ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/99
Karar No.:1964/38
Karar tarihi:13/5/1964
Resmi Gazete tarih/sayı:14.7.1964/11753
Davacı: Adalet Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu.
Dâvanınkonusu : Ceza Kanununun Mevkii Meriyette Vaz'ına Müteallik 825 sayılı kanunun 5inci maddesinde yer alan ve meşruten tahliyeyi Adalet Bakanlığının tasvibinebırakan hükmün, Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı olduğu ileri sürülerekiptali istenmiştir.
İnceleme:
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 5/3/1963 gününde yapılan ilkincelemede, dilekçede Adalet Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu adınaimzası bulunan Cahit Okurer'in, Cumhuriyet Senatosu Grup Başkanı ve Ali NailîErdem'in Millet Meclisi Grup Başkan Vekili olduklarını belirten onanlıbelgelerin dosyada bulunmadığı görüldüğünden bu eksiğin tamamlattırılmasınakarar verilmiş ve yapılan tebligat üzerine de, süresi içinde tamamlandığıanlaşılmış olmakla işin esasının incelenmesine 15/4/1963 gününde kararverilerek düzenlenen rapor, 825 sayılı kanunun ve Anayasa'nın konu ile ilgilihükümleri, gerekçeleri, komisyon raporları ve Meclis Görüşme tutanaklarıokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
Gerekçe:
Sözügeçen 825 sayılı kanunun 5 inci maddesi şöyledir :
"Madde5- Üçüncü madde hükmünün tatbikine başlandıktan sonra cezasının dörte üçünühüsnühal ile geçiren ağır hapis ve yarısını o veçhile geçiren hapismahkûmlarının zikri geçen 16 ve 17 nci maddeler hükmünce meşruten tahliyesinekarar itası ve icabı halinde bu kararın tasvibi Adliye Vekâletine aittir. Bumuamelenin icrasına esas olmak üzere mahkûm, hapishane müdürüne bir istidaverir. Müdür bu istidayı mahkûmun tarzı hareketine ve ıslahı nefsedipetmediğine müteallik tetkikat ve müşahedatı ve hapishane komisyonunun mütalâasıile beraber hükmü veren mahkeme nezdindeki müddeiumumiye gönderir.
Müddeiumumilüzum göreceği sair malûmatı cem ettikten sonra esbabı mucibelimütalâanamesiyle evrakı hükmü veren mahkemenin reisine tevdi eder ve istihsaledeceği kararı evrakiyle birlikte Adliye Vekâletine gönderir. Tahliye kararınınistirdadı lüzumunda mahkûm müddeiumuminin talebi ve yine hükmü veren mahkemereisinin kararı ile halisabıkına icra ve keyfiyet vekâlete iş'ar olunur.
İstirdatmuamelesi mahallî zabıtasının müddeiumumiliğe müracaatı üzerine tahliyedecereyan edecek usul dairesinde cereyan eder."
ÜyelerdenŞemsettin Akçoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün, dilekçenin,"iptalini istenilen kanun" kenar başlıklı kısmında, "825 sayılıCeza Kanununun Mevkii mer'iyete Vaz'ına Mütaallik Kanunun 5 inci maddesi"dendiğine göre, dâvanın, bu maddenin tümünü kapsadığı görüşünde bulunmuşlardır.Ancak, gene dilekçede, "Meşruten tahliyenin Adalet Bakanlığının tasvibinebırakılması Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı görüldüğü" iptal sebebiolarak gösterilmiş bulunması karşısında, dâvanın, sözü geçen maddenin birincifıkrasında yer alan ve Adalet Bakanlığına tasvip yetkisi tanıyan hükme münhasırolduğuna yukarıda adları geçen üyelerin muhalefetleri ile ve oyçokluğu ilekarar verilmiştir.
Dâvadadayanılan Anayasa'nın 132 nci maddesinde :
"Hâkimler,görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerinegöre hüküm verirler.
Hiçbirorgan, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekteolan bir dâva hakkında yasama meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ileilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz.Yasama ve yürütme organları İle idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; buorganlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunlarınyerine getirilmesini geciktiremez" denilmektedir.
ÜyelerdenŞemsettin Akçoğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, HakkıKetenoğlu ve Muhittin Gürün özetle, Anayasanın bu maddesinin, yargı yetkisineilişkin bulunduğu, bu bakımdan hâkimlerin ve mahkemelerin, bu yetkiyikullanarak verdikleri kazaî kararlarında bağımsızlıklarının söz konusuolabileceği, 825 sayılı kanunun 5 inci maddesi gereğince mahkeme başkanının meşrutentahliyeye ilişkin verdiği kararın ise idarî bir tasarruf olduğu ve bunun AdaletBakanlığınca tasvip edilmesinin Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırısayılamayacağı görüşünü savunmuşlardır.
Doktrindede mahkeme başkanının verdiği meşruten tahliye kararının niteliği tartışmakonusudur. Bu kararı idarî bir tasarruf olarak kabul edenler bulunduğu gibikazaî bir tasarruf niteliğinde görenler de vardır.
Aşağıdaaçıklanacak sebeplerle, çoğunluk, işin bu açıdan incelenmesini uygun görmemişve adları geçen üyelerin görüşünü benimsememiştir.
825sayılı kanunun 5 inci maddesi gereğince meşruten tahliyeye karar verilmesi vebu kararın geri alınması, mahkûmiyet kararını vermiş olan mahkeme başkanınaaittir. Mahkeme başkanı bu kararı hâkim sıfatı ile vermektedir.
Anayasa'nın132 nci maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlerin görevlerinde bağımsızoldukları yazılıdır. Bu hükmün, hâkimlerin şahıslarına ilişkin teminatla ilgisiyoktur. Hâkimlik teminatı Anayasa'nın 133 üncü maddesinde düzenlenmiştir. 132nci maddenin birinci fıkrasında yer alan hükmün amacı, Anayasa Komisyonunun bumadde ile ilgili gerekçesinde açıklanmıştır. Bu gerekçede, Anayasa tasarısının,kabul ettiği prensiplerden birisinin yargı görevinin bağımsızlığı olduğu,maddeain birinci fıkrasında hâkimler hakkında bu esasın ifade edildiği, hiçbirorgan, makam, merci veya kişi tarafından yargı yetkisinin kullanılmasındahâkimlere ve mahkemelere müdahale edilememesi esasının, yargı görevininbağımsızlığı prensibinin sonuçlarından bulunduğu belirtilmiştir. Bu gerekçeyegöre, bağımsızlık ilkesi, özellikle, hâkimlerin kararlarına, yasama ve yürütmeorganları ile idare tarafından müdahale edilememesi anlamını taşımaktadır. 132nci maddenin ikinci fıkrası hükmü de bu anlamı desteklemektedir.
Anayasa'nınkurmayı hedef tuttuğu demokratik hukuk devletinin temeli ve teminatı adalettir.Adaletin dağıtılmasında ise, hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığı ilkesininyeri ve önemi meydandadır. Anayasa koyucusu bu ilke üzerinde titizlikledurmuştur. Gene Anayasa Komisyonu raporunun genel gerekçe kısmının yargıbölümünde de bu konuya ayrıca değinilmiş ve bütün devlet faaliyetlerinin kazaîdenetime tabi tutulduğu, bu denetimi yapacak olan organların bağımsızlığının budenetiminin ciddi ve tesirli olmasının şartı bulunduğu, bu bakımdan hâkimler vemahkemeler üzerinde her türlü etkileri önleyici hükümlerin tasarıya konulduğuve mahkemelerin yasama ve yürütme organları karşısında tamamiyle bağımsız halegetirildiği belirtildiği gibi Anayasa'nın 132 nci maddesindeki açık ve kesinhükümlerle de hâkimlerin bağımsızlığı korunmuştur.
Anayasa'da,hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığına verilen değer karsısında, bu ilkeninbütün kapsamı ile uygulanmasına önem vermenin zorunluğu olduğu söz götürmez.
Builkenin tam olarak gerçekleşebilmesi için Anayasa'nın 132 nci maddesininbirinci fıkrasında uzvî (Organik) tasnifin esas tutulmuş olduğunu kabul etmekgerekir. Bu bakımdan, hâkimlerin ve mahkemelerin bu sıfatla yaptıkları herçeşit huhukî tasarruflar, maddî bakımdan nitelikleri ne olursa olsun, yaniister idarî ister kazaî olsunlar, sözü geçen birinci fıkranın kapsamına girmişolurlar. Halbuki maddi tasnif esas tutulursa, yalnız kazaî nitelikte olantasarruflara bu fıkranın uygulanabileceği, idarî nitelikte olanların aynıfıkranın dışında kaldıkları ve bunları, yasama ve yürütme organları ileidarenin denetleyebilecekleri sonucuna varılır. Böyle bir durum ise,Anayasa'nın 132 nci maddesinin kesin olan birinci fıkrası hükmüne ve bu hükmün,Anayasa Komisyonu raporunun gerekçesinde açıkça belirtilen amacına aykırı olur.
Anayasa'nın132 nci maddesinin yer aldığı üçüncü bölümün (Yargı) başlığını taşıması,maddenin birinci fıkrasında hâkimlerin (Görevlerinde) bağımsız olduklarınınyazılı bulunması ve ikinci ve üçüncü fıkralarında (Yargı yetkisinin kullanılmasındansöz edilmesi, hâkimlerin sadece kazai nitelikteki tasarruflarının maddeninkapsamına girdiği ve idarî nitelikte olanlarının bağımsızlık anlamının dışındakaldığı sonucuna varmak için sebep teşkil etmez. Zira hâkimlerin görevi,kanunun verdiği yargı yetkisini kullanmaktadır. Esas fonksiyonları budur. Bubakımdan hâkim sıfatiyle yaptıkları bütün tasarruflar yargı yetkisinikullanmalarının bir sonucudur. İdari nitelikte olanlarda bu yetkiye dayanır.Doktrinde de bunların uzvî bakımdan kazaî oldukları kabul edilmektedir.
Hâkimlerve mahkemeler, kalem işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi için de işlemyaparlar. Ancak bu işlemlerde, hakim sıfatıyla değil, idari bir makam olarakhareket ederler. Bunlar, Adalet Bakanlığı adına yapılır ve bu işlemledenhakimlik sıfatıyla hiçbir ilgisi yoktur Nitekim, bu ve benzeri işlemler,Devletin diğer teşkilâtında hâkim sıfatını taşımıyan idari makamlar tarafındanyapılır. Anayasa Komisyonu raporunun 132 nci maddesine ilişkin gerekçesindemahkemelerin idarî işlemleri de söz konusu edilmiş ve hâkimlere ve mahkemeleremüdahale edilmemesi ilkesinin, yargı yetkisinin kullanılması halinde göz önündetutulmak gerektiği ve mahkemelerin idari işlerinin düzenlenmesinde AdaletBakanlığının genelge gönderme veya tedbir alma yetkisinin mevcut olduğuaçıklanmıştır.
AnayasaKoyucusu bu gibi işlemler dışında hâkimlerin ve mahkemelerin her çeşit hukukitasarruflarını 132 nci maddenin kapsamı içinde gördüğünü bu gerekçe ileanlatmış bulunmaktadır. Eğer hâkimlerin maddi bakımdan idari niteliktekitasarruflarını yargı yetkisinin kullanılması dışında görse idi Anayasakoyucusunun, bağımsızlık konusuna verdiği büyük önem dolayısiyle, bu istisnayada işaret etmiş olacağı şüphesizdi.
825sayılı kanunun 5 inci maddesinde, meşruten tahliyeye karar vermeğe ve bu kararıgeri almağa yetkili kılınmış olan mahkeme başkanının verdiği karar, üzvibakımdan; bir hâkim kararı Olduğuna göre yasama ve yürütme organlarının, bukarara müdahale edememeleri, hâkimlerin bağımsszlığı ilkesinin gereklerindendir.Böyle olunca, sözü geçen maddenin bu kararın Adalet Bakanlığı tarafındantasvibini öngören hükmü Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırıdır.
Yukarıdaaçıklanan sebeplerden ötürü Ceza Kanununun Mevkii mer'iyete Vaz'ına dair 825sayılı kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve "Bukararın tasvibi Adliye Vekâletine" ibaresiyle bu bakanlığa tasvip yetkisitanıyan hükmün, Anavasa'nın 132 nci maddesine aykırı olduğundan iptaline,üyelerden Şemsettin Akçoğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Salim Başol, CelâlettinKuralmen, Hakkı Ketenoğlu ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleri ile ve oyçokluğuile 13/5/1964 gününde karar verildi.
Başkan
Sünuhi Arsan
Başkan Vekili
Lütfi Akadlı
Üye
Rifat Göksu
Üye
İ. Hakkı Ülkmen
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İbrahim Senil
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Ekrem Tüzemen
MUHALEFETŞERHİ
l-Adalet Partisi Millet Meclisi ve Senato Gruplarının 22/1/1963 tarihindekimüşterek toplantısında 825 sayılı kanunun 5 inci maddesinin herhangi bir ayrımyapılmaksızın, Anayasa'ya aykırılığı sebebile iptali için dâva açılmasına kararverilmiş ve dâva dilekçesinde de (İptali istenilen kanun hükmü) olarak sözügeçen madde, hiç bir sınırlama yapılmadan gösterilmiş olduğundan ve bu suretledavacının istemi, maddenin tamamının iptalini hedef tutmuş bulunduğundanincelemenin, maddenin tümü üzerinden varılması gerektiği halde, dilekçedeyazılı Anavasa'ya aykırılık gerekçesini, istemin kendisi imiş gibi düşünerekincelemeyi, söz konusu gerekçede belirtilen sınırlar içerisine sıkıştırmağa, 44sayılı kanunun 28 nci maddesinin, - Anayasa Mahkemesini iptal dâvalarında istemile bağlayan ve fakat gerekçe ile sinıflamıyan - hükümleri karşısında imkânyoktur.
İncelemedeuygulanan usule bu bakımdan muhalifiz.
2-Anayasa'nın 132 nci maddesi "Yargı" bölümünün ilk maddesi olup"Mahkemelerin bağımsızlığı" kenar başlığını taşımakta ve özet olarak:
(Hâkimleringörevlerinde bağımsız olduklarını, Anayasaya, Kanuna, Hukuka ve Vicdanikanaatlerine göre hüküm verdiklerini, yargı yetkisinin kullanılmasındamahkemelere ve hâkimlere hiç bir makam, merci ve kişinin emir ve talimat veremiyeceğini,genelge gönderemiyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamıyacağını)
hükmebağlamaktadır.
Görülüyorki Anayasa'nın bahis konusu edilen 132 nci maddesi, hâkimleri ve mahkemeleri,münhasıran yargı görevinin yapılması sırasında bağımsız ve her türlü etkinindışında tutmak maksadını gütmektedir.
Halbukimahkememizin yukarıdaki kararında; hâkim tarafından yapılan muamelenin niteliğiüzerinde durulmaksızın ve her hangi bir ayrım yapılmaksızın (Hâkimin yaptığıveya karıştığı her muamelede, Anayasanın 132 nci maddesindeki teminatınsağlanması lazımdır.) düşüncesi çoğunluk kazanmış bulunmaktadır.
Budüşünceye katılmak mümkün değildir. Zira Anayasa'nın 132 nci maddesi, yukarıdada belirtildiği üzere sadece yargı işlemlerini konu olarak almış olduğundan birkısım mevzuat ile hâkimlere verilmiş bulunan idari görevlerin yerinegetirilmesi için yapılan ve "İdari muamele" niteliğinde olan işlemlerhakkında bu maddede yazılı teminatın bahis konusu olmaması lâzımdır. Çünkiidari muamelelerin, "Yargı" işlemlerinden farklı olarak kendilerinemahsus hukuki yapıları bulunup idari işlemler hakkındaki hükümlere tabidirler.
Buitibarla meselenin çözümlenmesi için, şartla salıverme muamelesinin, hukukalanında ve diğer memleketler mevzuatında bir "Yargı" işi olaraksayılıp sayılmadığının ve kanunlarımızla düzenlenen uygulama şekline göre de"Yargı" niteliğinde bulunup bulunmadığının tâyin ve tesbit olunmasıgerekmektedir.
FilhakikaCeza Hukuku müelliflerinden bazıları, şartla salıverme işlemini, cezanıninfazının bir safhası olup icra uzvunun karariyle tamamlanan tamamen idari birmuamele olarak kabul ederken bazıları da bu işlemde, infaza taallûk eden birihtilâfın halli mahiyetini görerek "Yargı" hüviyeti tanımaktadırlar.
Ancakbütün yazarlar şartla salıvermenin; cezanın infazının, Ceza evi dışındadevamından başka bir şey olmadığında ittifak etmektedirler.
Filhakikaşartla salıverme işleminin gerçek hüviyeti, bir hükümlünün arta kalan cezamüddetini, Ceza evi dışında geçirmesinin uygun olup olmayacağına kararvermekten ibarettir.
Muameleninbu durumu göz önüne alınacak olursa, hâkim şartla salıverme istemi hakkındakarar verirken ne hukuki veya cezai bir ihtilâfı yargılamakladır, ne demuhtemel bir ihtilafı önceden önleme veya çıkacak ihtilafta adaleti sağlamagayesi olan ve "Nizasız kaza" terimi ile ifade edilip bu hüviyeti ile"Yargı" sahasına dâhil sayılan bir muamele yapmaktadır.
Buitibarla şartla salıvermeyi "Yargı" işi görmiyerek "İdari birişlem" sayan müelliflerin görüşleri, muamelenin gerçek niteliğine dahauygun düşmektedir.
Diğertaraftan müessesenin çeşitli memleketlerdeki tatbikatı da milletlerin hukukalanındaki gelişmelerinin ve geleneklerinin etkisi ile farklı suretlerdedüzenlenerek değişik usullere tabi tutulmuş bulunmaktadır. Nitekim şartlasalıverme, bazı memleketlerde sadece hâkimin kararına bırakılmış, bazımemleketlerde ise bu konuda hâkime hiç bir görev verilmeksizin yalnız idareninyetki ve kararına terkedilmiş, bazı memleketlerde ise idare ve hâkimlerdenkurulu karma heyetlere görev verilmiştir.
Buhusustaki memleketimiz mevzuatına gelince :
CezaKanununun yürürlüğe konulmasına dair olan 26/4/1926 tarihli ve 825 sayılıkanunun 5 inci maddesiyle kabul edilmiş olan usul şöyledir :
(CezaKanununun 16 ve 17 nci maddelerinde yazılı şartları haiz olması sebebiyleşartla salıverme isteğinde bulunmağa hak kazanmış olan hükümlü Ceza EviMüdürlüğüne verdiği bir - dilekçe ile istemini yapar. Cezaevi müdürü gerekliincelemeden sonra görüşünü ceza evi komisyonuna bildirir. Ceza evikomisyonunun, şartla salıvermenin uygun olup olmadığı hakkındaki düşüncesi ileberaber dosya, ceza evi müdürlüğü tarafından hükmü veren mahkemenin savcısınagönderilir. Savcı lüzumlu göreceği bilgileri topladıktan sonra gerekçeli düşüncesiylebirlikte evrakı hükmü veren mahkemenin başkanına gönderir. Mahkeme başkanının,şartla salıvermenin uygun olduğu hakkında vereceği karar, savcı tarafındandosyasiyle birlikte Adalet Bakanlığına gönderilir. Bakanlığın şartlasalıvermeyi uygun bulması halinde muamele neticelenir).
Görülüyorki kanunumuza göre şartla salıverme işi, cezaevi müdüründen başlayıp AdaletBakanlığında biten bir idari muameleler zincirini geçmektedir, işin başındailgilinin istemi dahi bir mahkemeye veya hâkime yapılmamaktadır. Hükümlü şartlasalıvermeye hak kazandığını ve gerekli işlemin yapılmasını ceza evi müdüründenistemektedir. İstem hakkındaki ilk incelemeler, ceza evi müdürü, ceza evikomisyonu ve savcı tarafından yapılmakta istemin uygun olup olmadığı hakkındakidüşünceler, sırasiyle bu makamlar tarafından belirtilmektedir. Gelen dosyayıinceleyerek duruma göre şartla salıvermeye karar verilmesi veya istemin reddi,ceza hükmünü veren mahkemenin başkanına ait bulunmaktadır. Burada dikkatedilmesi gereken bir husus da, istem hakkında karar vermek yetkisinin esashükmü veren mahkemeye değil de, o mahkemenin başkanına ait bulunmasıdır. Esashükmü veren mahkemenin tek hakimli olması hâlinde "Mahkeme Başkanı"ile Mahkemenin aynı şahıs üzerinde toplanmış olmasının esasa müessir olmadığını,kararın, birinci halde, mahkeme hüviyetiyle verilirken, şartla salıverme de,mahkeme olarak değil, sadece mahkeme başkanı sıfatiyle verilmekte olduğunuizaha hacet yoktur.
Görüldüğügibi kanunumuz, şartla salıverme müessesesini, aslında idari bir sistem olarakkurmuş Ceza evi müdüründen başlıyarak Adalet Bakanlığında son bulan muamelelerzincirine, hükmü veren mahkemenin başkanınıda dâhil ederek ona da bu konuda birgörev vermiştir. Burada mahkeme başkanının yaptığı iş, yargılama olmayıp idaribir kararın alınması hususunda hâkime verilmiş bir görevin yerinegetirilmesinden ibaret bulunmaktadır.
Busonuca göre "Mahkeme Başkanı" nın şartla salıverme işlemindekidurumunun Anayasa'nın 132 nci maddesinde yer almış olan ve münhasıran yargıgörevinin yapılması ile ilgili bulunan esaslarla her hangi bir alâka vemünasebeti yoktur. Bu sebeple de şartla salıverme muamelesinin AdaletBakanlığının tasvibi ile tamamlanmasını ön gören 825 sayılı kanunun 5 incimaddesi hükmünün Anayasa'ya aykırılığı bahis konusu değildir.
Buyüzden karara muhalifiz.
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Muhittin Gürün
Yukarıdayazılı muhalefet şerhinin 2 numaralı bendindeki gerekçeleri mahkememizin YüceDivan sıfatiyle verdiği 24/12/1963 gün ve muhabere 962/1488, karar 1963/9sayılı kararındaki (Şartla salıverme kararı, idari nitelikte bir karardır.Gerektiğinde geri alınabilir; geri alma kararı da aynı usulle verilir.)tarzında gösterilen sebep de ayrıca teyit etmektedir.
Bukabul ve muhalefet şerhinin 2 numaralı bendinde yazılı sebeqyen dolayısiylekarara muhalifiz.
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Hakkı Ketenoğlu