ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1967/47
Karar No:1969/9
Karar günü:30/1/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:24.12.1969/13382
İstemdebulunan mahkeme : Danıştay 12. Dairesi
İsteminkonusu : Danıştay 12. Dairesinin 30 Eylül 1967 günlü ve 66/2367 sayıl,sararında, vakfa ait hisseli mahlûl yerlerin paydaşlarına nasıl satılacağıhakkındaki 3294 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan ve mahlûl payın değerininmahlûl malın niteliğine göre Bina veya Arazi Vergileri Kanunlarındaki hükümleregöre belli edileceğine ilişkin bulunan hükmün, Anayasa'ya aykırı olduğu yolluitirazın dairece ciddî görüldüğü belirtilmiş ve konunun Anayasa Mahkemesincekarara bağlanması istenmiştir.
Olay: Danıştay'da Vakıflar Genel Müdürlüğüne karşı dâva açan kişi, dilekçesindeyazılı taşınmaz malın yarısına kendisinin, öbür yarısına dâvalı Vakıflaridaresinin paydaş olduğunu, Vakıflara ait bu mahlûl payın 3294 sayılı Kanungereğince kendisine satılması için dâvâlıya başvurmuşsa da dâvâlının bir malıancak arttırma ile satabileceğini bildirip açık arttırma kararı verdiğini, bupayın 3294 sayılı Kanun gereğince vergi değeri üzerinden kendisine satışınınzorunlu olduğunu ileri sürerek dâvâlı Genel Müdürlüğün açık arttırmayla satışkararının iptalini istemiştir. Davalı Genel Müdürlük, savunmasında davacınındayanağı 3294 sayılı Yasanın 3. maddesindeki mahlûl vakıf payının vergi değeriüzerinden satışını öngören hükmün Anayasa'nın 36. maddesi ile tanınmış bulunanmülkiyet hakkına aykırı bulunduğunu, mülkiyet hakkına konulan busınırlandırmanın kamu yararına dayanmadığını ileri sürerek bu yönün incelenmesiiçin işin Anayasa Mahkemesine gönderilmesini istemiştir.
Danıştay12. Dairesi şu gerekçelerle dâvâlı idarenin Anayasa'ya aykırılık itirazım ciddîgörmüştür :
Devlet,maliki olduğu malları satım, bağışlama gibi yollarla yasalara dayanarak eldençıkarabilirse de kendi mülkiyetinde olmayan mallar üzerinde bu biçimde salt biryetkiye sahip değildir. Nitekim Devletin başkalarının mallarım kamu yararınadayanarak benimsemesi dahi Anayasa'nın 38. ve 39. maddeleri gereğince ancakkamulaştırma ve devletleştirme biçiminde olabilir ve bu işlemlerin bağlı olduğubir takım koşullar arasında en önemlisi, bunların gerçek karşılıklarınınödenmesi koşuludur. Buna göre Devletin, kendisine ait olmayan herhangi birvakıf taşınmaz malın bugünün koşullarına göre az bir karşılık demek olan"Bina veya arazi Vergileri Kanunlarına göre tayin edilecek"karşılıkla üçüncü kişilere verdirme yetkisi olmamak gerekir. O halde 3294sayılı Kanunun 3. maddesindeki "mahlûl hissenin kıymetinin mahlûlünmahiyetine göre Bina ve Arazi Vergileri Kanunlarındaki hükümlere göre tayinolunacağı", hükmü Anayasa'ya aykırı niteliktedir.
İlkinceleme: Anayasa Mahkemesinin İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 30/11/1967gününde yaptığı ve Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş, Üye İhsanKeçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Hakkı Ketenoğlu, FazılUluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin Halit Zarbım,Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün katıldığı toplantıda dosyada eksiklikbulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
İptaliistenilen kanun hükmü ve istemle ilgili Anayasa hükümleri :
a)3294 sayılı Kanunun ilgili hükmü :
Madde3- Mahlûl hissenin kıymeti mahlûlün mahiyetine göre Bina veya Arazi VergileriKanunlarındaki hükümlere göre tayin olunur.
b)Anayasa hükümleri:
Madde36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yaranamaciyle, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
Madde38- Fıkra 1) Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartiyle, özel mülkiyette bulunantaşınmaz malların, kanunda gösterilen esas ve usullere göre, tamamını veya birkısmını kamulaştırmaya veya bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir.
Madde39- Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılığı kanunda gösterilen şekilde ödenmek şartiyledevletleştirilebilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngördüğü hallerde, ödeme süresion yılı aşamaz ve taksitler eşit olarak ödenir; bu taksitler, kanunlagösterilen faiz haddine bağlanır.
Esasınincelenmesi: Esasa ilişkin olan rapor, iptal gerekçeleri ile dosyadakibelgeler, iptali istenilen yasa hükmüne ilişkin yasama belgeleri ileAnayasa'nın ilgili hükümleri ve bunlara ilişkin yasama belgeleri incelendiktensonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
1.İslâm hukukuna göre kurulmuş olan ve varlıkları 2762 sayılı, 5/6/1935 günlüVakıflar Kanunu ile tanınan vakıflar taşınmaz mallarının bu vakıflarınmülkiyeti altında olduğu, gerek islâm hukukunun, gerekse o hukukun bu konudakihükümlerim saklı tutan Vakıflar Kanununun hükümleri gereğidir. Demek ki vakıfmalların maliki, hiçbir zaman Devlet değil, vakıfların kendileridir.
2.İcareteynli yahut mukataali denilen vakfın taşınmaz mallarda bunların çıplakmülkiyet vakıfların, ancak bu mâllardan yararlanma hakları, mutasarrıf denilenkişilerindir. Mutasarrıf denilen kişilerin mirasçı bırakmadan ölümleridurumunda bu mallara mahlûl mallar denilir, mahlûl mallar üzerindeki yararlanmahakkı ise Devlete değil, vakıflar idaresine ait olur. ,
İcareteynliveya mukataali vakfın mülkiyeti; taşınmazın tümü üzerinde olabileceği gibibelli bir payı üzerinde de olabileceğinden, malın öbür payına başkaları malikdurumunda bulunabilirler.
Mahlûlekalmak sonunda yararlanma hakkı dahi Vakıflar İdaresine dönen icareteynli veyamukataalı vakıf mal payının öbür paydaşlara satışım sağlamak için 3294 sayılıYasa ile özel esaslar konulmuştur.
Buyasanın konuluşunun gerekçeleri şunlardır:
Vakıflarınüzerinde binlerce icareteynli mahlûl yer vardır. Bunlardan paylı olanlarınsatışında çok güçlük çekilmektedir. Şüyuun giderilmesi yoluna başvurulduğunda,öbür paydaşlar zararlı duruma girmektedir. Bu paylar eylemli olarak öbürpaydaşların elinde bulunduğu için vakıflar bunlardan yararlanamamaktadır. Budurumlar, bunların elden çıkarılmasını ve aynı zamanda öbür paydaşlarakolaylıkla satılmasını sağlamak üzere özel hükümler konulmasını gerektirmiştir.(T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre 5, İçtima 3, cilt 20-21, 18. inkat zaptısonundaki 5 Sayısı 32).
İptalkonusu 3. madde, hükümet teklifinde ve Millet Meclisi Maliye Encümenininyaptığı değiştiriler arasında yok iken, ilk kez M. Meclisi Bütçe Encümenincekonulmuştur. Ancak bu hükmün neden ötürü konulduğunu gösteren bir gerekçe,Bütçe Encümeni raporunda yer almamıştır. (Bu rapor, az yukarıda anılan S.Sayısı 32 içindedir). Bu tasarının B.M. Meclisi Genel Kurumlunda görüşülmesisıratında tümü veya herhangi bir maddesi üzerinde söz alan olmadığı için BütçeEncümeninin kaleme aldığı metin olduğu gibi kabul edilerek yasalaşmıştır(T.B.M.M. Rabıt Ceridesi Devre 5, içtima 3, Cilt 20-21, 18 İnikat, Sayfa 36 veaynı Cilt, inikat 21, Sayfa 108).
3.Anayasa'nın 36. maddesi hükmünce mülkiyet hakkı, Anayasa güvencesi altınaalınmış ve bu hakkın ancak kamu yararı düşüncesi ile veya yasa hükmü ilesınırlanabilmesi öngörülmüştür. Yukarıda da söylendiği gibi, vakıf mallarınmülkiyetinin Devlete değil, vakıf tüzel kişiliğine ait olduğu, bugünkü VakıflarKanunuyla kabul edilmiş bulunmaktadır. İtiraz konusu hüküm, mahlûl vakıf malpaylarının paydaşlara satışlarında bunlann yapı olmaları durumunda binavergisine ve üzerinde yapı bulunmayan bir taşınmaz mal olmaları durumunda arazivergisine temel tutulan değer üzerinden satılmalarını öngörmektedir. Oysa genelhükümler uyarınca bir malın satışında malikin uygun göreceği değerle ve mazbutvakıflardan olan vakıf malların satışında ise, 2490 sayılı Yasa uyarınca açıkartırma sonuncunda bulunacak değerle satılması gereklidir. İtiraz konusu hüküm,satış parasını sınırlandırmakla malikin malı üzerindeki mülkiyet hakkındandoğan tasarruf yetkisini sınırlandırmış bulunmaktadır; Çünkü bina ve arazivergilerine temel tutulan değerler dondurulmuş bir takım değerler olup bugünkükoşullara göre genellikle gerçek değerin çok altında bulunmaktadır. Demek kisöz konusu hüküm, malik olan Vakıfların zararına sonuçlar doğuran bir hükümdür.Buna karşılık bunların elden çıkarılması ile sağlanacak yarar, hiçbir zaman bufedakârlığı haklı gösteremez, başka deyimle öbür paydaşların kolaylıkla bumallan satın almalarının sağlayacağı yarar dahi vakfın mülkiyet hakkının bubiçimde sınırlandırılın asını haklı gösteren bir kamu yaran niteliğinikazanamaz; zira Medeni Yasanın 659. maddesinde öngörülen kanunî ön alım (Şüfa)hakkı ile paydaşların yararları korunduğu gibi vakfın mülkiyet hakkı da aşırıolarak sınırlandırılmamış bulunur. Herhangi bir malın 2490 sayılı Kanuna göreaçık artırmayla satışı durumunda dahi, ön alım hakkının bulunduğu Yargıtay'ın4/5/1940 günlü ve 57/17 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile belirtilmiştir.Bir an için, devletin bu payların ucuz para ile öbür paydaşlara verilmesisonucunda onların, kolayca mal sahibi veya başka deyimle konut sahibiolmalarını sağlamak istediği ve böylece Anayasa'nın kendisine yüklediği birödevi yerine getirmiş olacağı düşünülse bile, Devletin, başkasının taşınmaz malınael atabilmesi, ancak kamulaştırma yolu ile ve o malın gerçek karşılığınıödeyerek olabileceğinden (Anayasa Madde 38); bunun dışında bir davranışlaDevletin kamu yararı düşüncesi ile dahî olsa, başkasının taşınmaz malını gerçekdeğerinden az bir değerle kimi yurttaşlara vermesi, Anayasa'ya uygun veAnayasa'nın 36. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren bir durum sayılamaz.Bu nedenlerle Anayasa'ya aykırı bulunan itiraz konusu hükmün, iptaligereklidir.
4.Üye Recai Seçkin ve Ziya Önel, itiraz konusu hükmün Anayasa'nın 40. maddesindeöngörülen sözleşme özgürlüğüne dahi aykırı bulunduğundan bu yönün kuruldatartışılması ve iptal nedenleri arasında Anayasa'nın 40. maddesinin degösterilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerse de bu görüş, çoğunlukça yerinde bulunmamıştır;çünkü bir kuralın, Anayasa'nın bir hükmüne aykırı bulunması, onun iptali içinyeterlidir ve söz konusu hükmün Anayasa'nın başka maddelerine aykırıolabileceği durumlarda o madde veya hükümlerin hepsi açısından inceleme yapılıpsonuca varılmasını zorunlu kılan bu hukuk kuralı olmadığı gibi, burada sözkonusu Anayasa hükmü acısında tartışma yapılıp sonuca varılmasını gerektirenbir hukukî yarar görülmemiştir.
Sonuç:3294 sayılı Kanunun 3. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırı olduğuna veiptaline, iptalde oybirliği ve gerekçede üyelerden Recai Seçkin ve Ziya Önel'inayrıca Anayasa'nın 40. maddesine de dayanılması gerektiği yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile 30/1/1969 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazlı Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Çoğunlukkararının, iptal konusu hükmün yalnızca Anayasa'nın mülkiyet güvencesineilişkin 36. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali gerekçesine dayandırılmışolması görüşüne aşağıda yazılı nedenlerle katılmıyoruz ve bu gerekçeden başkaiptal konusu hükmün Anayasa'nın 40. maddesinde anılan sözleşme özgürlüğüilkesine dahi aykırı bulunması dolayısiyle bu gerekçenin de karara eklenmesigörüşünü ileri sürmekteyiz.
l-Anayasa'nın "çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 40. maddesininbirinci ve ikinci fıkralarında "herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşmehürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Kanun, buhürriyetleri ancak kamu yararı amacı ile sınırlayabilir" denilmektedir:
Sözleşmeözgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği irade muhtariyeti . ilkesinin Anayasahukuku alanındaki dayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği, özel kişilerinyasa sınırları içinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki istekleri yeterinceaçığa vurarak ulaşabilmeleri demektir. Bu ilke Borçlar Yasasının 19. ve 20. maddesindedüzenlenmiştir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü ise özel kişilerinistedikleri hukukî sonuçlara ulaşmalarını devletin sağlaması, başka deyimleDevletin özel kişilerin belli hukukî sonuçlara yönelen iradelerinin,isteklerini geçerli olarak tanıması onların iradelerinin İsteklerinin yöneldiğihukukî sonuçların doğacağını Devletin ilke olarak benimsemesi demektir.
2-Medeni Yasamızdaki vakıfların kaynağı vakfedenin iradesidir. Medeni Yasanın13/7/1967 günlü ve 903 sayılı Yasa ile değişik 74. maddesinin birincifıkrasında : "Vakıf, resmi senetle veya vasiyet yoliyle kurulur vevakfedenin ikâmetgâhı Asliye Mahkemesi nezdinde tutulan sicille tescil îletüzel kişilik kazanır. Mahkeme, tescil hususunu Vakıflar Genel Müdürlüğündekimerkezi sicile kayıt olunmak üzere re'sen tebliğ eder." denilmektedir.
Eskihukukumuzda dahi vakıfların kaynağı yine vakfedenin iradesidir. (Ömer NasuhiBilmen Hukuku îslâmiye ve Istılahatı Fıkhiye Kamusu - Cilt 4. Sayfa : 158, M.29 ist. Matbaacılık T. A. O. - 1951).
3-Yukarıdaki açıklamalara göre eski vakfiyelerde ve bugünkü vakıf senetlerindevakfedenlerin beliren istekleri, iradeleri, Anayasa'nın 40. maddesindeanlatılan sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca Anayasal korumadanyararlanacaktır. Ancak burada bir sorunun karşılanması gerekmektedir. O daMedenî Yasanın kabulü üzerine, vakfedenlerin iradelerini artık gözönündetutmamak gibi bir ilkenin benimsenerek eski vakıfların hukukî durumunda birdeğişiklik yapılmış olup olmadığıdır. Bu sorunun karşılığı Medeni Yasanınuygulanmasına ilişkin yasanın hükümleri ile Vakıflar yasası hükümlerindebulunmakta ve bu kurallar uyarınca eski Vakıfların vekfedenlerin iradelerinebağlı birer kuruluş olmaktan çıkmadığı, onların iradeye dayanan birer varlıkolmaları niteliğinin değişikliğe uğramadığı görülmektedir. Gerçeklen, MedenîYasanın uygulama ve yürürlüğe girme biçimin; gösteren 29/5/1926 günlü, 864sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca eski vakıflar için ayrı bir uygulama yasasıkonulması öngörülmüş ve bu yasa 2762 sayılı ve 5/6/1935 tarihli Vakıflar Kanunuadı altında konulmuştur. Bu Vakıflar Yasasında benimsenen, Vakfa ait kurumlarınamaçlarına göre yaşatılacağı kuralı (Madde :4, Fıkra l, bent C), amaca görekullanılmaları yasaya yada kamu düzenine uygun bulunmayan veyahut işe yaramazduruma giren hayratın olabildiğince amaç bakımından aynı olan başka bir iyilikişine ayrılacağı kuralı (Madde 10), yerlerine ve sağladıkları yarara göre eldetutulmaları gerekli görülmeyen vakıf, akar ve toprakların satışlarından eldeedilecek para ile alınacak veya yeniden yaptırılacak taşınmaz malların eskivakıfların adını alacağı ve tapuya bu ad ile tescil ettirileceği kuralı (Madde14), geliri yönetilmesine yetmiyen hayratın yaşatılmasına karar verildiğindesönmüş veya hayır işlerinin yerine getirilmesi olanaksız kalmış vakıflarıngelirlerinden veya şartları elverişli bulunan ve yaşıyan vakıflarıngelirlerinden ayrılacak paralarla o hayratın yaşatılacağı kuralı (Madde 16),vazife ve şartları şartların değiştirilebileceği kuralı (Madde 17) gibi kurallarlailgililerin vakfiyeye dayanan haklarının saklı tutulduğu kuralı {Madde 39,Fıkra 2), Medenî Yasadan sonra dahi eski vakıflarda vakfedenin iradesininyürürlükte olduğu ilkesinin benimsendiği açıkça göstermektedir.
4-Bir malı belli bir iyilik işi için gelirinden yararlanılmak üzere vakfedenkimsenin ereği o iyilik işinin olabildiğince iyi koşullar içinde ve sonsuzluğadoğru sürüp gitmesidir. Bu ereğin gerçekleşmesi için vakfeden kişi, gelirkaynağı olan vakıf malın olabildiğince verimli biçimde işletilmesini ve şayetonun elden çıkarılması zorunluğu doğarsa olabildiğince iyi koşullar altındasatılmasının ve olabildiğince çok bir satış parası elde edilmesini ister. Buyönler vakıf senedinde açıkça belirtilmiş olmasa bile vakfedenin vakıf kurmaklabütün bunları da istemiş sayılması iradenin afakî iyi niyet kuralları uyarıncayorumu ilkesinin gereğidir. Nitekim vakfedenin vakıf malın elde edilebilecekdeğerden daha azına elden çıkarılmasına rıza göstereceği hiçbir zaman kabuledilemez ve böyle bir durum hiçbir zaman vakfedenin isteğine uygun sayılamaz,işte vergi değeri gibi genellikle gerçek değerden çok az olan bir değerle vakıfmal payının satılması, vakfedenin isteği ile, iradesi ile açıkça çelişir birdurum dahi ortaya çıkarmaktadır. Bundan dolayı itiraz konusu hüküm Anayasa'nın40. maddesindeki sözleşme özgürlüğü ilkesine dahi açıkça aykırı bulunmaktadır.
5-Herhangi bir yasa hükmünün belli bir nedenle (iptali nedeni bulunupbulunmadığının araştırılması yükümü, Anayasa Mahkemesine, Anayasa ile veya bu mahkemeninkuruluş ve yargılama usullerine ilişkin 44 sayılı Yasa ile yükletilmişdeğildir. Ancak Anayasal denetim yaparak Anayasa'ya aykırı hükümleri ayıklamakve Anayasa'nın anlamını açıklamak üzere kurulmuş bulunan bu mahkemenin, budenli açık bir Anayasa'ya aykırılık durumunu inceleyerek bunu dahi kararınıngerekçeleri arasında göstermemiş olması, kendi kuruluş gerekçesinindoğrultusunda bir davranış olarak nitelendirilemez.
Üye
Recaî Seçkin
Üye
Ziya Önel