan bir işveren, grev dolayısiyleişçisine konut sağlamamış bulunan bir işverene göre daha çok zarara uğramakta,iyiliğinin karşılığı bir bakıma ceza çekmiş gibi olmakta, işverenler arasındabir eşitsizlik doğmaktadır. Doksan gün sonra konuttan çıkarma yasağınınkalkmasiyle işverenler arasında eşitlik sağlanmaktadır ve bu bakımlardan hüküm,hakkaniyete uygundur. Grev yapan işçilerin uzun süre sürecek grevleri sırasındakonuttan çıkarılmaması kabul edilirse, bu hüküm, işverenlerin işçilere konutsağlamaktan çekinmelerine yol açabilir ki bu da işçiler yararına olmaz.
Grevinuzun süreceğinin anlaşılması halinde işçiler, kendilerine oturacak yeni bir yerbularak doksan günün sonunda konutlardan çıkarıldıklarında sokak ortasındakalmak gibi kötülüklerden kendilerini koruyabilirler.
h)Dâva konusu Kanunun "kanun dışı grev ve lokavtın sonuçları" başlıklı29. maddesinin 1 sayılı bendinde aşağıdaki hüküm yer almıştır.
"Madde29- 1. Kanun dışı grev yapılması halinde işveren, böyle bir grevin yapılmasıkararma katılan, böyle bir grevin yapılmasını teşvik eden, böyle bir grevekatılan veyahut devam eden veya böyle bir greve katılmaya veyahut devama teşvikeden işçilerin hizmet akitlerini, feshin ihbarına lüzum olmaksızın ve herhangibir tazminat ödemeye mecbur bulunmaksızın feshedebilir.
Kanundışı bir grev yapılması halinde, bu grev veya bu grevin yönetim ve yürütmeyüzünden işverenin uğradığı zararlar, greve karar veren işçi teşekkülü veyakanun dışı grev herhangi bir işçi teşekkülünce kararlaştırılmaksızınyapılmışsa, bu greve katılan İşçiler tarafından karşılanır."
Davacı,Anayasa'nın 47. maddesi, grevi yalnızca erek bakımından kanuna uygun veyaaykırı saymağa elverişli iken, bu kanunun koyduğu usul hükümlerine aykırı birgrevin dahi kanuna aykırı grev sayılması, Anayasa'nın 47. maddesinin güttüğüamaca aykırı bulunmakta olduğu için, bir usul yanılması yüzünden grevin kanundışı grev sayılması sonucunda İş akdinin tazminatsızca bozulmasına ve işçilerintazminatla yükümlü tutulmalarının, hakkın özünü zedelediğini ortaya atmaktadır.
Yukarıda(b 1) açıklandığı üzere, Anayasa'nın 47. maddesi orada belli edilen erekleriçin grev yapılabileceğini ve bunların dışında kalan erekler için grevin yasakolduğunu hükme bağlamak üzere kaleme alınmıştır. Bu hükümden, erekten başkanedenlerden ötürü bir grevin kanun dışı grev sayılamıyacağı anlamı çıkarılamaz.Bunun tersine olarak, ikinci fıkra hükmü ile kanun koyucuya grevinsınırlandırılması ve istisnalarının belli edilmesi yolunda yüklenen ödev ileerekten başka yönlerden ötürü bîr grevin kanun dışı grev olabileceği kabuledilmiş bulunmaktadır. Kanun içi ve kanun dışı grevleri ayırt eden hükümler,yeterince kesindirler ve yanılmaya kolay kolay yer bırakmamaktadırlar. Bunagöre 275 sayılı Kanunun öngördüğü usule ilişkin hükümlerden birisine aykırılıkdolayısiyle kanun dışı sayılan bir grevin dahi, kanun dışı yapılan öbürgrevlerle aynı hukukî sonuçları doğurmasında grev hakkının özüne dokunan biryön bulunmamaktadır.
i)Dâva konusu Kanunun "grev gözcüleri" başlıklı 31. maddesinde şöyledenilmektedir.
"Madde31- Kanunî bir grev kararına uyulmasını sağlamak için, cebir ve şiddetkullanmaksızın ve tehditte bulunmaksızın propaganda yapmak ve kendi üyeleriningrev kararına uyup uymadıklarını denetlemek amacı ile, işyerinde grev ilânetmiş olan işçi teşekkülü, iş yerinin giriş ve çıkış yerlerine, kendimensupları arasında en çok ikişer grev gözcüsü koymaya yetkilidir. Çalışmaserbestliği her halde saklıdır.
Davacı,grev gözcülerinin sayısının sınırlandırılmış olmasının, yerine göre, grevietkisiz kılabileceğinden ötürü, grev hakkının özüne dokunduğunu ve Anayasa'nın47. maddesinin özüne aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Yukarıda(e) de açıklandığı gibi, grev gözcüleri yalnızca greve aykırı olarak işvereninişçi almış olduğunu kolluğa veya savcılığa haber vermek için ve greve aykırıdavranan işçileri de ilgili yerlere yine haber vermek için konulmaktadır.Bundan başka, greve katılanların sayısını artırmak üzere propaganda yapmak dabunların göreceği işlerdendir. Bundan dolayı iş yerinin her bir giriş çıkışyerine en çok ikişer gözcü konması yeterlidir ve bu sınırlandırmada grevietkisiz kılan bir nitelik yoktur. Böyle bir sınırlandırma konulmaması, birçokişçilerin iş yeri kapılarında birikmeleri ve yersiz, kanuna aykırı bir takımdavranışlara girişmeleri tehlikesini doğurabilir. Bu nedenlerle istem konusuhüküm, Anayasa'ya aykırı değildir.
i)Dâva konusu Kanunun "hakem kurullarına katılacak hakemlerinnitelikleri" başlıklı 38. maddesinin üçüncü fıkrasında şu hüküm vardır:
"Siyasipartilerin yönetim kurullarında görevli olanlar, işçiler veya işverenler adınahakem seçilemezler."
Davacı,Anayasa'mız hükmünce demokratik hayatın vazgeçilmez bir kurumu bulunan birsiyasî partiye bağlı bir yurttaşın, partinin yönetim kurulunda da görev alması,kendisinin tabiî bir hakkı olduğu için bu kimsenin bu kanunun öngördüğü hakemkurullarında görev alamamasının eşitlik ilkelerine ve grev hakkının özüneaykırılığını ortaya atmaktadır.
İlHakem Kurulu ile Yüksek Hakem Kurulunun temel görevi, bir takım işçilerleişverenler arasında çıkan ve grev yasağı nedeniyle greve başvurularakçözümlenemeyen toplu iş uyuşmazlıklarını, toplu iş sözleşmesi niteliğinde olmaküzere, karara bağlamaktadır. Bu yön 275 sayılı Kanunun 36. ve 37. maddelerindenanlaşılmaktadır. Kanunun bu hakemlerde aradığı niteliklerden en önemlisi, bunlarınherhangi bir yanı tutmayan kimseler olmalıdır. Bir siyasî partinin yönetimkurulunda üye olan bir kimsenin oylarında yansız olamıyacağı kuşkusu,genellikle, uyanabilir ve böyle bir kuşku, kamu oyunda haklı görülebilir.Toplulukla iş uyuşmazlıkları gibi önemi büyük olan işlerde verilecekkararların, her şeyden önce, manevî yönden doyurucu nitelikte olmaları, sosyaltedirginliği önleme bakımından gereklidir. Bunun içinde kurullara katılankişilerin yan tutmayan kişilerden bulunmasını, kanun koyucu, haklı olarak,sağlamak istemiştir. Gerçekten, bu kurullar, 275 sayılı Kanunun 35 ve 36.maddeleri hükmünce, hâkimlerin başkanlığı altın da kanunda gösterilen devletmemurları ile işçiler ve işverenler temsilcilerinden mey dana gelir. YüksekHakem Kurulunda ayrıca Danıştay Genel Kurulunun seçeceği bir dâva dairesibaşkanı ile üniversitelerin kanunda gösterilen fakülteleri öğretim üyelerinceseçilecek iktisat veya iş hukuku öğretim üyesi dahi vardır. Üniversite öğretimüyesinin herhangi bir siyasî partinin üyesi olmaması dahi, kanunda öngörülmüşkoşullardandır. Kurula işçi ve işveren temsilcilerinin katılması, olayınişçiler ve işverenler yönünden değerlendirilmesinde yanılmaları önlemek içindiryoksa kurul kararlarının tarafsız kişilerce verilmesinin önemsenmediğini göstermekiçin değildir. Bundan ötürü, kanun hükmü ile konulan yasak, doğru veyerindedir. Bir işin gerekdiği nitelikler, hiçbir zaman, Anayasa'nın 12.maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırılık doğurmaz; çünkü böyleniteliklerin öngörülmesi ile gözetilen ayırım, haklı nedene dayanmaktadır vehaklı bir ne denin söz konusu olduğu yerde de ayırım gözetilmesi tabiîdir.Unutulmamalıdır ki Anayasa'nın 12. maddesi, yalnızca haklı bir nedenbulunmaksızın, gözetilen hüküm ayırımlarını yasaklamayı erek edinmiştir.
Hakemkurulları grev yapılması veya yapılmaması konusunda herhangi bir kararınverilmesi ile görevli kurullar olmadıkları için, bunların üyelerininniteliklerine ilişkin kanun hükümleri, grev hakkının özü ile ilgili sayılamaz.Demek ki ileri sürülen aykırılık iddiası, yerinde değildir.
j)Dâva konusu Kanunun "Kanun dışı grev ve lokavt" başlıklı54.maddesinde şöyle denilmektedir:
Madde54- Vuku bulan kanun dışı greve veya lokavta karar verenler, böyle bir lokavtakatılanlar veya devam edenler, böyle bir greve veya lokavta karar verilmesineveya bunlara katılmaya veya devama zorlayan veya teşvik edenler veya bu yoldapropaganda yapanlar, bir aydan üç aya kadar hapis ve yüz liradan bin lirayakadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrür halinde üç aydan altı ayakadar hapis ve beşyüz liradan beşbinliraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.
Kanundışı greve katılanlar veya devam edenler, beşyüz liraya kadar ağır paracezasına mahkûm edilirler. Tekerrür halinde bir aya kadar hapis ve ikiyüzliradan ikibin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur."
Davacı,bu ceza hükümlerinde usule ilişkin yanılma nedeniyle kanun dışı sayılan birgrev yüzünden grevcilerin ve öbür ilgililerin cezalandırılmalarınınöngörülmesinin Anayasa'nın üstünde bulunan ve kasıtsız ceza verilmiyeceğinibildirine hukuk kuralına aykırı olduğu için, bu ceza hükümlerinin Anayasa'nın47. maddesine aykırılığını öne sürmektedir.
Dâvakonusu maddede yazılı cezaların ağır para cezası ve hapis cezası olmaları, bumadde ile cezalandırılan eylemlerin Türk Ceza Kanununun 11. maddesi uyarıncaceza hukuku bakımından kabahat değil, birer sürüm olduklarını göstermektedir. Ohalde Ceza Kanununun 45. maddesinin birinci fıkrası hükmünce kastinbulunmaması, cezayı kaldıracaktır; daha açıkçası, usul yönündeki yanılmasonucunda olayda kastin bulunmadığı anlaşılırsa istem konusu 54. maddeninuygulanması söz konusu edilemiyecektir. Burada hatırlatalım ki, 275 sayılıKanunun koyduğu usule ilişkin hükümler, genellikle yanılmalara yer bırakmıyacakaçıklık ve kesinliktedir. Bu nedenlerle burada Anayasa'ya aykırılık söz konusuolamaz.
Dahaönce (Yukarıda b/1 de) açıklanan gerekçeler karşısında, davacının, Anayasa'nıngrevin yalnızca ereğine göre kanun dışı sayılabilmesini öngörmüş olduğu yollugörüşü dahi, Anayasa'nın 47. maddesine uygun bulunmamaktadır.
k)Dâva konusu Kanunun "grev veya lokavt halinde iş yerinden ayrılmamak"başlıklı 60. maddesi şöyledir:
Madde60- 24. maddenin birinci fıkrası gereğince işyerinden ayrılmayan işçiler ilebunları işyerinden ayrılmamaya zorlayan veya teşvik edenler veya bu yoldapropaganda yapanlar, ikiyüz liradan az olmamak üzere ağır para cezasına mahkûmedilirler."
Davacı,işyerine isçi alınmasını önlemek için işçilerin işyerinden ayrılmama yetkisibulunması gerektiğinden, işyerinden ayrılma yükümünün ve bunun yaptırımı olanbu maddedeki ceza hükmünün Anayasa'ya aykırılığını ortaya atmaktadır. Bu hüküm,Kanunun 24. maddesi hükmünün yaptırımıdır, yukarıda (e) bendinde açıklandığıüzere, 24 madde ile konulan hükümde Anayasa'ya aykırılık olmadığına göreburadaki hükümde de böyle bir aykırılık söz konusu değildir.
Suçunönemi karşısında verilecek cezada adalete aykırı bir nitelik ve bu yönden dahiAnayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
SONUÇ:
15.7.1963günlü ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun :
a)1. maddesinin 1 numaralı bendi hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile;
b)12. maddesinin 1 numaralı bendinin birinci fıkrasında yer alan "... vebunu, Ankara, İstanbul ve İzmir'de çıkan birer gazete ile yayımlamağamecburdur." Şeklindeki hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
c)17. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına esastaoybirliği ile; gerekçe de ise üyelerden Feyzulllah Uslu'nun karşı oyu ile veoyçokluğu ile;
ç)18. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
d)1-19. maddesinin 2 numaralı bendinin besince fıkrası, 16.7.1964 günlü ve 503sayılı Kanunun 3. maddesiyle, dâvanın açılmasından sonra, değiştirilmişolduğundan konusu kalmayan bu fıkraya ilişkin dâva hakkında karar verilmesineyer olmadığına oybirliği ile;
2-Aynı maddenin lokavta ilişkin hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile;
3-Aynı maddenin greve ilişkin hükümlerine gelince:
Maddenin2 numaralı bendinin üçüncü fıkrasında yer alan ve (... ve bir hakkın ihlâledildiğini ileri süren işçi teşekkülü yahut işveren veya işveren teşekkülüncekarşı tarafa özel hakeme başvurmak için uyuşmazlığın herhangi bir safhasındayapılmış olan teklifin altı iş günü içinde kabul edilmemiş olması."şeklindeki hükmün, özel hakeme başvurmayı zorunlu kılan nitelikte olmadığıüyelerden Salim Başol, Feyzullah Uslu, Şeref Hocaoğlu, Halit Zarbun, Ziya önel,Muhittin Gürün ve Lütfi Ömerbaş'ın karşı oylarıyla kararlaştırıldıktan sonra;
Maddeningreve ilişkin hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına; yukarıda belirtilen ve"..." içine alınan hükümden gayrisinde oybirliği ile "..."içine alınan bükümde Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün'ün karşı oyları ile veoyçokluğu ile;
e)20. maddesinin 1., 2., 12. ve 13. numaralı bentleri hükümleri ile 6 numaralıbendinin, "Türk sularında seyir halinde olan gemilerle Türkiye'de harekethalinde bulunan, hava, deniz ve kara yolu ulaştırma araçlarında"şeklindeki hükmü dışında kalıp dâvaya konu yapılan öteki hükümlerininAnayasa'ya aykırı olmadıklarına, üyelerden Avni Givda'nın maddenin yalnız 10numaralı bendinin Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki karşı oyu ile ve oyçokluğuile;
f)21. maddesinin 5 numaralı bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
g)22. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
h)23. maddesinin lokavtla ilgili hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile;
j)24. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
j)25. maddesinin (c) bendinin birinci fıkra", 16.7.1964 günlü ve 503 sayılıKanunun 5. maddesi ile dâvanın açılmasından sonra, değiştirilmiş olduğundankonusu kalmayan bu fıkraya ilişkin dâva hakkında karar verilmesine yer olmadığınaoybirliği ile;
Maddenin(c) bendinin birinci fıkrası dışında kalan öteki hükümlerinin ; Anayasa'yaaykırı olmadığına oybirliği ile;
k)26. maddesinde ve 28 maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan lokavtailişkin hükümlerle birinci fıkrasında yer alan ve işçilerin doksan güngeçtikten sonra konutlarından çıkarılabileceklerine ilişkin bulunan hükümlerin,29., 30., 31., 32., 33., 34 maddeleri hükümleri ile 38. maddesinin son fıkrasıhükmünün ve 49. maddesinin lokavta ve 54. ve 60. maddelerinin greve ilişkinhükümlerinin; Anayasa'ya aykırı olmadıklarına oybirliği ile; 19-20.10.1967günlerinde yapılan toplantılarda karar verildi.
Başkan
İbrahim Senil
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Recai seçkin
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIDÜŞÜNCE AÇIKLAMASI
275sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasasının greve ilişkin 19.maddesinin 2 sayılı bendinin 3 üncü fıkrası greve karar verilmesini bazıkoşullara bağlı tutmuştur. Bu koşullardan birisi şöyledir: (ve bir hakkın ihlâledildiğini ileri süren işçi teşekküllerince karşı tarafa özel hakeme baş vurmakiçin uyuşmazlığın herhangi bir safhasında yapılmış olan teklifin altı iş günüiçinde kabul edilmemiş olması gereklidir.)
Buibarenin açık hükmü, bir işçi teşekkülünü greve karar vermeden önce, işverentarafa özel hakeme baş vurma teklifinde bulunmağa zorunlu kılmakta ve altı işgünü içinde bu teklifin kabul edilmesi halinde de greve gitme olanağı ortadankaldırmaktadır. Metnin yazılışından böyle anlaşıldığı gibi bu hükmün kanuna girişşekli ve Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosunda geçirdiği devreler de bugörüşe hak vermektedir.
19.maddenin 3 sayılı bendindeki özel hakeme baş vurma serbestliğinin, bu 2 sayılıbendin 3 üncü fıkrasına bir şümulü yoktur.
Bukanunun 43. maddesinde tarafların her safhada anlaşarak özel hakeme başvurabileceklerini belirten hükmü de konunun dışındadır. Anayasa'nın 47.maddesinde ise (işçiler, işverenle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyaldurumlarını korumak veya düzeltmek amaciyle toplu sözleşme ve grev haklarınasahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin haklan kanunladüzenlenir.) denilmiştir.
Anayasa'nınbu hükmüne göre grev hakkı kişinin sosyal ve iktisadî temel haklarındandır.Halbuki işçi teşekküllerini karşı tarafa özel hakeme baş vurma teklifindebulunmağa zorunlu kılan hüküm, grev hakkının kullanılmasını düzenleyen veya buhakka istisna koyan bir hüküm olmayıp işçi teşekküllerinin yapmağa zorunluoldukları tekliflerinin kabulü halinde grev hakkını ortadan kaldıran birnitelik taşımaktadır.
Budurum, söz konusu hükmün grev hakkına ilişkin kısmının Anayasaya aykırıolduğunu açık olarak göstermektedir. İptali gerekmektedir.
Bunedenlerle "Sonucun" 3 numara altında yazılı konuyu ilişkin kısmınakatılmamaktayım.
Üye
Salim Başol
MUHALEFETŞERHİ
1-275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 17 nci maddesinin 2 ncifıkrası kanun içi ve kanun dışı grevleri sadece tanımlamak amacı ile konulmuşkoşullan ve yetki alanı yine dâva konusu edilen 19 uncu maddede belirtilmişbulunduğuna göre menfaat ve hak uyuşmazlıklarının niteliği, şekli, koşullarıylasonuçlarının 17. maddede değil 19 uncu maddenin konuşulması sırasında münakaşaedilmesi ve bu hususların işbu madde gerekçesinde belirtilmesinin kanunun sözve ruhuna daha uygun düşeceği kanısındayım.
2-275 sayılı Kanunun "Grev ve lokavt yetkisi" başlıklı 19 uncumaddesinin bir numaralı bendi menfaat ihtilâflarından doğan grev yetkisinden 2numaralı bendinin l inci fıkrası hak ihtilâfından doğan, yani mevzuat veyatoplu iş sözleşmesi ile sağlanmış olan haklar, toplu iş sözleşmesi ile bağlıolan işveren veya işveren teşekkülü tarafından veya onun teşvik veya tahrikiile bozulmasından doğan grev yetkisinden ve 3 üncü fıkrası da grev karan almakoşullarından söz etmektedir. İşbu 3 üncü fıkraya göre toplu iş sözleşmesi ilebağlı olan işçi teşekkülünün, o iş verene ait iş yerlerinde veya işverenteşekkülünce karşı tarafa özel hâkeme baş vurmak için uyuş karar verebilmesiiçin olayda 3 koşulun bulunması gereklidir.
a)Bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren tarafın, durumu karşı tarafa veyataraflara ve Çalışma Bakanlığına yazı ile bildirilmiş olması;
b)Çalışma Bakanlığının 15 inci maddesinde gösterilen sürelere ve usullere uyarakbir uzlaştırma toplantısı tertiplemiş ve bu toplantının zikri geçen maddeninson fıkrası gereğince taraflar arasında bir uzlaşmaya varılmaksızın sona ermişbulunması;
c)Ve nihayet bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren İşçi teşekkülünce karşıtarafa özel hakeme baş vurmak için uyuşmazlığın herhangi bir safhasındayapılmış olan teklifin altı iş günü içinde kabul edilmemiş olmasıdır.
Hükümlerikamu düzeni ile ilgili olan 275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin 3 üncüfıkrasında belirtilen koşullara riayet zorunludur. Bunlar grev hakkınınkullanılmasının muteberiyet, kanunilik koşullardır.
Çoğunluk,anılan 3 üncü koşulun grev kararı almak koşullarından bulunmadığı görüşündedir,Halbuki aşağıda açıklanacağı üzere bu dahi yetkili İşçi teşekkülünün grevekarar verebilmesi için yerine getirilmesi zorunlu koşullardan biridir.
A)Bir kere dil yönünden anılan ibare başka türlü yoruma elverişli değildir,ihtilâf konusu ibare aynen şöyledir:
(...Bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülü yahut işveren veyaişveren teşekkülünce karşı tarafa özel hâkeme baş vurmak için uyuşmazlığın herhangibir safhasında yapılmış olan teklifin altı iş günü içinde kabul edilmemişolması gereklidir.)
Görülüyorki anılan ibareye, yazılış biçimi ve dil kuralları yönünden başka anlamvermeye, diğer deyimle bu ibareyi grev kararı almanın koşullarından saymamayaasla müsait değildir.
Açıkçagörülüyorki yetkili işçi teşekkülünün grev kararı alabilmesi için olayda diğeriki koşuldan başka işçi teşekkülünün karşı tarafa özel hâkeme baş vurmakteklifinde bulunması ve bu teklifin altı iş günü içinde kabul edilmemiş olmasıgereklidir, lüzumlu ve zorunludur.
B]Herhangi bir kanun maddesinin yorumu zorunluğu karşısında o kanunun topyekûnamacı, yönü ve meclis çalışmalarının gözönünde tutulması gereklidir.
Kanunkoyucunun o hükmü koymasındaki neden ve amaç böylece tespit edilebilir.
Kanuntasarısı ve Meclis konuşmalarına söz attığımız zaman görüyoruz ki tasanda vetasarıyı inceleyen Millet Meclisi Geçici Komisyon raporunda böyle bir hükümbulunmamakta ve ancak tasarının 19 uncu maddesinin Millet Meclisindekikonuşmaları sırasında geçici komisyon tarafından bu hüküm metne konulmuş vemeclisçe kabul edilmiş bulunmaktadır.
GeçiciKomisyon sözcüsü bu hükmün kanun metnine konuluş nedenini şöyle açıklamaktadır.
(Ayrıcakomisyonumuz verdiği takrirle bir yenilik daha getiriyor o da şudur:
Mademkimaksat hakkın bir an evvel meydana çıkmasıdır. Grev ve lokavta hakihtilâflarında gidilebilmesi için bir munzam şartın daha eklenmesi uygungörülmüştür. O da şudur: Bir hak ihtilâfında grev ilân edecek olan taraf şumetinde yazılı şartları yerine getirdikten sonra, ayrıca, İşverene özel tahkimeçok kısa bîr süre içerisinde gitmek hususunda bir teklifte bulunacak ve işveren eğer bu teklifi reddederse, işte o zaman grev hakkı doğacaktır. Lokavtiçin de mutekabilen aynı husus varittir. Çünkü bu takdirde işçi tarafından.Özel tahkime gidilip tahkim yolu ile hakkın meydana çıkarılması talepedilmesine rağmen işverenin bunu reddetmesi halinde işverenin haksızlığı efkârıumumiyede dahi bütün azametiyle tebarüz etmiş olacaktır. Bu bakımdan bu sisteminçok daha müessir bir şekilde işlemesi ve her şeye rağmen, büyük efkârı umumiyehareketleri, büyük topluluk hareketleri neticesinde hâkimlerin de lüzumsuzderecede baskı ve tesir altında kalmamaları için bu unsurun da buraya ilâveedilmesini, komisyonumuz zaruri görmektedir.
(MilletMeclisi Cilt 16, Dönem 1, Toplantı 2, 77 nci Birleşim Sahife 461)
Tartışmakonusu ibarenin kanun metnine girişi böylece ve bu açık gerekçe ile olmuştur.Cumhuriyet Senatosunda da, müddet dışında, bu hükme karşı getirilmemiştir.
19uncu maddenin 3 numaralı bendinin konumuzla hiç bir ilgisi yoktur.
275sayılı Kanunun 43 üncü maddesi ise tamamen konumuz dışında ve grev ve lokavtınmillî İktisatda yapacağı tahribatı önleme amacı ile konulmuş genel bir hükmükapsamaktadır.
Uygulamalaradayanılarak ibareye verdiğimiz bu anlama göre özel hakeme başvurmak teklifindebulunmak zorunda olan işçi teşekkülü, teklifinin kabulü halinde, grevegidemiyecektir. Bu sonuç ise Anayasa'nın 47 nci maddesiyle işçilerin temelhakkı olarak tesbit edilmiş grev hakkını menfaat ihtilâflarında, kaldırıcınitelik taşımaktadır. Sözü geçen ibare bu anlamı ile Anayasa'ya aykırıdır.
Fakatçoğunluğun vardığı sonuca göre Anayasa'ya aykırılık söz konusu değildir. Usulhukukunun genel kuralı gereğince çoğunluğun vardığı sonuçla kendimi bağlıbulduğumdan anılan ibarenin, bu anlamıyla, Anayasa'ya aykırı olmadığı yolundakiçoğunluk görüşüne katildim.
Üye
Feyzullah Uslu
KARŞIOY YAZISI
Anayasaişçilere işverenlerle olan ilişkilerinde iktisadî ve sosyal durumlarınıdüzeltmek gereğiyle de greve gitmek hakkını tanımıştır. (Anayasa - Madde :47/1) Buna karşılık 275 sayılı ve 15.7.1963 günlü Toplu iş Sözleşmesi, Grev veLokavt Kanununun dâva konusu hükümlerinden biri olan 20. maddesinin 10 sayılıbendinde toplu iş sözleşmesi süresi içinde grev yapılması yasaklanmaktadır.
GerçiAnayasa, grev hakkının istisnalarına ilişkin düzenlemeleri kanuna bırakmıştır;(Madde 47/2) ancak yine Anayasa kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyaladalet ve millî güvenlik gibi nedenlerle de olsa bir temel hakkın özünedokunulmasına asla müsaade etmemektedir. (Madde 11/2)
Süresibelirli toplu is sözleşmeleri bir yıldan üç yıla kadar süreli olabilir. (275sayılı Kanun-Madde: 4/1) Bir toplu iş sözleşmesi süresi içinde-hele sözleşme üçyıllık ise-ağır, dayanılmaz iktisadî bunalımların patlak vermesi ihtimali herzaman için vardır. Böyle bir halde işçilerin iktisadî ve sosyal durumlarıkatlanılamayacak, insan haysiyetiyle bağdaştırılmayacak bir seviyeye düşebilir.Bu takdirde durumu düzeltmek için greve gidebilmelidir. Şu koşullar altında dagrev yolunun kapatılması bu temel hakkın özüne dokunur ağırlık ve kapsamda birnitelik taşır. Kararda açıklandığı üzere "toplu sözleşme ile taraflararasında sağlanan barışın sözleşme sonuna kadar sürdürülmesi düşüncesininsosyal bakımdan bugün için daha değerli olduğu" görüşü, hiçbir temelhakkın özüne hiç bir nedenle dokunulamıyacağı bir yana, öze dokunmayansınırlamaları bile haklı görecek güçte değildir.
Özetlenecekolursa:
275sayılı Kanunun 20. maddesinin 10 sayılı bendi Anayasa'ya aykırıdır ve iptaledilmesi gerekir.
Üye
Avni Givda
KARŞIOY YAZISI
19uncu maddenin 2 numaralı bendinin üçüncü fıkrasında yer alan "... ve birhakkın İhlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülü yahut İşveren veya işverenteşekkülünce karşı tarafa, özel hakeme başvurmak İçin uyuşmazlığın herhangi birsafhasında yapılmış olan teklifin 6 iş günü içinde kabul edilmemiş olması"şeklindeki hüküm, pek açık ve emredici nitelikte olup, yoruma müsait değildir.Yorumun söz konusu olması halinde de, yetkili mercilerin ne şekilde yorumyaptığını ve uygulamaların ne yolda olduğunu araştırıp tespit etmek ve bunagöre Anayasa'ya aykırı olup olmadığını incelemek gerekir. Anayasa MahkemesininAnayasa dışındaki kanunları yorumlamağa yetkisi yoktur. Bu nedenlerle çoğunlukgörüşüne katılmıyorum.
Üye
Ziya Önel
MUHALEFETŞERHİ
275sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun grev ve lokavt yetkisinidüzenliyen 19. maddesinin 2 sayılı bendinin üçüncü fıkrası, grev ve lokavtakarar verilebilmesini bazı kayıt ve şartlara bağlı tutmuş bulunmaktadır. Buşartlardan birisi de bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülünün,fıkradaki diğer şartları yerine getirdikten başkaca, karşı tarafa özel hakemebaşvurmak için teklif yapmış olması ve bu teklifin altı iş günü içinde kabuledilmemiş bulunmasıdır.
Mahkememizyukarıki kararında, (Kararın, "C) esasın incelenmesi" bölümünün"V. greve ilişkin hükümlere yönelen iptal isteminin reddine aitgerekçeler" başlıklı kesiminin (b) bendinin 5 No. lu fıkrasının"aa" paragrafı), söz konusu fıkra hükmünün, özel hakeme başvurmateklifi yapmayı zorunlu kılmadığı, zira aynı maddenin 3 sayılı bendi hükmü ilekanunun 43. maddesi hükmünün bir arada incelenmesi halinde, özel hakemebaşvurma işinin arzuya bağlı bir işlem olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle sözkonusu hükümde Anayasa'ya aykırı bir cihet bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
Halbukigerçek bu görüşün tersinedir. Şöyle ki:
Sözüedilen hükümde aynen:
(...ve bir hakkın ihlâl edildiğini ileri süren işçi teşekkülünce karşı tarafa öze!hakeme başvurmak için uyuşmazlığın herhangi bir safhasında yapılmış olanteklifin altı iş günü içinde kabul edilmemiş olması gereklidir.) denilmektedir.
Görüldüğügibi bu hüküm bir işçi teşekkülünü, grev kararı vermeden önce, karşı tarafa,özel hakeme başvurma teklifinde bulunmağa mecbur tutmakta ve altı iş günüiçinde bu teklifin kabul edilmesi halinde artık greve gitme imkânı dakalmamaktadır.
Fıkrametninden bu sonuç açıkça anlaşıldığı gibi hükmün, kanun metnine giriş sebebive Büyük Millet Meclisindeki müzakere safhası da bu sonucu doğrulamaktadır.Zira Hükümetçe Büyük Millet Meclisine sunulan tasarının ilk şeklinde böyle birhüküm mevcut bulunmamakta idi. Tasarıyı inceliyen Millet Meclisi geçicikomisyonunun raporunda da böyle bir hükmün metne ilâvesinden sözedilmemektedir. Ancak tasarının 19. maddesinin Millet Meclisindeki müzakerelerisırasında geçici komisyon tarafından, su gerekçe ile bu hükmün kanun metnineeklenmesi teklif edilmiştir.
(...Ayrıca komisyon verdiği takrirle bir yenilik daha getiriyor. O da şudur:
Mademkimaksat hakkın bir an evvel meydana çıkmasıdır. Grev ve lokavta hakihtilâflarında gidilebilmesi için bir munzam şartın daha eklenmesi uygungörülmüştür. O da şudur: Bir hak ihtilâfında grev ilân edecek olan taraf şumetinde yazılı şartları yerine getirdikten sonra, ayrıca işverene özel tahkimeçok kısa bir süre içerisinde gitmek hususunda bir teklifte bulunacak ve işvereneğer bu teklifi reddederse, işte o zaman grev hakkı doğacaktır. Lokavt içindemütekabilen aynı husus varittir. Çünkü bu takdirde işçi tarafından, öze!tahkime gidilip tahkim yolu ile hakkın meydana çıkarılması talep edilmesinerağmen İşverenin bunu reddetmesi halinde işverenin haksızlığı efkârı umumiyededahi bütün azametiyle tebarüz etmiş olacaktır. Bu bakımdan bu sistemin çok dahamüessir bir şekilde işlemesi ve her şeye rağmen, büyük efkârı umumiyehareketleri, büyük topluluk hareketleri neticesinde hâkimlerin de lüzumsuzderecede baskı ve tesir altında kalmamaları için bu unsurun da buraya ilâveedilmesini, komisyonunuz zaruri görmektedir...) (Millet Meclis! Tutanak Dergisi,Cilt: 16. Dönem: 1, Toplantı: 2, Birleşim: 77, Sahife : 461).
Görüldüğügibi geçici komisyon, söz konusu hükmü bir grev ve lokavt şartı, uyulmasızorunlu bir usul kademesi olarak, yani yukarıki kararda öne sürüldüğü gibiihtiyarî değil, mecburi bir işlem olarak teklif etmiş ve 19. maddenin 3 sayılıbendinde bu maksat-la bir değişikliği öngören önergesi Millet Meclisince de, buaçıklamanın ışığı altında oylanarak, kabul edilmiştir,
MaddeninCumhuriyet Senatosundaki müzakeresinde, özel hakeme başvurma teklifininkabulünü belli bir müddete (Altı gün) bağlama ve maddedeki bend sayısınıdörtten üçe indirme dışında, söz konusu hükümde prensip yönünden birdeğişiklik yapılmamış ve Millet Meclisince de Cumhuriyet Senatosunun yaptığıdeğişiklik kabul edilmek suretiyle hüküm kanunlaşmıştır.
Konunun,sözü geçen 19. maddenin 3 sayılı bendi ve 43. madde hükmü ile birlikte incelenmeside aynı sonucu doğrulamaktadır. Zira 275 sayılı Kanunun 19. maddesinin 3 sayılıbendinde yer alan hüküm, bu kanuna ait tasarının 19. maddesinin 4 sayılıbendinde:
(1.,2. ve 3 üncü bendlere göre greve veya lokavta karar verme yetkisine sahip olantaraflar, özel tahkime başvurmakta serbesttirler) şeklinde yer almakta vemaddenin diğer fıkralarındaki hükümleriyle de tam bir uygunluk idi. Zira Tasarımaddesinde, işçi teşekkülünü özel hakeme başvurma teklifi yapmaya mecbur tutanherhangi bir hüküm yoktu.
Fakatyukarıda açıklandığı üzere, Millet Meclisinde, tasarıdaki maddenin 3 sayılıbendinin üçüncü fıkrasında, özel hakeme başvurma teklifinin mecburî olarakyapılması usulünün konularak bend hükmünün yeni şekliyle oylanıp kabul edilmesiüzerine Geçici Komisyon sözcüsü tarafından, maddenin 4 sayılı bendindeki, 3sayılı bende yapılan göndermeyi kaldıran bir önerge verilmiş ve gerekçe olarakda (3 üncü bendde kabul edilen değişik önergesinin bir neticesi) olduğuaçıklanmış önerge oya konularak Millet Meclisince kabul edilmiştir. Bununneticesinde 19. maddenin 4 sayılı bendinde; geriye,
(1ve 2 nci bendlere göre greve veya lokavta karar verme yetkisine sahip olantaraflar özel tahkime başvurmakta serbesttirler.) hükmü kalmış ve bu suretledışarıda bırakılmış olan 3 sayılı bendde yer alan ve dâva konusu bulunan (Özelhakeme başvurma teklifinin) "mecburi" olan niteliği saklıtutulmuştur. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi Cilt: 16, Dönem: 1, Toplantı: 2,Birleşim: 77, Sahife : 469)
19.maddenin Cumhuriyet Senatosundaki müzakeresi sırasında ise, 1 ve 2 No. lubendlerin kısaltılarak bir bend haline getirilmesinin ve bu suretle maddenin 4bendden 3 e indirilmesinin bir üye tarafından teklif edilmesi, tasarıyıinceleyen C. Senatosu Geçici Komisyonunca da bu teklifin uygun görülmesiüzerine bu konudaki önergenin dikkate alınması C. Senatosu Genel Kurulundaoylanarak kabul edildiğinden, madde metni, Geçici Komisyonca bu karara uygunolarak 3 bent halinde yeniden düzenlenip C. Senatosu Genel Kurulunasunulmuştur. Bu yeni madde metninin 3 sayılı bendinde, 1 ve 2 sayılı bendlereyapılan gönderme, 1 sayılı bent olarak düzeltilmiş ve C. Senatosu Genel KurulBaşkanı da bu düzeltmenin madde de yapılan yukarıki düzeltmelerin bir sonucuolduğu yolunda açıklamada bulunmuş ve madde bu yeni şekliyle oylanarak kabuledilmiştir. (C. Senatosu Tutanak Dergisi Cilt: 13, Dönem: 1, Toplantı: 2,Birleşim: 89, 90. Sahife: 43-44, 51, 53, 111-113).
Böylece,19. maddenin 3 sayılı bendinde yer alan özel hakeme başvurma serbestliğinin,sadece maddenin 1 sayılı bendine hasredilerek, bu dâvaya konu olan 2 sayılıbent hükmünün bu serbestliğin dışında bırakılmış olduğu gerçeği hiç bir kuşkuyayer vermiyecek derecede ortaya çıkmış olmaktadır.
Maddeninyasama meclislerinde geçirmiş bulunduğu bu evreler dahi, 2 sayılı bendde yeralan özel hakeme başvurma teklifinin, "mecburi" nitelikte bir işlembulunduğunun ayrı birer delilini teşkil ederler.
275sayılı Kanunun, tarafların her safhada anlaşarak özel hakemebaşvurabileceklerini belirten 43. maddesi hükmü îse konunun tamamen dışındadırve uzlaşma yolu ile ihtilâfların giderilmesi için genel nitelikte olmak üzerebırakılmış bir açık kapı olup şüphesiz çok da yerindedir. Ancak bu hükmün,kanunun diğer bir maddesine konulmuş olan (Özel hakeme başvurma teklifindebulunma) usulündeki (Mecburilik) niteliğini bertaraf edecek bir yönü olmadığıda meydandadır.
Özetlemekgerekirse, 19. maddenin 2. ve 3. bentlerinin açık ifadesi ve hükmün konuluşsebebi; işçi teşekkülünce, greve başvurma kararı verilmeden önce özel hakemebaşvurmak için karşı tarafa teklifte bulunulmasının zorunlu olduğu, bu işlemyapılmadan önce verilen grev kararının kanunsuz sayılmasının gerektiğigerçeğini ortaya koymaktadır.
Bununsonucu olmak üzere özel hakeme başvurma teklifini alan işverenin bu teklifikabul etmesi halinde, işçi teşekkülünün artık grev kararı vermesi yetkisi de elindenalınmış olmakta, ancak karşı tarafın özel hakeme başvurma teklifini altı işgünü içinde kabul etmemesi halinde grev kararı verebilmek hakkı doğmaktadır.
HalbukiAnayasa'nın 47. maddesinde:
(İşçiler,işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veyadüzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunladüzenlenir.) denilmek suretiyle grev hakkı, mutlak olarak, kişinin sosyal veiktisadî temel hakları arasına alınmış, ancak kullanılmasını ve istisnalarınınbelirtilmesinin düzenlenmesi işleri yasa koyucuya bırakılmıştır. Yasa koyucu budüzenleme sırasında, Anayasa'nın, 11. maddesi hükmünü gözönünde bulundurmak,başka bir deyimle, grev hakkının kullanılmasının düzenlendiği veyaistisnalarının gösterildiği ileri sürülerek grev hakkının özüne dokunamamakzorunluğundadır.
Yukarıdakiaçıklamalardan da anlaşıldığı gibi söz konusu hükmün, grev hakkınınkullanılmasını düzenliyen veya bu hakka istisna koyan bir hüküm olmayıp, grevhakkını, genel olarak ve daha başlangıcında, işçi teşekküllerini işverene özelhakeme başvurma teklifinde bulunmağa mecbur tutmak suretiyle, engellemekte vekarşı tarafın teklifi kabul etmesi halinde de büsbütün yasaklamak suretiylegrev hakkının kendisini ortadan kaldırmaktadır
Buhaliyle söz konusu hükmün grev hakkına ilişkin olan kısmının Anayasa'yaaykırılığı ortadadır ve iptali gerekir.
Bunedenle yukarıki kararın konuya ilişkin bulunan kısmına katılmamaktayız.
Üye
Şeref Hocaoğlu
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün