ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1966/34
Karar No:1967/18
Karar tarihi:15/6/1967
Resmi Gazete tarih/sayı:26.1.1968/12810
İtirazeden : Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi.
İtirazınkonusu : Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesinin ikinci fıkrasıhükmünün Anayasa'nın 14. maddesine ay kırı bulunduğu kanısına varan Mahkeme bukonuda Mahkememizce bir karar verilmesini istemektedir,
İNCELEME
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi gereğince 9/1/1967 gününde yapılan ilkincelemede Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin itirazda bulunmağa yetkiliolduğu kabul edilmiş ve dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla işinesasının incelenmesi için yapılan toplantıda hazırlanan rapor ilgili kanun veAnayasa hükümleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
GEREKÇE
CezaMuhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesi hükmü şöyledir:
(Tevkifedilen kimse mümkün olduğu kadar mahkûmlardan ayrı bir yere konulur ve ayrı birodada bulundurulur. Mevkuf hakkında ancak tevkif ile gözetilen gayeyi vetevkifhanenin intizamını temin edecek kadar takyidatta bulunulur. Mevkuftevkifhanenin intizam ve emniyetini bozmamak ve tevkifkindeki gaye ile uygunolmak şartı ile servet ve vaziyetine göre kendi masrafı ile istirahat vemeşgalesini tanzim edebilir.
Mevkuftevkifhanede ancak ciddî bir tehlike teşkil ettiği ve bilhassa diğermevkufların emniyeti için zarurî görüldüğü veya intihara veya kaçmaya teşebbüsettiği yahut bu hususta hazırlıkta bulunduğu takdirde demire vurulabilir...
Mevkufduruşmaya bağlı olmayarak çıkarılır.
Butedbirler ancak hâkimin kararı ile alınır. Acele hallerde diğer memurlar tarafındanbu hususta alınan tedbirler derhal hâkimin tasvibine arzolunur.)
İtirazeden Mahkeme, ikinci fıkradaki (Demire vurma) tedbirinin eziyet ve işkenceniteliğinde olduğunu, Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasının eziyet veişkenceyi yasakladığını, itiraz edilen hükmün bu sebeple Anayasa'ya aykırıbulunduğunu ileri sürmektedir.
C.M.U.K.nun 116/2. maddesinde yazılı nedenlerin bir tedbir ile önlenmesi gereken hallerolduğu meydandadır. Ancak, alınacak tedbirin ne suretle uygulanacağının bunakarar verecek olan hâkim tarafından bilinmesi de şarttır.
(Demirevurma). Ceza Kanunumuzun kabul ettiği cezalardan hiç birine benzememekte, bununnasıl uygulanacağı hakkında da yürürlükteki kanunlarımızda bir hükümbulunmamaktadır.
EskiCeza Kanununun 19. maddesinde (Kürek, ayaklarında demir olduğu halde hidematışakkada kullanılmaktadır.) diye tanımlanmış, 20. maddesinde ayakta demir olduğuhalde ölünceye kadar ağır işlerde kullanılma "müebbet kürek" ve 21.maddesinde de 3 seneden 15 seneye kadar böyle işlerde kullanılma "muakkatkürek" olarak adlandırılmıştır. Aynî Kanunun 27. maddesi de ayağa demirkonulmasını "prangaya vazetmek" diye nitelendirmiştir.
Bugünkümevzuatımızda (Demire veya prangaya vurma) cezalan bulunmadığından ve iptaliistenen fıkrada da (Demire vurma) nın nasıl yapılacağı gösterilmediğinden cezave tevkif evlerinde bu tedbirin alınışında değişik usullerin uygulanması veuygulama şekli bakımından bu tedbirin İşkence halini alması mümkündür. Nitekim,itiraz eden Mahkeme, "demire vurma, Askeri Ceza Kanunu ile yürürlüktenkaldırılan 1286 tarihli Askeri Ceza Kanununun pranga - bentlik ve demir -bentlik cezalarına benzer şekilde, tatbikatta sureti mahsusada hazırlanmışkalın zincir ve demirlerin tutuklunun elifle ve ayağına geçirilerek tâyinedilen müddet zarfında bu şekilde kalması suretiyle infaz edilmektedir.Tutuklu, ekseriya, 20 - 30 kilo hatta daha fazla ağırlıkta bir yükün altındamuayyen müddetini geçirmek zorundadır. Şahıs her türlü ihtiyaçlarını bu şartlaraltında yerine getirecektir." diyerek ve karar veren mahkemenin (Neşekilde infaz edileceği meşkuk bir tedbir tâyin ettiğine) de işaret ederek busakıncalı durumu belirtmektedir.
Kaldıki, 116/2. maddede yazılı hallerde başka tedbirlere başvurulması mümkünolduğundan (Demire vurma) gibi uygulamada eziyet ve işkence niteliğinialabilecek ağır bir tedbirin hem de uygulama şekli gösterilmeksizin bir emniyettedbiri diye devam ettirilmesi genel ceza esaslarına ve hukuk anlayışına aykırıdüşer.
Bunedenlerle, iptali istenen hükmün Anayasa'nın 14/3. maddesine aykırı olduğusonucuna çoğunlukla varılmış, Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, hükmün Anayasa'nınyalnız 14/3. maddesine değil 33/2. maddesine de aykırı bulunduğunu ilerisürerek gerekçeye bu nedenin de eklenmesini istemişse de çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.
SONUÇ:
1-Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesinin ikinci fıkrası hükmününAnayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bulunduğundan iptalineÜyelerden Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Hakkı Ketenoğlu, Recai Seçkin, AhmetAkar, Halk Zarbun ve Lûtfi Ömerbaş'ın karşı oylariyle ve çoğunlukla;
2-İptal hükmünün Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci ve 44 sayılı Kanunun 50.maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 14/12/1967 gününde yürürlüğe girmesineüyelerden Şemsettin Akçoğlu, İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Fazlı Öztan,Celâlettin Kuralmen, Muhittin Taylan ve Muhittin Gürün'ün süre verilmesine yerolmadığı yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile 15/6/1967 gününde kararverildi.
Başkan
İbrahim Senil
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şemsettin Akçoğlu
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
Tutukluyudemire vurmak da tevkif gibi bir usul tedbiridir. Her usul tedbirinin birgayesi vardır. Burada gaye dâva münasebetinde unsur olan sanığın CezaMahkemeleri Usulü Kanununun öngördüğü rejim içinde elde bulundurmaktanibarettir. Tutuklama tedbirinin alınması ile Devlet sanığın hayatının korunmasıve dâvanın neticelendirilmesî bakımından özel bir sorumluluk yüklenmiş olur.Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 116. maddesi ancak "tutuklunun tevkifevinde ciddi bir tehlike teşkil ettiği, bilhassa diğer mevkufların emniyetiiçin zaruri görüldüğü veya intihara veya kaçmağa teşebbüs ettiği yahut kaçmakhazırlığında bulunduğu takdirde demire vurulabileceğinden" bahseder. Kanunbu yolda gidilmesi için sebepleri sınırlamış ve tedbir kararının hâkim tarafındanverileceğini hükmünü koymuş ve genel prensiplere göre itiraz yolunu kabuletmiştir. Bu kararlarda işi Anayasa Mahkemesine getiren hâkimin ileri sürdüğügibi cezaî bir nitelik yoktur. Tedbir, ameliyata yatırılan hastanın elininkolunun bağlanmasındaki zorunluk kadar gerekli ve başka türlü önlenmesi imkânıolmayan hallere münhasır bir hâkim Tasarrufudur. Kanunun tayin ettiği amaçgözönünde tutulunca tedbirinin özünden eziyet ve işkence maksadı bulunduğundanbahsetmek yersiz bir istidlal olur. Bir kanun hükmünün Anayasa'yaaykırılığından söz edilebilmek için madde metinin lâfzen veya ruhen Anayasahükümlerine karşı geldiğinin bilinmesi gerektir. Uygulayıcının vazifesinikötüye kullanmasından veya maddenin mücerret böyle bir uygulamaya elverişliolduğundan ve hele belgelendirilmesi mümkün olmayan geçmişteki olaylardanbahisle kanunun iptaline gidilmesi Anayasa hükümlerinin yorum metodunauymayacağı inancındayız. Kanunların uygulamada meydana çıkan aksaklıklarınıdüzeltmek yasama yetkisi çevresine giren bir iştir. Bu bakımdan çoğunluğundüşüncesine katılmıyoruz.
Üye
Halit Zarbun
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Ahmet Akar
Üye
Fazlı Öztan
Üye
İ. Hakkı Ketenoğlu
KARŞIOY YAZISI
CezaMahkemeleri Usulü Kanunun 116. maddesinin ikinci fıkrası iptal edilmiş, böylece(Demire vurma) tedbiri 'kaldırılmış olmakla beraber bu fıkrada belirtilenhallerde dahi aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan tedbirlerinuygulanmasına kanunî bir engel olmadığından ortada 44 sayılı Kanunun 50.maddesinin üçüncü fıkrasında açıklanan (Kamu düzenini tehdit edici) niteliktebir boşluğun söz konusu olmaması gerekir. Bu bakımdan iptal hükmünün karartarihinde yürürlüğe girmesinde bir sakınca görülmemektedir. Bu nedenle kararın(2) m maralı bendine muhalifiz.
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
KARŞIDÜŞÜNCE AÇIKLAMASI
Cezausulünün, tutuklunun demire vurulabilmesine ilişkin 116/2 ncı fıkrası iptaledilmiştir.
Tevkifevinin intizam ve inzibatını sağlamak için bu maddenin birinci fıkrasındademire vurmadan başka tedbirler de vardır.
İptaledilen ikinci fıkranın daha bir müddet yürürlükte kalması için hiç bir lüzum vegerek yoktur.
Sözügeçen ikinci fıkranın, 44 sayılı Kanunun 50/2 nci maddesi hükmünce karartarihinde yürürlükten kalkması oyu ile iptal kararının yürürlük tarihininuzatılmasına dair iki numaralı çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Salim Başol
KARŞIOY YAZISI
SayınA. Ş. Hocaoğlu ve F. Öztan'ın karşı oy yazılarındaki gerekçelere katılıyoruz.Orada belirtildiği üzere başkaca karşılanamayacak bir zorunluk yüzünden ve ozorunluk sınırları içinde uygulanmak üzere konul muş bulunan bir tedbir hükmünüAnayasa'ya aykırı saymak, zorunluğun gücünü tanımamak ve Anayasa'mızda yerinegöre zorunluklara karşı hükümler dahi bulunduğu yollu bir sonucu benimsemekolur ki bu türlü yorum, değil esnek kuralları kapsaması gerekli anayasalar içinkesin ve sert hükümler kapsayan herhangi bir yasa için bile, kabul edilemez vedoğru olamaz. Ceza ve tevkif evlerinin genellikle bugün içinde bulunduklarıdurum, başkaca bir tedbire elverişli değildir. Bu yüzden ya iptal edilen hüküm,yine uygulanacak ve suç işlenecek yahut bir çok kötü sonuçlar gerçekleşecek vebundan hem Devlet için hem adalet için büyük zararlar doğacaktır. Böyle büyüksakıncalara yer verecek bir yorum, bu yüz den de, benimsenemez.
Bunedenlerle çoğunluğun iptal kararına karşıyız.
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Recai Seçkin