ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1967/21
Karar No:1968/36
Karar günü:26/9/1968
Resmi Gazete tarih/sayı:4.3.1969/13139
Anayasa'yaaykırılık iddiasında bulunan mahkeme: Derik Sulh Hukuk Hâkimliği
İtirazınkonusu: Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesince beş yıl hapis cezası ilehükümlendirilmiş bulunan K. Geleri'ye vasi atanmasına karar verilmesinin MardinC. Savcılığınca istenilmesi üzerine, sözü edilen Sulh Mahkemesinde duruşmaaçılmış ve sonuçta hâkim, Medenî Kanunun 347., 354., 357., 363., 369., 370.,382., 384., 335., 387., 388., 396., 397., 405., 406., ve 407. maddelerininAnayasa'nın 4., 4., 7., 31., 134 ve 8. maddelerine aykırı olduğu kanısınavararak sözü geçen hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
İlkinceleme : Başkan İbrahim Senil ve Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş, Üye İhsanKeçeci-oğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan,Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, RecaiSeçkin; Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'ün katıldıkları 7/11/1967günlü toplantıda:
1-Kendisinden hükümlüye bir vasi ataması istenen .mahkemenin olayda uygulanacakkanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısı ile Anayasa Mahkemesinebaşvurmaya yetkili bulunduğuna, üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu,İhsan Ecemiş ve Ahmet Akar'ın ortada mahkemenin bakmakta olduğu bir dâvabulunmadığı ve bu nedenle de Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olmadığıyolundaki karşı oyları ile ve oy çokluğu ile;
2-Mahkemenin bakmakta olduğu dâvada yalnızca Medenî Kanunun 347., 357., 364.,369. ve 370 maddelerini uygulama durumunda bulunduğuna ve esasın bu maddelerlesınırlı olmak üzere incelenmesine oybirliği ile;
3-Mahkemenin aynı kanunun 382, 384, 385, 387, 388, 396, 397, 405, 406 ve 407.maddelerle uygulama durumunda olmadığına ve bu maddelere ilişkin İtirazın yetkiyönünden reddine 396. ve 397, maddelerde oy birliği ile ve öbür maddelerdeHakkı Ketenoğlu ve İhsan Ecemiş'in karşı oyları ile ve oy çokluğu ile kararverilmiştir.
Buradabirinci bentdeki yetki kararının dayandığı gerekçeler şunlardır:
"Anayasa'yaaykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi "başlıklı 151. maddesininbirinci fıkrasında Anayasa, "Bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacakbir kanunun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birininileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, AnayasaMahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar dâvayı geri bırakır" kuralınıkoymaktadır.
Vasiatama işine bakmakta olan sulh mahkemesinin bir dâvaya bakmakta olan mahkemesayılıp sayılmayacağı Kurulda tartışma konusu edilmiştir. Sulh mahkemesinin,hâkimin niteliği ve gördüğü işler açısından bir mahkeme olduğunda görüşayrılığı belirmemiştir. Zira bu mahkemede Anayasa'nın öngördüğü anlamdateminatlı bir hâkim görev yapmakta ve dâvaları inceleyip karara bağlamaktadır.Yalnız vasi atama İşini bir dâva sayılıp sayılamıyacğı, üzerinde durulmasıgerekli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Anayasa metnindeki "dâva"deyimi, herşeyden önce, iki kişi arasında çıkan bir uyuşmazlıkdolayısıyla bu uyuşmazlığın çözümlenmesinin mahkemeden istenmiş olması üzerineortaya çıkan bir durumu veyahut kendi üzerine suç atılan bir kimsenincezalandırılması istemi ile savcı tarafından belli bir kimseye karşı ortayaçıkarılan uyuşmazlık durumunu anlatmaktadır. Usul yasalarımızın dar anlamdadâva sayıldıkları hukukî durum budur. Olayımızda ise belli bir kimse veyahutsavcı tarafından ortaya çıkarılmış bir uyuşmazlığın çözümlenmesi isteği üzerinemeydana gelen bir durum söz konusu değildir. Gerçekten savcı, beş yıl hapislehükümlendirilmiş olan bir kimsenin hükümlendirilme durumunu, sulh mahkemesineMedenî Kanunun 357. maddesi gereğince haber vermiştir ve böylece savcının buhaber vermesi onun bir ceza dâvası açması veya bir evlenmenin iptalini MedeniKanunun 112. ve 113. maddeleri uyarınca mahkemeden istemesi niteliğinde bîrİşlem değildir. Bununla birlikte, Anayasa'mızın yukarıda anılan hükmünde geçendâvanın yalnızca bir uyuşmazlığın çözümlenmesini amaç edinen bir istemolduğunun kabul edilmesi için Anayasa'nın sözünde veya özünde veyahutAnayasa'ya üstün olan kurallarda herhangi bir esas yoktur. Bunun tersine, hukukuygularımızda ve özellikle adlî uygulamalarda mahkemenin bir istem veya haberverme üzerine yaptığı işlemlere davaya bakma adı verildiği de bilinmektedir.Anayasa'mızın 151. maddesinin temel ereği, yönetim veya yürütme yerlerineAnayasa Mahkemesine başvurma yetkisini tanımaktan kaçınmaktır. Gerçekten,idarenin bir yasa hükmünün onun Anayasa'ya uygun olup olmadığını düşünmeksizinuygulaması ve bu konuda herhangi bir tereddüt veya düşünme ile vakitgeçirmemesi, Devletin yürütme ve yönetim işlerinin aksamadan görülmesinisağlama bakımından, kural olarak, zorunludur. Buna karşılık Anayasa'mız, bellibir dâvada uygulayacakları yasanın Anayasa'ya aykırı olup olmadığını kararabağlaması için mahkemelerin Anayasa Mahkemesine başvurmaları yolunubenimsemiştir. Anayasa'nın sözü edilen 151. maddesi ile iptal dâvalarınailişkin 149. maddesinin Temsilciler Meclisindeki görüşmelerinde, Anayasa'yaaykırı hükümlerin uygulanmasını önlemek ve ayıklanmasını sağlamak üzere bütün yurtdaşlaraAnayasa Mahkemesine başvurma hakkının tanınması istenmiş ve fakat sonuçta bütünyurtdaşların Anayasa Mahkemesine dâva açmalarının mahkemeyi çalışamaz durumasokacağı, mahkemelere tanınan yetki dolayısıyle Anayasa'ya aykırı hükümlerinyurtdaşlara uygulanmasının önleneceği ve bu yolun hem uygulamaya elverişli, hemde amaca uygun bir yol olduğu belirtilmiş, bu açıklamalar üzerine bütünyurtdaşlara dâva açma yetkisinin tanınmasına ilişkin düşünceler gözönündetutulmayarak bugünkü hükümler kabul edilmiştir. Anayasa koyucunun bu amacı,yorumda gözönünde tutulması gerekeceğinden ve Anayasa'ya aykırı bir takımhükümlerin dar anlamda dâvalar dışında .mahkemelerin gördükleri çelişmesizyargı (Nizasız kaza) işlerinden olan öbür işlerde uygulanacak yasalar hükümleribakımından dahi söz konusu edilmesi tabiî bulunduğundan, (Dâva) sözünü usulhukukundaki dar anlamında değil, geniş bir anlamda ve mahkemelerin bir kararabağlamakla ödevli oldukları dâvalar veya çelişmesiz yargıdan sayılan işleranlamında yorumlamak, Anayasa koyucunun amacına uygun düşecektir. Bu arada,Anayasa'mızm "Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna,hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler" kuralını koyan 132.maddesinin birinci fıkrası uyarınca hâkimlerin karara bağlamak durumundaoldukları bütün konularda Anayasa'yı tam anlamı ile uygulayabilmeleri içintartışma konusu 151. maddedeki (Dâva sözünü hâkimlerin karara bağlamakla ödevlioldukları bütün dâvalar ve az önce açıklanan nitelikteki işler anlamındayorumlamak, bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır; zira, burada Anayasa'nın132. maddesinin birinci fıkrasındaki kuralın yalnızca dar anlamda dâvalarınçözümlenmesinde uygulanacağı, karara bağlanacak öbür işlerde hâkimin tıpkı biryönetim adamı gibi davranacağı ileri sürülemez. Zira böyle bir yorumun Anayasaaçısından hiçbir dayanağı yoktur. Kaldı ki kurumsal açıdan çelişmesiz yargınınkapsamına giren yönetim işlerinden sayılabilecek bir takım işlerin mahkemelereverilmesine Anayasa açısından herhangi bir engel olmamak gerekir; ÇünküAnayasa'nın 7. maddesi hükmü ile "Yargı" bölümündeki hükümleri,mahkemelere dâvaları çözümleme görevinden başka bir görevin verilmesini yasakeder nitelikte değildir. Gerçekten, yargı İşi ile yönetim işinin herhangi birtanımlaması Anayasa'-da yer almadığı gibi, belli bir görüş açısından yönetimİşlerinden sayılabilecek olan işler tamamlanarak bunların tümünün veyabunlardan bir kaçının hâkimlere gördürülmesini yasak eden bir kurala dahî yerverilmiş değildir. Yasa konuyu, hâkimlerin esas görevlerini halele uğratmamakkaydı ile, çelişmesiz yargı işlerinden sayılabilecek olan bir takım yönetimişlerinin hâkimlerce görülerek karara bağlanmalarını, o işlerin özelliğibakımından kamu yararına daha uygun sayabilir ve yurtdaşlar için o işlerin dahagüvenceli biçimde görüleceğini düşünmüş olabilir ve bu görüş haklı nedenleredayanabilir. Sunuda unutma malıdır ki Anayasa'mız güçler ayrılığı ilkesini sertbir ilke olarak değil, ancak yumuşak bir biçimde benimsemiştir. Demek ki kuramaçısından yönetim işlerinden sayılabilecek bir takım çelişmesiz yargı işleriningörülüp karara bağlanmasının mahkemelere verilmesi, Anayasa'ya aykırısayılamayacaktır. Bu türlü işlerin mahkemelere verilmesi, onların tıpkı daranlamda yargı işlerinden bulunan dâvalarda olduğu gibi tarafsızca veAnayasa'ya, kanuna ve hukuka göre karara bağlanmalarını sağlamak ereğine başkadeyimle haklı nedene, kamu yararına dayandığı düşünülürse, mahkemelerin butürlü konularda uygulayacakları hükümlerin Anayasa'ya uygunluğu sorununun çözümlemeküzere Anayasa Mahkemesine İş gönderebilmeleri, Anayasa'nın yasalarındenetiminin Anayasa Mahkemesine veren hükümlerinin konuluş amacının gereğiolduğu sonucuna varılır.
Herne kadar Mahkeme, itiraz konusu Medeni Kanun hükümlerinin, Anayasa'nın 35 maddesiuyarınca konulması gereken hükümlerden olduğunu ve bu maddenin yürütmeye birgörev verdiğini dahi Heri sürmekte ise de bu maddenin yalnızca yürütmeye görevyüklediği görüşü doğru değildir. Nitekim; sözü edilen 35. maddede ailenin Türktoplumunun temeli olduğu bildirildikten sonra, Devlete ve öbür kamu tüzelkişilerine ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli tedbirleri almakve kuruluşları meydana getirmek ödevi yükletilmiştir ve buradaki (Devlet)sözünün yalnızca yürütmeyi kapsayıp yasama ve yargıyı anlatmadığını gösterenbir söz veya yazılış benimsenmiş değildir.
Hâkimlerin,yasalarda gösterilenlerden başka genel veya özel herhangi bir görevalamayacakları yollu Anayasa hükmü dahi, hâkimlere uyuşmazlıklarınçözümlenmesinden başka işlerin verilemiyeceği görüşüne dayanak olamaz.Gerçekten, bu hükmün konulmasının amacı, hâkimlerin alabilecekleri görevlerinancak ve ancak yasalarda belli edilen görevler olabileceğini ve yasalardabelirtilmeyen bir görevin hâkimlere verilmesinin yasaklandığını anlatmaktır,yoksa hâkimlere yasalarla verilecek genel görevleri sınırlandırmak ve böyleceçelişmesiz yargı işlerinin yasa hükmü ile onlara verilmesine engel olmakdeğildir.
ÜyelerdenCelâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, İhsan Ecemiş ve Ahmet Akar; çoğunluğun mahkemeninAnayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olduğu görüşüne katılmamışlardır.
Esasınincelenmesi: Esasa ilişkin olarak düzenlenen rapor ile, inceleme konusu itirazaesas tutulan Anayasa hükümleri ve Medenî Kanun hükümleri incelendi gereğigörüşülüp düşünüldü :
1-İtirazda dayanılan Anayasa maddeleri şunlardır: "Madde 4- "Egemenlikkayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet,egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eli ilekullanır.
Egemenliğinkullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almıyan devlet yetkisikullanamaz"
Madde6- "Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve BakanlarKurulu tarafından yerine getirilir."
Madde7- "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelercekullanılır."
Madde8- Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.
Anayasahükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileribağlıyan temel hukuk kurallarıdır."
Madde31- "Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbirmahkeme, görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz."
Madde32- "Hiçbir kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Birkimseye tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargıyetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."
Madde134- "Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık veödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçiciveya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılmasıve disiplin cezası verilmesi, görevleri ile ilgili suçlarından dolayı soruşturmayapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayıgerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri,mahkemelerin bağımsızlık esasına göre, kanunla düzenlenir.
Hâkimleraltmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askerî hâkimlerin yaşhaddi kanunla belli edilir.
Hâkimler,kanunda belirtilenlerden başka, genel ve özel hiçbir görev alamazlar.
Mahkememizceesas yönünden İncelenmelerine karar verilen Medenî Kanun maddeleri şunlardır:
Madde347- "Vesayet daireleri, sulh mahkemesiyle mahkemei asliyedir."
Madde357- "Bir sene veya daha ziyâde hürriyeti sahip bir ceza ile mahkûm olanher reşid için, vasi nasbolunur. Hükmü icraya memur daire, mahkûmun cezasınıgörmeye başlandığını; sulh mahkemesine, hemen ihbar ile mükelleftir."
Madde363- "Sulh mahkemesi, vesayet işlerini göremeye ehil olan reşidi, vasitayin eder. Kendilerine verilen vazifeyi birlikte veya her birerlerikendilerine ayrılan vazifeleri ayrı ayrı yapmak üzere sulh mahkemesi icabı halegöre birden ziyâde vasi tayin edebilir. Bununla beraber, bir vesayetin birlikteidaresi; rızaları olmadıkça, birden ziyâde kimseye yükletilemez."
Madde369- "Sulh mahkemesi, vasi tayinini müstelzim hallerde, hemen tayinemecburdur. İcabında, küçüğün rüşde vusulünden evvel de hacir muamelesiyapılabilir.
Reşidolan evlât hacredildikte, vesayet altına alınacak yerde, asılolan, velayetaltına konulmaktadır."
Madde370- "Vasinin tayininden evvel bazı işlerin görülmesi zarurî ise, sulhmahkemesi, lâzım genel tedbirleri yapar. Hususiyle hacredilecek kimseyi medenîhaklarını kullanmaktan muvakkaten men ve ona bir mümessil tayin edebilir; bukarar ilân olunur."
İlkİnceleme sonunda verilen 7/11/1967 günlü karar ile Anayasa'nın 151 incimaddesinin birinci fıkrası hükmünce ortada mahkemece bakılmakta olan bir dâvabulunduğuna ve böylece mahkemenin bu isi Anayasa Mahkemesine getirmeye yetkiliolduğuna karar verilmiş bulunmasına göre esasa ilişkin inceleme sırasındaMedeni Yasanın 347, 357, 363, 369 ve 370 inci maddelerinin bu yönden ayrıcatartışılıp karara bağlanmasının gerekmediğine karar verilmiştir. Tartışmakonusu Medenî Kanun hükümlerinin itirazda ileri sürülen Anayasa hükümlerineaykırı başkaca bir yanı bulunduğu veya Anayasa'nın itirazda ileri sürülmeyenbaşka bir hüküm veya ilkesine aykırı olduğu kanısına dahi varılamadığındandolayı itirazın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Medenî Kanunun 347, 357, 363, 369, ve 370 inci maddelerinin Anayasa'ya aykırıbulunmamaları nedeni ile itirazın reddine 26/9/1968 gününde oybirliği ile kararverildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
MUHALEFETŞERHİ
İtirazdabulunan sulh mahkemesinin bakmakta olduğu iş, beş yıl hapis cezasınaçarptırılmış bir hükümlüye G. Savcısının ihbarı üzerine vasi tayin etmek içinbaşladığı muameleden ibarettir.
Anayasa'mızın151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükmüne göre, .mahkemelerin itirazyolile Anayasa Mahkemesine başvurabilmeleri evvelâ itirazda bulunan mahkemenin"bakmakta olduğu bir dâva" nın mevcut olması, sonra da itiraz konusuhükümlerin bu dâvada "uygulanacak hükümler" den bulunması şartlarınabağlıdır. O halde herşeyden önce, itirazda bulunan mahkemede bakılmakta olanişin bir dâva olup olmadığını araştırmak icabedecektir. Çoğunluk bu işin dâvasayılabileceği düşüncesindedir. Gerekçesinde bu konuda "Usul kanunlarındadâvanın darmanada alındığını, olayda bir kimse veya savcı tarafından ortayaçıkarılmış bir uyuşmazlığın çözümlenmesi isteği üzerine meydana gelen bir durumsöz konusu değilse de Anayasa'nın sözü geçen hükmündeki dâvanın yalnızcauyuşmazlığın çözümlenmesini amaç tuttuğunu gösteren bir esas olmadığını vebunun tersine adlî uygulamalarda mahkemenin bir istem veya haber verme üzerineyaptığı işlemlere dâva adı verildiği bilindiği, bu sebeple çelişmesiz yargıişlerinde de uygulanacak kanun hükümleri bakımından da dâva sözünün usu!hukukundaki dar anlamda değil, geniş bir anlamda ve mahkemelerin bir kararabağlamakla ödevli oldukları bütün işler anlamına yorumlamanın,Anayasa koyucununamacına uygun düşeceğini, bu arada Anayasa'nın 132 nci maddesinin de dâvasözünün bu manada yorumlanmasını zorunlu kıldığını" ileri sürmüştür.
İlmigörüşlerde olduğu gibi çoğunluk gerekçesinde de "vasi tayini" işiningerekçede "çelişmesiz yargı" dîye sözü edilen nizasız yargıya girenişlerden olduğu kabul edilmektedir. Halbuki ilmî görüşlerde nizasız yargıda birdâvanın mevcudiyetinin söz edilemiyeceği fikri genellikle benimsenmiştir. Buyargıya tabi işlerde taraf teşkil edilemiyeceğine muhkem kaziye de vücudagelemiyeceğme göre nizasız yargıya tabi işlerde "dâva" sözü yerine"talep" sözünün kullanılması teklif edilmekte ve mahkemelerin buçeşit faaliyetlerine "münaazasız" yahut da "dâvasız yargı"adı verilmektedir.
Mahkemeiçtihatlarına ve adlî uygulamalara gelince:
Mahkemeiçtihatlarımız da bu görüşe uygun bulunmaktadır. Nitekim mahkememizin 30/5/1967günlü, 1967/15, karar 1967/15 sayılı kararında "Anayasa'nın 151. ve 44sayılı Kanunun 27. .maddelerinde yer alan bir dâvaya bakmakta olan mahkemesözlerini bir dâvaya bakmakta olan, hâkim niteliğinde kişilerden kurulu, yargıyetkisine sahip (Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasını çözümleyen) mercişeklinde anlamak Anayasa'nın yukarıda yazılı hükümlerine uygun düşer,"denilmek suretiyle bu hükümlerdeki dâva sözünden "taraflar arasındaki biruyuşmazlığın çözümlenmesinin kasdedildiği açıkça gösterilmiştir. Yargıtay HukukGenel Kurulunun 20/10/1964 günlü 2/61 esas, 69 karar sayılı bir kararında da"bir şahsın mirasını ümit ettiği kimsenin aklî melekâtının yerinde olmadığındanbahisle hacir altına alınmasını istemesi" "dâva mahiyetinde olmayanbir talep olarak görülmüştür. Yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme GenelKurulunun nizasız yargıya taallûk eden kararlarında" "talep veemir" gibi kelimelerin "tek taraflı ve hasım gösterilmeksizinyargıçtan bir şeyin yapılması isteminden ibaret" olduğu bildirilmektedir.
Busebeplerledir ki tek taraflı ve muhkem kaziye vücuda getirmeyen nizasız yargıyatabi vasi tayini gibi tasarruflar bazı yerler de idarî mercilere bırakılmışbulunmaktadır.
Böyleceilmî düşüncelere, adlî uygulama ve içtihatlara göre dâva sözünün çoğunlukgerekçesinde ileri sürüldüğü şekilde anlaşılmasında ve yorumlanmasında birzorunluk olmadığı ve aksine Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27.maddelerinde yer alan "dâva" sözünden taraflar arasındaki biruyuşmazlığı çözümleyen yargı tasarruflarının anlaşılması lâzım geleceği meydanaçıkmaktadır.
Diğertaraftan, Anayasa'nın, "Hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa'ya,kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." esasını koyan132 nci maddesinin de, hâkimin vasi tayin etmesi işini, bir dâva olarak kabulettirecek bir yönü olmadığı gibi Anayasa'da başkacada bunu icabettirecek birhüküm bulunmamaktadır.
EğerAnayasa 151 inci maddesindeki hükme mahkemelerin vasi tayini gibi nizasızyargıya tabi işleri de dahil etmek istemiş olsa idi. Bunu "bir yargı işinebakmakta olan mahkeme" gibi bir ifade ile açıklayacağı şüphesiz idi.
Fakatyukarıda işaret olunan özellikleri dolayısiyle bu çeşit işleri 151. madde hükmüdışında bıraktığı anlaşılmaktadır.
Buitibarla çoğunluğun itirazda bulunan sulh mahkemesinin görmekte olduğu vasitayini işini bir dâva olarak kabul eden görüşüne katılmak mümkün olmadığındansözü geçen mahkemenin itirazının ortada bakmakta olduğu bir dâva bulunmaması,bakımından reddî gerektiği kanısındayım.
Üye
Celâlettin Kuralmen