ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1964/5
Karar sayısı:1966/45
Karar günü:8/12/1966
Resmi Gazete tarih/sayı:28.6.1967/12633
İptaldâvasını açan: Türkiye İşçi Partisi
İptaldâvasının konusu : 26 Ekim 1963 gününde yayınlanan 353 sayılı ve 25/10/1963günlü Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun l inci maddesinindördüncü fıkrasının, 10 uncu maddesinin C, D, F bentlerinin, 11 inci maddesininA bendinin, 12. ve 16 ncı maddelerinin ve 71 inci maddesinin l inci fıkrasınınD bendi ile 3 üncü fıkrasının A bendinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sınıntemel ilkelerine, 32. ve 138 inci maddelerine ve 65 inci maddesi delaletiyle(İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri koruma Sözleşmesi ve buna ek ProtokolünTasdiki) hakkındaki 6366 sayılı kanuna aykırı olduğu ileri sürülmüş veAnayasa'nın 149. ve 150 nci maddelerine dayanılarak iptalleri istenilmiştir.
İLKİNCELEME:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince 30/1/1964 gününde yapılan ilkincelemede, dâva dilekçesinde sözü edilen genel yönetim kurulu ve merkezyönetim komitesi kararlarının ve dâva açma yetkisi başkaca bir kararlaverilmişse o kararın onanlı örneklerinin gönderilmediği görülmüş ve 44 sayılıve 22/4/1962 günlü kanunun 26 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarıncaeksiklerin onbeş gün içinde tamamlanması için Dâvacıya tebligat yapılmasına,üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun, dâva açma yetkisinin partinin en yüksek organıolan büyük kongrece verilmediği dâva dilekçesinden anlaşıldığına göre kararörneklerinin istenmesine yer olmadığı yolundaki muhalefetiyle ve oyçokluğu ilekarar verilmiştir.
Dâvacının30/1/1964 günlü kararda verilen süre içinde parti tüzüğü ile iki belge Örneğinigönderdiği görülmüştür. Bunlardan birincisi 6/9/1963 gününde İstanbul 8 inciNoterliğince 23242 sayı ile onanmış olup Türkiye İşçi Partisinin Genel YönetimKurulunun 12/5/1963 gününde Gaziantep'te yaptığı 76 ncı oturumda alınan kararın6 ncı maddesinin örneğidir. Belgede (Çıkacak kanunlar hakkında, her biri içingenel yönetim kurulundan ayrı ayrı karar alınmasına lüzum olmaksızın merkezyönetim komitesine, en yüksek organ sıfatiyle umumî selâhiyet ve dâvakonularının tâyini ile gerekli iptal dâvalarının açılmasına ilişkin işlemlerinyapılması için tam yetki verilmesinin oybirliği ile kararlaştırıldığı)belirtilmektedir, istanbul 12 nci Noterliğince 18/2/1964 gününde 2787 sayı ileonanmış olan ikinci belge parti merkez yönetim komitesinin Genel BaşkanAybar'ın başkanlığında 23/1/1964 gününde yaptığı 113 sayılı toplantıda alınankararın l inci maddesinin örneğidir. Belgede 25/10/1963 günlü ve 357 sayılıAskerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun l inci maddesinindördüncü fıkrası, 10 uncu maddesinin C, D ve F bentleri, 11 inci maddesinin Abendi, 12. ve 16 ncı maddeleri ve 71 inci maddesinin l inci fıkrasının D bendiile 3 üncü fıkrasının A bendi Anayasa'ya aykırı bulunduğundan Genel YönetimKurulunun evvelce verdiği yetkiye dayanılarak bu konuda iptal dâvası açılmasınaoybirliği ile karar verildiği açıklanmaktadır.
13/3/1964günlü Anayasa Mahkemesi toplantısına katılan üyelerden Rifat Göksu, ŞerefHocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve EkremTüzemen : 44 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince dâvadilekçesinde imzası bulunan parti genel başkanını dâva açmaya yetkili kılanbelgenin de genel sekreterliğe verilmesi zorunlu iken böyle bir belgegönderilmediğinden dâvaya bakılamıyacağı görüşünü ileri sürmüşlerdir.
44sayılı kanunun 25 inci maddesinin l sayılı bendine göre; son milletvekili genelseçimlerinde muteber oy sayısının en az yüzde onunu alan veya Türkiye BüyükMillet Meclisinde temsilcisi bulunan bir siyasî partinin (Tüzüğü uyarınca) enyüksek merkez organı, bir kanun veya yasama meclisi içtüzüğü aleyhineAnayasa'ya aykırılık nedeniyle iptal dâvası açılmasına en az, üye tam sayısınınsalt çoğunluğu ile karar verirse, partinin genel başkanı veya vekili dâvayıaçar. Genel Başkanın dâva açma yetkisi kaynağını yasadan aldığı içindir ki enyüksek organ, kararını verdikten sonra başkan adına ayrıca bir yetki belgesidüzenlenmesi söz konusu olamaz. 44 sayılı kanunun 26 ncı maddesinin üçüncüfıkrası hükmü, 25 inci maddenin l sayılı bendi ile birlikte ele alınırsa, yetkibelgesi aranmasının ancak dâva dilekçesinde başkandan başkasının imzasıbulunması veya dilekçeyi imzalayanın kimliğinin bilinememesi hallerine hasrıgerekeceği ve 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasının her iki durumda da özellikle enyüksek merkez organınca alınan dâva açma kararının onanlı örneğinin AnayasaMahkemesine verilmesini sağlamağı hedef tuttuğu görülür.
Bunedenle çoğunluk yukarda açıklanan görüşü benimsememiş ve dâvaya bakılmakgerektiğine üyelerden Rifat Göksu, Şeref Hocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen,Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve Ekrem Tüzemen'in muhalefetleriyle ve oyçokluğuile karar verilmiştir.
Yineaynı toplantıya katılan üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, İbrahim Senil, ŞerefHocaoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün; Dâva açma yetkisi, yalnızcaparti genel yönetim kurulunda bulunduğuna göre bu kurulun hangi kanunlarhakkında iptal dâvası açılacağını açıklamaksızın merkez yönetim komitesinesadece genel yetki vermekle yetinmesinin yeterli olamıyacağı görüşünüsavunmuşlardır.
Türkiyeİşçi Partisi tüzüğüne göre Merkez Yönetim Komitesinin Partinin en yüksek merkezorganı sayılması gerekir. 353 sayılı kanun hakkında iptal dâvası açılmasınakomitece karar verilmiştir. Azınlık görüşü bu nedenle benimsenmemiş ... veeksikler 30/1/1964 günlü kararda açıklanan süre içinde tamamlandığından vedosyada başkaca eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine 13/3/1964gününde üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, İbrahim Senil, Şeref Hocaoğlu,Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ilekarar verilmiştir.
SÜRESORUNU :
Esasınincelenmesine karar verildikten sonra aradan geçen zaman içinde AnayasaMahkemesinin, Anayasalın 150 nci maddesinde yazılı dâva açma süresinin nasılhesaplanması gerektiği konusundaki eğilimi 3/7/1964 günlü ve 1964/22-54 sayılıve 26/10/1965 günlü ve 1965/39-56 sayılı kararlariyle kendisini göstermişolduğundan, dâvanın açılma tarihine göre, esasa geçilmeden önce, süre sorunununincelenmesi ve çözümlenmesi zorunlu görülerek bu konudaki ek rapor okundu ve gereğigörüşülüp düşünüldü :
Kimihükümleri dâva konusu edilen 353 sayılı Kanun, 26/10/1963 günlü ve 11541-mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Dâva dilekçesinin AnayasaMahkemesi Genel Sekreterliğince kaleme havalesi günü 24/1/1964 tür. 44 sayılıkanunun 26 ncı maddesine göre genel sekreterin dâva dilekçesini kaleme havaleettiği günde dâva açılmış sayılır. Anayasa'nın 150. ve 44 sayılı kanunun 22 ncimaddelerinde Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvası açma hakkının,iptali istenen kanunun veya İçtüzüğün Resmî Gazete'de yayımlanmasındanbaşlayarak doksan gün sonra düşeceği yazılıdır. Bu açık ve kesin anlatıma göredoksan günlük sürenin tesbitinde, Resmî Gazete'de yayımlanma gününün de hesabakatılmasının zorunlu olduğu meydana çıkar. Yasanın mutlak deyimle doksan günlüksüre içine aldığı yayım gününü, bir günün 24 saat olduğu esasına dayanarak veyayım saati üzerinde faraziyeler kurarak hesap dışı bırakmağa yer verilemez.Öte yandan sürelerde kimi günlerin hesaba katılmaması öngörülmüşse Kanun koyucuereğini şimdiye kadar hep açık ve özel hükümlerle belli edegelmiştir. BorçlarKanunu (Madde-76) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (Madde-161) Ceza MahkemeleriUsulü Kanunu Madde-39), İcra ve iflâs Kanunu (Madde-19), Vergi Usul Kanunu(Madde -18) bu tutumun başlıca örnekleridir. Yukarıda sayılan kanunlarda vebenzerlerinde akdin, tefhim veya tebliğin yapıldığı, yahut sürenin başladığıgünlerin hesaba katılamayacağına dair olan hükümler, ancak o yasalarınkapsamına giren işlere inhisar eder, Hele Anyasa'nın 150 nci maddesi gibiaçıklık ve kesinlik bulunan yerlerde bu çeşit hükümleri, uygulanma alanlarınıaşacak şekilde destek yaparak, yeni yorum ve manalandırmalara gidilmesi caizgörülecek bir davranış olamaz.
Yukarıdaaçıklanan tarihlere ve Anayasa hükümlerine göre dâva konusu kanunun ResmîGazete'de yayınlanmasından başlayarak 91. gün yani iptal dâvasını açma hakkıdüştükten sonra açılmış olduğu aşikâr bulunan dâvanın reddi gerekir. ÜyelerdenFeyzullah Uslu, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş ve Recai Seçkin bu görüşekatılmamışdır.
Dâvacı,dilekçesinde, ayrıca sözlü açıklama istemekte ise de varılan sonuca göre buistem üzerinde durulmamıştır.
Sonuç:
Dâvanın,Anayasa'nın 150. ve 44. sayılı kanunun 22 nci maddelerinde yazılı 90 günlüksüre dolduktan ve böylece dâva hakkı düştükten sonra açıldığına ve bu yüzdenreddine üyelerden Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş ve RecaiSeçkin'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile 8/12/1966 gününde karar verildi.
Başkan
İbrahim Senil
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Ziya Önel
Üye
Lütfi Ömerbaş
KARŞIOY YAZISI
Çoğunluk,Anayasa'nın 150 nci maddesindeki doksan günlük sürenin hesap edilmesinde,iptali istenilen yasanın Resmî Gazete'de yayınlandığı günün hesaba katılacağıazınlıkta kalan üyeler ise Resmî Gazete ile yayınlanma gününün hesabakatılmayacağı, görüşünü benimsemiş bulunmaktadır. Çoğunluk, bir süreyebaşlangıç olacak günün hesaba katılmaması gerektiğinden bunun yasadabelirtilmesinin Türk Yasa koyucusunun tuttuğu bir yol olduğu, Anayasa'nın 150nci maddesinin yazılışının Türkçe bakımından çok açık bulunduğu ve bu yazılışagöre de yayınlanma gününün hesaba katılacağında tereddüt edileni iyeceğigörüşündedir.
1-Anayasa'nın tartışma konusu 150 nci maddesinin başlığı (Dâva açma süresi) dirve maddede (Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvası açma hakkı,iptali istenen kanun veya içtüzüğün Resmî Gazete'de yayınlanmasından başlayarakdoksan gün sonra düşer). denilmektedir.
Bumaddenin yazılışından anlaşılan durum şudur : Bir metin Resmî Gazete'deyayınlanacak ve bunun üzerinden doksan gün geçecek ve bu doksan gününgeçmesiyle iptal isteme hakkı düşecektir. Türkçe bir cümlede (Şuradanbaşlayarak doksan metre sonra duracaksın.), Şu (günden başlayarak doksan günsonra evine döneceksin.), (Bu günden başlayarak doksan gün sonra sınavagireceksin.), (Yazına bu günden başlayarak doksan gün sonra onu bitireceksin.)denildiğinde, başlangıç sayılan yerin üzerinden tüm doksan metre uzaklığınsayılacağı, başlangıç sayılan günün üzerinden tam doksan günün geçeceği anlamıçıkar. Bu sözlerdeki (Başlayarak) sözcüğü ile (Sonra) sözcüğü birliktegözönünde tutulunca ve (sonra) nın belli bir başlangıç üzerine ekleneceknesneyi gösterdiği konusuna dikkat edilince, bu sözlerin başkaca yorumlanmasınagidilemez.
2-Bir an için Türk dili bakımından, tartışma konusu hükmün çoğunluğun benimsediğigibi yorumlanması gerektiği varsayılsa (Farz edilse) bile, hukukî bir metninyorumlanması söz konusu olduğu için, hukuk dilinde ve Türk hukuk sistemindeböyle bir sözün ne anlama geldiğinin incelenmesi zorunluğu ortaya çıkar. Herşeyden önce şunu hatırlatalım ki bu günkü öztürkçede (Başlayarak) sözü, eskidildeki (İtibaren) sözünün karşılığıdır. Nitekim, Türk Dil Kurumunun çıkardığı(Türkçe Sözlük) te, (itibaren) sözcüğü, (den başlayarak,-den sonra, den beri :O günden itibaren- o günden başlayarak, o günden sonra veya o günden beri) diyeaçıklanmıştır. (Türkçe Sözlük -3. Baskı-Yeni Matbaa 1959 Ankara). Bu anlam,başka sözlüklerde de yazılıdır. (Ansiklopedik Türkçe Sözlük Kemal - Demiray,Ruşen Alaylıoğlu-İnkilâp ve Aka Kitabevleri Koll. Şti. 1964; Osmanlıca - TürkçeAnsiklopedik Lügat -Ferit Devellioğlu - Doğuş Ltd. Şti. Matbaası Ankara 1962).
Şimdikendi alanlarında genel hükümler koymuş olan yasalarda günle belli edilmişsüreleri incelersek şöyle bir durum ortaya çıkar :
a)Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinde (Bir borç veya sair herhangi bir tasarrufakdin inikadından itibaren bir müddeti hitamında ifa ve icra edilmeklâzımgeldiği takdirde, vade aşağıdaki veçhile tâyin olunur : l - Müddet gün iletâyin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayılmayarak müddetin son günümuaccel olur.) denilmektedir.
b)Medenî Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Borçlar Yasasının (a) da anılan hükmüMedenî Yasada geçen bütün süreler için de uygulanır.
c)6762 sayılı ve 29/6/1956 günlü Türk Ticaret Yasasının l inci maddesi uyarınca,ticarî işlerde de, (a) da yazılı hüküm uygulanır.
ç)1086 sayılı Hukuk Usulü Yasasının 160 ıncı maddesinde (Müddetler, iki tarafatefhim ve lâzım ise usulen tebliğ tarihinden itibaren başlar.), 161 incimaddesinin l inci fıkrasında ise (Müddet gün olarak tâyin edilmiş ise tefhimveya tebliğ edildiği gün hesaba katılmaz ve son günü tatil saatinde biter.)hükümleri bulunmaktadır.
d)2004 sayılı İcra ve İflâs Yasasının 538 sayılı Yasa ile değişik 19 uncumaddesinin ilk fıkrasında (Gün olarak tâyin olunan müddetlerde ilk gün hesabakatılmaz.) denilmiştir.
e)213 sayılı ve Ocak 1961 günlü Vergi Usul Kanununun (sürelerin hesaplanması)başlıklı 18 inci maddesinde (Vergi kanunlarında yazılı süreler, aşağıdakişekilde hesaplanır : 1. Süre gün olarak belli edilmişse başladığı gün hesabakatılmaz ve son günün tatil saatinde biter;) hükmü yer almıştır.
f)1412 sayılı ve 20/4/1929 günlü Ceza Yargılama Usulü Yasasının (Günle tâyinedilen mehiller) başlıklı 39 uncu maddesi (Gün ile tâyin edilen mehillerde,mehlin cereyanını istilzam eden tebliğ veya vakıa günleri hesaba katılmaz.)şeklindedir.
g)3546 sayılı ve 21/12/1938 günlü Devlet Şurası Kanununun 32 nci maddesinde (Esasdâva açma) süresine ilişkin olarak (idarî kaza yolu ile Devlet Şurasına dâvaaçmak müddeti, her nev'i muamele ve kararların alâkalılara usulü dairesindetefhim veya tebliğinden itibaren yahut idarî vazifelerin ifası vesilesiylevukubulan fiiler hakkında icraya ıttıla tarihinden itibaren, hususî kanunlardamüddet tâyin edilmeyen hallerde doksan gündür.) denmiştir.
521sayılı Danıştay Kanununun 67 nci maddesinde de (Danıştay'da idarî dâva açmasüresi, her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren, kanunlardaayrı süre gösterilmeyen hallerde, doksan gündür. Adresleri belli olmayanlarlaözel kanunlardaki hükümlere göre ilân yolu ile bildirim yapılan hallerde, özelkanunda aksine hüküm bulunmadıkça, süre son ilân tarihinden itibaren on beş günsonra başlar. Kanuna göre ilânı gereken düzenleyici ve genel tasarruflara karşıilân tarihinden itibaren doksan gün içinde dâva açılabilir.) hükmü konulmuştur.Danıştay'dan edinilen bilgiye göre, yeni Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yanayapılan uygulamalarda sürenin işlemesine temel olan olayın geçtiği günlerhesaba katılmamakta olduğu gibi eski Yasanın yürürlüğü sırasında da, belki birkaç olayda başka bir yol tutulmuş olsa bile, sürenin işlemesine yer verenolayın gerçekleştiği günün hesaba katılmaması ilkesi, sürekli olarak, benimsenmişbulunmaktadır.
Anayasa'nınTemsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında iptal dâvaları için süreöngörülmesinin doğru bulunmadığı görüşüne karşı Komisyon Sözcüsü Ardıçoğlu busürenin alışılmış bir süre olduğunu, Danıştay Kanununda da bulunduğunu söyleyerekhükmün o zaman yürürlükte bulunan ve az önce anılan 3546 sayılı Yasanın 32 ncimaddesinde yer alan süre hükmünden ve buna alışılmış olmasına bakılarak alınmışolduğunu bildirmiştir ve sonuçta metin olduğu gibi, kabul edilmiştir.Danıştay'daki uygulamalara göre ilk günün hesaba katılmaması dahi alışılmışyönler arasında bulunduğu için, Resmî Gazete'de yayınlanma gününün de hesabakatılmaması, Anayasa Koyucunun amacına uygun düşecektir.
h)6183 sayılı ve 21/7/1953 günlü kamu alacaklarının alınmasına ilişkin Yasanın 8inci maddesinde, bu yasada yazılı sürelerin hesaplanmasında Vergi Usul Yasasıhükümlerinin uygulanacağı yazılıdır. Buna göre, günlük süreler için bugünyürürlükte bulunan ve yukarıda e bendinde anılan hüküm uygulanacak demektir.
BorçlarYasasındaki hüküm, Borçlar Hukukundan başka Medenî Hukuk ve Ticaret Hukukualanını ve böylece bütün özel hukuk alanını, Hukuk Usulü Yasasındaki hükümleVergi Usulü Yasasındaki hüküm, icra ve iflâs Yasasındaki hükümler AmmeAlacaklarının Tahsili Usulü yasadaki hüküm ve nihayet ceza usulü yasasındakihüküm bütün Türk Usul Hukuku Türk Cebrî İcra Hukukunu, bundan önce DevletŞurası, şimdi Danıştay Yasalarındaki hüküm ise bütün Türk idare hukuku alanınıkapsamına almaktadır. Türk özel hukuku, Türk Usul Hukuku, Türk Cebri İcraHukuku, Türk İdare Hukuku ise hemen hemen Türk Hukukunu meydana getiren hukukkollarının yüzde doksanını bulmaktadır. Bütün bu alanlarda benimsenmiş olan birkural, nitelikçe, özel bir kural olamaz, bu ancak genel bir kural olabilir.Gerçekten, bir kuralın veya bir hükmün hukukun genel hükümlerinden sayılmasıiçin onun hukuk alanlarının çoğunluğunu düzenleyen bir veya bir çok yasadadoğrudan doğruya veya dolayısiyle benimsenmiş olması yeterlidir; burada ise bukoşul (şart), gerçekleşmiş bulunmaktadır. Buna göre çoğunluk kararında ilerisürüldüğü üzere, günlük sürelere başlangıç gününün hesaba katılmayacağıkuralının özel bir hüküm olduğu ve gereken yerlerde yasalarda özelliklegösterildiği yollu görüş, hukukça doğru değildir. Bu hükmün bir çok yerlerdeyer almış olması, yasa koyucunun tartışmalara yol açmadan uygulamayı sağlamakaygusuna dayanmaktadır. Hele bu yasalar, ilgili oldukları hukuk dalının temelhükümlerini, genel hükümlerini koyan birer yasa olduğu için bu kaygı büsbütünhaklı görülmelidir. Nitekim, bir sürenin son günü bir resmî ara verme gününerastladığında o sürenin ara vermeden sonraki ilk çalışma günü tatil saatinedeğin uzayacağı kuralı da genel bir hükümdür ama hemen hemen bütün yasalardatekrarlanmıştır; zira, (Bir kimsenin araverme gününde resmî bir yeri zorlaaçtırarak işlem yaptırması ve böylece sürenin son gününden yararlanmasıdüşünülemiyeceğinden) bu denli kolay anlaşılabilecek bir konuda bile tereddütedilebileceği hesaba katılmış ve sürenin uzayacağı belirtilerek uygulamalardakesinlik sağlanmak istenmiştir.
Sürelerinhesabında Türk hukuk sisteminde benimsenen genel görüşün Anayasa'nınyorumlanmasında da kabulü, hukukî bir zorunluktur; çünkü, Anayasa dahi Türkhukuk sisteminde bir parçadır ve Anayasa'nın sözünden veya Özünden başka biranlam çıkmadıkça, Anayasanın da Türk hukukunun genel kurallarına uygun biçimdeyorumlanması, sisteme bağlı olmanın doğal (tabiî) bir sonucudur.
Şunuda unutmamalıdır ki Anayasa Mahkemesi de bir mahkemedir ve bunun hâkimleri debirer hâkimdir. Bu bakımdan Anayasa'nın 132 nci maddesindeki (Hâkimler ......Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.)kuralı, onlar için de uygulanır. Hukuka göre hüküm vermenin kapsamı içindehukukun genel kurallarına göre yorum yapma dahi girer ki bu genel kurallararasında hukuku bir sistem sayarak yorumda bulunma kuralı da vardır. Bubakımdan Anayasa Mahkemesi, Anayasa yorumunda başka yasaların hükümleriyleMahkemelerin anlaşıylarıyla ilgilenemez yollu bir görüş doğru sayılamaz. Anayasa'danhiç bir tereddüde ve tartışmaya yer bırakmıyacak bir kesinlikte anlam çıkmayandurumlarda Anayasa Mahkemesi de az yukarıda anılan Anayasa hükmü uyarınca öbüryasaların hükümlerinden veya yüksek mahkemelerin yorumlarından yararlanmak ileödevlidir. Nihayet, 3/8/1962 günlü Resmî Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün l inci maddesinde de Mahkemenin görevlerini Anayasa'da ve yasalardagösterilen esas ve usullere göre yerine getireceği ve yasalarda ve içtüzüktehüküm bulunmayan durumlarda genel hukuk kurallarını uygulayacağı ilkesibenimsenmiştir. Burada (150) nci maddenin yazılışından veya Özünden ilk gününhesaba katılacağı anlaşılmadığı için (Yazılıştan bunun tam tersinin anlaşıldığısonucuna varılamadığı bir an, varsayılsa bile (başlıyarak ... sonra ......) nıngünlük, sürelerin hesabında Türk hukuk sisteminde benimsenmiş kurala uygunolarak yorumlanması ve ilk günün hesaba katılmaması gerekir.
3-Bir an için 150 nci madde metninin yeterince açık olmadığı düşünülse bile, hakdüşüren süreye ilişkin bir metnin yorumunda hakkın kolayca düşmesi sonucunudoğuracak bir anlayışın değil, hakkın daha zor düşmesini sağlayacak biranlayışın benimsenmesi, hukuka daha uygun olur; zira bir hakkın ortadankalkması için, onun ortadan kalkma nedeni sayılan olayın kesinliklegerçekleşmesi şarttır. Tereddüt konusu olan bir yorum ise kesinliğe dayanmaz.Nitekim, Anayasa koyucu, üç aylık bir süre değil, doksan günlük bir süreöngörerek ayların, otuz, otuz bir veya yirmi sekiz çekmesinden doğantereddütleri bile önlemek istemiştir. Demek ki çoğunluğun görüşü, tereddüthalinde hak düşüren sürelerin hakkın daha geç sönmesini sağlayacak biçimdeyorumlanacağı ilkesine de aykırıdır.
4-Kuruluş nedeni ve görevi, Anayasa'ya aykırı hükümleri iptal etmek olanmahkememizin eline gelen işleri, dar yorumlar sonunda inceleyemez durumagirmesi, Anayasa'ya uygun sayılmaz; çünkü böylelikle mahkeme belki artık, hiçbir adlî veya idarî dâvaya konu edilemiyecek olan bir yasa veya içtüzükhükmünün incelenmek olanağını elden kaçırmış olacaktır. Mahkemenin kuruluşnedeni ve temel görevi, usule veya dâva süresine veya dâva yetkisine ilişkinhükümleri geniş bir biçimde yorumlayarak Anayasa denetimini daha etkilikılmasını gerektirmektedir. Çoğunluğun benimsediği daraltıcı yorum, bundan dolayıAnayasa ilkeleriyle bağdaşır görünmemektedir.
5-Anayasa'nın 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki (idarenin işlemlerindendolayı açılacak dâvalarda süre aşımı, yazılı bildirim tarihinden başlar)hükmüne de işin kurulda görüşülmesi sırasında dayanılmış ise de, bu hükmün sürebaşlangıcı olan günün hesaba katılıp katılmamasını göstermek üzere değil, idarîişlemlere karşı dâva süresinin geçmesi için yazılı bildirimin şart olduğunugöstermek üzere konulmuş bulunması dolayısiyle tartışma konumuzla bir ilişkisiyoktur.
6-Batı Almanya Anayasa Mahkemesi Kuruluş Yasasında iptal dâvaları için öngörülensüre günle hesaplanan bir süre olmayıp aylık bir süre olduğu için oradakihükümlerden karşılaştırmalı hukuk açısından bile olsa yararlanılamamıştır.
SONUÇ:
Yukarıdaaçıklanan nedenlerden ötürü sürenin geçmiş olduğu yollu çoğunluk kararınakarşıyız.
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin