ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1967/41
Karar Sayısı:1969/57
Karar günü:23, 24 ve 25/10/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:12.3.1971/13776
Davacı: Türkiye İşçi Partisi
Dâvanınkonusu : 28/7/1967 günlü ve 933 sayılı Kalkınma Plânının Uygulanması EsaslarınaDair Kanunun tümünün Anayasa ve İçtüzük hükümlerine aykırılığı ileri sürülerekiptali istenmiştir.
C)Dayanılan Anayasa hükümleri :
Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet,egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliylekullanır.
Egemenliğinkullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisikullanamaz.
Madde5- Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Madde6- Yürütme görevi, kanunlar, çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulutarafından yerine getirilir.
Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararıamacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz.
Madde38- Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçekkarşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazmalların, kanunda gösterilen esas ve usullere göre, tamamını veya bir kısmınıkamulaştırmaya veya bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Çiftçinintopraklandırılması, ormanlarının devletleştirilmesi, yeni orman yetiştirilmesive iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarıyla kamulaştırılan toprakbedellerinin ödeme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngördüğühallerde, ödeme süresi on yılı aşamaz. Bu takdirde, taksitler eşit olarakönedir ve kanunla gösterilen faiz haddine bağlanır.
Kamulaştırılantopraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten çiftçinin hakkaniyetli ölçüleriçerisinde geçinebilmesi için zarurî olan ve kanunla gösterilen kısmının veküçük çiftçinin kamulaştırılan toprağının bedeli herhalde peşin ödenir.
Madde40- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özelteşebbüsler kurmak serbesttir.
Kanun,bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.
Devlet,özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygunyürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak, tedbirlerialır.
Madde41- İktisadi ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes içininsanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göredüzenlenir.
İktisadi,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatlamillî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının getirdiği önceliklereyönetmek ve kalkınma planlarını yapmak, Devletin ödevidir.
Madde58- Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada,ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
Madde61- Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekleyükümlüdür.
Vergi,resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler, ancak kanunla konulur.
Madde64- Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, Devletin bütçe ve kesin hesap kanuntasarılarını görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına, genel ve özel afilânına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesinekarar vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir.
Maddede85- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıklarıiçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzükhükümleri, siyasî parti gruplarının, meclislerin bütün faaliyetlerinekuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî partigrupları, en az on üyeden meydana gelir.
Meclisler,kendi kolluk işlerini başkaları eliyle düzenler ve yürütürler.
Madde105- Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasındaişbirliğini sağlar ve Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.
Herbakan, kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem veişlemlerinden ayrıca sorumludur.
Bakanlar,dokunulmazlık ve yasaklamalar bakımından Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleriyleaynı durumdadır.
Madde106- Bakanlıklar, kanunun koyduğu esaslara göre kurulur.
Açıkolan bakanlıklarla izinli veya özürlü olan bir bakana, diğer bir bakan geçiciolarak vekillik eder. Ancak, bir bakan birden fazlasına vekillik edemez.
TürkiyeBüyük Millet Meclisi karariyle Yüce Divana verilen bir bakan, bakanlıktandüşer.
Herhangibir sebeple boşalan bakanlığa en geç on beş gün içinde atanma yapılır.
Madde107- Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiğiişleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştay'ınincelenmesinden geçirilerek, tüzükler çıkarabilir.
Tüzükler,Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayınlanır.
Madde112- İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetimesaslarına dayanır.
İdare,kuruluş ve görevleriyle bir bütündür, ve kanunla düzenlenir. Kamu tüzelkişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.
Madde113- Bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarım ilgilendirenkanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamakşartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Yönetmelikler, Resmi Gazete ileyayınlanır.
Madde114- İdarenin hiçbir eylem ve işlemi, hiçbir halde, yargı mercilerinin denetimidışında bırakılamaz.
İdareninişlemlerinden dolayı açılacak dâvalarda süre aşımı, yazılı bildirim tarihindenbaşlar.
İdare,kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
Madde116- Mahallî idareler, il, belediye veya köy halkının müşterek mahallîihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamutüzel kişileridir.
Mahallîidarelerin seçimleri, kanunun gösterdiği zamanlarda ve 55 maddede yazılıesaslara göre yapılır.
Mahallîidarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmelerikonusundaki denetim, ancak yargı yolu ile olur.
Mahallîidarelerin kuruluşları, kendi aralarında birlik kurmaları, görevleri,yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ veilgileri, kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelirkaynakları sağlanır.
Madde117- Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin, genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekligörevler memurluk eliyle görülür.
Memurlarınnitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri, aylık veödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Madde126- Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerininharcamaları yıllık bütçelerle yapılır.
Kanun,kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş vehizmetler için özel süre ve usuller koyabilir.
Genelve katma bütçelerin nasıl yapılacağı ve uygulanacağı kanunla gösterilir. Bütçekanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.
Madde127- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ilemalların Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme vehükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
Sayıştay'ınkuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları,ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri ve dîğer özlük işleri, başkan veüyelerin teminatı kanunla düzenlenir.
Kamuiktisadi teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi kanunladüzenlenir.
Madde128- Kesin hesap kanunu tasarıları, kanunda daha kısa süre kabul edilmemiş ise,ilgili oldukları malî yılın sonundan başlayarak en geç bir yıl sonra, BakanlarKurulunca, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Sayıştay, genel uygunlukbildirimini, ilişkin olduğu kesin hesap kanunu tasarısının verilmesindenbaşlayarak en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.
Madde129- İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınma plâna bağlanır. Kalkınma bu plânagöre gerçekleştirilir.
DevletPlânlama Teşkilâtının kuruluş ve görevleri, plânın hazırlanmasında yürürlüğekonmasında, uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek esaslar ve plânınbütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesini sağlayacak tedbirler özelkanunla düzenlenir.
Ç)İptali istenen 933 sayılı ve 28/7/1967 günlü Kanun hükümleri:
Maddel- A) Kalkınma Plânı finansman hedeflerine uygun olarak geliştirilmesiöngörülen iktisadi faaliyet sektörlerine plânın bölgelerarası dengeli kalkınmailkesi de gözönünde tutularak, genel ve katma bütçelerden ödünç verme şeklindetransferler yapmak amacı ile fonlar tesis edilebilir.
Bufonların ve dış kaynaklardan aynı amaçla yapılacak tahsislerin kullanılışesasları ve şartları yıllık programlarda gösterilir.
MaliyeBakanlığı bütçesinde her yıl "gelişme ve teşvik fonları "isimli birbolüm açılır. Fonlar bu bölümün maddelerinde gösterilir.
Butransferler, Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tespit edilecek millî bankalar kamukurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların birlikleri, istihsal vesatış (ezcümle ihracat) kooperatifleri ile bunların birlikleri aracılığı ileyapılır.
B)Plânın uygulanmasına ilişkin yıllık programlarda, sermaye ve idare hakimiyetimahdut sayıda özel kişilere ait olmamak kaydı ile Devlet ve Kamu iktisadiTeşebbüsleri sermayesinin iştiraki ile kurulması öngörülen karma teşebbüslerinsermayelerindeki Devlet hisseleri için gerekli ödenekler, Genel Bütçe KanunununMaliye Bakanlığı kısmında açılacak bir bölümün maddelerinde gösterilir.
Bukarma teşebbüslerin nitelikleri, yukardaki fıkradan faydalanma şartları vebunlar üzerindeki Devlet denetiminin nasıl yapılacağı yıllık programlardagösterilir.
Madde2-Kalkınma plânı ve yıllık programlara uygun olarak yatırımların teşvik vetanzimi maksadiyle :
A) 6Ocak 1961 tarihli ve 193 sayılı Gelir vergisi Kanununa 28 Şubat 1963 tarihli ve202 sayılı Kanunla eklenen 3. maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir :
Yatırımindiriminin nispeti yukardaki fıkraya göre indirimden istifade edecek yatırımmiktarının azamî % 80 nidir. Bölgelere ve iktisadi faaliyet sektörlerine göreuygulanacak nispetler, bu haddi aşmamak üzere yıllık programlarda belirtilir.
B)Yatırım mallarında ve ham maddelerde gümrük vergi ve resimleri ile ithaldenalman diğer vergi ve resimler toplamında iktisadi faaliyet sektörlerine görekısmi veya tam muaflıklar ihdası veya bu vergiler ve resimler toplamının kısmenveya tamamen iadesi konulan. Bakanlar Kurulu kararnameleri ile düzenlenir.
C)Sanayi bölgeleri ve turistik bölgeler tesis ve tanzimi ve bu maksatla,gerektiğinde arazi istimlâki, Bakanlar Kurulu kararnameleri ile yapılır.
Bubölgelerde icabında kanalizasyon, elektrik, su ve yol gibi alt yapı tesisleriyaptırıldıktan sonra gayrimenkul, buralarda plân ve program hedeflerine uygunolarak tesis kuracaklara tayin edilecek vade ve faizi nispetlerinde ilgilibakanlıklarca devredilir. Bu fıkranın uygulanmasındaki esaslar Bakanlar Kurulukararnamesi ile düzenlenir.
D)Umumî Hıfzıssıhha Kanunu, iş kanunları, mahallî idareler kanunları ile diğermevzuatta her türlü yatırımlara, (ezcümle sanayi kuruluş ve işletmesine) aitruhsat formalitelerini ahenkleştirmek, çabuklaştırmak ve yetkili mercileri birarada çalıştırmak için Bakanlar Kurulu gerekli tedbirleri, icabındakararnameler çıkararak alır.
E)Bakanlar Kurulu standart ve kalite kontrolü konularında tatbikatı geliştiricitedbirler almaya yetkilidir. Bu kontrolların hizmetin icaplarına göre sıhhatlive süreli bir tarzda yapılabilmesini sağlamak amacıyla, mesai saatleri dışındave ek mesai ücreti ödenmek şartiyle veya mukaveleli personel çalıştırmakhususunda kararname çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Madde3- Kalkınma Plân ve programlarına uygun olarak ihracatın teşviki ve dövizgelirlerinin altırılması maksadiyle :
A)İhracatı teşvik edilecek maddeleri ihraç edenlerin tanıtma, pazar araştırmasıve ilk yerleşme faaliyetlerine yardımcı olmak amaciyle;
İhracatçılara,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların birlikleri veyaihracatçı birlikleri veyahut İstihsal ve satış (ezcümle ihracat) kooperatiflerive bunların birlikleri eliyle birinci maddenin (A) bendinin ikinci ve üçüncüfıkraları uyarınca tesis edilecek bir fondan ödünç verilebilir. Bu fonunkullanılmasında ve ödünç verme İşlemlerinde uygulanacak esas, şart ve usuller,ödünç alanın ödünç verme mukavelesindeki hükümlere uymasını sağlayacaktedbirler ve denetleme yolları ile bu fondan hangi ihraç mallarınınyararlanacağı, Bakanlar Kurulu kararnamesi ile tespit edilir.
Yukarıdakifıkra hükümleri; yurt dışında iş alacak Türk müteşebbislerinin tanıtma ve ilkyerleşme faaliyetlerine yardımcı olması amaciyle de uygulanabilir. Ancak, bukonu Bakanlar Kurulu kararnamesi ile düzenlenirken, bu müteşebbislerin dışmemleketlerde aldıkları işlerin şümulü ve yurda getirecekleri döviz miktarıdikkate alınır.
B)27 Haziran 1963 tarihli ve 261 sayılı Kanunun birinci maddesi ile ihraç mallarıhakkında Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler aşağıdaki hallerde dekullanılabilir :
1.İthal ihtiyacını ikame edecek ve Bakanlar Kurulu kararnamesi ile tespitedilecek mallar hakkında;
2.Döviz geliri sağlayan ve Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile tespit edilecekhizmetler hakkında;
3.Yurt içinde yabancı turistlerce yapılacak harcamalar hakkında.
C)İhracatın Kalkınma Plânı ve yıllık programlar dairesinde geliştirilmesi vedüzenlenmesi için gerekli tedbirler Bakanlar Kurulu kararnameleri ile alınır.
Madde4- 6 Ocak 1961 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa 28 Şubat 1963tarihli ve 202 sayılı Kanunla eklenen 2. ve 3. maddeler; 2 Mayıs 1949 tarihlive 5383 sayılı Gümrük Kanununa bağlı Gümrük Giriş Tarife Cetvelinindeğiştirilmesi hakkında 25 Mayıs 1964 tarihli ve 474 sayılı Kanun 2., 3. ve 5Maddeleri; 5 Temmuz 1963 tarihli ve 261 sayılı Kanunun 1. maddesiyle işbuKanunun 2. maddesinin "A" ve "B" bendleri ile 3. maddesinin"B" bendinin "l" numaralı fıkrası gereğince öngörülenteşvik tedbirleri ve diğer kanunlarda öngörülen teşvik tedbirlerini uygulamakve bu amaçla gerekli belgeleri müteşebbislere vermekle görevli olmak üzere,Başbakanlığa bağlı bir "Yatırımları ve İhracatı Geliştirme ve TeşvikBürosu" kurulmuştur.
Bubüroda, ilgili bakanlıklardan yeteri kadar personel, kadroları ile çalıştırılırve geçici süreli görevler için mukaveleli uzman istihdam edilebilir.
Madde5- Kalkınma Plânı ve yıllık programlara göre şehirleşmenin gelişmesinidüzenlemek amacı ile mahallî idarelere yardım yapılması için Genel BütçeKanununda açılacak bir bölümdeki ödenek ile dış kaynaklardan yapılacaktahsislerin kullanılması Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle olur.
BakanlarKurulu yukarıdaki fıkranın uygulanmasında, hızlı sanayileşme ortamı olan vebunun yükünü taşıyan mahallî idarelerin elektrik, su, yol, kanalizasyon gibialt - yapı tesislerinin planlanmasını ve yapılmasını sağlamaya; gerektiğindemüstakbel gelişme sahaları için arsa istimlâk etmek üzere kararname çıkarmayayetkilidir.
Buarsaların mahalli idarelere devrine dair esaslar ve usuller Bakanlar KuruluKararnamesiyle tespit edildi.
Çeşitlihükümler
Madde6- 18 Ocak 1954 tarihli ve 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun 8'.maddesinin (a) bendi ile kurulmuş olan komite kaldırılmıştır. Kanunun bukomiteye vermiş olduğu görevleri Devlet Planlama Merkez Teşkilâtı ifa eder.
AynıKanunun 8. maddesinin (b) bendinde zikredilen itiraz mercii Yüksek Planlama Kuruludur.
Madde7- Kalkınma Planının uygulanmasında özel ihtisas ve kabiliyet gerektirenMaliye, Ticaret, Sanayi, Ulaştırma, Bayındırlık ve Tarım Bakanlıkları müsteşar,müsteşar muavini, daire başkanı, daire başkan muavini, genel müdür ve genelmüdür muvavini görevlerine, meslek kıdemi ve müktesep maaş derecesi hakkındaaranılan şartlar dikkate alınmaksızın atanmalar yapılabilir. Bu atanmada,görevliye tayin edildiği kadronun maaşı müktesep hak teşkil etmeksizin ödenir.
Buatanmalarla ilgili esaslar, Devlet Personel Dairesinin mütalâası alınarakBakanlar Kurulu Kararnamesiyle tespit edilir.
Madde8- Kalkınma Planının uygulanması ile ilgili olarak geçici süreli önemli işlerinve projelerin yürütülmesinde mukaveleli personel istihdamı esasları, BakanlarKurulu Kararnamesiyle düzenlenir.
Bukanunun 2. maddesinin (E) bendinin ve 4. maddesinin uygulanmasıyle ilgiliolarak geçici görevlerde mukaveleli personel istihdam edilebilir. 30 Eylül 1960tarihli ve 91 sayılı Kanunun 19. maddesi bu şekilde istihdam edileceklerhakkında da uygulanır.
Madde9- Bu kanunun 2. maddesinin "C" bendi ve 5. maddesi gereğince yapılankamulaştırmalarda 8 Eylül 1956 tarihli ve 6830 sayılı istimlak Kanunun 23.maddesi hükmü uygulanmaz.
Madde10- Kalkınma Planı ve yıllık programlar gereğince yaptırılacak yatırımların müşavirlik,mühendislik, mimarlık ve benzeri proje ve kontrollük hizmetlerininyaptırılması, 10 Haziran 1934 tarihli ve 2490 sayılı Kanun hükümlerine tabideğildir.
Buhizmetlerin görülmesine ait esaslar Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle düzenlenir.
Madde11- 5 Temmuz 1963 tarihli ve 261 sayılı Kanunun 2. maddesi yürürlüktenkaldırılmıştır.
Madde12- 10 Haziran 1930 tarihli ve 1705 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeeklenmiştir :
Ekmadde- Orman Genel Müdürlüğünün kendi istihsal ettiği mal ve maddeleri ihraçedebilmesi için ihracat ruhsatnamesi aranmaz.
Madde13- Bu kanunda söz konusu kararnamelerin ve 5 Temmuz 1963 tarihli ve 261 sayılıKanunun 1. maddesinde yazılı kararnamelerin çıkarılmasından önce YüksekPlanlama Kurulunun mütalâası alınır.
Madde14- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde15- Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.
D)İlk inceleme :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 . maddesi uyarınca yapılan ve Başkan İbrahim Senil,Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üye ihsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu,Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Muhittin Taylan,İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ünkatıldıkları 16/11/1967 günlü ilk inceleme toplantısında; olayda ilk önce Türkiyeİşçi Partisinin iptal dâvası açması için karâr vermeğe yetkili organının belliedilmesi gerekmiş ve yapılan görüşmeler sonunda sözü edilen Parti Tüzüğünün 17.maddesi uyarınca Merkez Yönetim Kurulunun Partinin en yüksek merkez organıolduğu ve bu nedenle de dâvanın yetkili organın kararına dayanılarak açılmışbulunduğunun kabulü gerektiği, Başkan İbrahim Senil, Üye Celâlettin Kuralmen,Sait Koçak, Muhittin Taylan, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün PartiTüzüğünün 14. ve 15. maddeleri gereğince adı geçen Partinin en yüksek merkezorganının Genel Yönetim Kurulu olduğu ve bu kurul kararına dayanmaksızınaçılmış olan dâvanın yetki yönünden reddi gerektiği yolundaki karşı oylarıyleve oyçokluğu ile kararlaştırıldıktan sonra, dosyada eksiklik olmadığından işinesasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
BaşkanVekili Lûtfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, FazlıÖztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, MuhittinTaylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve MuhittinGürün'ün katıldıkları 19/9/1967 günlü toplantıda dâva ile ilgili DevletPlanlama Teşkilâtının bağlı bulunduğu Başbakanlığa sözlü açıklamaları dinlemeküzere tebligat yapılmasına Avni Givda'nın karşı oyu ile ve oy çokluğu ile,davacının sözlü açıklama için çağrılmasının şimdilik gerekli olmadığına AvniGivda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar verilmiş ve 8/10/1968 de Devlet Planlama Teşkilâtıtemsilcileri dinlenmiştir.
E-Esasın incelenmesi :
DevletPlanlama Teşkilatı temsilcilerinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dâvadilekçesi, hazırlanan rapor, dâvaya temel tutulan Anayasa hükümleri ve bunlarailişkin hazırlık çalışmalarını gösteren belgeler ve dâva konusu kanunla ilgilihazırlık çalışmaları belgeleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :
Konununincelenmesinde Anayasa Mahkemesi, davacının ileri sürdüğü iptal nedenleri ilebağlı olmadığından kendiliğinden tartışılmasını gerekli göreceği nedenleri de tartışıpkarar verilmek yetkisine, gerek Anayasa ilkeleri, gerekse 44 sayılı Kanunun 28.maddesinin birinci fıkrası gereğince sahip bulunduğundan, davacının ilerisürmediği nedenler dahi tartışılmış ve karar, gerek davacının öne sürdüğüAnayasa'ya aykırılık nedenlerinin gerekse mahkemenin kendiliğinden ele aldığıkonuların sırasına göre ve ilk önce usule ve daha sonra da esasa ilişkinnedenler incelenmek yoluyle verilmiştir.
I-Usule ilişkin gerekçeler :
l-Meclis ve Senato Komisyonlarının Güven Partisinin kuruluşu üzerine yenidenkurulmaksızın inceleme yapmış olmaları sorunu :
Anayasa'dakimi durumlarda kurulması öngörülen karma komisyonlar dışında kanun tasarı vetekliflerinin önce komisyonlarda,
Meclislergenel kurulunda incelenmesi yükümünü koyan bir kural yoktur. Anayasa'nın birkaçmaddesinde (Madde 91 ve 92), Meclislerin ilgili komisyonlarından söz edilmekteise de bu kurallar, bütün kanun tasarı ve tekliflerinin komisyonlardangeçirilmesi yükümünü öngören birer kural niteliğinde olmadıkları gibi genellikleYasama Meclislerinde var oldukları bilinen komisyonlardan o maddelerdeöngörülen durumlarla sınırlı olmak üzere ne biçimde yararlanılacağınıbelirtmekten öteye bir anlam taşımamaktadırlar. Komisyon çalışmalarının genelkurullar adına inceleme yapıp düşünce bildirmekten başka bir ereği bulunmadığı,Meclislerin tasarı ve teklifler üzerinde egemen oldukları ve kendi iradelerinegöre sınırsız bir serbestlik içinde işi karara bağladıkları bilinen bir gerçekolup bir tasarı veya teklifin ilgili komisyonda incelenmiş bulunupbulunmamasının Meclis iradesinin gereği gibi belirmesine engellik edeceği dahidüşünülemez.
Buaçıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Anayasa'nın kurulmasını buyurduğukomisyonlar dışında kalan komisyonlar, birer İçtüzük düzenlemesidir. MilletMeclisinde yürürlükte bulunan İçtüzüğün 36. maddesiyle Cumhuriyet Senatosuİçtüzüğünün 36. maddesinde belirtildiği gibi, o maddelerde anılan durumlardakomisyon çalışmalarından vazgeçilebilmesi ve işin doğrudan doğruya meclisleringenel kurullarında görüşülerek sonuçlandırılabilmesi dahi, sözü edilenkomisyonların çalışmalarının yasama çalışmalarında temel bir etken olmadığımgöstermektedir. Zira komisyon çalışmaları Anayasa uyarınca gerekli görülse idi,herhangi bir zorunluk yüzünden dahi bu yoldan vazgeçilmesi olanağı bulunmazdı.Bu sonuca göre meclislerce kabul edilen kanunların geçerliliği bakımındankonulmuş bir koşul bulunmayan komisyon çalışmalarında ve komisyonlarınkuruluşlarında düşülen yanılmalar ya da işlenen usulsüzlükler, kanunların Anayasa'yaaykırı sayılmaları için yeter bir neden değildir ve Güven Partisinin kuruluşuüzerine komisyonların yeniden kuruluşuna gidilip parti gruplarınınkomisyonlarda güçleri oranında etkili olmaları sağlanmaksızın işlem yapılmışolmasına dayanan iptal istemi reddolunmalıdır.
FazlıÖztan, Avni Givda, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ahmet Akar bu görüşekatılmamışlardır.
2-Millet Meclisi Başkanlık Divanının Anayasa'ya uygun biçimde kurulmamış olmasısorunu :
İptaldâvasına konu olan 933 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülüp kabuledildiği sırada görevli Başkanlık Divanına Türkiye İşçi Partisi grubundan üyealınmamış olduğu görülmektedir. Bu Divan, Anayasa Mahkemesince 27/2/1968 günlü,esas 1967/6, karar 1968/9 sayılı kararla iptal edilen 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlüMeclis kararları uyarınca kurulmuştur.
AnayasaMahkemesinin az önce anılan 27/2/1968 günlü kararında belirtildiği üzereBaşkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin Millet Meclisi kararı, İçtüzük kuralıkoyma niteliğinde bulunan bir karardır ve bundan dolayı Anayasa'nın 84. ve 85.maddelerinin kapsamına girmektedir. Millet Meclisinin 1/11/1966 ve 2/11/1966günlü toplantılarında başkanlık divanının kuruluşuna ilişkin olarak verilenkararlar Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden artık ortada başkanlık divanınınkuruluşu ile ilgili ve İçtüzük niteliğinde bir karar kalmamıştır.
Ancakdâva konusu 28/7/1967 günlü ve 933 sayılı Kanun, 28/5/1967 den 18/7/1967 yedeğin geçen dönem içinde Millet Meclisinde görüşülmüş bulunmaktadır; AnayasaMahkemesinin iptal kararı ise 27/2/1963 de verilmiş olup Anayasa'nın 152.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasına göre iptal kararı, geriye yürümeyeceğigibi Mahkemece iptal edilen kanun veya İçtüzük, karar verildiği gün yürürlüktenkalkar. Bu Anayasa kuralları uyarınca 27/2/1968 de iptal edilmiş bulunan MilletMeclisi Kararının geçersiz duruma girmesi o günde başlamıştır. Bu iptalin dahaönceki bir dönemde Millet Meclisince kabul edilmiş olan bir kanunun görüşülmesisırasında görev yapmış bulunan Millet Meclisi Başkanlık Divanının hukukî durumuüzerinde herhangi bir etkisi olacağını kabul etmek, iptal kararım geriyeyürütmek anlamına gelir ki böyle bir anlayış az önce bildirilen Anayasailkeleriyle bağdaştırılamaz. Bu nedenlerle, Başkanlık Divanının Türkiye İşçiPartisi grubundan üye alınmaksızın kurulmuş olmasının, inceleme konusu Kanununiptalini gerektirmediğine karar verilmelidir.
ŞerefHocaoğlu, Fazlı Öztan, Avnı Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akar,bu görüşe katılmamışlardır.
3-Millet Meclisi Genel Kurulunda Hükümet tasarısı yerine Anayasa Komisyonuncadeğiştirilerek kaleme alınmış bulunan Kanun tasarısının görüşülmesi sorunu :
933sayılı Kanuna ilişkin hükümet tasarısı Bütçe plan Komisyonundan geçtikten sonraMillet Meclisi Genel Kuruluna gönderilmiş ve Genel Kurulca bu tasan Anayasa'yaaykırı bulunup bulunmadığının incelenmesi için Anayasa Komisyonunayollanmıştır. Anayasa Komisyonunca kendisine gelen tasan üzerinde birtakımdeğişiklikler yapılarak ortaya bir metin konmuş ve bu metin dahi yeniden BütçePlan Komisyonunca incelenip değişikliklerle kabul edildikten sonra MilletMeclisi Genel Kuruluna gönderilmiştir.
AnayasaKomisyonunun kendisine gönderilen metinleri değiştirmeye yetkisi olmayacağı,yalnızca bunların Anayasa'ya aykırı olup olmadıkları üzerinde düşüncebildirmeye yetkili olduğu kabul edilse bile, bu durum dâva konusu Yasanıniptalini gerektirecek bir usulsüzlük sayılamaz; zira Bütçe Plan KomisyonuAnayasa Komisyonundan değişikliklerle gelen metni benimsemiş ve incelemiş vesonuçta görüşülmek üzere Millet Meclisi Genel Kuruluna sunmuştur. Buna göreMillet Meclisi Genel Kurulunda görüşülen metin, hükümet tasarısının Bütçe vePlan Komisyonunca değiştirilmiş biçiminde başka bir metin sayılmaz. Kaldı kiAnayasa'da hükümet tasarılarının Meclis komisyonlarınca değiştirilemeyeceğinive Meclisler Genel Kurullarınca olduğu gibi görüşmeye temel tutulacağını öngörenbir kural bulunmadığı gibi içtüzüklerde de böyle bir kural yoktur. Meclisuygulamalarına uygun olarak bu işte de hükümet tasarısı ve komisyonların bununüzerinde yaptığı değişiklikler bastırılarak üyelere dağıtılmış ve Genel Kurulgörüşmelerinde milletvekillerine bu metinlerin hepsini gözönünde tutmak olanağısağlanmıştır. Böylece yasa koyucunun iradesini gölgeleyen herhangi birusulsüzlük söz konusu olmadığı gibi bundan ötürü iptal dahi söz konusu olamaz.
II-Esasa ilişkin gerekçeler :
1)933sayıh Kanunla kurulan kararnameler düzeni bakımından kanunun tümününAnayasa'ya aykırılığı sorunu :
Dâvakonusu Yasanın maddeleri teker teker incelenerek Anayasa'ya aykırı olupolmadıkları belli edilmedikçe yalnız birçok maddelerde kararname yapılmasıöngörülmüş ve yıllık programlara dayanılmış bulunulmasına bakılarak Anayasa'yaaykırılık konusunda bir karara varılamaz; zira, incelenen kanun baştan sonadeğin tek bir konuyu düzenlemiş olmayıp birbiri ile ilişkisi bulunmayanalanlarda ve değişik nitelikte düzenleme yapan türlü kuralları bir aradatoplamış bulunmaktadır. Bu bakımdan bu dâvada, ileri sürülen biçimde biryorumun benimsenmesi. Anayasa sınırları içinde kararname çıkarılmasını öngörmüşbulunan veya kararnameden söz edilmeyen madde, bent ya da fıkraların dahi iptaledilmesi sonucunu doğurur ki Anayasa Mahkemesi ancak Anayasa'ya aykırıkuralları iptal ile görevli kılınmış olduğundan, böyle bir karar onun görevisınırlarını aşan bir nitelik kazanır. Demek ki bu Yasanın maddelerini ayrı ayrıinceleyip sonuca göre karar vermek yerinde olur.
2)Anayasa'ya göre planın uygulanması devlete düşen bir görev olmasına karşılık,933 sayılı Kanunla sonuç olarak bu ödevin devletçe özel kesime yükletilmekyolunun tutulmuş olması sorunu :
933sayılı Kanunla iş adamlarına birçok yaralar sağlanmasına bakılarak DevletinKalkınma Planı açısından Anayasa'nın kendisine yüklediği ödevleri özel kesimeaktarma yolunu benimsediği sonucu çıkarılamaz; çünkü bu Yasa hükümlerinde kamukesimine plan gereğince ödev verilmesini yasaklayan ya da engelleyen hiç birkural bulunmadığı gibi kamu kesiminin plana ve bağlı bulunduğu yasalara görekalkınma yolundaki çalışma ödevlerini azaltan ya da ortadan kaldıran bir yön deyoktur. Gerçekten, bu Yasa yardım yapılması yolunda bir takım yetkilerikapsamakta olup bu yardımların tutarı üzerinde herhangi bir kural koymamakta,yardımların tutarını özellikle bütçe yasalarına bırakmaktadır. DevletinAnayasayla doğrudan doğruya kendisine yükletilmiş bulunan bir ödevi kendikuruluşları dışında başka bir kuruluşa ya da kişiye aktarması, elbet Anayasaylabağdaştırılamaz. Ancak ödevlerin özel kesime aktarılması başka bir konu, özelkesimin devlete düşen ödevlerin yerine getirilmesini kolaylaştırıcıdoğrultularda çalıştırılması için özendirici tedbirler alınması başka birkonudur. 933 sayılı Yasa genellikle özendirici tedbirler belirten kurallarıkapsamaktadır; bundan dolayı Yasanın tümünün, tartışılan neden açısından,Anayasa'ya aykırı bulunduğu kabul edilemez. Özendirici tedbir olarak özelkesime ödünç verilmesinin Anayasa'ya uygun olup olmadığı ise aşağıda (4/abendinde) ayrıca incelenecektir.
3)91 sayılı Kanun ve plan ortada iken ayrıca uygulama kanununa yer bulunmadığısorunu :
Buradaincelenen soruna karşılık verilebilmesi için ilkönce plandaki kurallarınniteliği araştırmalıdır. Bu araştırmada 77 sayılı Yasa ile 91 sayılı Yasanınkısaca incelenmesi yolu ile doğru bir sonuca ulaşılabilir.
Beşyıllık plan bir takım kurallar koymakta ve bu kurallar birtakım ödevlerinyerine getirilmesini gerekli kılmaktadır. Ancak bu kurulların özel kesimbakımından henüz bağlayıcı bir niteliği söz konusu olamayacağından, bunlarınuygulanması yürürlükte bulunan yasaların birtakım kurallarının değiştirilmesigereğini de ortaya koyabilir. Plan, Yasama Meclislerinden geçmekle birlikte kanunniteliğinde bulunmadığı için herhangi bir kimseye doğrudan doğruya ödevyükleyemez ve yürürlükte bulunan kanunları değiştirici bir etkiden yoksundur,özellikle özendirici tedbirlerden olarak özel kişi veya kuruluşlara ödünçverilecek paraların gerçekten plan ve program amaçlarına uygun yönlerdekullanılmış olup olmadığının denetlenmesi yolunda özel kişileri bağlayıcıkurallar koyamaz. Planın Meclislerce görüşülüp kabul edilmesine ilişkinkurallardan, bu yön açıkça anlaşılmaktadır. Uzun Vadeli Planın YürürlüğeKonulması ve Bütünlüğünün Korunması hakkındaki 77 sayılı, 16/10/1962 günlüKanunun koyduğu kurallara göre Bakanlar Kurulunca kabul edildikten sonra plan,önce Cumhuriyet Senatosunda daha sonra Millet Meclisinde görüşülüp onaylanmaktave bu onay sonucunda kesinlik kazanmakta, görüşmeler planın tümü üzerindeolmakta, plan ancak Plan Karma Komisyonunda incelenebilmekte, planınonaylanmasına ilişkin kararda planda değişiklik yapılması için BakanlarKuruluna yetki verilmiş değilse, planın değiştirilmesinde dahi onaylanmasındakiusul izlenmektedir (Madde l, 2, 4). Yasa tasarı ve tekliflerinin görüşülüpkabul edilmesi ise, bambaşka usullere bağlanmıştır. (Anayasa Madde 92-93).Planın ve yasaların görüşülme ve kabul edilmesindeki bu başkalıklar, planın,hukukça, bir yasa değerinde olmadığını belirtmektedir. Esasen Anayasa da planı,"kanun" olarak nitelendirmemiştir; oysa bütçenin görüşülüp kabuledilmesi dahi özel kurallara (Anayasa Madde 94) bağlanmış ise de bütçeyiAnayasa "kanun" olarak adlandırmıştır. (Anayasa Madde 94/6).
91sayılı ve 30/9/1960 günlü (Devlet Planlama Teşkilâtının Kurulması hakkındaKanun) başlıklı Yasa planın hazırlanma usullerini göstermekte ve planınBakanlar Kurulunca kabulünden sonra Yasama Meclislerinin onayına sunulacağınıbildirmektedir. (Madde 2/C, 4/2, 10-14). Bu Yasada planın uygulanmasınınPlanlama Teşkilâtınca izleneceği ve bir takım tedbirlerin saptanarak BakanlarKuruluna salık verileceği yolunda kurallar varsa da bu kurallar dahi planınyürürlükteki yasalarla çatışması durumları için herhangi bir tedbir kapsamaktadeğildir. (Madde 2/E, 9/2-B c, 16).
Anayasa'nın129. maddesinin ikinci fıkrasında anılan konulan düzenliyen Yasanın, tek biryasa olmasını gerektiren herhangi bir neden yoktur. Anayasa'mızın birçokmaddelerinde geçen "kanunla düzenlenir" veya "Özel kanunladüzenlenir gibi sözler, hiç bir zaman tek bir yasa ile düzenlenir"anlamına gelmez.
Yukarıdakiaçıklamalardan anlaşıldığı üzere planın kendi başına uygulanmasını sağlayacakbir yasa kuralı niteliğinde bulunmaması, Anayasa'nın 129. maddesinde kanunladüzenleneceği bildirilen yönlerin tek bir kanunda düzenlenmesinin Anayasagereği olmaması, 91 ve. 77 sayılı Yasaların planın uygulanmasını sağlayacakyasa kurallarının tümünü kapsamaması karşısında bu konuda ek bir düzenlemeniteliğinde olan 933 sayılı Kanunun Anayasa'nın sözü edilen 129. maddesineaykırı bir yönü yoktur.
4-933 sayılı Kanunun 1. maddesinin A bendi hükmünün, Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Bubentte bütçeden ayrılacak ödeneklerin ve dış kaynaklardan sağlanacakyardımların, kullanılış kuralları ile koşullarının yıllık programlardagösterilmesi ve yapılacak yardımların Bakanlar Kurulu kararnamesi ilesaptanacak ulusal bankalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları vebunların birlikleri, üretim ve satış kooperatifleri ya da bunların birlikleriaracılığı ile birtakım kuruluş ve kişilere ödünç olarak aktarılması ilkesibenimsenmiştir.
a-Burada ilkin çözümlenecek yon, özel kesime ödünç olarak devlet parasından veyamallarından yardım yapılmasının Anayasa'ya aykırı olup olmadığıdır.
Anayasa'nın2. maddesindeki sosyal devlet ilkesi veya Anayasa'nın 41. maddesindeki iktisadîve sosyal hayatın düzenlenmesinde, kalkınma planlarının yapılmasında gösterilenkurallardan herhangi birisi, özel kesime, belli alanlarda ve belli ölçüde,özendirici tedbir olarak, Devletçe ödünç para yardımı yapılmasına engelsayılamaz; yeter ki yapılan yardımlar devletin doğrudan doğruya yerinegetirmekle yükümlü bulunduğu iktisadî ve sosyal kalkınma ödevini başkalarınayaptırmak ve kendisinin eylemli olarak bu ödevin yüklerinden sıyrılmak istediğianlamına gelmesin.
Yukarıda(2 sayılı bentte) açıklandığı üzere, 933 sayılı Kanunun koyduğu kurallardaböyle bir nitelik yoktur. Bundan başka özel kesime ödünç olarak yardımsağlanmasının da Anayasa'nın 41. ve sosyal devlet ilkesi bakımından 2.maddelerine aykırı bir yanı olup olmadığı konusunda doğru bir sonucaulaşabilmek için bu maddeleri, Anayasa'nın 36., 40. maddeleri ile birliktegözönünde tutmak gerekecektir; zira bir kurala tek başına düşünülerek anlamverilmek istenmesi, o kuralın, bağlı bulunduğu bütünün bir parçası olmasınedeniyle, ilke olarak, hukuka uygun bulunmaz. Anayasa'nın, 36. maddesindemülkiyet hakkını, 40. maddesinde çalışma ve sözleşme haklarını ve devletin özelteşebbüsün ulusal iktisadın gereklerine ve sosyal ereklere uygun yürümesini,güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alma ödeviniöngörmüş bulunduğu dahi düşünülse, onun karma ekonomi düzenini benimsediği vebu düzen içinde plan ereklerine varılmasında özel teşebbüsten yardımcı biretken olarak yararlanılmasını yasaklamadığı, yardımcı etken olan özel teşebbüseplan ereklerine yönelmesi için belli ölçüde özendirici yardımlar yapılabileceğianlaşılır. 40. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca ulusal iktisadın ve sosyalamaçların çerçevesi içinde çalışmakla ödevli bulunan özel teşebbüse, bu ödeviniyerine getirdiği ölçüde ve sosyal devlet ilkesinin, ulusal eğitim ve savunmagibi işlerin gerektirdiği öncelikler gözönünde tutularak devletin öbürödevlerini aksatmayacak kapsamda, bir takım özendirici yardımlar yapılmasınınsosyal devlet ilkesiyle bağdaşmayan bir yanı dahi yoktur.
Sosyalve iktisadî kalkınma planının yürütülmesi, Anayasa'nın 41. ve 129. maddeleriuyarınca devlete yükletilmiş ödevlerden, başka deyimle, Anayasa'nın öngördüğükamu işlerindendir. Bu iş için yardımcı olacak özel kesime belli ölçülere göreödünç verilmesi, vergilerden karşılanacak olan devlet giderlerinin kamu işidışında harcanması anlamına gelmez ve bu türlü bir harcamaya yetki veren yasailkesi, Anayasa'nın 6l. maddesine aykırı olamaz.
b-Anayasa'mızın 107. maddesinde tüzükler ve 113. maddesinde yönetmelikler yoluyleyürütmenin, yasalara aykırı olmamak üzere, düzenleyici kurallar koyabileceğikabul edilmiştir. Buna dayanılarak yürütmenin Bakanlar Kurulu kararnamesi adıaltında düzenlemeler yapamayacağı, onun düzenleyici kuralları yalnızca tüzük veyönetmelik biçiminde koyabileceği ileri sürülmektedir.
Anayasa'nın6. maddesine göre yürütmenin yasa sınırları içerisinde kendisine verilen işleriyapmakla görevli kılınmasına ve Anayasa'nın 107. ve 113. madelerininincelenmesinden, yürütmenin yasa ile yetkili kılınsa bile tüzük ye yönetmelikdışında ve fakat yönetmelik niteliğinde düzenleyici kurallar koymasınınyasaklandığı anlamı çıkarılamamasına göre burada kararname ile düzenleme yolunagidilmesinin yalnızca bu nedenden ötürü Anayasa'ya aykırı olduğu kabuledilemez. Kaldı ki, Anayasa'nın 113. maddesinde yalnızca bakanlıklara değil,kamu tüzel kişilerine bile yönetmelik, yapmak yetkisinin tanınmış olmasıkarşısında, 15. maddesi uyarınca, yürütülmesi ile Bakanlar Kurulunungörevlendirildiği 933 sayılı Yasanın uygulanmasını sağlamak üzere Başbakanlabütün bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulunun yönetmenlik çıkarabileceğiöncelikle kabul edilebilir. Buna göre bu Yasadaki kararnameler, hukukça,Bakanlar Kurulu yönetmeliği sayılabilir.
Genelkurallar koyma ve bunları değiştirme veya kaldırma yetkisi, Anayasa'nın 5. ve64. maddeleri uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilkel yetkileri olupMeclisin bu yetkilerini herhangi bir kuruluşa veya kişiye aktarmasının yineAnayasa'nın 5. maddesi ile yasak edilmiş bulunmasına ve Anayasa'nın 6. maddesiuyarınca yürütme yetkisinin ancak bir yasaya dayanmasının zorunlu olmasınagöre, ister tüzük, ister yönetmelik, isterse Bakanlar Kurulu kararnamesi olsun,idarenin koyacağı düzenleyici kuralların idarenin, yetkisi sınırlarını aşmamışve yasama yetkisi alanına taşmamış bulunması, vazgeçilmez bir koşuldur.
Anayasa'nın5., 6., 64., 107. ve 113. maddelerinin hepsini birlikte gözönüne alırsak hukukidurumu şöylece açıklayabiliriz : Anayasa'nın 107. maddesi uyarınca tüzükler, yayasaların uygulanması ereği ile ya da yasaların göstereceği yönleri düzenlemeküzere konulabilir, 113. maddesi uyarınca da yönetmelikler yalnızca yasalarınveya tüzüklerin nasıl uygulanacağını belirlemek için yapılabilir. Demek ki,Anayasa'nın 5. ve 64. maddelerine göre ilkel bir yetki olan yasama yetkisinesahip yasa koyucu, belli konuda gerekli kuralları eksiksiz olarak koyacak, eğeruygun veya zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları iyicegösterilmiş alanlar bırakacak, idare ancak o alanlar içindeki takdir yetkisinedayanarak, yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyup yasanınuygulanmasını sağlayacaktır. Anayasa'nın 6. maddesindeki yürütmenin yasalarçerçevesinde görevini yerine getireceği kuralının anlamı da budur.
Birde idarenin bir bütün olup yasalarla düzenleneceği (Anayasa madde 112/2)kuraliyle Devletin sosyal bir hukuk devleti olması (Anayasa madde 2) dolayısiyleyurttaşlara bütün alanlarda fırsat eşitliği tanınmasının ve idarenin kişiselölçülere yer bırakmıyacak nesnel kurallara bağlanmasının gerekliliği ilkesibirlikte düşünülünce, yasa koyucunun, yürütmeye ya da idareye görev verdiğialanları eksiksiz olarak düzenlenmesi ve tanıdığı takdir yetkisinin sınırlarınıkişisel amaçlara yönelen uygulamaları önleyecek biçimde belirtmesi zorunluğuortaya çıkmaktadır. Yine hukuk devletinin gereklerinden bulunan ve Anayasa'nın114. maddesinde yürütme ve idare açısından özellikle düzenlenmiş olan yargıdenetiminin etkinlikle yapılabilmesi yolu ile hukuk devleti ilkesinin sözdekalmayıp gerçekleştirilebilmesi de, ancak az önce anılan koşullara uygun biryasa düzenlenmesinin sonucu olabilir.
Söylenenleriözetliyecek olursak şu sonuca varırız; Yasa düzenlemek istediği alam yeterincedüzenliyecek ve yürütmeye tanıyacağı yetkilen yine yeterince sınırlandıracak,yürütme ise, yasanın tanıyacağı sınırları belli yetkinin nasıl kullanılacağınıdüzenliyecektir.
Bukuralı tartışma konusu yasa bendine uyguladığımızda görürüz ki yapılacakyardımın ancak ereği ve ödünç verme niteliğinde olduğu yasa ile belli edilmiş,bunun dışında kalan yönlerin ve özellikle ödünç verme ve alınacak paralarınkullanma kurallarının ve koşullarının başka deyimle ne gibi işletmelere nekoşullar altında verileceğinin ve işin bu evresine ilişkin denetlemeişlemlerinin nasıl yapılacağının düzenlenmesi, yıllık programlarabırakılmıştır. Yıllık programlar ise, 91 sayılı, 30 Eylül 1960 günlü Kanunun15. maddesinin (Yıllık programlar Plânlama Merkez Teşkilâtınca hazırlanarakYüksek Plânlama Kuruluna sevkedilir. Bu kurul, programları inceleyerek birraporla Bakanlar Kuruluna sunar. Bakanlar Kurulunda kabul edilen yıllıkprogramlar kesinleşir. Yıllık programlar bütçeler ile iş programlarından evvelhazırlanır. Bütçelerle iş programlarının hazırlanmasında Plânlama Teşkilâtınınyıllık programları ile kabul edilmiş olan esaslara uyulur. ) kuralı uyarınca,Bakanlar Kurulu kararıdır.
Bütçelerinhazırlanmasında yıllık programların gözönünde tutulması gereği, bunlarıkararname niteliğinden çıkarmaz, bunların tüzük ve yönetmeliklerden kapsamcadaha etkili birer hukuk kuralı sayılması sonucunu doğurmaz. Şu da gözönündetutulmalıdır ki Bütçe Kanununun kendisi bile bir yasa olmakla birlikte,kendisiyle ilgili olmayan konularda kurallar kapsayamaz. Bu yön, Anayasa'nın126. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde kesinlikle bildirilmiştirve anılan cümle hükmünün Anayasa Mahkemesince nasıl yorumlandığı da mahkemeninbir iptal kararında açıklanmıştır. (E. 1968/24, K. 1969/2 sayılı ve 7/1/1969günlü karar; 13133 sayılı ve 21/2/1969 günlü Resmî Gazete). Öbür yasalarda yeralması gereken bir kural, Bütçe Yasasına bile geçerli olarak konulamayacağına göreyıllık programların bütçe yasalarının yapılmasında gözönünde tutulması gereği,bu kararnamelere idari düzenleyici bir kural ve bütçenin görüşülmesi ve kabulüsırasında yasama organınca önemle ele alınacak derin ve titiz birdeğerlendirmeden geçirilecek tedbirler belgesi olmaktan başka bir niteliksağlıyamaz ve böylelikle programlara dayanan bütçenin kabulü, programın YasamaMeclislerince kabulü, anlamına gelemez.
Şuda belirtilmelidir ki Anayasa'nın 129. maddesinde kalkınmanın plâna göregerçekleştirileceğinin ve Kalkınma Plânının uygulanması esaslarının yasa iledüzenleneceğinin, 126. maddesinde plânı ilgilendiren yatırımlar için yasa ileözel süre ve usullerin konulacağının bildirilmiş olması ve kalkınmanın plânabağlanmasına Anayasa düzenimiz içerisinde Anayasa koyucunun özel bir önemvermiş bulunması dahi, plân uygulaması yasasında Bakanlar Kurulunca, yasamameclislerinin yetkisi alanına taşarak düzenleyici kurallar koymak yetkisininverilmesini Anayasa'ya uygun kılamaz.
Birkez 129. maddedeki (Esaslar) sözcüğü, kurallar, hükümler anlamındadır. Anayasa,plânın yapılmasına ve uygulanmasına ilişkin kuralların yasalarla saptanacağımöngörmekle, bunların konulmasının Yasama Meclisi kararı ile ya da idarî birkararla olmasını önlemek istemiştir. Anayasa'nın bir çok maddelerinde yer alan(Esaslar)sözcüğü, kendisinin koymuş olduğu ya da yasa ile konulacak olankurallar anlamında kullanılmıştır;nitekim Anayasa'nın 21. maddesinin üçüncüfıkrasında (Özel okulların bağlı olduğu esaslar, ... kanunla düzenlenir.), 106.maddesinin birinci fıkrasında (Bakanlar, kanunun koyduğu esaslara görekurulur.) denilmektedir ve bu yerlerde geçen (Esaslar) sözcükler, yasa ilekonulacak hukuk kurallarını anlatmaktadır, yoksa bu madde ve fıkralardadüzenlenmesi öngörülen konuların bağlı olacakları kurallardan en önemli olanbir kaçının yasa ile konulmasının ve geri kalan kuralların, Anayasa'nın 5., 6.,107. ve 113. maddelerinde öngörülen sınırlandırmalar gözetilmeksizin BakanlarKurulunca konulmasının Anayasa'yı yapanlarca istenildiğini anlatmakta değildir.Yine Anayasa'nın 126. maddesinin yatırımlara ilişkin kuralında özel süre veusullerin yasa ile konulmasının öngörülmesi dahi, ancak Anayasa sınırlarıiçerisinde kalan bir yasa yapılması anlamına gelebilir.
Anayasa'nınplânlı kalkınmaya özel bir önem vermiş olması dahi plâna ilişkin düzenlemeleriçin yapılacak yasalarda Anayasal sınırlar dışına çıkılmasını gerektirmez;çünkü Anayasa'ya bağlı çağdaş bir devlette Anayasa'dan daha üstün bir yasadüşünülemez ve bu bakımdan hiçbir yasanın Anayasa'ya aykırı olmıyacağı ilkesi,Anayasa'nın ayrık durumu bulunmayan bir ilkesidir (Anayasa Mad. 8).
Anayasa'nınüstünlüğü ilkesi gözönünde tutulunca, Anayasa'da yasa ile düzenleneceğibildirilen bütün yönlerin, ancak Anayasa'ya uygun yasalarla düzenlenmesininistendiği sonucuna zorunlu olarak, varılır.
Anayasalsınırları aşan Bakanlar Kurulu kararnameleri ile düzenlemenin, iktisaditedbirlerin yasa kuralları ile karşılanamıyacağı, bu tedbirlerin süratlealınması gerektiği düşüncesine dayandırılması dahi bugünkü iktisadigerçeklerle, Yasama Meclislerinin çalışma durumuna uygun düşmemektedir. Birkez, her konuda alınacak iktisadi tedbirler, genellikle, bellidir, iktisadailişkin yazılarda ve uzman raporlarında gösterilmiş bulunmaktadır, yoksa bunlaryeniden aranılacak bulunacak değildir. Yapılacak iş, bilinen ve salık verilmişolan tedbirlerden hangisine, belli durumda, başvurulacağı, birçok tedbirlerdenhangisinin belli durumda seçileceğidir ki bu tedbirler yasada sayıldıktan sonrabunlardan bir veya birkaçının seçimi konusunda yürütmeye yasada belirleneceksınırlar içinde yetki tanınabilir.
Yasadaöngörülmeyen çok önemli bir durumla karşılaşılır ya da gösterilmiyen bir tedbirzorunlu görülürse, ki bu seyrek gerçekleşebilecek bir olaydır, o zamanivedilikle yasanın değiştirilmesi veya ek bir yasa çıkarılması yolunagidilebilir. Unutulmamalıdır ki Meclisler çoğunluğunun kamu yararı gördüğükonularda yasa değişiklikleri kısa zamanda, Yasama Meclislerindeyapılabilmektedir.
Azönemli işlerde veya plân değiştikçe zorunlu olacak değişiklikler için ise, buişlerin biriktirilmesi ve değişiklik tasarılarının uygun zamanlarda Meclislereyollanması yoluna gidilebilir.
Planınuygulanması ile ilgili yasama çalışmaları için Meclislerin içtüzüklerineAnayasa ile çatışmayan hızlandırıcı kurallar da konulabilir.
Bundanbaşka bendin ikinci fıkrasında yardıma aracılık edecek ulusal banka veyakuruluşların nitelikleri gösterilmiş ise de bunların devlet parasını veya dışyardımları ne gibi koşullarla programda gösterilen nitelikteki kişilere veyakurumlara aktaracakları ve bunları ne gibi koşullarla geri alacakları ve helebu ödünç paraların yerli yerinde kullanılmış olup olmadığını nasıldenetliyecekleri, paraların ödenmesinde güvence alınıp alınmıyacağı, aracıkuruluşların sorum kuralları bildirilmemiştir. Böylece düzenlenecek alanınesaslı konulan yasada yeterince belli edilmemiştir; oysa bu işte bütün buyönler, temel yönlerdir Temel yönlerde yürütmenin düzenleyici kurallar koymasıAnayasa'ya uygun olamaz.
c-Anayasa, devlet malının denetlenmesi için iki yol öngörmüştür : Bunlardanbirisi Sayıştay aracılığı ile Türkiye Büyük" Millet Meclisince denetimyolu (Anayasa Mad. 126., 127. fıkra l ve 2 ve madde 128); ötekisi de yasadagösterilen bir kamu kurumu aracılığı ile Türkiye Büyük Millet Meclisincedenetimdir (Anayasa Madde 127 fıkra 3). Bugün yürürlükte bulunan 441 sayılıYasaya göre kamu iktisadî kuruluşlarının denetiminde aracı kuruluş YüksekDenetleme Kurulu ise de, yasa koyucu iktisadî devlet kuruluşlarından bir bölümüiçin başka denetleme kurulları da kurabilir.
933sayılı Yasaya göre ödünç verilecek paralar bütçede yer alıyor ise de, bunlarınaracı kuruluşlara verilişinden sonraki evrede denetlenmesi Sayıştay Kanunuhükümlerince artık Sayıştay'ın inceleme alanı dışında kalmaktadır. Demek kiödünç verilen paraların aracı kuruluşlarca yerinde kullanılmış olup olmadıklarıve zamanında geri alınmış bulunup bulunmadıkları Türkiye Büyük MilletMeclisinin Sayıştay aracılığıyle yapacağı denetimden kurtulmaktadır. Bubakımdan incelenen bentte düzenlenmiş bulunan ödünç verme kuralları,Anayasa'nın 127. maddesine dahi aykırıdır.
Öteyandan konunun iktisat alanına girmesi bakımından Sayıştay denetiminin olayauygulanmasının etkisiz ve gereksiz olacağı öne sürülebilir. Bu durumda devletinbir iktisadî devlet kuruluşu niteliğinde kuracağı bir özel kesim yatırımbankasına bu işleri yaptırması ve bu bankayı, verdiği paralar üzerindegerçekten etkili bir denetimde bulunacak yetkilerle donatması ve bankanınhesaplarını ve bütün işlemlerini Yüksek Denetleme Kuruluna ya da kuracağı başkabir kurula denetletmesi ve o kuruluş aracılığı ile Türkiye Büyük MilletMeclisinin denetimini sağlaması dahi düşünülebilir.
BakanlarKurulunun kararnamelerle etkili bir denetim düzeni karabileceği ilerisürülebîlirse de burada üzerinde durulan denetim, az yukarıda belirtildiğiüzere, Anayasa'nın öngördüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi olduğu için,idarî denetim ne ölçüde etkin olursa olsun anayasal denetimin yerini tutamaz.Kaldı ki kararnamelerle kurulacak denetimde özel kişilerin özgürlük alanlarınave özellikle Anayasa'nın 40. maddesi ile korunan iş görme özgürlüklerinekarışma söz konusu olacağından, kişilerin anayasal özgürlükleri ancak yasakuralları ile sınırlandırılabileceği için (Anayasa Mad. 11/1), böyle birdenetimin kararname ile gerçekleştirilmesi bu yönden dahi Anayasa'ya uygungörülemez.
Denetimkonusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin gensoru ve benzeri denetim yollarıile herhangi bir yönü her zaman denetleme olanağı bulunduğundan anayasaldenetimin böylece gerçekleştirilebileceği ileri sürülerek incelenen kuralda buyönden Anayasa'ya aykırılık bulunamayacağı görüşü dahi doğru değildir; zira,Anayasa'nın 127. maddesinin, devlet malının ve işletmelerinin denetimikonusunda gensoru ve benzeri denetim yolu ile yetinmiyerek özel bir denetimyolunu benimsemiş bulunması karşısında, tartışma konusu olan yönlerde de sözüedilen 127. maddedeki özel anayasal denetimin gerçekleştirilmesini aramak, sözüedilen Anayasa kurallarının kaçınılmaz sonucudur.
ç-Dış kaynaklardan sağlanan yardımlar dolayısiyle devlet borçlanmaktabulunduğundan, bunların amaçlarına uygun olarak kullanılmış olup olmadıklarınında yine yukarıki (c) fıkrasında niteliği belirtilen anayasal denetimdengeçirilmesi zorunlu olduğu gibi, bunlardan yararlanacak kişilerin özgürlükalanlarına girilmiş olacağından, bunlar üzerindeki etkili denetimtedbirlerinin, de yasalarla belirlenmesi Anayasa gereğidir" (Anayasa Mad.127, madde 40, madde 11/1).
d-Yukarıki açıklamalara göre incelenen bent, Anayasa'nın 2., 5., 6., 64., 126.,127. maddeleri ile 11. maddesinin birinci fıkrasına ve 113. maddesine aykırıdırve iptali gerektir.
LütfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş ve HalitZarbun, bu görüşe katılmamışlardır.
5-933 sayılı Kanunun 1. maddesinin (B) bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
a)440 sayılı ve 12 Mart 1964 günlü İktisadî Devlet Teşekkülleriyle Müesseselerive İştirakler hakkındaki Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrasında; 4., 5.maddeleriyle, 26., 27. maddelerinde ve 32. maddesinin dördüncü fıkrasındaDevlet iştiraklerinin kuruluş, işleyiş ve sona erişlerine ilişkin kurallarvardır.
İncelemekonusu B bendiyle, anılan 440 sayılı Yasada düzenlenenden büsbütün ayrınitelikte Devlet veya kamu iktisadî kuruluşları ortaklıkları öngörülmekte vebunların niteliklerinin, ne yolda kurulacaklarının ve bunlar üzerindeki devletdenetiminin nasıl yapılacağınım yıllık programlarda gösterilmesi ilkesikonulmaktadır. Yine aynı bent hükmü ile yıllık programlarda Devletin veyaİktisadî Devlet Kuruluşlarının girmesi öngörülen bu gibi ortaklıklardaki Devletpayları için gerekecek ödeneklerin de Genel Bütçe Kanununun Maliye Bakanlığıkısmına konulması ilkesinin kabul edildiği görülmektedir. Anayasamızın yasamayetkisi ile ilgili kurallarından açıkça anlaşılacağı üzere yasa koyucu Anayasakurallarını gözönünde bulundurmak şartıyle gerekli gördüğü her alandadüzenleyici kurallar koyabilir ve bu hükümlerin sonucu olmak üzere meydanagelen kamu hizmetlerinin gerektireceği yıllık harcamaların karşılığıödeneklerin de bütçelere kesinlikle konulması zorunluğunu da bir kurallaönceden kabul edebilir. Nitekim bütçeler bu ilkeye göre yapılmakta ve kanunadayanan harcamaların karşılığı olan ödeneklerin Bütçe Kanunlarında yer almasızorunluğu da Muhasebei Umumiye Kanununun belli başlı ilkeleri arasında yeralmaktadır.
Devletiçinde yürütmenin görevleri ise, ancak yasa kurallarını uygulamaktır; oysa sözkonusu B bendine göre, Devletin hangi tür ortaklıklara, ne Ölçüde katılacağınıbelli etme yetkisi yıllık programlara, yani (yukarıda 4/b de açıklandığı üzere)yürütmeye bırakılmakta, yasama organı da bütçeyi yaparken, yürütmenin busaptamasına uyarak gerekli ödenekleri bütçeye koymak yükümü altınasokulmaktadır. Demek ki, bütçeye ilişkin olmak üzere B bendinde yer alankurallar, Anayasa'nın, yasama yetkisi ve yürütme görevine ve bunlarınkarşılıklı durumlarına Yürütmenin yasamaya bağlılığı ilkesine) ilişkin bulunan5., 6., 64. ve 94. maddelerine aykırıdır.
b)Öte yandan Anayasa, kamu hizmetlerinin kanunla kurulacağı ve idareningörevlerinin de kanunla düzenleneceği ilkesini benimsemiştir (Anayasa Mad. 106,112, 113).
Bunedenle, incelenen B bendinde öngörüldüğü biçimde bir ortaklığa Devletinkatılmasında kalkınma planının uygulanması bakımından bir zorunluk bulunuyorsa,başka deyimle böyle bir katılmada kamu yararı görülüyorsa bu bir kamu hizmetiolarak ele alınabilir ve devletin katılacağı ortaklıkların niteliğinin,devletin katılma koşul ve usullerinin, konulacak sermaye miktarı ile teşebbüsünidare ve denetim usullerinin ve ortaklıktaki devlet payı üzerindeki YasamaMeclisleri denetiminin nasıl sağlanacağının yasa ile düzenlenmesi gerekirdi;oysa incelenen B bendi, bütün bu konuların düzenlenmesi işlerini yıllıkprogramlara, yani yürütme organına bırakmak yoluyla yasama yetkisini yürütmeyeaktarmış bulunmaktadır.
c)Yukarıda (4/c bendinde) açıklandığı üzere Anayasa, devlet mal ve parasınındenetimi konusunda iki yoldan T. B. M. Meclisinin denetimini öngörmüştür vebugün yürürlükte bulunan 468 sayılı ve 12/5/1964 günlü Kanunun 6. maddesiyledeğiştirilmiş bulunan 15/7/1960 günlü ve 23 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarıncaKamu İktisadî Kuruluşları durumunda yönetilen Devlet mallarına ilişkin YasamaMeclisleri denetimi Yüksek Denetleme Kurulu aracılığı ile yapılmaktadır.
Sözüedilen ortaklıklara katılma, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsü niteliğinde biriş türü olduğuna göre bunlar üzerindeki Yasama Organı denetiminin de şimdikiusuller gereğince Yüksek Denetleme Kurulu yoluyla veya bu kuruluşun yapısı,öngörülen ortaklıkların denetimine elverişli sayılmazsa kanunla kurulacak ayrıbir denetleme usulünün uygulanması yoluyla Yasama Meclislerinin etkili birdenetim yapmasının sağlanması gerekir; oysa incelenen B bendi, bu konudakidenetimin nasıl yapılacağının belirlenmesi işini de yıllık programlara yaniyürütmenin düzenlemesine bırakmış ve yasama organın denetiminden hiç sözetmemiştir;
ç)Devlet Planlama Teşkilâtı temsilcileri, incelenen B bendinin yeni bir kuralgetirmediğini, Devletin ve İktisadî Devlet Kuruluşlarının bu tür katılışlarınınyürürlükteki yasa kurallarıyla düzenlenmiş olduğunu, ancak yürürlükteki kurallarıneksik yanlarının giderilmesi düşünüldüğünü öne sürmüşlerse de bu savlar yerindegörülmemiştir. Gerçekten, tartışılan bendin kesin yazılışı, yürürlükte bulunanyasal kurallar kapsamı dışında kalan bir takım katılmaların öngörüldüğünüanlatmaktadır. Bununla birlikte, bir an için, ancak gerekli görülen yönlerdeyürürlükteki yasa kurallarından başka kurallar konulacağı, öbür yönlerdeyürürlükteki kurallara uyulacağı varsayılsa bile, bu durumda da yürürlüktekiyasa karlarının yürütme organınca değiştirilmesi kabul ediliyor demektir kiyürütmeye böyle yetki veren tartışma konusu bent, yasaların ancak T. B. M.Meclisince değiştirilebilmesi ilkesine aykırı olur (Anayasa Madde 64).
Herne kadar Devlet Planlama Teşkilatı temsilcilerinin açıklamalarında devletiştiraklerinin bilanço kâr ve zarar çizelgelerinin bütçe gerekçesine bağlıolarak, ikdisadî devlet kuruluşları iştiraklerinin bilonço kâr ve zararçizelgelerinin ise ilgili oldukları kuruluşların bilonço, kar ve zararçizelgeleriyle birlikte T. B. M. Meclisine sunulmak yoluyla gerekli denetiminsağlanmakta olduğunun öne sürüldüğü görülmekte ise de, sözü edilen bu usulün440 sayılı Kanuna dayanılarak kurulan Devlet veya iktisadî devlet kuruluşlarıiştirakleri için uygulanmaları mümkün olup inceleme konusu 933 sayılı Kanunadayanılarak kurulan Devlet veya teşekkül iştirakleri için uygulanması sözkonusu değildir; çünkü yukarıda (a ve ç de) açıklandığı üzere, incelenen Bbendinin öngördüğü iştirakler, yürürlükteki yasa kuralları kapsamı dışındabırakılmış ve düzenlenmeleri yürütme organına verilmiştir.
Kaldıki bu gibi devlet veya teşekkül paylarının, ortaklıktaki bir yıllık bütünhareketlerinin baştan sona değin incelenerek durumları bir raporla ortayaserilmeden hesap sonuçlarını birer sayı olarak gösteren bilanço ve kâr - zararçizelgelerinin T. B. M. Meclisine sunulmuş olmasıyle, Anayasa'nın 127.maddesinde öngörülmüş bulunan yasama organı denetiminin yapılmış sayılmasıolanağı dahi yoktur. Yukarıda (a - c) açıklanan nedenlerle söz konusu B bendikuralları, Anayasa"nın 5., 6., 64., 106., 112., 113. ve 127. maddelerineaykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun, bu görüşekatılmamışlardır.
6-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin A ve B bentlerinin Anayasa'ya aykırılığısorunu :
Sözüedilen 2. madde yatırım indirimi, gümrükte alınan vergi ve resimlerin tümündenya da bir bölümünden bağışık tutma ve yine gümrükte alınan vergi ve resimlerintümünü ya da bir bölümünü geri verme konularını düzenlemiştir. Yatırımindirimi, sonuç olarak kanunla belirtilmiş bulunan vergi oranının, indirimuygulanacak ödevli bakımından değiştirilmesi yoluyla vergiden indirim yapılmasıanlamına geldiği gibi gümrükte alınan vergi ve resimlerin geri verilmesi dahibunların tümünden ya da bir bölümünden bağışık tutma niteliğindedir. GerçektenAnayasa Mahkemesinin şimdiye kadar vermiş bulunduğu birkaç kararda (65/25-65/57sayılı, 26/10/1965 günlü; 67/54-68/12 sayılı, 18/4/1968 günlü kararlar gibi -Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi Sayı : 3, S. 219 ve sonrası, Sayı: 6, S.138) vergiden bağışık tutma yönüne değinilmemekle birlikte vergi ve benzerimalî yükümlerin ödevli, matrah, oran, tarh tahakkuk ve alım yolları ileuygulanacak yaptırımlar ve zaman aşımı gibi yönlerinin yasa ile düzenlenmesininAnayasa'nın 61. maddesi uyarınca zorunlu olduğu belirtilmiştir. Vergidenbağışık ya da ayrık tutma yönlerinin dahi bu sayılanlar ölçüsünde önemlikonular olduğu kuşkusuzdur. Bundan ötürü, bu yönlerin de yasa ile belirtilmişolması, Anayasasının sözü edilen maddesindeki kural gereğidir. Kaldıki tartışmakonusu kurallardan gümrükte alınan vergi ve resimlere ilişkin bulunanı, açıkça,daha önce yasalarla düzenlenmiş olan yönlerin değiştirilmesi ya da kaldırılmasıiçin Bakanlar Kuruluna yetki verir niteliktedir. Anayasa'nın 64. maddesine göreyasaları değiştirmek ve kaldırmak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleriarasında sayıldığı gibi Anayasa'nın 5. maddesi dahi Türkiye Büyük MilletMeclisinin yasama yetkisini herhangi bir kuruluş veya kişiye bırakmasınıyasaklamaktadır. Demek ki tartışma konusu A ve B bentlerindeki kuralların hepsiAnayasa'nın 61. maddesine aykırı bulunduğu gibi bunlardan gümrükte alınan vergive resimlere ilişkin bulunan B bendi kuralları ayrıca Anayasa'nın 5. ve 64. maddelerinedahi aykırı bulunmaktadır; bunların iptali gerekir.
Anayasa'nın61. maddesinde yalnızca vergi ve malî yükümlerin konulmasının yasa ilebelirtileceği yazılı bulunduğu için yasa ile konulmuş olan vergiden bağışık yada ayrık tutmanın 61. madde kuralının kapsamı dışında kaldığı ileri sürülmekteise de bu görüş doğru değildir; çünkü vergi veya resim koyma kavramı içine,konulan vergi veya malî yükümden bağışık tutma, kanunda belirtilmiş vergioranında değişiklik yapma kavramı da girmektedir. Bundan başka az yukarıda dabelirtildiği üzere vergiden indirim yapma ya da bağışık tutma işi. en az, vergikoyma işi ölçüsünde büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa'nın eşit önemdebulunan iki konudan birisi için yasa hükmünü zorunlu sayarken öteki içinzorunlu saymamış olması düşünülemez. İnsanlık tarihinde birçok devrimlerinönemli etkenlerinden birisi olmuş bulunan bütçe ve vergi işlerine ilişkinanayasal kuralların tarihî gelişim açısından değerlendirilmesi dahi bizi busonuca götürür. Anayasa'nın 61. maddesinin temelinde yatan düşünce, vergiyeilişkin önemli konuların Yasama Meclisince düzenlenmesini sağlamaktır.Kuralların yorumu sırasında, onların konuluş amaçları bir yana bırakılmaz.Amaca dayanan yorum ise, 61. maddedeki (koyma) kavramını, az önce belirtildiğiüzere, geniş biçimde yorumlama zorunluğunu doğurur.
Buişlerde yasal düzenlemenin uygulamada olanak dışı bulunduğu dahi düşünülemez;zira plan açısından hangi malların ya da hangi işlerin yatırım indirimindenveya bağışıklıktan yararlandırılabileceği saptanabilir. İktisadî gelişme ya dabir takım koşullarda değişiklik yüzünden indirimden ya da bağışıklıktanyararlanması nedeni kalmayan konular için gerektiğinde meclislerden değiştiriciyasalar çıkartılabilir.
2.Maddenin A bendinin iptali görüşüne Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, FazılUluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Ziya Önel, 2. maddenin Bbendinin iptali görüşüne de Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Kentoğlu, Fazıl Uluocok, SaitKoçak ve Halit Zarbun, katılmamışlardır.
7-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin C bendinin birinci fıkrasının Anayasa'yaaykırılığı sorunu :
Buradaözel kişilere verilecek mallar için kamulaştırma yapılmasının Anayasa'yaaykırılığı yönü ile kamulaştırmaya ilişkin yasal kurallar yerine bu bentuyarınca yapılacak kamulaştırmalara ilişkin kuralların Bakanlar Kurulukararnamesi ile konulup konulmayacağı yönünün tartışılması gerekmektedir.Devletin gördüğü kamu işlerinin bir bölümünün yerine getirilmesi, devletmallarının özel kişilere şu veya bu koşul altında geçirilmesini gerektirebilir.Devletin görevlerinin eskisine göre çok değişik alanları ilgilendirmesi veözellikle bugünkü devlete bir çok iktisadi görevler yükletilmiş bulunmasıkarşısında böyle durumların olağan sayılması gerekmektedir. Devletin, yalnızcaülkede disiplini sağlamakla görevli bulunduğu çağlardaki kamu hizmeti ve kamuyararı kavramları ile bugün devletin birçok iktisadi görevleri de bulunduğuçağdaki kamu hizmeti ve kamu yararı kavramları birbirinin benzeri olamaz.Yurdun bir takım yerlerinde turistik bölgelerle sanayi bölgelerinin düzenlibiçimde kurulması ve böylelikle kalkınma plânı ereklerinin gerçekleştirilmekistenmesi, birer kamu işi niteliğindedir. Bu kamu işlerinin görülebilmesi içinzorunlu bulunan taşınmazların kamulaştırılmasında çağdaş anlayışa göre kamuyararı var sayılmak gerekir. Bu nedenlerle tartışma konusu kuraldakikamulaştırmanın kamu yaran düşüncesine dayanmaması bakımından Anayasa'nın 38.maddesinin birinci fıkrasına aykırı bulunduğu savı doğru değildir. Anayasa'nınanılan maddesinde dahi, barındırma tasarılarının gerçekleştirilmesi ve çiftçinintopraklandırılması için kamulaştırma yapılabileceği ilkesine dayanılarak birtakım kurallar konulmuştur. Çiftçiyi topraklandırma işleriyle barındırmatasarılarının gerçekleştirilmesi işleri, kamulaştırılmış taşınmazların özelkişilere geçirilmesini zorunlu kılar. Anayasa'nın 38. maddesindeki kurallarınyazılışından özel kişilere geçirilecek olan taşınmazların devletçekamulaştırılmasının Anayasa'da bu iki durumla sınırlı olarak öngörüldüğü anlamıçıkarılamaz. Gerçekten bu kurallar ne gibi durumlarda özel kişileregeçirilebilecek malların kamulaştırılabileceğini bildirmek üzere konulmuşkurallar olmayıp bu özel durumlarda kamulaştırılan taşınmazların kamulaştırmaparalarının ne biçimde ödeneceğini göstermek üzere konulmuştur.
Ancakbu türlü kamulaştırmalara ilişkin yasa hükümlerinin, burada görüldüğü üzere,kamu yararına dayandırılması zorunlu bulunduğu gibi bu yönün AnayasaMahkemesinin denetimi altında olduğu da kuşkusuzdur,
Tartışmakonusu kural ile Bakanlar Kurulu kararnamelerinin istenilen biçimde çıkarılmasınave Bakanlar Kuruluna 6830 sayılı Kamulaştırma Yasası ile bağlı kalmaksızınkamulaştırma kuralları koymak yetkisinin verilmiş olduğuna ilişkin görüş dahidoğru değildir. Gerçekten 933 sayılı Yasanın 9. maddesinde, tartışma konusu Cbendi ile 933 sayılı Yasanın 5. maddesi gereğince yapılan kamulaştırmalarda 8Eylül 1956 tarihli ve 6830 sayılı Kanunun 23. maddesinin uygulanmayacağı ilkesiyer almaktadır. Eğer-Bakanlar Kuruluna kamulaştırma-konusundaki yasakurallarının gözönünde tutmadan kararnameler çıkarma yetkisi tanınmış olsa idi,bu 9. maddenin konulması için hiç bir hukuki neden bulunmazdı. Demek kiBakanlar Kurulu kamulaştırma kararı verirken 6830 sayılı Yasa hükümleri ile,başka deyimle kamulaştırma konusunda temel ve genel yasa niteliğinde bulunanyasa kuralları ile bağlı olarak kararnameler çıkaracaktır, inceleme konusufıkra ile 6830 sayılı Yasanın yalnız kamulaştırma kararı verecek idareyerlerine ilişkin 5. maddesi kuralının burada anılan kamulaştırmalar bakımındandeğiştirilmesi söz konusudur ki bunda da Anayasa'ya herhangi bir aykırılıkdüşünülemez; çünkü Anayasa'nın 38. maddesinde bu türlü kararların hangi idareyerince verileceğini düzenleyen bir îlke yer almış değildir. Konunun özel önemibu işlerde Bakanlar Kurulunun kamulaştırma karan vermesini haklı göstermektedirve bu yoldaki düzenlemede Anayasa'nın 5. ve 64. maddeleri gereğince YasamaMeclislerinin yetkisi içindedir. Şu duruma göre hükümde Anayasa'ya aykırılıkyoktur.
8-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin C bendinin ikinci fıkrasının Anayasa'yaaykırılığı sorunu :
Bufıkra uyarınca özel kişilere verilecek malların devlet malları olmasıbakımından bunların verilmesi koşullarının yasa kuralları ile belli edilmesigerektiği gibi, mallan alacaklara bir takım ödevler yükletilerek onların hukukalanlarına ve özellikle iş görme özgürlüklerine bir takım sınırlandırmalargetirileceği için de yasa koyucunun düzenlemesi zorunludur. (Anayasa Mad. 11.,40., 64., 126/2). Devlet malının elden çıkarılması ve bu mâlların belirtilenamaçlara uygun biçimde kullanılmasının sağlanması işlerinde Sayıştay aracılığıile Büyük Millet Meclisinin denetimi, Anayasa hükümleri gereğidir. (AnayasaMad. 127, 128).
Yukarıdada (Bent 4/b) belirtildiği gibi, hukuk devletinde, devlet yönetimi nesnel hukukkurallarıyle olur ve hukuk devletinde bu türlü düzenlenmelerin bütünyurttaşlara olabildiğince fırsat eşitliği sağlayacak biçimde olması yargıdenetiminin etkili olmasına engellik edecek koşullan kapsamaması gerekir. Bütünbunlar, temel ilkelerin hepsinin yasa koyucu tarafından konulması ve ancak yasakoyucunun uygun göreceği ayrıntıların yürütmece düzenlenmesi yolununseçilmesini zorunlu kılar; oysa burada konu, bütünüyle yürütmenin düzenlemesinebırakılmıştır. Gerçekten bu gibi yerlerin hangi durum ve koşullarda, hangi nitelikteolan kişilere verileceği, vade ve faiz oranları, öngörülen kullanma koşullarıyerine getirilmediğinde uygulanacak yaptırmalar gibi temel kuralların yasakoyucu tarafından belirlenmesi gerekmekte idi.
Buaçıklamalara göre incelenen fıkranın, Anayasa'nın 2., 5., 6., 11., 40., 64.,112., 113., 126., 127., 128. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali gerekir.
LütfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun, bu görüşekatılmamışlardır.
9-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin D bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Bubendin yazılışından anlaşıldığına göre Bakanlar Kurulu, türlü ilgiliyasalardaki kuralların elverdiği oranda ve ayrıntıları düzenleyici bir takımtedbîrler alacaktır. Bu ise idarenin olağan yetkileri içinde bulunan ilgiliyasalar kurallarının uygulanmasını sağlamak yetkisinin Anayasa'nın 113. maddesiuyarınca kullanılmasından başka bir durum değildir ve tartışma konusu kuraldaAnayasa'ya aykırılık, yoktur. Üyelerden kimisi, maddedeki ahenkleştirme veçabuklaştırma deyimlerinin yürürlükteki yasalar hükümlerinin kararnameyledeğiştirilmesine yol açabileceğini ve böylelikle kuralda Anayasa'ya aykırılıkbulunduğunu ileri sürmüşlerse de bu görüş benimsenmiştir; zira bendin yazılışınıntüm olarak incelenmesinden ve özellikle, ahenkleştirme ve çabuklaştırmasözlerinin yetkili yerlerin bir arada çalıştırılması sözleriyle birlikteyazılmış olmasından anlaşılmaktadır ki burada yürürlükteki yasalar çerçevesiniaşan veya onlarda değişiklik yapabilmeyi öngören bir düzenleme düşünülmüşdeğildir.
AvniGivda, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ahmet Akar, bentteki ruhsat formaliteleriniahenkleştirmek, çabuklaştırmak deyimlerini kapsamı üzerinde durarak hükmünAnayasa'ya aykırı olmadığı görüşüne katılmamışlardır.
10-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin E bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Bubendin birinci cümlesinde standart ve nitelik denetimi konularında uygulamalarıgeliştirici tedbirler almak söz konusudur ki bu, yalnızca yürürlükteki yasakurallarının düzgün biçimde uygulanmasını sağlamak amacına yönelmiş bir kuralolması açısından Anayasa'nın 113. maddesi çerçevesi içine girmektedir. Butedbirlerden olarak çalışma saatleri dışında ve ek çalışma parası ödenerek adamçalıştırılması dahi yine Anayasa ile çatışan bir nitelikte değildir. Bu türlüdenetimlerin hem doğru hem hızlı yapılması, malların ülkeden gecikme olmaksızınçıkmasını ve böylece gelirlerin elde edilmesinde gecikme olmamasını ve dahaönemlisi Türk mallarına dış piyasalarda güven ve istek gösterilmesini sağlamakbakımından kamu yararına dayanmaktadır. Bunda da Anayasa'ya aykırılık yoktur.
Yasa;Bakanlar Kuruluna sözleşmeli adam çalıştırma yetkisini dahi vermektedir. Ancak,standart ve kalite denetimleri devletin aslî ve sürekli ve genel idarekurallarına göre yapılan işlerindendir. Nitekim bu denetimler bir takımyasalara dayanmaktadır (10/6/1930 günlü, 1705 sayılı Ticarette Tağsişin Men'ive ihracatın Murakabesi ve Korunması hakkında Kanunla buna ek 9/6/1936 günlü ve3018 sayılı Kanun, 132 sayılı ve 18/11/1960 günlü Türk Standartları EnstitüsüKuruluş Kanunu). Anayasa'nın 117. maddesinin birinci fıkrası uyarınca devletingenel idare kurallarına bağlı aslî ve sürekli görevleri, ancak memurlar eliylegörülebilir. Buna göre aslî ve sürekli görevler için sözleşmeli kimse veyabaşka deyimle hukukî durumca memur sayılmayan bir kimse çalıştırılamaz.Sözleşmeli kimse çalıştırılması geçici nitelikteki işlerde söz konusu olabilir.Özü sürekli olan standart ve nitelik denetimi işleri içinde arada sırada ortayaçıkan ve kısa sürede yapılacak olan bir iş için özel görgüsü bulunan biruzmanın çalıştırılmasının gerekmesi gibi durumlar olabilir; ancak Yasanın 8.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde bu gibi geçici niteliktekiişler için sözleşmeli kimse çalıştırılması öngörülmüş olduğundan, incelenmekteolan kuralda geçen sözleşmeli kimselerin geçici olmayan işlerde çalıştırılacakkişiler olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, bendin son cümlesindeki (veyamukaveleli personel) sözleri Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır. Bundan başka,memurların nitelikleri, hak ve ödevlerinin dahi ancak yasalarla belirtilmesiAnayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrası gereğidir. Burada çalıştırılacaksözleşmeli kişilerin nitelikleri ile hak ve ödevlerinin dahi kararname iledüzenleneceği anlaşılmaktadır. Kuralda bu yönden de Anayasa'ya aykırılıkvardır.
Buaçıklamalara göre incelenen fıkradaki (veya mukaveleli personel) sözleri iptaledilmelidir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş ve HalitZarbun, bu görüşe katılmamışlardır.
11-933 sayılı Kanunun 3. maddesinin A bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Buradakifon dağıtımına ilişkin kurallar, sözü edilen Yasanın 1. maddesinin (a) bendininiptali için ileri sürülen gerekçelere göre (bent 4) Anayasa'ya aykırıbulunmaktadır. Kaldı ki burada yurt dışında çalışacak Türk iş adamlarınaverilecek ödünç paraların yerli yerinde kullanılmış olup olmadığının Yasama,Meclislerince bundan önce (bent 4/c) açıklandığı üzere, denetlenmesi konusubüsbütün güçlük ve incelik göstermektedir ve böylece bu konuda ayrıntılı yasahükümleri konulması daha büyük bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bunagöre incelenen bent, iptal olunmalıdır.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş ve HalitZarbun, bu görüşe katılmamışlardır.
12-933 sayılı Kanunun 3. maddesinin B bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Buradadüzenlenen konu, bir takım kimselere vergi geri verilmesi niteliğindedir. Budüzenlemenin Bakanlar Kurulu kararnamesi ile yapılması, 933 sayılı Yasanın 2.maddesinin A ve B bentlerinin iptali için (Yukarıda 6. bentte) gösterilengerekçelere göre Anayasa'ya aykırı bulunmaktadır ve bendin iptali gerekir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun, bu görüşekatılmamışlardır.
13-933 sayılı Kanunun 3. maddesinin C bendinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Buradakonulan kural hukukî nitelikçe daha önceki bentlerde anılanlar dışında kalan veyalnızca yönetimin düzgün işlemesini sağlamaya elverişli olan tedbirlereilişkindir. Kuralın yazılışına göre yürütme, ancak, yürürlükteki yasalarçerçevesi içinde kalan ve bunların verdikleri yetkilere dayanan bir işlemyapacaktır.
Demekki, bu bent hükmünde, inceleme konusu 933 sayılı Kanunun daha öncekimaddelerinde veya 3. maddesinin daha önceki bentlerinde düzenlenen fonkurulması, fonlardan para Ödenmesi, vergi geri verilmesi veya vergilerdebağışıklık tanınması gibi tümüyle yasa konusu bulunan işlemlere dayanak kabuledilmesini düşündürecek herhangi bir nitelik yoktur; onun, ancak herhangi birkanunda anılmış (Daha açıkçası bu bent hükmü konulmuş) olmasa bile, yürütmeninher halde Anayasa'nın 113. maddesi gereğince sahip olduğu bir yetkinin, bir kezdaha, belirtilmiş olmasından öte bir anlamı bulunmadığı açıktır. Bu nedenlebent hükmünde Anayasa'ya aykırı bir yön görülmemiştir.
14-933 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırılığısorunu:
Bufıkrada anılan yasalar kurallarını uygulamak ve bu erekle gerekli belgeleri işsahiplerine vermekle görevli bir büro kurulmasında Anayasa'ya aykırı bir yönyoktur.
Bukonuda Başbakanlığa bağlı böyle bir büro kurulmasının, Anayasa'nın 105.maddesinin birinci fıkrası uyarınca bir hizmet bakanı olmayıp bakanlıklararasında işbirliğini sağlamak ve Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinigözetmekle görevlendirilmiş bulunan Başbakanı, belli işler gören bir bakandurumuna sokacağı için Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmektedir. AncakBaşbakan dahi bir bakan olduğuna göre Anayasa'nın bu kuralını, Başbakanıngörevlerini sınırlandırıcı nitelikte değil, onun en başta gelen görevinibelirtmek üzere konulmuş bir kural bulunduğu yolunda yorumlamak doğru olur. Nitekim105. maddenin birinci fıkrasında Başbakanın, Bakanlar Kurulunun Başkanı olarak,anılan iki görevi yapacağı belirtilmektedir. Bundan başka, Anayasa'nın 106.maddesinin birinci fıkrası uyarınca bakanlıklar, yasanın koyduğu kurallara görekurulur; bu açıdan Anayasa'da bakanların ve Başbakanın tüm görevlerini bildirenilkelere yer verilmiş değildir. Bütün bunlar Başbakana herhangi bir hizmetdairesinin yasa hükümleri ile bağlanmasının, Anayasa'ya aykırı olmadığınıgöstermektedir.
15-933 sayılı Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Buradailgili bakanlıklardan yeteri kadar görevlinin kadroları ile çalıştırılacağıkuralı ile geçici görevler için sözleşmeli uzman çalıştırılacağı kuralı yeralmıştır. Bakanlıkların kadrolu memurlarının hangilerinin sözü edilen bürodaçalıştırılacağı Başbakanlıkça belli edileceği ya da bu konuda bir BakanlarKurulu kararnamesi çıkarılabileceği düşünülebilir. Her iki durumda da ilgilibakanlıklardaki memurlar kendi kadroları ile bu bakanlıklardaki görevlerindenalınıp sözü edilen bürodaki görevlerinde çalıştırılacaklar demektir, başkadeyimle bu büroya atanan herhangi bir memur, yasanın yazılışından anlaşıldığıüzere, kadrosu ile yeni görevine geçecek daha açıkçası eski görevdeki kadrosualınarak Başbakanlık kadroları içine katılacaktır. Bakanlıkların kadroları,ancak yasalarla belli edilebilir ve edilmiştir. Başbakanın ya da BakanlarKurulunun idarî işlemi ile kadrolara ilişkin yasa hükümleri değiştirilecekdemektir, oysa yasa hükümlerini değiştirmek, ancak büyük Millet Meclisininyetkilerindendir ve bu yetki Meclise herhangi bir kişiye veya kurulabırakılamaz (Anayasa madde 5 ve 64). Demek ki incelenen kural, Anayasa'yaaykırıdır ye fıkradaki (İlgili bakanlıklardan yeteri kadar personel kadrolariyleçalıştırılır ve) denilerek anlatılan kuralın iptali gerektir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemişve Halit Zarbun, bu görüşe katılmamışlardır.
Sözüedilen fıkradaki sözleşmeli uzman çalıştırılması kuralının Anayasa'ya aykırıbir yanı yoktur. Çünkü bu kimseler ancak (Yukarıda bent 10 da açıklandığıüzere) geçici süreli görevler için çalıştırılabileceklerinden ve bu yön kuralınyazılışından açıkça anlaşıldığından ve görevin geçici nitelikte olup olmadığıda yetkili denetim yerlerince denetleneceğinden, Anayasa'nın 117. madesiyleçelişen bir kural söz konusu değildir.
16-933 sayılı Kanunun 5. madesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Mahallîidarelere genel bütçeden yardım yapılması ilkesinin, Anayasa'ya aykırı bir yanıyoktur. Ancak yardım ödeneklerinin ve dış kaynak yardımlarının mahallîidarelere aktarılması koşullarının ve yardım yapılacak mahallî idarelerdearanılacak niteliklerin ilkeleri yasa ile belli edilmiş değildir, buna göreAnayasa'nın 5. ve 64. maddelerine aykırılık durumu vardır.
Birde, mahallî idarelerle merkezi idare arasındaki karşılıklı bağ ve ilişkilerinbir yasa ile düzenlenmesi Anayasa gereğidir (Madde 116/4). Mahallî idarelerorganlarının halkın seçimi ile iş başına gelmiş bulunmaları bakımından onlarımerkezî idarenin yasayla belli edilmiş denetleme yetkisini aşan biçimde etkisialtında bırakacak kurallara bağlamak, gerçekten bunların kuruluşu ve genelkarar organlarının halk tarafından seçilmeleri ile güdülen ereğe aykırı düşer.
Bundanbaşka gerek yardımları, gerekse maddenin 2. ve 3. fıkralarında öngörülentaşınmaz malların veriliş amacına uygun biçimde kullanılmasını sağlamak üzeremahallî idarelere bir takım ödevler yüklenerek bunların yetki alanlarınındaraltılması ve kullanış konusunda yüklenecek ödevlerin yaptırımlarınınöngörülmesi dahi yine yasa kuralları konulmasını zorunlu kılar. Bu bakımlardan5. maddenin birinci ve üçüncü fıkraları ile benimsenen düzenleme biçimiAnayasa'ya aykırıdır. Anayasa Mad. 5., 64., 116/4). Maddenin ikinci fıkrasıise, birinci fıkranın uygulanmasını sağlamak üzere konulmuş bulunduğundan vebirinci fıkranın iptaliyle artık uygulama olanağı kalmamış bulunduğundan onunda iptali gerekir, yoksa mahallî idarelere aktarılmak üzere altyapı tesislerikurulmasında ve Bakanlar Kurulu kararnamesi ile taşınmaz malkamulaştırılmasında ilke olarak Anayasa'ya aykırılık yoktur. Bu konuda Yasanın2. maddesinin C bendinin birinci fıkrası için bu kararda (7. bentte) benimsenengerekçeler, 5. maddenin ikinci fıkrasında öngörülen kamulaştırma için dahiöncelikle geçerlidir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun, iptalgörüşüne katılmamışlardır.
17-933 sayılı Kanunun 6. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Buradabaşka bir özel yasa hükmü ile kurulmuş olan bir kuruluşun işlerinin DevletPlanlama Teşkilâtına ve Yüksek Planlama Kuruluna verilmesi yolu ile sözü edilenYasanın değiştirilmesi durumu verdir. Bu niteliği ile inceleme konusu kuralınAnayasa kuralları ya da ilkeleri ile bir bağlantısı görülmemiştir.
Başbakanınancak çalışmalarda işbirliği sağlayan ve genel siyasetin yürütülmesini gözetendurumda olması nedeniyle ona belli bir hizmet dairesinin bağlanmasınınAnayasa'ya aykırı olacağı görüşü ise, 933 sayılı Yasanın 4. maddesinin birinci fıkrasınailişkin olarak gösterilen gerekçeye göre yersiz bulunmuştur (bent 14).
Yabancısermaye sahiplerinin kişisel çıkarları bakımından Devlet Planlama Teşkilâtıüzerinde daha kolaylıkla etkili olacakları görüşü ise, kandırıcı bir gerekçeyedayanmamaktadır ve bu bakımdan şimdiki yasa düzenlemesinin kamu yararına aykırıolduğu ilkesi benimsenemez.
18-933 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırılığısorunu :
Bufıkradaki kural, Devlet görevlilerinin atanmalarında genellikle aranan koşullariçinde meslek kıdemi koşulu ile kazanılmış aylık derecesi koşulundanvazgeçilerek atanmalar yapılabilmesini ve atanacak kişiye kadro aylığınınkazanılmış hak sayılmaksızın ödenmesini öngörmektedir. Maddede sayılan işlerinözellikleri böyle ayrık bir kuralı haklı gösterebilir ve zorunluk dolayısiylebunda kamu yararı bulunduğu ileri sürülebilir. Gerçekten, Anayasa'nın 58.maddesi kamu hizmetine girmekte yeterlik koşulunu temel tutmuştur; bu koşuluoluşturan nitelikler arasında kıdemle kazanılmış aylık derecesinin, ilke olarakbulunduğu açıktır; ancak pek istisnaî durumu ve özel niteliği olan kimigörevler için bu ilkelere ayrık kurallar konulması, Anayasa'ya aykırısayılmayabilir. Bu bakımdan, incelenmekte olan fıkrada Anayasa'ya aykırılıkyoktur.
Şuda belirtilmelidir ki yukarıki açıklamalar, kuralın dayandığı ilkeye ilişkinolup, maddede anılan görevlere kazanılmış hak olarak yükselmiş bulunan ve 933sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bu görevleri yerine getiren memurlariçin bu maddeye dayanılarak işlem yapılmasının, Anayasa'nın 2. maddesindebenimsenmiş hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı kuşkusuzdur; zira kazanılmışhakka saygı gösterme, hukuk devleti İlkesinin gereklerindendir ve kazanılmışhakkı çiğneyen her tutum, Aanayasa'nın 2. maddesine aykırı niteliktedir.Böylece, tartışılan kural gereğince, yasa yürürlüğe girdiği zaman görevdebulunan kimselerin bu fıkra uyarınca görevden uzaklaştı olabileceklerigörüşünün de doğru olmadığı anlaşılmaktadır.
19-933 sayılı Kanunun 7. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Sözüedilen maddenin 1. fıkrasında atanmaları özel koşula bağlanan kişiler, Devletinsürekli ve aslî görevlerini genel idare kuralları uyarınca yapan kimselerdir.Anayasa'nın 117. maddesinin 1. fıkrası, bu tür işlerde ancak memurçalıştırılabileceğini, 2. fıkrası da memurların atanmaları, nitelikleri,hakları ve ödevlerinin yasa ile düzenlenebileceğini bildirmektedir. Burada ise,bütün bu konuların kararname ile düzenlenmesinin öngörülmesi Anayasa'nın 117.maddesinin 2. fıkrası ile 5 ve 6. maddeleri kurallarına aykırıdır. Atanacakkişilerde aranacak özel niteliklerin saptanmasında benimsenecek ilkelerin de,ancak yasa ile belli edilmesi kamu yararı bakımından ayrıca zorunludur. Bugerekçelerle tartışma konusu kuralın iptali gerekir.
LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun, bu görüşekatılmamışlardır.
20-933 sayılı Kanunun 8. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Anayasa'nın117. maddesi, nitelikleri yukarıda 10. bentte anıklanan) geçici süreli işlerdeçalışanları kapsamına almadığı için bu maddede öngörülen geçici işlerdesözleşmeli kimseler görevlendirilmesinde ve bunların görevlendirilmesindekikuralların Bakanlar Kurulu kararnamesi ile saptanmasında Anayasa'ya aykırı biryön yoktur.
Maddeninson cümlesi hükmü ise, Anayasa kurallarını ilgilendiren bir yönükapsamamaktadır.
21-933 sayılı Kanunun 9. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Bumadde hükmü ile kamulaştırmaya ilişkin kuralları kapsayan 6830 sayılı ve31/8/1956 günlü Kanunun (Mal sahibinin geri alma hakkı) başlıklı 23.maddesindeki (İstimlâk bedelinin katileşmesi tarihinden itibaren beş seneiçinde istimlâk maksadına uygun herhangi bir tesisat yapılmıyarak gayrimenkulolduğu gibi bırakılırsa mal sahibi veya mirasçısı istimlâk bedelini ödeyerekgayrimenkulu geri alabilir. Doğmasından itibaren bir sene içinde kullanılmayangeri alma hakkı düşer ve idare gayrimenkule dilediği gibi tasarruf eder.)kuralının uygulanması önlenmektedir.
Anayasa'nın38. maddesinde, 36. maddede öngörülen mülkiyet güvencesine ayrık bir durumolarak kamulaştırma kuralı, mal sahibinin isteğine bakılmaksızın malının zorlaonun elinden alınması kuralı benimsenmiştir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni,kamu yararının karşılanması düşüncesidir ve 38. maddenin yazılışından açıkçaanlaşıldığı üzere kamu yararı bulunmayan durumlardan bu kuralın uygulanmasıolanağı yoktur. Bundan anlaşılıyor ki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu iledeğişikliğe uğratılmasının nedeni, kamu yararının karşılanması ihtiyacının,malikin mülkiyet hakkının korunması ihtiyacından daha üstün tutulmasıdır; bunagöre kamulaştırma yapıldıktan ve işin niteliği bakımından belli süre geçtiktensonra taşınmaz malın kamu yararının gerektirdiği yönde kullanılmayabaşlanılmamış olması durumunda kamu yararının zorunlu kıldığı ihtiyacınkalmamış veya gerçekleşmemiş olması sonucu doğmakta ve dolayısıylekamulaştırmayı haklı gösteren neden ortadan kalkmış bulunmaktadır. İmdi malikinmülkiyet Hakkının korunması düşüncesinin! gözetilmesini engelliyen nedenortadan kalkmış bulununca, mülkiyet hakkının, malike geri verilerek mülkiyetgüvencesi kuralına uyulması zorunluğu belirmektedir. Hukukî durumu özetlemekgerekirse denilebilir ki, kamu yararının korunmasının doğurduğu zorunluksonucunda değişikliğe uğratılmış bulunan mülkiyet hakkının bu zorunluğungerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda yeniden korunması zorunluklarınkapsamları içinde değerlendirilmesi gerektiği yollu hukuk kuralı gereğince,zorunluktan önceki hukukî durumun geri gelmesi, Anayasa'nın 36. ve 38.maddeleri kurallarının bir arada düşünülmesinden çıkan bir sonuç olmaktadır.
Kamulaştırılanmalın kamu yararının gerektirdiği amaçta kullanılmaması durumunda mâlike geriverileceği yolunda bir kuralın Anayasa' da yer almamış olması dolayısiyle,kamulaştırılan malın geri verilmesi konusunun Anayasa alanını ilgilendirmediğigörüşü, hukuka uygun değildir; zira 11. maddesinin birinci fıkrasında sözden veruhtan söz edilmiş olmasından da anlaşıldığı gibi, Anayasa yalnız sözü iledeğil, özü ile de bir takım kurallar koyar ve yine Anayasa'nın koyduğu açıkkuralların dayandığı hukuk ilkeleri dahi, Anayasa kuralı gibi bağlayıcıdır.Burada gerek 38. maddenin yazılışından ve kabul edilmesindeki zorunluktan,gerekse 36. ye 38. maddelerin birlikte incelenmesinden belirdiği üzerekamulaştırılan malın kamu yararına uygun biçimde kullanılmaması durumunda eskimal sahibine geri verilmesinin Anayasal bir gerek olduğu ortaya çıkmaktadır.
Sınaîya da turistik bölge kurulması uzun bir zaman işi olacağı için 6830 sayılıKanunun 23, maddesinin olduğu gibi uygulanmasının güdülen amaca aykırı düşeceğidüşünülebilir. Burada Anayasaya aykın olan yön, kamulaştırma amacına uygunhiçbir tesis yapılmamış olmakla birlikte malın geri alınma olanağının saltbiçimde kaldırılmış bulunmasıdır. Buna göre yasa koyucunun geri alma hakkım,süre ve yapılacak tesislerin niteliği bakımından ihtiyaca uygun kurallarabağlamasına engel yoktur.
Yukarıdaaçıklandığı üzere kamulaştırılan malın, kamulaştırmanın amacı bulunan işe,uygun bir süre içinde, ayrılmamış olması durumunda malın eski mâlikine geriverilmesi, Anayasa buyruğudur, incelenen madde hükmünün böyle bir geri vermeyiönlediğinden ötürü, Anayasayla çelişmekte olduğundan iptali gerektir.
LûtfîÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemişve Halit Zarbun, bu görüşe katılmamışlardır.
22-933 sayılı Kanunun 10. maddesinin Anayasaya aykırılığı sorunu:
Bumaddede belirli yatırımlar için gerekecek danışmanlık, mühendislik, mimarlık vebenzeri proje ve denetim işlerinin yaptırılmasında 10 Haziran 1934 günlü ve2490 sayılı Artırma Eksiltme ve ihale Kanununun uygulanmıyacağı, bunun yerineBakanlar Kurulunun bu gibi işlerin görülmesine ilişkin kuralları, çıkaracağıkararnamelerle, saptayacağı ilkesi benimsenmiştir,
Buradasöz konusu edilen işler, Kalkınma Planının ve programların uygulanmasınailişkin belirli yatırım işleri olduğu için, genel artırma, eksiltme hükümlerindenayrı bir işlemin öngörülmüş olmasında Anayasa'ya aykırılık düşünülemez. Bukonularda yapılacak sözleşmelerin bağlı olacağı kuralların Bakanlar Kuruluncayürürlükte bulunan Yasalar çerçevesinde saptanmasında da Anayasa'ya aykırı biryön olamaz.
23- 933sayılı Kanunun 11. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
BakanlarKurulunun kendi yetkileri içinde çıkaracağı kararnamelerin Meclistengeçirilmesini buyuran bir Anayasa kuralı bulunmadığından, kararnamelerinMeclise bildirilmesi kuralının kaldırılmasında Anayasa'ya aykırılık yoktur.Kararnamelerin yasama Meclislerinden geçirilmesi zorunluğu, Bakanlar Kurulunayasa değerinde kararnameler çıkarma yetkisinin tanınmış bulunduğu hukukdüzenlerinde vardır. Bizim Anayasamız, böyle bir kural kabul etmiş olmadığıiçin kararnamelerin Meclisten geçirilmesi Anayasa açısından gereksizdir.
24-933 sayılı Kanunun 12. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Bumadde uyarınca Orman Genel Müdürlüğünün ürettiği orman mal ve ürünlerinindışarıya satışında ihraç ruhsatı aranması ödevi kaldırılmıştır. Orman GenelMüdürlüğü bir kamu kuruluş olduğu için ihraç ruhsatının aranması ile eldeedilmek istenilen güvence, işin özünde sağlanmış bulunmaktadır. Bundan ötürü,başka ihracatçılarla eş durumda bulunmıyan Genel Müdürlüğün böyle ayrık birkurala bağlı tutulması, Anayasa'nın 12. maddesindeki yasa karşısında eşitlikilkesine aykırı bir durum yaratmıyacağı gibi Anayasa'nın başka bir kuralınınzedelenmesi niteliğinde de değildir;
25-933 sayılı Kanunun 13. maddesinin Anayasaya aykırılığı sorunu:
BakanlarKurulunun yasaların uygulama biçimlerini sağlamak üzere çıkaracağıkararnamelerin çıkarılmasından önce genel idare içinde bir kuruluş olan DevletPlanlama Teşkilâtının düşüncesini alması, kararnamelerde plan ve programlarlaçatışan yönlerin ya da plan ve programlar açısından çelişmelerin bulunmasınıönleme bakımından yararlıdır; başka deyimle bunda kamu yararı vardır. AncakDevlet Planlama Kuruluşunun bildirdiği düşünce, Bakanlar Kurulu için bağlayıcınitelikte olmadığından Anayasa'nın 113. maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınmışbulunan yetkilerin bu yasa kuralıyla sınırlandırılmış olması düşünülemez.Bundan ötürü tartışma konusu kuralda Anayasa'ya aykırılık yoktur.
FazlıÖztan ve İhsan Ecemiş, bu görüşe katılmamışlardır.
26-933 sayılı Kanunun 14. ve 15. maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
Kanununyayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini belirten 14. maddesinde Anayasa'yaherhangi bir aykırılık düşünülmiyeceği gibi Yasanın Bakanlar Kuruluncayürütülmesini öngören 15. maddesinde dahi Anayasa'ya aykırılık söz konusuedilemez.
Sonuç:
I- l- 933 sayılı Kanunun kuruluşları Anayasa'ya uymıyan komisyonlarda görüşülmüşolmasının bu Kanunun biçim yönünden iptalini gerektirmediğine Fazıl Öztan, AvniGivda, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylariyle ve oyçokluğuile;
2-933 sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında görevyapan Başkanlık Divanının Anayasaya uygun biçimde kurulmamış olmasının Kanununbiçim yönünden iptalini gerektirmediğine Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, AvniGivda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylariyle veoyçokluğu ile;
3-Millet Meclisi Genel Kurulunda Hükümet tasarısının değil de Millet MeclisiAnayasa Komisyonunda yeniden düzenlenen ve Bütçe Plan Komisyonunca değişikliklerlebenimsenen tasarının görüşülmeye esas tutulmasının Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile;
4-91 sayılı Kanun ve plan var iken uygulama konusunda ayrı kanun çıkarılmasınınAnayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
II-1.-933 sayılı Kanunun 1. maddesinin A bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline Lûtfî Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Oluocak, Sait Koçak, İhsanEcemiş ve Halit Zarbun'un karşı oyları ile ve oyçokluğu ile;
2.933 sayılı Kanunun 1. maddesinin B bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline, Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve HalitZarbun'un karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile;
3.Aynı sayılı Kanunun 2. maddesinin A bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline, Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsanEcemiş, Halit Zarbun ve Ziya Önel'in karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;
4.Aynı Kanunun 2. maddesinin B bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline,Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'unkarşı oylarıyle ve oyçokluğu ile;
5.a) Aynı Kanunun 2. maddesinin C bendini birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıbulunmadığına oybirliği ile;
b)Aynı bendin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazlı Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'un karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
6.Aynı Kanunun 2. maddesinin (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, AvniGivda, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın, bentteki "Ruhsatformalitelerini ahenkleştirmek, çabuklaştırmak" deyiminin kanunlarınkararname ile değiştirilmesine yol açabilmesi yönünden Anayasa'ya aykırıbulunduğu yolundaki karşı oylarıyle ve oyçoklu ile;
7.Aynı maddenin E bendinde yer alan (veya mukaveleli deyiminin Anayasa'ya aykırıolduğuna ve iptaline, Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, SaitKoçak, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun'un karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile;
8.Aynı Kanunun 3. maddesinin A bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline,Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş veHalit Zarbun'un karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile;
9.Aynı Kanunun 3. maddesinin B bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline,Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'unkarşı oylarıyle ve oyçokluğu ile;
10.Aynı Kanunun 3. maddesinin C bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, oybirliğiile;
11.a) Aynı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile;
b)Aynı Kanunun 4. maddesinin son fıkrasındaki "ilgili Bakanlıklardan yeterikadar personel kadroları ile çalıştırılır ve" deyiminin Anayasa'ya aykırıolduğuna ve iptaline, Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, SaitKoçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun'un karşı oylarıyle ve oyçokluğuile;
c)Aynı Kanunun 4. maddesinin son fıkrasındaki "geçici süreli görevler içinmukaveleli uzman istihdam edilebilir" hükmünün Anayasa'ya aykırıolmadığına oybirliği ile;
12.Aynı Kanunun 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'un karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
13.Aynı Kanunun 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
14.a) Aynı Kanunun 7. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınaoybirliği ile ;
b)Aynı Kanunun aynı maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline, Lûtfi Ömerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve HalitZarbun'un karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile;
15.Aynı Kanunun 8. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliği ile;
16.Aynı Kanunun 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, LûtfiÖmerbaş, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemişve Halit Zarbun'un karşı oylarıyle oyçokluğu ile; 17. aynı Kanunun 10., 11. ve12. maddelerinin Anayasaya aykırı olmadığına oybirliğiyle;
18.Aynı Kanunun 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, Fazıl Öztan ve İhsanEcemiş'in karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile:
19.Aynı Kanunun 14. ve 15. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına oybirliğiile;
20.Dâvanın 93' sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırı görülmiyen hükümlerine yönelmişbölümlerinin reddine, 2. maddenin D bendindeki "Ruhsat formalitelerimahenkleştirmek, çabuklaştırmak" deyimi için Avni Givda, Şahap Arıç, RecaiSeçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylan ve oyçokluğu ile; 13. maddede Fazlı Öztanve İhsan Ecemiş'in karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile ve öteki hükümlerdeoybirliği ile;
23,24, 25/10/1969 günlerinde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOYYAZISI
I -27/8/1967 günlü ve 933 sayılı Kalkınma planının uygulanması esaslarına dairKanunun 1. maddesinin A bendinin :
Birincifıkrasında :
KalkınmaPlânı hedeflerine uygun olarak geliştirilmesi öngörülen iktisadi faaliyetsektörlerine, plânın bölgeler arası dengeli kalkınma ilkesi de gözönündetutularak, genel ve katma bütçelerden ödünç verme şeklinde transferler yapmakamacı ile fonlar tesis edilebileceği;
İkincifıkrasında :
Fonlarınkullanılış esas ve koşullarının yıllık programlarda gösterileceği;
Üçüncüfıkrasında :
MaliyeBakanlığı bütçesinde her yıl "geliştirme ve teşvik fonları" isimlibir bölümün açılacağı ve fonların bu bölümün maddelerinde gösterileceği;
Dördüncüfıkrasında :
Transferlerin,Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle, tespit edilecek kuruluşların aracılığı ileyapılacağı;
Belirtilmiştir.
Âbendinin birinci fıkrasında yer alan ve özel kesime, Kalkınma Plânı hedeflerinigerçekleştirme doğrultusunda, devlet parasından veya mallarından ödünç olarakyardım yapılmasına olanak veren hükmün, Anayasa'ya aykırı bulunmadığı, karardayeteri kadar açıklanmıştır.
Bendinöteki fıkralarında yer alan hükümler ise; böyle bir yardımın uygulanmasıyönlerine ilişkindir. Fonların esas ve koşullarının yıllık programlardagösterileceğini öngören hüküm ki bu yıllık programlar beş yıllık plândabelirtilen işler dışında hiçbir işi kapsayamaz, uygulamalara yön vericiniteliği ile başta gelmekte, fonların, her yıl Maliye Bakanlığı bütçesindeaçılacak "gelişme ve teşvik fonları" bölümünün maddelerindegösterileceğine ve transferlerin yapılması biçimine ilişkin öteki hükümlerlebirlikte konuya yeteri kadar objektifik vermektedir.
Öteyandan ne zaman ve nasıl bir gelişme göstereceği önceden kolaylıklakestirilemeyen ve tedbirlerinin hemen alınması gereken kimi iktisadî olaylarkarşısında, her olay için kanun çıkarılmasına değin, yürütme göreviniyüklenenleri seyirci durumda bırakmanın, kamu yararını zedeleyeceği gerçeği degözden uzak tutulmamalıdır.
NitekimTürk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki 1567 sayılı Kanunun kimi hükümleriile değişikliklerinin iptali istemi üzerine Anayasa Mahkemesince verilen28/3/1963 günlü ve 1963/4-71 sayılı karar, konuyu yeterince açıklığakavuşturmuş bulunmaktadır.
Aslında933 sayılı Kanun, adından da anlaşılacağı üzere. Kalkınma Planınıgerçekleştirmek için gerekli uygulamaları erek edinmiştir. Beş yıllık plandayer alan işlerden bir yıl içinde yapılması öngörülenler, yıllık programlardagösterilecek ve programlar her yıl Bütçe Kanununun kabulünden önce kesinleşmişolacaktır. Kanun, fon tesisinin ve transfer yapılmasının esas, erek ve koşullarınısaptamıştır. Yürütmenin bu esas, erek ve koşullar dışında bir uygulama yapmasıolasılığından artık söz edilemez. Bu nedenlerle inceleme konusu A bendinde yeralan hükümler, yasama yetkisinin Bakanlar Kuruluna devri niteliğini değil,Kalkınma Planının gerçekleştirilmesinin sağlanması için Bakanlar Kurulunaderektifler verme niteliğini taşımaktadır.
Öteyandan söz konusu bentte, denetimle ilgili bir hüküm yer almış değildir. Bunedenle bendin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine imkân vermediği ilerisürülemez. Genel hükümlere göre denetim, elbette işleyecektir.
II-Karma teşebbüsler, özel sektörün yetişmediği ikdisadî faaliyetlerin, kamusermayesini de katarak, gelişmelerini sağlamak ereği ile kurulmaktadırlar.Karma teşebbüsler, 440 sayılı Kanunla zaten düzenlenmiştir. 1. maddenin Bbendinin birinci fıkrası, planın uygulanmasına ilişkin yıllık programlarda,sermaye ve idare hakimiyeti mahdut sayıda özel kişilere ait olmak kaydiyledevlet ve kamu ikdisadî teşebbüsleri Sermayesinin iştiraki ile kurulması öngörülen karma teşebbüslerin sermayelerindeki devlet hisseleri için gerekliödeneklerin, Genel Bütçe Kanununun Maliye Bakanlığı kısmında açılacak birbölümün maddelerinde gösterileceğini, ikinci fıkrası da karma teşebbüslerinniteliklerinin, bene"in birinci fıkrasından faydalanma şartlarının vebunlar üzerindeki devlet denetiminin nasıl yapılacağının programlarda belliedileceğini açıklamaktadır.
Buhükümlerle 440 sayılı Kanunda bir değişiklik yapılmamış, ancak, 440 sayılıKanunun genellikle karma teşebbüslerin takdirine bıraktığı işlere, KalkınmaPlanına uygunluğu sağlama bakımından, bir açıklık getirilmiştir. BuradaBakanlar Kuruluna verilen yetki, iştiraklerin plana uygun olarak yapılmasınısağlamak ereğini gütmektedir.
Uygulamayayön veren bu hükümlerin, yasama yetkisinin devri niteliğini taşıdığı yolundakigörüş, yerinde değildir.
Devletin,kamu İktisadî teşekkülleri aracılığı ile katıldığı karma teşebbüslerindenetimi, mevcut hukuk düzeni içinde o teşekküllerin denetimi ile birlikteyapılmak gerekir. Kanunda bu denetimi önleyen bir hükme yer verilmiş değildir.
Devletindoğrudan doğruya katılacağı karma teşebbüsün denetimi, genel olarak karmateşebbüslerin rejimine bağlı kalacaktır. Bunun aksini düşünmek, yani bu türteşebbüslerde de Devlet denetimini hâkim kılmak, bir bakıma devletin KalkınmaPlanını gerçekleştirmek amacı ile özel kesime yardım yapmasını engellemekniteliğini taşır.
III-2. maddenin A ve B bentleri, Kalkınma Planına ve yıllık programlara uygunolarak yatırımların teşvik ve tanzimi maksadı ile yapılacak yatırım indirimi vebunun oranı, gümrük vergi ve resimleri ile ithalden alınan diğer vergi veresimler toplamında, iktisadî faaliyet sektörlerine göre, kısmî veya tammuaflıklar ihdası veya vergiler ve resimler toplamının kısmen veya tamameniadesi konularının Bakanlar Kurulu Kararnameleri ile düzenleneceğineilişkindir.
Bubentlerle yürütmeye verilen yetki, Kalkınma Planına ve planda yer alan işlerdenbir bölümünü belli süre içinde gerçekleştirmeyi öngören yıllık programlarauygunlukla sınırlandırılmış ve yatırım İndiriminin en yüksek haddi belliedilmiştir. Konuların açık olan esnekliği, tedbirlerde de çabukluğu veesnekliği gerektirir. Vergi ve resim muaflıkları konusunda Bakanlar Kurulunaancak plana uygun yatırımlar için gümrük himayesi sağlamak üzere yetkitanınmaktadır. Bir tarife pozisyonunda çeşitli malların bulunuşu veya opozisyondaki malın, Kalkınma Planı ve yıllık program dışı işlerde dekullanılmasının mümkün oluşu karşısında bu yönlerinde kanunlarla düzenlemesiniistemek çoğu kez beklenen yararın elde edilmesi sonucunu doğurur.
Görülüyorki burada Bakanlar Kuruluna verilen yetki, plan ve programlarla sınırlı biruygulama alanı ile ilgilidir. Kararnamelerin önceden yayınlanması daobjektifliği ve dolaysiyle fırsat eşitliğini sağlamış olacaktır.
MaddeninC bendinin ikinci fıkrası, sanayi bölgeleri ve turistik bölgeler tesis vetanzimi maksadiyle Bakanlar Kurulunca kamulaştırılmış olan yerlerin,gerektiğinde alt yapı tesisleri de yapıldıktan sonra, buralarda plan ve programhedeflerine uygun olarak tesis kuracaklara devredilmesi konularınıdüzenlemektedir. Ülkenin bir çok yerlerinde gerçekleştirilecek olan bu konu,yerlerin özelliklerine göre çeşitli uygulamalara ihtiyaç gösterir. O kadar kiaynı bölge sınırları içinde bile yer yer değişik uygulamalara ihtiyaçduyulabilir. Bunların tümünün, önce den kestirilip Kanunda belirtilmesi elbettemümkün değildir. Kanun "plan ve program hedeflerine uygun olarak tesiskuracaklara" deyimi ile yürütmeye gerekli direktif vermiş bulunmaktadır.Bundan sonrası uygulama alanı ile ilgili olmak gerekir. Devir esaslarınınönceden Bakanlar Kurulu Kararnameleriyle belirtilmesi, fırsat eşitliğinisağlamağa yeterlidir ve fıkra, devlet denetimini önleyici bir hükmükapsamamaktadır.
MaddeninE bendinde yer alan (Veya mukaveleli personel) deyimi, standart ve kalitekontrolü işlerinde çalıştırılacak kişilere ilişkindir. Bu işler arasında geçicinitelikte olanlarda bulunabilir. Sözleşmeli personelin ancak geçici niteliktekiişlerde kullanılabileceği Kanunun 8. maddesinde belirtildiğine göre, bendin,daimî nitelikteki işlerde de sözleşmeli personel kullanılmasına imkân verdiğinive bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünmeye yer yoktur.
IV-Kanunun 3. maddesinin A bendi hükümleri için. Kanunun 1. maddesinin A bendine;
AynıKanunun B bendi içinde Kanunun 2. maddesinin A ve B bentlerine;
İlişkingörüşler ileri sürüleceğinden, bunların tekrar yazılmasına yer görülmemiştir.
V-Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrası, birinci fıkra ile Başbakanlığa bağlıolarak kurulacak "yatırımları ve ihracatı geliştirme ve teşvikbürosu" nda, ilgili bakanlıklardan yeteri kadar personelin kadroları ileçalıştırılacağını öngörmektedir. Bu hükümden, Bakanlıklara özel kanunlarlaverilen kadrolarda çalışan memurların bir kısmının Başbakanlık kadrosunaaktarılacağı anlamını çıkarmağa yer yoktur. Bu bürolarda çalıştıracakmemurların, kendi bakanlıkları ile ilişkilerinin kesileceğine dair bir hüküm,fıkrada yer almamıştır. Hükmün çabukluk ve kolaylık sağlamaktan öteye bir ereğiyoktur.
VI-Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasında Kalkınma Planına ve yıllık programlaragöre şehirleşmenin gelişmesini düzenlemek ereği ile mahallî idarelere yardımyapılması için Genel Bütçe Kanununda açılacak bölümdeki ödenek ile dışkaynaklardan yapılacak tahsislerin kullanılmasının Bakanlar KuruluKararnameleriyle olacağı açıklanmış, ikinci fıkrada birinci fıkranınuygulanmasında Bakanlar Kurulunun neleri yapmaya yetkili olacağı belirtilmiş veson fıkrada da arsaların mahallî idarelere devrine dair esaslarla usullerinBakanlarKurulu Kararnamesiyle saptanacağı gösterilmiştir.
Mahallîİdarelere genel bütçelerle yardım yapılması ilkesi, Anayasa'ya aykırıgörülmemiştir.
Birincifıkra, Anayasa'ya aykırı olmayan yardıma ilişkin ödenek ve tahsislerinkullanılması esaslarının Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle düzenleneceğiniaçıklamış, ikinci fıkrada kararname ile düzenlenecek işlerin nelerden ibaretolacağını göstermiştir. Arsaların mahallî idarelere devri konusu, her mahallîidare için ayrı özellikler taşıyabileceğinden bunların devrine ilişkinesasların bir kanunla genel biçimde düzenlenmesi imkânsızdır.
Madde,Kalkınma Planı ve yıllık program dışında herhangi bir konunungerçekleştirilmesine elverişli değildir. Erek, neden ve konu Kanundabelirtildiğine göre, bu işlerin, Bakanlar Kurulunca yerine getirilmesinden dahatabiî bir şey olamaz. Kanun, Bakanlar Kurulu Kararnamesinden söz etmeseydi dahibu işler, Kanunun öngördüğü ereğe, nedene ve konuya uygun biçimde yine idaretarafından yapılacaktı. Hal böyle olunca ortada Anayasa'ya aykırı bir yönyoktur.
VII-Kanunun 7. maddesinin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki ayrık atanmalarlailgili karalların, Devlet personel Dairesinin düşüncesi alınarak BakanlarKurulu Kararnamesiyle tespit edileceğini öngörmektedir,
Maddedeikinci fıkra yer almasaydı, Anayasa'ya aykırı görülmeyen birinci fıkra hükmüelbette Bakanlar Kurulunca uygulanacaktı. Maddenin ikinci fıkrası, atanmalarlailgili esasların önceden Bakanlar Kurulunca saptanmasını öngörmekle konuyaobjektiflik getirmiş bulunmaktadır.
VIII-Kanunun 9. maddesi, 2. maddenin C bendi ile 5. madde uyarınca yapılacak-kamulaştırmalarda, 6830 sayılı istimlâk Kanununun 23. maddesininuygulanmıyacağı hükmünü getirmiştir. Kamulaştırılan bir taşınmazın,koşullarının gerçekleşmesi halinde, geri alınabilmesi, Anayasal bir kuraldeğildir.
Kamulaştırma,belli bir kamu yararı gereğine dayanır. Geri alma hakkı, bir Kanunla tanınmamışolsaydı taşınmazı, kamulaştırmanın ereği dışına çıkmaksızın elinde bulundurduğusürece idareden geri almak söz konusu olamazdı. 9. madde hükmü, bir başka Kanunhükmünün kimi olaylarda uygulanması olanağı önlenmiş, belli türdekikamulaştırmalarda 6830 sayılı istimlâk Kanununun 23. maddesinin uygulanmasınıkamu yararı bakımından zararlı görmüştür. Konunun özelliği de bunu haklıgösterecek niteliktedir.
İdarenin,kamulaştırma ereğini yerine getirmekten açıkça vazgeçmesi veya taşınmazıkamulaştırmanın temel ilkesi olan kamu yaran gereği ile bağdaşmayacak bir başkadoğrultuda kullanmak istemesi halinde maddenin, eski malikin, genel hükümleredayanarak taşınmazı geri isteme hakkını kullanmasını önleyemeyeceğinden sözetmek de yerinde olur.
Bunedenlerle 933 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptaline ilişkin kararakarşıyım.
Lûtfi Ömerbaş
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili
KARŞIOY
Mahkememiz,kalkınma planlarının uygulanma biçimini gösteren 933 sayılı Kanunun belirlihükümlerini, Devlet organlarından biri olan yürütmeye, kanunla düzenlenmesigereken ve yasamanın düzenleyebileceği türden olan düzenleme yetkileri vermişolması ve buna benzer nedenlerle iptal etmiştir. Konuya ilişkin aykırıgörüşümüzün bütünü ile açığa çıkması için Devletimiz görevleri arasındaKalkınma Planının hangi kertede yer aldığı ve neleri kapsadığı, yönlerininaydınlanması bakımından Anayasa'mızdaki bu konuyu düzenleyen hükümlere kısacagözatmakta zorunluluk görmekteyiz.
Anayasa'mızsadece 41., 126. ve 129. maddelerinde kalkınmadan ve onun planından sözetmekte, 41 ve 129. maddelerinde ise planlama düzeyi olarak ekonomik, sosyal vekültürel alanlar gösterilmektedir. Bu kapsam nedeni ile planlama ve plan, onunhazırlanması ile uygulanması, en azından Anayasa'mızın başlangıç kısmının 3.,4. ve 5. paragrafları ile birinci kısımdaki genel esaslar, temel haklar veödevlere ilişkin ikinci kısmın birinci ikinci ve üçüncü bölümündeki hükümlerineuygun olması ve kişinin üçüncü bölümdeki sosyal ve iktisadî haklarınıngerçekleştirilmesi amacına ulaşılacak biçimde düzenlenmesi ve yapılmasıgerekir.
Buhükümlerden doğrudan konumuzu ilgilendirenleri aşağıdadır: Başlangıç kısmının3., 4., ve 5. paragrafları:
"Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,millî şuur ve ülkeler etrafında toplayan ve milletimizin, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"Yurttasulh cihanda sulh" ilkesinin, millî mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsanhak ve hürriyetlerinin, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumunhuzur ve refahım gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;hazırlanan bu Anayasa...",
Anayasa'nınilgili maddeleri :
Madde40- Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özelteşebbüsler kurma serbesttir.
Kanun,bu hürriyetleri, ancak, kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.
Devlet,özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygunyürümesini, güvenlilik ve kararlık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirlerialır.
Madde41- İktisadî ve sosyal hayat, adalete, tam ÇALIŞMA esasına ve herkez içininsanlık haysiyetine yakışır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göredüzenlenir.
İktisadî,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatlamillî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklereyöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak Devletin ödevidir.
Madde42- Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet çalışanların insanca yaşaması veçalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadî ve malîtedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler, işsizliği önleyicitedbirleri alır.
Angaryayasaktır.
Memleketihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan bedenveya fikir çalışmalarının şekil ve şartlan, demokratik esaslara uygun olarakkanunla düzenlenir.
Anayasa'mızınbu hükümlerine göre milletimizin iktisadî ve sosyal hayatı, adalete, tamçalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayışseviyesi sağlanması amacına göre Devletçe düzenlenecektir. Başlangıçhükümlerinin 5. paragrafta yer alan ilkelere göre de demokratik hukukdevletinin başlıca görevi insan hak ve hürriyetlerini millî dayanışmayı, sosyaladaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve teminat altınaalmaktır. Polis devletinin dışarıya karşı milletin istiklâlini ve içeridebireylerin emniyetini korumaktan ibaret görevi yanında sosyal devlet,yurttaşlarının çalışma imkânlarını, adaletli ölçüde kazanç elde etmelerini,insanlık haysiyetine yaraşır biçimde geçinmelerini sağlamakla dagörevlendirilmiş ve sonradan yüklenen bu görev, devlet görevleri arasındabirinci sırayı almıştır. Devlete bu görevi veren hükümlerden 41. maddeninikinci fıkrası ile 129. madde de iktisadî ve sosyal kalkınmanın planlagerçekleştirileceği belirtilmektedir.
Buhükümler arasında kalkınma koşullarına bir göz attığımız zaman görmekteyiz ki;
a)Sosyal devletin kalkınma planları, millî bütünlüğü sağlayıcı, milletimizi millîşuur ve ülkü etrafında toplayıcı olacak ve Atatürk devrimlerine bağlılıkşuurunu koruyacaktır.
b)İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin vetoplumun huzurunu gerçekleştirmek ve teminat altına almak görevini taşıyansosyal hukuk devleti esaslarına uygun biçimde yapılacaktır.
c)Herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine, özel teşebbüs kurmaserbestliğine ilişkin hükümlere yer verilecek, özel teşebbüsün millî iktisadıngereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürütülmesine çalışılırken özel teşebbüsüngüvenlilik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alma ödevi deyerine getirilecektir.
d)Devlet bu görevlerini yerine getirirken insan hak ve hürriyetlerini koruyacakve Anayasa'nın diğer hükümleri ile hukuk kurallarına da riayet edecektir.
Buesaslara bakarak denebilir ki iktisadi ve sosyal kalkınma düzenlemesi tümü ileAnayasaca yapılmış ve hukuk çerçevesi Anayasaca belirtilmiştir.
Planlamanınbu hukuk alanı yanında bir de iktisadi ve sosyal hayata etkili bulunan diğerunsurlar bulunmaktadır. Bunlar, memleketin içinde bulunduğu kültür, teknik vebilim seviyesi, sermaye olanakları, millî tarih ile coğrafi durumun millî şuurakazandırdığı iyi veya kötü eğilimler, yabancı devletlerle olan ilişkiler, doğalkoşullar ve iklim şartları gibi etkenlerdir.
Hukukbağları, sosyal ve doğal etkenleri bu kadar geniş, başarı koşullan bu kadar çokolan planlamanın ereği insan, amacı insan etkenlerinin başlıcası da yineinsandır. İnsan düşüncesi, insan duygusu insanların kurdukları toplumlarınistekleri ve benimsedikleri akımlar, aralarında bulunduğu diğer özgürmilletlerin yarattığı koşullar, doğal değişiklikler ise Devletçe kontroledilemeyen, önceden kestirilip tedbirlere bağlanması her zaman mümkün olmayanetkenlerdir.
Görülüyorki Kalkınma Planı, bu günün sosyal devletinin, varlığını koruma ve gereği gibisürdürmesi için zorunlu ve bu ölçüde önemli iken hukukî ve doğal ortamıyönünden de gerçekleştirilmesi o kadar güçtür.
Kısabir bakışla girift ve çetrefil olduğu anlaşılan iktisadî ve sosyal kalkınmagörevini, devlet organlarından yasama veya yürütmeden hangisinin yapmasınınyerinde olacağı sorunu, çözümü gerekli bir sorun oluyor.
Budüzeyde de çelişmesiz bir sonuca varmak için Anayasacıların, sosyolog veiktisatçıların görüşlerinden, ileri demokratik devletlerin bu yoldakiuygulamalarından bir kısmına, Anayasa'mızın hazırlanmasına ilişkin gerekçe vegörüşmelerle kabul edilmiş bulunan Anayasa hükümlerine ve özellikleAnayasa'mızın 29. maddesine göz atmak ve bunlar üzerinde durmak konununaydınlanması için çoğunluk ve azınlık görüşleri bakımından faydalı olacaktır.
Bilginleringörüşleri :
Freidrich,KJ. "Devrimizde teknik gelişmeleri inceliyecek ve gereken tedbirlerialacak istikrarlı ve kuvvetli bir ele ihtiyaç vardır. Ancak bu kuvvet Tranizm'ekaymamalıdır." demektedir.
Jiraüdeise "Demokrasi hem hürriyet, hem de düzen rejimidir. Bu bakımdan toplumdaçeşitli çıkarlar için birleşik bir temele dayanması kaydiyle kuvvetli yürütme,çağımızın gerekleri açısından yalnız meşru değil aynı zamanda şarttır."der.
jüetzevcih'de"parelementer rejimde icra zayıf olursa devlet sosyal görevlerini yerinegetiremez." görüşündedir.
Düverger,Vedel gibi hukukçular da güçlü yürütmeyi savunurlar.
Sosyalplanların en güzelim hazırlayan Beverdge bu konuyu derinliğine incelemiş vesosyal ıslahat raporunda "Sefalet, işsizlik, cehalet ve hastalık gibisosyal canavarlarla mücadelenin tamamen teknik yolla olacağını, hukukun sadecebu uğurda izlenecek yolun esaslarını ve temellerini göstereceğini, diğerkısımları ilim ve teknik halledeceğini, sosyal adaletin de bu canavarlarkarşısında sosyal tedbirleri almaktan ibaret bulunduğunu belirtmiştir.
VanDer Mebrsch bu uğurdaki görüşünü "Devletin ekonomiye müdahalesi yasama veyürütme ilişkileri üzerinde de etkiler yaptı. Günü gününe izlenmesi ve süratlehalledilmesi icap eden ve bünyeleri itibariyle çok karışık olan ekonomiksorunları, muayyen prosedürlere tabi olan, sert kayıtlar getiren ve gününihtiyaçlarını daima geriden takip eden kanunlarla düzenlemek mümkünolamazdı." biçiminde dile getirmiştir.
MendelssFrance'ın görüşü de şöyle: "Parlemento ile hükümet arasında görevbölümünde ekenomik sahanın yürütmeye bırakılması gerekir."
BilginlerimizdenProf. Bahri Savcı, 1909 ve 1924 Anayasalarında yasamanın, üstün tutulmuşolmasına rağmen hükümetin, yani yürütmenin üstün çalışmasının üç sebebindenbirisi olarak "Cumhuriyet devrinde millî birliğin, ekonomik gelişmenin vebatılılaşmanın sağlanması için kuvvetli bir icra organının gerekli olması"nedenini göstermektedir.
Prof.Mümtaz Soysal ise : Sosyal devletin ekonomik alana girdilini izah etmekte vedevletin bu düzeyde işletmeci ve üretici durumunda kaldığını ve bu durumlardadevletin ekonomik yetkilerle donatılmasının zorunlu bulunduğunu açıkladıktansonra "Bütün bu yeni görevler yürütme organının daha yetkili olmasınıgerektiriyor, bunun için de Devlet gücünü sınırlı tutmak endişesi yine önplanda gelmekle beraber, yürütme organının yetkilerini artırabilecek yeniyollar aranıyor." demektedir.
Bugörüşlere uygun olarak Fransa, İngiltere, Belçika, İsveç, Norveç, Danimarkagibi devletler, güçlü yürütme esasını uygulamaktadırlar. Federal Almanya isereaksiyoner Anayasa'sının sınırlayıcı olmasına rağmen Anayasa hükümleriniyorumlama yolu ile sorunu, yasama organının çizeceği çerçeve içerisindeyürütmenin de tanzim edeceğini kabul ederek çözümlemiştir.,
Anayasamız:
Anayasa'yıtedvin edenlerin görüşleri de bilginlerin görüşlerinin ve sayılı devletlerinuygulamalarının aynıdır. Örneği, Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu AltKomisyonun (İdare, iktisat ve malî hükümler) hakkındaki muhtırasının (iktisat)bölümünde : "Tali Komisyonumuz millî kalkınma planına Anayasa'da yerverilmesi lüzumuna kanidir. Az gelişmiş memleketlerin kalkınması için bütüniktisadî alanı kapsayan planlara ihtiyaç olduğu, bugün herkesçe kabul edilenbir gerçektir... Kısaca dünya, en geniş anlamı ile millî kaynakları en rasyonelbiçimde kullanmağa çalışmak şeklinde ifade edilebilecek olan planlı ekonomiyegitmektedir... Son derece çetin iktisadî meselelerle karşı karşıya bulunanmemleketimizde plan yeni bir tecrübedir. Bu denemeyi peşinen güçleştirecekAnayasa hükümleri koymaktan kaçınmak, planın yürütülmesini kolaylaştıracakesaslara yer vermek ihtiyatlı bir davranış olacaktır.
Kazaîve teşriî murakabelerin iyi işlemesi sağlandığı takdirde iktisadî alanda icraorganına sorumluluğu nispetinde yetki tanımaktan kaçmak için ciddî bir sebepolması gerektir.
Busebeple kanun vazının -bu plan icaplarına göre- koyacağı kanunlarla muayyenalanları ve kuralları -hiç bir zaman teşriî bir yetkiyi, delegasyon yoluylahükümete devretmemek ve tanımamakla beraber ona, tamamen icrai ve idarîmahiyeti haiz kararnameler ve kararlar ile tanzim edebilmek ve gereklitedbirleri alabilmek hususunda yetkiler ve bu meyanda geniş takdir yetkisitanınması gerekir.
Özetlersek;millî kalkınma planına Anayasa'da yer verilmelidir.
Buhususta tafsilâttan kaçınmalı, hükümete müsbet vecibe yüklemekleyetinilmelidir.
...Planı yürütmek için, hükümetin iktisadî alanda sorumluluğu nispetinde yetkilereihtiyacı olduğu gözönünde tutulmalıdır. "denmekle sosyal ve iktisadîkalkınma alanında güçlü ve yetkili yürütme gereği öne sürülmüştür.
TemsilcilerMeclisindeki Anayasa'nın bu bölümü görüşülürken;
FeritMelen: "Planlamanın, kanunlarla sert esaslara bağlanmaması lâzımdır.İktidarlara göre planlar değişebilir... İktisadı çok sıkı ve sert bağlarlabağlamaktan fayda değil zarar hasıl olur.
AnayasaKomisyonu sözcüsü Turan Güneş : Plan yapılması netice olarak siyasî birmeseledir. Memleketin hangi istikamette gitmesi lâzım geldiğini gösterir birşeydir. Planlama'nın hükümetten ayrı olması görüşüne de katılamıyoruz.
KomisyonSözcüsü Coşkun Kırca : Bir planın asıl tatbikcisi hükümettir. PlanlamaTeşkilâtı Planın hazırlanmasında ve tatbikinde ancak bir vasıtadır. Plan bütünhükümet, devlet ve kamu mekanizmesinin iştiraki ve işbirliği ileyürütülür." demişlerdir.
MillîBirlikçe 129. maddeye eklenen "Bu maksatla Devlet planlama Teşkilâtıkurulur. Bu teşkilâtın kuruluş ve görevleri kanunla gösterilir."ibaresinin ilâvesi dolayısiyle Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu tarafındanhazırlanan raporda "... ancak Planlama Teşkilâtı, hükümetin genel siyasîsorumluluğu içinde teknik zaruretlere göre çalışması gereken birteşkilâttır." denmekte, Anayasa'mızın genel gerekçesinin iktidar yapısınailişkin üçüncü kısmının ikinci bölümünde "İktidar yapısının genelunsurlarından birisi de yürütmedir. Yürütme esas itibariyle yasamanıngösterdiği alanda hareket eden tabiî organdır... Bakanlar Kurulu ise yasamaorganının çizdiği hukukî alan içinde hükümet etme fonksiyonunu faal ve müessirbir şekilde yürütecek bir organ seviyesine çıkarılmıştır." açıklamasıyapılmaktadır.
Anayasa'mızın129. maddesi ise, iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmanın bu uğurdahazırlanacak plâna göre gerçekleştirileceğini birinci fıkrasında; plânınhazırlanmasında, yürürlüğe konmasında, uygulanmasında, değiştirilmesindegözetilecek esasların özel kanunla düzenleneceğini de ikinci fıkrasındabelirtmiştir. Bu madde sadece iki temel kural bulunmaktadır, a) Kalkınmanınplâna göre gerçekleştirilmesi gereği, b) Plânın hazırlanışında, uygulanış vedeğiştirilişinde gözetilecek esasların özel kanunla düzenlenmesi gereği. Bu ikiesastan başka 129. madde ile plânlama düzenlenmemektedir. Anayasa'dan önceçıkarılmış bulunan 1960 tarihli ve 91 sayılı Kanun, plân hazırlama işlerinitamamen yürütmeye bırakmıştır. 15. maddesi ile; hazırlanan plânın yasamanıntasvibine arzolunacağı açıklanmıştır. 77. sayılı ve 1962 tarihli plânlama ileilgili diğer, kanun da yasamanın plânın tasvip işinin kanunlardan ayrı olarakve başka bir usulle kısa süreli görüşmelerden sonra yapılacağını ve tüm plânüzerinde değişikliğe gidilmeyeceğini belirtmektedir.
GörülüyorkiAnayasa'dan hemen önce ve Anayasa'nın kabulünden hemen sonra çıkarılmış olan buiki kanun da plânlamada esas görevi yürütmeye vermektedir. Bütün kamuhizmetlerinin nasıl yürütüleceğini, esasları yönünden bilmesi gereken ve millîkudreti doğrudan temsil eden yasamanın tasvibine, kural olarak Kalkınma Plânıda arzedilmektedir.
129.maddenin ikinci fıkrası Anayasa'nın diğer maddeleriyle yapılmış olandüzenlemelerine göre bir özellik taşımaktadır. Bu fıkrada Anayasa'nın diğerhükümlerinde olduğu gibi plânın nasıl uygulanacağı kanunla gösterilirdenmemekte ve "Plânın ... uygulamasında ... gözetilecek esaslar ... özelkanunla düzenlenir, denmektedir. Bu ayrıcalığın üzerinde durmak gerekir.Anayasa'nın 21. maddesinin 3. fıkrasında da "Özel okulların bağlı olduğuesaslar ... kanunla düzenlenir." denmektedir. Burada özel okulların, kamuyararı bakımından tabi olmaları zorunlu olan esaslar dışında kendimüesseselerinde özel uygulamalar ve çalışmalar yapabilmelerine müsaade edilmekistenmiştir. Devletin koyduğu bir öğretim türüne ait programlar uygulanmakkaydıyla programın filan veya falan şekilde veya zamanda uygulanması okulyöneticilerinin takdirine bırakılmış bulunmaktadır.
Plânlamadada kanunla yürütmenin görev alanı gösterilecek ve esaslardan ibaret olan buçerçeve âlân içerisinde yürütme, (Faal ve müessir hükümet etme) işiniyapacaktır. 129. maddenin bu şekilde düzenlenmesi nedeni Anayasa'yı hazırlayanalt komisyonun muhtırasında açıklandığı üzere Kanun koyucunun yürütmeyi olaylarkarşısında gereken tedbirleri alabilmek hususunda yetkili kılmak ve bu düzeydegeniş takdir yetkisi vererek düzenlenmesini sağlamaktır. Esaslar dışındakidüzenlemenin yürütmece yapılmasını bu hükümle kabul etmiştir.
Sosyalhukuk devleti ilkesi de yürütmenin plânlama düzeyinde görev alanının kanunlaçerçevelenmiş bulunmasını gerektirir. Anayasamız bu ilkeye uygun olarak 129.maddesiyle plân uygulamasının da kanunla düzenlenmesini uygun görmüş fakatuygulamanın her yönünün değil de sadece esaslarının kanunla düzenlenmesikaidesini koymuştur. Mahkememiz kararında 129. maddedeki "Esas"sözcüğünün (kural) anlamına geldiği .öne sürülmektedir. Lügat manası ile busözcük "Asıl, temel, ana" anlamlarına gelmektedir. Halk ve ilimdilinde de esas sözcüğünü başka türlü anlamağa imkân yoktur. Denebilir ki"Esas" larda kural yani, kaide olabilir, fakat kaidelerin teferruatailişkin ikinci ve üçüncü derecede gelen kuralların değil temel kurallarını, anakurallarını dile getirir. Nitekim kanunların ayırımında (Kanunu esasi) tabiribu günkü anlamı ile "Anayasa" nın adıdır. Diğer kanunlara kaynakolacak ana kanun demektir. Adalet dilinde de bir mahkeme kararının Yargıtay'cabozulması halinde (Esastan bozuldu), (Usulden bozuldu) gibi ayrımlar yeralmıştır. Bunun için 129. maddedeki (Gözetilecek esaslar) teriminin ikincikertedeki kuralların üstünde olan prensip hükümler anlamına gelen bir manataşımadığını kabul etmek gerekir.
Planlamakonusunun devlet işleri arasındaki önemi, iktisadî ve sosyal hayatın özelliği,devlete verilmiş olan bu görevin ancak olayları yakından kovalamak ve gereklikararları gününde ve saatinde almak yolu ile yapılabileceği, ekonomi ilmininherkesçe bilinen bir gereğidir. Olayların çok gerisinden gitmesi dolayısiyleyasamanın sosyal ve iktisadî kalkınma alanının bütününü gereği gibidüzenleyemeyeceği gözde tutularak 129. madde bu biçimde düzenlenmiştir.
Anayasa'nınancak 3. maddesinde (Kanunla düzenlenir) yerine (Esasları kanunla düzenlenir)ibaresi bulunmasının bir nedeni olduğu açıktır. Temsilciler Meclisi bu ikiibarenin benzer anlamda (Müteradif) olmadığını bilirdi. Anayasa'nın 11.maddesi, temel hak ve hürriyetler... ancak kanunla sınırlanabilir. 13. maddesi(Kanunla sınırlanabilir), 18. maddesi (Kanunla sınırlanabilir) ve (Yurt dışınaçıkma hürriyeti kanunla düzenlenir) biçiminde yazılmış ve ondan sonraki diğermaddeler de hak ve hürriyetlerin düzenlenmesini aynı biçimde kanunlarabırakmıştır. Yukarıda değinildiği gibi yalnız Anayasa'nın 21, 106 ve 129.maddelerinde "özel okulların bağlı olduğu esaslar kanunla düzenlenir,Bakanlıklar, kanunun koyduğu esaslara göre kurulur, planın... uygulamasında...gözetilecek esaslar... kanunla düzenlenir" denmektedir.
129.maddenin diğer iki maddeden de ayrıcalığı vardır. Bu maddede konumuzuaydınlatıcı bir sözcük bulunmaktadır. O da "gözetilecek" sözcüğüdür.Bu kelime ile birlikte 129. maddenin ikinci fıkrasında (Plan, yürütme organıncagerçekleştirilecek ve uygulama sırasında yürütmenin gözetmek zorunda olduğuesaslar uygulama yasasında gösterilecektir.) anlamı açık ve seçik olarak ortayaçıkmaktadır. Çünkü yürütmenin uygulama sırasında gözde tutacağı teknikkurallar, bilgi ve mantık kuralları, hükümetin genel siyaseti ki yasamacayürütmeye güven oyu verilmekle bu genel siyaset kabul edilmiştir. Ve bu aradaplanın hukuk alanını çerçeveleyen uygulamaya ilişkin esas kurallarbulunmaktadır. Kararda olduğu gibi (Gözetilecek kurallar kanunda gösterilir)anlamı benimsenirse hem madde yazılışına, hem de bu müessese hakkındaki Anayasaruhuna aykırı düşer.
129.maddenin aksi biçimde düzenlenmesinin nedenlerini; Anayasa'yı hazırlayanbilginlerin görüşlerine, Temsilciler Meclisi alt komisyonu mutıralarına vekomisyonların gerekçeleriyle Temsilciler Meclisi çalışmalarındaki görüşmeleredayanarak yukarıda açıklamıştık.
Buaçıklamalarla ortaya çıkmaktadır ki Kalkınma planının uygulanmasında çetrefilve girift olan bu işin yapılmasında yasamaya uygulama alanını çerçeveleyecekölçüde esas kurallara ilişkin bir düzenleme ve yürütme de bu çerçeve içindeplanın amacına ulaşması için gerekli her türlü tedbirleri alma, bütün işleriyapma ve esaslar dışındaki düzenleme görevini anında yerine getirme ödeviverilmiştir.
Sosyaldevlet ilkesinin gereğinden bulunmuş olan sosyal ve iktisadi kalkınmanın planlayerine getirilmesi görevinin yasama ve yürütmece nasıl yapılacağı böyleceaçıklandıktan sonra Mahkememiz kararının madde madde incelenmesi daha kolay vekarşı görüşümüz daha belirgin olacaktır.
A-Mahkememiz kararında, yürütmenin yasama alanına taşmaması kaydiyle kararname çıkartmasıAnayasa'ya aykırı düşmez, dendikten sonra Anayasa'nın 5, 6, 107 ve 113.maddeleriyle birlikte göze alarak yasa koyucu belli konuda gerekli kurallarıeksiksiz olarak koyacak, eğer uygun veya zorunlu görürse onları uygulamayolunda sınırlan iyice gösterilmiş alanlar bırakacak, idare ancak bu alanlariçindeki takdir yetkisine dayanarak yasalara aykırı olmamak üzere bir takımkurallar koyup yasanın uygulanmasını sağlayacaktır. Anayasa'nın 6. maddesindekiyürütmenin (Yasalar çerçevesinde) görevini yerine getireceği kuralının anlamıda budur, denmek suretiyle Anayasamız'ın yukarda belirtilen anlamı dışında biranlam öne sürülmektedir. Bu görüşe göre yürütme, ancak kanunları uygulayan biridare kuruluşudur. Kanunun koyduğu kurallar dışında hiç bir düzenleme yapamazve karar alamaz. Böyle bir görüş yürütmenin devlet organları arasındaki yeralış nedenine aykırı düşer, Çünkü devlet organları arasında, temel bir organıolarak yürütmeye de bırakılmış işler vardır. Bu organ, kendisine Anayasa vekanunlarla verilmiş olan görevleri yerine getirecektir. Devletin varlığı,yükselmesi ve devamı bu görevin yerine getirilmesine bağlıdır. Devletin büyüksiyasî amaçlarını gerçekleştirecek organlarından birisi de yürütmedir. Devlethayatını kanunlarla düzenleyecek olan yasama organı, geçmişe ve hale bakarak,geleceği oranlıyarak devletin düzenini kurmak ve korumak, sosyal ve iktisadîgelişme ve ilerlemeyi sağlamak için kanunlar çıkarır, Kurallar koyar, bukanunlar meclis çoğunluğunun benimsediği siyasî görüşlere ve Anayasa'ya uygunolacaktır. Sosyal ve iktisadî hayat ayrı etkenlerle sık sık değişen ve ayrıayrı belirtiler veren bir düzeyde kendini gösterir. Çok akıcı olan bu yönü ileyasama, geleceğin bütün olaylarını önceden oranlamaya imkân bulunamaz. Bununiçin hiç bir yasama organı, ne kadar çalışırsa çalışsın geleceğin sosyal veiktisadî olaylarını kapsayan bütün kuralları kanun olarak daha önceden ortayakoyamaz. Bu nedenle yürütme kanun maddelerinde yer alamamış bulunan olaylarıdüzenleyemez diyen bir Anayasa çıkmamıştır. Çünkü böyle bir anlayış, devlethayatî ihtiyaçlarının günü gününe karşılanamamasını intaç eder ve yeni olaylar,yürütmece kanunla düzenlenemediği için anında karşılanamazsa devlet işleribozulur ve tedbirlerin gecikmesi dolayısiyle belki de bir gün bu yüzden devletçöker; halbuki yasalar ve Anayasalar sadece devletin varlığı, yararı ve devamıiçindir. (Yasama yetkisi asıldır, yürütme görevi muştakdır.) kuralı, yürütmeninbir temel organ oluşu, gördüğü işlerin önemi gözde tutulmadan yorumlandığıtakdirde aksak uygulamalara gidilebilir. Yürütme görevi (Müştaktır) demekyasama organı, herhangi bir alanı devlet işleri arasına almadıkça yürütme oalanı düzenleyemez demektir. Yasama bir kanunla bir alanı devlet işleri arasınaaldı mı, yürütme de o alanın gerektirdiği bütün işleri mutlaka yapacaktır.Yapmazsa sorumlu ve görevini yerine getirmemiş olur. O halde yasalardanbeklenen amaç bir alanı, devlet işleri arasına almaktır ve o alanın yürütmesınırlarını çizmektir. Çoğu zaman yasalarla yürütmeğe verilmiş olan görevalanının sınırları bir madde ile belirtilir, geri kalan pek çok maddeler iseyardımcı hükümlerdir. Yasa hükümlerinin kapsamadığı yönlerde, alanın kanunlatâyin edilmiş sınırları içinde ve fakat Anayasa'ya ve kanuna aykırı olmamakkaydiyle yürütmece düzenlenecektir. Anayasa'mızın 105. maddesinde"Başbakan ... hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. BakanlarKurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.) hükmü bulunmaktadır.Bu hükme göre hükümetin bir genel siyaseti olduğu ve onun yürütülmesindensorumlu bulunduğu anlaşılıyor. Bu hükümde yürütmenin devlet işlerinin görülmesisırasında hangi yolu tutacağı ve hangi prensipleri uygulayacağı, devletyararını nasıl sağlayacağı hususunda takdir yetkisi bulunduğu görülür.Anayasa'mızın bu maddesi Anayasa'yı hazırlayan kuruluşlardan olan AnkaraÜniversitesi İdarî İlimler Enstitüsünün hazırlamış olduğu tasarının 68.maddesine uygundur. Enstitünün hazırladığı tasarının (Ana prensipler) kısmındaşöyle denmektedir. "Devlet idaresinin temel unsuru olan yürütme organınınyapısında tasarımız Türkiye'de kuvvetli ve istikrarlı bir hükümetin zaruriolduğunu kabul eden görüşe dayanmaktadır. Son zamanlarda yürütmeyi kayıtlamakyolundaki temayülü yerinde bulmuyoruz. Çünkü bu temayülün, geçirdiğimiz siyasîbuhranın isabetli bir tahlile dayanmadığını ve bu buhranın aşırı derecedetesiri altında kalarak Türkiye'nin gerçek ve uzun vadeli ihtiyaçlarını gözdenkaçırdığını sanıyoruz. Sosyal ve iktisadî meselelerimizin halli için kuvvetlibir icraya sahip olmamız bünyevî bir zarurettir. Esasen geçmiş sıkıntımızhükümetin kuvvetli olmasından ziyade gereken millî murakabeye tabitutulmamasından ileri gelmektedir. Bu eksiklikleri giderme çareleri alınırkenverimli idareyi kösteklemek hatalı olur. Bu itibarla tasarımız bir yandankuvvetli ve istikrarlı bir hükümet esasını muhafaza ederken, diğer taraftanmillî murakabenin işleyişini kolaylaştıracak teklifler ihtiva etmektedir.
Millîmurakabe, parlamentoda iktidar yapısının kendisinin denetlemesiyle ve muhalefetpartileri vasıtasiyle; parlamento dışında ise teminatlı siyasî hürriyetlerdenfaydalanan müesseselerle ve nihayet Anayasa Mahkemesini de ihtiva eden şümullübir kazaî kontrolle sağlanabilir."
Butasarının 4. bölümünde "yürütme" başlıklı kısmında da"Türkiye'de kuvvetli bir yürütme organının lüzumu" başlığından sonrabilindiği gibi kuvvetli bir icra organı bizde gelenektir. Bu gelenek demokratikgelişmelerden beri de devam etmektedir. Böyle bir geleneğin yerleşmesitesadüfün değil, bünyevi zaruretlerin mahsûlüdür. Kanaatımızca bunun devamındabüyük millî menfaat vardır.
Örnekaldığımız batı demokrasileri ile Türkiye ve Türkiye gibi geri kalmışmemleketlerde siyasî iktidarın rolü bakımından çok önemli bir fark mevcuttur.Batı memleketlerinde iktisadî ve sosyal gelişme siyasî kararların neticesindesiyasî organların eseri olmamıştır. Burada gelişme cemiyet bünyesindekikuvvetlerin kendiliğinden meydana getirecekleri bir vetire olmuş ve siyasîiktidar ancak bunu düzenleyici, kolaylaştırıcı ve destekleyici bir rol oynamıştır.Bu günde bu memleketler de sosyal ve ekonomik hayatın düzenlenmesinde siyasîkararların rolü oldukça mahduttur. Hayatın büyük bir kısmı siyasî organlardışındaki teşekküller tarafından düzenlenmektedir. Halbuki, Türkiye gibimemleketlerde en önemli mesele olan kültürel, sosyal ve iktisadî gelişme çokgeniş ölçüde siyasî organların karalarına ve icraatına bağlıdır... Bu durumTürkiye gibi memleketlerde devamlı ve istikrarlı yürütme organını hayatî birzaruret haline getirmektedir.
Azgelişmiş bir memlekette "icra organının istikrarsızlığı veya işlememesi,halledilmesi gereken her türlü toplumsal meselenin askıda kalması gibi çoktahripkâr neticeler doğurur. Bundan başka batı memleketlerinde bile artıkkuvvetli bir icra zarureti münakaşa edilmez bir siyaset prensibi halinegelmiştir.
Budurumu değiştirmeye çalışmak ancak toplum gerçeklerini kavramayan bir görüşünneticesi olur ve hiç bir fayda hasıl etmez. Yürütme ile ilgili hükümler :
Hususiyleyeni anayasa bir Anayasa Mahkemesi ihdası suretiyle kazaî murakabe tesisettiğine göre idarî metinlerin tümü üzerinde kazaî murakabe kabul etmek tabiîve zaruridir."
Komisyonunbu görüşünü Temsilciler Meclisi de benimsemiştir. Bu yöndeki çalışmaları şöylebuluyoruz :
TemsilcilerMeclisi Anayasa Komisyonunun genel kurula sunulan raporunun (Kabul edilmişbulunan temel prensibler) kısmının 3. maddesinde : Devlet idaresi millîhâkimiyet ve parlamenter sistem esasına dayanmaktadır. 7. maddesinde "TürkMilletinin hürriyet ve demokrasi nizamı içinde kalkınma dâvası sosyal haklarınifadesinde gözetilecek asli gaye olarak ele alınmıştır." 8. maddesinde de"istikrarlı hükümet ve tesirli murakabe yasama ve yürütme arasındakimünasebetlerin düzenlenmesinde temel prensibtir." 13. maddesinde de (Bütünidarî tasarruflar kazaî murakabeye tabi olacaktır) esasları yer almaktadır.
Buradadevlet idaresine hâkim olacak temel prensibler gösterilmiş, parlamenter sistem,kazaî murakabe ve istikrarlı hükümet prensipleri 3 temel prensip olarak ortayakonmuştur.
TemsilcilerMeclisi Anayasa Komisyonunun yürütme ve yasama organları ile bunlar arasındakiilgilere ilişkin alt komisyon raporunun (Yürütme ve yasama organları ile bunlararasındaki münasebetlerin düzenlenmesi bakımından üzerinde oybirliğine varılanfelsefe) başlıklı kısmında :
...a (Siyasî iktidar, bütünü ile millet iradesine dayanmalıdır. Ve bu sebeplekaynağını, siyasî iktidarı meydana getiren organlar bakımımdan genel oydanalmalıdır.
b -Anayasa sınırları içinde belirmiş genel siyasî tercihi yürütecek olan hükümetkudretinin parlamenter rejimin çerçevesi içinde bütünlüğüne, sürekliliğine vemüessîrliğine zarar vermeyecek şekilde iş görebilmesi imkânları gözden uzakbulundurulmamalıdır.)
Altkomisyonun bu hususta hazırladığı maddelerin 35. maddesinindaki Anayasa'mızın105. maddesinin son fıkrasının aynıdır. - gerekçesinde (Bu madde hükümetpolitikasının uygulamasında ve insicamının muhafazasında modern anayasatemayüllerine uyularak Başbakana özel bir durum vermektedir.) denmek suretiyleyürütmenin siyasî iktidarı meydana getiren organlardan biri ve millet iradesinedayalı olduğu Anayasa'ya uygun olarak siyasî tercihin yürütücüsü bulunduğu vebu nedenle hükümet kudretinin parlementer rejimin çerçevesi içinde bütünlüğünesürekliliğine ve müessirliğine zarar vermeyecek şekilde iş görülmesiimkânlarına sahip kılınması gerektiği ve böylece alt komisyonun kabul ettiğisiyasî iktidara ilişkin görüşün benimsendiği görülmektedir. Parlementoçoğunluğunun siyasî tercihinin hükümet politikasını teşkil ettiği ve böyleceanayasa ve kanunlar çerçevesinde gerçekleştirilecek olan bu programın başlıcadevlet görevi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yinebu alt komisyon muhtırasının (İktisadî müessese ve hükümet) başlıklı kısmındaise yürütme işi (Gerek siyaset ilmî, gerek parlementer rejim, gerek iktisat vemaliye ilimleri zaviyesinden - sosyal, iktisadi ve malî bakımdan az gelişmişmemleketler zümresine dahil bulunan - Türkiyemizdeki kuvvetli bir hükümetsistemine lüzum ve zaruret olduğunu gözönünde tutan talî komisyonumuz iktisadîve malî alanda mümkün mertebe bu esasa uyulması gerektiği ve binaenaleyhAnayasa ön tasarısındaki - hattı - zatında hükümete ait olması gereken görev,yetki ve kudretin bir kısmını hükümetten alıp hemen hemen her cihetten ondantamamen müstakil bir mevcudiyet ve hüviyete sahip olan müesseselere vermekhususundaki temayülü benimsememektedir) denmekte bu suretle gerek idari ilimlerenstitüsünün ve gerekse Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun (Güçlühükümet) sisteminde birleştiği açığa çıkmaktadır. Buna karşılık sosyal veiktisadi alanlarda hükümet yetkililerinin bir kısmını iktisat şurası gibimüesselere bırakma görüşünde olan İstanbul Üniversitesi Anayasa ön tasarısındanayrılınmış olduğu gerçeğe de açıkça görülmektedir.
Yinebir bilginin dediği gibi (Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu, kanunlarıuygulamak için değil, toplum hayatında bazı fâaliyetler görmek için mevcuttur.Bu faaliyetler çok çeşitlidir. Bunlar diğer devletlerle münasebetlerdengençliğe verilecek eğitime, asker yetiştirmeğe, tiyatro açmağa kadar ... fakatbu önemli fâaliyetler hukuk için yabancıdır. Yürütme organı bunları yaparkenkanunları yürütmüyor, bir hukuk işlemi yapmıyor.)
Carrede Melberg de (Yürütme görevi mevcut kanunlardan şartları en uygun olan hareketvasıtalarını bulmaktır. İdâre makamı, kanununa göre ve kanunla kendisinetanınan yetki sınırları içinde hareket eder ve kararlar alır. O halde idarekararına, kanunların pasif bir uygulaması olarak bakmamak gerekir. Gerçek odurki idare daha ziyade kanundan aldığı yetkileri kullanmaktır.) der.
ProfesörSarıca ise bu yoldaki görüşünü (Kanunları icra etmek demek bunların icrasınıteşkil ve temin edebilmek, boşlukları doldurmak ve icabında gereken yenikaideleri koymak demektir) sözleri ile açıklar.
Vedelde bu konuda (Kanunların uygulanması, her kanunun teker teker uygulanmasıanlamına gelmez, fakat bütün hukuk düzeninin ve onan tabiî sonucu olan devletinve millî hayatın devamlılığının muhafazası olarak anlaşılmak gerekir) fikriniöne sürmektedir.
Anayasamızınhazırlanmasında ve uygulanmasında başlıca iki görüş kendisini göstermiştir.Birincisi yürütmeye dar bir saha bırakarak ve işlerinin mümkün olduğu kadaryasalarla düzenlenmesi ve yürütmenin takdirine geniş alan bırakılmamasıyolundadır. Bu görüşe sahip olanlar, daha çok önceki devlet hayatımızdayürütmeyi temsil edenlerden bazılarının yetkilerini taştıklarını düşünerek onuönlemeğe çalışmak isteyenlerdir. Bunlara, yürütmenin güçsüz oluşunda amaçlarınıgerçekleştirmek için fayda gören asıl düzen değiştiricileri de haricenkatılmaktadırlar. İkinci görüş ise sosyal devletin pek çok ve girift olanişlerinin ancak faal ve güçlü bir yürütme ile yürütülebileceğini savunanlardır.Garp demokrasilerinde bu uygulama benimsenmiş ve bu demokrasilerin önde gelenbilginleri de bu görüşü savunmuşlardır. Anayasamızın, özellikle sosyal veiktisadi kalkınma alanına ait düzenlemesinde, ikinci görüşü benimsediğihususunu yukarıda açıklamıştık. Anayasamız, diğerine göre ne güçlü bir yasamave nede güçlü bir yürütme değil devletin işlerini yumuşak bir iş bölümü halindebu iki organın yürütmesi esasını kabul etmiştir.
Anayasamız,doktriner bir Anayasa değildir. Bu nedenle Anayasa müesseseleri, tek erek veprensip üzerine oturtulmamış, her müessesenin kodlarına göre düzenlenmesi esasıbenimsenmiştir. Sosyal ve iktisadi plânlama alanının karışık, akıcı, etkenlerideğişik ve bu nedenlerle birbirinin benzeri olmayan olayların ortaya çıktığı vesık sık belirdiği bir alan olduğu ve devlet işleri arasında iktisadi yönden tamgelişmemiş memleketler arasında yer almakta olan yurdumuz için sosyal veiktisadi kalkınma özel bir önem taşıdığı için bu alanda yürütme, özelliklegüçlendirilmiştir. Çünkü bu görev olayları yakından kovalamak, gereklikararları gününde ve saatinde almak yolu le yapılabilecektir. Olayların çokgerisinden gitmesi dolayısiyle yasamanın sosyal ve iktisadi kalkınma alanınıgereği gibi düzenleyemeyeceği gözde tutularak bu prensip kabul edilmiştir.Anayasamız, Mahkememiz kararında belirtilen (Yasa koyucu belli konuda gereklikuralları eksiksiz olarak koyacak, eğer uygun veya sorunlu görürse onlarıuygulama yolunda sınırları iyice gösterilmiş alanlar bırakacak, idare ancaktakdir yetkisine dayanarak yasalara aykırı olmamak üzere birtakım, kurallarkoyup yasanın uygulanmasını sağlayacaktır) şeklindeki bir görüşün tamamenaksinedir. Mahkememiz bu kararında Anayasa'nın düzenlenmesinde öne sürülen vesonradan kabul edilmeyen ve kanunlaşmayan birinci görüşe dayandığı içinAnayasaya uygun düşmemektedir. Kaldı ki (yürütme) kararda yazıldığı gibi bir(idare) de değildir. İdare onun emrindedir.
Gömülmektedirki kararın yukarıya alınan kısmı ve taşıdığı anlayış Anayasamız dışındadır.
B-Çoğunluk kararında (Anayasa'nın plânlı kalkınmaya özel bir önem vermiş olmasıdahi plâna ilişkin düzenlenme için yapılacak yasalarda Anayasal sınır dışınaçıkılmasını gerektirmez. Çünkü Anayasa'ya bağlı çağdaş bir devlette Anayasa'dandaha üstün bir yasa düşünülemez...) denmektedir.
Plânlıkalkınma yolundaki yasama ve yürütme düzenlemeleri Anayasa sınırları ilesınırlı değildir biçiminde bir görüş öne sürülmemiş, Anayasamızın hermüessesenin değişik prensiplere dayatılmış olması dolayısiyle çok girift olansosyal ve iktisadi plân düzenlenmesinde yürütme erkine verilen görev veyetkiler genişletilmiştir denmiştir. Büyük görevlerin kısır yetkilerle yerinegetirilemiyeceği hukuki bir gerçektir.
Refahdevletinin tek amacı olan iktisadi ve sosyal alanlarda toplumun kalkındırılmasıişini görecek ve gerçekleştirecek olan yürütme, bu alanlarda daha güçlü halegetirilmiştir. Bu görüşümüz Anayasa'ya dayanmaktadır.
Anayasa'nın129. maddesiyle yürütmenin uygulama ^sınırım nasıl geniş tuttuğu ve gözetilecekesaslar dışında yürütmeye ne ölçüde takdir alanı bırakıldığı ve bununnedenlerini, Anayasa'yı hazırlayan bilginlerin görüşlerine, Temsilciler MeclisiAnayasa Alt Komisyonu muhtıraları ile komisyonu gerekçelerine ve Meclisçalışmalarındaki görüşmelere dayanarak açıklamış bulunduğumuz için bu maddeüzerinde fazla durulmayacaktır.
C-Çoğunluk kararında yürütmeyi düzenleme alanı gösterilimden (... bir kez herkonuda alınacak iktisadi tedbirler, genellikle bellidir. iktisada ilişkinyazılarda, uzman raporlarında gösterilmiş bulunmaktadır. Yoksa bunlar yenidenaranılacak., bulunacak değildir. Yapılacak iş, bilinen ve salık verilmiş olantedbirlerden hangisine, belli durumda başvurulacağı, birçok tedbirlerdenhangisinin seçileceğidir ki bu tedbirler yasada sayıldıktan sonra bunlardan birveya birkaçının seçimi konusunda yürütmeye yasada belirtilecek sınırlariçerisinde yetki tanınabilir. Yasada öngörülmeyen çok önemli bir durumlakarşılaşılırsa... o zaman belki yasanın değiştirilmesi yoluna gidilebilir)görüşü ortaya konmaktadır
Buanlayış öne sürülürken iktisadi ve sosyal bilgi kurallarının dahi kesinolmadığı, sık sık değiştiği, olayları düzenleme ve alanlardaki gelişmeyikarşılama tezlerinin bir değil pekçok olduğu ve her gün yenilerinin eklenmektebulunduğu, sosyoloji ve iktisat bilimlerinin matematik ve fizik bilimleri gibikuralları çok az değişen bilimler yapısında olmadıkları gözde tutulmamıştır.Halbuki bu bilimlerin kuralları çok az değişse dahi yürütmenin sosyal veiktisadî kalkınma plânının uygulanmasına ilişkin kanunlar düzenlenirken bubilimlerin öne sürdüğü kural ve tedbirlerden önemlilerini bu kanunlara koymanınmümkün olamayacağı, çünkü bilim kural ve tedbirlerinin yasaya konmasının veayrıca hukuk düzeyinde tekrar edilmesinin gereksiz olacağı ve hukuk alanındaböyle bir düzenlemenin bu güne kadar yapılmadığı, aksi takdirde kanunlarınkitaplar kadar geniş tutulması gerekeceği hususu da gözde tutulmamıştır.
Bununiçindir ki yasamaya, yasaya konması mümkün olmayan veya gereksiz bulunan birdüzenleme, ve yürütmeye de, bilim kurallarını ancak yasada yer alması halindeuygulayabileceğini öngören kısır bir yetki tanıyan bu görüşün hukuk ve Anayasaprensiplerine uymadığı pek açıktır.
Ç-Kararda (Bundan başka birinci maddenin birinci bendinde yardıma aracılık edecekulusal banka ve kuruluşların nitelikleri gösterilmişse de devlet parası veyadış yardımın bunlarca nasıl verileceği ve ne gibi koşullarla bu yardımlarıprogramlarda gösterilen kişilere veya kurumlara aktaracakları ve bunlarda buparaları ne gibi koşullarla geri alacakları ve bu ödünç paraların yerli yerindekullanılmış olup olmayacağının nasıl denetleneceği, paraların ödenmesindegüvence alınıp alınmayacağı bildirilmemiştir.) denerek yasamaca yürütmeyeverilen görevlerin bütün sınırlarının çizilmediği ve belirtilen yönlerin temelyönler olması dolayısiyle düzenlenmesinin yürütmeye verilemeyeceği içinAnayasa'ya aykırı düştüğü öne sürülmektedir.
Birincimaddenin konuya ilişkin hükümleri şöyledir :
a)Kalkınma, plân hedeflerine uygun olarak geliştirilmesi öngörülen iktisadifaaliyet sektörlerine plânı" bölgeler arası dengeli kalkınma ilkesi degözde tutularak genel ve katına bütçelerden ödünç verme şeklinde transferleryapmak amacı ile fonlar tesis edilebilir.
Bufonların ve dış kaynaklardan aynı amaçla yapılacak tahsislerin kullanılışesasları ve şartları yıllık programlarda gösterilir.
MaliyeBakanlığı bütçesinde her yıl (Gelişme ve teşvik fonları) isimli bir bölümaçılır. Fonlar bu bölümün maddelerinde gösterilir.
Görülmektedirki bu maddede fon tesisinde yürütme için esaslı sınırlar gösterilmiştir. İlkbakışta görülenler şunlardır :
1-Fon, kalkınma plânları hedeflerine uygun olacaktır.
2-Plânda geliştirilmesi öngörülen iktisadi faaliyet sektörleri içinkullanılacaktır.
3-Bölgeler arası kalkınma ilkesine uygun olarak harcanacaktır.
4-Fonlar, genel ve katma bütçelerle gösterilecektir.
5-Ödünç verme şeklinde verilecektir.
6-Ödünç verme Bakanlar Kurulu kararına, dayanarak kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşları, bunların birlikleri, istihsal ve satış Kooperatifleri ilebunların birlikleri aracılığı ile yerine getirilecektir.
7-Fonlar, Maliye Bakanlığı bütçesinde her yıl (Geliştirme ve teşvik fonları) adlıbir bölümde yer alacaktır.
Görülmektedirki yürütmenin kullanacağı fon, Bütçe Kanununda gösterilmiş olacak, plânkoşullarına uyacak, transferleri yürütme tarafından değil, millî bankalar, kamukuruluşları niteliğindeki kuruluşlar ve belirli kooperatifler tarafındanilgililere verilecektir.
Demekoluyor ki yürütmece yapılan plân uygulamasında fona ilişkin görevler yapılırkenyasama organından geçmiş olan millî kalkınma plânı hükümleri, Bütçe Kanunuhükümleri, Anayasa'nın plânlama iktisadi ve sosyal görevlere ait hükümleri vebu arada Medenî Kanun, Borçlar Kanunu, Bankalar Kanunu ile mesleki kuruluşlarave kooperatiflere ilişkin kanunlar ve bunların dışında yürütmeye görev alanıçizen ve onun sınırlayan diğer bütün kanunlar uygulanacaktır. Bunlardan sonrada kendisinin çıkarttığı tüzük, talimatname ve kararnamelerle sınırlı olarakçalışmak zorundadır. Yürütme herhangi bir devlet işini görürken sadecekendisine belirli görev veren kanunlar uygulamakla kalmaz, devlet düzenineilişkin bütün kanunlar ortasında kendisine düşen devlet görevini yapar. Plânuygulanmasının da böylece yerine getirileceğine şüphe yoktur.
Plânuygulanmasında yürütmeyi sınırlayan ve yukarıda sıralanan huhuk kurallarındanbaşkaları da vardır. Örneğin idare hukukunun (Kamu hizmeti, kamu yararına uygunolarak ve bu maksatla yapılır) şeklindeki ilkesi gibi.
Builke gereğince kamuya zararlı olan işlerden dolayı bütün kamu görevlileri gibiyürütme de sorumludur.
Denetim:
Rejimimizinbir adı da parlementer rejimdir. Yasama ve yürütme ereklerini, bu sistem içindeve devlet işlerini, birbirini engelleyerek değil tamamlayarak yürüten iki organolarak görürüz. Parlementer kontrolün başında bütçe görüşmeleri vardır. Yürütmeyeverilen görevlerin nasıl işlediği ve işleyeceği, devlet parasının yerindeharcanıp harcanmadığı, yönleri, enine boyuna bu görüşmeler sırasındatartışılır.
Bütçeyeithal edilecek her hizmetin özelliği ve gerekleri, her türlü iktisadi işlerinbilhassa yatırımlarla ilgili malî rejimin ekonomik ve sosyal veçheleri de bugörüşme sırasında ele alınır. Parlementonun doğuş sebebi, esasında devletbütçesi olduğu için her yıl bütçe görüşülürken devletin o günkü halinin bütünüile gözden geçirilmesi olanağı elde edilir. Hükümetin baş iyi olan sosyal veiktisadi kalkınma, daha çok bütçe ve onun da üstünde olarak devletin yükselme,yücelme ve var olarak kalma işidir. Parlementer denetimin diğer genel usulleride plân uygulamasında işler haldedir. Parlemento, basın ve kamu denetimi,siyasi denetim yanında yargı organı da koşulları gerçekleşince bu göreviyapacak olan bir organdır. Anayasamızın 114. maddesi bu hususu düzenlemiştir.Bu koşullar arasında kalkınma plânı işlerini gören yürütme, parlementonun, kamuoyunun, basının ve yargının denetimi altında ve bunlara hesap vermek zorundabulunduğu, veremezse düşmek. Tazmin etmek durumunda olduğu kuşku götürmez; onudaha çok kayıtlamak, sürekli olan kamu hizmeti yönünden tehlikeli olur.Mahkememizin kararında istenildiği gibi bir sınırlamaya tabi tutulması halindeAnayasacıların, sosyoloji ve hukuk bilginlerinin ve Anayasamızı koyanlarınkorktukları gün devletimizin başına gelebilir. Çok çalışmak, başarmak zorundaolan yürütme, çok aciz, hareketsiz ve başarısız kalabilir.
Fonlarınhangi maksatlara ve hangi tür iş alanlarına transfer edileceği uygulamaplanında ve ona dayanan yıllık iş programında gösterilecektir. Bu, fondanverilecek borçların şekli, sonucu da Medenî Kanun ve Borçlar Kanunundaaçıklanmıştır. Ödünç vermeğe aracılık eden bankalar ise Bankalar Kanunu, meslekkuruluşları ile kooperatifler de özel kanunları, tüzükleri ve hukukun diğerhükümleri ile çevrilidirler. Ödünç verilen paranın faizi, takibi, borçlununaczi ve temerrüdü hallerinde yapılacak işler hukuk alanında gayet açık olarakgösterilmiştir. Böyle iken 933 sayılı Kanunla aynı yönleri yeniden düzenlemekyersiz ve gereksiz olurdu. Esasen hususî kanunlarda özel düzenleme gerekli iseyeniden hükümler konur, aksi takdirde genel kanunların düzenlenmesine bırakılır.Bu nedenledir ki Devlet iktisadî teşekküllerinin kanunlarında sadece hususîhukuk hükümlerinin uygulanacağına işaret edilmekle yetinilmiştir.
Fonlarınyerinde kullanılıp kullanılmadığının, kötüye kullanılmış olup olmadığınındeneti de yukarıda belirtilen parlementer denetleme, kamu ve basın denetlemesive yargı denetimi şeklinde yerine getirilecek ve sorumluları, her zaman siyasî,cezaî veya malî sorumlulukla karşı karşıya gelebileceklerdir. Bu nedenlerlekararımızdaki, paraların nasıl verileceği, nasıl geri alınacağı, nasıldenetleneceği, güvence alınıp alınmayacağı kanunda belirtilmediği için vebunların temel yönler olması nedeniyle yürütmece düzenlenemiyeceği görüşüyerinde değildir.
Ç-Kararımızın malî denetimin yalnız Sayıştay'ca yapılacağı sorununa ilişkingörüşü :
Bugörüş yerinde olmasa gerek. Çünkü malî denetim görevi esas itibariyle BüyükMillet Meclisi görevidir. Bu görevin bir kısmının ön hazırlığı Sayıştay'abırakılmıştır. Bunun dışında malî denetimler de vardır. Parlemento, yürütmeyi birçok şekillerle denetleyebilir. Soru, gensoru, araştırma yolları ile olabileceğigibi her millet vekili ve senatör de dilediği devlet dairelerinde incelemeyaparak gerekli görürse kanunsuz işleri meclislere duyurabilir. Kaldı ki ödünçverme bir harcama da değildir. Fondan çıkan para miktarı kural olarak yine fonagirecektir. Her yıl bütçesiyle bu fona girmiş olan paranın miktarı ve fonlardakalan paranın yekûnu küçük bir araştırma ile görülebilir. Bu yönleriyleSayıştay denetiminden geçirilmemesi veya özel bir denetim yolunungösterilmemesi iptal nedeni olamaz. Belirtildiği gibi Anayasal parlementerdenetime, yürütmenin fon işleri de tamamen açıktır. Bu denetim de Anayasahükümlerine uygun olarak ve Anayasa organları tarafından yapılacak bir denetimolacaktır.
Bunlarınyanında bir de idarî denetim vardır. Bugünkü Anayasa düzeni içerisinde idareyeve memura verilen güvence ortamında bu denetimin de bozuklukları ortayaçıkarması doğal bir sonuç olacaktır. Fon işleri de bu denetimin çevresinedahildir. Anayasa'nın 127. maddesindeki Sayıştay denetimi B. M. M. adınayapılacaktır. Bu demek değildir ki büyük millet meclisi parlamenter denetimibizzat yapamaz veya ayrı yolla yaptıramaz. Anayasa'nın 88 ve 90. maddelerindeyazılı denetleme yolları ile bütçe görüşmelerindeki denetleme bu görüşüperçinleyen hükümlerdir. Dış kaynaklardan elde edilen paralar da,kararnamelerle millî bankalar, kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşlarıveya istihsal ve satış kooperatifleri aracılığı ile verileceğine göre fonparalarının denetimi gibi kamu denetimine açık bulunmaktadır.
Dışarıdanödünç ve bağış alma ve içeriye ödünç verme biçimindeki bu işlemlerindevletlerarası anlaşmalar ve özel hukuk kuralları ile de düzenlenmiştir.Bilginlerin dedikleri gibi, yürütme, 933 sayılı Kanunun birinci maddesininbirinci bendi ile kendisine verilen görevi, sadece 933 sayılı Kanuna dayanarakdeğil, özel ve kamu hukukunun bütün kurallarının uygun olanlarını gözde tutarakyerine getireceği için çoğunluğun bu görüş ve gerekçesi de yeterli görülmemiştir.
d -Kararımızda dış yardımlardan yararlanacak kişilerin genel denetimle özgürlükalanlarına girileceğinden bunlar üzerindeki denetimin yasalarla belirtilmesiAnayasa'nın 11, 40, 127. maddeleri gereğidir, denmektedir.
Herdış yardımın ve kredinin kendine özel koşulları ve iş adamlarına dağıtımbiçimleri, kredi ve bağış anlaşmaları ile ortaya konmuştur. Bunun için bubiçimdeki kredilerin verilme ve alınmaları anlaşmalarda gösterilen yoldaolacaktır. Borç olarak verildiğine göre de fonlardan verilen ödünç paralar gibibu işlemler içinde özel hukuk kuralları uygulanacaktır.
Hukukunbir gerçeğidir ki her sözleşme, tarafların hürriyetlerinden küçük veya büyükölçüde fedakârlığı gerektirir. Sözleşme hürriyetini sağlayan 40. maddegereğince kişiler karşılıklı olarak birbirlerinin hak ve hürriyetlerini bellisüreler içinde sınırlayacak anlaşma ve sözleşmeler yapmak özgürlüğünesahiptirler. Devlet, özel hukuk hükümlerine uygun bir çok iktisadî kamukuruluşlarının bu yolla düzenlenmesini kabul etmiştir. Aracı kuruluşların kanunve tüzükleri, anlaşma hükümleri ve tüm hukuk düzeni içerisinde dış yardım vekredilerin tasarrufları da yapılacak ve bu hükümlere göre denetlenebilecektir.
e -Kararda birinci maddenin A bendinin Anayasa'nın 2, 5, 6, 64, 126 ve 127.maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği yazılmaktadır.
Anayasa'nınikinci maddesi (Sosyal hukuk devleti) ilkesini, 5. maddesi (Yasama yetkisinindevredilmezliğini), 6. maddesi (Yürütme görevinin kanunlar çerçevesindeyürütüleceğini), 64. maddesi de (Kanun koymanın T. B. M. M. nin yetkisi içindebulunduğunu)
Buhükümleri açıklayan bir tarif veya hükme Anayasa'da yer verilmemiştir. Bunedenle sosyal hukuk devletinin neleri kapsadığı, yasama yetkisinin ne zamandevredilmiş sayılacağı, yürütme görevinin kanunlar çerçevesinde yürütüleceğianlamının ne olduğu ve (Kanun) teriminin neleri kapsadığı hususları hukukbilgisinin öne sürdüğü esaslara ve hukukçunun yorumuna bırakılmıştır.
Çoğunlukise bu yorumu dar alanda ve yürütmeyi, emir kanun hükümlerini yerine getiren,tüm idare biçiminde anlayarak yukarıdaki sonuca varmıştır. Anayasa'nınhazırlanışının dayandığı felsefeyi, gerekçeleri ile maddelerinin yazılışbiçimini gözönünde tutan bizler de yürüt-hizmeti arasına alınan işleri, yine kanunçerçevesinde düzenlemek yetkisinin bulunduğu iktisadî ve sosyal kalkınmayıgerçekleştirmek gibi bir görev verilen yürütmenin olayları yakından izleyerek,sık sık değişen nedenlerin gerektirdiği çabuklukla tedbirler alarak bu göreviyapması gerektiği, sosyal ve ekonomik yaşantıda kapatılamaz yaralar açabilecekolan tehlikelerin uzaklaştırılması için gücü yeter bir durumda olmasınınvazgeçilmez bir gerek olduğu görüşünde bulunduğumuzdan çoğunlukla verilenkarara katılmadık.
Anayasa'nın126 ve 127. maddelerine aykırı bulunmadığı hususu yukarıda belirtilmiştir.
f -933 sayılı Kanunun birinci maddesinin b bendinin de aynı esaslara dayanılarakiptal edilmesi sorunu :
Mahkememizce933 sayılı Kanunun bu bendinde, 12 Mart 1964 tarihli ve 440 sayılı Kanundakiiktisadî devlet teşekkülleri, müesseseleri ve iştirakleri hakkındaki kanununbelirli hükümlerinde gösterilen devlet .iştirakleri, kuruluş, katılma, kurma vesona erme işlerine ilişkin hükümlerde belirtilen biçimlerden büsbütün ayrıolarak iştirak biçimleri öngörüldüğü ve bu kuruluşların nitelikleri ile neyolda kurulacaklarının, bunlar üzerindeki devlet denetiminin nasılyapılacağının kanunla değil yıllık programlarla belirtileceği öne sürülerek buhükmün de Anayasa'ya aykırı olduğu kabul edilmiştir.
Birincibendin iptaline ilişkin karşı oyumuz gerekçeleri bu bent içinde değer taşır. Buiştiraklerin hedefi, genel plan hedefidir. Göreceği işler ise plana dayanılarakdüzenlenmiş bulunan yıllık programda da gösterilmişlerdir. Katılma ve kuruluşsermayesi de toplam olarak Bütçe Kanununda gösterilmiştir. Kuruluş biçimleri,katılış biçimleri ve sona erme ite denetim işleri de yine tüm Türk kanunlarıçerçevesi içinde özellikle Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku 444 sayılı Kanun,idare Hukuku, Anayasa Hüküm ve İlkeleri ve bu arada iktisat ilminin millî sınırtanımayan ve mutlaka uygulanması gereken kuralları ile belirlidir. Günün veolayların gereklerine, kalkınma plânınca öngörülen iktisadî iş kollarınınbölgeler arası denge sağlama amacının koşullarına göre şu veya bu yerdeki şuveya bu kişi ile veya kuruluşlarla bir ortaklık kurmak işinin düzenlenmesi deyürütmeye bırakılmıştır. Bunlar yasama işi değil yürütmece yapılması gerekenuygulama işidir. Kanunun birinci maddesinin B bendi şöyledir :
Planınuygulanmasına ilişkin yıllık programlarda, sermaye ve idare hakimiyeti mahdutsayıda özel kişilere ait olmamak kaydiyle devlet ve kamu iktisadî teşebbüslerisermayesinin iştiraki ile kurulması öngörülen karma teşebbüslerinsermayelerindeki devlet hisseleri için gerekli ödenekler, Genel Bütçe KanunununMaliye Bakanlığı kısmında açılacak bir bölümün maddelerinde gösterilir.
Bukarma teşebbüslerin nitelikleri, yukarıdaki fıkradan faydalanma şartları vebunlar üzerindeki devlet denetiminin nasıl yapılacağı yıllık programlardagösterilir.
Bendinbirinci fıkrasında devlet ve kamu iktisadî teşebbüsleri sermayesinin katılmasıile kurulacak karma teşebbüslerin sermayelerindeki devlet hisseleri içingerekli ödeneklerin Genel Bütçe Kanununda gösterilmesi öngörülmektedir.
İkincifıkrasında, ise karma teşebbüslerin nitelikleri, birinci fıkradan faydalanmaşartları ve bunlar üzerindeki devlet denetiminin nasıl yapılacağının yıllıkprogramlarda gösterileceği belirtiliyor.
Heriki fıkra ne kadar geniş yorumlanırsa yorumlansın kararda yazıldığı gibi 440.sayılı Kanunda yazılan iştiraklerden tamamen ayrılındığını ve büsbütün başkaiştirak biçimlerinin öngörüldüğü sonucuna varılamamaktadır.
440sayılı Kanunda Devlet iştirakleri şöylece tarif ediliyor:
Devletve iktisadî devlet teşekküllerinin sermayesinin yarısına veya daha azına sahipbulundukları özel hukuk hükümlerine göre kurulan ortaklıklardaki hisselerdir.
Butarife göre devlet sermayesi ile katılınmış veya kurulmuş olan bütünortaklıklar 440 sayılı Kanuna tabidirler. Kanunun diğer maddelerinde ortaklığınidare, denetim, tasfiyesi gibi işleri gösterilmekte ve bunların dışındaortaklıklar özel hukuk hükümlerine tabi tutulmaktadır. 440 sayılı Kanunun 26/1.maddesinde devlet hissesi %15 den fazla olan ortaklıkların yönetim kurumlarındaMaliye Bakanlığını temsilen bir üye bulundurması öngörülüyor. MaliyeBakanlığının Türk. Ticaret Kanunu gereğince ortakların haiz oldukları haklarasahip olduğu belirtiliyor: Devlet iştiraki bulunan ortaklıkların en son yılaait bilanço ve neticei hesap cetvelleri genel bütçe gerekçesine eklenerek B. M.M. sunulacağı kaydediliyor. Ve yine Maliye Bakanlığı temsilcileri, bulunduklarıortaklıkların malî durumları ve faaliyetleri hakkında Maliye Bakanlığına veDevlet Yatırım Bankasına bilgi vermekle yükümlendiriliyor. Bu hükümlerle özelhukuk esasları içinde kurulmuş ortaklıklardan farklı olan devlet veya iktisadidevlet teşekkülü ortaklıklarına ilişkin kurallar konmuş bulunuyor.
933sayılı Kanunun birinci maddesinin yukarıda belirtilen B fıkrası ile buhükümleri ortadan kaldıran yeni bir hüküm getirilmediğine ve mevcutları tadiledilmediğine göre 440 sayılı Kanunla bütün özel kanun hükümleri, kalkınma planıgereğince yapılacak ortaklıklar için de uygulanacaktır.
440sayılı Kanunun, iktisadî devlet teşekküllerinin ortaklık kurmalarını BakanlarKurulu kararına bıraktığı için 933 sayılı Kanunun incelenen bendinde bunlarınsermaye ve kuruluş biçiminden bahsedilmemiştir. Sadece devletin katılmahisseleri sermaye tutarının bütçede gösterilmesi gereğine yer verilmiştir.
Bendinkonusu, hem devlet ve hem de kamu iktisadî devlet teşebbüsleri ortaklığı ikenyalnız devlet sermayesinin nasıl tahsis edileceğinin madde de ele alınmışbulunması dahi iptal edilen bentteki ortaklıkların 440 sayılı Kanun dışında ve0 kanunda öngörülenlerden ayrı biçimde ortaklıklardan olmadığını ortayakoymaktadır. Çünkü kamu iktisadî teşebbüsleri ortaklıklarının sermaye durumuyazılı kanunla düzenlenmiştir.
440sayılı Kanunda devletin katıldığı ortaklık biçimlerinden bahsetmez. Çünkübunlar ticaret hukukunda yer almış bulunan hukuk esasları ile belirgindir,îptal edilmiş bendin birinci fıkrasında idare hakimiyeti mahdut sayıda özelkişilere ait olmayan ortaklıklara katılınabileceği yazılmakla genel hukuktanayrı bir sınırlama konmuştur. Ortaklıkların nitelikleri ise hükümetçe yıllıkprogramlarda tespit olunacaktır. Kanunlarda ve hukuk alanında belirli bulunanortaklık biçimlerinden birisini benimseyerek katılma kararının verilmesi veyahukukça şekil ve şartları tespit edilmiş bir ortaklığa katılınması hususunutakdir görevinin yürütmeye bırakılması yerinde olacaktır. Çünkü katılma,gelişmemiş bölgede yeni iş alanı açmak veya plan gereğince gelişmesi gerekensektörlere sermaye katmak suretiyle o sektörleri memleket yararı için daha dagüçlü hale getirmek, plan uygulaması bakımından yürütmenin takdiri işidir.Gelişmemiş bölgeyi plan göstermiş ve hangi sektörün kalkındırılması gerektiğiplanda belirtilmiş bulunduğuna göre ortaklıkların anonim, komandit veya limitedgibi hukukî biçimlerden biri olmasını, yürütmenin tespit etmesinde isabetbulunduğu da şüphe götürmez.
Ortaklıklarındenetimi işine gelince:
Buortaklıklar da devlet sermayesi bulunduğuna göre yasama denetimine tabidir.Nitekim 440 sayılı Kanunun 26. maddesi gereğince ortalıkların bilanço ve kesinhesap cetvelleri Maliye Bakanlığı mümessili tarafından alınmak suretiylebütçeye bağlanarak B. M. M. ne sunuluyor. Yine bu maddeye göre; MaliyeBakanlığı mümessili katılarak, ortaklıkların devlet denetimi yapılıyor.
Plangereğince kurulacak veya katılınacak ortaklıkların munzam devlet denetimininiyapılmasını yürütmeye bırakmakta zarar yerine fayda vardır.
Baştaraflardabelirtildiği gibi plan hedefi kalkınmadır. Ticari şirketlerin amacı ise kârdır.Plan hedefleri yönünden bir ticaret şirketine katılmanın amacı ise o şirketinaynı zamanda iktisadî ve sosyal kalkınmayı sağlamaktır. Bu amaca uygun veya buamaçtan uzak şekilde çalıştığı, plan uygulamasını görev olarak üstüne almışolan yürütmenin, diğer denetimler arasında munzam bir denetim yapması gayetyerinde ve maksada uygun olacaktır. Ortaklıkların idarî denetimi, kendibünyelerindeki murakıplar denetimi, yasama organının değişik usullerle yapacağıdenetim ile yapılacaktır. Maddede bunları önleyen bir hüküm bulunmamaktadır.
g)Çoğunluk kararında B bendinin yıllık programlarda devletin katılması öngörülenbu gibi ortaklıklardaki devlet payları için ayrılacak sermayenin Genel BütçeKanununa konulmasına ilişkin hükmünün, yürütmenin bu saptamasına uyarakyasamayı gerekli ödenekleri bütçeye koymak hükmü altında bıraktığı ve bu yönüile (Yürütmenin yasamaya bağlılığı) ilkesine ilişkin bulunan Anayasa'nın 5.,6., 64. ve 106. maddelerine aykırı düştüğü de belirtilmektedir.
İştiraklerekatılma paylarının yıllık programlarda gösterildiği şekilde bütçeyekonulmasında kamu yararı vardır. Plan gereğince kurulacak ve girilecekortaklıkların yıllık Programlarda gösterilmesi yasamanın ve kamunun denetimgörüşlerine ulaştırması ve bütçe görüşmesi sırasında kamu yararı bakımından bukatılmaların yerinde olup olmadığının incelenebilmesi olanağını sağlayan birhükümdür.
Yürütmegörevi kanunlar çevresinde Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir demekhiçbir zaman yürütme, yasamanın buyruğundadır demek değildir. Yasamanın enbaşta gelen işi bulunan kanun yapma görevi dahi çoğu zaman yürütme ile birliktehazırlanır. Bütçe kanunlarını ise tamamen yürütme hazırlar. Diğer teknik vetemel kanunların tasarılarını da yine yürütme hazırlar, Yürütmenin bugörevleri, kendisine Anayasa'nın 91. ve 94. maddeleriyle verilmiştir. Birtasarının B. M. M. M. verilmesi, kabul mevkiinde bulunan yasamanın takdirinesunulması demektir. Yasama kabul etmedikçe tasarının hükmü yoktur. Tasarılarınyürütme tarafından hazırlanması nasıl yasama yürütmeye bağlıdır şeklinde biranlama yer vermezse yıllık programlarda öngörülen ortaklıkların devlet planıiçin gerekecek ödeneklerinin Genel Bütçe Kanununa konulması hükmü de yasamayıyürütmeğe bağlı bir duruma sokmaz .
Çoğunluğundediği gibi yürütme görevi, devlet işlerinde ancak yasa kurallarınıuygulamaktadır şeklinde bir anlam da taşımaz. Yürütme işi yalnız kanunuuygulamak değil, kanunların yüklediği devlet görevinin bütün işlerini hukuk,ilim, kuralları ve teknik koşullar içinde yerine getirmektir. Bunun için yasamaorganı, yıllık programdaki ortaklıklara katılma sermayesini ,diğer kanuntasarılarında olduğu gibi Bütçe Kanununda da kabul eder, azaltır ve hattaartırabilirde. Şu var ki yıllık programda öngörülecek ortaklıklar daha önceyasamanın inceleyip kabul ettiği Kalkınma Planının gerçekleştirilmesinisağlayacaklardır. Bu yönü ile yıllık programa ve bütçe tasarısına ortaklıksermayesi koyarken yürütme serbest olmadığı gibi yasama organı da tamamenserbest değildir. Her iki devlet organı da önce hazırlandıkları ve parlemontacatasvip edilmiş Kalkınma Planı ile bağlıdırlar. Yürütmeyi plan gereğini yerinegetirmek için iktisadî düzenlemenin gerektirdiği ortaklıktan kurmak veyakatılmak zorunda bıraktığı gibi yasamayı da kolay kolay bu teklifi red edememekdurumuna sokar. Bununla beraber her iki organın işleri sıraya koyma ve her yılailişkin ortaklığa katılma işlerinde plan sırası içinde takdirde bulunmalarımümkündür. Kalkınma Planı değiştirilmeden onda görülen işleri yapmayan ve onungereği olan kuruluşları kurmayan yürütme, sorumlu olacak ve yasama da Kalkınmaplanı ile bu plan dönemi içinde bağlı kalacaktır.
Kanunlarınuygulanmasını, tüm devlet işlerini denetlemek milletin vekili ve mümessilisıfatiyle yasama organına ait olduğu kuralı, yürütme ile yasama arasında birtâbilik, matbuluk bağlarının bulunduğunu ifade etmez.
Bukural, Anayasa koşulları içinde millî iktidarın iki organ tarafındankullanılmasını dile getirir. Nitekim yürütmenin meclisi fesh etme yetkisi deyasamanın yürütmenin uydusu olduğunun delili sayılamaz. Anayasa'mıza göredevlet sistemimiz parlementer sistemdir. Bu sistemin özelliği ise yumuşakbiçimde kuvvetler ayrılığıdır. Bu anlayışla yıllık program gereğince bütçeyeortaklık sermayesinin konmasına ilişkin ikinci bent hükmünün Ânayasa'ya uygundüştüğü görüşündeyiz.
h)Mahkememiz kararında (Anayasa, kamu hizmetlerinin kanunla kurulacağı idaregörevlerinin de kanunla düzenleneceği ilkesini benimsemiştir. "Madde 105,106, 112 ve 113" b bendinde öngörüldüğü biçimde bir ortaklığa devletinkatılmasında kalkınma planının, uygulanması bakımından bir zorunlukbulunuyorsa... böyle bir katılmada kamu yararı görülüyorsa bu bir kamu hizmetiolarak ele alınabilir ve bu katılmanın ve devletin katılacağı ortaklıklarınniteliğinin, devletin katılma koşul ve usullerinin, konulan sermaye miktarı ileteşekkülün idare ve denetim usullerinin ve ortaklıkta devlet malı üzerindekiyasama meclisi denetiminin nasıl sağlanacağının yasa ile düzenlenmesigerekirdi. Oysa incelenen B bendinde bütün konuların düzenlenmesi işlerini,yıllık programlara, yani yürütme organına bırakmak yolu ile yasama yetkisiyürütmeye bırakılmış bulunmaktadır.) hükmüne varıldığı görülüyor.
Kamuyararı bulunan her iş mutlaka kamu hizmeti değildir. Bir kısım ortaklıklarakatılmak mutlaka kamu hizmeti sayılmaz. Kurulmuş bir ortaklığın planhedeflerine yararlı işler yapmasını sağlamak için devlet veya iktisadî devletteşekkülleri bütçesinden ortaklığın daha etkili ve yararlı olmasını sağlamakamacı ile bir katılma yapılabilir. Bu işte kamu yararını sağlama amacıbulunmakta ise ele ortaklık, bir devlet veya iktisadî devlet teşekkülleriniteliğini almadıkça kamu hizmeti gören bir kuruluş niteliğini taşımaz. Bunedenle özel hukuk kurallarına tabidir. Kaldı ki kamu hizmeti gören devlet veiktisadî devlet kuruluşları dahi özel hukuk kuralları ile idare edilirler.
ÖzelHukuk kuralları ise zaten mevcuttur. Bunun için de 933 sayılı Kanunun birincimaddesinin B bendinde bu kuralların bir kısmının tekrarına lüzum görülmemiştir.Ortaklığın Ticaret Kanunundaki biçimlerden hangi biçimde olacağı, bütçe ileayrılan sermaye miktarının ne kadarının hangi ortaklığa verileceği yönününtakdiri ise plan uygulaması işidir ve yürütme yapacaktır. Çünkü iktisadîolayların akışında, koşullarının sık sık değişmesine, sosyal ve doğalolanaklara, yeni yeni beliren ihtiyaçlara göre karar alınması gerektir ki bunuancak olaylarla başbaşa olan yürütme yapabilir.
Ortaklığıngenel denetimi, ortaklık sözleşmesi kurallarına, ilgili kanunlara göreyapılacak, parlementer denetim ise Anayasa'da gösterilen usullere ve 44 sayılıKanunun 26 ncı maddesine göre icra edilecektir.
Bunedenlerle özel hukukun ortaklık biçimlerini, katılma ve idare koşularını,denetleme usullerini gösteren ÖZEL HUKUKUN VE KAMU HUKUKUNUN ilgilihükümlerinin 933 sayılı Kanunda tekrar edilmemesi hukuka ve Anayasa'ya uyarlıktaşır, aykırılık değil.
İ)933 sayılı Kanunun 2. maddesinin a ve b bentlerinin Anayasa'ya aykırılığısorunu :
2.maddenin birinci fıkrası şöyledir:
KalkınmaPlanı ve yıllık programlara uygun olarak yatırımların teşvik ve düzenlenmesimaksadiyle :
a) 6Ocak 1961 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa 28 Şubat 1963 tarihli ve202 sayılı Kanunla eklenmiş 3. maddenin 3. fıkrası aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir :
Yatırımindiriminin nispeti yukarıdaki fıkraya göre indirimden istifade edecek yatırımmiktarının azamî % 80 nidir. Bölgelere ve iktisadî faaliyet sektörlerine göreuygulanacak nispetler bu haddi aşmamak üzere yıllık programlarda belirtilir.
b)Yatırım mallarda ve hanı maddelerde gümrük vergi ve re-simleriyle ithaldenalınan diğer vergi ve resimler toplamında iktisadî faaliyet sektörlerine görekısmî veya tam muaflıklar ihdası veya bu vergiler ve resimler toplamının kısmenveya tamamen iadesi konuları, Bakanlar Kurulu kararnameleriyle düzenlenir.
Kararımızda(... yatırım indirimi sonuç olarak kanunla belirtilmiş bulunan vergi oranınınindirim uygulanacak ödevli bakımından değiştirilmesi yolu ile vergiden indirimyapılması anlamına geldiği gibi gümrükte alınan vergi ve resimlerin geriverilmesi dahi buların tümünden ya da bir bölümünden bağışık tutmaniteliğindedir. Anayasa Mahkemesinin şimdiye kadar vermiş olduğu birkaç kararda... vergi ve benzeri hükümlerin ödevli matrah, oran, tarh, tahakkuk ve alımyolları ile uygulanacak yatırımlar ve zaman aşımı gibi yönlerini yasa iledüzenlenmesinin Anayasa'nın 61. maddesi uyarınca zorunlu olduğu belirtilmiştir.Vergiden bağışık yada ayrı tutma yönlerinin dahi sayılanlar ölçüsünde önemlikonular olduğu kuşkusuzdur. Bundan ötürü bu yönlerin da yasa ile belirtilmişolması Anayasa'nın sözü edilen maddesindeki kural gereğidir. Kaldı ki...Gümrükten alınan vergi ve resimlere ilişkin bulunanlar açıkça, daha öncekiyasalarla düzenlenmiş olan yönlerin değiştirilmesi ya da kaldırılması içinBakanlar Kuruluna yetki verir niteliktedir. Yasalarla değiştirmek ve kaldırmakT. B. M. M. sinin görevleri arasındadır. Anayasa'nın 5. maddesi de bunundevrini yasaklamaktadır. Bu nedenlerle ikinci maddenin A ve B bentleriAnayasa'nın 61. maddesine... Gümrükten alınan vergi ve resimlere ilişkinbulunan B bendi kuralları da ayrıca 5 ve 64. maddelerine aykırı bulunmaktadır,iptali gerekir.) denmektedir.
Bugörüş ilk bakışta uygun görülmektedir. Fakat iptal edilen bentlerinmilletimizin iktisadî ve sosyal kalkınmasını sağlamak amacı ile hazırlanmış birplanın gerçekleştirilmesi amacını taşıdığı, bu amacın hangi sektörlerde ve ne suretlegerçekleştirileceğini belirten esasların 5 yıllık Kalkınma planındagösterildiği ve bu planın parlementer inceleme ve tasvip ile yürürlüğe girdiği,iktisadî kalkınmanın bütün hür milletler (İleri ve geri durumda ) için olduğugibi Türk Milleti İçin de hayati önem taşıdığı, Anayasal iktisadî sistemimizolan karma ekonomide özel sektörün emirle değil teşvik, kolaylaştırma ve yardımgibi devlet hizmet ve fedakârlıkları ile planını yön ve düzeyindeuygulanabileceği ve yurdumuzda özel sektörün kalkınmadaki payının % 47,5 olduğugözde tutulunca 2. maddenin iptal edilen hükümlerindeki mana değiştirmektedir.
2.Beş Yıllık Planın (2. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde takip edilecekpolitika) başlıklı kısmında 637. sahifesinde "... sanayi yatırımlarınınözellikle Kalkınma Planında öncelik verilen ve üretimi ihracata yönelmişsahalara yayılmasını sağlamak için yukarıda söz konusu edilen politikalara ekolarak vergi politikası sellektif bir şekil kullanılacaktır." denmekte veyine aynı planın 116. sahifesinde "özel teşebbüsün teşviki sorunun"başlıklı bölümünde de" fertlerin teşebbüs gücünü ortaya çıkarmağa vegeliştirmeye önem veren 2. Beş Yıllık Kalkınma Planının genel hedeflerinevarması, geniş ölçüde, özel teşebbüsün beklenen gelişmeyi göstermesinebağlıdır.
Özelsektörün öngörülen hedeflere varabilmesi için ilkeler;
l-Özel sektörün yatırımlarında kalkınma planının ekonomik ve sosyal ilkeleriçerçevesinde teşvik olunacaktır.
2-Özel sektörün teşviki ve yönlendirilmesi amacı ile geliştirilmiş bulunantertipler dağınıklıktan kurtarılacak, formaliteler basitleştirilecek veuygulamada hızlı işleyen aktif bir mekanizma kurulacaktır."
Builkeler, 933 sayılı Kanunun da ilkeleridir. B. M. M. özel sektör yatırımlarınınteşvikini planla öngördüğüne göre uygulama çerçevesi ve Planın sınırları içindeolacaktır.
Planınaynı sahifesinde "gelişmeler ve sorunlar" başlıklı bölümünde"teşvik tedbirleri ekonomik ve mali konularda genel nitelikteki veya bellişartlara uyan hallerde özel nitelikteki teşvik tedbirleriyle yatırım ve üretiminplan hedeflerine uygun şekilde geliştirilmesine yöneltilmiştir.
Yatırımindirimi, ihracatta vergi iadesi, hızlandırılmış amortisman sistemleriylegümrük tarifelerini ayarlamak ve bazı vergi ve resimleri taksite bağlamakusulü, vergi hukukumuza ithal edilerek, birinci beş yıllık plan döneminde özelkesimin plan ve plana uygun faaliyetlerini teşvik ve uygulanmaya başlanmıştır .
Buteşvik tedbirlerinden yatırım indirimi, gümrük vergi ve resimlerinintaksitlendirilmesi, ihracatta vergi iadesi daha yaygın bir uygulama alanıbulmuştur. Nitekim 1966 sonuna kadar müteşebbisin öz kaynaklarından karşılananl milyar 66 milyon lira çevresinde yatırım indirimi tedbirlerinden faydalanmışve 182 milyon lira çevresinde ithalâta bağlı vergi ve resim takside bağlanmıştır.Ayrıca sanayi ürünleri ihracatını teşvik amacı ile uygulanmakta olan ihracattavergi iadesi tedbiri dol ay-siyle 1964-1966 dönemi içinde yaklaşık olarak 115milyon lira vergi iadesi yapılmıştır."
Planın118. sahifesinde de (Sınaî mamul ihracatında uygulanmakta olan vergi iadesiusulü basitleştirilerek daha yaygın bir hale getirilecektir.) cümlesibulunmaktadır.
Kanımızodur ki bu esaslar plan uygulanırken ve uygulama kanunu olan 933 sayılı Kanundüzenlenirken planın, bu amaç, hedef ve politikasına elbette riayet edilecekti.Planda yer alan yatırım indirimi, vergi iadesi ve bu yollarla teşvikpolitikası, 933 sayılı Kanunu düzenleyen yasama organınca ele alınmış vekendisinin daha önce tasvip ettiği plan hükümleri, 933 sayılı Kanunun 2.maddesinin hükümleriyle kanunlaşmıştır.
Yatırımve gümrük indirimi gibi kanunun yürütmeye verdiği yetkilerle yapılan indirimlerhiç bir zaman vergi kanunlarım ilga ve değiştirme niteliğini taşımaz. ÇünküVergi Kanunları yürürlüktedir. Plan hedefleri dışında indirim hükümleriuygulanmamaktadır. İkinci maddede gösterilen koşullar gerçekleşincedir kiindirim hükümleri uygulanır. Yürütmenin yapacağı bu uygulamanın genel çerçeveside 2. maddede gösterilmiştir :
a)İndirim, Kalkınma Planı ile yıllık programlara uygun olarak yapılacaktır.
b)Yatırımlar teşvik ve ihracatı artırmak amacı ile uygulanacaktır.
Beşyıllık ikinci kalkınma planı ise bütçe derecesinde önem verilerek görüşülmeksuretiyle yasamaca tasvip edilmiştir.
MaliyeBakanlığı Gelirler Umum Müdür Müşavirlerinden bir zat Maliye Enstitüsünde 1968yılında verdiği konferansında bu hususta şu görüşleri açıklamaktadır:
(Vergisistemlerindeki çeşitli istisna ve muaflıklar, yatay ve dikey vergideğişiklikleri genellikle sosyal gayeler için kullanılan vergi teknikleridir.Verginin ekonomik fonksiyonu ise KEYNES VE BEVERIDG) in çok genel bir şekildebelirttiği gibi ekonominin vergileme yolu ile idaresidir... Genel vergipolitikası ve bu politikanın özel bir bölümünü teşkil eden teşvik edici vergipolitikası, devletin söz konusu hedeflere ulaşmak için kullandığı para, kredifiat politikaları gibi politikalarından biridir. Az gelişmiş ekonomileryönünden problem tamamen farklıdır. Az gelişmiş ekonomilerde teşvik edici vergipolitikasının başlıca hedefi bu ekonomilerin en önemli dar boğazını teşkil edentasarruf yetersizliğini ortadan kaldırmak ,toplam tasarruf hacmini artırmak vedolayısiyle sermaye birikimini hızlandırmaktır. Bu ekonomilerde uygulanacakteşvik edici vergi politikası tekniklerinin amacı, ekonomilerdeki toplamtasarrufu artırmak ve bu tasarrufları istenilen sektörlere kanalizeedebilmektir.
Otomatiktip :
Butip teşvik edici vergi politikası ve vergi politikasını uygulayan devletlerinmevzuatlarında teşvik edici faaliyetler ve teşvik metodları en inceayrıntılarına kadar önceden tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu şartlara uygungerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri başkaca bir incelemeye tabitutulmaksızın teşvik tedbirlerinin sağladığı avantajlardan faydalanırlar. Dahaaçık bir deyimle; teşvik politikasından faydalanacak kişilerin tespitinde vergiidaresine bîr takdir hakkı verilmemiştir. Mevzuatta tespit edilen şartlar haizolan herkes bu avantajdan otomatikman faydalanır.
Selektifstatü tipi;
Butip teşvik edici vergi politikası uygulamasında teşvik tedbirleri aynı şekildemevzuatta belirtilmiş olmasına rağmen bu avantajlardan yararlanacak kişi veteşekküllerin seçiminde vergi dairesine geniş yetkiler tanınmış bulunmaktadır.otomatik tipte mevzuatta belirtilen şartlan haiz olan her mükellefin teşviktedbirlerinin avantajlarından faydalanması mümkün olduğu halde selektif tiptebu idareye bir takdir yetkisi, bir seleksyin hakkı tanınmış bulunmaktadır.Vergi idaresi dilediği takdirde takdir hakkını kullanmak suretiyle mevzuattabelirtilen şartları haiz bazı mükelleflerin faydalanacakları teşvik tedbirleriavantajlarının tamamen veya kısmen kısıtlayabilir.
Türkvergi sisteminde teşvik edici vergi politikasının uygulamasına Cumhuriyetin ilkyıllarında başlanmıştır. 1927 yılında yürürlüğe konulan Teşviki Senayi Kanunu,teşvik edici vergi politikasının tipik uygulama örneğidir. Kanun, bünyesinde ogünün ölçüleri içerisinde çok ileri sayılabilecek bir çok hükmü kapsamakta idi.Örneğin Teşviki Sanayi Kanunu uyarınca, devlet sanayi müesseselerine bedavaarsa verebilmekte, yeni kurulacak sanayi tesislerini bina, arazi ve kazançvergilerinden, damga resminden, yine kazanç resminden, belediye ve mahallîidarelerin aldığı bir çok resimden muaf tutabilmekte idi... 1950 de gerekligelişmeyi başlatmak ve hızlandırmak amacı ile tarım sektörü gelir vergisidışında bırakılmıştır.
19/2/1963gün ve 202 sarılı Kanunla vergi mevzuatımıza girmiş bulunan yatırım indirimimüessesesi prensip olarak özel sektör yatırım amaçlarını gütmektedir. Yatırımindirimlerine ilişkin hükümlere göre ticarî sınaî, ve ziraî sahada yatırınıyapan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri kalkınma planına uygun olarak yaptıklarıyatırımlar sonunun belirli bir kısmını gerek yatırım yaptıkları işletmenin vegerekse ticari ve ziraî işletmelerin kazançlarından düşebilmektedirler.
Yatırımindirimi uygulaması :
Bilindiğigibi yatırım indirimi uygulamasında indirimi uygulamaya yetkili organ yönündeniki ayrı devre mevcuttur. 1963 yılından 15 Eylül 1967 yılına kadar olan devredeyatırım indirimi işlemleri geniş ölçüde Maliye Bakanlığı tarafından yürütülmüş,15 Eylül 1967 den sonra da uygulama 933 sayılı Kanunla Devlet Planlama Teşkilâtıiçinde teşekkül eden "yatırımları ve ihracatı geliştirme ve teşvikbürosunun sorumluluğuna verilmiştir.
a)Yatırım indiriminin 1963 yılı başından büronun kurulduğu 15 Eylül 1967 tarihinekadar olan uygulama döneminde toplam olarak 285 yatırım talebisonuçlandırılmıştır. Bu taleplerden 189 u olumlu karşılanmış ve toplam olarak1.850.628.266 lira tutarındaki yatırım, indirimden faydalandırılmıştır.
27/6/1963tarih ve 261 sayılı Kanun
261sayılı kanun, mamul mallarımıza ihraç gücü kazandırmak amacı ile bu mamullerin,teşvik edilecek ihraç malları fiyatlarına vergi, resim, harç ve benzeritesirler icra eden sair mükellefiyetler toplamım daha açık bir deyimle vergiyükünü bertaraf etmek maksadıyle Bakanlar Kurulana vergi iadesi yapmakyetkisini tanımıştır.)
Demekteve Gider Vergilen Kanunundaki ihracat muaflığını ve 6747 sayılı Şeker Kanunuile ihraç edilen şekerlerden alınmış olan istihlâk vergisinin iadesini veispirtolu içkilerin ihracı halinde vergilerin iadesini emreden 4250 sayılıKanunu zikretmektedir.
Görülmektedirki yatırımı teşvik, ihracaatı teşvik, sermaye birikimini teşvik etmek,ekonomimizin gelişmesi için zorunlu olduğu kadar Cumhuriyet devrinde vergimevzuatı olarak bir çok kanunlarla bu uğurda hükümler konmuş ve uygulamalaryapılmıştır. Bunların hiç birisi indirimin kimlerden, ne zaman ve ne şekildeyapılacağını tespit etmemiş, pek haklı olarak ekonominin doğrudan kollamaimkânına sahip olan yürütücüsü bulunan hükümete bırakmıştır. Bu kanunlardakiuygulamalara pratik vergi sistemine değil selektif vergi sistemine yerverilmiştir. İkinci Kalkınma Plânı da selektif vergi sistemini ön görmüştür.Yukarıda niteliği belirtilmiş olan sosyal ve iktisadi alanın çok sık değişenolaylarını donmuş vergi kural ve ölçüleri ile düzenlemek, istikametlendirmek,korumak ve teşvik etmek çok zordur.
Yürütme,vergi kanunları ile kendisine verilen görevi yaparken çok titiz hareket etmişve 1968 yılı programına bakılınca bunu görmek mümkün bulunmuştur.
Programmaddesi 38, 39 :
a)Kalkınma Plânı ve yıllık programlara uygun her nevi yatırımlar da indirimdenistifade edecek yatırım miktarlarının % 30 u,
b)Yine plânlara uygun zirai yatırımlarda indirimlerden istifade ede çek yatırımmiktarlarının % 40 ı,
c)Bölgeler arası gelişimin farklarını azaltmak amacı ile aşağıda isimleribelirtilen illerde (Gelişmemiş bölge) Kalkınma Planı ve yıllık programlarauygun her nevi yatırımlarda yatırım indirimi nispeti % 80 dir) dendikten sonragelişmemiş bölge olarak Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Erzincan,Gümüşhane, Hakkâri, Kars, Urfa gibi vilâyetler gösterilmekte ve bunlarıntoplamı 21 e baliğ olmaktadır.
Gümrükvergisinden indirim ve muaflığı sağlayan kanun ise 14/5/1964 tarih ve 474sayılı Kanundur. Bu kanun gereğince Bakanlar Kurulu memleketin sınaî gelişimiiçin gerekli olan malların ithalinde gümrük resminde ve bu arada İstihsalVergisinde, belediye hissesi gibi bazı resimlerde tüm olarak veya kısmî şekildeindirim yapabilir, yahulta bunları 5 seneyi geçmemek üzere taksitebağlayabilir. Bunun için sadece Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ile TicaretBorsaları Birliğinin mütalâasının alınması zorunluğu konmuştur. Bu kanunlahükümete verilen yetki, kanunların değişmesi niteliğinde olan gümrük tarifelerinispetlerinde veya usullerinde değişiklik yapmak yolu ile uygulanma biçimindedir.933 sayılı Kanunun ikinci maddesinin B bendi 474 sayılı Kanunun uygulamaalanını biraz daha genişletmiştir.
1969yılı program uygulamasına ilişkin kararın 48 ve sonraki maddelerinde gümrükvergi ve resimlerinden tüm olarak veya İstenilen kertede indirim yapması içinaşağıdaki koşular öngörülmüştür :
Uğurunaithal yapılan işin;
a)Yeni bir teknoloji getirmesi,
b)Yan sanayiin gelişmesine yardımcı olması,
c)İmalâtını dünya fiyatlarında imal etmek gücünde olması,
ç)Yerli ham maddeleri, mamul veya yarı mamul halinde ihraç gücüne sahip olması,
d)İthalât ikamesini sağlaması gerekmektedir, 1968 senesindeki muaflıklar şuşekilde düzenlenmiştir.
Gemisanayiinde %70 -100,
Gemiyapımında %100,
Ormanürünleri %70,
Kâğıtsanayii %80,
Ulaştırma%60-80,
Makine%100,
Gıda%70
Bütünbu indirimler ve çıkarılmış kanunlar, Türkiye ekonomisinin geliştirilmesi vekalkınma planlarında öngörülen amaçların gerçekleştirilmesi içindir. Yıllıkplanda yer almamış olan iktisadî yönlerde vergi indirimi uygulanmayacaktır.Bölgeler arasında geliştirmeyi denkleştirme görevi de bu indirimlerin vemuaflıkların kertelerini yerine göre ayarlamak yükümünü yürütmeye vermektedir.Bunun için uygulama selektiftir. Selektif uygulamayı Kanunla düzenlemek hemenhemen imkânsızdır.
Bugüniktisaden ve sosyal alanda çok ileri veya çok geri her devlet iktisadî vesosyal kalkınmayı bir plana bağlamıştır. Diktatöryel marksist rejimlerde özelsektör olmadığı için planın yürütülmesi kolaydır. Emirle düzenlemek kabildir.Demokratik rejimlerde ise özel sektörün kalkınmaya katılmasını sağlamak ancakyardım ve teşvikle olacağından her devlet de vergi indirimi, suretiyle bugereği yerine getirme yoluna gitmiştir.
Anayasa'nın61. maddesi verginin kanunla konulacağını bildiriyor. Malî bilimin ve vergi tekniğiningereği olan tüm veya bir kısım vergi indirimini kabul veya red eden bir hükümAnayasa'mızda yer almamıştır. Anayasa'nın 41 ve 129. maddeleri gereğincedevlete verilmiş olan görevlerin gerçekleştirilmesi amacı ile çıkarılmışbulunan belirli vergi indirimleri kanunları ve hükümleri yasamaca kabul edilmişve uygulaması da hükümete bırakılmıştır.
Çoğunluğundediği gibi "... Plan açısından hangi malların ya da işlerin yatırımindiriminden veya bağışıklığından yararlanabileceğini kanun saptayabilir."şeklinde bir görüşe katılmak çok zordur. Çünkü bazen indirim konusu bir malTürkiye'nin ihtiyacı olan bir veya iki fabrikanın makinelerinden ibaretolabilir veya belirli bir kuruluşun ihtiyacı olan eşyaya inhisar edilebilir. Bumakineler getirilmek ve eşya temin edilmekle ihtiyaç ortadan kalkar.Binaenaleyh bu kabil kalkınma ihtiyaçlarını kanunlarda tespit etmek gereksizolur. ihtiyaçlar kapandıktan sonra yeni kuruluşlar ve yeni teşebbüsler içindiğer cins makine ve eşyaya ihtiyaç duyulabilir. Bunlar ancak planı uygulamayamemur hükümetin eliyle sağlanabilir. Anayasa'dan önce çıkarılmış bulunan birplanlama kanunu olan 91 sayılı Kanunun birinci maddesi, Devlet PlanlamaTeşkilâtını hükümete bağlamıştır. Bu teşkilâtın özerk bir teşkilât olması vehükümetin elinde kalması için Temsilciler Meclisine yapılan teklifler red ilesonuçlanmıştır. Böylece 91 sayılı Kanun ile hazırlanışı, gerekçe ve görüşmesafhalarını yukarıda tespit ettiğimiz Anayasa'nın 129. maddesi hükmü birleşmişoluyor.
91sayılı Kanunun 2. maddesinde Devlet Planlama Teşkilâtının görevindenbahsedilirken (a) memleketin tabiî, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak veimkânlarının tam bir şekilde tespit ve takip ederek iktisadî ve sosyalpolitikayı ve hedefleri tayinde hükümete yardımcı olmak, özel sektörünfaaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uygun bir şekilde teşvik ve tanzimedecek tedbirleri tavsiye etmek.) hükümlerine yer vermekte ve böylece iktisadîve sosyal kalkınma politikasını tayin işi ile özel sektörün faaliyetleriniplana uygun şekilde teşvik ve tanzim işi hükümete bırakılmaktadır. Bu maddehâlâ yürürlüktedir. Anayasa'mızdan önce tedvin edilmiştir, ve yurdumuzdaKalkınma Planlaması bu Kanunla ele alınmıştır.
Kalkınmapolitikası ile hedeflerinin, teşvik ve tanzim tedbirlerinin tayininin hükümeteait olduğunu gösteren bir kanun mevcut iken onu sarahaten tadil etmedikçeplanın teşvik edici tedbirlerinden oları vergi indiriminin hangi işler ve hangiyerler için ne biçimde kullanılacağının 933 sayılı Kanunla düzenlenmesiniistemek, bu husustaki mevzuatımıza uygun düşmemektedir.
h)İkinci maddenin C bendinin ikinci fıkrası da iptal edilmiştir. Bu fıkra sanayibölgeleri ve turistik bölgeler tesis ve tanzim eylemek gerektiğinde istimlâklaryapmak görevinde olan yürütmenin tesis ve tanzim ettiği bölgelerde gerekli altyapı tesislerini yaptıktan sonra karma ekonomik icabı olarak bu bölgelerdesanayi tesisleri ve turistik yapılar kurmak isteyen özel teşebbüse bedeli vefaizi alınmak suretiyle devri yetkisini yürütmeye vermektedir. Çoğunluk buhükmü, gayrimenkul ünitelerinin devlet malı olması ve satın alacaklara birtakım ödevler yüklenmesi dolayısiyle onların hukuk alanlarına ve özellikle işgörme özgürlüklerine bir takım sınırlamalar getireceği için yasa koyucutarafından düzenlenmesi ve Sayıştay, dolayısiyle B. M. M. denetimindengeçirilmesi gerekeceği, fırsat eşitlerinin sağlanması gerekeceği ve bunların bufıkra ile düzenlenme iş bulunması dolayısiyle Anayasa hükümlerine aykırıdüşeceği görüşündedir. Özellikle bu gibi yerlerin hangi durum ve koşullarla,hangi nitelikteki kişilere verileceği, vade ve faiz oranlarının ne olacağı,öngörülen kullanma koşulları, yerine getirilmediğinde uygulanacak hükümler gibitemel kuralların yasa koyucu tarafından belirtilmemiş olması dolayısiyle iptaledilmiş bulunmaktadır. Halbuki görüşümüze göre bu maddede bu hükümlerin çoğubulunmaktadır.
a)Devredilecek gayrimenkuller sanayi veya turizm bölgeleri içindir. Bu yönü iletaşınmaz mallar sanayicilere veya turizm işletmecilerine devredilecektir.Değerleri ise taşınmaz mal değeri, artı alt yapı harcamalarıdır. Kalkınmayahizmet gayesi bulunduğuna göre devlet kârı düşünülmiyecektir. Maliyet miktarıdevredilenden alınacak miktardır. Böyle bir yürütme ve uygulama çerçevesivarken ve bütün devlet iktisadî düzeninde hususî hukuk hükümleri uygulanırken(istisnalar dışında) devlet malı olduğu öne sürülerek yeniden Kanunladüzenlenmesini istemek bir hukukî gerek değildir. Karara uygun olarak devirhususunda teferruat düzenlenmesi yapılsa ve şu vasıflan taşıyan, şu kadarsermaye, şu kadar güvence akçesi yatıran, şu kadar faiz ve vade ile borcunuödeyen ve şu koşullan yerine getirmeye söz veren kişilere devredilecektirdense, alt yapısı yerine getirilmiş, devletin büyük sermayeleri harcanarakkalkınma planı için gerekli ortam hazırlanmış ve büyük ümitler besleneniktisadî ve ekonomik turizm amaçlarına tahsis edilmiş olan bu taşınmaz mallarıalacak olanlar Kanunda öngörülen koşulları tüm olarak veya birini veyahut birkaçını yerine getirmeseler alt yapısı hazırlanmış olan alanın amacının gerçekleştirilmesimümkün olamıyacaktır. İktisadî kanunlarına, günün koşullarına göre kanundayeniden tadilât yapılacak ve fakat yeni kanun çıkıncaya kadar iktisadî koşullaryine değişecek, yeni engeller ve koşullar çıkacak ve böylece plan uygulamasıyapılamayacaktır. Uygulamanın gerektirdiği tedbirleri almak hususunda yürütmeyeyetki verilmesi, yukarıda açıklandığı gibi böyle çıkmazlara girmemek vegüçlüklere düşmemek içindir.
Memleketinödünç verme, vade ve faiz tayin etme işleri bankalar mevzuatı, ticaret hukukuve örfü ile bellidir. Geri kalmış bir bölgede böyle bir tesis yapılıyorsaikliminin şartları, sakinlerinin durumu, madenî vasıtalardan mahrum oluşudolayısiyle sermaye ya hiç gitmiyor veya çok nazlı gidiyorsa gerektir ki vadeuzun, faiz az olsun. Aksi takdirde oradaki bölge kalkınması gerçekleştirilemez.Hangi bölgede hangi işin ve hangi tesisin yapılacağını, günün ihtiyaçlarınasüre tayin etmek gerekliğine göre karardaki anlayışa uyulması halinde her bölgeve her iş için bir ödünç verme koşulları Kanunu çıkarılması gerekmektedir kibuna imkân yoktur. Bu hususta açıklanabilecek görüşlerimizin diğer kısımları dayukardaki diğer madde ve bentlerde açıklanmıştır.
i)Kanunun 2. maddesinin e bendindeki (mukaveleli personel çalıştırmak) cümlesi deAnayasa'ya aykırı görülmüştür.
MaddeninE bendinin birinci cümlesinde standart ve kalite kontrolü konularında tatbikatıgeliştirici tedbirleri almaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınıyor. Bu hükümAnayasa'ya aykırı görülmektedir. Bu kontrol hizmetinin icaplarına göre Devletpersonelinin yetişmediği alanlarda mukaveleli personel çalıştırılabileceği dehükümete yetki olarak verilmektedir.
Kalitekontrollerinin geliştirilmesi, planın uygulaması, ihracatın artırılması, içveya dış pazarın güçlendirilmesi uğrunda alınacak tedbirlerin gelişmesi içinnormal çalışma kadrosunun gücü üstünde bir çalışmaya ihtiyaç duyulacağı birgerçektir. Plan tedbirleri her yönde sürekli ve devlet işleri gibi üzün vadelideğildir. Ekonomik bir düzeyde veya bir bölgede herhangi bir işte kalkınmasağlanıncaya kadar bu kontrol sürecek ve sık sık yön ve yer değiştirdiği gibiihtiyaç duyulan uzmanlıklar da değişecektir. Tağşişin men'ine dair olan kanunlaTürk Standartları Estitüsü hakkındaki Kanunun gereği olan kontrol, süreklihizmet kontrolüdür. Yazılı Kanunlardaki kontroller devletin devamlı işi olduğuiçin onların sürekli hizmet sahibi memurlar eliyle yapılması uygun olur. Bununiçin de bunlar memur sınıfındandırlar. Halbuki plan uygulaması yönünden heralanda ve işte kısa veya biraz daha uzun süreli kontrolleri yapanlara duyulacakihtiyaç da hizmetler kadar kısadır. Bunun içindir ki mukaveleli kimselerçalıştırılacaktır. Çoğunluk, bu biçim hizmetlileri de Anayasa'nın 117.maddesinde yer alan devletin genel idare kurallarına balı asıl ve sürekli görevleryapan memurları gibi görmekte ve bunun için "asıl ve sürekli görevler desözleşmeli kişiler çalıştırılamazlar, bunun için fıkradaki "veyamukaveleli personel cümlesi" Anayasa'ya aykırıdır demektirler ki (e)bendinin ön gördüğü mukaveleli personel, sürekli devlet hizmetlerine munzamolarak hizmet verilecek kimseler olduğuna göre bu iptalde de isabetgörülmemiştir. Kaldı ki bu hizmetlerin hepsi memur niteliğinde kişilerdedeğildir. Taşıma, doldurup boşaltma gibi, sadece maddi güç isteyen hizmetlerdebunların arasında yer almaktadır. Bugün dahi devletin pekçok mukavelelihizmetlileri vardır ve bunlar memurlardan ayrı bir statüye tabidirler.
j)Kanunun üçüncü maddesinin A bendinde iptal edilmiştir. Bu bent hakkında ilerisürülen iptal gerekçesi için birinci maddenin A bendinin iptallerine ilişkinaykırılık görüşümüzün nedenleri aynen varittir. Bu nedenle tekrarındankaçınmaktayız.
Aynımaddenin B bendinin iptali :
Karar,bu maddenin iptalini de ikinci maddenin A ve B bentlerinin iptaline ilişkingerekçelerine dayandırıyor ki o gerekçelere karşı olan gerekçelerimizde aynımadde ve bentler dolayısiyle yukarıda açıklanmıştır.
Ayrıca,ihracatı teşvik sorunu, Türkiye'nin eski bir sorunu ve iktisadî problemlerindenbirisidir. Çünkü ihraç ettiğimiz inalların tümü, yakın zamanlara kadar tarımürünlerinden ibaret bulunmakta ve bunların dış pazarlardaki tutumu ise güçlüklealıcı bulmak durumunda idi. Ticaret dengemizin sağlanmasına duyulan ihtiyaçdolayısiyle ihracatın teşviki çalışmalarının sanayi mamullerine deşümullendirilmesi zorunluluğu doğmuş ve bunun baş koşulu ise dış piyasalardayeni pazarlar kazanmak ve bunları süresiz olarak elde tutmaktır. Kalkınmaplanlarının uygulandığı dönemlerde bu ihtiyaç bütün ağırlığı ile duyulmuştur.Bu amaçla 27/6/1963 tarih ve 261 sayılı Kanun çıkarılmış ve ihraç olunanmallardan bir kısmının dış fiyatını etkileyen vergi, resim harç ve benzerimükellefiyetlerin kaldırılması demek olan vergi iadesi yetkisi hükümeteverilmiştir. Bu kanun gereğince 1964 de 12, 1965 de 29, 1966 da 27, 1967 de 24milyon liralık vergi iadesi yapılmış ve ondan sonra da iptal edilen benzeri 933sayılı Kanunun 3. maddesi kabul olunmuştur. İhracatı teşvik için vergi iadesi,kanunlara dayandığı, uygulamasının Kalkınma Planındaki hedeflerle sınırlandığıiçin bu bendde de Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
k)933 sayılı Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrası, Başbakanlık emrinde kurulmasıÖngörülen "yatırımları ve ihracaatı geliştirme ve teşvik bürosuna, ilgilibakanlıklardan kendi kadroları ile memur alınarak çalıştırılmasının, bukadroların Başbakanlık emrine intikal etmesi sonucunu sağlayacağı ve halbukiBakanlık kadroları yasalarla düzenlenmiş olduğu için bu kadroların Başbakanlıkemrine intikalinin bakanlıklar kadrosunu tayin eden kanunların hükümetçedeğiştirilmesi demek olacağı ve yasa değiştirmesi niteliğindeki böyle bireyleme yetki veren fıkranın Anayasa'ya aykırı bulunduğu nedeniyle iptal edilmiştir.
4.maddenin birinci fıkrasında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda, 474 sayılıKanunda, 261 sayılı Kanunda öngörülen teşvik tedbirlerini uygulamakla görevliolmak üzere Başbakanlığa bağlı yatırımları ve ihracatı geliştirme ve teşvikbürosu kurulmuştur, deniyor. Fıkranın sarhatından anlaşıldığına göre bukanunları uygulayacak Maliye ve Gümrük Bakanlığı gibi bakanlıklara bu işlerdeçalıştırılmak üzere memur kadroları verilmiştir. 933 sayılı Kanunun 4.maddesinin birinci fıkrası ile de bu hizmetlerin yapılması ile Başbakanlıktakurulacak büro görevlendirmiştir. Belirli kamu hizmetini görecek bakanlıkdeğiştiğine göre o hizmetleri yapan memurların da yeni bakanlığa yaniBaşbakanlık emrine alınmaları doğal bir sonuçtur. İptal olunan 2. fıkra,hizmeti görecek Başbakanlığa kadronun verilmesinden ibaret bir hüküm taşır.Eski bakanlıklardan alınan hizmetin 933 sayılı Yasanın 4. maddesiyleBaşbakanlığa verilmesi yüzünden kadrolarının da Başbakanlığa intikali, işbukanunla düzenlenmiş ve böylece Anayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrasıhükmüne de uyulmuş bulunmaktadır.
YineAnayasa'nın 105. maddesi Başbakana bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamakgörevini de vermektedir. Bu nedenle iptal edilen ikinci fıkrada Anayasa'yaaykırılık bulunmadığı kanısındayız.
İ)Mahkememiz çoğunluğu, bütçeden ve dış yardım kaynaklarından mahalli idarelereaktarma işleminin koşulları ve yardım yapılacak idarenin nitelikleri yasa ilebelli edilmediğinden ve mahallî idare ile merkezi idare arasındaki karşılıklıbağ ve ilişkilerin Anayasa'nın 116/4. maddesi gereğince düzenlenmemişolduğundan ve denetleme işi yapılırken mahallî idarelere Anayasa'nın sağladığıhukukî duruma aykırı hareket edilebilmesi de mümkün bulunduğundan 933 sayılıKanunun 5. maddesinin birinci ve 3. fıkraları Anayasa'nın 5, 64 ve 116.maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiştir.
Anayasa'nın116/4. maddesi gereğince mahallî idarelerin kuruluşları, görevleri, yetkileri,maliye ve kolluk işleri, merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilişkilerikanunlarla düzenlenecektir. Mahalli idareler devlettin temel düzenleriiçerisinde ve 933 sayılı Kanundan çok önce mevcut ve bu nedenle 116. maddenin4. fıkrası gereğince düzenlemeler de yapılmış bulunmaktadır. Yoksa budüzenlemenin tümünü 933 sayılı Kanunda ve onun 5. maddesiyle yapmak mümkündeğildir. Devletin kuruluş ve çalışmasını sağlayan bir çok kanunlarla 116.maddede yazılı düzenleme yapılmıştır. Merkezle mahalli idareler budüzenlemelere .uygun olarak görevlerini yapmaktadırlar. 933 sayılı Kanunun 5.maddesiyle Anayasa'nın 116. maddenin son cümlesinde belirlenen (bu idareleregörevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanır) hükmü gereğince plânın mahalliidarelere yükleyeceği hizmetin gerektirdiği gelirlerin sağlanmasıdüzenlenmiştir.
Yardımkoşullarının mahalli idareye aktarılması ise genel bütçeden yapılmakta olandiğer yardımlar gibi olacaktır.
Mahalliİdarelerin plân uygulaması yönünden yapılacak yardım nedeniyle denetimi ise çokönceden saptanmıştır ve bu denetimin sının mahalli idareler için kanunlarladüzenlenmiştir. Plân uygulamasını düzenleyen 933 sayılı Kanun hiç şüphe yok kidevletin bütün kanunları ile beraber uygulanacaktır. Diğer kanunlarda hükümbulunduğu için 933 sayılı Kanunla tekrar düzenlenmeye mahal yoktur.
Taşınmazmallar verilmesi halinde o malların, plân amacına uygun biçimde kullanılıpkullanılmadığı hususunun denetlenmesi için mahalli idarelere bir takım ödevleryükletilmesi mümkün olmakla beraber bunun merkez idare ve mahalli idarelerinkarşılıklı bağ ve ilgilerini saptayan kanunlar dışında olacağını düşünmemekyerinde olacaktır. Kötü uygulamaların karşısında yargı denetimi yerinialacaktır. Bu nedenlerle belirtilen gerçeklere dayanılarak 5. maddenin ikincifıkrası hükmü de Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
m)Mahkememiz çoğunluğu 933 sayılı Kanun 7. maddesinin ikinci fıkrasını da iptaletmiştir.
7.maddenin biranca fıkrası Kalkınma Planının uygulanmasında özel ihtisas vekabiliyet isteyen belirli görevlere, meslek kıdemi ve müktesep maaş derecesihakkında aranılan şartlar dikkate alınmadan atama yapılabilmesi olanağınısağlamaktadır. Bu hüküm, hizmetin özelliği ve istisnai durumu dolayısiyleAnayasa'ya uygun görülmüştür. Bundan sonraki ikinci fıkra hükmü (bu atamalarlailgili esaslar, Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tespit edilir.) iptaledilmiştir. Gerekçesi ise Anayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrası kanunlatespit edilmesi gereken memura ilişkin hükümlerin kararname ile tespitine yetkivermesi ve böylece Anayasa'nın 5 ve 6. maddelerine aykırı hareket edilmiş olmasıdır.
Halbukimaddenin birinci fıkrası, plânlama görevinin önemi dolayısiyle belirlihizmetlerde meslek kıdemi ve müktesep maaş derecesi koşulları aranmaksızınatanma yapılabileceği prensibini kabul etmiştir. Bu fıkrada atanmanın sadecekadro ile maaşının müktesep hak teşkil etmeyeceği yazılıdır. O halde bumemurların kıdem derecelerine göre kadro maaşları ve terfilerine ilişkin diğerhükümler yürürlüktedir ve işleyecektir. Özel görevleri ortadan kalkınca bugörevin kadrosu ile maaşından alınacak ve memurin kanunu ile Personel Kanunuhükümlerine göre kazanması gereken maaş durumu tespit edilerek bir göreveatanacaktır. Genel kanunlarda bu yönler düzenlenmiştir. 7. maddenin birincifıkrasında (... görevlerine, meslek kıdemi ve müktesep maaş derecesi hakkındaaranılan şartlar dikkate alınmaksızın atamalar yapılabilir) dendiğine göre buatamalar devlet kadrosuna ve genel memurlar kanunu ile olacaktır. Kararname iledüzenlenecek kısım, genel statüye tabi memurun, plânda öngörülen kısa süreligöreve alınması işinin nasıl yapılacağı ve nasıl son bulacağı düzenlemesidir.Esasen memurların atanması işi, kanunlara göre yürütme tarafındanyapılmaktadır.
7.maddenin ikinci fıkrasının Bakanlar Kurulu kararnamesine bıraktığı esaslar,madde de sayılı bakanlıklar müsteşarlarının, müsteşar muavinliklerinin, dairebaşkan ve muavinlerinin, genel müdür ve muavinlerinin hangi ihtisas grubununolmalarının, hangi iş alanında çalışmış bulunmalarının gerektiği gibiesaslardır. Yani Personel Kanunu ile diğer memurlara ilişkin kanunların aradığıvasıf ve koşulların dışındaki Kalkınma Plânının uygulanması için aranan özelihtisas koşulları saptanacaktır. Bunda 117. maddenin ikinci fıkrasındaki hükmeaykırılık değil, uygunluk ve madde de öngörülen hizmetler gereklerininbelirtilmesi amacı vardır.
Kanunlarve bu arada Personel Kanunu, devlet çalışmalarının her eylem ve işlemini vealanının gerektirdiği her hizmetin koşullarını bütünü ile kapsayan hükümlerkoyamaz. Bu esasları, hiç şüphe yoktur ki atanmayı yapacak yürütme erkisaptayacak ve her ihtisas grubunun ne gibi vasıfları haiz olduğunu yürütmegösterecektir. Bu nedenlerle 7. maddenin ikinci fıkrasını da Anayasa'ya aykırıbulmamaktayız.
n)Mahkememiz çoğunluğu, Anayasa'nın 38. maddesinin uygulanması koşulunun, kamuyararı olduğunu ve kamu yararı kalmayınca 38. maddenin uygulama yeri dekalmayacağını, belli sürenin geçmesine rağmen istimlâk amacına uygun biçimdekullanılmamış olan taşınmaz malın eski malike iadesi gereğinin Anayasa'nın 36.maddesi hükmünden bulunduğunu ve bu nedenle 933 sayılı Kanunun aykırı hükümtaşıyan 9. maddesinin de iptali gerektiğini tespit etmiştir.
9.madde hükmü, ikinci maddenin C bendindeki sanayi bölgeleri ve turistik bölgelertanzimi için arazi istimlâki ve 5. maddenin 2. fıkrasında yer alan;gerektiğinde köy, kasaba ve şehirlerin müstakbel gelişme sahaları için arsaistimlâk amacı ile uygulanacaktı. 9. madde 6830 sayılı Kanunun 23. maddesininancak bu nedenlerle istimlâk yapılması halinde uygulanabileceğini öngörmekteidi, Plânlama dairesinin de diğer daireler gibi yukarıdaki nedenler dışındaistimlâk yapabilmesi mümkündür. Kuracağı iktisadi yapıtlar için, kendibürolarının yerleşeceği binaları kurmak amacı ile istimlâkte bulunması mümkünise de bunlarda iptal olunan 9. madde uygulanamayacaktı. Çünkü 9. madde ancaksınai ve turistik sahalar tanzimine ve mahalli idarelerin gelişme sahalarınayarar arsa tedariki amaçları için yapılan istimlâklerde 6830 sayılı Kanunun 23.maddesinin uygulanmasını öngörmüştür.
Buyönü ile 9. maddenin plânlama bakımından uygulama alanı belirli işlere münhasırbulunmakta idi. Bu işler yani 9. maddenin öngördüğü istimlâkler çok sermayeyeihtiyaç gösterdiği gibi sınai ve turistik bölge haline getirmek de büyüksermaye ve geniş zamana ihtiyaç gösterir. Kilometrekarelerce alanlar, sınai veturistik tesis için veyahut şehirlerin inkişaf bölgesi olarak ayrılabilir.Kuşku yoktur ki bu istimlâk olunan yerler yalnız bu günün ihtiyacı içinistimlâk edilmemiştir. 50, hatta 100 yılların ötesindeki ihtiyaçları öngörerekyapılan istimlâklerdir bunlar. Sınai bölge alanında fabrikalar kurulacak,atelyeler inşa edilecek ve onlardan önce alt yapısı inşa olunacaktır. Alt yapıtesislerinin kurulması dahi 5 seneye sığmaz. Alanların fabrika ve atelyelerledolmasına, otel ve moteller gibi turistik yapıtlarla bezenmesine 5-10 senedeimkân bulunamaz. Alt yapı kuruluşları bitirilmiş olsa dahi sınai ve turistikbölgelerin dolması yurdun iktisadî gelişmesine, sermaye birikimine, teknikilerlemeye bağlıdır. Bu kapsamdaki istimlâkler 6830 sayılı Kanunun 23. maddesindeolduğu gibi şu veya bu yapıt için, birkaç bina veya işe ait istimlâklerdeğildir. Bu istimlâkler Anayasa'nın 41. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen(... yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek) amacı ileyapılan istimlâklerdir. Uzak gelecekleri kapsayan, bir değil, birçokkuruluşları öngören, bugünün değil yarının ihtiyaçlarını gözde tutan biristimlâk türünü düzenleyen 933 sayılı Kanunun 9. maddesindeki istisna hükmünü6830 sayılı Kanunun 23. maddesindeki eylem ve işlemlerle bir görmekte isabetolması gerek.
Devlet,iktisadi kalkınma plânını ereğine ulaştırmak maksadiyle sınai ve turistikbölgeler, şehir ve kasaba gelişim sahaları için arazi ve arsa istimlâk edecek,yolunu, suyunu, elektriğini, kanalizasyonunu yapacak ve parselleyip sınai veturistik tesisler kuracak olanların talebine arzedecektir. Bu alanlar üzerindeparsel parsel fabrika, atelye, otel pansiyon, motel ve gazino gibi binalarınyapılması, seneler isteyecektir. 6 ncı senede istimlâk edilen arsa ve arazisiüzerinde istimlâk kastine uygun bir yapı kurulmadığını gören eski mal sahibi,alt yapı tesislerinin inşaası nedeniyle değeri çok artmış olan arsasını 6830sayılı Kanunun 23. raddesine dayanarak hemen geri almak isteyecektir. Bunusınai ve turistik tesisler dışında bir maksatla kullanabileceği gibi mezkurşehir ve kasabaların gelecekteki inkişaflarına ayrılan sahanın, tekrar kâramacını güden kimselerin ellerine geçmesine meydan verecektir. Böyle bir sonuçhiç şüphesiz istimlâkin amacına aykırıdır. Gelişme bölgelerine 23. maddeyedayanarak vaki olacak böyle bir girişin, kalkınma planını alt üst edecektir. 9.maddenin amacı, millet ve devlet ölçüsünde, bunların bugünü, yarını ve dahauzak gelecekleri ölçüsünde sonuçlara ulaşmaktır. Anayasa'nın 41. maddesiyledevlete verilmiş bulunan iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayıgerçekleştirmek ve yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklereyöneltmek görevinin yerine getirilmesi için böyle bir istimlâk yapmaya ihtiyaçgörülmüştür. Kamu yararı nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinin kişiye tanıdığımülkiyet hakkının sınırlanması bu maddenin öngördüğü bir sınırlamadır.Anayasa'nın 36. maddesi mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz, hükmünü taşıdığı için ve kamu yararı da 9. maddenin öngördüğü istimlâklerdegeri almaya müsait bulunmadığı için bu maddeye 933 sayılı Kanunda yerverilmiştir.
Bütünbu gerçekler ortasında basit kamulaştırmalar için uygulanan bir kanun hükmüesas tutularak ve 36. maddenin kişiye tanıdığı hakkın kamu yararı ile sınırlıolduğu gözetilmeksizin 9. maddenin iptaline de isabet görülememiştir.
38.maddenin 2. fıkrasında çiftçinin topraklandırılması, orman yetiştirilmesi,iskân projelerinin gerçekleştirilmesi için yapılacak kamulaştırma hükümlerindende bahsedilmektedir. Bu hizmetlerin hepsi zaman isteyen ve 9. maddeninöngördüğü gibi 5 senede ikmali mümkün olmayan işlerdir. Hele iskân projeleriningerçekleştirilmesi 40-50 sene ister. Demokratik rejim içersinde hiçbir kimsehazırlanan sahaya fabrika kurmaya, otel, motel inşa etmeye icbar edilemeyeceğigibi yurdun şu köşesinden kaldırıp belirli bir iskân bölgesine nakletmeye deimkân yoktur. Zor kullanamayacağına nazaran bu alanların amacına ulaşmasızamanla mümkün olacaktır. Bu nedenlerle 9. maddenin yürürlükte kalması zorunluidi, iptali boşluk yaratmıştır.
Karşıoyumuzun temeli;
Milletimiziniktisadî ve sosyal kalkınması, geri kalmışlıktan kurtulması işi, devletimizinbirinci sırada gelen işidir. Bu amaçla Anayasa hükümlerinin yukarıdabelirtilmiş olan ilke ve maddeleri tespit olunmuş ve amacın gerçekleştirilmesiile yatırımların toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltilmesi işleri,devlete ödev olarak verilmiştir. 42. maddesiyle de çalışanların insancayaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için iktisadî, sosyalve malî tedbirlerle çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemekle beraberişsizliği önlemek tedbirlerini almak da devletin görevleri arasına konmuştur.Bu ödev, yurt çapında olacak, toprağın verimlisi ile kıracında, iklimin sıcağıile soğuğunda, bilginin orta derecelisi ile çok geri olan köşelerinde, şehirsoğuğunda, bilginin orta derecelisi ile çok geri olan köşelerinde, şehirihtiyaçlarının karşılanabileceği yerlerle halâ elektriksiz kalmış bulunanbucaklarında gerçekleştirilecektir. Bunun için bilgiyi, teknik adamını, ustayı,sermaye sahibini, yurdun uçurum derecesinde birbirinden farklı olan herköşesinde çalıştırmak ve görevlendirmek gerekmektedir. Bütün bu görevleri,zorlayarak değil çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi ve çalışanlarıninsanca yaşaması koşullan içinde kalarak, sosyal, iktisadî, malî tedbirlere başvurarak, her işte çalışanı, iş gören ve işveren bütün kişileri kalkınma tenposuiçine alarak yürütmek tamamen hürriyet içinde olacaktır.
Planuygulanırken Devlet Anayasa'mn başlangıç ilkelerinden oları millî birliğigerçekleştirme amacını da yerine getirmeyi gözden uzak tutmayacaktır. Arazi veiklim farkları da çok belirgindir. Böyle olunca tedbirler değişik olacak, ayrıyerlerde ayrı uygulama yapılacaktır. Bu ortam içinde kalkında planıuygulamasını, Anayasa bilginlerinin öne sürdükleri görüşlerin, Anayasa'mızmhazırlanış çalışmaları sırasında belirmiş olan prensiplerin ve bunlara dayananAnayasa hükümlerinin birleştikleri (güçlü hükümet) den başka bir organın yerinegetiremeyeceği kuşkusuzca ortaya çıkmaktadır. Bu nedenledir ki 129. maddeninikinci fıkrasına (... Planın uygulanmasında .. gözetilecek esaslar... özelkanunla düzenlenir) hükmü konmuş ve bu hükümle esaslar dışındaki uygulama vedüzenleme, yasamanın tavsibine uğramış olan kalkınma planı ile bütün hukukortamı içinde yürütmeye bırakılmıştır. Bu imkân ortadan kaldırdığı, çok çabukkarar isteyen devletin baş işinde yürütmeyi hareketsiz hale getirdiği için 933sayılı Kanunun bazı hükümlerinin iptaline katılamamış bulunmaktayız.
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
KARŞIOY
I.Sözlü açıklama sorunu :
1-Dâva dilekçesi dâva konusunu yeterince ortaya koymuş ve yasanın uygulanmasınailişkin bir takım bilgilerin alınması da gereksiz bulunmuş olduğundan DevletPlanlama Teşkilâtının, işin ilgisi sayılarak, sözlü açıklamaları dinlenmeküzere çağrılmasının yeri yoktur. Böyle bir dinlemenin yararı ve işinincelenmesini ve karara bağlanmasını geciktirmekten başka sonucu olamaz,
2-Devlet Plânlama Teşkilâtının dinlenmesine karar verildiğine göre işin başilgilisi olan davacının da sözlü açıklama için çağırılması dengeli birincelemenin gereği idi. Oysa böyle bir zorunluk gözönünde bulundurulmayarakdinlenmenin gerekli olmadığına karar verilmiştir.
Sözlüaçıklamalara ilişkin olarak verilen 19/9/1968 günlü karara bu nedenlerlekarşıyım.
II.28/7/1967 günlü, 933 sayılı Kanunun biçim yönünden Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
l-Yasama meclisleri komisyonlarının kuruluşları dolayısıyle aykırılık :
933sayılı Kanuna ilişkin tasarının, yasama meclislerinin, Güven Partisikurulduktan sonra siyasi parti gruplarının güçleri oranında oluşan değişikliğinbünyelerine yansıtılmaması dolayısıyla Anayasa'nın 85. maddesine aykırı durumadüsen komisyonlarında incelenip görüşüldüğü işbu dâva sonunda verilen E.1967/41-K. 1969/57 sayılı ve 23. 24, 25/10/1969 günlü kararda da kabul edilmiştir.Onun için bu konuda başkaca açıklama gereksizdir. Ancak çoğunluk komisyonlarınbir içtüzük düzenlemesi olduğu, meclislerce kabul edilen kanunların sıhhatibakımından şart bulunmadığı ve bunların kuruluşlarına ilişkin hataların veusulsüzlüklerin kanunların Anayasa'ya aykırı sayılmalarını gerektirmediğigörüşünü ileri sürdüğünden yasama meclisleri komisyonlarının yasamaişlemlerindeki yerleri ve etkileri üzerinde durulmasında zorunluk vardır.
Anayasa'nınher kanun tasarı veya teklifinin mutlaka bir komisyon incelemesinden geçmesigerektiği yolunda bir kuralı doğrudan doğruya koyan hükmü yoktur. Ancak ikidurumda : Millet Meclisinin Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsememesihalinde; bir de bütçe tasarılarının incelenmesinde karma komisyon kurulacağıaçıkça belirtilmektedir. (Anayasa : Madde 92 ve 94) Bununla birlikte yasamameclislerinde komisyonlar bulunacağına ve kanun tasarı ve tekliflerinin bukomisyonlarda görüşüleceğine işaret eden dolaylı hükümler Anayasa'da yeralmıştır. Söz gelimi, 91. maddenin ikinci ve 92. maddenin beşinci fıkralarında"her iki meclisin ilgili Komisyonlarından ve yine 92. maddenin onuncufıkrasında Cumhuriyet Senatosunun kendisine gönderilen bir metni millet meclisikomisyonlarında ve genel kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süreiçinde" karara bağlayacağından söz edilmektedir.
Dikkatedilirse görülür ki Anayasa, ancak kanun tasan ve tekliflerinin her ikimeclisin bir karma komisyonunda incelenmesini gerekli kıldığı hallerde bunlarınkurulması biçimini içtüzüklere bırakamayarak kendisi düzenlemiş; bir de kanunteklifi getiren Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin mensubu olmadıklarımeclisin komisyonları karşısındaki durumlarının düzenlenmesini yine içtüzüklerebırakmayarak kendisi hükme bağlamıştır. Her iki meclisin ayrı ayrı kuracaklarıkomisyonlar Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi arasında anlaşmazlık konusuolamayacağından Anayasa'nın bunlar üzerinde durmamasını tabiî görmek gerekir.Öteden beri komisyonların yasama meclislerinin bölünmez parçaları oluşu vebunların çalışmalarının yasama işlerinin tabiî ve zorunlu bir evresini1teşkil edegelmesi karşısında Anayasa koyucudan bu konuda açık ve kesin birbuyruğun beklenmesi yerinde olmaz. Yakarıda da değinildiği üzere konuya dolaylıolarak dokunulmuştur ve bu dolaylı hükümler yasama meclisleri komisyonlarına vekanun tasarı ve tekliflerinin bu komisyonlarda görüşülmesi usulüne bir Anayasamüessesesi niteliği vermeğe yetmektedir.
Öteyandan Anayasa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve meclislerin çalışmalarınıkendi yaptıkları içtüzüklerin hükümlerine göre yürütmeleri kuralını dakoymuştur. (Madde 85/1) Yasama meclislerinin içtüzüklerinde komisyonlara,komisyon çalışmalarına, kanun tasarı ve tekliflerinin komisyonlara havalesineve buralarda görüşülmelerine ilişkin düzenlemelere önemle yer verilmektedir.
Yukarıdanberi kısaca değinilen hususlar gözönünde tutulursa yetkili komisyonlardangeçmeksizin veya usulünce kurulmamış yahut bünyesi Anayasa'ya aykırı birkomisyondan geçerek kabul edilmiş kanun tasarının, iptal nedeni olacak birbiçim eksikliği ile malul sayılması gerekliği sonucuna varılır.
Şuduruma göre 933 sayılı Kanun, tasarı halinde iken yasama meclislerininbünyeleri Anayasa'nın 85. maddesine uymayan komisyonlarında incelenmiş vegörüşülmüş olması dolayısiyle, Anayasa'ya aykırıdır ve bu nedenle iptaligerekir.
2-Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluşu dolayısiyle aykırılık :
Karardaaçıklandığı üzere 933 sayılı Kanuna ilişkin tasarı Millet Meclisi GenelKurulunda görüşülüp kabul edildiği sırada İçtüzük düzenlemesi niteliğindeki1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi kararlan uyarınca ve Türkiye İşçiPartisi grubundan üye alınmamak suretiyle kurulan Başkanlık Divanı görevlibulunmakta idi. Bu Başkanlık Divanının kuruluşuna dayanak olan iki karar dahasonra Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 günlü, E. 1967/6 - K. 1968/9 sayılı kararıile ve Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilmiştir. (18/9/1968 günlü, 13004sayılı Resmî Gazete.)
Çoğunluk1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi kararlarının, Anayasa'nın 152.maddesi uyarınca ancak 27/2/1968 gününde yürürlükten kalktığı; 933 sayılıKanuna ilişkin tasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülüp, kabuledilmesi sırasında 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi kararlarıyürürlükte bulunduğu için bunlara dayanılarak kurulmuş Başkanlık Divanınınhukukça geçerli olduğu; aksini düşünmenin Anayasa Mahkemesinin iptal kararınıgeriye yürür saymak olacağı ve bunun da Anayasa'nın 152. maddesine aykırıdüşeceği görüşündedir.
Şurada,önemi ve etkisi olmamakla birlikte, bir noktaya değinmek yerinde olacaktır.1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararlar aslında 27/2/1968 gününde değil, çok dahaönce 1966 1967 yasama yılının bitmesi ve Millet Meclisi Başkanlık Divanı için10/11/1967 günlü Millet Meclisi karariyle düzenleme yapılması üzerineyürürlükten kalkmıştır. Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 günlü kararı, artıkyürürlükte bulunmayan bir içtüzük hükmünün iptali niteliğini taşımaktadır.
1/11/1966ve 2/11/1966 günlü kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesinde iptal dâvasıaçılmamış olması ile açılıp da bunlar hakkında, yürürlükten kalkmalarındansonra iptal kararı verilmesi arasında, içtüzük düzenlemesi niteliğindeki ohükümlerin yürürlük dönemindeki hukuki değer ve etkileri bakımından, bir farkyoktur. Bütün sorun Anayasa Mahkemesine hiç gelmemiş veya gelip de çok sonraiptal edilmiş bu çeşit hükümleri, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'yaaykırılıklarını gördüğü halde hukukça geçerli ve uyulması gerekli kurallardansayıp sayamayacağıdır .
Olaylailgili çoğunluk görüşünden şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Ortada bir MilletMeclisi İçtüzüğü - Anayasa çatışması vardır. Ancak İçtüzük hükümleri, ilişkinoldukları dönemde, yürürlükte bulunduğu için, Anayasa kurallarına yeğ tutulmakve bunlara uyulmak gerekir. Aşağıda ayrıntılariyle ve Anayasa Mahkemesiningeçmişteki kararlarına da dayanılarak belirtileceği üzere böyle bir görüşe vesonuca katılmanın olanağı yoktur.
Anayasa'nın.84.üncü maddesinin birinci fıkrasına göre Meclislerin Başkanlık Divanları, omeclisteki siyasi parti gruplarının güçleri ölçüsünde Divana katılmaları ilekurulur. Bu Anayasa hükmü Anayasa'nın 8. maddesinde de belirtildiği üzereyasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayanbir temel hukuk kuralıdır.
Bukurala aykırı bir içtüzük hükmü tedvin edilmiş ve şimdi olduğu gibi, birdâvanın incelenmesinde hukuki dayanak olarak karşıya çıkmışsa Anayasa Mahkemesihükmü bir yana iterek, sorunu Anayasa kuralı uyarınca çözümleyecektir. AnayasaMahkemesi bu yolda davranmak zorundadır. Tersini düşünmek Anayasa MahkemesiniAnayasa kuralları ile değil, bir kanun veya içtüzük hükmü ile bağlamak olur.Böyle bir tutumun ise Anayasa'nın 8. maddesine aykırılığı; Anayasa'nınüstünlüğü ilkesinin korunmasını ne denli güçsüzleştireceği; bütün siyasi partigruplarının uyuşmaları halinde de Anayasa'ya aykırı davranışların nasıl hoşgörüile karşılanmasını gerektireceği ortadadır.
Nitekimbu çeşit durumlarda Anayasa Mahkemesi Anayasa'ya aykırı bir hükmü ihmal etmek;o hükme değil Anayasa kuralına uymak yoluna gitmiştir. Söz gelimi: Anayasa'nıniptal dâvasına hakkı olanları açıklayan 149. maddesinde (..... Türkiye BüyükMillet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasî partiler veya bunların meclisgrupları) ndan söz edilmekte; böylece bir siyasî partinin iki meclistenherhangi birindeki grubunun tek başına iptal dâvası açmağa hakkı bulunduğu hükmebağlanmış olmaktadır. Buna karşılık 44 sayılı, 22/4/1962 günlü Kanunun iptaldâvası açmağa yetkili olanlara ilişkin 21. maddesinin 4. sayılı bendinde(Siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi grupları) denilerek Anayasahükmü bir değişikliğe uğratılmıştır. 1964/26 esas sayılı dâvada, dâvayı açanınsadece bir siyasî partinin Cumhuriyet Senatosu grubu olması daloyısiyle dâvahakkı sorununun çözümlenmesi gerekmiş ve çözümlemede, Anayasa'nın 149.maddesinin açık ve kesin hükmü karşısında 44 sayılı Kanunun 21. maddesinin 4sayılı bendine uyulamayacağı belirtilerek Anayasa hükmü uyarınca bir sonucavarılmıştır. (1964/26-1966/1 sayılı, 13/1/1966 günlü karar - 31/5/1966 günlü12310 sayılı Resmî Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi : Sayı 4; Sayfa 16,17.)
1967/22esas sayılı işte de aynı tutum görülmektedir. Bu işin incelenmesinde iptalistemine konu olan işlemle ilgili Millet Meclisi karma komisyonunu oluşturanAnayasa ve Adalet Komisyonlarının ikinci toplantı yılı başında usulüncekurulduğu; daha sonra Güven Partisi Millet Meclisi grupu teşekkül ettiğindesiyasî parti gruplarının güçleri oranında kendini gösteren değişikliğin meclisfaaliyetlerine ve bu arada komisyonların bünyelerine yansıtılmasının sağlanmasıgerekirken bütün siyasî parti grupları temsilcilerinin Millet MeclisiBaşkanının başkanlığında yaptıkları bir toplantıda toplantı yılının başlamasınakadar komisyon üyeliklerinin aynen muhafazası hususunda anlaşarak güçlerioranındaki temsil hakkından vazgeçtikleri; durumun 14/6/1967 gününde 118. GenelKurul birleşimine sunulduğu ve itirazla karşılanmadığı için kesinleştiği tespitolunmuştur. Anayasa Mahkemesi, kararında, Anayasa'nın 85. maddesinin ikincifıkrasında İçtüzük hükümlerinin, siyasî parti gruplarının, meclislerin tümfaaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda düzenleneceğininyazılı bulunduğunu, bunun, aslında siyasî parti gruplarının meclislerin bütünfaaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını buyuran bir temel hukuk kuralıolduğunu ve yine Anayasa'nın 8. maddesi gereğince yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını ve kişileri bağladığını; bu kuralın siyasî partigruplarının uyuşmaları veya Mîllet Meclisi Genel Kurulunun kabulü ile bir yanabırakılamıyacağını belirterek ve komisyonların bünyelerini donduran İçtüzükdüzenlemesinin üçüncü toplantı yılının başlamasına kadar devamım kabuletmeyerek bu düzenlemeye değil Anayasa kınalına uymuş ve başvurma konusuişlemin iptaline gitmiştir. (1967/22-22 sayılı, 2/8/1967 günlü karar 25/10/1967günlü, 12734 sayılı Resmî Gazete.)
BuradaAnayasa Mahkemesinin, Anayasa'nın geçici 3. maddesi ve bu madde aracılığı ileMillet Meclisinde uygulanmakta olan içtüzük üzerindeki, yukarıda değinilenkararda yer alan görüşünü bir kez daha açıklamak yerinde olacaktır.
"Anayasa'nıngeçici 3. maddesinde yeni Anayasa'ya göre kurulan Türkiye Büyük MilletMeclisinin, Millet Meclisinin ve Cumhuriyet Senatosunun toplantı ve çalışmalarıiçin, kendi İçtüzükleri yapılıncaya kadar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27Ekim 1957 gününden önce yürürlükte olan İçtüzüğü hükümlerinin uygulanacağıyazılıdır. Yeni İçtüzükler yapılıncaya kadar meclislerin çalışmalardankalmamaları için verilen bu imkânın İçtüzüğün Anayasa ile bağdaşmayanhükümleriyle birlikte harfi harfine uygulanacağı anlamında değerlendirilipgenişletilmesi düşünülemez. İçtüzük hükümleri ancak Anayasa kuralları ilesınırlı olarak ve o kurallara uyarlıkları oranında bir uygulama yeri bulabilir,içtüzükte öngörülmemiş Anayasa'nın getirdiği yeniliklere ilişkin konularda veyaİçtüzüğün Anayasa ile çelişen hükümlerinde Anayasa'ya uyar bir uygulama yolununtutulması gereklidir. Aksine bir görüş İçtüzüğü Anayasa'ya eşit, hattaAnayasa'dan üstün tutmak olur. Böyle bir görüşün sakatlığı ise tartışılmayacakkadar ortadadır.
"Esasenİçtüzük konusunda uygulamalar hep İçtüzüğün 'öngörmediği veya Anayasa ileçelişmeye düştüğü hususlarda Aanayasa'ya uygun bir yön izlemiştir. Birkaç örnekvermek gerekirse şunlar ileri sürülebilir: Anayasa'ya göre (Madde 85/2) siyasîparti grupları en az on üyeden meydana gelir. İçtüzükte ise sayı ile sınırlamayoktur. (Madde 22/2-12/2/1954 günlü İçtüzükle değişik) Bu konuda tabiatiyleAnayasa'ya uyulmaktadır. Bütçeyi inceleyerek Komisyonun Anayasa'da Öngörülenbünyesi (Madde 94/2) İçtüzüktekinden (Yukarıda değinilen madde) farklıdır.Komisyon Anayasa'ya göre kurulmaktadır. İçtüzüğün Cumhurbaşkanının nutkuna,kanunların yorumlanmasına ilişkin hükümlerinin (10., 11., 124. ve 125.maddeler) uygulama yeri kalmamıştır; uygulanmamaktadır. İçtüzükte siyasî partigruplarının Meclisin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarınısağlıyacak hükümler öngörülmemiştir. Oysa komisyonlara üye seçilmesi bu kuralagöre yapılmaktadır. Hatta Güven Partisinin kurulmasıyla kuvvetler oranınındeğişmesi üzerine komisyonların bünyelerinde değişiklik yapılmak konusu elealınmış; ancak bu iş parti gruplarının anlaşmaları ve "Meclis GenelKurulunun, tasvibi ile üçüncü toplantı yılının başına bırakılmıştır. Buörnekleri daha da çoğaltmak mümkündür."
BuradaAnayasa Mahkemesinin henüz yayımlanmayan 1969/24 - 50 sayılı, 30/9/1969 günlükararına da kısaca değinerek konuya ilişkin kararlardan örnekler verme işininbitirilmesi yerinde olacaktır. Mahkeme; 6831 sayılı Orman Kanununa bir maddeeklenmesine dair 1056 sayılı, 4/7/1968 günlü kanuna ilişkin tasarının MilletMeclisi Genel Kurulunda görüşülüp kabul edilmesi sırasında İçtüzük düzenlemesiniteliğindeki 10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararı uyarınca ve Türkiye İşçiPartisi grupundan üye alınmamak suretiyle kurulan Başkanlık Divanının görevlibulunduğunu; yürürlüğünü sürdürmüş olan düzenlemenin Anayasa'nın 84. maddesineaykırı düştüğünü; Başkanlık Divanının hukukça geçerli bir kuruluş olupolmadığını ortaya koymada Millet Meclisinin İçtüzük hükmü niteliğindeki10/11/1967 günlü kararının değil Anayasa'nın 84. maddesinin birinci fıkrasıhükmünün ölçülük edebileceğini saptamış ve 1056 sayılı Kanunun, Millet MeclisiBaşkanlık Divanının kuruluş biçimi dolayısiyle, şekil yönünden iptalinegitmiştir.
Bütünbu açıklananlarla varılmak istenen sonuç şudur : 933 sayılı Kanuna ilişkintasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesini ve karara bağlanmasınıyöneten Başkanlık Divanının hukukça geçerli bir kuruluş olup olmadığınıaraştırmak ve doğru bir sonuca varabilmek için ele alınacak ölçü Millet Meclisininİçtüzük düzenlemesi niteliğindeki 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararları değilAnayasa'nın 84. maddesinin birinci fıkrası hükmüdür. Millet Meclisinin ikikararı; 27/2/1968 gününde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden dolayı değilaslında 84. madde ile çeliştiği için Anayasa'ya aykırıdır ve böylece hukukî birölçü yerine geçme niteliğinden yoksundur. Dayanak olarak ele alınmasıdüşünülemiyeceği gibi, şu duruma göre de, bir Anayasa Mahkemesi kararınıngeriye yürütülmek istenmesinden söz edilemez.
Yukarıdadeğinilen ölçüye vuruldukta söz konusu Başkanlık Divanının Anayasa'ya aykırı vebu nedenle de hukukça geçerli sayılamıyacak bir kuruluş olduğu ortaya çıkar.933 sayılı Kanuna ilişkin tasarının görüşülmesi sırasında Millet Meclisi GenelKurulunu böyle bir divanın yönetmesi ile, Genel Kurulun divansız çalışmasıarasında fark yoktur. Başkanlık Divanı olmayınca da bir Millet Meclisi GenelKurulundan söz edilemez; bu sadece gelişigüzel bir toplanma hali olur. Böylebir toplanmada görüşülen ve kabul edilen kanun tasarısı ise iptal nedeni olacakbir biçim eksikliği ile malûl sayılmak gerekir. Onun içindir ki 933 sayılıKanunun Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi dolayısiyle de şekilyönünden iptali gereklidir.
3-Sonuç :
933sayılı Kanunun, gerek kuruluşları Anayasa'nın 85. maddesine uymayankomisyonlarda görüşülmüş olması gerekse Millet Meclisi Genel Kurulundagörüşülüp kabul edilmesi sırasında Başkanlık Divanının Anayasa'nın 84.maddesine uygun biçimde kurulmamış bulunması dolayısiyle şekil yönünden iptaligerekirken aksine karar verilecek işin esas yönünden incelenmesine geçilmesineyukarıdanberi açıklanan nedenlerle karşıyım.
III.933 sayılı Kanunun 2. maddesinin D bendindeki çeşitli yasalarda yer alan hertürlü yatırımlara ilişkin ruhsat formalitelerini ahenkleştirmek veçabuklaştırmak için gerekli tedbirleri, icabında kararnameler çıkararak almakyetkisini Bakanlar Kuruluna tanıyan hükmün Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
Bubent hükmü; Umumî Hıfsısıhha Kanununda, İş Kanunlarında, Mahallî idarelerKanunlarında ve öteki mevzuatta yer alan her türlü yatırımlara (Ezcümle sanayikuruluş ve işletmesine) ilişkin ruhsat formalitelerdi ahenkleştirmek,çabuklaştırmak ve yetkili mercileri bir arada çalıştırmak için gereklitedbirleri, icabında kararnameler çıkararak almak üzere Bakanlar Kurılunuyetkili kılmaktadır.
Görülüyorki yetki, Bakanlar Kurulu kararnameleriyle;
a)Yasalardaki ruhsat formalitelerini ahenkleştirme
b)Yasalardaki ruhsat formalitelerini çabuklaştırma
c)Yetkili mercileri bir arada çalıştırma olmak üzere üç bölümdür.
"Yetkilimercileri bir arada çalıştırmak" deyimiyle bir çeşit koordinasyonunöngörüldüğü anlaşılmaktadır. Böyle bir tedbirin alınabilmesi içinde yasalarındeğiştirilmesine gidilmesi söz konusu olamayacağından 933 sayılı Kanunun 2.maddesinin D bendinde Bakanlar Kuruluna tanınan yetkinin bu bölümü üzerindedurulmayacaktır.
Çeşitliyasalarda yer alan her türlü yatırımlara, özellikle sanayi kuruluş veişletmelerine ilişkin ruhsat formalitelerini ahenkleştirmek zorunluğugenellikle yasalardaki ruhsat formaliteleri hükümleri arasında uyumsuzlukbulunmasından doğar ve ancak birbiriyle uyuşamayan hükümlerin değiştirilmesi vetek biçime sokulması yoliyle uyum sağlanabilir, öyle ise hüküm, BakanlarKuruluna kararnamelerle yasa kurallarında değişiklik yapmaya varabilecekgenişlikte bir yetki tanımaktadır.
"Ruhsatformalitelerini çabuklaştırmak" ya gelince : Gecikme yasa hükümlerindendeğil de uygulamalardaki tutumdan ileri geliyorsa aksaklık olağan idarîtedbirlerle giderilebilir ve özel bir yasa yetkisini gerektirmez. Gecikmeninnedeni yasalarda yazılı süreler ve işlemler ise bunlar kısaltılmadıkça vesadeleştirilmedikçe çabuklaştırma sağlanamaz.
Yasalardayazılı süreleri kısaltma, işlemleri sadeleştirme ve böylece yasa kurallarınıdeğiştirme yetkisinin Bakanlar Kuruluna tanınamıyacağı da ortadadır. 933 sayılıKanunda, on üç hükmünün hemen hemen aynı nedenlerle iptal edilmesinden deanlaşılacağı üzere, Bakanlar Kuruluna olağan yetkileri sınırını aşan veAnayasa'ya aykırı bulunan yetkiler tanınması eğiliminin ağır basmakta oluşu da"çabuklaştırma" hükmünün konuluş ereğine ayrıca ışık tutacakniteliktedir.
Özetlenecekolursa : 933 sayılı Kanunun 2. maddesinin D bendindeki hüküm Anayasa'nın 4., 5.ve 64. maddelerine aykırıdır; iptali gerekli iken çoğunlukça Anayasa'ya uygungörülmüştür. E. 1967/41 -K. 1969/57 sayılı, 23, 24 ve 25/10/1969 günlü kararınbu bölümüne de yukarıda yazılı nedenlerle karşıyım.
Üye
Avni Givda
Yukarıdakikarşıoy yazısının 1/2. II. ve III. bölümlerine katılıyorum.
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOYYAZISI
Anayasa'nın84. maddesinin birinci fıkrasında "Meclislerin Başkanlık Divanları, omeclisteki siyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde divana katılmalarımsağlayacak şekilde kurulur." denilmektedir. Bu hüküm, Anayasa'nın 8.maddesi uyarınca Yasama Meclislerini de bağlayan temel bir hukuk kuralıdır.
BaşkanlıkDivanlarının kuruluşu meclislerin içtüzüklerinde ya da içtüzük niteliğindesayılabilecek kararlarında anılan hükme aykırı bir biçimde düzenlenmiş olursabir iptal dâvasında Anayasa ve içtüzük hükümlerinden hangisinin geçerlisayılacağı sorununu çözümlemek zorunluğu meydana çıkacaktır. Bu durumda,Anayasa Mahkemesi, İçtüzük hükmünü değil Anayasa kuralını üstün tutmakzorundadır. Aksini düşünmek daha açık bir deyimle içtüzük hükmünü geçerlisavmak Anayasa'nın üstünlüğü ilkesini bir tarafa itmek anlamına gelir ki bununAnayasa'nın 8. maddesi ile bağdaşır bir yanı yoktur.
BaşkanlıkDivanının kuruluşundaki sakatlığın bir iptal nedeni olacağı Mahkememizin henüzyayınlanmış olmayan esas 1969/24 karar 1969/50 sayılı ve 30/9/1969 günlükararında daha ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Dâvakonusu 933 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında. MeclisBaşkanlık Divanı Anayasa'nın 84. maddesine uygun bir biçimde kurulmuşbulunmadığından söz kokusu Kanunun önce bu yönden iptal edilmesi gerekir.
Çoğunluğungörüşüne bu nedenlerle karşıyım.
Üye
Muhittin Taylan
SayınMuhittin Taylan'ın karşı oyuna katılıyorum.
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
KARŞIOYYAZISI
l-Meclis ve Senato Komisyonlarının, Güven Partisinin kuruluşu üzerine, yenidenkurulmaksızın inceleme yapılmış olması sorunu: Anayasa'nın 85. maddesinin 1.fıkrası T. B. M. M. ve meclislerin çalışmalarını, kendi yapacakları İçtüzükhükümlerine göre yürüteceklerini bildirmektedir. Gerek bu hükme gerekseAnayasa'nın aşağıda açıklanan diğer hükümlerine göre Meclis çalışmalarıarasında Komisyon faaliyetlerinin de dahil olduğu anlaşılmaktadır.
FilhakikaAnayasa'nın 91. maddesinin 2. fıkrasında üyelerin kendi kanun tekliflerini heriki meclisin ilgili komisyonlarında savunabileceklerini açıklanması ve 92.maddesinin 5. fıkrasında her iki meclisin ilgili komisyonlarından seçileceküyelerden bir karma komisyonun kurulacağının emredilmesi Anayasa hükümlerince94. maddede kurulacağı emredilen özel nitelikteki komisyondan başka çeşitlisahalara ait diğer komisyonların da mevcudiyeti kabul edilmiştir. 92. maddenin10. fıkrasındaki "Cumhuriyet Senatosu kendisine gönderilen bir metniMillet Meclisi Komisyonlarında ve Genel Kurullarındaki görüşme süresini aşmayanbir süre içinde karara bağlar" şeklindeki hüküm ile de kanun tasarılarınınMillet Meclisinden önce ilgili komisyonlarında görüşüleceği esası prensipolarak kabul edilmiş bulunmaktadır.
Anayasa'nınaçıklanan bu hükümleri karşısında bu komisyonların vücudundan vazgeçilemezkomisyonlar oldukları da anlaşılmaktadır. Aksi görüşün kabulü halinde 92.maddenin 5. fıkrasında emredilen karma komisyonun kurulmasına da imkân kalmaz.Zira bu fıkrada (Her iki meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşitsayıdaki üyelerden bir karma komisyon kurulacağı) emredilmektedir. ilgilikomisyonların Anayasa'da isimleri açıkça sayılmayıp da içtüzükle belli edilmişolması bu komisyonların Anayasa ile öngörülmüş komisyonlar olmadıklarını ifadeetmez. Esasen bu komisyonlar gerek Anayasa'da gerekse içtüzüklerde gösterilmişolsunlar fikirlerinin meclislerce kabulü zarurî olduğu hakkında bir hükümmevcut değildir. Bu yönden aralarında bir fark görülemez. Bu itibarla bukomisyonların bir içtüzük kuruluş veya bir Anayasa kuruluşu şeklinde birayırmaya tabi tutularak bazılarının vücudundan vazgeçilebilir bazılarının isevazgeçilemez olduğunun kabulü Anayasa'ya uygun düşmez. İlgili komisyonlarınAnayasa'da isim ve miktarlarının açıklanmamış olması da onların durumlarınıdeğiştirmeğe vesile olamaz. Açıklanan Anayasa hükümleri karşısında Anayasakoyucunun ilgili komisyonlardan bahsederken en azından Anayasa'nın kabuledildiği zamanda Parlemento hayatımızın gelenekleri olarak kurulmuş olankomisyonları kastetmiş olduğunun kabulü gerekir.
Ötedenberi Parlemento faaliyetleri anlayışımızın da bu yolda olduğu görülmektedir.Meclis İçtüzüğünün 22. maddesinde bu komisyonların isim ve miktarları belliedildiği görülmektedir ve keza 66. maddesinde de gelen lâyihaların ilgilikomisyonlara havale edileceği yazılı bulunduğu gibi Senato İçtüzüğünün 23.maddesi hükümlerine göre gelen tasan tekliflerinin ilk önce ilgili komisyonlarahavale edilerek oralarda tetkik edildikten sonra genel kurula gönderilmekteolduğu anlaşılmaktadır. Esasen ihtisasa taallûk eden bir çok kanuntasarılarının Meclis müzakereleri sırasında iyice tetkik edilerek olgun birhale getirilmesi beklenemez. Kanunların konularına ait hususlarda bütünihtiyaçları karşılayabilecek mükemmelliyette yapılabilmesinde komisyonçalışmalarının büyük faydalar sağladığında tereddüt edilemez. Bu nedenlerlekomisyon faaliyetleri kendilerinden vazgeçilmesi doğru olmayan Meclisçalışmalarıdır.
Komisyonlarınniteliğine gelince: Anayasa'nın 85. maddesi hükmünce komisyonların, SiyasîParti Gruplarının meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranındakatılmalarını sağlıyacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Güven Partisininkurulması üzerine Meclis ve Senato Komisyonlarının kuruluş biçimi, Siyasî PartiGruplarının meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarınısağlıyacak bir düzende olmaktan çıkmıştır. Bu durumda sözü geçen komisyonlarınderhal Anayasa'nın 85/2. maddesinde açıklanan şekle uygun bir hale getirilmesigerekirken bu yapılmadığından ortada Anayasa'nın istediği şekilde komisyonlarınmevcut olduğu kabul edilemez.
Yukardanberi açıklanan esaslara göre komisyon faaliyetleri Meclis çalışmalarındavazgeçilemez faaliyetler olup Güven Partisinin kurulması üzerine Meclis veSenato Komisyonlarının kuruluş biçimleri Anayasa'ya uygun bir hale getirilmemişbu itibarla mevcudiyetleri kalmamıştır. Bu nedenle de Anayasa'ya uygunkomisyonların incelemesine tabi tutulmadan kabul edilmiş olan dâva konusukanunun Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle iptali gerekir. Çoğunluğun bu hususuiptal sebebi saymayan görüşüne katılmıyorum.
2-Ruhsata ilişkin işlemlerin ahenkleştirilmesi ve çabuklaştırılması sorunu : Dâvakonusu kanunun 2. maddesinin D bendi şöyledir : (Madde 2 - Kalkınma Planı,yıllık programlara uygun olarak yatırımların teşvik ve temini maksadıyla :
D)Umumî Hıfzıssıhha Kanunu, İş kanunları, mahallî idareleri kanunları ile diğermevzuatta her türlü yatırımları, (Ezcümle sanayi kuruluş ve işletilmesine) aitruhsat formalitelerini ahenkleştirmek, çabuklaştırmak ve yetkili mercileri birarada çalıştırmak için Bakanlar Kurulu gerekli tedbirleri, icabındakararnameler çıkararak alır.)
Bubent hükmü İle Kalkınma Planı ve yılık Programlara uygun olarak yatırımlarınteşvik ve temini maksadiyle, ruhsat formalitelerini ahenkleştirmek,çabuklaştırmak için Bakanlar Kuruluna kararnameler çıkararak gerekli tedbirlerialma yetkisi verilmektedir. Ruhsatların gerek verilme şekilleri ve mercileri,gerekse müddetleri gibi hususlar ilgili kanunlarda gösterilmiştir. İptal konusuhüküm ile adı geçen kanunlardaki (Formaliteleri ahenkleştirmek veçabuklaştırmak) dan bahsedildiğine göre, bu kanunlarda yer alan ruhsatformalitelerinin ve müddetlerinin kararname ile değiştirilmesi için BakanlarKuruluna yetki verilmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ahenkleştirme tabirinin,kanunla muayyen mercilere verilmiş olan ruhsat verme yetkisinin birinden alınıpdiğerine verilmesi veya bir elde birleştirilmesi yetkisini, kapsayabileceğigibi, çabuklaştırılması teriminin kanunlarda gösterilmiş olan müddetlerin,kısaltılması yetkilerini dahi kapsayabileceği meydandadır. Halbuki bir kanunundeğiştirilmesi Anayasa'nın 64. maddesi hükmünce T. B. M. M. ait yasamayetkilerinden olup 5. madde hükmünce de yasama yetkisi devredilemez. Bunedenlerle dâva konusu bu hükmün Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle iptaligerektiğinden bu hususa ilişkin dâvanın reddi kararına muhalifim.
3-933 sayılı Kanunun 4. maddesinin 2. fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı sorunu :Dâva konusu kanunun bu fıkrasında yer alan, "Başbakanlığa bağlı olarakkurulan büroda ilgili bakanlıklardan yeteri kadar personel kadrolarıylaçalıştırılır" hükmü, kendi kanunlarıyla ilgili bakanlıklara verilmiş olankadrolarda çalışan yeteri kadar personelin, kadrolarıyla bu bürodaçalıştırılmasını emretmektedir. Binaenaleyh kanunlarla ilgili bakanlıklaraverilmiş olan kadrolarda çalışan personelin bir kısmının kadrolarıylaBaşbakanlığa bağlı olarak kurulan bu büroda çalıştırılması yine bir kanunlakabul edilmiş durumu mevcuttur. Bu itibarla burada Bakanlar Kurulunun idarîişlemiyle kadrolara ilişkin yasa hükümlerinin değiştirilmiş olacağı bahiskonusu değildir. Bu nedenlerle kararda yer alan dâva konusu bu hükmünAnayasa'ya aykırı olduğu yönünden iptali görüşüne katılmıyorum.
4-933 sayılı Kanunun 9. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu : Karardaçoğunluğun görüşü, kamulaştırılan malın kamulaştırmanın amacı bulunan işe uygunbir süre içinde ayrılmamış olması durumunda malın eski malikine geri verilmesibir Anayasa buyruğudur. Dâva konusu madde hükmü böyle bir geri vermeyiönlediğinden ötürü Anayasa ile çelişmekte olduğundan iptali gerekir, şeklindeözetlenebilir.
Dâvakonusu 933 sayılı Kanunun 9. maddesi, (Bu kanunun 2/c ve 5. maddesi gereğinceyapılan kamulaştırmalarda 6830 sayılı istimlâk Kanununun 23. maddesi hükmüuygulanmaz), şeklindedir.
Bumaddede sözü geçen istimlâk Kanununun 23. maddesinde (istimlâk bedelininkatileşmesi tarihinden itibaren beş sene içinde istimlâk maksadına uygunherhangi bir tesisat yapılmayarak gayrimenkul olduğu gibi bırakılırsa malsahibi veya mirasçısı istimlâk bedelini ödeyerek gayrimenkulu geri alabilir.
Doğmasındanitibaren bir sene içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer ve idaregayrimenkule dilediği gibi tasarruf eder) denilmektedir.
Anayasa'nın36. maddesi ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu ve buhakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceğini ve mülkiyethakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağını bildirmiş ve 38.maddesiyle de : Devlet veya kamu tüzel kişilerine, kamu yararının gerektirdiğihaller de gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunantaşınmaz malların kanunda gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırma yetkisiverilmiş bulunmaktadır. Ancak sözü geçen maddede bu kamulaştırmanın hukukîsonuçlarının ne olduğuna işaret edilmemiştir. Bu nedenle bu yönün hukukun umumîesaslarına göre tayini gerekmektedir.
Anayasa'nın38. maddesiyle tanınan kamulaştırma yetkisi, mal sahibinin rızasınabırakılmaksızın malının elinden alınması yetkisini ifade eder ki, bu yetkininkullanılması mülkiyet hakkıma bir sınırlaması değil, ıskatı hukukî sonucunudoğurur. Bu cihet nazari sahada da bu şekilde ifade olunmaktadır. Zira, MedenîKanunun 633. maddesi hükümlerince kamulaştırma, kamulaştıran yararına mülkiyethakkı bahşeder. 643. maddesi de kamulaştırma ile mülkiyetin ne şekilde zayiolacağını göstermiştir. (Bu maddenin son fıkrası yoluyla istimlâk Kanununun 17ve 19. maddeleri hükümlerince istimlâk bedelinin ödenmesi üzerine kamulaştıranlehine tescil ile malikin mülkiyet hakkı zayi olur).
Şuhukukî esaslara göre kamulaştırmanın hukukî sonucu olarak, mal sahibininmülkiyet hakkı düşer, aynı zamanda kamulaştıran yararına da yeni bir mülkiyethakkı doğar. İlmî içtihadlar da bu merkezdedir.. (C. Wieland, İ. HakkıKarafakih tercümesi 1947, sayfa 173). Kamulaştıran lehine doğan bu yenimülkiyet hakkı dahi Aanyasa'nın 36. maddesi hükmünce korunması gereken temelhaklardandır. Bu kamulaştırma ile mal sahibinin mülkiyet hakkı devam etmediğinegöre kamulaştırılan malın muayyen müddetde kamulaştırma gayesine tahsisedilmemiş olması halinde eski malik tarafından geri alınabilmesi, ancakAnayasa'da eski malik lehine bu yolda bir hak tanınmış olması halindemümkündür; Anayasa'nın 38. maddesinde ise eski mal sahibi lehine böyle bir haktanınmamış, buradaki kamulaştırma herhangi bir şarta bağlı tutulmamıştır.
Yukarıdaaçıklanan hukuki esaslar karşısında çoğunluk görüşünde dayanılan, kamuyararının korunmasının doğurduğu zorunluk sonucunda kamulaştırma suretiyledeğişikliğe uğratılmış bulunan mülkiyet hakkının, bu zorunluğungerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda yeniden korunması gerekeceği yolludüşünce, Anayasa'ya uygun düşmemektedir. Bu durumda Anayasa'nın ne sözünden nede ruhundan böyle bir mana çıkarılması mümkün görülmemektedir. Eğer Anayasaböyle bir geri alma hakkını kastetmiş, kamulaştırmayla doğan hukukî sonucudeğiştirmeyi hedef tutmuş olsaydı Anayasa'da bu yolda açık bir hüküm sevketmesigerekirdi. Zira kamulaştırma ile doğan hukukî sonuç yukarda açıklandığı üzere,iki tarafın hukukî durumunu tayin etmektedir. Bu hukukî durumun değişmesi isebir Anayasa hükmü ile mümkündür.
Anayasakoyucu, böyle bir hüküm sevketmeğe lüzum görmemiştir; Zira, Anayasa'nın 38.maddesiyle kamulaştırmada malın gerçek karşılığının peşin ödeneceği ilkesikabul edilmiş bulunması itibariyle mal sahibinin bir zararı bahse konuolmıyacağından bunu telâfi maksadıyla böyle bir geri alma hakkının tanınmasınıgerektiren bir sebepde görmemiştir.
Saniyenbu geri almada ehemmiyet arzeden husus, istimlâk Kanununun 23 maddesindeaçıklandığı üzere, eski mal sahibinin bu geri alma hakkını beş sene evvelkikamulaştırma değeri ile kullanmakta olmasıdır. Halbuki istimlâk tarihindensonra geçen beş sene içinde kamulaştırılan malın, paranın satınalma gücüazalmış olması yüzünden umumiyetle görüldüğü üzere, kıymeti artmaktadır. Budurumda mal sahibine böyle bir geri alma hakkının tanınması ancak Anayasa'damalın kamulaştırılması için gerçek değerinin peşin ödeneceği hakkında bir hükümmevcut olmaması halinde düşünülebilecek bir konu olabilirdi. Kamulaştıranlehine tahakkuk eden mülkiyet hakkının icabı malın artan değerinin tamamınınkamulaştırana ait olması gerekir.
Yukarıdanberi açıklanan sebeplerle dâva konusu 933 sayılı Kanunun 9. maddesi Anayasa'yaaykırı olmadığından bu maddenin iptali kararına katılmıyorum.
Üye
Şahap Arıç
KARŞIOYAÇIKLAMASI
l-Dâva konusu 28/7/1967 günlü ve 933 sayılı Kanunun 1. maddesinin A bendi ile,Kalkınma Plânı hedeflerine uygun olarak geliştirilmesi öngörülen iktisadifaaliyet sektörlerine genel ve katma bütçelerden ödünç verme şeklinde,transferler yapmak amacile fonlar tesis edilebileceği kabul edilmiş, bufonların kullanılış şartları ve esaslarının tespiti yılık programlarabırakılmış ve transferlerde aracılık edebilecek kuruluşlar gösterilmiştir.Madde ile düzenlenmiş olan üç yönden ilki diğer gelirlerinden ödünç vermeşeklinde, transferler yapılmasında, yani fonun tesis edilebilmesi yönüuygulanabilme bakımından, başlıbaşına geçerlidir. Belli şartlar altındaiktisadi faaliyet sektörlerine kamu gelirlerinde, ödünç verme şeklinde,transferler yapılmasında Anaya'sa'ya bir aykırılık bulunmadığı ise çoğunluğunbu hükme ilişkin gerekçesinde uzun uzadıya açıklanmıştır. Bu durum ve gerekçekarşısında bu yöne ilişkin hükmün iptali cihetine gidilmesi gerekirdi.
Abendinin iptalinde fonların kullanılış esas ve şartlarının yıllık programlarabırakılmış olmasında yasama yetkisinin devri niteliği görülmüş ve kanunyürütmenin yetki alanını yeterince, sınırlamamış olmasının Anayasa'ya aykırıbulunduğu gerekçesine dayanılmıştır. Bu gerekçenin açıklamasında, iktisadîfaaliyetlerin gerektirdiği tedbirlerin sürat ve kolaylıkla alınabilmesiBakanlar Kuruluna yetki verilmekle mümkün olabileceği görüşüne karşılık olmaküzere, ileri sürülen tavsiyelerin maksadı sağlayacak ölçüde tatbikkabiliyetinin bulunduğu çok şüphelidir. Plan uygulamasında kanunun iktisadîhayatın icaplarına uymayan bir sınırlama yapması beklenilen gayeye erişilmesiimkânını ortadan kaldırabilir, yürütmeye bırakılabilecek düzenleme alan vesınırını konuya göre takdir etmek gerekir. Kanunda fonların hangi faaliyetlereve hangi hedefler için transfer edilebileceği gösterilmiştir. Bundan sonrasıuygulama alanına girer.
İptalgerekçesinde aracı kuruluşlara paraların veriliş şekil ve şartlarının kanundagösterilmemiş olması da Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu yönlertamamen uygulama alanına giren yönlerdendir. Kaldı ki, dâva konusu hükümledevlet parasının alınıp verilmesine ve hükümde sayılı kuruluşların paraişlemlerine ilişkin hükümlerde bir değişiklik yapmak amacı değil yalnız bualanda görevlendirilebilecek kuruluşları göstermek amacının güdüldüğüortadadır.
İptalkararında fonların anayasal devlet denetiminin dışında kaldığı gerekçesine dedayanılmıştır. Halbuki incelenen A bendinde denetimle ilgili özel bir hükümyoktur. O halde, genel hükümlere göre denetim işleyecektir. Bir safhaya kadarSayıştay'ın ondan sonrada Yüksek Denetleme Kurulu denetiminin işlemesine engelolacak bir hüküm bu bentte yer almamıştır.
2-Kanunun 2. maddesinin A bendinde yatının indiriminin azami nispeti gösterilmişve bu had dahilinde olmak şartiyle, bölgelere ve iktisadî faaliyet sektörlerinegöre uygulanacak nispetin yıllık programlarda belirtileceği hükme bağlanmıştır.Yatırım indirimi de vergi konusunda, mevzu, matrah, oran, istisna ve muafiyetgibi, verginin konulmasına ilişkin olması bakımından, kanunla ihdas edilmesi vedüzenlemesi gerekirse de iptali istenilen hükümle dahi yatırım indirimikonusunda yeterince açıklayıcı ve sınırlayıcı bir düzenleme yapılmış ve ancakuygulama alanında yürütmeye sınırları belli bir yetki tanınmıştır. Bu düzenlemeyatırım indiriminin kanunla konulmuş sayılmasına yetecek niteliktedir.
3-933 sayılı Kanunun 2. maddesinin E bendindeki (veya mukaveleli personel)sözlerinin iptaline karar verilirken bu hükümle Anayasa'nın 117. maddesineaykırı olarak, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken, esaslı vesürekli bir görevde hukuken memur sayılamayacaklarını kullanılmamasına cevazverildiği gerekçesine dayanılmakta isede, bu bend standart ve kalite kontrolüişlerinde çalıştırılacaklara ilişkin olduğundan ve bu işler arasında geçicinitelikte bulunanlar da olabileceğinden ve kanunun 8. maddesinin 2. fıkrasının1. cümlesindeki hükümden de ancak geçici nitelikteki işler için sözleşmelipersonel kullanılabileceği açıkça anlaşılmakta olduğundan, sözü geçen Ebendindeki (veya mukaveleli personel) sözünün bu bentte yer almış olmasındaAnayasa'ya bir aykırılık yoktur.
4-.Dâva konusu kanun 3. maddenin A bendi, 1. madde hükmünce tesis edilecekfonların kullanılışı ile ilgili, amacı ve alanı bakımından özel nitelikte birhüküm olmakla beraber, hukukî kapsamı bakımından 1. maddenin A bendinin kapsamıiçindedir.
5-933 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrası ile, bu fıkrada sayılan kanunlarladiğer kanunlarda öngörülen teşvik tedbirlerini uygulamak ve bu amaçla gereklibelgeleri vermekle görevli, Başbakanlığa bağlı, "Yatırımları ve İhracatıGeliştirme ve Teşvik Bürosu" kurulmuş, aynı maddenin ikinci fıkrasında dabu Büroda ilgili bakanlıklardan yeteri kadar personel, kadroları ileçalıştırılır hükmü yer almıştır, ikinci fıkradaki hüküm, idarî bir kararla birmemurun eski görevindeki kadrosu alınarak Başbakanlık kadroları içine katılmayacevaz verdiği ve halbuki bakanlıkların kadroları ancak yasalarla belliedilebileceği, Başbakanın ve Bakanlar Kurulunun idarî bir işlemle yasahükümlerini değiştiremeyecekleri, yasaların ancak Büyük Millet Meclisincedeğiştirilebileceği ve bu yetkinin devri Anayâsa'ya aykırı olacağı yolundakigerekçeye dayanarak iptal edilmiş isede, iptal edilen hükümden bu gerekçedeileri sürülen hukukî sonuçları çıkarmak mümkün değildir. Çünkü, Başbakanlığabağlı olarak kurulan büro, bazı kanunlara göre muhtelif bakanlıklarıilgilendiren, yatırım ve ihracatı teşvik ve geliştirme konusundaki tedbirlerinuygulanmasında işbirliğini kolaylık ve sürat sağlamak amacı ile kurulmuştur. BuBüroda ilgili bakanlıklar memurlarının kendi kadroları ile çalıştırılmaları,Bakanlıkların Görev ve Kuruluş Kanunlarında bir değişiklik veya onlarınkadrolarındaki memurlardan bir kısmının Başbakanlık kadrosuna aktarılması anlamınagelmez. Büroda çalıştırılan memurların kendi bakanlıklariyle ve kadroları ileilgilerinin kesileceğine ve Başbakanlık kadrosuna girerek Başbakanlık memurusayılacaklarına dair bir ifade fıkrada yer almamıştır. Fıkra kanunlarda birdeğişiklik yapma yetkisi tanımak amaciyle değil kanunların bir alanda enrasyonel bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere konulmuştur, ve bunun dışındabir yoruma ve uygulamaya elverişli değildir.
6-Kanunun 9.'maddesinde, 2. maddenin C bendi ile 5. maddesi gereğince yapılacakkamulaştırmalarda 6830 sayılı İstimlâk Kanununun 23. maddesi hükmününuygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. İstimlâk Kanununun 23. maddesindeki(İstimlâk bedelinin katileşmesi tarihinden itibaren beş sene içinde istimlâkmaksadına uygun herhangi bir tesisat sayılamıyarak gayrimenkul olduğu gibibırakılırsa mal sahibi veya mirasçısı istimlâk bedelini ödeyerek gayrimenkulugeri alabilir. Doğmasından itibaren bir sene içinde kullanılmayan geri almahakkı düşer ve idare gayrimenkule dilediği gibi tasarruf eder.) hükmünün 933sayılı Kanunda öngörülen bir kısım kamulaştırmalarda uygulanmayacağı yolundakidâva konusu hüküm, Anayasanın 36. ve 38. maddeleri karşısında, kamulaştırılanbir malın uygun bir süre içinde kamulaştırma amacına tahsis edilmemesi halindeeski malikine geri verilmesi gerektiği gerekçesiyle iptal edilmişbulunmaktadır. Halbuki Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde kamulaştırmadanyıllarca sonraki hukukî durum ile ilgili ve bu yönü düzenleyen bir hükümyoktur. 36. madde mülkiyet hakkına ve 38. madde ise kamulaştırmanın hukukîesaslarına ilişkin hükümleri İhtiva etmektedir. Kamulaştırılan malın belli birsüre içinde amacına tahsis edilmemesi halinde uygulanacak işlemi gösteren 6830sayılı Kanunun 23. maddesi bir Anayasa hükmü olmadığından bu hükmün, özellikgösteren bir kısım kamulaştırmalarda uygulanamıyacağına dair olan dâva konusuhükümde Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamaz. Bu hüküm Anayasa'nın 38.maddesine aykırı bir kamulaştırmaya cevaz veren bir hükümde değildir. Kanunkoyucu tarafından konulmuş bir hüküm olduğuna göre yine kanunla değiştirilmesiveya kaldırılması da mümkündür. Bir hükmü mahkeme karariyle yürürlükte tutmakmümkün değildir.
7-933 sayılı Kanun dâva konusu 13. maddesinde, bir kısım yönetmeliklerinçıkarılmasından Önce Yüksek Plânlama Kurulunun düşüncesinin alınmasımecburiyeti konulmuştur. Bu hüküm, Anayasa'nın 113. maddesiyle, kanunlarınuygulama biçimlerini göstermek üzere yönetmelikler çıkarmak hususunda, BakanlarKuruluna tanınmış olan yetkiyi sınırlandırmaktadır. Kanunun bu şartınauyulmadan çıkarılan bir yönetmelik, şekil yönünden sakat bir hukukî işlemsayılacağından, dâva konusu hükmün takyit edici niteliği açıktır. Anayasa'nındevlet kuruluşlarına tanıdığı yetki ve görevler, kamu yararı düşüncesi ilerisürülerek, kanunla kaldırılamaz, değiştirilemez ve sınırlanamaz. Anayasa koyucubu yetki ve görevleri kamu yararını da göz önünde tutarak ve ona en uygun birşekilde tespit etmiştir. Anayasa'da, tüzük çıkarma konusunda, öngörülene benzerbir sınırlama, yönetmelikler bakımından kabul edilmiş değildir. Öteyandan, malîtüzüklerin çıkarılmasından önce, Sayıştay'ın düşüncesinin de alınmasını öngören832 sayılı Sayıştay Kanununa 105. maddesindeki hüküm Anayasa Mahkemesinin E :1967/19, K: 1969/6 sayılı kararında, Anayasa'nın Bakanlar Kuruluna tanıdığıyetkiyi sınırladığı gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı bulunmuştur. Gerçi BakanlarKurulunun yarar gördüğü hallerde ilgili kuruluşların düşüncesini almasına birengel yoksada Anayasa'nın tanıdığı bir yetki alanında, Anayasa'da öngörülmeyenbu çeşit bir kayıt ve şart kanunla konulamaz.
Yukarıdaaçıklanan sebeplerle, kararın bu yönlere ilişkin bölümlerine karşıyım.
Üye
İhsan Ecemiş
Yukarıdayazılı karşı oy düşüncesinin 7 nci bölümündeki gerekçelerle çoğunluğun reyinekatılmıyorum.
Üye
Fazlı Öztan
KARŞIOYYAZISI
1-Yasama Komisyonlarının kuruluşu sorunu : Mahkememizin Esas 1968/15, Karar1968/13 sayılı ve 3, 4 ve 6 Mayıs 1968 günlü kararı için yazmış olduğum karşıoyyazısının 7. bendinde bütün ayrıntıları ile açıklandığı gibi (24/10/1968 günlüve 13035 sayılı Resmî Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi sayı 6,sahife 210-213), Anayasa'nın 85. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, Meclisçalışmalarının hepsine ve bu arada komisyon çalışmalarına siyasal partigruplarının güçleri oranında katılmalarının zorunlu olmasına, komisyonçalışmalarından ancak Meclisin Genel Kurulunun uygun görme karan üzerine vegecikmeleri önlemek için vazgeçilebileceğine, Anayasa'nın da bir takımkomisyonların çalışmalarını öngördükten başka komisyon çalışmalarına YasamaMeclisi üyelerinin nasıl katılacaklarını düzenleyerek komisyonların yasamaçalışmalarında zorunlu birer varlık oldukları ilkesini benimsemiş bulunmasınave çağdaş meclislerde komisyonların uzmanlık çalışmaları yaparak meclislerindoğru sonuçlara varmalarını sağlayan en önemli birer kuruluş niteliğinigöstermesine ve böylece komisyon çalışmalarının, yasama çalışmalarınıngerçekten sonuca etkili bir bölümünü oluşturmasına göre komiyonlarınAnayasa'nın kesin buyruğuna aykırı biçimde kurulmuş olmasının Meclisiniradesine gölge düşürecek bir eksiklik olduğu anlaşılmaktadır; imdi,komisyonların kuruluşundaki Anayasa'ya aykırılığın iptal nedeni sayılamıyacağıyollu görüş Anayasaya aykırıdır.
2-Yukarı bentte anılan karara ilişkin karşıoy yazısının 2. bendinde ayrıntılıolarak açıkladığım üzere, Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluşu Meclisiradesinin belirmesi bakımından temel önemi bulunan olaylardandır. Bu yön,Mahkememizce verilen ve henüz yayınlanmamış olan Esas 1969/24, Karar 1969/50sayılı ve 30/9/1969 günlü iptal kararının gerekçelerinin 2. bendindeayrıntılariyle tartışılıp belirtilmiş bulunmaktadır. Bir mahkeme olarak,Anayasa'nın 132. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün hukuk kurallarındanönce Anayasa kurallarını uygulaması gereken ve yine Anayasa'nın 147. maddesiuyarınca Anayasa denetimi konusunda doğrudan doğruya görevli kılman ve 152.maddesi gereğince yasaların iptaline karar verebilen Anayasa Mahkemesiningördüğü belli bir dâva dolayısiyle Anayasa'ya aykırı bulunan içtüzük kuralıyerine Anayasa kuralını uygulaması anayasal bir ödevdir. Bu nedenlerleBaşkanlık Divanının kuruluşundaki Anayasa'ya aykırılığın yasanın iptalineyeterli bozukluk sayılmamış olması, Anayasa'ya aykırı bulunduğundan çoğunlukkararının bu yönüne katılmıyorum.
3-Ruhsata ilişkin işlemlerin ahenkleştirilmesi ve çabuklaştırılması sorunu :İnceleme konusu yasanın 2. maddesinin D bendinde ruhsat işlemlerininahenkleştirilmesi ve çabuklaştırılması için Bakanlar Kuruluna kararnamelerçıkarma yetkisi tanınmaktadır. Ruhsat işlemleri genellikle yasalarladüzenlenmiş bulunduğu için bu işlemlerin çabuklaştırılması ve bunlar arasındauyum (ahenk) sağlanması zorunlu olarak yasalarda değişiklik anlamınagelecektir. Çoğunluk kararında yasa koyucunun ereğinin bu türlü değişikliklerolmadığı, bu yönün kuralın tüm olarak yazılışından ve özelikle ahenkleştirme veçabuklaştırma sözlerinin yetkili yerlerin bir arada çalıştırılması sözleri ilebirlikte yazılmış olmasından anlaşıldığı ileri sürülmekte ise de, bu gerekçeyeterli değildir; çünkü, herhangi bir madde içine konulan bir takım kurallardanbir bölümünün Anayasa'ya uygun bulunması ya da ancak Anayasa'ya uygun biryoruma elverişli olup Anayasa'ya aykırı bir yorum veya uygulamaya elverişlibulunmaması, öteki kuralların dahi zorunlu olarak Anayasa'ya aykırıuygulamalara elverişli sayılmaması anlamına gelmez. Tartışma konusu kuralın tümolarak yazılışından anlaşılan erek, ruhsat işlemlerinin olabildiğinceçabuklaştırılması için gereken her işlemin kararname ile yapılarak ruhsatalmadaki gecikmelerin önlenmesidir. Yasa kuralı bu açıdan yorumlanınca ve yasaiçinde Anayasa'ya aykırı ve Bakanlar Kuruluna olağan yetkilerini aşan bir hayliyetki verildiğini gösteren kurallar bulunduğu dahi göz önünde tutulunca,tartışma konusu kuralın Anayasa'ya uygunluğu artık kabul edilemez. Bunedenlerle Bakanlar Kuruluna yasa kurallarım değiştirme yetkisi verdiği içinAnayasa'nın 5. ve 64. maddelerine aykırı bulunan tartışma konusu kuralın iptaledilmemiş olmasına karşıyım.
Üye
Recai Seçkin