ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1967/19
Karar No:1969/6
Karar tarihi:16/1/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:17.4.1970/13474
Davacı: Danıştay Başkanlığı,
DâvanınKonusu : 21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin sonfıkrası hükmünün Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127. ve 140. maddelerine, aynıkanunun 105. maddesi hükmünün de Anayasa'nın 107., 127. ve 410. maddelerineaykırı olduğu öne sürülerek iptallerine karar verilmesi istenmiştir.
METİNLER:
1-21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun iptali istenen hükümlerikapsayan maddeleri şöyledir :
(Madde45- Sorumlularca; gelir, gider, mal ve kıymetlerden mevzuata uygun olaraktahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı, verilmediği, saklanmadığıveya idare edilmediği Sayıştay'ca kesin hükme bağlananları, sorumlularkeyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesinden başlayarak üç ay içindeHazineye ödemekle zorunludurlar.
Sayıştay'cahaklarında verilen kesin hükümler sorumlulara ve ayrıca gerekli kovuşturmayapılmak üzere Maliye Bakanlığına 63. madde uyarınca tebliğ edilir.
Malınödettirilmesi, yok olma tarihindeki rayiç bedel üzerinden, bu tarih bellideğilse malın satın alındığı tarih ile kaybolmanın tespit edildiği tariharasındaki en yüksek rayice göre bulunacak bedel üzerinden olur. Devletmallarının hasara uğratılması halinde uygulanacak genel hükümler saklıdır.
Sayıştay'caverilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz."
Bumaddenin sadece son fıkrasında yer alan "Sayıştay'ca verilen ilâmlaraleyhine Danıştay'a başvurulamaz" hükmünün Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülerek iptali istenmektedir.
"Madde105- Bakanlıklar ve Sayıştay'ın denetimine giren diğer idare ve kurumlarca malikonularda düzenlenecek yönetmeliklerle tüzükler, Sayıştay'ın istişarî mütalâasıalındıktan sonra yürürlüğe konulabilir.
Sayıştaybu mütalâayı, istemin yapılması tarihinden başlıyarak iki ay içindebildirir."
2-İptal isteminde dayanılan Anayasa hükümleri şunlardır :
"Madde7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
"Madde8- Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.
Anayasahükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileribağlayan temel hukuk kurallarıdır."
"Madde31- Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı ve dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme ,görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz."
"Madde32- Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Birkimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargıyetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."
"Madde107- Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiğiişleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartiyle ve Danıştay'ınincelemesinden geçirilerek, tüzükler çıkarabilir.
Tüzükler,Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayınlanır."
"Madde114- İdarenin hiç bir eylem ve işlemi, hiç bir halde, yargı mercilerinindenetimi dışında bırakılamaz.
.............................................."
Madde127- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ilemallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesapve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetlemeve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
..................................................."
"Madde140- Danıştay, kanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konulardailk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.
Danıştay,idarî uyuşmazlıkları ve dâvaları görmek ve çözümlemek, Bakanlar Kuruluncagönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarınıve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunla gösterilen diğerişleri yapmakla görevlidir.
........................................"
İLKİNCELEME .
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 8/6/1967 gününde yapılan (BaşkanVekili Lütfi Ömerbaş, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu,A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda,Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun veMuhittin Gürün'ün katıldıkları) ilk inceleme toplantısında; "832 sayılıSayıştay Kanununun 45. ve 105. maddelerinin Danıştay'ın görevi alanına girenkonularla ilgili bulunması nedeniyle, Anayasa'nın 149. ve 44 sayılı kanunun 21.maddeleri uyarınca Danıştay Dâva açmağa yetkili bulunduğundan, işin esasınınincelenmesine, 45. madde bakımından İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen veMuhittin Gürün'ün, 105. madde bakımından da Celâlettin Kuralmen ve MuhittinGürün'ün karşı oyları ile ve oyçokluğu ile" karar verilmiştir.
Anayasa'nın149. maddesi, maddede sayılan diğer kurumlar gibi Danıştay'ı da, kendi varlıkve görevlerini ilgilendiren alanlarda kanunların ve yasama meclisleri içtüzüklerininAnayasa'ya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptaldâvası açmağa yetkili kılmış ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 21. ve 25.maddelerinde de, Danıştay'ın varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlardakanunlarla yasama meclisleri içtüzükleri aleyhine Danıştay Genel Kurulunun üyetamsayısının salt çoğunluğuyla alacağı karar üzerine Danıştay Başkanıtarafından Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açılabileceği yolundaki hükümlereyer verilmiştir.
832sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin iptali istenen son fıkrası hükmü,"Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz" demeksuretiyle Danıştay'ın bu ilâmlar hakkında açılan dâvalara bakmasını önlemekteve böylece onu görev yapmaktan alıkoymaktadır. Sayıştay ilâmlarının, Danıştayincelemesine bağlı tutulmasına, Anayasa'nın yol açıp açmadığının tartışılabilirbir konu olması, Danıştay incelemesine açıkça yasak koyan bu hükmün,Danıştay'ın varlık ve görevini ilgilendiren bir hüküm olma niteliğini ortadankaldıramaz.
832sayılı Kanunun 105. maddesinin, yönetmeliklerle ilgili kısmı dışta kalmaküzere, (Malî kanunlarda düzenlenecek olan tüzüklerin, Sayıştay'ın istişarîmütalâasının alınmasından sonra yürürlüğe konulabileceği) ne ilişkin hükmününde Danıştay'ın varlık ve görev alanını ilgilendirdiği kuşkuya yer vermeyecekaçıklıktadır. Zira Anayasa'nın 107. maddesi. Bakanlar Kurulunun çıkaracağıtüzüklerin Danıştay'ın incelemesinden geçirilmesi zorunluğunu koymuştur.Halbuki söz konusu 105. madde, Danıştay incelemesinden önce veya sonra olacağıhakkında bir açıklama yapmaksızın, kesin ve genel bir şekilde tüzüklerin,Sayıştay'ın düşüncesi alındıktan sonra yürürlüğe konulabileceğini hükmebağlamaktadır. Böylece söz konusu hüküm, Danıştay incelemesinden geçen tüzüktaşanlarını Sayıştay'ın incelemesine de bağlı tutarak Danıştay'ın incelemesonuçlarına etki yapabilme veya bu sonuçların değişmesine sebep olabilmedurumuna olanak verir bir nitelik taşımakta ve bu nedenle de söz konusu hükmün,Danıştay'ın varlık ve görev alanlarını ilgilendirdiği gerçeği ortayaçıkmaktadır.
Öteyandan, bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine dâva açmak üzere DanıştayBirinci Başkanına yetki verildiği de, Danıştay Genel Kurulunun dâva dilekçesineekli 4/5/1967 günlü ve 1967/147-1967/152 sayılı kararı örneğindenanlaşılmaktadır.
Bunedenlerle kendi varlık ve görev alanlarını ilgilendiren nitelik taşıyan sözkonusu 45. maddenin son fıkrasiyle 105. maddenin tüzüklere ilişkin hükümlerihakkında Danıştay'ın, Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açmağa yetkili olduğununkabulü ile, dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığından, işin esasınınincelenmesi gerekmektedir.
Üyelerdenİhsan Keçecioğlu, yalnız 45. madde bakımından, Celâlettin Kuralmen ve MuhittinGürün ise hem 45. madde hem de 105. maddeler bakımından bu görüşekatılmamışlardır .
SÖZLÜAÇIKLAMA:
Yukarıkikarar gereğince işin esasının incelenmesi için 26/3/1968 gününde yapılan(Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üyelerden İhsan Keçecioğlu,Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak,Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Halit Zarbun, ZiyaÖnel, Muhittin Gürün'ün katıldıkları) toplantıda:
44sayılı kanunun 29. maddesi uyarınca sözlü açıklamasının dinlenmesi içindavacının çağrılmasına, üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, FazılUluocak, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş'ın karşı oyları ile veoyçokluğu ile karar verilmiştir.
Herne kadar Danıştay Genel Kurulu kararında ve dâva dilekçesinde Danıştay'ın konuile ilgili görüşü açıklanmış bulunmakta ise de iptali istenen hükümlerden 45.maddenin son fıkrasının iptali için Danıştay Dâva Daireleri Kurulunca daha önceyapılmış itiraz (Esas 1967/13) dolayısıyla Sayıştay tarafından yapılan sözlüaçıklamada öne sürülen görüşler bakımından Danıştay'ın düşüncesinin daha daaçıklığa kavuşturulmasına imkân verilmesinin, konunun çözümüne yararlı olacağıdüşüncesiyle, uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Üyelerdenyukarıda adları yazılı olanlar bu görüşe katılmamışlardır. Danıştay BirinciBaşkanlığınca görevlendirilen Birinci Daire Başkanının sözlü açıklaması4/4/1968 gününde dinlenmiştir.
Buaçıklamada 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasiyle 105.maddenin tüzüklere ilişkin hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunduğu hakkındaDanıştay Genel Kurulu kararında ve Danıştay Başkanlığı dâva dilekçesinde önesürülen düşünceler, genişletilerek tekrar edilmiştir.
ESASINİNCELENMESİ :
Dâvanınesasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi ve ekleri ile sözlü açıklama tutanağı,iptali istenen kanun hükümleriyle ilgili Anayasa hükümleri, bunlara ilişkingerekçelerle yasama meclislerinin görüşme tutanakları okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
l-Anayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrasında sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak görevi Sayıştay'a verilmiş bulunmaktadır. Bunagöre genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir, gider işlemleriylemallarının idaresinde sorum yüklenmek suretiyle görev kabul etmiş bulunankişilerin bu işlemlerinin kanunlara uygun olup olmadıklarının Sayıştay'caincelenerek sorumluluk durumlarının "hüküm" ile belli edilmesi, birbaşka deyimle bu gibi görevlilerin önceden altına girmiş bulunduklarısorumluluklarından tam olarak kurtulmaları (Beraet) veya yanlış işlemleriderecesindeki sorumlulukların sonucu olmak üzere tazmin etmeleri gerekenzararın miktarının belirtilmesi (Zimmet ve tazmin) yolundaki işlemlerin"hüküm" niteliğindeki tasarruflarla sonuçlandırılması ve bu"hüküm" lerin de "kesin" nitelikte olması, yani bunlarakarşı başkaca idarî bir mercide veya yargı organı önünde itiraz edilememesi,söz konusu Anayasa ilkesinin bir gereği bulunmaktadır.
832sayılı kanunun 45. maddesinin iptali istenen ve (Sayıştay'ca verilen ilâmlaraleyhine Danıştay'a başvurulamaz) hükmünü taşıyan son fıkrası ise, görüldüğügibi, söz konusu bu Anayasa ilkesinin bir tekrarından ibarettir. Bu hükümkonulmamış olsa bile, Sayıştay ilâmlarına karşı Danıştay'a başvurulmasıAnayasa'nın 127. maddesindeki ilke karşısında mümkün değildir.
Anayasailkelerinin etki ve değer bakımından birbirine eşit oldukları gerçeğikarşısında Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan söz konusu hükümlerin,Anayasa'sının öteki maddelerindeki ilkelere aykırılığından söz edilmiyeceğigibi bir Anayasa ilkesinin tekrarından ibaret bulunan özel kanun hükmününAnayasa'nın herhangi bir ilkesine aykırılığı da öne sürülemez.
Bukonu, Danıştay Dâva Daireleri Kurulunun bir itirazı üzerine daha önceincelenmiş ve 14, 15, 16 Ocak 1969 günlü ve 1967/13, 1969/5 sayılı karardan daanlaşılacağı gibi aynı sonuca varılmış bulunmaktadır .
Gerekyukarıda belirtilen, gerekse daha önce verilen kararda açıklanıp burada daaynen geçerli bulunan nedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesininson fıkrasında yer alan (Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'abaşvurulamaz hükmünün) Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127., 140. maddeleriylebaşka herhangi bir ilkesine aykırı olmadığından bu konuya ilişkin istemin reddigerekmektedir.
2-832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesi, Sayıştay denetimine girenBakanlıklarla diğer idare ve kurumlarca malî konularda .düzenlenecek yönetmelikve tüzüklerin Sayıştay'ın istişarî mütalâası alındıktan sonra yürürlüğekonulabileceği hükmünü koymaktadır.
Davacıbu maddenin tüzüklerle ilgili hükmünün Anayasa'ya aykırılığını öne sürmüşolduğundan maddenin yönetmeliklere ilişkin kısmı inceleme dışı bırakılmıştır.
GerçektenAnayasa'nın 107. maddesi, Bakanlar Kuruluna, kanunların uygulanmalarımgöstermek veya kanunların emrettiği işleri belirtmek üzere kanunlara aykırıolmamak şartiyle ve Danıştay'ın incelemesinden geçirilerek tüzük çıkarmayetkisi vermiş bulunmaktadır. Bu hükümden, tüzük çıkarma işinin BakanlarKuruluca ait bir yetki olduğu, ancak bunun (Danıştay incelemesinden geçirilme)şartiyle kayıtlanmış bulunduğu anlaşılmaktadır. Bakanlar Kurulunun Danıştayincelemesinin sonuçlarıyla bağlı olup olmadığının tartışılan bir sorun olduğubilinmekte ise de bu hususun konumuzla ilgili bir yönü olmadığından üzerindedurulması gerekmemiştir .
Budâvada çözümlenmesi gereken konu, 832 sayılı Kanunun 105. maddesiyle tüzüklerleilgili olarak Sayıştay'a görev verilmesinin Anayasa'ya aykırı o kıpolmadığıdır.
Sözkonusu hükmün, Danıştay incelemesinden geçen bir tüzüğün, yürürlüğe konulmasınaBakanlar Kurulunca karar verilmeden önce Sayıştay incelemesinden degeçirilmesini zorunlu kıldığı meydandadır. Sayıştay'ca değişiklik öne sürülmesihalinde bunların tekrar Danıştay incelemesinden geçirileceği hakkında maddedebir kayıt yoktur. Bu duruma göre Sayıştay'ca öne sürülen, fakat Danıştayincelemesinden geçmemiş olan kimi hükümleri kapsayan metinlerin, tüzük adıaltında Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulmasına, söz konusu 105. maddenin buaçık olmayan hükmü, uygulamada dayanak olarak gösterilebilir.
Bunedenle 832 sayılı Kanunun 105. maddesinin tüzüklerle ilişkin hükmü,Anayasa'nın 107. maddesiyle, tüzük tasarılarını inceleme işini Danıştay'ıngörevleri arasında sayan 140. maddesine aykırı nitelik taşımaktadır.
Öteyandan Anayasa'nın 107. maddesi, öngördüğü kimi sınırlamalar dışında, BakanlarKuruluna kesin olarak tüzük yapma yetkisi vermiştir. Halbuki iptali istenen105. madde, yürütmenin Anayasa'dan aldığı bu idari tasarruf yetkisiniAnayasa'nın 127. maddesiyle yürütmeyi, malî konularda yasama adına denetlemeklegörevlendirilmiş bulunan bir organın, danışma niteliğinde de olsa, öncedenalınacak düşüncesine bağlamakta ve böylece Danıştay incelemesinden geçen birtasarıyı (Tüzük) olarak yürürlüğe koymak için, Anayasa'nın Bakanlar Kurulunatanımış olduğu tam yetkiyi, söz konusu 105. maddenin ikinci fıkrasiyle iki aysürebilecek bir Sayıştay incelemesinin sonuna ertelemektedir. Maddenintüzüklere ilişkin hükmü, Anayasa'nın 107. maddesine bu bakımdan da aykırıdır.
Yukarıdakinedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin malî konulardadüzenlenecek tüzüklerin Sayıştay'ın danışma niteliğindeki düşüncesi alıldıktansonra yürürlüğe konulabileceğine ilişkin hükmünün iptaline karar verilmesigerekmektedir.
BaşkanVekili Lûtfi Ömerbaş. Üyelerden Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan,Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak, Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
SONUÇ:
1-832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümünün reddine .Üyelerden HakkıKetenoğlu, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşıoylariyle ve oyçokluğu ile,
2-Aynı Kanunun 105. maddesinin tüzüklere ilişkin olan hükmünün Anayasa'ya aykırıolduğundan iptaline Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üyelerden Salim Başol,Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak, Muhittin Gürün'ünkarşı oylariyle ve oyçokluğu ile,
16/1/1969gününde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazlı Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
1)832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesi Sayıştay'a kimi tüzükler için,istişarî düşünce bildirme görevi vermiştir.
Sayıştay'aböyle bir görevin verilmiş olması, Danıştay tüzükleri inceleme yetkisini,herhangi bir suretle etkilememekte; onun tüzük konusundaki görev alanını,daraltıcı veya onu bağlayıcı bir nitelik taşımamakladır. Çünkü, Sayıştay'ıntüzükte yer almasını öngöreceği bir düşüncenin Danıştay incelemesindengeçmeksizin, kendiliğinden bir tüzük hükmü niteliğini kazanması mümkün değildirve madde bunun tersine bir anlamı kapsamamaktadır.
2)Maddenin, Anayasa'nın 107. maddesinin Bakanlar Kuruluna verdiği yetkiyi zedeleyenbu yetkinin özüne dokunan bir yönüde yoktur. Çünkü Sayıştay'ın düşüncesi maddeaçıkça belirtildiği gibi, istişarî nitelikte olup Bakanlar Kurulunu bağlayıcıgüçte değildir. Bakanlar Kurulunun Sayıştay'ın düşünce bildirmesini belli birsüre bekleme durumunda bırakılması, uzman bir kuruluştan malî işlemlere ilişkindüşünce alıp düzen kurmanın yararları karşısında önemsenecek bir sınırlamasayılmamalıdır.
Bunedenlerle 832 sayılı Kanunun 105. maddesinde yer alan ve malî konulardahazırlanacak tüzüklerin yürürlüğe konulmasından ünce Sayıştay'dan istişarîdüşünce alınmasını öngören hükmün Anayasa'ya aykırı bulunmadığı kanısındayım.
Lûtfi Ömerbaş
Başkan Vekili
KARŞIOY YAZISI
832sayılı Kanunun 45. maddesinin iptal konusu hükmünün, Danıştay'ın varlık vegörevini ilgilendirdiği ileri sürülerek açılmış olan bu dâva bakımından.Üyelerden Sayın Muhittin Gürün'ün yetki yönünden redde ilişkin karşı oyyazısının (a) bendindeki görüşüne katılıyorum.
Üye
İhsan Keçecioğlu
KARŞIOY YAZISI
SayınMuhittin Gürün tarafından yazılan karşı oy yazısının (2) numaralı bendindekidüşüncelere katılıyorum.
10/1/1970
Üye
Salim Başol
MUHALEFETŞERHİ
832sayılı Sayıştay Kanununun 105 inci maddesi, Bakanlıklar ve Sayıştay'ındenetimine giren diğer idare ve kurumlarca malî konularda düzenlenecekyönetmeliklerle tüzüklerin Sayıştay'ın istişarî mütalâası alındıktan sonrayürürlüğe konulabileceği, hükmünü koymuştur.
Davacıbu maddenin tüzüklerle ilgili hükmünün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür.
Bizce,anılan 105 inci maddenin tüzüklere ilişkin hükmü Anayasa'ya aykırı değildir.Çünkü: Bu hüküm Danıştay'ın tüzükler üzerindeki inceleme yetkisini hiçbir yöndenetkilememektedir. Anayasa'nın 107 nci maddesi gereğince Bakanlar KuruluDanıştay'ın incelenmesinden geçilmeden tüzük çıkaramaz. 832 sayılı Kanunun 105.maddesi bunu, yani Danıştay incelemesini önleyen bir hükmü kapsamamaktadır.Anayasa'nın 107 ve 140. maddeleriyle 832 sayılı Kanunun 105. maddesi gereğincetüzük mekanizması şöyle çalışacak demektir.
BakanlarKurulu Hazırladığı tüzük tasarısını ilerde malî yönlerden bir sakıncadoğmamasını sağlamak amacıyla evvelâ Sayıştay'a gönderecek, onun istişarî mütalâasınıaldıktan sonra gerekiyorsa tasarıyı ona göre düzenledikten sonra Danıştay'ınincelemesini arzedecektir. Anayasa ve diğer mevzuat karşısında BakanlarKurulunun yapacağı işlem böyle olmak gerekir.
Biran tersi düşünülse, yani Danıştay'ın incelemesinden sonra tasan Sayıştay'agönderilmiş olsa ve Sayıştay malî yönden tüzük metnini değiştirici mütalâadabulunsa ve Bakanlar Kurulu bu mütalâaya göre tüzüğü değiştiren, bu yeni butüzük tasarısı niteliğinde olduğundan Bakanlar Kurulu bu tasarıyı Danıştay'ınincelemesine arzetmek zorundadır.
BîrHukuk Devleti Hükümetinin her şeyden önce bütün tasarruflarını Anayasahükümlerine uydurması gerektiğinden evvelce Danıştay'ın incelemesinden geçmiştasarıyı Sayıştay'ca yapılan değişikliğe göre düzenleyen Hükümet bunu,Danıştay'ın incelemesinden geçirmeden çıkaramaz. Çıkarırsa bu, tüzük niteliğinitaşımaz ve hiçbir hukukî sonuç doğurmaz.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerden ötürü kararın 832 sayılı Kanunun 105 inci maddesineilişkin kısımlarına muhalifiz.
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Feyzullah Uslu
MUHALEFETŞERHİ
SayınMuhittin Gürün'ün yukarıda yazılı karşı oy yazısının 2 No. lu bendindeki görüşve düşünceye katılıyoruz.
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Sait Koçak
KARŞIOY YAZISI
Mahkememizinesas 1967/13, karar İ969/5 sayılı dosyasında yazmış olduğum karşı oyda ilerisürdüğüm sebeplerle bu karardaki çoğunluğun görüşüne karşıyım.
Üye
Hakkı Ketenoğlu
KARŞIOY YAZISI
l-Çoğunluğun görüşü :
1967/19esas ve 1969/6 karar sayılı ve 16/1/1969 günlü kararda ve burada gerekçesinegönderme yapılan 1967/13 esas ve 1969/5 karar sayılı ve 14., 15., 16 Ocak 1969günlü karar metninde de görüleceği üzere çoğunluğun görüşü, bir başka deyimle21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin sonfıkrasındaki Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz"hükmünün Anayasa'ya aykırı bulunmadığına ve itirazın reddine dair verilenkararın gerekçesi şöyle özetlenebilir :
Sayıştay'ınAnayasa'nın 127. maddesinde yer alan görevlerinden "sorumluların hesap veişlerini kesin hükme bağlama" "Türkiye Büyük Millet Meclisiadına" deyiminin dışında bırakılmıştır. Çünkü bu deyim maddenin başındadeğildir. Demek iti "kesin hükme bağlama" Türkiye Büyük MilletMeclisi adına değil, Anayasa ile doğrudan doğruya Sayıştay'a verilmiş bir görevolarak yerine getirilecektir.
Anayasatasarısındaki Sayıştay'a ait hüküm (Tasarı : Madde 126) TemsilcilerMeclisindeki görüşmeler sırasında bir üyenin açıklamaları ve önergesi üzerine"sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak" görev veyetkisi de eklenerek bugünkü biçimini almıştır. Maddenin önergeye rağmenAnayasa'nın yargı bölümüne aktarılmaması olayına fazla önem verilmemek gerekir.
Anayasa'nın127. maddesinde sadece hesap ve işlemlerin hükme bağlanmasından değil"sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanacağı" ndan sözedilmektedir. Böylece hesap ve işlemlerin durumunun ve bunları yürütensorumluların sorum dereceleriyle birlikte belli edilmesi gerektiği açıkçaanlatılmıştır. Demnek ki 127. madde Sayıştay'ın bu nitelikleri taşıması gereklihükümlerine kesinlik tanımaktadır.
"Hükmebağlamak" terimi "yargılama işlemi sonucunda ulaşılan kanaatin resmîbiçimde açıklanması" durumunu anlatır. Anayasa, Sayıştay'ın sorumlularınhesap ve işlemlerini inceleme sonucunda varacağı kanının açıklanmasını hükümolarak nitelediğine ve ona ayrıca kesinlik tanındığına göre sırf Sayıştay'lailgili maddenin Anayasa'daki yerine dayanan bir yoruma başvurarak Sayıştayhükümlerine kesinlik niteliği tanımamak ve "kesin hüküm "deyimini"kesin idarî karar" biçimine dönüştürmek mümkün değildir.
Öteyandan bir kuruluşun Anayasa'daki yeri onun niteliğini gösterecek bir ölçüolarak alınamaz. Söz gelimi yüksek bir yargı organı olan ve kesin karar verenYüksek Seçim Kuruluna yargı bölümünde değil, görevinin konusu bakımından yasamabölümünde; idarî görev yapan Yüksek Hâkimler Kuruluna yargı bölümünde yerverilmiştir.
Kesinhüküm ve kararlardan Anayasa'nın 75., 127., 142. ve 152. maddelerinde sözedilmektedir. Bu maddelerde geçen benzeri ifadeler aynı anlamı taşıdıkları,hattâ Sayıştay'la ilgili maddedeki hüküm terimi konuya daha da açıklık verdiğihalde öteki üç kuruluşun kararlarının kesinliği konusunda duraksamagöstermeksizin yalnız Sayıştay hükümlerinin kesinliğini benimseyen bir görüşekatılmak yersizdir.
İptaliistenen hükmün Anayasa'da yer alan bir hükmü daha açık deyimle tekrarlamaktanöte bir niteliği yoktur. Yani bu hüküm olmasa bile Sayıştay ilâmlarınınDanıştay'da incelenmesine Anayasa'nın 127. maddesi yol vermez.
Anayasa'nınkendisi, Sayıştay denetimine bağlı sorumluların hesap ve işlemlerinin incelenmesive bunların sorum derecelerinin hükme bağlanması konusunda bir özel düzenlemegetirmiştir. Bu bir Anayasa ilkesidir ve Anayasa'daki öteki ilkelerle eşitdeğer ve etkidedir. Bu ilkenin genel ilkelerden farkı olduğuna bakılarakAnayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez. Anayasa'da belli bir konuyu düzenliyenözel bir ilke varken o konuyu da kapsamı içine alabilecek nitelikte bir genelilke bulunsa dahi onun değil konuya özgü Anayasa ilkesinin uygulanmasızorunludur.
İptaliistenen hüküm bu nedenlerle Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127., 140.maddelerine ve başka herhangi bir ilkesine aykırı olmadığından konuya ilişkinistemin reddi gerekir.
II.Bu karşı oy yazısına adlarım koyanların görüşü :
1-Anayasa'nın 127. maddesindeki "sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlamak" deyimi :
Yukarıdaözetlenen, gerekçelerden de anlaşılacağı üzere itirazın reddî karan Anayasa'nın127. maddesindeki Sayıştay'ın "sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlama" görevine ilişkin hüküm aydınlık olduğu; Sayıştay'ın bugörevi Türkiye Büyük Millet Meclisi adına değil Anayasa ile doğrudan doğruyaverilmiş bir görev olarak yerine getireceğinin ve ilâmlarının Danıştay'caincelenemiyeceğinin 127. madde metninden açıkça anlaşıldığı görüsüneoturtulmuştur.
Anayasa'nın127. maddesi şöyle başlamaktadır :
"Sayıştaygenel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak ve ...... la görevlidir."
Bucümleden sorumluların hesap ve işlemlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adınakesin hükme bağlamak anlamının çıkarılması için "Türkiye Büyük MilletMeclisi adına" ibaresinin maddenin başında bulunması şart değildir.İbarenin şimdiki yeri de böyle bir anlamın çıkarılmasına elverişlidir. Kaldı kigenel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınındenetlenmesinin ereği ve sonucu sorumluların sorumlarını ortaya koymaktır vebu, denetleme çalışmalarının son evresini oluşturur. "Denetleme "ve"hesap ve işlemleri hükme bağlama" aralarında sıkı hukuk bağlantısıbulunan iki kavramdır. Şu durum her ikisinin de aynı nitelikte sayılmasınızorunlu kılar. Onun içindir ki yalnız denetlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisiadına yapıldığı; sorumu belirtmenin Türkiye Büyük Millet Meclisi adınayapılmadığı yolunda bir görüşün hukukça savunulabilir yönü olamaz. Öte yandanbilindiği üzere yasa metinlerinde o yasanın hükümlerini yürütecek merciiaçıklamak için konulan maddelerde genel olarak bakanlıklar değil bakanlar;hizmet yasama meclislerine ilişkin ise yasama meclisi değil yasama meclisibaşkanı (Sözgelimi 5509 sayılı Kanunun 5.; 16/7/1965 günlü, 695 sayılı ve1/12/1966 günlü, 737 sayılı Kanunların 3. maddelerinde olduğu gibi) yürütme ilegörevlendirilirler. Buna karşılık Sayıştay'ın yargı organlarını ve yargılamadüzenini de kapsayan
21/2/1967günlü, 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerini yürütme görevinin CumhuriyetSenatosuna ve Millet Meclisine (Başkanlara değil) verilmiş olduğu görülür(Madde 108)- Hüküm bu açıdan üzerinde durulmağa değer.
"Kesinhükme bağlamak" deyimine gelince : Bu deyime tutunularak AnayasanınSayıştay'ı yargılama yetkisi ile donatıp bir yüksek mahkeme olarak kurduğu vekararlarına karşı bütün yolları kapadığı ileri sürülemez. Çünkü aslında"kesin hükme bağlamak" deyimi hukuk dilinde ilk kez girmektedir veAnayasa'nın da yalnız bir yerinde kullanılmıştır; henüz aydınlığa kavuşmuş birkavram yoktur. Eskiden "muhkem kaziyye" deyimiyle anlatılan kavramşimdi "kesin hüküm" sözü ile belirtilmekte ise de bir işin"muhkem kaziyyeye bağlanması" ndan söz etmek Türkçeye ve "muhkemkaziyye" kavramına uymayan bir söyleyiş olur. Ancak bir kararın"muhkem kaziyye" niteliğini kazandığı veya ortada "muhkemkaziyye" bulunduğu için bir dâvaya yeniden bakılamayacağı söylenebilir."Mahkeme bu işi muhkem kaziyeyeye bağladı." sözünün değil hukukdilinde Türkçede de yeri yoktur. "Kesin hükme bağlamak" sözünün başkabir anlamı olmak gerekir.
Anayasa;Yüksek Seçim Kurulu "...seçim konulariyle ilgili bütün yolsuzlukları,şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama... (Madde 75/1),Uyuşmazlık Mahkemesi için" ... adlî idarî ve askerî yargı mercileriarasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeyeyetkilidir." (Madde 142/1) ve Anayasa Mahkemesi için "AnayasaMahkemesinin kararları kesindir. "(Madde 152/1) sözlerini kullandığı haldeSayıştay için başka, hem de yeni bir deyime gitmesi bu üç yüksek yargımerciinin kararları ile Sayıştay kararları arasında bir fark gözettiğinigöstermesi bakımından dikkate değer.
YüksekSeçim Kurulunun, Uyuşmazlık Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin kararlarınınkesinliği konusunda kuşkuya düşmenin elbette ki yeri yoktur. Çünkü Anayasa buüç kuruluşun niteliğini açıkça belirtmiş ve kararlarının kesin olduğunu hükmebağlamıştır. Oysa Sayıştay'a "kesin hükme bağlamak" gibi kendisimüphem bir deyimden, yararlanarak, Anayasa'nın öngördüğünden büsbütün ayrı birnitelik verilmek istenmektedir.
AnadiliTürkçe olan kimseler Anayasa'nın 127. maddesinden birbirine karşıt anlamlarçıkarırlarsa artık o madde hükümlerinin açık ve aydınlık olduğundan sözedilemez ve Anayasa kurullarının tümü gözönünde tutularak yoruma gidilmesi,Anayasa koyucunun Sayıştay için bir yüksek yargı mercii niteliğini öngörüpgörmediğinin böylece saptanması zorunlu olur. Aşağıda yapılacak olan da budur.
Öteyandan Anayasa kuralları, ilke olma yönünden eş değerde bulunmakla birliktehepsi de hukukî bütünün birbiriyle tutarlı, uyumlu parçalarıdır. Bir hükmünyorumlanmasında, aşağıda ayrıntılariyle tartışılıp açıklanacağı üzereçoğunluğun "kesin hükme bağlamak" deyimi üzerindeki görüşünde olduğugibi, bu bütünlük, tutarlılık ve uyumun kökünden bozulması yorumu hukukîdayanaktan yoksun bırakır ve inandırıcı olmaktan çıkarır. Şurası daunutulmamalıdır ki Anayasa kurulları eşdeğerde olmakla birlikte Devletin temelkuruluşlarına ilişkin ilkelerin herhangi bir kuralın yorumunda öteki kurallaraüstün değerde tutulması zorunlu ve tabiidir.
2-Anayasa'ya ve 832 sayılı Kanuna göre Sayıştay :
Anayasa'nın127. maddesinin birinci fıkrası şöyledir :
(Madde127/1- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ilemallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesapve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetlemeve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.)
Şimdibir de 832 sayılı Kanunun "Sayıştay'ın görev ve yetkisi" başlığınıtaşıyan 1. maddesini okuyalım:
(Maddel- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ilemallarının Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesapve işlemlerini yargılama yoliyle kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verileninceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. )
Görülüyorki 832 sayılı Kanunun 1. maddesi bir "bütün" sözcüğü eksik olarak,noktalama işaretlerine varıncaya kadar Anayasa'nın 127. maddesindeki birincifıkra metninin tıpkısıdır. Sadece kanundaki hükme bir, "yargılamayoliyle" deyimi eklenmiştir. Eğer Anayasa'nın 127. maddesi Sayıştay'ayargılama görevi verildiği biçiminde anlaşılmaya elverişli olsaydı kanıma budeyimin eklenmesi gereksiz kalırdı. Madde metninin böyle bir anlayışa, hattâyoruma elverişsizliği görülmüştür ki 832 sayılı Kanunun 1. maddesininAnayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrasının tıpkı tıpkısına tekrarlanmasındanibaret metnine "yargılama yolu ile" deyimi katılarak Sayıştay'ınyargı yetkisi ile donatılmasına çalışılmıştır.
Yalnızcabir kanunun bir kuruluşu yargılama yetkisi ile donatması kendi başına yeterlideğildir. Bu, ancak açık bir Anayasa hükmünün varlığı ile desteklenirse değerve geçerlik kazanır. Oysa Anayasa, yargılama yetkisi tanıdığı mercileri"Cumhuriyetin Temel Kuruluşu" başlığını taşıyan üçüncü Kısmının"Yargı" başlıklı Üçüncü Bölümünde (Madde 132-152) bir bir saymıştır. Mahkemelerinve yüksek mahkemelerin görecekleri dâvalar da yine bu bölümde adlî, idarî veaskerî olmak üzere üç kümeye ayırmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesinin adlî, idarî veaskerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarakçözümleme ile yetkili kılan hüküm de (Anayasa Madde 142) bu üç çeşit yargıdışında başka bir yargı düzeninin ve merciinin Anayasa'ca öngörülmediğiniayrıca teyit ve tekrar eylemektedir. Şu duruma göre bu merciler dışında hiç birmercie yargı hakkı tanınması mümkün değildir. Çünkü hiçbir kimse veya organ,kaynağını Anayasa'dan almıyan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (Anayasa: Madde4/3)
Bumerciin yargı yetkisi ile donatılabilmesi için Anayasa'da açık hüküm bulunmasıgerekmekle birlikte Sayıştay'a yargılama yetkisi verildiğine ve kararlanaleyhine başvurma yollarının kapatıldığına delâlet edilebilecek dolaylıhükümlerinde Anayasa'da yer almadığı hattâ bütün dolaylı hükümlerin bununaksini ortaya koyacak nitelikte bulunduğu aşağıda sırası geldikçe ayrı ayrıbelirtilecektir. Yalnız şurada Sayıştay'a ilişkin kanunların ötedenberiAnayasaların çizdikleri sınırları taşma eğilimi gösterdiğine kısaca işaretetmek yerinde olacaktır.
23Nisan 1340 günlü, 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Mevaddı Müteferrikebaşlıklı altıncı faslındaki (Kuvveî Kazaiye Dördüncü Fasılda yer almıştır.)Divanı Muhasebata ilişkin 100. maddesinin "Büyük Millet Meclisine merbutve Devletin varidat ve masarıfatını kanunu mahsusuna tevfikan murakabe ilemükellef bir Divanı Muhasebat müessestir) yollu metni ile 16/6/1934 günlü ve2514 sayılı Divanı Muhasebat Kanununun 1. maddesinin (Divanı MuhasebatTeşkilâtı Esasiye Kanununun yüzüncü maddesi hükmüne göre Büyük Millet Meclisinebağlı ve Devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onunnamına bu kanun hükümlerine göre murakabe ve Devlet mallarını kabz ve sarf veidare ve muhafaza edenlerin hesaplarım tetkik ve muhakeme ile mükellef birheyettir) ve 18. maddesinin "Üç aza ile bir reisten terekküp eden dairelerbirer hesap mahkemesidir ...........................
Dairelerbu kanun mucibince muhasiplerin idare hesaplarım tetkik ve muhakeme ederekMuhasebeî Umumiye Kanunu ve bu kanun hükümlerine göre yalnız muhasip vetahakkuk memurlariyle ikinci derece amiri italar hakkında hüküm verir ...)biçimindeki metinlerinin karşılaştırılması bu konuda bir fikir edinilmesineyeteceği için başkaca açıklama ve eleştirme gerekli görülmemiştir.
a)Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapar :
Yukarıdagerekçesiyle belirtildiği üzere, Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adınadenetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamaklagörevlidir. Sayıştay'a yargı yetkisinin tanınmasını önlemeğe tek başına buhüküm bile yeterlidir. Çünkü Anayasa 7. maddesiyle "yargı yetkisinin, TürkMilleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı" kuralını koymuştur.
b)Anayasa Sayıştay Başkan ve üyelerine hâkimlik teminatı tanımamıştır:
YineAnayasa'nın 7. maddesine göre yargılama yetkisi ancak bağımsız hâ kimleringörevli bulunduğu mercilere verilebilir. Anayasa'nın 132. maddesi hâ kimleringörevlerinde bağımsız olmaları ilkesini teyit etmekte ve hâkimlere tanınanteminat 133. maddede ve 134. maddenin ikinci fıkrasında açıklanmaktadır. 127.maddenin ikinci fıkrasiyle Anayasa'nın Sayıştay Başkan ve üyeleri içinöngördüğü ve düzenlenmesini kanuna bıraktığı teminat hâkimlik değil, bir çeşitmemurluk teminatıdır. Burada teminatın "mahkemelerin bağımsızlığı vehâkimlik teminatı esaslarına göre" düzenleneceğinden (140. madde ileDanıştay, 141. madde ile Askerî Yargıtay ve 138 madde ile askerî yargı içinöngörüldüğü üzere) söz edilmediği gibi 132, 133 ve 134. maddelere de herhangibir gönderme yapılmamıştır. Üstelik Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisindegörüşülmesi sırasında Meclise Sayıştay'dan katılan üye Sayıştay görevlilerinehâkim teminatının tanınmasını istemiş; bu yolda önerge vermiş; ancak Sayıştay'ailişkin Anayasa maddesinin aldığı kesin şekilden de anlaşılacağı üzere bu istemmaddeyi geri çeken Anayasa Komisyonunca ve komisyonun saptadığı metnibenimseyen Temsilciler Meclisince kabul edilmemiş; önerge sahibi de AnayasaKomisyonunun getirdiği metne karşı itirazda bulunmamıştır.
832sayılı Kanunun Sayıştay Başkan ve üyeleri için Anayasa'da öngörülen hâkimlikteminatının tıpkısını kabul ettiği bir an için düşünülse, bile gene de bununhâkimlik teminatı niteliğinde sayılması mümkün değildir. Çünkü kanunlarıngetirdiği teminat yine kanunlarla daraltılabilir veya kaldırılabilir. Oysasınırları ve niteliği Anayasa'da belirlenmiş hâkimlik teminatı üzerinde kanunkoyucunun tasarrufta bulunması düşünülemez.
c)Sayıştay, Anayasa'nın yargı bölümüne sokulmamıştır :
Sayıştay'ailişkin hüküm, bilindiği üzere, Anayasa'nın Yargı Bölümünde (Üçüncü KısımÜçüncü Bölüm) değil Yürütme Bölümünün iktisadî ve Mali hükümler kesiminde(Üçüncü Kısım ikinci Bölüm - D Kesimi) yer almıştır. Bu yerin Anayasa koyucununSayıştay için ne gibi bir nitelik öngördüğünü açıklama bakımından önemi vardır.Kararda Yüksek Seçim Kuruluna kesin kararlar veren bir yüksek yargı organıolduğu halde, Yargı Bölümünde değil de Yasama Bölümünde yer serildiğinden sözedilerek bundan bir kuruluşun Anayasa'daki yerinin niteliğini gösterecek birölçü gibi ele alınamayacağı sonucu çıkarılmakta ve Sayıştay ile Yüksek SeçimKurulu, arasında bir benzerliğin oluşturulmasına çalışılmaktadır.
YüksekSeçim Kurulu, altı üyesi Yargıtay, beş Üyesi Danıştay Genel Kurullarınca kendiüyeleri arasından seçilmek yoliyle oluşur. (Anayasa : Madde 75/3) ön üyeleraslında Anayasa uyarınca bağımsız, hâkimlik teminatı ve yargılama yetkisiyledonatılmış kimselerdir; esas yerleri Anayasa'nın Yargı Bölümündedir. 3te yandanYüksek Seçim Kuruluna seçimlerin yönetim ve denetimi yanında yine Anayasa ile(Madde 75/1) "seçim konulariyle ilgili yolsuzlukları şikâyet ve itirazlarıinceleme ve kesin karara bağlama" yetkisi verilmiştir. Niteliği, görev veyetkileri Anayasa'nın açık hükümleriyle böylesine belirlenen bir kuruluşun.Anayasa metnindeki yeri elbette ki yine Anayasa ile belirlenen niteliğinietkilemez. Fakat yüksek Seçim Kurulu ile hiçbir benzer yönü bulunmayan baştanbaşa farklı bünyede; yetkileri ve karar alanı Anayasa yönünden tartışmalıSayıştay için yapılacak yorumda, bu kuruluşun Anayasa'daki yerinin önemibüyüktür. Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasındaSayıştay'dan bu Meclise katılan üyenin yukarıda değinildiği üzere yaptığıkonuşmada ve verdiği önergede Sayıştay'ın Anayasa'nın yargı bölümünde yeralmasının gerektiğini ileri sürmesine rağmen Anayasa Komisyonunun bu istemikabul etmediği; isteme uymayan yeni madde metni üzerinde önergeyi verenin herhangi bir itirazda bulunmadığı ve Temsilciler Meclisinin de Komisyonun görüşünübenimseyerek istemi reddetmiş duruma geldiği gözönünde tutulursa Sayıştay'aAnayasa metninde verilen yerin etkenliğinin daha da güçlendiği görülür.
ç)Anayasa Sayıştay için yargılama usullerinin düzenlenmesini öngörmemiştir :
Anayasa'nın127. maddesinin ikinci fıkrası Sayıştay'a ilişkin olarak kanunla düzenlenecekkonulan şöyle sıralamıştır:
aa)Sayıştay'ın Kuruluşu; bb) Sayıştay'ın işleyişi; cc) Denetim usulleri;
çç)Mensuplarının nitelikleri, atanmaları. Ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlerive öteki özlük işleri ;
dd)Başkan ve üyelerin teminatı.
Görülüyorki Anayasa koyucu burada "yargılama usullerin" den hiç sözetmemektedir, "işleyiş" deyiminin "yargılama usulleri" nikapsadığı ileri sürülemez. Çünkü Anayasa'da gerektikçe hep "işleyiş"deyiminin yanma "yargılama usulleri" deyiminin de eklenmesi yolunagidilmiş; "işleyiş" deyiminden vazgeçilse bile "yargılamausulleri" nin yine sözü edilmiştir. "Mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir" (Madde 136);"Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ...... kanunla düzenlenir,....." (Madde 140/5);
"AskerîYargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ... kanunladüzenlenir." (Madde 141/4); "Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri kanunla ... düzenlenir." (Madde 148/1)
Sayıştay'ınAnayasal bünyesini açıklığa kavuşturacak bir maddede kanunla düzenlenecekkonular bir sayılırken "yargılama usulleri" ne bu konular arasındayer verilmemesinin ancak bir anlamı olabilir. Oda Sayıştay için yargılamayetkisinin öngörülmemiş bulunmasıdır.
d)Anayasa Sayıştay'ı bir son derece mahkemesi olarak kabul etmemiştir :Anayasa'da; "Yargıtay'ın, Adliye mahkemelerince verilen karar vehükümlerin son inceleme mercii olduğu; kanunla gösterilen belli dâvalara da ilkve son derece mahkemesi olarak bakacağı" (Madde 139/1); "Danıştay'ınkanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece vegenel olarak üst derece idare mahkemesi olduğu" (Madde 140/1);"Askeri Yargıtay'ın, askerî mahkemelerce verilmiş karar ve hükümlerin sonniceleme mercii olduğu; ayrıca kanunla gösterilen askerî işlere ait bellidâvalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı" (Madde 141/1)hakkında hükümler vardır. 127. maddede ise Sayıştay yönünden bunlara benzer birhükme yer verilmiş değildir. Şu durum da Anayasa'nın, Sayıştay kuruluşu içindebir Temyiz Kurulu oluşturmasını ve bu kurulun kararlan aleyhine yargımercilerin başvurma yolunun kapatılmasını öngörmediğini kuşkuya yerbırakmayacak açıklıkla göstermektedir. Savunulabilir yönü bulunmamakla birliktebir an için Sayıştay'ın bir yargı mercii olduğu düşünülebilse, Sayıştay üççeşit yargıdan ancak idarî yargı bölümüne girebileceğinden kararlarının üstderece idare mahkemesi olan Danıştay'ca ve temyiz yolıyle incelenmesigerekeceği ortadadır.
e)Sayıştay anlaşmazlıkları çözümlemekte değildir :
832sayılı Kanunun (Madde 62-64) "Sayıştay ilâmı" diye adlandırdığıbelgeler bir uyuşmazlığı çözümlemekte değildir. Burada herhangi bir anlaşmazlıkolmaksızın bir dizi hesap ve işlemin incelenmesi ve ilgililerin sorumluoldukları veya olmadıkları yolunda bir sonuca varılması söz konusudur. SayıştayKanunundaki usul incelenirse görülür ki denetçiler kendilerine verilen hesaplaninceleyip rapora bağlarlar (Madde 48). Raporlar Birinci Başkanlık aracılığiyleve "yargılanmak" üzere dairelere dağıtılır (Madde 50). Dairelercealınacak sonuca göre beraet, zimmet veya tazmin hükmü verilir (Madde 61) vesonuç "ilam" da belirtilir. (Madde 62) Yani alacaklı olması gerekenidarenin istemi, hatta haberi olmadan yolsuz hesabın sorumluları belirlenmekte;alacağın bunlardan tahsiline hüküm verilmekte; ancak bundan sonra idare"ilâm" la sonuçtan haberdar edilmektedir. (Madde 63)
Şudurum da "kesin hükme bağlama" nın bir yargı kararı niteliğitaşımadığını ayrıca ortaya koyar. Hele aynı kanunun "saymanlarınhesaplarının, Sayıştay'a noksansız verildiği tarihten itibaren iki yıl içindeyargılanmadığı takdirde hükmen onanmış sayılacağı" kuralını koyan 66.maddesi "yargılama" ve "hükmen" deyimlerinin bilinen hukukkavramları olarak değerlendirilmesini büsbütün olanak dışı kılmakta ve işleminyanlızca bir inceleme ve denetleme yolu olduğu görüşünü ayrıcadesteklemektedir.
f)832 sayılı Kanun, Sayışta'yı yargı yetkisine sahip olağanüstü bir mercidurumuna getirmiştir :
832sayılı Kanunun Sayıştay'ı bir hesap mahkemesi olarak öngörmesi ve bu kuruluşayargı usulleri öteki yargı mercilerininkine benzemeyen, kararlarını hiçbiryargı merciinin incelemiyeceği nev'i şahsına özgü bir müessese durumumgetirmesi Anayasa'nın Cumhuriyetin Temel Kuruluşu başlıklı üçüncü kısmına birde "hesap yargı yeri" eklenmesi demektir. Böylece "bir kimseyitabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisinesahip olağanüstü bir merci" ortaya çıkmaktadır. Bu ise, Anayasa'nınkesinlikle yasakladığı bir durumdur. (Madde 32/2)
g)Anayasa'nın özel düzenlemesinden Sayıştay'a yargı yetkisi verildiği anlamıçıkarılamaz :
Anayasa'nınSayıştay yönünden özel bir düzenleme getirdiği görüşü bu kuruluşun bir yargımercii sayılması gerektiği sonucuna dayanaktık edemez. Çünkü Anayasa'da, 110.maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, 143. ve 144. maddelerde olduğu gibi,bir takım yönetim yerlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen hükümler devardır. Gerekli olan yalnızca Anayasa'nın özel düzenlemesi deşil budüzenlemenin kuruluşa yargı mercii niteliğini vermesidir.
h)Temsilciler Meclisindeki değişikliğin asıl önemli yönü :
Anayasatasarısının Sayıştay'a ait hükmünün bir konuşma ve önerge üzerine (Tasarı :Madde 126) Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca geri alınarak yemdenyazılmasının kendi başına bir önemi yoktur. Asıl sorun konuşma ve önergedeileri sürülenlerin hangilerinin kabul, hangilerinin reddedildiğidir Yenidenyazılan, önergeyi verence itiraz edilmeyen ve Temsilciler Meclisinde kabulolunan metinde Sayıştay'a yargı bölümünde yer verilmesine ve Sayıştay Başkan veüyelerine hâkim teminatı tanınmasına ilişkin istemler nazara alınmamıştır.Durumun ağırlık noktası budur. Anayasa Mahkemesi kararında bu noktaönemsenmemiş; maddenin sırf yeniden yazılmış oluşuna özel bir değer verilmekistenmiştir.
i)Anayasa'nın Sayıştay'a kesin yargı kararı verme yetkisini tanıdığı düşünülemez:
Bukonuda son olarak şunu da belirtmek yerinde olacaktır :
Yargıalanında ve özellikle işi kökünden çözümleyen kesin yargı kararı konusunda çoktitiz ve ayrıntılı hükümler getirmiş olan ve en küçük tazminat davalarının bilebunlardan yararlanması yollarını açık tutan Anayasa'nın, yargı merciiniteliğini tanımadığı ve üyelerini hâkim teminatı dışında bıraktığı bir kurulakesin yargı karan verme ve böylece söz gelimi bir saymanı yerine göremilyonları bulacak bir borcu ödemekle yükümlü tutma yetkisini tanıyabileceğinive bu ereğini de Anayasa metninde benzeri durumlarda kullandığı anlatımyolundan uzaklaşarak sadece "kesin hükme bağlama" gibi yeni ve müphembir deyimle açıklayacağını düşünmek sağduyu ile ve hukuk mantığıylebağdaştırılamaz.
1)Özetleme :
Yukarıdanberi açıklananlarla varılacak sonuç şöyle özetlenebilir:
aa)Anayasa Sayıştay'ı bir yargı mercii olarak öngörmüş, bu kuruluşun kararlarına.karşı yargı mercilerine başvurma yolunu kapatmış değildir. Sayıştay'ıAnayasa'ya rağmen bu duruma getiren; ona yargılama yetkisi tanıyan; bünyesiiçinde bir Temyiz Kurulu oluşturan; bu Kurulca verilen kararların kesinolduğunu saptayan; Sayıştay ilâmları aleyhine Danıştay'a başvurulmasınıyasaklayan 832 sayılı Kanundur.
bb)Anayasa'nın 127 maddesinde geçen "kesin hükme .. bağlama" deyiminin"kesin işleme bağlama" "kesin sonuca bağlama" "kesinidarî karara bağlama" kavramlarının ötesinde bir anlamı yoktur.
"Sayıştayilâmı" diye adlandırılan belgeye icra dairelerince infazı gerekli birmahkeme hükmü niteliği verilemez. Bu, aslında denetleme ve inceleme sonundahesaplarda ve işlemlerde ortaya çıkarılacak yolsuz ve kanunsuz davranışlarındoğurduğu Hazine zararına kesin olarak saptayan bir belgedir; delil olmayönünden değeri vardır. Ancak "bir zararın saptanması" ve "birzarardan sorumlu olma" durumlarını birbirinden ayırmak gerekir. Sorumkonusunda yargı mercilerinin söyleyeceği çok söz vardır. Onun için Sayıştay'ın"sorumluların hesap ve işlemlerini hükme bağlama" yetkisinin bukişiler hakkında öznel kararlar alma yetkisini de kapsadığı hukukçasavunulabilir bir görüş olamaz. Sayıştay'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi adınagörev yapması da sorumluları şahsen borç altına sokacak öznel kararlarvermesini haklı göstermez. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisininbile böyle bir yetkisi yoktur.
Sayıştay'ınzararı saptayan kesin kararı üzerine sorumlu görülenler hakkında kovuşturmayageçilmesi tabiidir. Sorumlular zararı ödemeğe yanaşmazlarsa son sözü yargımercii söyler. 852 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası bu yolu tümkapamaktadır.
Sözlüaçıklama sırasında Sayıştay'ın öznel kararlar vermediği, çünkü Anayasa'nınmuhasip, gelir ve gider tahakkuk memuru, ikinci derece ita amiri durumundakimemurların görevlerinden doğan malî sorumlarında nesnel sorum ilkesini kabulettiği ileri sürülmüştür. Anayasa'da böyle bir hüküm bulunmadığı gibi bu görüşüisin niteliği ve hukuktaki sorum kavramlariyle bağdaştırmak da mümkün değildir.
3-Sayıştay'a 832 sayılı Kanunun verdiği yetkiler dolayısiyle ortaya çıkansakıncalar :
Burayakadar söylenenler Anayasa'nın Sayıştay'ı bir yargı merci olarak öngörmediğinive kararlarına karşı yargı merciine başvurma yolunu kapatmadığını belirtmekiçindir. Ancak bu kurula 832 sayılı Kanunla yargılama yetkisi verilmesi veözellikle itiraz konusu hüküm Anayasa'nın kişilere tanıdığı kimi tenisihakların ve hürriyetlerin zedelenmesine yol açmakta ve bu konuya da kısacadeğinmek zorunlu bulunmaktadır.
a)Hak arama hürriyeti :
Herkesin,meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı veyadâvâlı sıfatîyle iddia ve savunmada bulunma hakkı vardır. Hiçbir mahkeme, görevve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz. (Anayasa : Madde 31)
Haksahibi ile kendisinden hak istenenin yargı mercii önünde davacı veya dâvâlıolarak karşılaşabilmeleri bu hürriyetin gereğidir. Devlet haksız eylemden doğanalacakları için adliye mahkemelerine başvurur ve dâvâlı da savunma hakkınıkullanırken yine haksız eylemlerle Devleti zarara soktuğu ileri sürülen birkimsenin, sırf Sayıştay denetimine bağlı bir görevde olması yüzünden mahkemehuzurunda kendini savunamamasını haklı gösterecek bir hukukî neden ve zorun-hıkortaya konulamaz.
Devletinkişilerden farklı olarak, kimi alacaklarını mahkeme hükmü gerekmeksizindoğrudan doğruya kovuşturmaya yetkili olduğu durumlar vardır. Ancak bunlar kamualacaklarına ilişkin olanlardır. Kamu alacaklarının tahsiline girişilmesihalinde de kişinin ya belli itiraz ve temyiz mercilerine ve sonunda Danıştay'abaşvurarak veya doğrudan doğruya Danıştay'da iptal dâvası açarak biranlaşmazlık yaratmak ve savunmada bulunmak hakkı vardır.
Anayasa'nıngerek 31. maddesi gerekse idarenin hiçbir eylem ve işleminin hiçbir halde yargımercilerinin denetimi dışında bırakılamıyacağı kuralım koyan 114. maddesi,anlaşmazlık halinde kişi ile idarenin yargı mercii önünde karşılaşması yolunuaçık tutmaktadır. Oysa Sayıştay'ca karara bağlanan işlerde bu yol kapalıdır.
b)Tabii yargılamada usul:
Birkimsenin tabii hâkini huzurunda yargılanması, bir Anayasa teminatı; tabiî biryargılama usuliyle yargılanması ise bu teminatın bir gereğidir. Gerçi Anayasayargı mercilerinin yargılama usullerinin düzenlenmesini kanunlara bırakmış vebu konuda ana kurallar koymamıştır. Ancak yargılama usullerine ilişkin olarakher medenî ülkede uygulanan, yerleşmiş hukuk kuralları da yok değildir.Anayasa'nın 2. maddesiyle hukuk devleti olarak tanımlanan Devletimizde de bukuralların uygulanması gerekir. Bunların dışında kalacak bir yargılama düzenihukuk devletinin korumakla ödevli bulunduğu genel hukuk esaslarına aykırıdüşer.
Bukurallardan konu ile ilişkisi bulunan bir kaçı aşağıda gözden geçirilerekSayıştay'ın durumu ile kıyaslanacaktır.
aa)Tarafsız mahkeme :
Tarafsızlığısağlayan, mahkemelerin bağımsız ve hâkimlerin teminatlı oluşudur. Türkiye BüyükMillet Meclisi adına denetimle görevli, mensupları hâkimlik teminatından yoksunbir kuruluşun tarafsızlığı kabul edilemez.
bb)Savunma :
Denetçiler,kendilerine verilen hesapların - Hesaplar Birinci Başkanının görevlendireceğidenetçilerce incelenir. (Madde 46/1) - incelemesi sırasında mevzuata uygunbulmadıkları veya eksik gördükleri işler hakkında sorumluların yazılısavunmalarım alırlar. (Madde 48/1). En çok otuz gün içinde cevap vermiyensorumluların savunmaları beklenmiyerek rapor düzenlenir. (Madde 48/2). Hesapraporunun dairece incelenmesi sırasında uzman denetçi hesapta yeniden ilişiklihususlar görürse o da sorumlunun savunmasını alır (Madde 56/4).
İşte832 sayılı kanunun tanıdığı savunma hakkı bundan ibarettir. Oysa savunma dâvahakkı kadar korunması gereken bir temel haktır. Anayasa (Madde 31) yalnızcaiddia ve savunma hakkını değil "yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlıolarak, iddia ve savunmada bulunma hakkım" tanımıştır. Denetçiye verilenyazılı cevaplarla yetinilip hüküme varılmasını mümkün kılan bir yargılamausulünün hukuk devletinde yeri olmamak gerekir.
cc)Duruşma :
Anayasa'yagöre mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmalardan bir bölümünün veyatümünün kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkin veya kamu güvenliğinin kesinolarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir (Madde 135/1). 832 sayılı Kanundaduruşma söz konusu değildir. Ancak Temyiz Kurulunca "murafaa" yaolanak tanınmıştır. Kurulun yalnız bir tarafı davet etmek hakkı da bulunduğuiçin (Madde 72) bunun bile bir gerçek duruşma niteliğinde kabul edilmesi mümkündeğildir.
çç)Kanun yolu :
Mahkemekararları üst derece mahkemelerinde (Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay)temyiz yoliyle incelenebilir. Anayasa, Sayıştay'a bir son derece mahkemesiniteliği tanımadığı halde 832 sayılı Kanun "Sayıştay dairelerince verilenilâmların temyiz yoliyle incelenmek ve bu konuda kesin kararlar vermek üzereSayıştay'ın bünyesi içinde bir "Sayıştay Temyiz Kurulu"oluşturmaktadır (Madde 67). Temyiz Kurulu 4 yıl için Sayıştay genel kuruluncadaire başkanları arasından seçilecek 4 daire başkanı ile her daireden seçilecek- Sayıştay'ın 8 dairesi vardır (Kanuna bağlı l sayılı cetvel) - 2 üyedenkurulur. Kararları temyiz edilen daire başkanının ve üyelerinin oy hakkıolamaz. Kurul üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanır; mevcudun çoğunluğu ilekarar verir. Temyiz Kurulu Sayıştay dairelerince verilen ilâmların son hükümmerciidir. (Madde 16)
Karşılıklıolarak birbirlerinin kararlarını hatta karan verenlerin huzuriyle, inceleyeceküyelerden oluşan bu kurulun Sayıştay dairelerinden çıkan "ilâm" ların"son hüküm mercii" oluşu gibi bîr durumun "hukuk devleti"ilkesiyle nasıl bağdaştırabildiği, üzerinde önemle durulacak bir konudur.
dd)Vicdanî kanaat sorunu :
Birgider hesabını inceleyen Sayıştay denetçisi o giderin kanunlara, tüzüklere,yönetmeliklere, bütçedeki tertibine, ödeneğine ve kadroya uygun olarak harcanıpharcanmadığını, ödemenin istihkak sahiplerinin kimliği araştırılmak yoliyleyapılıp yapılmadığını ve bütün bu işlem ve hesapların belgelere ve kayıtlarauygun olup olmadığını araştırır (832 sayılı Kanun, Madde 46). Beraat, zimmetveya tazmin hükümleri de bu esaslara göre verilir. Bu kaskatı ,dar adetamakineleştirilmiş bir inceleme düzenidir. Oysa hâkimler Anayasa'ya, kanuna,hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler (Anayasa : madde 132/1). Şudurum bile Sayıştay'ın bir yargı mercii değil, bir idarî denetim kuruluşuolduğunu göstermeğe yeterlidir.
C)Özetleme :
832sayılı Kanunun Sayıştay için öngördüğü bünye ve yetkiler dolayısiyle temel hakve hürriyetler yönünden ortaya çıkan sakıncaların en önemlileri üzerinde kısacadurulmuştur.
Devletingelir ve giderleri ile mallan üzerinde çok titiz ve gerekirse olağanüstü birdenetini düzeninin kurulmasına kimsenin bir diyeceği olmaz. Bundaki kamu yaranortadadır. Ancak denetim sonunda sorumlu ve tazminle yükümlü görülenler, 45.maddenin itiraz konusu son fıkrasiyle olduğu gibi yargı mercilerindekendilerini savunma teminatından yoksun bırakılırlarsa; bir başka deyimledenetim düzeni yüzünden bir takım temel hak ve hürriyetlerin zedelenmesine yolaçılırsa zaman Anayasa'ya aykırılık kendini gösterir. Çünkü kanun; kamu yararı,genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerle deolsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz (Anayasa : Madde 11/2).
4-Sonuç :
832sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrasında yer alan "Sayıştay'caverilen, ilâmlar aleyhine Danıştay'a baş vurulamaz "hükmü Anayasa'nın 2.maddesindeki "hukuk devleti" ilkesine, yine Anayasa'nın "yargıyetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır" kuralınıkoyan 7., hak arama hürriyetine ilişkin 31., tabiî yargı yolunu belirleyen 32.,idarenin eylem ve işlemleri üzerindeki yargı denetimim ilkeleştiren 114.,Sayıştay'a dair 127., Danıştay hakkındaki 140., "kanunların Anayasa'yaaykırı olamıyacağını" saptayan 8. maddelerine doğrudan doğruya aykırıdır;iptali gerekir. Oysa Anayasa Mahkemesi hükmün Anayasa'ya uygun olduğuna kararvermiştir.
Bunedenle E. 1967/19 - K. 1969/6 sayılı ve 16 Ocak 1969 günlü kararın 832 sayılıKanunun 45. maddesinin son fıkrasına ilişkin bölümüne karşıyız.
Üye
Avni Givda
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOY YAZISI
Bukararın Sayıştay yasasının 45. maddesinin son fıkrasındaki kuralın Anayasa'yaaykırı olmadığı yollu bölümüne, mahkememizin E. 67/13, K. 69/5 sayılı ve16/1/1969 günlü kararı için yazdığımız karşı oy yazısında belirtilengerekçelerle karşıyız.
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
MUHALEFETŞERHİ
l-Yukarıki karar ile, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasınınve 105. maddesinin tüzüklere ilişkin hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesineiptal dâvası açmaya, Danıştay Başkanlığı yetkili sayılmış bulunmaktadır.
Anayasa'nın149. maddesi, Danıştay'a, kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlardakanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'yaaykırılığı iddiasiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvası açmayetkisi vermiş ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 21. ve 25. maddeleri debu konuyu, aynı yönde düzenlemiş bulunmaktadır.
Buhükümlere göre Danıştay'ın herhangi bir kanun hakkında iptal dâvası açabilmesiiçin o kanunun Danıştay'ın Anayasa ve kanunlarla belirtilmiş bulunan varlık vegörevini ilgilendiren bir konuya değinmiş olması şarttır:
a-Halbuki Anayasa'nın 140. maddesi Danıştay'a, Sayıştay ilâmlarının ilk dereceveya üst derece idare mahkemesi sıfatiyle incelenmesi görev ve yetkisini vermişdeğildir.
Danıştay'ın24/12/1964 günlü ve 521 sayılı kendi kanunu da böyle bir görev vermemiştir.Hatta 521 sayılı Danıştay Kanunu tasarısının yasama meclislerindeki müzakeresisırasında Sayıştay Genel Kurulu kararlarının inceleme yetkisinin Danıştay'averilmesi yolundaki teklifler reddolunmuştur.
Öteyandan Anayasa'nın 127. maddesi de Sayıştay hükümlerinin "kesin"nitelikte olduğunu belirtmiştir.
DanıştayDâva Daireleri Kurulunca, Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasınailişkin olmak üzere yapılmış bulunan Anayasa'ya aykırılık itirazı üzenine meydanagelen diğer bir dosyada (Esas 1967/13} yapılan inceleme sonunda AnayasaMahkemesince verilmiş bulunan 14, 15, 16 Ocak 1969 günlü ve 1967/13 -1969/5sayılı karara ait muhalefet şerhinde belirtilen düşünceler, bu konularıngerekli açıklığa kavuşabilmesi için burada da aynen geçerli bulunmaktadır.
Açıklananbu Anayasa kuralları ve bizzat Danıştay'ın kendi kanunu ile, Danıştay'ın varlıkve görevi dışında bırakılmış bir konuyu tekrar ve teyit eden ve bu bakımdanDanıştay'ın varlık ve görev alanım ilgilendiren bir yönü bulunmayan 832 sayılıSayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hakkında Danıştay'ın iptal dâvasıaçmağa yetkisi olabileceğini düşünmek mümkün değildir.
b -Anayasa'nın 107. maddesi, tüzüklerin, Danıştay incelemesinden geçirilmesinişart kılmıştır. Ancak 832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin malikonulardaki tüzüklere ilişkin olan hükmünün, Danıştay incelemesini önliyen,uzaktan da olsa, onu ilgilendiren bir yönü yoktur. Zira Sayıştayincelenmesinden geçmiş olan bir tasarıyı, şayet Danıştay incelemesindengeçmemiş ise, tüzük olarak yürürlüğe koymak mümkün değildir. Bu sebeple sözügeçen 105. maddenin malî konulardaki tüzüklere ilişkin hükmü de Danıştay'ınvarlık ve görevini ilgilendiren bir hüküm sayılamaz.
Bunedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hükmü ileaynı kanunun 105. maddesinin tüzüklere ilişkin hükmü hakkında DanıştayBaşkanlığının iptal dâvası açması yetkisi bulunmadığı meydandadır .
2-832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin malî konulardaki tüzüklereilişkin hükmü esas yönünden de Anayasa'ya aykırı değildir.
Buhüküm, ileri sürüldüğü gibi, Danıştay'ın tüzükler üzerindeki İnceleme yetkisinedolaylı veya dolaysız da olsa, hiç bir suretle etki yapacak nitelikte değildir.Zira madde, Danıştay incelemesinden ayrıca bir de Sayıştay'a istişari olarakdüşüncesini bildirme görevi vermiştir. Bu mütalâa ne Bakanlar Kurulunu bağlar,ne de Danıştay'ın inceleme yetkisini kaldırır veya kısıtlar. Sayıştay mütalâasıüzerine, Bakanlar Kurulunca tasarıya yeni bir hüküm ilâvesine lüzum görülürse,bu yeni hükmün de Danıştay incelemesinden geçirilmesinde zorunluk bulunduğuşüphesizdir, aksi takdirde Danıştay incelemesinden geçmeyen bu hükmün, tüzükhükmü olarak kabulü mümkün değildir.
Bunedenle 105. maddenin tüzüklere ilişkin hükmü, Anayasa'nın 107. maddesine.Danıştay bakımından aykırı değildir.
105.maddenin süz konusu hükmünün, Anayasa'nın 107. maddesiyle yürütmiye verilmişolan yetkiyi daralttığı görüşüne gelince :
105.maddenin Sayıştay'a verdiği görev kesin değil, istişarî niteliktedir, BakanlarKurulu uygun gördüğü ölçüde faydalanır. Bu bakımdan Anayasa'nın 107. maddesiyleBakanlar Kuruluna verilmiş olan yetkinin özürce dokunulduğu söz konusudeğildir. Gerçi Bakanlar Kurulu, iki ay müddetle Sayıştay mütalâasını beklemekzorunluğu altına sokulmakla 107. maddedeki yetkisine önemli sayılamıyacakölçüde, bir sınır konulmuştur. Ancak bunun da, sonuçlan Sayıştay denetimindengeçecek olan malî işlemlere ilişkin usul ve esaslar hakkında, önceden buihtisas organının mutabakatını sağlamak suretiyle muhtemel zimmet ve tazminleriönliyerek malî muamelelerin sarsıntısız ve kusursuz yürütmesini teminat altınaalmak gibi bir kamu yararına dayandığında şüphe yoktur.
Bunedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanunun 105. maddesinin malî konulardahazırlanacak tüzüklerin yürürlüğe konulmalarından önce ve iki ay içindeSayıştay'ın istişarî mütalâasının alınacağına ilişkin olan hükmü Anayasa'yaaykırı değildir.
Yukarıdaaçıklanan sebeplerden ötürü kararın belirtilen konulardaki kısımlarınamuhalifim.
Üye
Muhittin Gürün
SayınMuhittin Gürün tarafından açıklanan düşüncelere katılıyorum.
Üye
Celâlettin Kuralmen