ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1968/15
Karar Sayısı:1968/13
Karar günü:3, 4 ve 6 Mayıs 1968
Resmi Gazete tarih/sayı:24.10.1968/13035
İptaldâvasını açan : Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubu.
İptaldâvasının konusu: 23/3/1968 günlü ve 12856 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan(Seçimlerle ilgili kanunların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ve 306sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa bazı maddeler eklenmesi) hakkındaki20/3/1968 günlü ve 1036 sayılı Kanunun Anayasa'nın 2., 11., 55., 56., 57., 84.,85., ve 89. maddeleri hükümleri ve temel ilkeleri karşısında Anayasa'ya aykırıolduğu ileri sürülmüş ve yine Anayasa'nın 149. ve 150. maddelerine dayanılarakiptali İstenilmiştir.
l-İlk İnceleme:
1-Dâvadabelge eksikliği:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi gereğince 26/3/1968 gününde yapılan ilkinceleme toplantısında dâva dilekçesinin Anayasa Mahkemesi GenelSekreterliğince 23/3/1968 gününde kaleme havale edildiği; ancak Türkiye İşçiPartisi Millet Meclîsi Grubunun dâva açma kararını belirten tutanakta YusufZiya Bahadırlı'nın imzasının eksik olduğu ve tutanağın düzenlendiği 23/3/1968gününde Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubuna dahil milletvekillerinin adve soyadlarını gösteren Millet Meclisi Başkanlığınca onanlı bir belgenin dâvadilekçesine bağlı bulunmadığı görülmüş ve eksiklerin 15 gün içinde tamamlanmasıiçin 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca Partinin MilletMeclisi Grubu Başkanlığına tebligat yapılmasına ve ayrıca dâvanın incelenmesineyararlı belgelerin gerekli yerlerden istenmesi için Başkanlığın yetkilikılınmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
2-Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu Başkanlığının başvurması:
Buarada Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu Başkanlığı 27/3/1968 günündeAnayasa Mahkemesine verdiği dilekçe ile, sözlü açıklama isteminde bulunupbulunmama hakkında bir karar verilebilmesi için 1036 sayılı Kanun aleyhindekidâvalara ilişkin dilekçelerin örneklerini istemiştir.
Başvurma,Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, SalimBaşol, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, AvniGivda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Halit Zarbun, Ziya Önel veMuhittin Gürün'ün katıldıkları 28/3/1968 günlü oturumda görüşülmüştür.
Üyelerdenİhsan Keçecioğlu, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Ziya Önel konunun, esasıincelenmesi kararından önce görüşülmesine yer olmadığı görüşünü ilerisürmüşlerse de, ivediliği nedeniyle işin bu toplantıda görüşülmesi oyçokluğuile ve yukarıda adları geçen üyelerin karşı oylariyle kararlaştırıldıktan sonraAdalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubunun dâva konusu kanun üzerinde 44sayılı Kanunun 30. maddesinin son fıkrası uyarınca yazılı düşünce vermeği tasarladığıtakdirde dâva dilekçesi kapsamından bilgi edinilebileceğine ve bilgi edinmenin,grup başkanının veya onun belge vereceği temsilcinin dâva dilekçelerini AnayasaMahkemesinde incelemesi yolu ile sağlanmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.Başkan İbrahim Senil, üyelerden Fazlı Öztan, Avni Givda, İhsan Ecemiş veMuhittin gürün dilekçenin sözü edilen 30. maddeye uygun bir durum ve tutumubulunmadığından kendisine dâva dilekçesinden bilgi verilmesinin gerekipgerekmiyeceğinin düşünülmesine yer olmadığını ve yine Başkan İbrahim Senil,Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş, Üyelerden Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Ziya Önelbilgi edinmenin dâva dilekçeleri örneklerinin gönderilmesi suretiylesağlanmasının gerektiğini ileri sürerek ilk gruptakiler bu kararın birinci veötekiler ikinci bölümlerine muhalif kalmışlardır.
Bundansonra Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu Başkanlığı 11/4/1968 ve MilletMeclisi Grubu Başkan Vekilliği 13/4/1968 günlerinde yazılı mütalâalarınıvermişlerdir.
3-Eksiklerin tamamlanması:
26/3/1968günlü karar, davacı Partice süresi dolmadan önce yerine getirilmiş ve biriAnkara 4. Noterliğinin 27/3/1968 günlü ve 4972 sayılı şerhi ile onanlı veötekisi Millet Meclisi Başkanının imzasını taşıyan iki belge, bir de imzaeksiği tamamlanan Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubunun 23/3/1968 günlütoplantısı tutanağı 28/3/1968 gününde Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Noterdenonanlı belge, Türkiye İşçi Partisi T.B.M.M. Grubunun 2. dönem 3. toplantıyılına ait defterin 31. ve 32. sayfalarında yazılı 23/3/1968 günlü ve 17toplantı sayılı kararın bir örneğidir.
MilletMeclisi Başkanının imzasını taşıyan belgeye göre Türkiye İşçi Partisi MilletMeclisi Grubunun ikinci döneni üçüncü toplantı yılında on dört üyesi vardır.Bunlardan sekizinin 23/3/1968 günlü ve 17 sayılı toplantıya katıldığı ve butoplantıda mevcudun oybirliğiyle 1036 sayılı kanun aleyhine iptal dâvasıaçılmasına karar verildiği yukarıda sözü geçen tutanağın ve karar örneğininincelenmesinden anlaşılmaktadır. Karar ve dâvanın açılışı 44 sayılı Kanunun 25.maddesinin 2 sayılı bendi hükmüne uygundur.
Dosyadakieksikler böylece tamamlanmış olduğundan Anayasa'nın 149. ve 150. ve 44 sayılıKanunun 21, 22, 25 ve 26. maddelerine uygun bulunduğu sonucuna varılan dâvanınesasının incelenmesine 2/4/1968 gününde oybirliği İle karar verilmiştir.
Dâvanınincelenmesine ilişkin gündemlerin düzenlenmesinde işin ivediliği dolayısiyle,Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 33. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarınınikinci hükümlerine göre işlem yapıldığının burada açıklanması yerindeolacaktır.
II-Metinler ve özetler:
1-Dâva konusu 1036 sayılı Kanunun metni:
Seçimlerleilgili kanunların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ve 306 sayılıMilletvekili Seçimi Kanununa bazı maddeler eklenmesi hakkındaki 1036 sayılı ve20/3/1968 günlü Kanunun metni şöyledir:
(Madde1- 25 Mayıs 1961 tarihli ve 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun:
32nci maddesini değiştiren 13/2/1965 gün ve 533 sayılı Kanunun 7 nci;
33üncü maddesini değiştiren 13/2/1965 gün ve 533 sayılı Kanunun 8 inci maddesinitadil eden 14/7/1965 gün ve 656 sayılı Kanunun 12 nci;
38inci maddesine fıkralar ekliyen 13/2/1965 gün ve 533 sayılı Kanunun 9 uncu;
13/2/1965gün ve 533 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle değiştirilen 35 inci maddesinitadil eden 14/7/1965 gün ve 656 sayılı Kanunun 16 ncı ve
CumhuriyetSenatosu Üyeleri Seçimi Kanununun değiştirilmesine dair olan 17/4/1964 gün ve447 sayılı Kanunun 1 inci maddesine 2 fıkra ekliyen 14/7/1965 gün ve 656 sayılıKanunun 13 üncü;
Maddeleriyürürlükten kaldırılmış ve aşağıda yazılı 32., 33. ve 35 inci maddeler, 25Mayıs 1961 tarih ve 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa 32., 33. ve 35 incimaddeler olarak eklenmiştir.
Madde32- Siyasî partilerin ve bağımsız adayların elde ettikleri milletvekilliğisayısı, aşağıdaki şekilde hesaplanır:
Seçimekatılmış olan siyasî partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta vealdıkları muteber oy sayıları da hizalarına yazılıdır. Bu rakamlar, önce bire,sonra ikiye, sonra üçe... ilâ, o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısınaulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar, parti ayırımı yapılmaksızın enbüyükten en küçüğe doğru sıralanır. Milletvekilleri bu payların sahibi olanpartilere ve bağımsız adaylara, rakamların büyüklük sırasına göre tahsisolunur.
Sonkalan milletvekilliği için bir birine eşit rakamlar bulunduğu takdirde, bunlararasında ad çekilmek suretiyle tahsis yapılır.
Birseçim çevresinde, kullanılan muteber oy pusulaları toplamının, o çevredençıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az oy alansiyasî partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilemez. Bu gibihallerde, milletvekilliği elde edemiyen siyasî partiler veya bağımsız adaylarve aldıkları oylar nazara alınmaksızın milletvekillikleri geriye kalan partilerve bağımsız adaylar arasında yukarıki fıkra gereğince paylaştırılır.
Şayetseçime katılan siyasî partilerden ve bağımsız adaylardan hiç biri yukarıkifıkrada gösterilen sayı kadar oy almamışlarsa, milletvekillikleri gene ikincifıkra hükümlerine göre paylaştırılır.
Madde33- Siyasî parti adaylarından seçilenler, aşağıdaki şekilde tespit edilir:
32nci madde gereğince, her partinin kazandığı milletvekilliği sayısı tespitedildikten sonra, her parti için ayrı ayrı olmak üzere; adayların adları, partiaday listesindeki sıraya göre alt alta yazılıdır. Yüksek Seçim Kuruluna verilenaday listelerindeki sıra, seçimlerde partilerin kazandıkları Milletvekillerininsırasının tesbitinde esas olur ve her seçim çevresinde 32 nci madde gereğincepartilere düşen milletvekilliği sayısı kadar milletvekili, her parti listesininbaşından itibaren sayılmak suretiyle seçilmiş sayılır.
Buişlemler açık olarak yapılır ve adaylarla müşahitler hazır bulunabilirler.
İlseçim kurulu başkanı, milletvekilliğine seçilenleri gösteren tutanağın birsuretini, o seçim çevresinde derhal ilân ettirir; diğer bir suretini de birhafta süre ile il seçim kurulu kapısına astırır.
Madde35- Yukarıki maddenin birinci fıkrası gereğince İl Seçim Kurullarından bilgiverildikçe. Yüksek Seçim Kurulu, bu bilgileri bekletmeden radyo ile derhalyayınlar.
Yukarıkimaddenin birinci fıkrası gereğince bütün illerden verilecek bilgiler tamamlanırtamamlanmaz, tasdikli tutanak suretlerinin alınması veya itiraz varsa buitirazların incelenerek karara bağlanması beklenmeksizin, her partininkazandığı milletvekili sayısı ve milletvekili seçilenlerin ad ve soyadlarıYüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyoları ile derhal ilân olunur.
Seçimsonuçlarını gösteren tutanakların bütün illerden gönderilmesi üzerine, YüksekSeçim Kurulu, en kısa zamanda Türkiye Radyoları ve Resmî Gazete ile ikinci birbildiri yayınlayarak, iller itibariyle, milletvekili seçilenlerin ad vesoyadlarını, seçmen sayısını, oy kullanan seçmen sayısını, seçime katılmaoranını, muteber oy pusulası sayısını, her partinin ve bağımsız adaylarınkazandıkları oy pusulası sayısını açıklar.
Devleteait bütün ulaştırma ve haberleşme araçları, seçim kurulları arasında araç,gereç, haber, yazı ve bilgilerin ulaştırılmasında öncelikle kullanılır.
25Mayıs 1961 tarihli ve 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa yukarıda, eklenen32., 33. ve 35 inci maddeler hükmü, Cumhuriyet Senatosu üyelerinin seçimlerindede uygulanır.
Madde2- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.)
2-Davacının dayandığı Anayasa hükümleri:
Davacınındayandığı Anayasa hükümleri şunlardır:
(Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancakkanunla sınırlanabilir.
Kanun,kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibisebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.
Madde55- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve seçilmehakkına sahiptir.
Seçimler,serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarınagöre yapılır.
Madde56- Vatandaşlar siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkmahakkına sahiptir.
Siyasîpartiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.
Siyasîpartiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez unsurlarıdır.
Madde57- Siyasî partilerin tüzükleri, programlan ve faaliyetleri, insan hak vehürriyetlerine dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine ve Devletinülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlarauymayan partiler temelli kapatılır.
Siyasîpartiler, gelir kaynakları ve giderleri hakkında Anayasa Mahkemesine hesapverirler.
Partileriniç çalışmaları, faaliyetleri, Anayasa Mahkemesine ne suretle hesap vereceklerive bu Mahkemece malî denetimlerinin nasıl yapılacağı, demokrasi esaslarınauygun olarak kanunla düzenlenir.
Siyasîpartilerin kapatılması hakkındaki dâvalara Anayasa Mahkemesinde bakılır vekapatma karan ancak bu Mahkemece verilir.
Madde84- Meclislerin Başkanlık Divanları, o meclisteki siyasî parti .gruplarınınkuvvetleri ölçüsünde Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur.
MilletMeclisi ve Cumhuriyet Senatosu Başkanları, kendi Meclislerince üye tamsayısınınüçte iki çoğunluğu ve gizli oy ile ikişer yıl için seçilirler; ilk iki oylamadabu çoğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinilir. Meclis Başkanlıkları içinMeclisteki siyasî parti grupları aday gösteremezler.
Başkanlarve Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partilerin veya siyasî partigruplarının Türkiye Büyük Millet Meclisinin İçinde veya dışındakifaaliyetlerine ve görevlerinin yerine getirilmesini gerektiren haller dışında,Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan oy kullanamaz.
TürkiyeBüyük Millet Meclisinin birleşik toplantılarında Başkanlık Divanı, MilletMeclisi Başkanlık Divanıdır.
Madde85- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıklarıiçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzükhükümleri, siyasî parti gruplarının. Meclislerin bütün faaliyetlerinekuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî partigrupları, en az on üyeden meydana gelir.
Meclisler,kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler.
Madde89- Gensoru yetkisi yalnız Millet Meclisinindir.
Milletvekillerinceveya bir siyasî parti grubunca verilen gensoru önergesinin gündeme alınıpalınmayacağı, verilişinden sonraki ilk birleşimde görüşülür. Bu görüşmede, ancakönerge sahibi veya önerge sahiplerinden biri, siyasî parti grupları adına birermilletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir Bakan konuşabilir.
Gündemealma kararı ile birlikte gensorunun görüşülme günü de belli edilir.
Gensorunungörüşülmesi, gündeme alma karan tarihinden başlıyarak iki gün geçmedikçeyapılamaz ve yedi günden sonraya bırakılamaz.
Gensorugörüşmeleri sırasında üyelerin verecekleri gerekçeli güvensizlik önergeleriveya Bakanlar Kurulunun güven isteği, bir tam gün geçtikten sonra oylanır.
BakanlarKurulunun veya bir bakanın düşürülebilmesi, üye tamsayısının salt çoğunluğuylaolur.)
4-Adalet Partisi Millet Meclisi Grubu Başkanlığının yazılı mütalâası özeti:
AdaletPartisi Millet Meclisi Grubu Başkanlığının 44 sayılı Kanunun 30. maddesinin sonfıkrası uyarınca verdiği 13/4/1968 günlü ve 1128 sayılı yazılı mütalâanın özetiaşağıdadır :
A-Yazılı mütalâada önce davacının, Millet Meclisi Başkanlık Divanının Anayasa'nın84. maddesine uygun olarak kurulmadığı ve bunun da iptal nedeni olacağıyolundaki gerekçesi üzerinde durularak şöyle denilmektedir:
a)Anayasa Mahkemesi, Başkanlık Divanının kuruluşu şekline ilişkin 2/11/1966 günlüMillet Meclisi kararını iptal etmiştir. Bugünkü Başkanlık Divanı ise,10/11/1967 günlü karara göre kurulmuştur ve bu karar halen yürürlüktedir.
b)Türkiye işçi Partisi, Millet Meclisinin 2. Döneminin 3. Toplantısı içinBaşkanlık Divanı kurulurken kendisine düşmesi muhtemel kâtip üyeliktenvazgeçtiği gibi, daha sonra Divanda boşalan bir kâtip üyelik kendilerinedüştüğü halde bu açık üyeliğe aday göstermeği de kabul etmemiştir.
c)Anayasa'nın 147. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kanunların ve Türkiye BüyükMillet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetler. Meclisçe alınankararlar, bu denetimin dışındadır. Bir hükmün kanun veya içtüzük hükmüolabilmesi, o hükmün konulmasında belirli şekil ve usullerin uygulanmasınabağlıdır. Bu şekil ve usuller dışında çakınları kararların, bir hüküm veyakural niteliğinde olsalar dahi, kanun veya içtüzük hükmü sayılmalarına imkânyoktur. Bu çeşit kararları denetime tabi tutmak Anayasa Mahkemesinin denetimalanının 147. maddeye aykırı olarak genişletmek anlamına gelir. Biz, Anayasa'nın81. maddesindeki istisnaî hal dışında. Meclis kararlarının, AnayasaMahkemesinin denetimine tabi olmadığı kanısındayız.
ç)Anayasa'nın 84. maddesini, Mecliste grubu olan bütün siyasî partilerinbehemahal Başkanlık Divanına katılması gerektiği anlamında kabul eden birgörüşe katılamayız. Anayasa koyucunun ereği bu olsaydı 84. maddeyi ona göredüzenler; önce katılma mükellefiyetini sonra katılma oranını belirtirdi. Böyleyapmamakla Anayasa, siyasî parti gruplarının güçleri elverdiği oranda divana katılmalarını,güçleri elvermediği takdirde katılmamaların; öngörmüştür.
84.madde, Divana katılmanın zorunlu olduğu şeklinde kabul edilirse on kişilik birsiyasî parti grubunun Divanda yer alabilmesi için Dîvanın otuzdan fazla üye ilekurulması gerekecektir. Buna fiilen imkân yoktur; çünkü içtüzük hükümlerinegöre Başkanlık Divanı on üç kişidir. Bu sayının artırılabileceği düşünüldüğütakdirde Anayasa'nın 85. maddesi işletilemez duruma düşecektir.
Çünküaynı görüş 85. maddenin uygulanmasında da hâkim olacağına göre, siyasî par tigruplarının meclislerin bütün faaliyetlerine ve bu arada bütün daimîkomisyonlara mutlaka katılmaları gerekecektir. Bu durumda en kişilik bir grubunbir üyesi Başkanlık Divanında, birer üyesi Karma Bütçe ve Karma Dilekçekomisyonlarında görev alacak; geri ye kalan yedi üye, bir üye iki komisyondanfazlasına giremiyeceği için, ancak ondört komisyona katılma İmkânını bulacak vekatılamadıkları on komisyon ise Anayasa'ya aykırı kurulmuş duruma düşecektir.Milletvekillerinin üç dört komisyonda birden görev almaları belkidüşünülebilir. Bu görüş komisyonların birer ihtisas topluluğu olması vakıasıile bağdaşamıyacağı gibi, milletvekillerinin asıl görevlerini yapamaz veiktidarı denetliyemez hale gelmelerine de yol açacaktır. Kaldı ki komisyonüyeleri sayısını böylece artır maya Anayasa'nın 67 maddesi ile sınırlandırılmışmilletvekili sayısı karşısında imkân da yoktur.
d)84. ve 85. maddeler, katılmaya, mutlaka yerine getirilmesi gerekli, vazgeçilmezbir ödev niteliği vermekte değildir. Bu, bir gruplara imkân tanıma hükmüdür.İmkândan yararlanıp yararlanmamak o grubun önce gücüne sonra da gücü elverirseserbest iradesine bağlıdır. Başka bir deyimle 84. ve 85. maddelerin siyasîparti gruplarına tanıdığı imkânlar bir içtüzük hükmü ile bertaraf edilemez.Ancak gruplar kendilerine tanınan imkânlardan her zaman vazgeçebilirler.
GruplaraMeclîs faaliyetlerine güçleri oranında katılma İmkânının sağlanması yolundakiAnayasa buyruğunu, gruplara her faaliyete katılma mecburiyetinin yüklenmesi ilekarıştırmamak gerekir. Aksini düşünmek Başkanlık Divanına veya bir komisyona,üye sayısının yetmemesi gibi bir maddî imkânsızlıktan ötürü yahut bir grubunbunlara üye göndermekten kaçınması veya üyelerin buralardan sık, sık istifayazorlanması yüzünden Parlâmentonun keşmekeş içine düşmesine cevaz vermek olur.
Öteyandan söz konusu imkânları ödev saymak, onları yerine getirecek müeyyideleride gerekli kılar. Siyasî partileri Başkanlık Divanına veya komisyonlarakatılmaya zorlayacak ne merci ne de müeyyide vardır.
e)Yukarıdanberi açıklananlar bir yana, Başkanlık Divanında bir kuruluş hatasınınvarlığı, bir an için, kabul edilse dahi bu hatanın, yasanın iptalinigerektirebilmesi için Millet Meclisinin iradesini ifsat edici nitelikte olmasıgerekir. Aksi halde Millet Meclisi İradesinin serbestçe teşekkül etmesiKomisyonun ve Başkanlık Divanının kuruluşundaki şekil noksanlarını düzeltir.
Sonuç:Davacının iptal nedeni olarak ileri sürdüğü Başkanlık Divanının kuruluş tarzınailişkin iddiaları yerinde değildir; reddi gerekir.
B-Adalet Partisi Millet Meclisi Grubu Başkanlığının yazılı mütalâasında;davacının, Anayasa'nın 89. maddesine göre gensoruların görüşülmesi gerekenbirleşimde kanunun görüşülüp kabul edilmesinin iptal nedeni olacağı yolundakigerekçesi üzerinde de şöyle denilmektedir.
a)Anayasa'nın 89. maddesinde (Milletvekillerince veya bir siyasî parti grubuncaverilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmıyacağı, verilişinden sonrakiilk birleşimde görüşülür. Bu görüşmede, ancak Önerge sahibi veya önerge sahiplerindenbiri, siyasî parti grupları adına birer milletvekili Bakanlar Kurulu adınaBaşbakan veya bir Bakan konuşabilir) diye yazılıdır.
89.maddedeki birinci cümle île ikinci cümlenin birbirinden ayrı mütalâasına imkânyoktur. "Veriliş" in ne zaman tamamlanacağını ikinci cümlebelirtmektedir. Önerge üzerinde, sahibinden başkasının konuşabilmesi, hele grupgörüşlerinin açıklanabilmesi, içindekilerden görüş açıklayabilecek derecedebilgi edinmekle mümkün olur. Bu da zaman ister. Kaldı ki milletvekillerinin, sonundagüven oyunun söz konusu olduğu çok ciddî bir sorunda oylarını gereği gibikullanabilmeleri için önerge içindekilerini sadece öğrenmeleri değil, ona nüfuzetmeleri de zorunludur.
Öyleise "veriliş" ten erek önergenin okunmak yoliyle Meclisin bilgisinesunulması dır. Görüşme ancak bundan sonra yapılabilecektir. Mecliste yediyıllık uygulama da böyledir, önergelerin birleşimden önce bastırılıpdağıtılması da düşünülebilir. Ancak bu, her zaman mümkün olamaz. Nitekim olaydagensoru önergeleri Meclis toplantısından kısa bir süre önce Başkanlığa verilmişve Başkanlık önergeleri birleşimden önce bastırmak zaman ve imkânınıbulamamıştır. Başkanlık, önergeleri o birleşimde okutmak suretiyle Meclisinbilgisine sunarak "veriliş" eylemini tamamlamış; sonraki ilk birleşimdede önergeler konuşulmuştur.
"Veriliş"I Türkiye işçi Partisi gibi anlamak; Anayasa koyucunun gensoru önergelerininuzun süre gündeme alınmamakla kaçılan ifratı bertaraf eylemek isterken,sorumlulukları ileri sürülenleri, ne olduklarını bilmedikleri önergelerüzerinde konuşmak ve milletvekillerini de anlamadan oy kullanmak zorundabırakma yoliyle tefrike düştüğünü kabul etmek olur. Bu itibarla Türkiye İşçiPartisinin görüşü yerinde değildir.
b)Bir an için Anayasa'nın 89. maddesinin Türkiye İşçi Partisinin görüşüne uygunolarak anlaşılması gerektiği; o birleşimde önergeler üzerinde konuşularakgündeme alınıp alınmamalarını karara bağlamak icap ederken okunmaları ileyetinildiği ve sonra iptali istenilen kanunun görüşülmesine geçildiği kabuledilse bile, bu halin kanun tasarısının kanunlaşma törenine ilişkin bulunan vekanunun iptalini gerektiren bir keyfiyet olmadığı açıktır. Gensoru önergesiningörüşülmesi usulündeki aykırılık, daha sonra usulünce görüşülen ve kabul edilenkanuna bulaşmaz. Her usul hatası, yapıldığı konuya maksur ve münhasırdır.
Sonuç:İptal isteminin bu bakımdan da uygun olmadığı kanısındayız.
5.Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu, Başkanlığının yazılı mütalâası Özeti:
AdaletPartisi Cumhuriyet Senatosu Grubu Başkanlığının 44 sayılı Kanunun 30.maddesinin son fıkrası uyarınca verdiği 11/4/1968 günlü ve 26 sayılı yazılımütalâanın özeti aşağıdadır.
A-Şekil bakımından :
a)İptali istenen 1036 sayılı Kanunun Cumhuriyet Senatosu incelemeleri evresindekiGeçici Komisyonun bünyesi ile ilgili şekle ilişkin itirazların yersizliğiniAnayasa Mahkemesinin 1966/1 sayılı kararına dayanarak derhal ortaya koymakmümkündür.
1966/1sayılı kararla Anayasa'ya aykırı olmadığı açıklanan 447 sayılı Kanunun GeçiciKomisyona havalesine karar veren Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu 93 yerine 73kişi ile toplanmış ve böylece Anayasa'nın 86. maddesi açıkça ihlâl edilmişbulunuyordu. Bu aykırılığın dahi sonradan yine Genel Kurul karariyle giderilmişbulunduğu 1966/1 sayılı kararda kabul edilmiştir ki, olayımıza böylesine ağırbir İhlâl atfedilemez.
Öteyandan 447 sayılı Kanunun çıkarılması ile ilgili Geçici Komisyon da Anayasa veAdalet Komisyonu ile İçişleri Komisyonu Başkanlıklarınca ayrılan üyelerdenkurulmuş ve grupumuzun itirazları Genel Kurulca reddedilmiştir. (CumhuriyetSenatosu Tutanak Dergisi, Cilt: 19, sayfa: 78, 781). iptal dâvalarındailgililerin gerekçeleri ile bağlı bulunmayan Anayasa Mahkemesi, 447 sayılıKanun aleyhine açtığımız dâvada bu noktayı bir şekil eksikliği saymamıştır.Böylece 1036 sayılı Kanuna varıncaya kadar Cumhuriyet Senatosu tarihinde 124kez uygulanan bu usul, Anayasa Mahkemesince de ilişilmediği için, yürürlüktekalmıştır. Esasen Anayasa'nın 85. maddesi karşısında bütün komisyon seçimleriinşaî değil izharî bir nitelik almaktadır.
CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünün 20. maddesi uyarınca üçer gün ara ile yapılacaktoplantılarda Borçlar ve Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunlarındaki mehillerinhesabına ilişkin hükümlerin uygulanmasına yer olmadığından Geçici Komisyontoplantılarında bu bakımdan içtüzüğe aykırılık yoktur. Esasen içtüzüğe aykırıhaller bir kanunun iptali dâvasında söz konusu edilemiyeceği için bu gibinoktalar üzerinde fazla, durulmamış; sadece iddiaların yersizliği gösterilmekistenilmiştir.
b)Olayımızın emsal tuttuğumuz 447 sayılı Kanun olayından değişik gibi görülenyönü istifalar sorunudur.
İlktoplantıya çağrılmakla Geçici Komisyona ayrıldıklarını öğrenen, ilk toplantıdanönce görev kabul etmediklerini bildirmeleri gibi, ikinci toplantı gününde deitirazda bulunmayan, ancak sonuncu toplantı günü ana komisyonlardan vedolayısiyle Geçici Komisyondan da çekildiklerini bildirir dilekçeleri verenCumhuriyet Halk Partili üç üyenin, mücerret bu çekiliş beyanlarıyla KomisyondakiAnayasa'nın 85. maddesine uygun orantının bozulduğu, önce orantıyı düzeltecekseçimin yapılması gerektiği ileri sürülmektedir.
Hiçbir çekilme, beyan ile birlikte ani olarak gerçekleşip görevliye işi bırakmahakkı vermez. Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 161. maddesinde üyeliktençekilmenin, Genel Kurulun ıttılaı gününde kesinleşeceği yazılıdır.Komisyonlardan çekilmelerde de bu kuralın uygulanması tabiidir. Çekilenkomisyon üyesinin, çekilme Genel Kurul ıttılaına varıncaya kadar Komisyonadevam etmemesi, Komisyondan çekilmemiş bir üyenin devamsızlığından farksızdır.
Bîrveya bir kaç komisyon üyesi her ne suretle olursa olsun çalışmalara katılmamışise, bu durum Komisyonun yeter sayısı ile yaptığı toplantıda alınan kararlarıetkilemez. Anayasa'nın 85. maddesinin İkinci fıkrası, komisyonların sadecekuruluşlarına ilişkin bir buyruktur. Birleşim ve karar yeter sayılarınıkapsamaz. Senato komisyonlarında söz gelimi sadece bir üyenin çekilmesi veyagelmemesi ve onun da zaten tek üye bulunduran kontenjan grubu gibi bir gruptanolması halinde hiç bir görüşme yapılamıyacaksa bunun, öteki sonuçları bir yana,Anayasa'nın toplantı ve karar yeter sayısına ilişkin 86. maddesinin de fiileniptali demek olacağı meydandadır. Kaldı ki istifa, mücerret beyan ile görevisahipsiz kılacak ve bu boşalma İle 85. maddenin buyurduğu orantı bozulmuşsayılacaksa, bu görüş, on kişilik bir muhalefet grubunun bütün bir yasamadönemi içinde Senatoya tek bir karar aldırmaması, Millet Meclisinden gelenbütün metinlerin Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca kendiliğinden kanunlaşması veikinci meclisin iptal edilmiş duruma düşmesi yolunu açacaktır. Aynı durumMillet Meclisi çalışmaları için de söz konusudur.
Bütünbunlar bir yana, Geçici Komisyon raporunda yöneltilen bütün itirazlar, Senato GenelKurulunda yapılmış ve görüşmeler sonunda itirazlar reddedilerek MilletMeclisinden gelen metin kanunlaşmış bulunduğuna göre Anayasa Mahkemesinin1966/1 sayılı karardaki gerekçeler karşısında 1036 sayılı Kanunun şekilbakımından iptali için hiç bir neden düşünülemez.
c)Yasama meclislerindeki komisyonların niteliğine gelince:
İçtüzüklerdeyer alan komisyonların çoğu Anayasa hükümlerinin kurulmasını zorunlu kıldığıkomisyonlar değildir. Bunlar gelenek ve göreneklere göre içtüzüklerleyaratılmış varlıklardır. Kaynağını herhangi bir kanundan alan komisyonlar daolabilir. Kamu iktisadî teşebbüslerinin düzenlenmesi hakkındaki 468 sayılıKanunun gerektirdiği ve yasama değil, bir denetleme organı olan karma komisyongibi.
Anayasa'daBütçe Kanunu dışındaki herhangi bir kanun tasarısının önceden bir takımkomisyonlardan geçirilmesini gerektirecek hiç bir hüküm yoktur. 91. maddeninikinci fıkrasındaki (Üyeler kendi tekliflerini her iki meclisin ilgilikomisyonunda savunabilirler) hükmü ile kanun tekliflerinin bir komisyonçalışması safhasından geçmesi zorunlu kılınmış sayılabilirse bu sonucun sadeceüyelerce verilmiş kanun tekliflerine hasrı gerektiğini ve "mefhumumuhalif" yoliyle de kanun tasarıları hakkında böyle bir zorunluluğunAnayasa'ca öngörülmediğini kabul etmek yerinde olur.
Gerçektende Hükümetçe Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun tasarıları, teknikbilgiye sahip bakanlık bürolarınca hazırlanmış ve çeşitli ihtisas İncelemelerisafhalarından geçirilerek olgunlaştırılmıştır. İçtüzükte yapılacak birdeğiştirme ile bunların Genel Kurulda doğrudan doğruya görülmesinin sağlanmasıve daimî komisyonların sadece kanun tekliflerini incelemeye tahsisi Anayasa'yaaykırı düşmez.
Öteyandan Anayasa, nerede bir komisyon incelemesini zorunlu görmüşse onu İçtüzüğünkurup kurmamakta muhtar olacağı komisyonlara bırakmadan kendi metninde açıklamıştır.90. maddenin ikinci fıkrasında Meclis soruşturması için her iki meclisten eşitsayıda seçilecek üyelerden kurulu komisyon, 91. maddenin ikinci fıkrasında sözkonusu üyelerin kanun tekliflerini inceleyecek komisyonlar, 92. maddedeCumhuriyet Senatosunca yapılacak değiştirmeyi Millet Meclisinin benimsememesihalinde her iki meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdakiüyelerle kurulacak komisyon, 94. maddede bütçe tasarılarını inceleyecekkomisyon. Anayasa müessesesi olan komisyonlar listesini tamamlar.
92.maddeye göre "her iki meclisin ilgili komisyonları söz konusu olunca 91.madde uyarınca kanun teklifleri için kurulmuş komisyonlar bu işi görebileceğigibi, gerektiğinde meclislerce birer geçici komisyon kurularak bunlarınbirleşiminden 92. maddenin istediği komisyon meydana getirilebilir.
Demekki iptali dâva edilen kanun, doğrudan doğruya meclislerce görüşülüp kabuledilmiş olsaydı gene de Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemezdi. Kaldı ki dâvakonusu kanunun tasarı halinde iken önce komisyonlarca incelenmiş bulunmasıiçtüzük hükmü gereğidir. Komisyonun gerek kuruluşunda gerekse karar verişindebir şekil noksanı varsa bu noksan, siyasî partilerin güçleri oranı veyatoplantı ve karar yeter sayısı gibi Anayasa'nın koyduğu kurallara ilişkinbulunsa bile, meclislerin kabulleriyie tekemmül eyleyen yasada şekil bakımındanbir Anayasa aykırılığı söz konusu edilemiyecektir. Çünkü öne sürülen şekilnoksanı, esasen Anayasa'nın değil, İçtüzüğün getirdiği bir komisyon safhasınamünhasırdır.
GerçiAnayasa Mahkemesinin 1966/1 sayılı kararında: (...... yetkili komisyonlardangeçmeksizin veya usulünce kurulmamış bir komisyondan geçerek kabul edilmişbulunan kanun tasarısının iptal nedeni olacak bir şekil eksikliği ile malûlsayılması gerektiği sonucuna varılır) denilmekte ise de daha sonra (......Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun yukarıda açıkladığımız iradesi, evvelcetoplanma yeter sayısı gözetilmeksizin kurulmasına karar verilmiş GeçiciKomisyonu ve bu komisyonun çalışmalarını benimseyerek şekil eksikliğini ortadankaldırmış bulunmaktadır) denilerek 447 sayılı Kanunda şekil eksikliğibulunmadığı gerekçesiyle dâvanın bu iddiaya yönelen bölümünün reddine kararverilmiştir.
Mademki sonucu tayin edecek, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun nihaî iradesiolacaktır; madem ki olayımızda muhalefet sözcüleri komisyonla ilgili şekilnoksanı İddialarını Genel Kurulda ileri sürmelerine rağmen usule ilişkinitirazlar ayrıca görüşülüp reddedilmiş ve kanun tasarısı kabul olunmuştur. Şuhalde önceki hazırlık safhalarına ait şekil eksikliği üzerinde durulmasına yerkalmamıştır. 1966/1 sayılı kararla sabittir ki, hazırlayıcı nitelikteki birkomisyon safhası, şekil noksanlariyle muallel olduğu halde, Meclis GenelKurulunun nihaî iradesi eksikliği giderici ve ıslâh edici bir etki yapar vebundan muteber bir tasarruf doğar.
B-Maddî bakımından:
Davacının1036 sayılı yasanın esas yönünden de Anayasa'ya aykırı olduğu yolundakiiddiaları Anayasa'nın 55. maddesinin İkinci fıkrasındaki ilkeler bakımından hiçbir ayrılık delili taşımamaktadır. 1036 sayılı Kanunun Anayasa'ya uygunluğutartışmasız olan 1961 esaslarına rücuu tazammun etmesi itibariyle de dâvayersizdir.
Türkiyeİşçi Partisi Millet Meclisi Grubu, dâva dilekçesinde sarfettiği bazı sözlerle(Bu kararda: II-3-B-c den sonraki fıkrada) nasıl bir ruh haleti İçindeolduklarını belirtmektedir. Partimizin niyetlerine ilişkin varsayımlarıgülünçtür. Kaldı ki Anayasalar değişebilir olduklarını kendi metinleriyleaçıklarlar. Anayasa'nın öngördüğü bu tabiî hali korkunç bir olay gibi tasviretmek hukukî ve haklı sayılamaz.
Anayasa'nın55 maddesine "seçimler herhangi bir siyasî partinin Anayasa'yıdeğiştirebilecek bir çoğunluğu elde edememesini sağlayacak ve küçük partileriçoğaltacak esaslara göre yapılır" mealinde bir fıkrayı yargı İçtihat veyorumu yoliyle sokmağa çalışmak da yersizdir. Anayasa Mahkemesinin 1966/1sayılı kararında aynen şöyle denilmektedir :
(TürkiyeCumhuriyeti Anayasa'sının seçme ve seçilme hakkını ve seçimlerde uygulanmasıgerekli temel kuralları belirten 55. maddesi, en küçük bir tereddüde ve yanlışanlaşılmaya yer bırakmayan bir açıklık ve kesinliktedir. Bu madde seçimlerin"serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm"esaslarına göre yapılmasını hükme bağlamakta, bu esasların dışında kalan bütünşartları ve nitelikleri kanun koyucunun takdirine bırakmaktadır. O haldeserbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarındanayrılmamak şartiyle kanun koyucunun meclislerden herhangi biri için uygungördüğü seçim sistemi Anayasa'nın da makbulüdür.)
(...Anayasa koyucusu, seçim sistemi gibi çok önemli bir konuda bir kural getirmeyiöngörmüş olsaydı, bunu hiç bir zaman dolaylı bir yoldan ve herhangi bir yasayaatıf suretiyle yapmaz, o kurala doğrudan doğruya kendi metni içinde yerverirdi.)
Türkiyeİşçi Partisi, dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan bir "ulusal artık"usulü ite Parlâmentodaki sandalyelerini sağlamış bulunduğu için bir varlıkdâvasında olabilir. 1036 sayılı Kanun ile tekrar kurulmasına çalışılan normalseçim, öteki bazı küçük partilerin de işine gelmiyebilir. Ancak bu vakıalar biriptal nedeni olamaz.
C-Sonuç:
1036sayılı Kanuna karşı gerek şekil bakımından ve gerekse maddî bakımdanyöneltilmiş bulunan Anayasa'ya aykırılık iddiaları yersiz ve dayanaksızdır.
III-Esasın İncelenmesi:
İncelemeyebaşlamadan önce dâva dilekçesindeki sözlü açıklama istemi üzerinde durularak,sözlü açıklamalarının dinlenmesi için ilgililerin çağırtmalarına yer olmadığıoybirliği ile kararlaştırıldıktan ve dâvanın esasına ilişkin rapor, dâvadilekçesi ve ekleri. Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisigrupları başkanlıklarının yazılı mütalâaları, ilgili mercilerden getirilenbilgi ve belgeler, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükümleri,davacının dâvasına dayanak yaptığı Anayasa maddeleri ve bunlara ilişkingerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüpdüşünüldü :
A-Şekil yönünden aykırılık iddialarının incelenmesi:
1-Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi:
a)Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimine ilişkin iddianın,Anayasa'nın 84. ve 85. maddeleri açısından ele alınması gerekir.
84.maddenin birinci fıkrasında "Meclislerin Başkanlık Divanları, o Meclistekisiyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde Divana katılmalarını sağlayacakşekilde kurulur" denilmektedir.
85.maddenin birinci ve ikinci fıkraları ise şöyledir:
"TürkiyeBüyük Millet Meclisi ve Meclisler çalışmalarını, kendi yaptıkları içtüzüklerinhükümlerine göre yürütürler.
İçtüzükhükümleri, siyasî parti gruplarının, meclislerin bütün faaliyetlerinekuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî partigrupları, en az on üyeden meydana gelir."
84.maddenin birinci fıkrası, yalnız Başkanlık Divanlarının kuruluşuna ilişkin özelbir hükümdür. 85. maddenin yukarıda açıklanan hükümleri ise gerek meclislerinbaşkanlık divanlarının kuruluşu, görev ve yetkilen, gerekse meclislerin ötekifaaliyetleri konusunda yasama meclislerinin içtüzüklerinde öngörülecek ilkeyibelirtmekte ve genel bir nitelik taşımaktadır.
84.maddenin açık ve kesin olan birinci fıkrası, meclislerde grubu bulunan siyasîpartilerin, güçleri ne olursa olsun, meclislerin başkanlık divanlarında yeralabilmelerini ve katılmanın grupların güçleri oranında olmasını zorunlu kılar.Anayasa koyucusunun bu hükümle güttüğü başlıca erek, divanların görevlerindeyansız davranmalarının sağlanmasıdır. Böyle olduğuna göre başkanlıkdivanlarının kuruluş biçimi tespit edilirken, bütün siyasî parti gruplarına,güçleri oranında üyelikler ayrılmalıdır. Bu ilkeye uyulmadan kurulan divanlarAnayasa'ya aykırı düşer. Divanların Anayasa'ya aykırı bulunmasına yol açaniçtüzük hükümlerinin veya o nitelikteki Meclis kararlarının, bunlara karşıAnayasa Mahkemesine başvurulduğunda iptal edilmeleri gerekir. Nitekim bunun yakınbîr örneği de vardır.
MilletMeclisinde 1966 yılına kadar olan uygulamalarda Başkanlık Divanına bütün siyasîparti gruplarından güçleri oranında üye alınmakta idi. 1966/1967 yasama yılınınbaşında Anayasa'nın 84. maddesine siyasî parti gruplarından, ancak güçlerielverdiği hallerde başkanlık divanına üye alınabileceği yolunda anlam verilerek1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararlarla Türkiye İşçi Partisi Grubu BaşkanlıkDivanı dışında bırakıldı.
İlgilipartinin dâva açması üzerine, Millet Meclisi Başkanlık Divanının Türkiye İşçiPartisi Grubundan üye alınmaksızın kurulmasına ilişkin bulunan ve içtüzük hükmüniteliğini taşıyan bu iki Millet Meclisi kararı Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968günlü ve E. 1967/6-K. 1968/9 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
b)İptal dâvasına konu olan 1036 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülüp kabuledildiği sıralarda görevli Başkanlık Divanının bünyesi içine Türkiye İşçiPartisi Grubundan yine üye alınmamış olduğu görülmektedir. Bu divan, AnayasaMahkemesince iptal edilen 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararların benzeri birkararla, Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü karan ile kurulmuştur. Bu itibarla10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararının hukukî değer ve etkisi üzerindedurulması yerinde olacaktır.
Görüşmelerinbu evresinde, Anayasa Mahkemesi Başkanlığından gönderilip Millet MeclisiBaşkanlığı kalemine 1.3.1968 günü saat 16.45 de verildiği anlaşılan AnayasaMahkemesinin 1967/6-1968/9 sayılı iptal kararına ilişkin yazının Millet MeclisiBaşkanına hangi gün ve saatte duyurulduğunun sorulması gerektiği ilerisürülmüştür.
Anayasa'nın152. maddesinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının, kararda başkaca birgün belirtilmemişse, karar tarihinde hüküm ifade edeceği yazılıdır. Yayın,tebliğ, ıttıla gibi hususların bu bakımdan herhangi bir etkisi düşünülemez. Öteyandan aşağıda açıklananlardan anlaşılacağı üzere böyle bir soruya gelecekkarşılığın sonuçta bir değişiklik yapamıyacağı da meydandadır. Bu nedenlerleAnayasa Mahkemesi Başkanlığının 1967/6-1968/9 sayılı ve 27.2.1968 günlü iptalkararına ilişkin yazısının Millet Meclisi Başkanına. hangi gün ve saatteduyurulduğunun Millet Meclisi Başkanlığından sorulmasına yer olmadığı oyçokluğuile kararlaştırılmıştır. Üyelerden Feyzullah Uslu, Celâlettin Kuralmen, RecaiSeçkin, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün karara muhalif kalmışlardır.
c)Anayasa Mahkemesinin yukarıda sözü geçen 27.2.1968 günlü ve 1967/6-1968/9sayılı kararında gerekçesiyle açıklandığı ve kabul edildiği üzere BaşkanlıkDivanının kuruluşuna ilişkin Millet Meclisi kararları, bir içtüzük hükmüniteliğindedir ve bu nitelikleri dolayısıyle de Anayasa'nın 85. maddesininkapsamına girmektedir. Millet Meclisinin 1.1.1966 ve 2.11.1966 günlütoplantılarında Başkanlık Divanının kuruluşuna dair verilen kararlar. AnayasaMahkemesince iptal edildiğinden artık ortada Başkanlık Divanının kuruluşu ileilgili ve İçtüzük hükmü niteliğinde olarak sadece Millet Meclisinin 10.11.1967gününde verdiği karar vardır. Bu karar, süresi içinde ve usulünce açılmış birdâva üzerine iptal edilmemiş olduğundan 1036 sayılı Kanunun Millet Meclisindegörüşülmesi ve kabul edilmesi sırasında yürürlükte bulunmuştur.
1.11.1966ve 2.11.1966 günlü kararların iptal edilmesiyle ortaya çıkan durumun 10.11.1967günlü son kararın yürürlük ve geçerliği üzerinde etkisi olabileceğidüşünülemez. Gerçi 10.11.1967 günlü karar ötekilerle aynı, esasa dayanmakta veaynı niteliği taşımaktadır; ancak onlardan ayrı, müstakil bir karardır. MilletMeclisinin hangi kararlarının iptal edildiği ise Anayasa Mahkemesi kararındaaçıkça gösterilmiştir. İptal kararının etkisinin kendi kapsamı ile sınırlıkalacağında şüphe yoktur. Bu İtibarla Anayasa Mahkemesinin daha önceki MilletMeclisi kararlarının iptaline ilişkin karan elbette ki son Millet Meclisikararının geçerli, sayılmaması sonucunu doğuramaz.
Öteyandan Anayasa Mahkemesinin, bütün parti gruplarına bünyesinde yer verilmeyenbir başkanlık divanının kuruluşuna ilişkin kararın Anayasa'ya aykırılığıyüzünden iptal edilmesi gerektiği yolundaki görüşü karşısında, uyarınca birtutuma geçilmesi ve 10.11.1967 günlü Millet Meclisi kararının Anayasa'ya uygunduruma getirilmesi icap eylediği ileri sürülebilir. Ancak olayda, bu yönüzerinde durmağa yer yoktur. Zira Anayasa Mahkemesinin görüşüne uyulması, ogörüşün bilinmesine bağlıdır. Oysa Anayasa Mahkemesinin görüşünü belirtenkarar, Millet Meclisinin, Başkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin kararı verdiğigün üzerinden üç dört ay geçtikten sonra çıkmıştır. 27.2.1968 gününde belirecekbir görüşün 10.11.1967 gününde bilinmesi elbette ki mümkün değildir.
AnayasaMahkemesinin görüşünü Millet Meclisi Başkanlığının 1036 sayılı Kanuna ilişkintasarının genel kurulda görüşülmesine başlanırken veya görüşme sırasındaöğrendiği farzedilse dahi Başkanlığın tasarının görüşülmesini durdurarak Divankuruluşunun Anayasa'nın 84. maddesine uygun biçime konulmasını sağlamasıgerektiği savunulamaz. Zira Millet Meclisi İçtüzüğünün 4. maddesine göreBaşkanlık Divanının görev süresi (başkan hariç) bir yıldır. Olayda bu sure 1968yılı Kasım ayında sona erecektir. Süre bitmeden, Başkanlık Divanınınkuruluşunda, Divana katılmamış partiden üye alınmak suretiyle değişiklikyapılması İçtüzük hükmüne aykırı düşerdi. İçtüzükte öngörülen bir yıllık süreBaşkanlık Divanında istikran koruma ereğine dayanmaktadır. Başkanlık Divanındaistikrarsızlık, Millet Meclisinin çalışmalarını da aksatabilir. Bu nedenlerleMillet Meclisi Başkanlık Divanının, Anayasa Mahkemesinin görüşünü öğrendiktensonra da, evvelce kurulduğu şekilde görevini sürdürmüş olması, İçtüzüğünereğine uygun bir tutumdur. Anayasa Mahkemesinin görüşüne uyulması ancakBaşkanlık Divanının yeniden seçilmesi sırasında söz konusu olabilir,
ç)Millet Meclisinin 10.11.1967 günlü kararı, başka deyimle bir içtüzük hükmü, biryana bırakılarak Anayasa Mahkemesince olayda Anayasa'nın 84. maddesinindoğrudan doğruya uygulanması ileri sürülebilirse de, böyle bir görüş kolaycakarşılanabilir. Gerçi Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarınıidare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. (Anayasa Madde8). Ancak bir kanun veya İçtüzüğün Anayasa'ya uygun olmaması halinde izlenecekyolu yine Anayasa göstermiş ve bunların iptali için dâva veya itiraz yoliyleAnayasa Mahkemesine başvurulmasını öngörmüştür. (Madde 149 ve 151) 10.11.1967günlü kararın, bu yollar dışında ve doğrudan doğruya Anayasa'ya uygunlukbakımından denetlenmesi ve hükümsüz sayılması mümkün değildir.
d)Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle Millet Meclisinin İçtüzük niteliğindeki10.11.1967 günlü kararına dayanılarak kurulan Başkanlık Divanının, İçtüzükgereğince yenileneceği tarihe kadar geçerli bir kuruluş gibi kabulü gerekir. Şuduruma göre de bu Başkanlık Divanının 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarınıngörüşüldüğü birleşimi yönetmiş olması, kanunun şekil yönünden iptalini haklıgösteremez.
Öteyandan davacı, 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarının, Millet Meclisindegörüşülmesi sırasında Başkanlık Divanının, Millet Meclisince kabul edilen dâvakonusu kanun üzerinde etkili olacak nitelikte Anayasa'ya ve İçtüzüğe aykırı birtutumu geçtiği yolunda herhangi bir iddia öne sürmediği gibi, incelenen MilletMeclisi tutanaklarından da böyle bir davranışa rastlanmamıştır. Bu itibarla oyönden de kanunun iptalini gerektiren bir neden yoktur.
ÜyelerdenSalim Başol, Fazlı Öztan, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel veMuhittin Gürün, Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçiminin 1036sayılı Kanunun iptalini gerektirdiği düşüncesiyle yukarıki görüşekatılmamışlardır.
2-Gensoru önergeleriyle ilgili iddia :
Davacı,Anayasa'nın 89. maddesine göre gensoru önergelerinin gündeme alınıpalınmıyacağının görüşülmesinin gerekli bulunduğu birleşimde dâva konusu kanunailişkin tasarının görüşülüp kabul edildiğini, bunun da şekil bakımından biriptal nedeni olduğunu ileri sürmektedir.
Olaydakanun tasarısı, gerçekten gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmıyacağınıngörüşülmesi gerekli bir birleşimde görüşülüp kabul edilmişse Anayasaya aykırıdavranış ancak gensoru önergeleri bakımındandır ve bunlara yönelmiştir. Böylebir tutum o birleşimde görüşülüp kabul edilen Kanun tasarısına iptaligerektirir bir şekil bozukluğu veremez. Bu itibarla olayda gensoruönergelerinin Anayasa'ya uygun veya aykırı olarakmı görüşüldüklerininincelenmesi gerekli bulunmadığı gibi aynı nedenle Anayasa'nın 89. maddesiniuygulama biçiminin kararda tartışılmasına da yer yoktur.
Başkanİbrahim Senil, üyelerden Salim Başol, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, RecaiSeçkin, Ziya Önel ve Muhittin Gürün Anayasa'nın 89. maddesinin uygulanmabiçiminin kararda tartışılması gerekmediği görüşüne katılmamışlardır.
3-Cumhuriyet Senatosundaki Geçici Komisyonun, Komisyon Başkanlarınca belirtilenüyelerden kurulmuş olması durumu:
1036sayılı Kanuna ilişkin tasarının, Millet Meclisince kabul edilerek, CumhuriyetSenatosuna verilmesi üzerine, Anayasa ve Adalet Komisyonu ile İçişleriKomisyonuna havale edildiği; ancak Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 5.3.1968günlü 39. Birleşiminde tasarının, "çalışmaların bir an önce bitirilmesiiçin" Anayasa ve Adalet Komisyonu ile İçişleri Komisyonundan seçilecekdokuzar üyeden kurulu geçici bir komisyonda görüşülmesinin kabul edildiği;fakat Geçici Komisyon üyelerinin seçilmeleri yerine bunların ilgilikomisyonların başkanlarınca belirtilmesi yolunda gidildiği ve komisyonunböylece kurulduğu anlaşılmaktadır.
Davacıbu durumun bir iptal nedeni olduğunu ileri sürmüştür.
a]Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı demokratik hukuk devleti ilkesini kabul etmiştir.(Madde 2.] Seçim usulünün üstün tutulması ve her gerekli yerde uygulanması builkenin başlıca icaplarından biridir. Nitekim Anayasa'da, yasama meclisleribaşkanlarının, Anayasa'nın öngördüğü komisyonların belli edilmesinde, seçimegidileceğini açıklayan hükümler vardır. (84., 90., 92. maddelerde olduğu gibi.)Meclislerin içtüzüklerinde de gerek başkanlık divanlarının, gerekse genelolarak komisyonların kurulmasında seçim usulü kabul edilmiştir. Anayasa'nın veİçtüzüğün benimsediği bu usulün daimî komisyonların bünyelerinde de uygulanmasıve bu komisyonlardan genel kurulca kurulmasına karar verilen karma veya geçicikomisyonlara katılacak üyelerin seçimle belli edilmesi, demokratik hukukdevleti düzenin tabiî bir sonucudur. Öte yandan Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün111. maddesinde, genel kurulda ve komisyonlarda yapılacak seçimlerde nasıldavranılacağının açıklanması, komisyonların bünyelerinde de seçim usulününbenimsenmiş bulunduğunu ayrıca gösterir. Bu güne kadar geçici komisyonlarakatılacak üyelerin komisyonların başkanlarınca belli edilmekte olmasının hukukîbir dayanağı yoktur ve komisyon başkanlarına içtüzükte böyle bir yetki tanınmışdeğildir. Bu yolda bir uygulama hukukça değeri olan, geçerli bir gelenekmeydana getiremez.
Suduruma göre geçici komisyonun kuruluş biçimi, içtüzüğe aykırıdır. AyrıcaCumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun geçici komisyonun kurulmasına ilişkinolarak 39. birleşimde verdiği karara da uymamaktadır. Zira Genel Kurulcaverilen karar, Adalet Bakanının teklifinin kabulü şeklinde olmuştur. AdaletBakanının teklifinde ise "iki komisyondan seçilecek dokuzar üye" densöz edilmektedir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi. Cilt: 46-Sayfa: 8 ve12).
Sonuç,geçici komisyonun kuruluş biçiminin muallel olduğu yolunda özetlenebilir. ÜyelerdenHakkı Ketenoğlu ve Halit Zarbun bu görüşe katılmamışlardır.
b)Bu konunun görüşülmesinde geçici komisyon üyelerinin Anayasa ve AdaletKomisyonu ile İçişleri Komisyonunca mı yoksa Cumhuriyet Senatosu GenelKurulunca mı seçilmesi gerektiği de tartışılmıştır.
Anayasave Adalet Komisyonu ile içişleri Komisyonu üyeleri esasen her iki yılda birgenel kurulca ve gizli oyla seçilmektedir. (Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü -Madde 17). Genel Kurul bu üyeler hakkında daha önce tercihini ve İradesinikullandığına göre geçici komisyonun kurulmasında, genel kurulun kurulmayailişkin iradesini açıklamaktan başka bir işi olmamak gerekir ve geçicikomisyona girecek üyelerin seçilmeleri mensup bulundukları komisyonlara düşer.
ÜyelerdenFeyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, RecaiSeçkin, Ziya Önal ve Muhittin Gürün geçici komisyon üyelerinin CumhuriyetSenatosu Genel Kurulunca seçilmeleri gerektiğini ileri sürerek bu görüşekatılmamışlardır.
c)Anayasa'da kimi hallerde kurulması öngörülen karma komisyonlar dışında, kanuntasarı veya tekliflerinin önce komisyonlarda sonra meclisler genel kurullarındaİnceleneceği hakkında zorunluk koyan bir kural yoktur.
Herne kadar Anayasa'nın kimi maddelerinde (Madde 91 ve 92) meclislerin ilgilikomisyonlarından söz edilmekte ise de bunlar kanun tasarı ve tekliflerininmutlak surette komisyonlardan geçirilmesi zorunluğunu koyan birer Anayasakuralı niteliğinde değildirler ve genellikle yasama meclislerinde varolduklarıbilinen komisyonlardan, o maddelerde öngörülen hallere münhasır olmak üzere, nebiçimde yararlanılacağını belirtmekten öteye bir anlam taşımamaktadırlar.
Komisyonçalışmalarının kanun tasarı ve tekliflerini, meclislerin genel kurulları adınainceleyerek düşüncelerini bildirmekten başka bir anlamı bulunmadığı; sonundakonuya meclislerin tüm hâkim oldukları ve kendi İradelerine göre tam birserbestlik içinde işi karara bağladıkları bilinen bir gerçek olup bir kanuntasarısı veya teklifinin ilgili komisyonda incelenmesinin veya hiçincelenmemesinin Meclis iradesinin gereği gibi belirmesine engellik edeceğinindüşünülmesi de mümkün değildir.
Buaçıklamalardan da anlaşılacağı üzere Anayasa'nın kurulmasını buyurduğukomisyonlar dışında kalan komisyonlar, birer içtüzük düzenlemesidir. CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünün 36. maddesinde belirtildiği gibi kimi hallerde komisyonçalışmalarından vazgeçilmesi ve konunun doğruca Senato Genel Kurulundagörüşülerek sonuçlandırılabilmesi de bunu göstermektedir. Zira komisyonçalışmaları Anayasa kuralının gereği bulunsaydı, herhangi bir zorunlulukyüzünden dahi bu yoldan vazgeçilmesi mümkün olamazdı.
Şusonuca göre birer içtüzük düzenlemesi olan ve meclislerce kabul edilenkanunların sıhhati bakımından da şart bulunmayan komisyonların çalışmalarınaveya kuruluşlarına ilişkin olarak işlenen hatalar veya usulsüzlükler kanunlarınAnayasa'ya aykırı sayılabilmeleri için yeter sebep değildir.
BaşkanVekili Lûtfi Ömerbaş, Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Fevzullah Uslu,Celâlettin Kuralmen, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün yukarıdaki nedenlerle 1036sayılı Kanuna ilişkin tasarının incelenmesi için Cumhuriyet Senatosunca Anayasave Adalet Komisyonu ile İçişleri Komisyonu üyeleri arasından seçilmek suretiylekurulması gereken geçici komisyonun kuruluşunun içtüzük hükümlerine aykırıbulunmasına dayanılarak dâva konusu kanunun Anayasa'ya aykırı sayılmasınınmümkün olmadığı görüşünde bulunmuşlardır.
Öteyandan Başkan İbrahim Senil aşağıda yazılı görüşü İleri sürmüştür:
AnayasaMahkemesinin 13.1.1966 günlü ve E. 1964/26-K. 1966/1 sayılı kararındabelirtildiği üzere (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi sayı: 4, Sayfa: 21-ResmîGazete gün 31.5.1966 sayı : 12310) yetkili komisyonlardan geçmeksizin veyausulünce kurulmamış bir komisyondan geçerek kabul edilmiş bir kanunun, iptalnedeni olacak bir şekil eksikliği ile malûl sayılması gerekir.
Ancakolayda geçici komisyonun kurulması genel kurulun karan üzerine olmuş, kanuntasarısı bu komisyonun yeter sayılı toplantısında incelenmiş ve hazırlananrapor genel kurulda görüşülmüştür. Muhalefet grupları genel kurulda görüşleriniaçıklamak imkânını bulmuşlardır. Geçici komisyonun kuruluş biçiminde bireksiklik olmasaydı dahî sonucun değişmiyeceği aşikârdır; başka bir değimle,komisyonun kuruluş biçimi dâva konusu Kanunun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundakabulü işlemini etkiliyecek bir nitelikte olmamıştır. Bu itibarla geçicikomisyonun kuruluş biçimi yüzünden kanunun iptaline gidilmemek gerekir.
Böylecebu konuda ileri sürülen nedenlerin, 1036 sayılı Kanunun iptalini gerektirmediğisonucu üzerinde yukarıda adları yazılı Başkan, Başkan vekili ve üyelerin tümüve Hakkı Ketenoğlu yani mahkeme heyetinin çoğunluğu birleşmişlerdir. AncakHakkı Ketenoğlu burada açıklanan gerekçelere katılmamıştır.
ÜyelerdenFazlı Öztan, Sait Koçak, Avni Givda. Recai Seçkin Ahmet Akar ve Ziya Önalgeçici komisyonun kuruluş biçimi yüzünden 1036 sayılı Kanunun iptaligerektiğini ileri sürerek yukarıda açıklanan görüşe katılmamışlardır.
4-Geçici Komisyonun İçtüzükte belirtilen aralara uyulmaksızın toplanmış olmasıdurumu :
Davacıtarafından öne sürülmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi bu yön üzerinde dedurmayı gerekli görmüştür.
GeçiciKomisyonun, 6.3.1968 günü toplandığı fakat üçte iki çoğunluğun sağlanamadığı;daha sonra 9.3.1968 günü toplanıldığı ve yine üçte iki çoğunluğunsağlanamadığı; bunun üzerine 14.3.1968 gününde salt çoğunlukla toplanarak önceBaşkanlık Divanını seçtiği sonra da kanun tasarısını görüşüp kabul ettiğianlaşılmaktadır.
CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünün 20.. maddesine göre, komisyonlar Cumhuriyet SenatosuBaşkanının üyelerden her birine yapacağı yazılı davet üzerine üye tamsayılarının en az üçte ikisiyle toplanarak kendilerine gizli oyla ve saltçoğunlukla bir başkan, bir sözcü, bir kâtip ve gerekirse bir başkan vekiliseçerler. Üçer gün ara ile yapılacak iki toplantıda yeter sayı sağlanamazsaüçüncü toplantı üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılır.
Olaydaüçte iki çoğunluğun sağlanamadığı 6.3.1968 ve 9.3.1968 günlü toplantılararasında İçtüzüğün zorunlu kıldığı üç gün ara yoktur. Şu duruma göre 14.3.1968günlü toplantının, içtüzüğe uygun ikinci toplantı sayılması ve bu toplantıdaüçte iki çoğunluk aranması gerekirdi. Oysa bu toplantıda salt çoğunluk yetergörülmüş ve başkanlık divanının seçilmesine, sonra da kanun tasarısınıngörüşülmesine geçilmiştir. Bu davranışın İçtüzüğün 20. maddesine aykırılığıapaçıktır.
AncakBaşkan Vekili Lütfi Ömerbaş, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, FeyzullahUslu, Celâllettin Kuralmen, Hafit Zarbun ve Muhittin Gürün yukarıdaki 3 sayılıbendin c işaretli fıkrasına ilk kesiminde açıklanan nedenlerden ötürü geçicikomisyonun içtüzükte belirtilen aralara uyulmaksızın toplanmış olması durumunun1036 sayılı Kanunun, Anayasa'ya aykırılığından söz edilerek iptaline gidilmesiiçin yeter neden sayılması mümkün olmayacağı görüşünde bulunmuşlardır.
Öteyandan Başkan İbrahim Senil, üyelerden Hakkı Ketenoğlu aşağıda yazılı görüşüileri sürmüşlerdir.
AnayasaMahkemesinin 16/11/1965 günlü ve E. 1964/38-K. 1965/59 sayılı kararında dabelirtildiği üzere (12/1/1966 günlü ve 12200 sayılı Resmi Gazete'de) İçtüzükhükümleri genellikle şekle ait kuralardır. Burada hatıra gelen soru bir kanunyapılırken içtüzüklerin herhangi bir hükmüne aykırılığın, iptal nedeni sayılıpsayılmıyacağıdır. Bu hükümler içinden yasama meclislerince verilen bir kararınsıhhati üzerinde etkili olabilecek nitelik taşıyanlar bulunduğu gibi, bu dereceönemli olmayanlar da vardır. Birinci kategoriye girenler aykırılığın iptalnedeni teşkil edeceği, buna karşılık öteki şekil kurallarına riayetsizliğiniptali gerektirmeyeceği kabul edilmelidir. Anayasa'da gösterilmeyen ve yalnıziçtüzüklerde bulunan şekil kuralları arasında bu ayırımı yapmak Anayasa'nınereğine uygun düşer. Zira içtüzüklerdeki şekil kurallarına aşırı bağlılıkyasama meclislerinin çalışmalarını gereksizce aksatır. İçtüzük hükümlerineaykırı düşen işlemlerden hangilerinin iptal nedeni sayılacağı, uygulanacakiçtüzük hükmünün önemine ve niteliğine göre çözümlenecek ve dâva ve itirazlarınincelenmesi sırasında Anayasa Mahkemesince takdik edilecek bir konudur.
İmdiolayda, İçtüzüğün 20 maddesindeki sürelere uyulmasının kanunun iptalini gereklikılacak derecede ağır bir aykırılık sayılamıyacağı ortadadır. Geçicikomisyonun, başkanlık divanını seçtiği oturumda kanun tasarısını görüşmeğebaşlamasına gelince; İçtüzükte bu tutumu engelleyici bir hüküm bulunmadığıgibi, yine İçtüzüğün 28. maddesini ivedi işlerin hemen ivedi olmayan işlerinhavaleden 48 saat sonra görüşülmesine cevaz veren hükmü karşısında 5/3/1968gününde geçici komisyona havale edilmiş sayılması gereken bu işin 14/3/1968gününde görüşülmesine başlanmasında ivedilik değil gecikme bulunduğu biledüşünülebilir.
Özetlenecekolursa; geçici komisyonun içtüzükte belirtilen aralara uyulmaksızın toplanmışve çalışmış olması kanunun iptalini gerektirecek bir nitelik taşımamaktadır.
Böylecebu konuda ileri sürülen nedenlerin, 1036 sayılı Kanunun iptalini gerektirmediğisonucu üzerinde yukarda adları yazılı Başkan, Başkan Vekili ve üyelerin tümü,yani Mahkeme heyetinin çoğunluğu birleşmişlerdir.
ÜyelerdenFazlı Öztan, Sait Koçak, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Ziya Önelgeçici Komisyonunun içtüzükte belirtilen esaslar uyarınca çalışmamış olduğunedeniyle bu çalışmalar sonucunda kabul edilen 1036 sayılı Kanunun iptaligerektiğini ileri sürerek yukarıda açıklanan görüşlere katılmamışlardır.
5-Geçici Komisyondan üç üyenin çekilmiş olması durumu :
GeçiciKomisyona üye olarak ayrılan Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan üç CumhuriyetSenatosu üyesinin, Geçici Komisyonun seçimle kurulmamış bulunduğunu ilerisürerek, Geçici Komisyonun 3. toplantısından önce 9.3.1968 günü saat 12,45 deCumhuriyet Senatosu Başkanlığına çekilme yazılarını verdikleri anlaşılmaktadır.
Davacı,çekilme üzerine işlem yapılmamış ve Anayasa'nın 85. maddesi uyarınca,komisyonda bozulan parti güçleri oranının düzeltilmemiş bulunduğunu ve kanuntasarısının böyle bir komisyonda görüşülmesinin İptal nedeni olacağını ilerisürmüştür.
BaşkanVekili Lütfi Ömerbaş, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu,Celâlettin Kuralmen, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün geçici komisyonununkuruluşu ve çalışmaları ile ilgili olarak öne sürülen şu iddialar haklı bulunsabile, yukarda 3 sayılı bendin c işaretli fıkrasının ilk kesiminde açıklanannedenlerden ötürü bu halin 1036 sayılı Kanunun, Anayasa'ya aykırılığından sözedilerek iptaline gidilmesi için yeter neden sayılması mümkün olamıyacağıgörüşünde bulunmuşlardır.
Öteyandan Başkan İbrahim Senil, üyelerden Hakkı Ketenoğlu ve Ziya Önal aşağıdayazılı görüşü ileri sürmüşlerdir:
Kimikanun tasarılarının geçici komisyonlarda görüşülmesiyle yetinilmesi, bunlarınivediliği yüzünden kısa süre içinde incelenerek genel kurula bir an öncegetirilebilmeleri ereğine dayanır. Nitekim 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarınınAnayasa ve Adalet Komisyonu ile içişleri Komisyonundan seçilecek dokuzar üyedenkurulu geçici bir komisyonda görüşülmesi Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunateklif edilirken de tasarı üzerindeki çalışmaların bir an önce bitirilmesininsağlanması lüzumu gerekçe olarak ileri sürülmüştür.
Buitibarla geçici komisyonun üyeleri belli olduktan sonra ortaya çıkançekilmelerin, komisyon çalışmalarına engel olacak nitelikte bir olaysayılmaması gerekir. Böyle durumlarda yeter sayı sağlanabildiği takdirdekomisyonun çalışmalarını sürdürmesi tabiî görülmelidir. Aksi halde geçicikomisyonun kurulmasındaki erek ortadan kalkacağı gibi ivedili bir işin böyleceuzun zaman sürüncemede kalması daima beklenebilir.
Olaydageçici komisyonun, toplanma ve karar yeter sayısı bulunması dolayısiyle,Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup üç üyenin çekilmelerine rağmen,çalışmalarını sürdürmesi, haklı ve yerinde bir davranış olmakla birlikteçekilen üyeler çalışmalara katılsalar bile sonucu etkileyemeyecekleri aşikârbulunduğundan ve muhalefetin görüşü de genel kurulda açıklandığından kimiüyelerin komisyondan çekilmeleri yüzünden ortaya çıkan durumun kanunun iptalineyol açmaması gerekir.
Böylecebu konuda ileri sürülen nedenlerin, 1036 sayılı Kanunun İptalini gerektirmediğigörüşü üzerinde yukarda adları yazılı Başkan, Başkan Vekili ve üyelerin tümü,yani mahkeme heyetinin çoğunluğu birleşmişlerdir.
ÜyelerdenFazlı Öztan, Sait Koçak, Avni Givda, Recai Seçkin ve Ahmet Akar kimi üyeleringeçici komisyondan çekilmeleri dolayısiyle ortaya çıkan durumun kanununiptalini gerektirdiğini ileri sürerek yukarıda açıklanan görüşlerekatılmamışlardır.
B-Esas yönünden aykırılık durumunun incelenmesi:
1-1036 sayılı Kanunun kapsamı:
Metnininincelenmesinden anlaşılacağı üzere, (Bu kararda l - U dâva konusu olan(Seçimlerle ilgili kanunların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ve 306sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa bazı maddeler eklenmesi) hakkındaki 20.3.1968günlü ve 1036 sayılı Kanun üç maddedir. 1. maddede önce:
13.2.1963günlü ve 533 sayılı Kanunun 25.5.1961 günlü ve 306 sayılı Milletvekili SeçimiKanununun 32. maddesini değiştiren ve 38. maddesine fıkralar ekleyen hükümleri;
14.7.1965günlü ve 656 sayılı Kanunun; 25.5.1961 günlü ve 306 sayılı Milletvekili SeçimiKanununun 533 sayılı Kanunla değiştirilmiş 33. ve 35, maddelerini değiştiren ve24.5.1961 günlü ve 304 sayılı Cumhuriyet Senatosu Üyelerinin Seçimi Kanununun17.4.1964 günlü ve 447 sayılı Kanunla değiştirilmiş 1. maddesine iki fıkraekleyen hükümleri;
Kaldırılmakta;sonra üç yeni madde metni konularak bunlar 32., 33. ve 35. maddeler olmak üzere306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa eklenmektedir. 1036 sayılı Kanunun 2.maddesi, yürürlük tarihine, 3. maddesi ise, yasayı yürütecek mercie ilişkindir.
Görülüyorki 1036 sayılı Kanun, aslında kesin anlamda bir ilga kanun değil, kimikanunların kimi maddelerini değiştiren bir kanundur. Bu kanun, 306 sayılıKanunun 32., 33. ve 35. maddelerini tüm olarak değiştirmekte; yine aynı kanunun38. maddesini, buna 533 sayılı Kanunla eklenmiş fıkraları çıkartarak eskimetniyle ve 304 sayılı Kanunun 1. maddesini, 656 sayılı Kanunla eklenmişfıkraları çıkartarak, 447 sayılı Kanunun getirdiği metniyle bırakmaktadır. 306sayılı Kanunun 38. maddesinin 1036 sayılı Kanunla dokunulmayan bölümü 30.5.1961gününden ve 304 sayılı Kanunun 1. maddesinin yine 1036 sayılı Kanunladokunulmayan bölümü, 22.4.1964 gününden beri yürürlüktedir.
Şuduruma göre 1036 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırı olup olmadığını kararabağlayabilmek için sadece bu kanunun 1. maddesiyle getirilen yeni hükümlerin,yani 306 sayılı Kanuna eklenen 32., 33. ve 35. maddelerin incelenmesigerekecektir.
2-306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 32. madde: a) Seçim konusundakanun koyucuyu bağlayan kayıtlar:
Seçimdüzeniyle ilgili bir hükmün, Anayasa'ya aykırılığı iddia edilince karşı görüşüsavunanların öne sürecekleri ilk itiraz tabiatiyle Türkiye CumhuriyetiAnayasa'sının belirli ve değişmez bir seçim düzenini öngörmediği yolundaolacaktır.
GerçektenAnayasa, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi üyelerinin seçimlerindeuygulanacak düzenin ne olması gerektiğini bir kural ile tespit etmemiştir.Anayasa'nın kimi maddelerine ilişkin gerekçelerde seçim düzenlerine değinenbazı işaretlere rastlanmakta isede konunun bir temel kurala bağlanarak Anayasametnine geçirilmesinden sakınıldığı ve seçim düzenlerinin tesbiti işinin,gelecekteki kanun koyuculara bırakıldığı görülmektedir. Nitekim Anayasa'nın 55.maddesinin ilk fıkrasında "Vatandaşların kanunda gösterilen şartlara uygunolarak, seçme ve seçilme haklarına sahip oldukları" açıklanmak suretiyleseçme ve seçilme haklarının ancak kanunda gösterilen şartlara göre kullanabileceğindeşüphe bırakılmamıştır.
Seçimdüzenleri, seçme ve seçilme haklarının ilgili ülkenin koşullarına,gerçeklerine, gereklerine ve yararlarına göre en iyi ve doğru biçimdekullanılmalarını sağlamak üzere düşünülmüş bir takım yöntemlerdir. O haldekanun koyucunun belli seçim düzenlerinden birini Kanunlaştırmakta yahut ülkeninkoşullarına, gerçeklerine ve yararlarına uygun göreceği, yeni bir düzeni ortayakoymakta takdir serbestliğine sahip bulunduğunu kabul etmek gerekir. Ancak butakdir serbestliğini sınırsız düşünmek mümkün değildir. Çünkü Anayasa'nın 55.maddesinin ikinci fıkrası birinci fıkrasındaki yetkiye ilk sınırı şöylecekoymaktadır: (seçimler serbest eşit,'gizli, tek dereceli genel oy, açık sayımve döküm esaslarına göre yapılır.)
Bunlarseçimler için Anayasa'nın getirdiği özel kurallardır. Kanunkoyucu seçim düzenve yöntemlerini koyarken, önce bu ilkelere uymak zorundadır. Bu ilkeleri saklıtutmayan bir seçim Kanununun Anayasa'ya aykırılığından şüphe edilemez.
Kanunkoyucuyu bağlayan sadece 55. madde değildir. Bir "Bedahat" olduğuiçin ayrıca belirtmesi gerekli bulunmamakla birlikte hatırlatılmasında yararumulan husus şudur : Kanun koyucunun, Anayasa'nın 5. maddesiyle tanınan, yasamayetkisini kullanırken, yine Anayasa'nın 8. maddesinde belirtilen (Kanunların Anayasa'yaaykırı olamıyacağı; Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını,idare makamlarını ve kişiler bağlayan temel hukuk kuralları olduğu) ilkesini vebu ilke dolayısiyle de, tüm Anayasa kurallarını gözönünde bulundurması gerekir.Kanun koyucu, bütün yasama işlemlerinde olduğu gibi seçim kanunlarını yapar vebu kanunlarla seçim düzenlerini kurarken de
Anayasa'dayer alan ve konu ile ilişkisi bulunan bütün kuralları gözönünde tutmak veonların sınırları içinde kalmak durumundadır,
AnayasaMahkemesinin, yine bir seçim düzeni yasası olan 447 sayılı Kanun aleyhine nisbîtemsil düzeninin Cumhuriyet Senatosu üyelerinin seçiminde de uygulanmasınınAnayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan dâvaya ilişkin 13.1.1966 günlü veE. 1964/26 -K. 1966/1 sayılı kararında gerçi 447 sayılı Kanunun öteki kanunlargibi Anayasa'nın ilgili temel kurallarına uygun olmasının olağan bulunmasıdolayısiyle, bu noktanın üzerine ayrıca parmak basılmasına yer görülmemiştir.Ancak işin, iddialar da gözönünde bulundurularak, 55. maddeden başkaAnayasa'nın özellikle 8., 11., 70., 86. ve geçici 10. maddelerine değinenyönlerinin de incelenmesine ve tartışılmasına gidilmiş; kararda aynenaçıklandığı üzere : Anayasa'nın ne sözü geçen maddelerine ne de başka herhangibir maddesine aykırılık görülmeyerek dâva reddolunmuştur. Yine 306 sayılıMilletvekili Seçimi Kanununun kimi maddelerine yöneltilen bir dâva sonundaverilen 5.3.1965 günlü ve E. 1963/171 K. 1965/13 sayılı kararda da (13.11.1965günlü ve 12150 sayılı Resmî Gazete) sorunun, 55. maddenin dışında, Anayasa'nınözellikle 10., 11., 12., 56. ve 68 maddeleri ve temel ilkeleri yönlerindenincelenip tartışılmış olduğu görülecektir. Anayasa Mahkemesinin, seçimkanunları konusunda, yalnız 55. maddeyi değil, bir kural halinde açıkçabelirtmeyi gereksiz görmekle birlikte, Anayasa'nın öteki ilgili hükümlerini deele almakta olduğunu bu iki örnek göstermeye yeterlidir.
Şuaçıklamalardan sonra, 306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 32.maddenin incelenmesine geçilmesi yerinde olacaktır.
b)32. maddenin ilk üç fıkrası:
Sözügeçen maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri bir seçim sonundasiyasî partilerle bağımsız adayların sağladıkları geçerli oylara göre eldeettikleri milletvekilliği sayısının nasıl hesaplanacağını göstermektedir.
Maddeninikinci fıkrasiyle kabul edilmiş olan düzen, nisbî temsil fikrîne dayanan seçimdüzenlerinden bulucusunun adiyle anılmakta olan D'Hondt düzeninin birbiçiminden ibarettir.
Buhesap yönetimine göre milletvekillikleri, bağımsızlarla siyasî partilerarasında kazandıkları geçerli oylarla orantılı olarak bölüştürülmektedir.Böylece seçmenin oyları, verildikleri doğrultuda değerlendirilmekte ve hersiyasî parti veya bağımsız aday, kendisine verilen oylara sahip olmakta; onlarıngücüne göre milletvekilliğini kazanmakta yahut başkaca herhangi bir dışmüdahaleye uğratmaksızın, kendi gücü yetişmediği takdirde de milletvekilliğinikazanamamaktadır.
Belirtilenşu sonucuna göre düzen, Anayasa'nın 55. maddesindeki ilkeleri zedelemediği gibi,Anayasa'nın başka kurallariyle de çelişme durumunda değildir.
c)32. maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları :
Maddenindördüncü fıkrasında yer alan ve aradaki bağlantı dolayısîyle beşinci fıkrayı dakapsamı içine sokan hükümler, yukarıda incelenen seçim düzenini büsbütün başkabir yöne götürmekte ve ona tüm değişik bir nitelik vermektedir.
Maddenindördüncü fıkrasında; bir seçim çevresinde seçime katılan siyasî partilerlebağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilebilmesi için bunların, o çevredekullanılan geçerli oyların toplamının çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısınabölünmesiyle elde edilecek sayı kadar veya daha çok oy almalarının gerektiği;daha az oy alırlarsa kendilerine verilen oyların nazara alınamıyacağı, böylebir durumda o çevredeki milletvekillerinin, söz konusu sayıyı bulan yahut aşanpartilerle bağımsız adaylar arasında paylaştırılacağı hükümleri yer almıştır.
Buhükümler, bir seçim çevresinde her biri ayrı ayrı olmak üzere bir milletvekiliçıkacak kadar oy toplayamamış, başka bir deyimle, engeli aşamamış bulunansiyasî partilerle bağımsız adayların meclislerde temsil edilmelerini önleyecek;buna karşılık ancak bir milletvekili çıkaracak kadar oy kazanmış bir siyasîpartiye de o çevrenin çıkartacağı bütün milletvekilliklerinin verilmesine vemecliste sadece o partinin temsil edilmesine yol açacak bir niteliktedir. Düzenadil olmadıktan başka, aşağıda açıklanacağı üzere bir çok hukukî sakıncalar veülkenin siyasî bünyesini demokratik olmayan bir düzene yöneltme olanağıtaşımaktadır.
ç)Dördüncü fıkra hükmünün doğrultusu :
Maddenindördüncü fıkrasında söz konusu engeli seçim düzeni, bir seçim çevresindekiengel sayısını az bir farkla aşabilmiş bir siyasî partinin, o çevrede seçimegiren öteki partilerin, engelin altında kalmaları halinde çevrenin çıkaracağıbütün milletvekilliklerini elde etmesine yol açabilmektedir. Böylece başkapartilere veya bağımsız adaylara oy vermiş seçmenlerin toplamı bir seçimçevresinde geçerli oy kullanan kimseler toplamının üçte ikisini hatta beştedördünü bulsa, bu oylar, çeşitli partiler ve bağımsızlar arasında bölünmekdolayısiyle engel geçilemediği için, o seçmenler kendilerini Mecliste temsilettirmek hakkından yoksun kalacak; çevredeki seçmen çoğunluğunu teşkilettikleri halde, azınlığın seçtiği milletvekillerinin, kendilerini de temsiletmelerine katlanmaları gerekecektir.
Birseçim çevresi için alınan bu örneği, aynı koşullarla çoğaltarak bütün ülkeyeteşmil etmek mümkündür. Çünkü inceleme konusu engelli seçim düzeni, böyle birolanağa kapıları açık tutmaktadır. Bu yoldan, seçmen azınlığının seçtiğimilletvekilleri, Mecliste sayı çoğunluğu sağlayarak ülke yönetiminin başınageçme olanağını bulabileceklerdir. Şüphesiz bu düşünce tarzı, inceleme konusuengelli seçim düzeninin mutlaka böyle bir sonucu doğuracağı gibi bir hükmedayanmakta değildir. Ancak bu, uzak ve güç de olsa gene de gerçekleşmesi mümkünbir ihtimaldir.
Nitekimpek de uzak sayılmayacak bir geçmişte, 1957 seçimlerinde, başka bir seçimdüzeniyle Türkiye'de aynı sonucun ortaya çıktığı görülmüş; yurt çapında seçmenazınlığının oylarını toplayabilmiş bir siyasî parti, seçim düzeninin sonucuolarak Millet Meclisindeki koltukların çoğunu elde etmiş, böylece aslındaazınlıkta kaldığı halde Mecliste sağlayabildiği çoğunluğa dayanarak ülkeninyönetimini elinde tutmuştur.
d)Engelli seçim düzeninin demokratik hukuk devleti ilkesiyle karşılaştırılması:
Anayasa'nın2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken (Türkiye Cumhuriyetidemokratik bir hukuk devletidir.) denilmektedir. Kanun koyucu, yapacağı herkanunda, özellikle siyasî rejim ile pek sıkı ilişkisi bulunan seçimkanunlarında Anayasa'nın bu ilkesini gözönünde bulundurmak, kuracağı seçimdüzeniyle iş başına gelecek meclisin demokratik bîr nitelikte olmasına itinagöstermek zorunluğundadır. Kanunun kurduğu seçim düzeni, demokratiksayılamıyacak bir idareyi iş başına getirebilecek nitelikte ise, böyle birdüzeni koyan kanun, Anayasa'ya aykırı düşer.
Demokratikidarenin "halkın, halk tarafından, halk yararına yönetilmesi demekolduğunda şüphe yoktur. Buradaki, özellikle "halk tarafından" deyimieldeki konuyu yakından ilgilendirmektedir. Devletlerin sosyal durumlarındaçağlardan beri süre gelen değişiklik ve gelişmeler, halkın, yönetimi bizzatelde tutmasına maddî ve fiilli imkân vermediğinden, temsilciler yoliyle idareyekatılmaları zorunluluğunun ortaya çıktığı ve temsilî rejimlerin bu zorunluğununsonucu olarak kurulduğu bilinen vakıalardır. Doğrudan doğruya halk idaresindehalkı, nasıl halkın çoğunluğu yönetmekte idiyse, temsili rejimlerde de yinehalkın çoğunluğunu temsil edenlerin, yönetimin başında bulunmalarıgerekmektedir. Ancak böyle bir temsilî rejimin "demokratik" niteliğivar sayılabilir. Halkın azınlığını temsil eden bir topluluğun yönetimine"demokratik idare" vasfını vermek mümkün değildir.
Kaldıki demokratik idare anlayışı, içinde bulunduğumuz yüzyılda daha da gelişmiş vetoplumda beliren bütün fikir topluluklarının elverdiği oranda meclislerdetemsillerine olanak tanınması; böylece sağlanan çoğunluk iktidar, azınlık da,muhalefet olarak bütün eğilimlerin ülkenin yönetiminde etkilerinigöstermelerinin sağlanması, demokratik bir idarenin belli başlı nitelikleriarasında sayılmağa başlanmıştır.
Yukarıdada değinildiği üzere, 32. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan engelli seçimdüzeni, seçmen azınlığına dayanan temsilcilerin Mecliste çoğunluk sağlayarakyurt yönetiminin başına geçmelerine yol açabileceğinden, Anayasa'nın 2.maddesindeki "demokratik hukuk devleti" ilkesine aykırıbulunmaktadır.
e)Seçme ve seçilme hakkı bakımından durum :
Anayasa'yagöre her vatandaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. (Madde 55/1) kanun, buhakkın nasıl kullanılacağını, Anayasa kurallarının sınırı içinde kalmakşartiyle, düzenleyecektir. Ama bu yetki, düzenleme diye hakkın büsbütün yokedilmesine yol açabilir. Hükümlerin kanunlaştırılmasına varacak derecedesınırsız ve sorumsuz değildir.
İncelemekonusu dördüncü fıkra ile, seçim işlerinin tabiî bir sonucu olmaksızın, sırfkanun koyucunun takdirî ile, sunî olarak bir "engel sayısı"yaratılmış ve bu sayının altında kalan yurttaş oylarının nazara alınmıyacağıhükme bağlanmıştır. Böylece engel sayısı altında kalan yurttaşların, oy vermişolmalarına rağmen, dolayısiyle, seçme hakları kullandırtmamakta oyları alansiyasî partilerle bağımsız adayların seçilme haklan da bir yana itilmektedir.
Şüphesizseçimde kullanılan her oyun, bir milletvekili çıkarması veya her oy alankişinin, milletvekili seçilmesi düşünülemez. Bir seçim çevresinden çıkacakmilletvekili sayısı bellidir. Bu durumda kullanılan oyların siyasî partiler vebağımsız adaylar arasındaki dağılışına göre-bir oyun, etkisini ve sonucunu oysahibinin tutumu ve öteki oyların karşı etkileri belli edeceğinden-kimi oylarınmilletvekili çıkaramaması veya bir bölüm siyasî partilerin veya bağımsızadayların seçilememesi olağandır. Ancak üzerinde durulacak husus oylarınetkisiz kalmasının sırf takdire dayanan nedenlerle ortaya konulmuş sunî birengel sonucu olmamasıdır. Seçimin tabiî koşullan içinde geçişi sonunda siyasîpartilerle bağımsız adaylar üzerinde birleşen seçmen oylarının sayısı,seçilecek milletvekili sayısına oranla ne kadar milletvekili çıkarmak gücündeise, o kadar milletvekili çıkartabilmelidir. Bir başka deyimle, bir seçimçevresinde seçime katılan bir siyasî partinin topladığı geçerli oy sayısının, oçevrede kullanılan geçerli oyların toplamı içindeki oranı kadar o çevredeçıkacak milletvekili sayısı İçinde hakkı olmalıdır.
Yukarıdakiaçıklamalardan anlaşılacağı üzere dördüncü fıkrada öngörülen "seçimengeli" düzeninin, olağan seçim sonuçlarını, sunî bir müdahale iledeğiştirdiği ve Anayasa'nın 55. maddesindeki seçme ve seçilme hakkını zedelernitelikte bir hukukî sakınca taşıdığı, bu yüzden de Anayasa'ya aykırı olduğuortadadır.
f)Serbestlik ilkesi bakımından durum :
"Engelsayısı" na ilişkin hükümler Anayasa'nın 55. maddesinin ikinci fıkrasındayer alan "serbestlik" ilkesine de aykırıdır.
Serbestoy esasına göre yapılan seçim, seçmenin oyunu baskıya, kanun dışı birmüdahaleye uğramadan kullanılabildiği bir seçimdir. Ancak bir eylemin serbestoy esasını zedelemesi İçin baskının mutlaka fiilî ve maddî olması gerekmez."Serbestlik" ilkesi aynı zamanda seçmen iradesine dolaylı yollardanmüdahalede bulunacak veya etki yapacak bir engel ve tedbirin seçmen karşısınaçıkartılmamasını da zorunlu kılar.
Oysadördüncü fıkrada yer alan hüküm, seçmene kendisiyle aynı doğrultuda kullanılanoyların belli bir sayıyı doldurmaması halinde bu oyların tümünün nazaraalınamıyacağını önceden bildirmekte ve seçmen daha başlangıçta bir ruhî baskıaltına ve tereddüt içine düşmektedir. Bu bir müdahaledir ve her ne kadarkanunun içinde yer almışsa da meşru olmayan bir müdahaledir.
g)Çok partili düzen bakımından durum :
Ananasasiyasî parti kurmayı, partilere girmeyi ve çıkmayı bir hak olarak tanımış;bunların kuruluşunu herhangi bir izne bağlamadığı gibi kurulduktan sonra daserbestçe faaliyette kalmalarını teminat altına almış ve siyasî partileri,ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez unsurları saymıştır. (Madde 56)
"Serbestçefaaliyette bulunma" deyiminden ereğin siyasî partilerin davranışlarıkarşısına bir takım fiilî engeller ve müdahaleler çıkartılmaması olduğu gibi,bunların Anayasa ile tanınmış haklarını kullanmalarının, kanunlarla dahiengellenmemesi olduğu ortadadır. Siyasî partiler seçim yollarından iktidaragelerek ülkeyi kendi tüzük ve programlarının doğrulusunda yönetmek ereği ilekurulurlar. Böylece bir partinin seçimde topladığı oyların, gücü oranındadeğerlendirilerek öteki siyasî partiler ve bağımsız adaylar arasındaki gerineoturtulmak suretiyle hakkının verilmesi gerekirken, bir takım kanun engelleriçıkartılarak bu oyların sayılmaması yoluna gidilmesi dolaylı olarak siyasîpartinin serbest faaliyetini zedeler. Bu davranış aynı zamanda yukarıdadeğinilen "siyasî partilerin ister iktidarda ister muhalefette bulunsunlardemokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu" yolundaki ilkeyede aykırı bir tutumdur. Zira bir bölüm siyasî partilerin topladığı oylan nazaraalmamak ve onların payına düşen milletvekilliklerini öteki partiler arasındabölüştürmek, bu bölüm siyasî partilerin, demokratik siyasî hayatın vazgeçilirunsurları sayılması sonucunu doğurur.
Öteyandan Anayasa'nın bu hükmü, çok partili siyasî hayatın ülkede hâkim olmasıerek ve isteinin ifadesinden başka bir şey değildir. Anayasa'nın sözüyle veruhiyle ülkedeki siyasî hayatın çok partili bir düzene dayanmasını istediğiaçıkça görülmektedir. Oysa gerek 3Î6 sayılı Kanunun gerekse dâva konusu 1036sayılı Kanunun görüşülmesi sırasında siyasî partilerin çoğalması, kaçınılmasıgerekli bir konu gibi ortaya atılmış; seçim kazandırmamak suretiyle partileringelişmelerinin önlenmesi ve çoğalmamalarının sağlanması için seçim kanunlarınahükümler koymak yoluyla Anayasa'daki "çok partili siyasî hayat" ve"siyasî partilerin serbestçe faaliyette bulunması" ilkelerine,dolaylı olarak karşı çıkılmak istenmiştir.
Bunedenlerle dördüncü fıkra hükmünü Anayasa'nın 56. maddesiyle de bağdaştırmakmümkün değildir.
h)Türkiye Büyük Millet Meclisine üye seçilme yeterliği bakımından durum:
Dördüncüfıkra hükmü Anayasa'nın 68. maddesine ve 72. maddesinin birinci fıkrasınaaykırıdır.
68.maddede otuz yaşını dolduran her Türkün milletvekili seçilebileceği kuralı yeralmakta, seçilemeyecekler, maddenin öteki fıkralarında gösterilmektedir. 72.maddenin birinci fıkrasında ise, Cumhuriyet Senatosu üyesi seçilebilmek İçinkırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış bulunmak koşulu konulmuş vemilletvekili seçilmeğe engel durumlar, Cumhuriyet Senatosu üyelikleri için degeçerli sayılmıştır.
Şuhale göre durumu bu maddelere uygun her Türkün, seçimlere girebilmesi ve arayabaşka bir engel sokulmaksızın, topladığı oyların gücü oranında, seçilipseçilmediğinin belli olması gerekmektedir.
Oysadördüncü fıkradaki engel hükmü, seçim sonuçlarının değerlendirilmesini, olağanşartlardan başka bir de tamamen kanun koyucunun takdiriyle yaratılmış sun'î birkoşulun tahakkukuna bağlamıştır. Böylece 68. ve 72. maddelerdeki seçilmeyeterliğine ilişkin hükümlere kanunla yeni bir kayıt eklenmiş olmaktadır. Kanunkoyucunun beyle bir hüküm çıkarabileceğini kabul etmek mümkün değildir.
1)Beşinci fıkranın durumu :
32.maddenin beşinci fıkrasına gelince; bu fıkrada seçime katılan siyasîpartilerden ve bağımsız adaylardan herbirinin dördüncü fıkrada gösterilen engelsayısı kadar oy alamamaları halinde nasıl davranılacağı açıklanmıştır. Beşincifıkra, dördüncü fıkraya bağlı ve ancak onunla birlikte uygulanabilecek engelliseçim düzenine ilişkin bir hükümdür. Dördüncü fıkra ile birlikte ele alınmasıve Anayasa'ya aykırılık ve uygunluk bakımından o fıkranın akibetine bağlıbulunması tabiidir. Bu nedenle beşinci fıkra üzerinde ayrıca durulması vedördüncü fıkra için söylenenlerin bir daha tekrarlanması yersiz olur.
i)1036 sayılı Kanunla Kurucu Meclisin kabul ettiği esaslara dönüldüğü yolundakigörüş :
Şimdidâva konusu kanunun, tercihli oy dışında, Kurucu Meclisçe 25/5/1961 günündekabul edilen 306 sayılı Kanundaki esaslara dönüş niteliği taşıdığı görüşüne birazdeğinmenin sırası gelmiştir.
Hatırlanacağıüzere Temsilciler Meclisindeki görüşmelere esas olan Milletvekili SeçimiHakkındaki Kanunun 32. maddesi, basit D'Hondt seçim düzenine göre hazırlanmışve burada bir engel sayısına yer verilmemişti. Temsilciler Meclisindeki birincigörüşmeler sırasında bu düzenden yana ve bu düzene karşı olarak bir çokkonuşmalar yapılmış; değiştirme önergeleri verilmiş ve bu arada engelli seçimdüzeni de teklif edilmiş; fakat D'Hondt düzeninin engelsiz biçiminin, en âdilve ülke yararına en uygun seçim düzeni olduğu yolunda, üyeler ve komisyonsözcülerince yapılan savunmalar sonunda önergeler reddedilerek engelsiz D'Hondtseçim düzeni komisyondan geldiği biçimde onaylanmıştı (Temsilciler MeclisiTutanak Dergisi: Cilt 5, Sayfa: 287-298).
Ancaktasarının Temsilciler Meclisindeki ikinci görüşülmesi sırasında ilk görüşmedekiönergelere benzer yeni önergeler verilmesi üzerine Komisyon Sözcüsü basitD'Hondt düzeninden yana olan ısrarlı tutumunu bırakarak yeni bir teklifgetirmek üzere önergeleri ve maddeyi Komisyona geri almıştır. Komisyon engelsayısı esasını koyan iki fıkra hazırlamış ve bunların 32. maddeye dördüncü vebeşinci fıkralar olarak eklenmesini ileri sürmüş; açıklamalardan sonra daTemsilciler Meclisi 32. maddeyi yeni biçimiyle kabul etmiştir. (TemsilcilerMeclisi Tutanak Dergisi: Cilt 5, Sayfa: 376, 378 ve 384-388).
Bukez dâva konusu 1036 sayılı Kanuna ilişkin Hükümet gerekçesinde ve ondanaktarılarak Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu raporlarında, 306 sayılıKanuna ilişkin Temsilciler Meclisi Seçim Komisyonu raporunda yazılı olduğusöylenen gerekçelerle engelli seçim düzeninin savunulmasına gidilmiştir. Ancakbu gerekçeler, 306 sayılı Kanunun 32. maddesinde yer alan engelli D'Hondt seçimdüzenine değil; tam tersine; Temsilciler Meclisi Seçim Komisyonunca ilk önceâdil ve memleket koşullarına ve yararlarına en uygun diye nitelendirilerekteklif edilen engelsiz D'Hondt seçim düzenine ilişkindir. Engelli seçimdüzenini desteklemek üzere ileri sürülen bu delil geçmişteki vakıalarauymamaktadır.
Öteyandan bir kanunun Kurucu Meclisten çıkmış bulunması, onun mutlaka Anayasa'yaaykırı olmamasını gerektirmez. Kurucu Meclis de, Anayasa'yı kendisi hazırlamışolmakla birlikte, öteki yasama meclisleri gibi bir hükmün Anayasa'ya uygunluğukonusunda yanılmış veya ters yoruma düşmüş olabilir. Yahut aradan geçen zamaniçinde görüşlerde önemli gelişmeler yer almış bulunabilir. Engelli D'Hondtseçim düzeninin Kurucu Meclisçe çıkartılan 306 sayılı Kanunun 32. maddesiylegetirilmiş bulunması bu seçim esasının Anayasa'ya uygunluğunun teminatı olamaz.Kaldı ki Kurucu Meclisin çıkardığı kanunların Anayasa'ya uygunluğu kuralolsaydı, bunların aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmez veAnayasa'nın 153. ve geçici dördüncü maddelerindekilere benzeyen bir hükümle buyol kapatılırdı.
306sayılı Kanunun 32. maddesinin engelli D'Hondt seçim düzenini kabul edenmetniyle bir süre yürürlükte kalmasının da bu düzenin Anayasa karşısındakidurumuna bir etkisi olamaz. Anayasa Mahkemesine, Anayasa'nın 147. maddesiyleverilen kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin Anayasa'yauygunluğunu denetleme görevi ve yetkisi, ancak yine Anayasa'nın 149. ve 151.maddelerinde gösterilen yollardan işler. Bir kanun Anayasa'ya aykırı olabilir;fakat bu yollardan Anayasa Mahkemesinin denetimine ulaşamadıkça yıllarcayürürlükte kalır.
J)Dördüncü ve beşinci fıkralar üzerinde varılan sonuç:
Yukarıdanberi açıklandığı üzere 1036 sayılı Kanunla 306 sayılı Kanuna eklenen 32.maddenin "bir seçim çevresinde" diye başlayan dördüncü ve"şayet" diye başlayan beşinci fıkraları, Anayasa'ya aykırıolduğundan, bunların iptal edilmeleri gereklidir.
k)Kararın anlam ve kapsamı:
BuradaAnayasa Mahkemesinin bu kararının anlam ve kapsamı üzerinde durulmasında yararvardır.
KarardaAnayasa Mahkemesinin "millî kalıntılı seçim düzeni" ve bu düzeninkaldırılması üzerindeki görüşüne dair bir İşaret aranmamalıdır. Çünkü bu dâvadolayısiyle yapılan görüşmelerde ve verilen kararda tabiatiyle 1036 sayılıKanunla kaldırılan hükümler değil, bunların yerine getirilen hükümler incelemeve tartışma konusu olmuştur. Öte yandan Anayasa Mahkemesi belli bir seçimdüzenini de teklif veya telkin etmek veya koymak durumunda değildir.
ı)İptal görüşüne katılmayanlar:
32.Maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarının iptali gerektiği yolundaki görüşeBaşkan İbrahim Senil, Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen, HakkıKetenoğlu ve Halit Zarbun katılmamışlardır.
3-1036 sayılı Kanunla 306 sayılı kanuna eklenen 33. madde:
Bumaddede siyasî parti adaylarından seçilenlerin nasıl tespit edileceğibelirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasına göre : Yüksek Seçim Kuruluna verilenaday listelerindeki sıra, seçimlerle partilerin kazandıklarımilletvekilliklerinin tesbiti için esas olur ve her seçim çevresinde 32. maddegereğince partilere düşen milletvekilliği sayısı kadar milletvekili her partilistesinin başından itibaren sayılmak suretiyle seçilmiş sayılır.
Buradaseçmenin, oylarının değerlendirilmesinde şahsî bir etkisi olmaması; bir başkadeyimle, seçmen oylarının seçilecek milletvekillerinin ancak partisini vesayısını ortaya koyabilmesi ve seçilmiş kimselerin bu sayı uyarınca parti adaylistesindeki sıraya göre kendiliğinden belirmesi gibi bir durum vardır.
Bilindiğigibi her parti bir fikir, bir program beraberliğinin ve bunları yürütebilmegücünün ifadesidir. Nispî seçimde değeri olan budur. Nispî seçim düzenindeseçmen oylarının çoğu kişilere değil; fikirlere, programlara yönelir; yönelmesigereklidir. Bir seçmenin oyunun, bir siyasî partinin aday listesine yönelmesigenel olarak seçmenin partinin temsil ettiği fikir ve programı yeğ tuttuğunugösterir. Burada adayların kimlikleri ve kişilikleri tabiatiyle ikinci alandakalacaktır. Bir seçmen, fikir ve program gibi en önemli bir unsurda bir siyasîparti ile beraberse, onun ülküsünü ve tutumunu benimsediği partinin adaylistesinde düzenlenen sıradaki önceden bilinen görüşüne de katılmış bulunmasıbeklenir. Hele siyasî partilerin demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları sayıldığı bir ortamda böyle bir davranışı yadırgamak ve kınamakmümkün değildir. Bu durumun seçme ve seçilme serbestliğine dokunduğu da ilerisürülemez. Bir adayın bir parti listesinde yer alması, bîr seçmenin bir partiyeoy vermesi kendi iradeleri ile olur. Ancak bu serbest davranış eşyanın tabiatıdaha açıkçası yukarıda değinilen siyasî parti kavramının özel niteliği yüzündenseçmenin de adayın da yöneldikleri partinin görüş ve tutumu ile bağlanmalarıgibi bir sonucu kendiliğinden doğurur.
Şuduruma göre 306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 33. maddenin ikincifıkrasında Anayasa'ya aykırılık yoktur. Üyelerden Sait Koçak, Recai Seçkin veMuhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
Maddeninbirinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında Anayasa'ya aykırı bir yöngörülmemektedir.
4-306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 35. madde:
Bumaddenin birinci, ikinci üçüncü ve dördüncü fıkraları, seçim sonuçlarının nasılaçıklanacağı hakkındadır. Anayasa'ya aykırı bir yönleri yoktur.
Maddeninson fıkrasında 306 sayılı Kanuna eklenen 32, 33. ve 35. maddeler hükmünün,Cumhuriyet Senatosu üyelerinin seçimlerinde de uygulanacağı açıklanmaktadır.Bunlardan 32. maddenin iptal edilmeyen fıkralarının Cumhuriyet Senatosuüyelerinin seçimlerinde uygulanması gerekecektir. 1036 sayılı Kanunla getirilenve Anayasa'ya aykırı olmadıkları sonucuna varılan hükümlerin, CumhuriyetSenatosu üyelerinin seçimlerinde de uygulanmasında Anayasa'ya bir aykırılık düşünülemez.Bu itibarla son fıkra hakkında başkaca bir karar verilmesine yer olmamakgerekir.
5-1036 sayılı Kanunun tümünün iptali gerektiği yolundaki görüş :
ÜyelerdenRecai Seçkin 1036 sayılı Kanunun tümünün iptali gerektiği görüşünü ilerisürmüştür. 1036 sayılı Kanunun getirdiği hükümlerden 32. maddenin dördüncü vebeşinci fıkralarının iptali öngörülmüş ve bu kararın III bölümünün başındaaçıklanan yönlerde yapılan incelemelerde, yeri geldikçe ayrı ayrı belirtildiğiüzere görüşülen öteki hükümler Anayasa'ya aykırı görülmemiş olduğundan çoğunlukRecai Seçkin'in görüşünü benimsememiştir.
VI-Sonuç:
A)1- 1036 sayılı Kanunun, Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimidolayısiyle iptali gerekmediğine üyelerden Salim Boşal, Fazlı Öztan, AvniGivda, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Ziya Önel, ve Muhittin Gürün'ün karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
A)2- a) Anayasa'nın 89. maddesinin uygulanma biçiminin kararda tartışılmasıgerekmediğine Başkan İbrahim Senil, üyelerden Salim Başol, Hakkı Ketenoğlu,Sait Koçak, Recai Seçkin, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün karşı oylarıyla veoyçokluğu ile;
b)Gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmaması konusu görüşülmeden 1036 sayılıKanuna ilişkin tasarının görüşülüp kabul edilmesinin iptal nedeni olamıyacağınaoybirliğiyle;
A) 3-a) Cumhuriyet Senatosu Geçici Komisyonunun, Komisyon Başkanınca belirtilenüyelerle kurulmasının İçtüzüğe aykırı bulunduğuna üyelerden Hakkı Ketenoğlu veHalit Zarbun'un karşı oylan ile ve oyçokluğu ile;
b)Geçici Komisyonun Anayasa ve Adalet Komisyonu ile İçişleri Komisyonuncaseçilmesi gerektiğine üyelerden Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, CelâlettinKuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Recai Seçkin, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ünüyelerin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca seçilmeleri gerektiği yolundakikarşı oylarıyla ve oyçokluğu ile;
c)Geçici Komisyonun kuruluş biçiminin kanunun iptalini gerektirmediğine üyelerdenFazlı Öztan, Sait Koçak, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Ziya Önel'inkarşı oylariyle ve oyçokluğu ile;
A)4- Geçici Komisyonun İçtüzükte belirtilen aralara uyulmaksızın toplanmışolmasının kanunun iptalini gerektirmediğine üyelerden Fazlı Öztan, Sait Koçak,Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Ziya Önel'in karşı oylariyle veoyçokluğu ile;
A)5- Kimi üyelerin Geçici Komisyondan çekilmeleri dolayısiyle ortaya çıkandurumun kanunun iptalini gerektirmediğine üyelerden Fazlı Öztan, Sait Koçak,Avni Givda, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;
B)1- 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa 1036 sayılı Kanunun 1. maddesiyleeklenen 32. maddenin "Bir seçim çevresinde" diye başlayan dördüncü ve"Şayet" diye başlayan beşinci fıkralarının, Anayasa'ya aykırıolduklarından, iptallerine Başkan İbrahim Senil, üyelerden İhsan Keçecioğlu,Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, ve Halit Zarbun'un karşı oylariyle veoyçokluğu ile;
B)2- Aynı kanunla eklenen 33. maddenin ikinci fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırıolmadığına üyelerden Sait Koçak, Recai Seçkin ve Muhittin Gürün'ün karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
B)3- Aynı kanunla eklenen 35. maddenin şort fıkrası hakkında 32. maddenin iptaledilmeyen fıkralarının, bu fıkra hükmü uyarınca Cumhuriyet Senatosu üyelerininseçiminde de uygulanması gerekeceğinden, başkaca karar verilmesine yerolmadığına oybirliği ile;
B)4- Aynı kanunun yukarıda belirtilen hükümleri dışında kalan Öteki hükümlerininAnayasa'ya aykırı olmadığına üyelerden Recai Seçkin'in karşı oyu ile veoyçokluğu ile;
3, 4ve 6 Mayıs 1968 günlerinde yapılan görüşmeler sonunda Anayasa'nın 147., 149.,150. ve 152. maddeleri gereğince karar verildi.
Başkan
İbrahim Senil
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Mahkemece,306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 32. maddenin dördüncü ve beşincifıkralarının, Anayasa'ya aykırı olduklarından iptallerine karar verilmişbulunmaktadır.
Bumaddenin ikinci fıkrasında, nisbî seçim usulünün bir türü olan D'Hondt sistemikabul edilmiştir. Dördüncü fıkrasında ise, bir seçim çevresinde, kullanılanmuteber oy puslaları toplamının, o çevreden çıkacak milletvekili sayısınabölünmesi ile elde edilecek sayıdan az oy alan siyasî partilere ve bağımsızadaylara milletvekilliği tahsis edilmiyeceği, bu gibi hallerde, milletvekilliğielde edemiyen siyasî partiler veya bağımsız adaylar ve aldıkları oylar nazaraalınmaksızın milletvekillerinin geriye kalan partiler ve bağımsız adaylararasında yukarıki fıkra gereğince paylaştırılacağı hükmü vardır. Maddeninbeşinci fıkrasında da seçime katılan siyasî partilerden ve bağımsız adaylardanhiçbiri yukarıki fıkrada gösterilen sayı kadar oy alamamışlarsa MilletVekilliklerinin ikinci fıkra hükümlerine göre paylaştırılacağı yazılıdır.
Kısabir deyimle, 32. madde engelli D'Hondt sistemi diye adlandırılan bir seçimsistemi koymuştur. Engeli ve bunun uygulama şeklini, maddenin dördüncü vebeşinci fıkraları düzenlemektedir.
Anayasa'daseçimler hakkındaki hükümler. 55. maddede bulunmaktadır. Bu maddede :
"Vatandaşlar,kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
Seçimler,serbest, eşit, gizli tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarınagöre yapılır" denilmektedir.
32.maddenin ikinci fıkrasında öngörülen nisbî seçim sistemini, bir engel tesisetmek suretiyle sınırlayan dördüncü fıkradır. Beşinci fıkrada, dördüncü fıkrayagönderme yapılarak, hiçbir siyasî partinin engeli aşmaması halindemilletvekilliklerinin nasıl paylaştırılacağı gösterilmekte olup bu maddeninAnayasa karşısındaki durumu, bu yönden, dördüncü fıkra hakkında varılacaksonuca bağlıdır. Şu halde incelemede dördüncü fıkranın ele alınması gerekir. Buinceleme, önce seçim ilkesini koyan, Anayasa'nın 55 : maddesi bakımındanyapılmalıdır.
Bumaddenin anlamı, Mahkememizin kararları ile daha önce açıklanmıştır.
Birsiyasî parti tarafından, 306 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanununun bazımaddelerinin, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali İsteği ileMahkememize açılan Esas 1963/171 sayılı dâva dolayısiyle verilen 5/3/1965 günlüve K: 1965/13 sayılı kararda, Anayasa'nın 55. maddesine de değinilmiş ve aynenşu görüş kabul edilmiştir:
"TürkiyeCumhuriyeti Anayasa'sı vatandaşlara seçme ve seçilme hakkını kayıtsız veşartsız olarak vermiş değildir. Tam tersine bu hakkı, ancak kanunda gösterilenşartlara uygun bulunması halinde tanımıştır. (Anayasa Madde 55) seçimlerin,serbest eşit, gizli, tek dereceli ve genel oy ve açık sayım ve döküm esaslarıdışında kalan bütün şartları ve nitelikleri kanun koyucunun takdirinebırakılmıştır.
Başkabir siyasî parti tarafından Cumhuriyet Senatosu Üyeleri Seçimi Kanununundeğiştirilmesine dair olan ve çoğunluk sistemi yerine nisbî temsil sistemini öngören447. sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile Mahkememize açılanEsas, 1964/26 sayılı dâvada verilen 13/1/1966 günlü ve 1966/1 sayılı kararda daaynı görüş daha etraflı bir şekilde tekrarlanmış, bir kanunun gerekçesine ve bukanun üzerindeki Meclis görüşmelerine de dayanan davacı iddialarına temasedilerek aynen : "Yasaların ancak açıklıktan yoksun hükümleri, uygulamalarsırasında bir ışık tutmasını gerektirir ve böyle bir durumda o ışık, yasanıngerekçesinde ve Meclis görüşme tutanaklarında aranır. Açık ve kesin metinleriçin aydınlatma ve yorumlama söz konusu olamayacağı gibi gerekçelere ve Meclisgörüşme tutanaklarına başvurulması da düşünülemez. Türkiye CumhuriyetiAnayasa'sının seçme ve seçilme hakkını ve seçimlerde uygulanması gerekli temelkuralları belirten 55 inci maddesi, en küçük bir tereddüde ve yanlışanlaşılmaya yer bırakmayan bir açıklık ve kesinliktedir. Bu madde seçimlerin"serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm"esaslarına göre yapılmasını hükme bağlamakta, bu esasların dışında kalan bütünşartlan ve nitelikleri kanun koyucunun takdirine bırakmaktadır. O haldeserbest, eşit, gizli, tek dereceli; genel oy, açık sayım ve döküm esaslarındanayrılmamak şartiyle kanun koyucunun meclislerden herhangi biri için uygungördüğü seçim sistemi Anayasa'nın makbulüdür. Eğer Anayasa koyucusu, CumhuriyetSenatosu seçimleri için belirli ve değişmez bir sistemi öngörmüş olsaydı,böylesine önemli bir görüşü davacının iddia ettiği gibi gerekçedekiyorumlanmaya hattâ zorlanmaya muhtaç bir takım beyanlarla değil yasanın metniiçinde yer alacak buyurucu ve bağlayıcı bir hükümle açıklayacağında şüpheyoktur" denilmiştir.
Böylece,Mahkememiz, Anayasa'nın 55. maddesinin anlamını, başkaca gerekçe aramağa lüzumkalmayacak şekilde açıklamış bulunmaktadır. Bu görüş şöyle özetlenebilir:Anayasa koyucusu, yurdumuzda uygulanacak seçim sisteminin tayinini, maddedegösterilen esaslardan ayrılmamak şartiyle kanun koyucuya bırakmıştır.
Çoğunluk,bu görüşten ayrılarak Anayasa'nın 55. maddesi dışındaki ilkelerin de seçimkanununda nazara alınması gerektiğini kabul etmekte ve iptal edilen fıkraların,Anayasa'nın, 2., 8., 56., 68. ve 72. maddelerine ve ayrıca 55. maddesindekiesaslardan seçme ve seçilme hakkı ile serbestlik esaslarına aykırı olduğusonucuna varmaktadır.
Anayasa'nın8. maddesi karşısında, 55. maddesi dışındaki ilkelerin seçim sisteminde deuygulanması gerektiği kabul edilebilir. Bununla birlikte söz konusu fıkralar,kararda gösterilen maddelere de aykırı değildir. Bunun nedenleri, kararın Bişaretli "Esas yönünden aykırılık durumunun incelenmesi" başlığınıtaşıyan kısmındaki sıra izlenerek aşağıda açıklanacaktır.
1-Kararın c, ç ve d bentlerinde, özetle, dördüncü fıkradaki engelin, bunuaşamamış olan siyasî partilerle bağımsız adayların Mecliste temsil edilmeleriniönleyeceği, bir seçim çevresinde engel sayısını az bir farkla aşabilmiş birpartinin, öteki partilerin engel altında kalmaları halinde o çevredeki bütünmilletvekilliklerini elde edeceği, bu örneği bütün çevrelere teşmil etmekmümkün olduğu, böylece seçmen azınlığının seçtiği milletvekillerinin Meclistesayı çoğunluğunu sağlayarak, ülke yönetiminin başına geçebileceği, uzak ve güçde olsa bu İhtimalin gerçekleşebileceği ve bu sonucun, Anayasa'nın 2.maddesindeki demokratik hukuk devleti düzeni ilkesine aykırı bulunduğu beyanedilmektedir.
Dördüncüfıkrada öngörülen seçim sisteminin, bir seçim çevresinde farazi bir sonucunubütün yurda teşmil etmek suretiyle azınlığın seçtiği temsilcilerin Meclisteçoğunluğu elde ederek ülke yönetiminin başına geçebilecekleri, inandırıcı birneden değildir. Zira, tüm siyasî partilerin bütün seçim çevrelerinde aynı güçteoldukları kabul edilemez. Partilerin durumu, seçim çevrelerine göre değişir.Bu, herşeyden önce, partilerin tutumuna, seçmenlerin eğilimine ve ayrıca seçimekatılan seçmenlerin ve engelde geçerli sayılan seçim puslalarının sayısınabağlıdır. Böylece hiç bir siyasî partinin engeli aşamaması da mümkün olmaklabirlikte, normal ve tabiî olan durum, kimi siyasî partilerin, bazı çevrelerdeengeli aşamamaları, başka çevrelerde ise bunu aşmalarıdır ve engeli aşacak olanpartiler de kuşkusuz en kuvvetli olan partiler olacaktır. Bunun sonucu olarak,kimi partiler engeli aşmasa ve temsilci kazanmasa bile engeli aşacak olankuvvetli partilerin elde edecekleri milletvekillikleri ile yasama meclislerindegene de seçmen çoğunluğunun temsil edilmesi olağandır. Nitekim iptal edilendördüncü fıkra hükmü 306 sayılı Kanunda da aynen bulunduğu halde bu hükmünuygulandığı 1961 yılı seçimlerinde dört parti engeli aşmış ve aldıkları oylarlakazandıkları milletvekillikleri arasında tam bir denge ve orantı sağlanmıştır.Bu güne kadar, arada geçen zaman içinde partilerin ve seçmenlerin durumundabazı değişiklikler olmuş olsa bile aynı sistemin, kararda farzedilen sonuçlanverebileceğini düşünmek isabeti olmasa gerekir.
Bugün demokratik birer hukuk devleti olan batılı demokrasilerde uygulanan çeşitliseçim sistemlerinde de kimi partilerin, yasama meclislerinde hiç temsiledilmedikleri veya aldıkları oy oranında milletvekilliği elde edemediklerivakidir. Çoğunluğun ileri sürdüğü en uzak ve güç ihtimallere göre tahminleryürütülürse bu durum her seçim sisteminde meydana gelebilir. Mükemmel birtemsil eşitliği sağlayan yani her seçmenin oyunun aynı ağırlıkta olduğu teksistem, tam (İnteğral) nisbî seçim sistemidir ki bu da hiç bir yerdeuygulanmamaktadır. (Maurice Duverger - İnstitons politiques et droitConstituti-onnel - 1963, sayfa 97). Şu halde çoğunluğun dayandığı uzak ve güçihtimal esas alınacak olursa, bunun gerçekleşmemesi için memleketimizde kanunkoyucunun ancak bu tam nisbî temsil sistemini kabul edebileceği sonucunavarılır ki bu takdirde seçim sistemi dondurulmuş olur. Bu ise memleketimizde,ileride belirecek siyasî ve sosyal şartlara uygun olmayabileceği gibiAnayasa'nın 55. maddesinin yukarıda izah edilmiş olan ereğine ve kapsamınaaykırı düşer ve dolayısiyle yasama organının takdirine müdahale anlamını taşır.
Durum1957 seçimleriyle mukayese edilemez. Zira o seçimler basit çoğunluk sisteminegöre yapılmıştır. O sistemde ise bir fazla oy alan parti bütünmilletvekilliklerini almakta idi. Halbuki söz konusu engelli D'Hondt sistemindeher parti engeli aşabilir ve bunu aştığı ölçüde, kendisinden daha fazla oy alanparti bulunsa bile gene de milletvekillikleri elde eder.
Seçimsisteminin, bugünkü anlamında demokratik bir rejimin kurulmasında vekorunmasında esaslı vasıtalardan biri olduğu şüphesizdir. Bu itibarlabenimsenecek seçim sisteminde bu ilkenin zedelenmemesinin gözönünde tutulmasıgereklidir.
Birseçim çevresinde kullanılan tüm geçerli oy puslaları toplamının o çevredençıkacak milletvekilliği sayısına bölünmesiyle tesbit edilen ve şu suretlekanunda belli bir esasa bağlanmış ve bu karşı oy yazısında açıklandığı üzere,Devlet yönetiminde İstikrarın sağlanması amacıyla kabul edilmiş olan (Engel)hükmünün eşit koşullar içinde geçen bir seçim sonucu uygulandığına göre,demokratik sayılmaması doğru değildir. Bu durumun, idare edenlerin hukuka veyargı denetimine tâbi olduğu anlamını kapsayan hukuk devleti kavramıyla dabağdaşmadığı ileri sürülemez.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle, iptal edilen fıkralar hükümlerinin seçimlerde uygulanmasıile, Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen demokratik hukuk devleti ilkesininzedelenmesi sonucunun doğması söz konusu olmadığı ve bu itibarla bu fıkralarınAnayasa'nın bu maddesine de aykırı olmadıkları kanısındayız.
2-Kararın e ve g bentlerinde ise özetle, dördüncü fıkradaki engel usulünün,olağan seçim sonuçlarını sun'î bir müdahale ile değiştirerek Anayasa'nın 55. maddesindekiseçme ve seçilme hakkını ve serbestlik ilkesini zedelediği, kimi partilerinengeli aşamaması halinde oyların tümünün nazara alınmayacağı öncedenbildirilmekle seçmenin daha başlangıçta bir ruhî baskı altında bırakıldığı,bunun bir müdahale olduğu ve yasada yer almışsa da meşru olmadığısavunulmaktadır.
Bütünseçim sistemlerinde çeşitli sınırlamalar ve engeller vardır ve bunlar, elbetteki, uygulanan sistemin özelliklerine ve gereklerine göre kanun koyuculartarafından konulmaktadır. Bu İtibarla aslında sunidirler. Tabiî haklar gibi,tabiî seçim kuralları yoktur. 1036 sayılı Kanunun 32. maddesinin ikinci vedördüncü fıkralarında kanun koyucu, Anayasa'nın 55. maddesinin verdiği yetkiyikullanarak oyların değerlendirilmesi usulünü tayin etmiştir. Bir bütün teşkileden bu usulde, ikinci fıkrayı tabiî, engeli koyan fıkrayı ise sun'î diyenitelendirmek olağan bir ayırım sayılmaz.
Anayasa'nın55. maddesinin birinci fıkrası gereğince vatandaşlar kanunda gösterilenşartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Böylece, Anayasakoyucusu, seçme ve seçilme şartlarının tayinini kanuna bırakmıştır ve bu hakkı,kanunda gösterilen şartlara uygun bulunması halinde, tanımıştır. Bu görüş, sözügeçen 5/3/1965 günlü kararımızda da aynen yer almıştır. Seçme ve seçilme hakkıkanun koyucu tarafından, tarafsız ve objektif bir şekilde düzenlenmiştir.Seçimde başarı kazanmak, yani engeli aşmak bütün adaylar için aynı derecedemümkündür. Bu engel seçme ve seçilme hakkına bir müdahale değil, Anayasa'nın55. maddesinin birinci fıkrasının kanun koyucuya verdiği takdir yetkisinedayanmaktadır ve bu itibarla meşrudur,
Dahaönce de belirtildiği, gibi iptal edilen dördüncü fıkra 1961 yılında da aynenuygulanmış, dört parti engeli aşmış ve aldıkları oylarla orantılı milletvekilliklerikazanmışlardır. Demek ki o zaman seçmenler engel yüzünden ruhî bir baskıaltında kalmamışlar ve oylarını serbestçe kullanmışlardır. Şimdi bu hükümyüzünden ruhî bir baskı altında kalacaklarını beyan etmenin gerçeğe uymadığı veseçimin niteliği ile bağdaşmadığı söylenebilir.
Seçmenler,oyunu kullanırken bu oyların nasıl değerlendirileceğini bilirse, daha dikkatlidavranacak ve engelin doğurabileceği sonuçları önleyecek şekilde eğilimlerinegöre hareket edeceklerdir. Önceden bilinen seçim kuralları bir ruhî baskıdeğil, belki bir uyarma teşkil eder.
Kararıne ve f bentlerinde sadece sun'î müdahale ve ruhî baskı üzerinde durulmuş vebunlardan, engelin Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Yukarıdabelirtildiği üzere ortada sun'î müdahale ve ruhî baskı diyenitelendirilebilecek şartlar söz konusu değildir. Bu itibarla iptal edilenfıkrada seçme ve seçilme hakkına ve serbestlik ilkesine de aykırı bir halyoktur.
3- gbendinde, özetle siyasî partiler hakkında Anayasa'da yer alan hükümlere ve partilerinereklerine değinildikten sonra, bir takım kanun engelleri çıkarılarakpartilerin aldıkları oyların sayılmamasının, serbest faaliyetlerini vedemokratik hayatın vaz geçilmez unsurları oldukları ilkesini zedelediği vesiyasî partilerin çoğalmasının, kaçınılmaz bir konu gibi ortaya atıldığıgörüşleri öne sürülmektedir.
Anayasasiyasî partilere büyük önem vermiş ve bunu, koyduğu hükümlerde belli etmiştir.Ancak 1036 sayılı Kanunda ve bu meyanda kanunun 32. maddesinin dördüncüfıkrasında bu hükümleri zedeleyen bir yön yoktur. Kanun hükümleri tamamenobjektiftir ve bütün partiler için şartlar aynıdır. Dördüncü fıkrada öngörülenengeli aşabilen her siyasî parti, aldığı oyların oranına göre milletvekilliğikazanacaktır. Engeli aşmak her partinin, programı etrafında toplayabileceğiseçmenlere bağlıdır. Bunu sağlamak için kanun dairesinde çaba sarfetmekteserbesttir. Başarı sağlayamazsa bunun nedeni kendisinde ve seçim sistemidışında aranmalıdır.
İptaledilen dördüncü fıkrada öngörülen engel usulü, özellikle, yeni kurulmuş veyahenüz gelişememiş Partilerin Mecliste temsil edilmeleri olanağını, 32. maddeninikinci fıkrasında öngörülen nisbî sisteme oranla azaltabilir.
Buusul, siyasî partilerin Mecliste sınırsız bir şekilde temsil edilmelerinin,Meclis çalışmalarını ve istikrarı zedeliyeceği düşüncesi ile Kanun Koyucutarafından kabul edilmiş olabilir. Bazı batılı demokrasilerde de aynıdüşünceden hareketle, seçim sistemleri ile tedbirler alındığı bir gerçektir.Partilerin çoğalması veya azalması konusu, seçim sistemleri etrafında ötedenberi devam edegelen mücadelelerin nedenlerinden biridir. Anayasamız, partileridemokratik sistemin vazgeçilmez unsurları telâkki etmektedir. Fakat partilerinaşırı derecede Mecliste temsil edilmelerinden doğabilecek istikrarsızlığıkolaylaştırmak, teşvik etmek istediğini savunmak da güçtür.
Kanunkoyucunun, Anayasa'nın 55. maddesinin, kendisine verdiği yetki içinde kalmakşartile kabul ettiği Seçim Kanunu, Meclislerde partilerin aşırı derecede temsiledilmelerini sınırlandırmak sonucunu doğurursa kanunun bu yönden Anayasa'yaaykırılığının öne sürülemeyeceği kanısındayız.
ZiraSiyasî Partilerin, demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olmaları veserbestçe faaliyette bulunmaları ilkeleri, hepsinin mutlaka yasamameclislerinde temsil edilmelerini gerektirmez. Yasama meclisleri dışında dafonksiyonlarını yapmaları ve memleketin siyasî hayatında yararlı olmalarımümkündür. Sözü geçen 28/5/1965 günlü Mahkememiz Kararının ilişkin bulunduğudâvada 306 sayılı Millet Vekili Seçimi Kanununun 10. maddesinin değişik sonfıkrasında Siyasî Partilerin seçime katılabilmeleri için en az on beş ilde enaz altı ay önce il ve ilçe teşkilâtını kurmuş olmalarını şart koşan hükmününAnayasa'ya aykırı olduğu öne sürülmüş ise de Mahkememizin o kararında "öteyandan sîyasî partilerin faaliyetleri yalnızca seçimlere girmekten ibaretsayılamaz. Nitekim başlıca erekleri iktidara geçmek olan siyasî partilerin,bütün faaliyetlerini bu yöne çevirdikleri halde yıllarca ereklerinekavuşamamalarının serbestçe faaliyette bulunmalarını durdurduğu veyasınırladığı nasıl düşünülemezse, bir partinin, kanunun koyduğu belirli seviyeyehenüz varamadığı için bir süre seçimlere girememesinin, onun niteliğineeksiklik, parti faaliyetlerine aksaklık getireceği düşüncesine de yerverilemez" denilmiştir. Çok yerinde olan bu gerekçeye dayanarak, bazısiyasî partilerin, engeli hiçbir seçîm çevresinde aşamamaları dolayısiyleyasama meclislerinde temsilci elde edememeleri halinde bu engel yüzünden,siyasî faaliyette bulunmamak veya demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları sayılmamak gibi bir duruma düşürülmüş olacakları kabul edilemez.
Bunedenlerle, iptaline karar verilen dördüncü fıkra hükmünün Anayasa'nın 56.maddesini de ihlâl etmediği sonucuna varılmaktadır.
4-(h) Bendinde, özetle, Anayasa'nın 68. ve 72. maddelerinde yer alan seçilmeyeterliğine değinilerek dördüncü fıkrada seçim sonuçlarınındeğerlendirilmesinin suni bir koşulun tahakkukuna bağlandığı, Kanun Koyucununböyle bir hüküm koyabileceğinin kabul edilemiyeceği beyan edilmektedir.
Kararınbaşka bir bendinde de dördüncü fıkranın sun'î bir koşul koyduğu yolunda önesürülmüş olan görüş yukarıda karşılanmıştır. Gene bu karşı oyun 2 ve 3 işaretlikısımlarında gösterilen gerekçeler kararın (h) bendindeki görüşe cevap teşkilettiğinden, seçilme yeterliği konusu üzerinde ayrıca durulmağa lüzumgörülmemektedir.
İptaldilen dördüncü fıkrada Anayasa'nın 68. ve 72. maddelerine de aykırı bir yönyoktur.
Bufıkra Anayasa'ya aykırı olmadığından, bu fıkraya ilişkin olan ve bunun birsonucu olan 5. fıkranın da Anayasa'ya aykırılığının söz konusu olmadığımeydandadır. Bu itibarla, 5. fıkra üzerine başkaca bir gerekçe eklenmesine yergörülmemiştir.
Bunedenlerle, 306 sayılı Kanuna 1036 sayılı Kanunla eklenen 32. maddenin dördüncüve beşinci fıkralarının iptaline ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz vedâvanın reddine karar verilmesi gerektiği kanısındayız.
Başkan
İbrahim Senil
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Halit Zarbun
AÇIKLAMA
MilletMeclisi Başkanlık Divanının kuruluşunun düzenlenmesine ilişkin 1/11/1966 ve2/11/1966 günlü Meclis kararlarının iptaline dair Mahkememizin 27/1/1968 günlüesas 1967/6 ve karar 1968/9 sayılı kararında belirttiğimiz aykırı düşünceyimahafaza etmekteyiz. Ancak bu nitelikteki kararlar hakkında takarrür edenmahkeme görüşünün, dâva konusu kanunun müzakere ve kabul olunduğu oturumu idareeyleyen Başkanlık Divanının kuruluşunu düzenlemiş olan 10/11/1967 günlü Mecliskararı hakkında da uygulanmasına, bu kararın aynı nitelikte bulunmasıdolayısile muhalefet edilmemiştir.
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Halit Zarbun
KARŞIDÜŞÜNCE AÇIKLAMASI
(Seçimlerleilgili kanunların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ve 306 sayılıMilletvekili Seçimi Kanununa bazı maddeler eklenmesi) hakkındaki 20/3/1968 günve 1036 sayılı Kanunun şekil ve esas yönlerinden iptali istenmiştir.
1-Şekil bakımından iptal sebeplerinden biri, Millet Meclisi Başkanlık DivanınınAnayasa'nın 84 üncü maddesine uygun olarak kurulmadığı ve dâva konusu kanununda böyle bir oturumda çıkmış olduğudur.
Anayasa'nın84/1 de (Meclislerin Başkanlık Divanları, o meclisteki siyasî parti gruplarınınkuvvetleri ölçüsünde divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur)denilmiştir.
Buhükme göre Başkanlık Divanının tarafsızlığını ve görüşmelerin selâmetinisağlamak için meclislerdeki siyasî parti gruplarının Başkanlık Divanınakatılmaları öngörülmüştür. Önce katılma, sonra da bu katılma, siyasî partigruplarının kuvvetleri ölçüsünde olması gerekmektedir.
Açılanbir iptal dâvası dolayısiyle Anayasa Mahkemesi Millet Meclisi BaşkanlıkDivanının Kuruluşuna ilişkin 1/11/1966 ve 2/11/1966 tarihli kararlarını içtüzükniteliğinde görmüş ve işçi partisi Millet Meclisi Grubunu Başkanlık Divanıdışında bırakan bu iki kararın Anayasa'nın 84 üncü maddesine aykırı olduğunutespit ederek 27/2/1968 gün ve esas 967/6, karar 968/9 sayılı karariyleiptaline karar vermiştir.
Şimdiiptal dâvasına konu olan 1036 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülüp kabuledildiği sıralardaki görevli Başkanlık Divanı, bünyesi içine işçi Partisigrubundan yine üye almamıştır. Bu itibarla 10/11/1967 günlü karar iptal edilen1966 tarihli kararların bir devamıdır. Başkanlık Divanının Kuruluşuna ait sözügeçen 1966 tarihli kararlar içtüzük niteliğinde bulunmuş ve AnayasaMahkemesince de o nitelikte görülmüş olduğuna göre hilâfına bir kararverilmedikçe Başkanlık Divanının aynı şekilde kurulması gerekir. Nitekim 1967yılında da İşçi Partisi Grubundan yine üye alınmamak suretiyle kurulmuştur.Kararda ileri sürüldüğü gibi 10/11/1967 tarihli karar, müstakil bir kararsayılamaz. Amacı ve niteliği aynıdır.
AdaletPartisi Millet Meclisi Grubu Başkanlığı 44 sayılı Kanunun 30 uncu maddesigereğince bu dâva dolayısiyle Anayasa Mahkemesine verdiği yazılı mütalâasında"Millet Meclisi Başkanlık Divanlarının kararları Anayasa Mahkemesinindenetimi dışında olduğundan bahsile Başkanlık Divanının kuruluşuna ait ve AnayasaMahkemesince iptaline karar verilmiş olan 1/11/1966 ve 2/11/1966 tarihlikararlardaki görüşte direnmektedir. Halbuki Anayasa'nın 152 nci maddesine göre"Anayasa Mahkemesi Kararları Devletin yasama, yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar."
BaşkanlıkDivanının Kuruluşu 1/11/1966 ve 2/11/1966 tarihli kararlarda olduğu gibi bu gündahi devam etmektedir.
Karardabir de "İçtüzüğün 4 üncü maddesine göre Başkanlık Divanının görev süresi(Başkan hariç) bir yıldır, olayda bu süre 1968 yılı Kasım ayında sonaerecektir" denilmiştir. Başkanlık Divanının Kuruluşu Anayasa'ya uygunolduğu takdirde böyledir. Anayasa'nın geçici 3 üncü maddesine göre MilletMeclisi İçtüzüğü yapılıncaya kadar Millet Meclisi Toplantısı ve çalışmalarıiçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Ekim 1957 tarihinden Önce yürürlükteolan İçtüzüğü hükümleri uygulanır. Yani Anayasa karşısında uygulanacağınisbette uygulanır. Anayasa'nın 84 üncü maddesi Anayasa'nın 8 inci maddesinegöre bağlayıcı teme! bir hukuk kuralıdır. Kuruluş, 84 üncü maddeye aykırıbulunduğuna göre artık geçici nitelikte bulunan tüzüğün 4 üncü maddesinindâvada dayanılacak bir değeri olmamak icap eder.
Bunedenlerle kararın, Başkanlık Dîvanının Kuruluş biçimi dolayısiyle iptaligerekmediği yollu A) 1 - inci bendine karşıyım.
2-Şekil bakımından iptal sebeplerinden ötekisi de dâva konusu kanunun,Anayasa'nın 89 uncu maddesine göre gen soruların görüşülmesi gereken birleşimdegörüşülüp kabul edilmiş olmasıdır.
KararınA) 2-a) da Anayasa'nın 89 uncu maddesinin uygulama biçiminin karardatartışılması gerekmediğine karar verilmiştir.
Halbukiiptal dâvasında Anayasa'nın 89 uncu maddesine aykırılık, da bir iptal sebebiolarak ileri sürülmüş olduğuna göre iddianın yerinde olup olmadığının ve yerindeise sonuca etkili bir durum yaratıp yaratmadığının her yönden tartışılması veondan sonra karara varılması gerekeceği şüphe götürmez bir usul kuralıdır.
Bunedenle kararın A) 2-a) bendine de karşıyım.
Üye
Salim Başol
-MUHALEFET ŞERHİ-
1-Kurucu Meclis, parlâmento tarihine geçen yakın olayların yarattığı uyanıklıkiçinde demokrasiyi bütün icaplariyle kurarken bir çok hükümlerde tedbirliolmayı öngörmüş, bu cümleden olarak Meclis Başkanlık Divanının kuruluşuna ait84. madde ile, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Meclislerin çalışmalarınıdüzenleyen 85. maddelerde özel hükümler sevketmiştir. Anayasa'nın 84.maddesinde "Meclislerin başkanlık divanları, o meclisteki siyasî partigruplarının kuvvetleri ölçüsünde divana katılmalarını sağlayacak şekildekurulur" denilmekte; 85. maddesinde ise, "Türkiye Büyük MilletMeclisinin ve Meclislerin, çalışmalarını kendi yaptıkları içtüzüklerinhükümlerine göre yürütecekleri ve İçtüzük hükümlerinin siyasî parti gruplarınınmeclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacakyolda düzenleneceği emredici şekilde belirtilmiş bulunmaktadır.
Maddelerinbu açık hükmünde izlenen amaç Meclis Başkanının tarafsızlığını sağlamakBaşkanlık Divanını çoğunluğun tekelinde bırakmamak, kitleleri temsil edensiyasî parti gruplarını Başkanlık Divanı kuruluşuna ve Meclis çalışmalarınaortak yaparak demokratik sistemi kurmayı sağlamaktır.
MilletMeclisinin 1966 yılına kadar olan uygulamaları da, Mecliste grupları bulunanher siyasî partiden başkanlık divanına üye alınması ve her partinin divanakatılma oranının da kuvvetleri ölçüsünde bulunması biçiminde iken, bu tarihtensonra 84. maddeye bir başka mâna verilerek, parti gruplarının ancak güçlerielverdiği durumda başkanlık divanına alınabileceğine, 1/11/1966 ve 2/11/1966tarihinde karar verildiği görülmektedir. Açılan bir dâva sonunda MilletMeclisinin bu kararlan Anayasa'nın 84. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle27/2/1968 gününde 968/9 sayılı kararla iptal edilmiş ve hüküm özetinin MilletMeclisi Başkanlığına 27/2/1968 de gönderildiği dosyadan anlaşılmışbulunmaktadır.
Şimdidâva konusu bulunan 1036 sayılı Seçim Kanununun müzakere ve kabul tarihi olan1/3/1968 de, Başkanlık Divanının Anayasa'nın 84. maddesindeki "MeclislerinBaşkanlık Divanları o meclisteki siyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsündedivana katılmaları" gerektiğine dair olan hükmünün gözönünde tutulmadankurulmuş olduğu, kanunun iptal sebepleri arasında ileri sürülmektedir.
Gerçekten,Seçim Kanununun Millet Meclisinde görüşülmesi sırasındaki Başkanlık Divanı,Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü içtüzük niteliğindeki bir kuruluş kararınadayanmakta ve Mecliste grubu bulunan bir siyasî partiyi başkanlık divanıdışında bırakmakta devam etmektedir. Aleyhinde usulüne göre açılmış dâva olmayanKanun veya içtüzük hükmünün Anayasa Mahkemesince İptaline gidilemeyeceğiaşikârdır. Ancak, Anayasa Mahkemesi bir süre önce, Başkanlık DivanınınKuruluşuna dair olan 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi KararlarınıAnayasa'nın 84. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Bubakımdan 1036 sayılı Seçim Kanununun müzakeresini idare eden BaşkanlıkDivanının varlığını ve tasarruflarını Anayasa kuralları içinde değerlendirmekve Anayasa Mahkemesinin bu konudaki ilâmı gözönünde tutulmak suretiyleincelemek gerekir. Seçim Kanununun görüşülmesini idare eden Başkanlık DivanınınKuruluşunu sağlayan 10/11/1967 günlü karardaki gerekçe ve maksat AnayasaMahkemesinin iptal ettiği karardakînin aynıdır ve Meclisteki bir siyasî partigrubundan Başkanlık Divanına üye almaması için ileri sürülen anlayışta birdeğişiklik görülmemektedir. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki görüşü ve hukukîdüşüncesi ise 27/2/1968 tarihli ilâmında açıklanmıştır. Bundan rücuu zorunlukılacak bir sebep de yoktur. Çoğunluğun, İçtüzüğün 4. maddesindeki. BaşkanlıkDivanının (Başkan hariç) bir yıl için seçildiği ve bu sürenin 1968 Kasım sonunakadar geçerli sayılacağı ve bu tarihte yeni seçimle sorunun Millet Meclisikarariyle çözümleneceği noktasında beliren ve bir rey farkıyla kabul edilendüşüncesi, Anayasa kurallarının dışında -kısa bir süre için olsa dahi-müsamahalı bir görüş olarak ortaya çıkmaktadır.
Budurumda, Anayasa'nın öncelik hakkı gözönünde tutulmak ve yapısında Anayasa'yaaykırılık nedenleri taşıyan Başkanlık Divanının Kuruluş Kararını bir tarafaitmek suretiyle, sorunun Anayasa kuralları içinde çözümlenmesi gerekir. Evvelceverilen iptal kararının hilâfına Seçim Kanununun görüşülmesi ve kabulüsırasındaki Başkanlık Divanını hukukça tanımak ve tasarruflarını değerlendirmekAnayasa Mahkemesini çelişmelere düşürecektir.
Anayasa'nınüstünlüğü ve bağlayıcılığı prensiplerini temel hukuk kuralı olarak koyan 8.madde hükmü çoğunluğun kabulüne hak verdirecek elverişli bir yol değildir.Kanunun şekil yönünden iptali gerekir reyindeyim.
2-Cumhuriyet Senatosundaki geçici komisyonların kuruluş ve çalışmaları ilebunların Anayasal niteliklerine gelince; davacılar geçici komisyonunkurulusunun demokratik olmaması ve mecliste grubu olan partilerden komisyonaverilen üyelerin istifaları ve binnetice Anayasa'nın 85. maddesindeki kuvvetoranının gözönünde tutulmaması gerekçeleriyle kanunun iptal edilmesiniistemişlerdir.
Buiddialar Anayasa Mahkemesinde görüşülürken, Senato komisyonlarının birer yasamakuruluşu olup olmadıkları, diğer bir deyimle komisyonların birer içtüzükdüzenlemesi mi, yoksa Anayasa Kuruluşu mu olduğu konusu üzerinde durulmuş veçoğunluğun reyleri yasama komisyonlarının Anayasa Kuruluşu sayılmadıkları,birer İçtüzük kuruluşu oldukları meclislerce kabul edilen kanunların sıhhatlarıiçin komisyondan geçmenin şart olmadığı, komisyondaki hata ve kusurlarınkanunların iptali için yeter bir neden olamayacağı noktasında toplanmıştır.
Budüşüncelere aşağıda açıklayacağım nedenlerle katılmıyorum:
Anayasa'dadoğrudan doğruya kanunların mutlaka yasama komisyonlarından geçirilmesine dairaçık bir hüküm sevkedilmemiştir. Ancak kaynağını Anayasa'dan alan karmakomisyon, soruşturma komisyonu, bütçe komisyonu gibi yasama kuruluşlarıyanında, milletvekillerinin ve senatörlerin yaptıkları kanun teklifleriningörüşülmesi ve gerekli savunmada bulunmaları İçin Anayasa'nın her iki meclisteyasama komisyonlarının kurulmasını dolaylı şekilde öngörmüş olduğunu 91.maddenin 2, fıkrasından açıkça anlamak mümkündür. 91. maddenin 2. fıkrasında"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri kendi kanun tekliflerini her ikimeclisin ilgili komisyonlarında savunabilirler" diye açık bir hükümkonulmuştur. "İlgili tâbiri komisyonun teklifin yapılmasından önce varolduğunu ve böyle bir komisyonun Anayasa safhasında tekliflerin kanunlaşmasıiçin zorunlu bulunduğunu gösterir. Bunun gibi komisyonların parlâmentonunayrılmaz bir kuruluşu olduğunu Anayasa'nın 92. maddesinin 5. fıkrasındagörüyoruz. Cumhuriyet Senatosunca değiştirilerek Millet Meclisine iade edilenkanun tasarısındaki değişikliğin Meclisçe yerinde görülmediği takdirde karmakomisyona şevki gerekir. Karma Komisyonun her iki meclisin "ilgilikomisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden kurulur" denilmesi deAnayasa'nın komisyonları parlâmentonun tabiî kuruluşu saydığını göstermektedir.Nitekim, Anayasa Mahkemesi 13/1/1966 tarih ve 966/1 sayılı kararındakomisyonların parlâmentonun yasama kuruluşları olduğunu kabul etmiştir.Mücerret Bakanlar Kurulundan gelen kanun tasarılarının komisyonlaragönderilmesine zaruret bulunmayışı ve Cumhuriyet Senatosu komisyonlarındabulunan bir teklifin süresinin daralması sebebiyle sonucu beklemeden gelenkurul müzakerelerine alınabilmesi komisyonların birer yasama komisyonu olmakniteliğini bertaraf etmez. Bu bakımdan komisyondan geçmesi gerekli teklifin,doğruca meclise şevki veya bir kanunun Anayasaca tanınan kusurluluk içindekurulmuş bir komisyondan geçirilmesi şekil yönünden iptali mümkündür.
Buitibarla Cumhuriyet Senatosuna gelen 1036 sayılı Seçim Kanununun ivedilikle görüşülmesiiçin kurulan geçici komisyonun kuruluşunda görülen eksikleri incelemekgerekmektedir.
CumhuriyetSenatosu dokuzu Adalet Komisyonu ve Anayasa Komisyonundan dokuzu İçişleriKomisyonundan alınmak üzere 18 kişilik bir geçici komisyon kurulmasına kararvermiştir. Bu karar üzerine adı geçen komisyon başkanları kendi komisyonlarındaseçim yapmaksızın ayırdıkları dokuzar üye ile geçici komisyonu kurmakistemişlerdir. Fakat muhalefet üyeleri, Komisyon başkanlarının seçimyapmaksızın, tayin suretiyle komisyon kurmalarını demokratik bulmayaraktoplantılara katılmamışlar, protesto olmak üzere istifa etmişlerdir. Bu suretle18 kişilik olan komisyon üç muhalefet mensubu üyenin ayrılmasiyle onbeş kişiolarak kalmış, istifa edenlerin yerine yenilerinin seçilmesine bakılmaksızıntoplantılar yapılarak tasarı Cumhuriyet Senatosuna intikal ettirilmiştir.
Yukardaaçıklanan nedenlerle Anayasal olan komisyonun üyelerinin adına çalıştığıCumhuriyet Senatosunca seçilmemesi Adalet, Anayasa Komisyonu ve İçişleriKomisyonu başkanları tarafından tayin suretiyle ayrılmaları demokratikkurallara uygun olmadığı gibi, istifa nedeniyle üç muhalefet üyesininayrılmasiyle Anayasa'nın 85. maddesinin âmir hükmü gereklerinden uzaklaşıldığıda görülmektedir.
Sonuç:
BaşkanlıkDivanının Anayasa'nın 84. maddesine aykırı kurulmasının ve Seçim Kanununungörüşülmesi için kurulan geçici Komisyonun Anayasa'nın 2. ve 85. maddelerineaykırı olarak teşkilinin şekil yönünden iptali gerektirdiğine İnandığımdan,hükmün bu kısmında da çoğunluğun reyine katılmıyorum.
Üye
Fazlı Öztan
ŞEKİLYÖNÜNE İLİŞKİN MUHALEFET ŞERHİ
1.Sayın Muhittin Gürün'ün muhalefet şerhinin "1" inci bendindeaçıklanan düşüncede bulunanlar için, dâva konusu kanunun müzakere ve kabuledildiği 1/3/1968 gününde Millet Meclisi evrak kalemine verildiği anlaşılan1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi kararlarının iptal edildiğinibildiren Anayasa Mahkemesi yazısının Millet Meclisi Başkanının bilgisine nezaman ulaştığının bilinmesinde zaruret bulunduğu kanısındayım. Çünkü bu cihetinkesinlikle tespit edilmemesi yukarıda sözü geçen görüşte onları bazıihtimallerden netice çıkararak oy kullanmağa mecbur kılacaktır. Böyle birdurumun meydana gelmesini uygun görmediğimden Mahkemenin iptal kararına ilişkinyazısının Millet Meclisi Başkanına ne zaman ulaştırıldığının araştırılmasınayer bulunmadığı hakkındaki ara kararına muhalifim.
2.Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün görevleri iki yıl devam etmek üzere kurulmasınıöngördüğü komisyonlara üye seçiminin nasıl yapılacağı bu tüzüğün "18"inci maddesinde gösterilmiştir. Sözü geçen maddeye göre, bu komisyon üyelerininSenato Genel Kurulu tarafından seçilmesi gerekmektedir. Tüzüğün "17"nci maddesinde de, Genel Kurulca lüzum görüldüğünde geçici komisyonlarkurulabileceği kabul edilmiş ise de bu komisyonların kuruluşlarını gösteren birhüküm konulmamıştır, özel bir hüküm bulunmadıkça diğer komisyonlara üyeseçimini düzenleyen genel hükmün geçici komisyonlara da uygulanması tabiidir.Bu sebeple geçici komisyon üyelerinin Senato Genel Kurulu tarafından seçilmesiicabedeceği kanısında olduğumdan Senato Geçici Komisyonuna girecek üyelerinmensup oldukları komisyonca seçilmesi gerektiğine ilişkin görüşe katılmıyorum.
Üye
Celâlettin Kuralmen
KARŞIOYA EKTİR
1968/13sayılı ve 1036 sayılı Kanunun birinci maddesiyle eklenen 306 sayılı Kanunun 32.maddesinin 4. ve 5. fıkralarının Anayasa'nın belirli maddelerine aykırıolmaları yönünden iptallerine dair Mahkememiz kararına karşı yazılmış bulunanoy yazısını Sayın İbrahim Senil, İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve HalitZarbun'la birlikte İmzalamış ve böylece münderecatına tamamen katılmışbulunmaktayım. Bu yazıda iptal kararının gerekçesindeki sıraya tabi olarak işbugerekçeye hâkim olan görüşlerin isabet derecelerinin belirtilmesine önemverilmesi yüzünden karşı oyumuzun hukukî dayanakları, dış ve iç İlim çevresininkonuya ilişkin görüşleri garp demokrasilerindeki anlam ve uygulamalar veAnayasa'mızın mana ve ruhu gerekli ölçüde açıklanamamış olduğundan aşağıdakikısımları eklemeyi faydalı buldum.
Demokrasinintemsili rejim olduğunda ve seçimin de temsili rejimin esası bulunduğunda şüpheyoktur. Jams Dryce (Kelime manası ile demokrasi, egemen iktidarın oy pusulasıvasıtasiyle istimalinden başka bir şey değildir.) der. İdarî İlimlerEndüstitüsü de "Meclislerde temsil edilecek grupların teşekkül tarzında vedolayısiyle yürütme organının kuruluş ve işleyişinde seçim sisteminin ne kadarönemli bir rolü olduğu artık herkes tarafından anlaşılmış bulunmaktadır..."diye konuya değinmektedir.
Bunlargöstermektedir ki seçim, millî temsilin sağlanması için tek vasıta, seçimsistemi ise millî yönetimi sağlayan yegane yoldur. Bu yönleriyle Seçim Kanunuüzerinde Mahkememiz hassasiyetle durmuş. Usul ve esasa ilişkin birçok aşamalıkararlar vermiş ve konunun önemi ölçüsünde gerekli tartışmayı yaparakçoğunlukla yukarda belirtilen iki fıkranın iptaline karar vermiştir.
Anayasamızseçme ve seçilmeye, oy verme ve tasnifine, oy serbestliği ile samimiyetine, oyeşitliğine ve genel oy prensibine ilişkin hükümleri koymuşsa da pek çokAnayasalarda olduğu gibi seçim usulüne ve seçim sistemine yer vermemiştir.Bununla beraber 19. asırdan beri iki aşıra yakın bir zamandır demokratikidarede büyük mevkii olan seçim sistemleri özerinde üniversiteler,politikacılar, partiler ve diğer ilim adamları çalışmalar ve ortaya garpdemokrasilerinde uygulanmakta olan pek çok çeşitli seçim sistemlerini yasamaorganlarının inceleme alanına sunmuşlardır. Hepsinin demokratik vasıflardanyoksun olmadıkları, garp demokrasilerinde hazırlanmış ve uygulanmakta bulunmuşolmaları itibariyle kabul edilebilir. Bu sistemler, demokrasi tarihi ve onunseçim yönü incelendiği zaman pek çok devletlerce sık sık uygulamaya alınmış,millî yapıları veyahut iktidar kayguları dolayısiyle sakıncalı görülerekdeğiştirilmiş ve yine hazır sistemlerden bir diğeri küçük bir ekleme veya tadilile uygulamaya alınmıştır.
Seçimsistemlerinin hepsinin güttüğü iki amaç vardır. Birincisi oyların gruplararasında dağılmasında ve değer kazanmasında adaletin, ikincisi de düzenliyönetim ve istikrarın sağlanmasıdır. En iyi seçim sistemi, iki amacı ahenkliolarak birleştirebilen sistemdir. Adaletten mahrum olarak düzenli yönetimisağlayan bir sistem mühim fikir ve menfaat gruplarını temsil edemediği içinkusurlu, yalnız adaleti sağlayan ve parlamentoya küçük büyük bütün menfaatgruplarını toplayarak düzensiz yönetime götüren sistem de mahzurlu vetehlikelidir. Eldeki seçim sistemlerinden liste usulü tam çoğunluk sistemininadalet esasını ve tam nisbî temsil sisteminin de istikrarlı yönetim esasınıgölgeleyip ahengi bozdukları için her iki istem de doğrudan doğruya hiç birdemokratik memlekette uygulanamamaktadır. Bir birine zıd görünen adalet vedüzenli yönetim esaslarının birleşebilmesi, hiç şüphe yok ki her birinden birazfedakârlık yapılmasına bağlıdır. Yalnız adalet sağlamak için her fikir vemenfaat grubunu parlementoya getiren bir seçim sistemiyle parlamentoda fikirmünakaşaları, kuvvetli tartışmalar, bir isteğin karşısına, diğer partilerin pekçok isteklere karşı çıkması dolayısiyle teşebbüslerin aşırı derecedegörüşülmesi ve karara varamayan bol kürsü faaliyetleri sağlanabilirse de büyükişlerin sahibi olan devletin, zamanında gerekli kararı alması, halin istekfırtınaları üstüne çıkarak milletin yararına ait temel sorunları düzenlemesiimkânsız olur. Bu sonuç ise demokratik yönetimi sağlamak için yapılmış olanseçimin, yönetimi engellemesi ve millete hizmet için kurulmuş olanparlamentonun milleti bıktıracak kadar tartışıp konuşması ve fakat hizmetyolunda kısa adımları dahi atmakta güçlük çekmesi sonucuna götürür. Adaletisağlayan bu seçim sistemi, demokrasiyi korumaya değil tehlikelere ve uçurumlarasürüklemeye vesile olabilir. Almanya'da, Fransa'da böyle uygulamalar ve buyüzden çöküşler görülmüştür.
Listeusulü mutlak çoğunluk sisteminin memleketimiz seçim tarihinde büyük mahzurlarıgörülmüş ve bu sistemin aleyhinde kuvvetli bir anlayış belirmiştir.
Azınlıktakalan bizler, iptal edilen ve 1036 sayılı Kanunla değişen 306 sayılı Kanunun32. maddesinin 4 üncü fıkrasındaki (engel) kaydının, düzenli yönetimi sağlamaamacını güttüğü sonucuna varmış ve bu yönü ile büyük işler yapmak zorundabulunan devletin güçlü olması lüzumuna kani olarak hukuka ve demokrasiye aykırıbulunmayan fıkraların iptal edilmemesi yolunda oy vermişizdir.
Mahkememizkararının gerekçesinde ise özet olarak; (... doğrudan doğruya halk iradesindehalkı nasıl halkın çoğunluğu yönetmekte idi ise temsili rejimlerde yine halkınçoğunluğunu temsil edenlerin, yönetimin başında bulunmaları gerekmektedir.Ancak boyla bir temsili rejimin demokratik niteliği var sayılabilir. Halkınazınlığını temsil eden bir topluluğun yönetimine "demokratik idare"vasfını vermek mümkün değildir...), (... düzen adil olmadıktan başka aşağıdaaçıklanacağı üzere bir çok hukukî sakıncalar ülkenin siyasî bünyesinidemokratik olmayan bir düzene yönetmek olanağını taşımaktadır...) ( .. bu oylarçeşitli partiler ve bağımsızlar arasında bölünmesi dolayısiyle engelgeçilemediği için o seçmenler kendilerini mecliste temsil ettirmek hakkındanyoksun kalacak, çevredeki seçmen çoğunluğunu teşkil ettikleri halde azınlığınseçeceği milletvekillerinin kendilerini de temsil etmelerine katlanmalarıgerekecektir. Bir seçim çevresi için alınan bu örneği aynı koşullarlaçoğaltarak bütün ülkeye teşmil etmek mümkündür.) denmektedir.
Heriki görüşteki isabet derecesini anlayabilmek için ilmî görüşlere, yasama vemahkeme tasarruflarına, Anayasamızın hüküm ve gerekçelerinden ilgili olanlarave memleketimizin bazı seçim neticelerine göz atmakta fayda vardır.
ProfesörVedel "demokrasi, siyasî partiler olmaksızın yaşayamaz, fakat siyasîpartiler yüzünden ölebilir de...) demiştir. Sayın Prof. Düverje ise nisbîtemsil sisteminin yarattığı çok partinin özelliklerinden bahsederken(Partilerden hiç birinin mutlak ekseriyeti sağlayamaması hemen daima koalisyonkabineleri teşkil etmek zaruretini çıkarır bu sebeple hükümet gayri mütecanisbir manzara arzeder. Birkaç partinin birlikte idaresi belirli bir programıntatbikine imkân vermez. Hükümet zayıf bulunduğundan ve mecliste kuvvetli vemütecanis bir ekseriyete de istinat etmediğinden sık sık değişir.
Çokpartili sistemlerde adeta çifte muhalefet vardır. Hem mecliste hem de kabineiçindedir.) şeklinde görüşünü izhar etmiştir.
WeimarAnayasası'nın uygulanmasını inceleyen Sayın Profesör Mermin Abadan (FederalBatı Almanya'nın siyasî partileri) adlı kitabının 1962 tarihli nüshasının 8.sahifesinde şöyle açıklamaktadır. (... Weimar Anayasası Başbakan, anlamınagelen Kanzler-Şansölye) mevkiini imparatorluk devresine kıyasla daha az yetkilerledonatmıştı. Bu yüzden Başbakan ve kabinenin İş görebilmesi için mutlak suretteparlamentonun desteğine ihtiyaç vardı. Ancak koalisyonlardaki kaymalardolayısiyle kabineler sık sık düştü. Başbakanın kendisi ise ancakCumhurbaşkanının güvenini taşıdığı müddetçe iş başında kalabiliyordu. WeimarAnayasasında uygulanan nisbî temsil sistemi sosyal bünyenin taşımayacağı kadarfazla siyasî partilerin doğmasına yol açtı. Sosyal, ekonomik, dinî ve bölgeselesaslara göre birbirlerinden ayrılan partiler fazla dogmatik kalarak acil veönemli meselelerde kuvvetlerini birleştiremiyorlardı. Bu arada bilhassa aşınsağcı ve solcu partiler siyasî kargaşalığı artıracak şekilde sorumsuz vedemogojik yollara saplandılar. Eylül 1930 daki seçimlerde en büyük kazançlarbir yandan aşırı sağcı nasyonel sosyalistler ... öte yandan komünist partilertarafından kaydedildi ... nihayet 30 Ocak 1933 tarihinde meydana geldi ve o günCumhurbaşkanı Hindenburg nazilerin lideri olan Mitleri yeni bir kabine kurmağamemur etti...)
SayınProfesör Kübalı ise Anayasa Hukuku adlı kitabının 1965 baskısının 448.sahifesinde çok partili sistemin özelliklerinden bahsederken (Bu sisteminmahiyeti icabı partilerden birinin tek başına çoğunluğu sağlaması bahis konusuolmadığından hükümetler koalisyon kabinelerinden meydana gelmektedir. Bu isehükümet teşkilinde bir çok güçlüklerle karşılaşılmasına, zayıf ve istikrarsızhükümetlerin, meclislerin kaprislerinin aleti durumuna düşmelerine sebepolmakta, bilhassa kalkınma yolunda köklü reformlar yapma, yeniden teşkilâtlanmave düzenleme zorunda bulunan toplumlarda zararlı olmakta ve üstelik, ihtilâlsonrası şartları içinde doğrudan doğruya rejimle ilgili tehlikelergizlemektedir.
Fransa'daIII. ve IV. Cumhuriyet, Almanya'da ise Weimar Anayasası zamanında koalisyonlar,bir zaaf olmuştur. Memleketimizde 1961-1965 devresi aynı sebeple bir zaafdönemi olmuştur.) demektedir.
SiyasalBilgiler Fakültesi İdarî İlimler Enstitüsünün seçim sistemi hakkındaki görüşü:
(Yapılanaraştırmalarda başlıca iki farklı nokta üzerinde durulmaktadır. Bunlardan biri,memleketteki çeşitli grupların kuvvetleri nisbetinde adil olarak temsilinisağlamak, diğeri ise parlementolarda devamlı bir politikanın yürütülmesinimümkün kılacak çoğunlukların teşekkülüne imkân vermek kaygusuna dayanmaktadır.
Nisbîtemsil sisteminin uygulanmasında ortaya çıkan mahzurları önlemek için busistemin temeli olan adalet fikri ile idarede İstikrar prensibini uzlaştıranbazı karma usuller düşünülmüştür. Bilindiği gibi geniş seçim çevreleri ilebirlikte uygulanan çoğunluk sistemi bizde siyasî partilerin temsilinde büyükadaletsizlikler doğurmuş ve bunun siyasî hayatımızda tahripkâr tesirleriolmuştur. Bu sebepten bugün memleketimizde nisbî temsil sistemi benimsenmesizarurî bir usul olarak görülmektedir.
...Teklif ettiğimiz Anayasa sisteminin temellerinden biri kuvvetli ve istikrarlıbir yürütme organıdır. Bu itibarla temsil hususunda hareket edeceğimiz esas,siyasette ve idarede istikrar prensibi olacaktır. Bizce her siyasî grupunparlamentoda temsilini sağlamak siyasî gerçekler bakımından uygun bir yoldeğildir. Bu kuvvetlerin parlementoda çoğunluğu sağlayabilecek belli anagruplar içinde toplanmasını daha doğru bulmaktayız. Bu sebepten parti sayısınıartıracak, parlamentoda hükümeti kurmaya yararlı bîr çoğunluk partisininbulunmasını güçleştirecek, koalisyon kabineleri gibi istikrarsız tertiplere yolaçacak müfrit bir temsil sistemine aleyhdarız. Uygulanmasını istediğimiz seçimsistemi istikrar ve adalet esaslarını uzlaştıracak bir sistem olmalıdır. Bununbaşlıca iki yolu vardır.
I-Dar bölge sistemi, çoğunluk sistemi
II-Çoğunluğa prim veren nisbî temsil sistemleri.) dedikten sonra seçim sistemiolarak D'Hondt sistemini tavsiye etmekle ve ayrıca çoğunluğa prim verilmesigereğini yukarıdaki gerekçeye dayandırarak (... meselâ her seçim çevresinde enfazla oy alan partiye belli bir kontenjan ayrılabilir "meselâ % 20"diye bu tadil şeklini belirtmektedir.
SayınDüverge'nin seçim sistemleri hakkındaki genel görüşü de şöyledir:
(...Buna göre uygulanan bütün seçim sistemleri, seçimin gerçek değerinde bazıdeğişiklikler yapmaktadır. Yani farklı seçmenlerce ifade olunan oylarda eşitolmayan tesirler icra etmektedir. Bununla beraber eşitsizlik ilk nazardazannedildiği katlar da büyük değildir. Zira çoğu zaman, bir memleketin seçimçevreleri gözönünde tutulduğunda, eşitsizliklerin telâfi edilmesi hali müşahadeolunur. Her şeye rağmen eşitsizlik vardır. Her siyasî parti bu eşitsizliklerikendi lehinde kullanmak İmkânlarını arar...)
SayınProfesör Armaoğlu (Seçim sistemleri) adlı kitabının 179. sahifesindememleketimizde nisbî temsil usulü tatbik edilebilir mi' konusunu incelerkensoruya olumlu cevap verdikten sonra (... tatbik edilecek sisteme gelince;Burada, fayda prensibi lehine adaletten bir miktar fedakârlık yapmak için kuvvetlipartilere daha fazla prim veren nispî temsil sistemlerinin birini tatbik etmekuygun olur...
Bugünmemleketimizde, nisbî temsil tatbiki halinde çoğunluğun ademî teşekkülüihtimali, mühim bir endişe olarak izhar edilmektedir...) demek suretiyle görüşünüaçıklamaktadır.
Yukarıdakiilim adamlarının hepsinin seçim sisteminin adalet prensibini gerçekleştirmekiçin parlamentoda sınırsızca parti azınlıklarının çoğalmasını tasvipetmedikleri ve bunun devlet düzeni için tehlikeli olacağı görüşüne sahipbulundukları görülmektedir.
Anayasamızınhazırlanmasında katkıları olan İdari İlimler Enstitüsü ise üsteli çoğunluksisteminin memleketimizdeki olumsuz sonuçlarını belirttikten sonra realist birgörüşle aşın bir temsil sistemine gitmiyerek çoğunluğa prim veren temsilsistemini öne sürmesi ve misal olarak en fazla oy alan partiye % 20 gibi birilâve yapmak suretiyle parlamentoda çoğunluk partisinin sağlanması hususunuteklif etmesi de memleketimiz ihtiyaçlarını yansıtması bakımından üzerindedurulacak önemli bir noktadır.
SayınProfesör Kubalı'nın üçüncü ve dördüncü Fransız Cumhuriyetlerinin ve WeimarAlamanyası'nın zaaf ve çökme unsuru olarak çok partili parlamentoya götürennisbî temsil sistemini göstermesi ve barajlı D'Hondt sisteminin 306 sayılıKanuna istinaden uygulanmış olmasına rağmen 1961 seçimlerinden alınan sonucun1961-1965 devresi Türkiyesi için zaaf sebeb olduğunu açıklaması da dikkatleriçekmektedir.
SayınArmaoğlu memleketimizin ihtiyacını gözönünde tutarak fayda lehine adalettenfedakârlık yapılmasını İstemiştir. Dünya çapında- ve memleketimiz ölçüsündeinceleme yapan ve ilmî görüşlerini açıklayan bilginlerle azınlığımız, görüş veanlayış birliği halindedir.
Anayasamız,hükümleriyle bir seçim sistemine işaret etmemiştir. Ruhu ile ve gerekçesiylebir doğrultuyu göstermekte midir'
10.maddesinin ikinci fıkrasında:
(Devlet,kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve Hukukdevleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasî, İktisadî ve sosyalbütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlar.)
41.maddesinde:
(iktisadîve Sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes için insanlıkhaysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenlenir.
İktisadî,sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek bu maksatlamillî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklereyöneltmek ve kalkınma plânlarını yapmak devletin ödevidir.) hükümlerinikoymakla devlete çok büyük vazifeler yüklemiş olan Anayasamızın bu devletingüçlü ve istikrarlı olmasını isteyeceği de doğal bir gerektir.
Anayasamızıngenel gerekçesinin 4. kısmında, hürriyetler rejimi başlıklı bölümünde TürkDevletinin vazifeleri şöyle açıklanmaktadır. [... hülâsa insana ve onun İçindebulunduğu türlü gruplara böyle imkânlar tanınmıştır. Devlete de bu hususta birödev ve onu yerine getirmek üzere de sosyal ve iktisadî bakımdan teşkilâtlanmavecibesi yüklenmiştir. Ve yine zamanımızın bir gereği olarak iktisaden az gelişmişTürkiye bakımından bir zaruretle karşılaşılmaktadır. Yüz yılların ihmalisonunda gelişmemiş olan sosyal ve iktisadî yapımızı kalkındırma. Bu daiktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma yolu ile devlete bir ödev olarakyüklenmiştir. Devlet, bu geniş kalkınma politikasını millî tasarrufu artırmakve yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yönetmek suretiyleplânlama zorundadır. Bu görevi yerine getirebilmesi için de devletin gerekliyetkiler ve hareket serbestliği ile teçhiz edilmesi sonucu ile karşılaşılır.Devlet, bunu, demokratik usullerle, demokratik müesseselerini zedelemedenyapmak zorundadır, bu suretle bir hürriyet ve kalkınma senteziningerçekleştirilmesi Türk toplumunun temel meselesi olarak tasarıda ortayakonmuştur...) denmek suretiyle yukarıya alınan Anayasa'nın 10. ve 41.maddelerinin yüklendiği vazifeleri yapmakla yükümlü bulunan devletin gerekliyetkiler ve hareket serbestliği ile teçhiz edilmesi zorunluğu, kesinlikle ifadeedilmiş bulunmaktadır.
Yinegenel gerekçenin genel esaslar başlıklı bölümünün 2 numaralı olan"yürütme" başlıklı kısmının sonlarındaki (... Yasama organınınçizdiği hukukî alan içerisinde hükümet etme fonksiyonunu faal ve müessir birşekilde yürütecek bir organ seviyesine çıkarılmıştır ...) cümlesiyle de yürütmeninfonksiyonunu faal ve müessir bir şekilde yürütebilmesi gerektiğine işaretedilmiştir. Pek çok küçük partileri Mecliste toplayan nispî temsil seçimsisteminin yaratacağı zaaf ve koalisyon gruplarının birbirlerini engellemesiyüzünden doğacak hükümet aczi, hiç şüphesiz ki çok yükümlü ve görevli olandevletin yetki ve hareket serbestliği ile teçhiz edilmesi yolundaki Anayasaruhu ile bağdaşmaz. Çok partili ve fakat çoğunluk partisinden yoksun olan biryasama organı ise sadece hareket serbestliğinden değil, hareketten dahi mahrumkalır. Çok adaletli bir seçim sisteminin yaratacağı böyle bir siyasî varlık,ancak düşmanlar için her zaman beklenen bir arzu, millet ve onun emrindeolanlar için ise sonu gelmeyen bir kaygu kaynağı olur.
Literatürdeve Anayasamızda bulduğumuz şu gerekçeleri Federal Almanya Anayasa Mahkemesikararında da görmekteyiz.
SayınProfesör Nermin Abadan'ın yukarıda bahsedilen kitabının 39. sahifesinde (...Parlâmentolarda siyasî partilerin çoğalmasını önleyen bu hukukî tedbirlergittikçe sıklaştırılmıştır. 1949 Seçim Kanununa göre partinin parlâmentoyagirebilmesi için seçîme katıldığı ayelet "Lend" da oyların % 5 ininveya şahsî tercih suretiyle bir üyelik kazanması yeter sayılıyordu. 1953 deyapılan tadil bu şartı memleket çapındaki oyların % 5 i veya 3 temsilcilik(direkt mandat) şeklinde daha da ağırlaştırıldı.
Butedbirlerin hepsi bölge partilerini ortadan kaldırmak için alınmıştır. Nitekim1949 seçimlerinde Bavyera Partisi, Bavyera'da oyların % 20,9 nü alarak Bundestağaoldukça kuvvetli bir ekiple girmişti. Buna karşılık aynı parti 1953 teBavyera'da oyların % 9,2 sini almış ve memleket çapında, % 1,7 aldığı cihetleparlâmentoya girememiştir...
Bundanbaşka Gvp ile Ep böyle bir kanunî şartın Bonn Anayasa'nın 3., 21., ve 32.maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi bu maddeninBundestağ'da yer alan partilerin çoğalmaması için alındığını, bunun nevatandaşların eşitliğine ne de siyasi partilerin hürriyetlerine engelolmadığını tespitle müracaatı ret etmiştir.
AlmanSeçim sistemi hakkında özel halinde bir hüküm vermek gerekirse, bu sisteminbatılı devletlerin siyasî hayatında en önemli iki hususu verimlilik vedemokrasiye cevap verdiğini ifade edebiliriz.
Bahiskonusu sistem verimlidir. Çünkü parlâmentodaki siyasî partilerin aşırı ölçüdeçoğalmasına engel olmakta ve böylece icra kuvvetinin Anayasa'ya dayanarakmemleketi idare etmesini mümkün kılmaktadır...) demek suretiyle kendi görüşünüve Alman Anayasa Mahkemesinin kararını ortaya koymakta ve böylece azınlıkgörüşü, bir daha teyit edilmiş bulunmaktadır. Alman Anayasa Mahkemesine açılandâvada geçen Alman Anayasa'sının 3., 21. ve 38. maddeleri Anayasa'mızın 12.,55., 56., ve 57 maddeleri hükümlerine benzemektedir.
Çoğunlukgerekçesinde, 306 sayılı Kanunu ve onun engelli D'Hondt sistemini kapsayan 32.maddesinin 4. ve 5. fıkralarını kabul edenin Anayasayı hazırlanmış ve kabuletmiş bulunan Temsilciler Meclisi olduğu hususuna fazla önem verilmemektedir.Halbuki aşağıda belirteceğimiz noktalarla bu özelliğin pek büyük önemi olduğumeydana çıkmaktadır.
Mahkememizkararında Seçim Kanunundaki engel hükmünün Anayasa'nın 2., 55., 56., 68. 72.maddelerine aykırı olduğu belirtilmektedir. İstanbul ve Ankara Üniversiteleriprofesörleri tarafından hazırlanan 1961 Anayasa'mız esasları, partilerin,baroların ve diğer yetkili kişilerin görüşleri eklenerek Temsilciler Meclisinesunulmuş ve orada pek geniş çalışmalara konu olmuştur. Bu Büyük MeclisAnayasa'nın her maddesinin değil her kelimesinin dahi üzerinde hassasiyetledurarak onu kabul etmiştir. Bu ölçüde cehd harcayarak Anayasayı hazırlamış vekabul etmiş olan Meclisin aynı senede onun 5. maddesine aykırı düşen bir seçimkanununu ve baraj sistemini kabul etmesi, müessesenin ciddiyetiyle bağdaşsagerek. Temsilciler Meclisi, baş vazife olarak Anayasa'yı hazırlama göreviylekurulmuştur. Bu ölçüde Anayasa prensiplerini bilen bir meclisin aynı devredeçıkarttığı seçim kanununun bazı hükümlerinin Anayasa hükümlerine aykırıolduğunun farkına varmadığını düşünmek de çok zordur.
İkiyasa arasından fazla bir zaman geçmiş olsa İdi "hafıza kusuru" demeksuretiyle sorunu halletmek belki kolaylaşırdı. Fakat kanunların kabultarihlerine baktığımız zaman Seçim Kanununun 25/5/1961 ve Anayasa'nın da9/7/1961 de kabul edildiğini görmekteyiz. İki kanunun kabulü arasında 45 günvardır. İncelemeyi derinleştirdiğimiz zaman bu farkın dahi bulunmadığınıgörmekteyiz. Çünkü Anayasa millî birlikçe 27/5/1961 tarihinde ve SeçimKanunundan iki gün sonra kabul edilmiştir ki böylece her iki kanunun aynıgünlerde incelenip münakaşa edildiği anlaşılmakta bu sebeple de hafızalar zindeve uyanık bulunmakta ve sonuç olarak bu ihtimal de değer kazanmamaktadır.Memleketin devlet düzeni kuruşulunda çok büyük vazife ile görevlendirilmişbulunan Temsilciler Meclisinin bir eliyle Anayasa'yı, diğer eliyle de onaaykırı bulunan Milletvekilleri Seçimi Kanununu hazırladığını düşünmeye değilhatıra getirmeye bile o müesseseye duyulan güven manidir.
Anayasa'yıhazırlamış olan bu meclisin çıkarttığı 306 sayılı Milletvekilleri SeçimiKanununun 32. maddesinin 4. fıkrasındaki engel sistemiyle iptal olunan 1036sayılı Kanunun birinci maddesiyle değiştirilen aynı kanunun 32. maddesinin 4.fıkrasındaki engel sisteminin aynı olup olmadığını araştırdığımız zamangörmekteyiz ki her iki hüküm kelime ve mâna itibariyle birbirinin tamamenaynıdır. O halde 1968 de Büyük Millet Meclisince kabul edilmiş olan Barajsistemi, 1961 Temsilciler Meclisinin kabul ettiği Baraj sistemidir. Buyöndendir ki iptal edilen kanun hükmü son Anayasa'nın bütün prensiplerini,esaslarını uzun günler ve aylar tartışmış ve kabul etmiş bulunan TemsilcilerMeclisinin görüşüne noktası noktasına uygundur. İşte bu husus bu yöndenönemlidir, üzerinde durulmaya değmektedir. İki kanun arasında geçen 7 seneninAnayasa esaslarını ve prensiplerini sarsacağı görüşü ise özellikle Anayasaaçısından üzerinde fazla durulmaya yeterli bir görüş olarak incelenemez.
Çoğunlukgerekçesinde baraj kaydının Anayasa'yı, demokratik Hukuk devleti ilkesini ihlâlettiği, çoğunluk yerine azınlığı hâkim kıldığı, ülkenin siyasî bünyesinidemokratik olmayan bir düzene yönetmek olanağını taşıdığı yolunda gösterilenkaramsarlık, 1961 Seçim Kanunu uygulamasıyle gerçekleşmiş midir'
Bununda aksini görmekteyiz. Sayın Doktor Cemal Aygen'in Siyasal Bilgiler FakültesiDergisinin 17. cildinin birinci sayısında ve 1962 yılında yayınladığı 1961 deyapılan barajlı D'Hondt sistemli seçim incelemesine ait yazısında aşağıdakitabloları bulmaktayız.
Engelerağmen partilerin aldıkları oy miktarları, korku değil güven vericidir. HattâSayın Profesör Kubalı'nın endişesinin varit olduğunu, bu tablolarda açık olarakgörmekteyiz :
A. Partisi
C.H Partisi
C.K.M. Partisi
Y.T.Partisi
Partililerin bütün yurtta kazandığı oy toplamı
3.527.435
3.724.754
1.415.390
1.391.934
Katıldıkları seçim çevresi
62
67
61
51
Kazandıkları milletvekillilikleri sayısı
156
173
54
64
Her partinin üstünlük sağladığı il sayısı
26
17
7
17
Butablo gösteriyor ki engelli sistem, büyük iki partinin birbirine yakın oyalmalarına" daha iki partinin büyük partilerin yarısına yakın oya sahipbulunmalarına ve meclise azımsanmıyacak kadar milletvekilleri getirmelerinemani olmamaktadır. Ve yine göstermektedir ki baraja rağmen koalisyonsuz kabinekurulamayacak sonuçlara ulaşılabilmektedir; demek ki küçük partiler ortadankalkmamaktadır. Bunlarla da belirmektedir ki engelli sistem, seçimsistemlerinin temel dayanaklarından olan adalet prensibini yoketmek şöyledursun her yönü ile gerçekleştirmektedir. Sayın Düverjenin dediği gibi herseçim sistemi, seçimin gerçek değerinde bazı değişiklikler yapmakta ise deMahkememiz gerekçesinin aksine olarak (... Çoğu zaman bir memleketin seçimçevreleri gözönünde tutulduğunda eşitsizliklerin telâfi edilmesi hali müşahedeolun...) makta ve bu tablo, en çok oy alan C.H.P. ile Yeni Türkiye Partisininbirbirine eşit ölçüde 17 şer seçim çevresinde filde) üstünlük sağlayarakmahkememizin endişe ettiği gibi bir çevrede beliren aksaklığın yurtbütünlüğünde aynı sonucu doğurmadığını göstermiş bulunmaktadır. Böylece aşırıderecede değil ufak ölçüde dahi karamsarlığa mahal bulunmamaktadır. İşte busebeple Sayın Profesör Kübalı engelli D'Hondt sistemini dahi zaif hükümetlerkurulmasına sebep olduğu için memleketimizin olanaklarına uygun bulmamıştır.
Bütünbunlar, iptal edilen hükümlerin Anayasa'ya demokrasiye aykırı olmadıklarını vetersine olarak memleketimizin muhtaç bulunduğu kuvvetli yönetimin sağlanmasıiçin kaçınılmaz bîr çare olduğunu bütün vuzuhu ile ortaya koymuştur. Bunarağmen verilmiş olan iptal kararına ayrıca bu sebeplerle de katılmamaktayım.
Üye
Hakkı Ketenoğlu
KARŞIOY
1968/13Sayılı kararımızın A) 3-a bendine karşı olan oyumuzun gerekçesi:
CumhuriyetSenatosu geçici komisyonunun, seçim yolu ile değil de komisyon başkanıncaayrılmış olması, İç tüzüğe aykırı değildir.
Çünkü:
a-Meclis komisyonları, müstakil bir vazife ve yetkinin sahibi değildirler. AncakSenato Genel Kuruluna yardımcı bulunan ihtisas komisyonlarıdırlar. Gene! Kurulİse iki sene için bu komisyon üyelerini, demokratik hukuk devleti ilkesine veAnayasa'nın muayyen hükümlerine tamamen uygun olarak seçmiş ve belirli yardımişlerini, kendilerine vermiştir. Geçici komisyonda esas komisyonun bu işini,genel kurul adına yapacaktır. Bu sebeple ayrılan 9 ar üye, komisyon içinde deaynı işi yapacaklardı. Bu yönlerden yeni yetki verme ve görevlendirme yoktur.
b-1036 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununa ilişkin layihanın, Anayasa Adalet ileİçişleri komisyonlarında ayrı ayrı görüşülmesi zaman alacağından okomisyonlardaki çalışma nisabına dokunmayacak ölçüde her 2 ihtisaskomisyonundan 9 ar üye ayrılarak bir geçici komisyonun kurulması, Senato GenelKurulunca karar altına alınmıştır. Bu ayırma için seçim yapmak lâzım olsaydı,kendi adına çalışacak olan genel kurulun seçmesi gerekirdi. Devre başındaseçtiği ve vazifelendirdiği aynı komisyon işleri için, o komisyonun bütünüarasından yeniden seçim yapmaya lüzum görmemiş ve yoktur da.
Komisyonlarınher üye topluluğu, yeter nisabı bulunca yükümlendiği görevini yapmayayetkilidirler. Böyle iken tekrar seçim yapılması, seçilmişi yeniden seçmek,yetkiliye yeniden yetki vermek gibi gereksiz bir iş olurdu.
c-Bu sebepledir ki komisyon seçimleri ile kuruluşları, iç tüzükte bütünteferruatı ile düzenlenmiş iken ayrı bir kuruluş olmayan geçici komisyonlarınınkuruluşuna ilişkin düzenlemeye hiç yer verilmemiştir. Kararda görülen içTüzüğün 111 inci maddesi ise Senato seçim şekillerini gösterir seçim hüküm velüzumunu değil, örneğin iç tüzüğün 20. maddesi, komisyonların başkan, başkanvekili ve kâtiplerinin, seçimi için Senato Başkanının komisyon üyelerini nasıldavet edeceğini, toplantı ve seçme yeter sayılarının ne olduğunu, yeter sayısağlanamazsa sonraki toplantıların kaç gün ara ile yapılacağını, her İhtimaligözde tutarak düzenlemiştir. 111 inci madde ise, kürsüye, oy atmaya mahsus birkutu konacağını, her üyenin adının okunması ile oyunu bu kutuya atacağını, üçkişilik kontrol ve tutanak heyeti ile seçim sonucunun bildirileceğini,Senatodaki bütün seçimlere şamil şekiller olmak üzere açıklamaktadır. Bununiçin 111 inci maddenin konumuzla hiç bir ilgisi yoktur.
ç-Geçici komisyonlar için seçim gerekli değilse de Anayasa'nın 85 inci maddesihükmünce her komisyondan ayrılacak üyelerde, parti gruplarının kuvvetlerioranına yer verilmesi gerekir. Komisyonların başkanları ise bu gereği yerinegetirmişler ve Senato Başkanlığı vasıtası ile genel kurula sunmuşlardır. Buişlem bir itiraza da uğramamıştır.
d-Geçici komisyonların ayrıca kuruluşları seçimine lüzum görmediği için bu alandaiç tüzüğe hüküm koymayan senato, geçici komisyonlara, partilerin güçlerioranında katılmaları gereğini, teamülle düzenlemiş ve 1961 Anayasasıuygulanalıberi geçici komisyon üyeleri; komisyon reislerinin yukardaki esasaönem vererek ayırması ve başkanlık aracılığı ile genel kurulun görüşüne sunmasıile belli olmuştur. Bu geleneğin, (Vazgeçilmiş olan bir teşebbüs hariç) bu günekadar hiçbir itiraza uğramaması da iç tüzüğün bir hüküm kapsamamakta olduğununaçık delilidir.
İştebu nedenlerle geçici komisyonun, komisyon başkanınca belirtilen üyelerlekurulmasının iç tüzüğe aykırı olmadığı kanısındayız.
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Halit Zarbun
MUHALEFETŞERHİ
1.Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi:
l-Çoğunluğun görüşü :
1036sayılı Kanuna ilişkin tasarının Millet Meclisinde görüşülmesini ve kararabağlanmasını Anayasa'nın 84. maddesine aykırı olarak kurulmuş bir BaşkanlıkDivanının yönetmesinden çıkacak sonuçlar üzerindeki çoğunluk görüşü şöyleözetlenebilir:
BaşkanlıkDivanının kuruluşu Millet Meclisinin İçtüzük hükmü niteliğindeki 10/11/1967günlü kararına dayanmaktadır. Bu karar, Anayasa Mahkemesine başvurularak iptalettirilmediği için yürürlükte kalmıştır. Anayasa Mahkemesinin yine aynıniteliği taşıyan daha önceki başkanlık divanının Anayasa'ya aykırı bulunduğuyolundaki görüşü (Millet Meclisi Başkanlığına özeti 1/3/1968 gününde bildiren1967/6-1968/9 sayılı ve 27/2/1968 günlü karar) Millet Meclisince bilindiktensonra da başkanlık divanı Anayasa'ya uygun duruma getirilemez. Çünkü MilletMeclisinde uygulanan İçtüzüğün 4. maddesine göre divanın görev süresi biryıldır ve bu süre 1968 yılı Kasım ayında sona erecektir. Divanda vakitsizdeğişiklik yapılması içtüzük hükmüne aykırı düşer. Anayasa Mahkemesi, MilletMeclisinin 10/11/1967 günlü kararını kendiliğinden biryana bırakıp Anayasa'nın84. maddesini doğrudan doğruya uygulayamaz.
Böyleolunca da Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü kararına dayanılarak kurulanbaşkanlık divanının, İçtüzük gereğince yenileneceği tarihe kadar geçerli birkuruluş gibi kabulü gerekir ve bu divanın 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarınıngörüşüldüğü birleşimi yönetmiş olması kanunun şekil yönünden iptalini haklıgöstermez.
2-Karşı görüş:
Yukarıdaözetlenen görüşten çıkarılacak sonuç şudur; Ortada bir Millet Meclisi İçtüzüğüAnayasa çatışması vardır ve kararda İçtüzük hükümleri Anayasa kurallarına yeğtutulmuştur. Aşağıda ayrıntılariyle ve Anayasa Mahkemesinin geçmişteki kararlarınada dayanılarak belirtileceği üzere böyle bir görüşe ve sonuca katılmak mümkündeğildir.
Anayasa'nın84. maddesinin 1. fıkrasına göre meclislerin başkanlık divanları, o meclistekisiyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde divana katılmaları ile kurulur.Bu Anayasa hükmü -Anayasa'nın 8. maddesinde de belirtildiği üzere- yasama,yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan bir temelhukuk kuralıdır.
Bukurala aykırı bir içtüzük hükmü tedvin edilmiş ve hüküm doğrudan doğruya veyadolayısiyle Anayasa Mahkemesinin eli altına gelmişse ne olacaktır. Hükümdoğrudan doğruya gelmişse başka deyimle bir dâva konusu ise tabiatiyle iptaledilecektir. Böyle değil de bir dâvanın incelenmesinde hukuki dayanak olarakkarşıya çıkıyorsa mahkeme, kendiliğinden iptale gidemiyeceğine göre, hükmü biryana iterek, sorunu Anayasa kuralı uyarınca çözümleyecektir. Anayasa Mahkemesibu yolda davranmak zorundadır. Tersini düşünmek Anayasa Mahkemesini Anayasakuralları İle değil, bir kanun veya içtüzük hükmü ile bağlamak olur. Böyle birtutumun ise Anayasa'nın 8. maddesine aykırılığı; Anayasa'nın üstünlüğüilkesinin korunmasını nasıl güçsüzleştireceği, bütün siyasî parti gruplarınınuyuşmaları halinde de Anayasa'ya aykırı davranışların nasıl hoşgörü ile karşılanmasınıgerektireceği ortadadır.
Nitekimİptal yetkisini kullanamadığı bu çeşit durumlarda Anayasa Mahkemesi Anayasa'yaaykırı bir hükmü ihmal etmek; o hükme değil Anayasa kuralına uymak yolunagitmiştir. Söz gelimi: Anayasa'nın iptal dâvasına hakkı olanları açıklayan 149.maddesinde (... Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasîpartiler veya bunların Meclis grupları) ndan söz edilmekte, böylece bir siyasîpartinin iki Meclisten herhangi birindeki grubunun tek başına iptal dâvası açmağahakkı bulunduğu hükme bağlanmış olmaktadır. Buna karşılık 44 sayılı ve22/4/1962 günlü Kanunun iptal dâvası açmağa yetkili olanlara ilişkin 21.maddesinin 4 sayılı bendinde (Siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisigrupları) denilerek Anayasa hükmü bir değişikliğe uğratılmıştır. 1964/26 esassayılı dâvada, dâvayı açanın sadece bir siyasî partinin Cumhuriyet SenatosuGrubu olması dolayısiyle dâva hakkı sorununun çözümlenmesi gerekmiş veçözümlemede, Anayasa'nın 149. maddesinin açık ve kesin hükmü karşısında 44sayılı Kanunun 21. maddesinin 4 sayılı bendine uyulamayacağı belirtilerekAnayasa hükmü uyarınca bir sonuca varılmıştır. (1964/26-1966/1 sayılı ve13/1/1966 günlü karar 31/5/1966 günlü ve 12310 sayılı Resmî Gazete AnayasaMahkemesi Kararlar Dergisi Sayı : 4 Sayfa : 16, 17).
1967/22esas sayılı işte de aynı tutum görülmektedir. Bu işin incelenmesinde dâvakonusu işlemle ilgili Millet Meclisi Karma Komisyonunu meydana getiren Anayasave Adalet Komisyonlarının ikinci toplantı yılı başında usulünce kurulduğu; dahasonra Güven Partisi Millet Meclisi Grubu teşekkül ettiğinde siyasî partigruplarının göçleri oranında kendini gösteren değişikliğin Meclisfaaliyetlerine ve bu arada komisyonların bünyelerine yansıtılmasının sağlanmasıgerekirken bütün siyasî parti grupları temsilcilerinin Millet MeclisiBaşkanının başkanlığında yaptıkları bir toplantıda üçüncü toplantı yılınınbaşlamasına kadar komisyon üyeliklerinin aynen muhafazası hususunda anlaşarakgüçleri oranındaki temsil hakkından vazgeçtikleri; durumun 14/6/1967 gününde118. Genel Kurul birleşimine sunulduğu ve İtirazla karşılanmadığı İçinkesinleştiği tespit olunmuştur. Anayasa Mahkemesi, kararında, Anayasa'nın 85.maddesinin 2. fıkrasında içtüzük hükümlerinin, siyasî parti gruplarının,meclislerin tüm faaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını sağlayacak yoldadüzenleneceğinin yazılı bulunduğu; bunun, aslında siyasî parti gruplarınınmeclîslerin bütün faaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını buyuran birtemel hukuk kuralı olduğu ve yine Anayasa'nın 8. maddesi gereğince yasama,yürütme ve yargı organlarını, idare makamları ve kişileri bağladığı; bu kuralınsiyasî parti gruplarının uyuşmaları veya Millet Meclisi Genel Kurulunun kabulüile bir yana bırakılamıyacağı belirtilerek ve komisyonların bünyelerinidonduran içtüzük düzenlenmesinin üçüncü toplantı yılının başlamasına kadardevamını kabul etmeyerek bu düzenlemeye değil Anayasa kuralına uymuş ve dâvakonusu işlemin iptaline gitmiştir. (1967/22-22 sayılı ve 2/8/1967 günlü karar25/10/1967 günlü ve 12734 sayılı Resmî Gazete.)
AnayasaMahkemesinin, Millet Meclisinde uygulana gelmekte olan içtüzük üzerindekigörüşünün de, yukarıda değinilen kararda yer alan metin aynen aktarılmaksuretiyle, bu kez belirtilmesi yerinde olacaktır;
(BuradaAnayasa'nın geçici 3. maddesi üzerinde de durmak gerekir. Söz konusu maddedeyeni Anayasa'ya göre kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Millet Meclisininve Cumhuriyet Senatosunun toplantı ve çalışmaları için, kendi İçtüzükleriyapılıncaya kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Ekim 1957 tarihinden önceyürürlükte olan İçtüzüğü hükümlerinin uygulanacağı yazılıdır. Yeni içtüzükleryapılıncaya kadar meclislerin çalışmalardan kalmamaları için verilen bu imkânıniçtüzüğün Anayasa ile bağdaşmayan hükümleriyle birlikte harfi harfineuygulanacağı anlamında değerlendirilip genişletilmesi düşünülemez. İçtüzükhükümleri ancak Anayasa kuralları ile sınırlı olarak ve o kurallara uyarlıklarıoranında bir uygulama yeri bulabilir. İçtüzükte öngörülmemiş Anayasa'nın getirdiğiyeniliklere ilişkin konularda veya İçtüzüğün Anayasa ile çelişen hükümlerindeAnayasa'ya uyar bir uygulama yolunun tutulması gereklidir. Aksine bir görüşİçtüzüğü Anayasa'ya eşit, hattâ Anayasa'dan üstün tutmak olur. Böyle birgörüsün sakatlığı ise tartışılmayacak kadar ortadadır.
Esasenİçtüzük konusunda şimdiye kadar ki uygulamalar hep İçtüzüğün öngörmediği veyaAnayasa ile çelişmeye düştüğü hususlarda Anayasa'ya uygun bir yön izlemiştir.Birkaç örnek vermek gerekirse şunlar ileri sürülebilir : Anayasa'ya göre (Madde85/2) siyasî parti grupları en az on üyeden meydana gelir. İçtüzükte ise sayıile sınırlama yoktur. (Madde 22/2-12/2/1954 günlü İçtüzükle değişik) Bu konudatabiatiyle Anayasa'ya uyulmaktadır. Bütçeyi inceleyecek komisyonun Anayasa'daöngörülen bünyesi (Madde 94/2) İçtüzüktekinden (Yukarda değinilen madde)farklıdır. Komisyon Anayasa'ya göre kurulmaktadır. İçtüzüğünCumhurbaşkanlığının nutkuna, kanunların yorumlanmasına ilişkin hükümlerinin(10., 11., 124., ve 125. maddeleri) uygulama yeri kalmamıştır;uygulanamamaktadır. İçtüzükte siyasî parti gruplarının Meclisin bütünfaaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak hükümleröngörülmemiştir. Oysa komisyonlara üye seçilmesi bu kurala göre yapılmaktadır.Hattâ Güven Partisinin kurulmasiyle kuvvetler oranının değişmesi üzerinekomisyonların bünyelerinde değişik yapılmak konusu ele alınmış; ancak bu işparti gruplarının anlaşmaları ve Meclis Genel Kurulunun tasvibi ile üçüncütoplantı yılının başına bırakılmıştır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.........)
Bugörüş 1967/6-1968/9 sayılı ve 27/2/1968 günlü kararda da tekrarlanmıştır.
Öteyandan bir Anayasa kuralının yanlış anlaşılması durumu Anayasa'ya aykırı kanunveya içtüzük hükümlerinin ayakta tutulması için geçerli bir neden olamaz. Buitibarla Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi üzerindeki AnayasaMahkemesi görüşünün 1967/6-1963/9 sayılı ve 27/2/1968 sayılı kararla belirdiği;ancak bu karar bilindikten sonra görüşe Meclisçe uyulmasının düşünülebileceğiyolundaki bir anlayışa katılmak mümkün değildir. Hele Anayasa'ya aykırılığıkesin ve apaçık olarak meydana çıkan bir başkanlık divanının, İçtüzüğün 4.maddesinde başkanlık divanlarına bir yıllık görev süresi tanındığı için 1968yılı Kasım ayına kadar geçerli saymak, Anayasa'ya aykırı bir durumu hiç birkanun veya İçtüzük hükmü koruyamıyacağı için, hukukça savunulabilir bir tutumolamaz.
Yukarıdanberi açıklananlarla varılmak istenen sonuç şudur: 1036 sayılı Kanuna ilişkintasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesini ve karara bağlanmasınıyöneten başkanlık divanının hukukça geçerli bir kuruluş olup olmadığınıaraştırmak ve doğru bir sonuca varabilmek için ele alınacak ölçü MilletMeclisinin İçtüzük hükmü niteliğindeki 10/11/1967 günlü kararı değil Anayasa'nın84. maddesinin 1. fıkrası hükmüdür. Bu ölçüye vuruldukta söz konusu BaşkanlıkDivanının Anayasa'ya aykırı ve bu nedenle de hukukça geçerli sayılamıyacak birkuruluş olduğu ortaya çıkar. 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarının görüşülmesisırasında Millet Meclîsi Genel Kurulunun böyle bir divanın yönetmesi ile, GenelKurulun divansız çalışması arasında fark yoktur. Başkanlık Divanı olmayınca dabir Millet Meclisi Genel Kurulundan söz edilemez; bu sadece gelişi güzel birtoplanma hali olur. Böylece bir toplanmada görüşülen ve kabul edilen kanuntasarısı ise iptal nedeni olacak bir şekil noksanı ile malûl sayılmak gerekir.
Şuduruma göre 1036 sayılı Kanunun, Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluşbiçimi yüzünden, İptal edilmesi tabiî ve zorunlu idi. Aksi yönde verilenkararda isabet yoktur.
II.Cumhuriyet Senatosundaki Geçici Komisyonun kuruluş ve çalışma biçim):
1-Çoğunluk görüşü :
a)1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarının Millet Meclisinden Cumhuriyet Senatosunagönderilmesi üzerine tasarıyı görüşmek üzere Anayasa ve Adalet Komisyonu ileİçişleri Komisyonundan seçilecek dokuzar üyeden kurulması Cumhuriyet SenatosuGenel Kurutunca kararlaştırılan Geçici Komisyon üyelerinin seçilmeleri yerinebunların ilgili komisyonların başkanlarınca belirtilmesi yoluna gidildiği ve bututumun İçtüzüğe aykırı olduğu;
b)Geçici Komisyonun toplantılarının İçtüzüğe uymadığı;
Çoğunlukçada kabul edilmekte; ancak gerek bu aksaklıklar, gerekse Geçici KomisyondanC.H.P. Grubuna mensup üç üyenin çekilmesi üzerine komisyonda bozulan partigüçleri oranının düzeltilmemiş bulunması durumu kanunun şekil yönünden iptalinihaklı gösterecek nitelikte sayılmamaktadır.
Çoğunluk,aynı sonuca varmakla birlikte gerekçe üzerinde uyuşamamıştır. Çoğunluğun büyükbölümü; Anayasa'da kimi hallerde kurulması öngörülen karma komisyonlar dışında,kanun tasarı veya tekliflerinin önce komisyonlarda inceleneceği hakkındazorunluk koyan bir kural bulunmadığı, birer içtüzük düzenlemesi olan vemeclislerce kabul edilen kanunların sıhhati bakımından da şart bulunmayankomisyonların çalışmalarına veya kuruluşlarına ilişkin olarak işlenmişhataların veya usulsüzlüklerin kanunların Anayasa'ya aykırı sayılabilmeleriiçin yeter neden teşkil edemiyeceği görüşündedir.
2-Karşı görüş:
Çoğunlukgerekçelerinde ağır basan görüşe göre önce kanun tasarı ve tekliflerinin yasamameclisleri komisyonlarında görüşülmesi yönteminin niteliği ve sonuçlarıüzerinde durulması yerinde olacaktır.
A-Yasama meçi işlerindeki komisyonların, yasama işlemlerindeki yerleri veetkileri :
Anayasa'dabir kanun tasarısı veya teklifinin mutlaka bir komisyon incelemesinden geçmesigerektiği yolunda bir kuralı doğrudan doğruya koyan hüküm yoktur. Ancak ikidurumda : Millet Meclisinin Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsememesihalinde; bir de bütçe tasarılarının incelenmesinde karma komisyon kurulacağıbelirtilmektedir. (Anayasa madde 92 ve 94) Bununla birlikte yasamameclislerinde komisyonlar bulunacağına ve kanun tasarısı ve tekliflerinin bukomisyonlarda görüşüleceğine işaret eden dolaylı hükümler Anayasa'da yeralmıştır. Söz gelimi, 91. maddenin 2. ve 92. maddenin 5. fıkrasında "heriki meclisin ilgili komisyonlarından ve yine 92. maddenin 10. fıkrasındaCumhuriyet Senatosunun kendisine gönderilen bir metni "Millet Meclisi komisyonlarındave genel kurulundaki görüşme süresini aşamayan bir süre içinde" kararabağlayacağından söz edilmektedir.
Dikkatedilirse görülür ki Anayasa, ancak kanun tasan ve tekliflerinin her İkimeclisin bir karma komisyonunda incelenmesini gerekli kıldığı hallerde bunlarınkurulması biçimini İçtüzüklere bırakmayarak kendisi düzenlemiş; bir kanunteklifi getiren Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin mensubu olmadıklarımeclisin komisyonlar karşısındaki durumlarının düzenlenmesini yine içtüzüklerebırakmayarak kendisi hükme bağlamıştır. Her iki meclisin ayrı ayrı kuracaklarıkomisyonlar Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi arasında anlaşmazlık konusuolamıyacağından Anayasa'nın bunlar üzerinde durmamasını tabiî görmek gerekir.Ötedenberi komisyonların yasama meclislerinin bölünmez parçaları oluşu vebunların çalışmaların yasama işlerinin tabiî ve zorunlu bir evresini teşkiledegelmesi karşısında Anayasa koyucudan bu konuda açık ve kesin bir buyruğunbeklenmesi yerinde olmaz. Yukarıda da değinildiği üzere konuya dolaylı olarakdokunulmuştur. Ve bu dolaylı hükümler yasama meclisleri komisyonlarına ve kanuntasarı ve tekliflerinin bu komisyonlarda görüşülmesi usulüne bir Anayasamüessesesi niteliği vermeğe yetmektedir.
ÖteyandanAnayasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve meclislerin çalışmalarını kendiyaptıkları içtüzüklerin hükümlerine göre yürütmeleri kuralını da koymuştur.(Madde 85/1) Yasama meclislerinin içtüzüklerinde ve bu arada CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünde komisyonlara, komisyon çalışmalarına, kanun tasarı ve tekliflerininkomisyonlara havalesine ve buralarda görüşülmelerine önemle yer verilmektedir.
Yukarıdanberikısaca değinilen hususlar gözönünde tutulursa yetkili komisyonlardangeçmeksizin veya usulünce kurulmamış bir komisyondan geçerek kabul edilmişkanun tasarısının, iptal nedeni olacak bir şekil eksikliği ile malûl sayılmasıgerektiği sonucuna varılır. Böyle olunca da 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarıyıgörüşen ve rapora bağlayan Cumhuriyet Senatosu Geçici Komisyonunun kuruluş veçalışma biçimi üzerinde önemle durulması gerekir.
B-Cumhuriyet Senatosu Geçici Komisyonunun kurutuş ve çalışma biçimi:
a)Geçici Komisyonun kuruluşu biçimindeki aksaklık kararda ayrıntılariylebelirtildiği için burada yeni açıklamalar gerekli değildir. Komisyon bukuruluşu ile yalnız içtüzüğe değil özellikle demokratik hukuk devleti ilkesiile bağdaşamayacağı için; Anayasa'ya da aykırıdır. Böyle bir komisyonun tasarıüzerindeki çalışmalarını Anayasanın ve içtüzüğün gereklerini karşılayan birhazırlık çalışması olarak saymağa imkân yoktur. Genel Kurul, görüşmelerini bukomisyonun raporu ve tasarı metni üzerinde yaptığına göre komisyonçalışmalarının hukukî niteliği ve değeri elbette ki sonucu etkiliyecektir.
Burada1964/26 sayılı dâvanın konusu olan 447 sayılı Kanuna ilişkin tasarıyı görüşengeçici komisyonun kuruluş biçiminde de aynı aksaklığın olduğu; fakat AnayasaMahkemesince (1966/1 sayılı ve 13/1/1966 günlü karar) bu durumun şekileksikliği sayılmadığı yolundaki iddiaya değinilmek gerekmektedir.
Sözkonusu dâva, nispî temsil düzenin Cumhuriyet Senatosu üyelerinin seçiminde deuygulanmasının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılmıştır. Davacı, GeçiciKomisyon üyelerinin seçilmeyip ilgili komisyon başkanlarınca belirtildikleriyolunda bir iddia ileri sürmediği gibi durum Anayasa Mahkemesinin de gözüneçarpmış ve tartışma konusu edilmiş değildir. Şu hale göre 1966/1 sayılıkararın, Anayasa Mahkemesinin Geçici Komisyon üyelerinin seçimsiz belliedilmesini şekil eksikliği saymadığının delili olarak ileri sürülmesi ve kabuledilmesi düşünülemez.
b)Yine kararda ayrıntılariyle belirtildiği üzere Geçici Komisyon CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünün 20. maddesinde açıklanan aralara uymaksızın toplanmıştır.Çoğunluğun gerekçelerinden birinde 20. maddede yazılı sürelere uyulmamasınınkanun iptalini gerekli kılacak ağırlıkta bir aykırılık sayılmayacağı ilerisürülmektedir. Sorun sadece bir sürelere uyulmama sorunu değildir; ortada çokağır sonuç doğuran bir davranış vardır. Geçici Komisyon 14/3/1968 günlütoplantısında salt çoğunlukla toplanmış; başkanlık divanını seçmiş, sonra dakanun tasarısını görüşerek karara bağlamıştır. İçtüzüğe göre bu toplantıda üçteiki çoğunluk aranması gerekiyordu. Demek ki komisyonun toplanması ve çalışmasıyeter sayı bulunmaksızın olmuştur. Böyle bir çalışmayı ve sonucunu hukukçageçerli saymak ve durumun görülen işin sıhhati üzerinde etkili olacak ağırlıktabulunmadığını ileri sürmek gibi bir görüşün savunulabilir bir yanı yoktur.
c)Geçici Komisyona ayrılan C.H.P. Grubuna mensup üç Cumhuriyet Senatosu üyesi,Geçici Komisyon esas toplantısını yapmadan önce, 9/3/1968 gününde GeçiciKomisyonun seçimle kurulmamış bulunduğunu ileri sürerek istifa yazılarınıCumhuriyet Senatosu Başkanlığına vermişler ve böylece komisyonda Anayasa'nın85. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen parti güçleri oranının bozulmasına yolaçmışlardır. Bu çeşit çekilmeler, kabul şartına bağlı tutulmadığı için genelkurulun bilgi edinmesi gününden değil çekilme yazısının merciine verilmesitarihinden başlayarak hüküm ifade eder. Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün,Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden çekilmenin, genel kurulun ıttılaı günündekesinleşeceği yolundaki 161. maddesinin, başkaca bir hüküm bulunmadığına göre,komisyon üyeliklerinden çekilme hallerinde de uygulanması tasavvur dahiedilmez.
Birkomisyonda Anayasa'nın 85. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen siyasî partileringüçleri oranı kurulduktan sonra komisyonun içtüzükte belirtilen görev süresiiçinde bu oran bozulursa ne yapılması gerekeceği önemli bir sorundur. Orangelişi güzel yahut kötü niyetli çekilmeler yüzünden bozulmuşsa, komisyonuntoplanma ve karar yeter sayısı varolduğu sürece bir düzeltmeye gidilmesiningerekmeyeceği belki ileri sürülebilir. Ancak çekilmeler, olayda olduğu gibi,haklı nedenlere dayanıyorsa yahut denge yeni bir siyasî partinin kurulması veöteki siyasî parti gruplarından yeni partiye geçişler olması gibi bir durumyüzünden bozulmuşsa derhal bir düzeltmeye gidilmesi ve siyasî parti güçlerioranının yeniden Anayasa'ya uydurulması zorunlu olur. Nitekim AnayasaMahkemesi, Güven Partisi Millet Meclisi Grubu teşekkül ettiğinde, siyasî partigruplarının güçleri oranında kendisini gösteren değişikliğin meclisfaaliyetlerine ve bu arada komisyonların bünyelerine yansıtılmamasını vedeğişiklik için yeni toplantı yılının beklenmesine gidilmesini bir iptal nedenisaymıştır. (1967/22-22 sayılı ve 2/8/1967 günlü karar).
GeçiciKomisyonun, işin ivediliği yüzünden, kısa süre içinde incelenerek genel kurulabir an önce getirilebilmesini sağlamak üzere kurulmuş bulunduğu ve komisyonunyeniden düzenlenmesinin vakit alacağı için, sakıncalı olduğu yolundaki birdüşünüş apaçık Anayasa hükümlerine aykırı bir davranışı haklı ve yasa içigöstermeğe yetmez. Geçici Komisyonun sadece şu durumu dahi, onu Anayasa'yaaykırı bir kuruluş haline getirmeğe ve çalışmalarını değersiz ve geçersizbırakmağa kâfidir.
d)Şimdi son olarak Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun, Geçici Komisyonungetirdiği karar tasarısını kabul etmekle bu komisyonun kuruluşuna veçalışmalarına hukukî nitelik kazandırıp kazandıramayacağı hususunadeğinilecektir.
Birmeclisin genel kurulu, ancak kendi iradesinin belirmesindeki bir sakatlığı yinekendi kararıyla önceki eksikliğinden kurtarabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesibir kararında (1964/26-1966/1 sayılı ve 13/1/1966 günlü) Cumhuriyet SenatosuGenel Kurulunun, yeter sayının bulunmadığı bir toplantıda kurulmasına kararverdiği geçici komisyonu ve komisyonun çalışmalarını sonradan usulünce verdiğibir kararla benimsediği için şekil eksikliğini ortadan kaldırdığını; komisyonave çalışmalarına hukukî nitelik kazandırdığını kabul eylemiştir.
Bukararda öngörülen durumla şimdi inceleme konusu olan olayı birbirinekarıştırmamak gerekir. 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarıyı inceleyen geçicikomisyonun kuruluşundaki ve çalışmalarındaki sakatlığın Cumhuriyet SenatosuGenel Kurulunun kendi tutumu ve davranışı ile bir ilişkisi yoktur. Genel Kurulkomisyonun kurulmasına usulünce karar vermiş; komisyondaki bozukluk ise dahasonra komisyonun kendi iç bünyesindeki aksamalardan doğmuştur. CumhuriyetSenatosu Genel Kurulu, hiç bir karariyle, geçici komisyonun, kuruluş ve çalışmabiçimindeki, genel kurul iradesi dışında kalan, bozukluğu gidermeğe vekomisyonun kuruluşuna ve çalışmalarına hukukî, yasa içi bir nitelikkazandırmaya muktedir olamaz.
Özetlenecekolursa, 1036 sayılı Kanuna ilişkin tasarının Cumhuriyet Senatosundaki komisyonincelemeleri evresi Anayasa'ya ve içtüzüğe uygun bir komisyonda Anayasa veiçtüzük uyarınca geçmemiş bulunduğundan kanunun şekil yönünden İptali gerekir.
III.SONUÇ:
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle ve o sınırlar içinde 1968/15-13 sayılı ve 3, 4 ve 6 Mayıs1968 günlü kararın, 1036 sayılı Kanunun şekil yönünden iptalini gerekligörmeyen bölümüne karşıyız.
Üye
Avni Givda
Üye
Ahmet Akar
SayınAvni Givda ve Ahmet Akar'ın karşı oy yazılarının II nci bendinde yazılı görüşekatılıyorum.
Üye
Sait Koçak
KARŞIOY YAZISI
1-Anayasa Mahkemesi'nin 27/2/1968 günlü iptal kararının hangi gün ve saatteMillet Meclisi Başkanlığına duyurulduğunun sözü edilen Başkanlıktan sorulması,üyelerden kiminin bu konunun herhalde aydınlanmasını zorunlu bulmaları üzerine,onların tam bir iç rahatlığıyla oy verebilmelerini sağlamak için gerekmekteolduğu kanısındayım; bundan ötürü çoğunluğun bu yönün araştırılmasına yerolmadığı yollu ara kararına karşıyım.
2-Dâva konusu yasanın Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında görev yapanBaşkanlık Divanının kuruluşundaki Anayasa'ya aykırılık, sözü edilen yasanıniptalini gerektirecek niteliktedir:
a)Usule ilişkin aksaklıklar genellikle sonuca etkili olmazsa, iptal nedeni veyayüksek mahkemelerde bozma nedeni olamazlar; ancak usule ilişkin hükümler arasındaöyleleri vardır ki bunlara saygı gösterilmemiş bulunması ayrıca incelemeyapılmaya ihtiyaç olmaksızın sonuca etkili sayılırlar. Millet Meclisi BaşkanlıkDivanının kuruluşundaki aksaklık, her durumda sonuca etkili sayılan hukukaaykırılıklardandır; zira, kuruluşa ilişkin temel bir kural, Başkanlık Divanınaparti gruplarının (Anayasa'nın 84. maddesinin 1. fıkrasındaki kesin buyrukuyarınca) güçleri oranında katılmaları ilkesi söz konusudur. Nitekim; birmahkemenin kuruluşundaki bozukluklar, örneğin dâvaya bakması yasak olan birhâkimin karara katılmış olması yüksek Mahkemece kararın bozulması nedenisayılır, hattâ verilen kararda başkaca usule veya yasaya aykırılık bulunmasabile.
BaşkanlıkDivanının toplantı için gerekli yeter sayıyı sağlamış olması karşısında onunkuruluşundaki bozukluğun giderilmiş olduğu ileri sürülemez; zira AnayasaBaşkanlık Divanının az yukarda anılan ilkeye göre kurulmasını çok kesin birbiçimde düzenlemiş bulunmaktadır ve bu düzenleyişe uygun bîr durum gerçekleşmişolmadıkça ortada Başkanlık Divanı sayılabilecek bir topluluktan söz edilmesiAnayasa hükmünün kesinliği ve konulmasıyla güdülen amaç karşısında, artıkdüşünülemez. Gerçekten, Anayasanın bu hükmü Meclisin bütün çalışmalarından ayrıolarak Başkanlık Divanı çalışmalarına siyasî parti gruplarının güçleri oranındakatılmasını, her ne olursa olsun, sağlamak ereğini gütmektedir. NitekimMeclisin bütün çalışmalarına parti gruplarının güçleri oranında katılmalarınınzorunlu olduğunu öngören Anayasa'nın 85. maddesi hükmüyle Anayasa koyucununyetinmeyerek 84. maddede Başkanlık Divanının kuruluşu için aynı ilkeyi ayrıcave özellikle tekrarlamış bulunmasının başkaca bir anlamı olduğu ilerisürülemez. Demek ki burada Başkanlık Divanı adı verilen kuruluş, özünde,Anayasa bakımından geçerli olmayan ancak eylemi nitelikte (fiilî mahiyette) birtopluluktur ve bundan dolayı Meclis, hukukî kuruluşunu tamamlamadan, bir takımçalışmalar yaparak dâva konusu yasayı çıkarmış durumdadır.
b)Bir İçtüzük hükmü, özünde, Anayasa'ya aykırı olsa ve bir yasanın çıkarılmasındao içtüzük hükmünün uygulanması voliyle usul yönünden Anayasa'ya aykırıdavranılmış bulunsa ve bu aykırılığa dayanılarak o yasanın iptali AnayasaMahkemesinden istense, Mahkeme, bu durumu incelemek ve bir karara bağlamakzorundadır; yoksa içtüzük hükmünün iptalinin Anayasa'nın 150. maddesindeöngörülen doksan günlük süre İçinde dâva edilmemiş bulunması dolayısiyle işebakmaktan elçekemez; böyle yaparsa Anayasa'ya aykırı bir yasanın hukukdüzeninde yaşamasına göz yummuş olur. Millet Meclisi Başkanlık Divanının1967-1968 yasama yılı başında kurulduğu sırada bunun kuruluşuna ilişkin olarakverilen karar, hukukî nitelikçe bir içtüzük hükmü konulması kararıdır ve bukararın iptali için Anayasanın 150. maddesinde yazılı bulunan üç aylık süre geçmişbulunmaktadır, Ancak bu durum böyle bir karara dayanılarak kurulmuş bulunanBaşkanlık Divanının görev yaptığı bir mecliste kabul edilmiş olan bir yasanınBaşkanlık Divanının kuruluşundaki Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptali,usulüne uygun olarak, istenecek olursa, Anayasa Mahkemesinin bu İddiayıinceleyerek dâva konusu yasayı iptal etmesine engel olamaz; çünkü buradaMahkemenin belli bir yasanın, olayımızda dâva konusu seçim yasasının iptaliyollu kararı, içtüzük hükmünün iptali niteliğinde bir karar değildir. Mahkeme,yalnızca, dâva konusu yasayı iptal edecek ve fakat bu iptal kararının gerekçesiolarak Mahkemenin kabul edeceği Başkanlık Divanının kuruluşundaki aykırılıkdurumuna rağmen Başkanlık Divanı kuruluşuna ilişkin olan ve içtüzük hükmü niteliğindebulunan karar yürürlükte kalacaktır.
Şuyön unutulmamalıdır ki Anayasa koyucu, içtüzükteki Anayasa'ya aykırı hükümleriniptalinin istenmesi yolunu açık tutmakla Meclislerin Anayasa'ya uygun olarakçalışmalarını ve biçim yönünden Anayasa'ya aykırı yasalar çıkarmalarını önlemekereğini gütmüştür. Bu erek ise, Anayasa'ya aykırı olan bir içtüzük hükmüne göreçıkarılmış bulunan bir yasanın, İçtüzüğe aykırılığın sonucu etkilediğidurumlarda, Anayasa Mahkemesine iptalini, kesinlikle, gerektirir. Burada, Anayasa'yaaykırı bir içtüzük hükmünün uygulanması nedeniyle Anayasa'ya aykırı olan biryasanın İçtüzüğün iptali için dâva açılması süresinin geçirilmesi halindeAnayasa Mahkemesince iptalini yasaklayan bir Anayasa hükmünün bulunmadığını dagözden uzak tutmak, doğru olmaz.
Yasalarıniptalinde bile üç aylık süre ile bağlı olmaksızın itiraz yoliyle iptal kapısınıaçık tutan bir Anayasa düzeni içinde bir İçtüzük hükmünün önünde durarakAnayasa Mahkemesinin bir yasanın iptaline karar vermemesi, hukuk yöntemlerine veAnayasa'nın özüne aykırı olacaktır.
3-Anayasa'nın 89. maddesinin 2. fıkrasının (Milletvekilliklerince veya bir siyasîparti grubunca verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı,verilişinden sonraki ilk birleşimde görüşülür. Bu görüşmede, ancak önergesahibi veya önerge sahiplerinden biri, siyasî parti grupları adına birermilletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir Bakan konuşabilir)hükmünün nasıl uygulanacağı yönünün tartışılması gerekliyken bunun üzerindedurulmasına yer bulunmadığına karar verilmesi hukuka uygun değildir; çünkü,buradaki (verilişinden sonraki) sözleri, iki anlamda yorumlanabilmektedir.Bunlardan birisi, önergenin verilişi anını izleyen birleşim anlamı, bunlardanikincisi de önergenin verildiği günü izleyen birleşim anlamıdır ve buanlamlardan hangisinin Anayasa'ya uygun bulunduğunun aydınlanmasında, gerek budâva bakımından, gerekse Anayasa uygulamaları bakımından, büyük yararlarvardır. Bana kalırsa sözü edilen fıkra hükmü, gensoru önergelerinin gündemeuzun süre alınmaması yoliyle Meclis denetiminin önlenmesine engel olmak veönergenin gündeme alınıp alınmaması konusunda söz söyleyecek parti grupları ileBaşbakanın veya onun adına konuşacak olan bakanın ve oy verecekmilletvekillerinin önerge üzerinde bilgi edinmelerini sağlamak üzerekonulmuştur. Bu ereğe göre, Meclis birleşimi gününde verilmiş bulunan önergeningündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşme o gün değil ondan sonrakibirleşim gününde yapılmalıdır ve olayda gensoruların Meclise verildiği günde toplanacakolan Meclis Genel Kurulunda onların gündeme alınıp alınamıyacakları yolundagörüşme açılması gerekmediği için iptal konusu yasanın belli günde genelkurulda görüşülmüş olmasında Anayasa'ya aykırılık yoktur.
4-Senato Geçici Komisyonu üyelerinin bu komisyonu meydana getiren bellikomisyonların üyeleri içinden, Anayasa'nın 85. maddesinin 5. fıkrası uyarıncaparti gruplarının güçleri oranında temsilini sağlayacak biçimde Genel Kurulcaseçilmeleri zorunludur; çünkü komisyonlara üye seçmek yetkisi, Senatoİçtüzüğünün 17. maddesi uyarınca Genel Kurula verilmiş ve belli süreklikomisyonlardan üye seçilerek kurulması Genel Kurulca kararlaştırılacak olangeçici komisyonlar üyelerinin ilgili sürekli komisyonlarca seçileceği yollu birhüküm sözü edilen İçtüzükte yer almamıştır. Bu nedenlerle dâva konusu yasayıCumhuriyet Senatosunda görüşüp inceleyen geçici komisyonun seçilişi İçtüzüğe vedolayısiyle Anayasa'ya aykırıdır.
5-Dâva konusu yasa tasarısını inceleyen C. Senatosu geçici komisyonunun, Senatoİçtüzüğünün 20. maddesinde öngörülen sürelere uymaksızın çalışmış olması,yasanın iptalini gerektiren bir Anayasa'ya aykırılıktır; gerçekten, Senatoiçtüzüğünün 20. maddesindeki süreler, üye tam sayısının üçte ikisi yerine üyetam sayısının salt çoğunluğu ile toplantı yapılmasını sağlamak üzereöngörülmüştür. Nitekim (Komisyonlarda Başkan, Başkanvekili ve Kâtip seçimi)başlıklı sözü edilen 20. maddenin 1. ve 2. fıkralarında (Komisyonlar, C.Senatosu Başkanının üyelerden her birine yapacağı yazılı davet üzerine üye tamsayılarının en az üçte ikisiyle toplanarak kendilerine gizli oyla ve saltçoğunlukla bir başkan, bir sözcü, bir kâtip ve gerekirse bir başkanvekiliseçerler. Üçer gün ara ile yapılacak iki toplantıda yeter sayı sağlanamazsaüçüncü toplantı, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılır) denilmektedir.Çok sayıda üyenin katılmasıyla ortaya çıkan kurulda seçim yapılması, seçimindaha güvenilir ve daha doğru bir sonuç vermesi için başlı başına birgüvencedir, süreler ise güvenceli bir seçimin gerçekleşmesi için önemli birçaredir. Komisyon Başkanlık Divanının bu süreler beklenmeden yapılan birtoplantıda üçte iki çoğunluk yerine salt çoğunlukla yetinilerek seçimininyapılmış olması, güvence koşulundan yoksun bir seçim yapılmış bulunması vedolayısiyle Komisyonunun hukukça geçerli bir Başkanlık Divanı olmaksızınçalışmış ve karar vermiş olması demektir ki böyle bir komisyonun yaptığıişlemler dahi geçerli sayılamaz.
İçtüzüğünSenato çalışmalarının güvenceliliğini ve ciddiliğini sağlamak üzere koyduğuilkelere uyulmamasının, sonucu doğrudan doğruya etkiliyecek birer usuleaykırılık olduğu açıktır; bu gibi durumlarda yasama çalışmalarının zorlaşacağıileri sürülerek içtüzük hükümleri savsanamaz ve böyle savsamalar yaptırımsın(müeyyidesiz) bırakılamaz.
6-Senato Geçici Komisyonununa seçilmiş olan üyelerin komisyon üyeliğindençekilmiş bulunmaları üzerine ortaya çıkan eksiğin tamamlanması İçin hiç birişlem yapılmaksızın çalışmaların sürdürülmüş bulunması dahi, İçtüzüğe vedolayısiyle Anayasa'ya aykırıdır. Komisyonun toplantı yeter sayısınıgerçekleştirecek sayıda üye ile toplanabilmesi için kuruluşunun eksiksiz olmasıgerekir. Geçici komisyona üye seçilmesindeki usulsüzlük gözönünde tutulunca,çekilenlerin kötü niyetle çekilmiş oldukları ve çalışmaları engelleme yolunagittikleri ileri sürülemez. Kaldı ki yasama meclislerinde muhaliflerin bellibir ölçüde engelleme yoluna gitmeleri de haklarıdır ve ancak böyle bir hakkınkötüye kullanılmasıdır ki hukuk düzenince ve özellikle Anayasa düzenincekorunmaya değer görülemez. Burada komisyon kuruluşunun tamamlanmasınagirişilmiş ve bu girişim sonunda aşılmaz engellerle karşılaşılmış değildir kiortada hakkın kötüye kullanılması durumunun gerçekleşmiş bulunup bulunmadığıtartışılabilsin. İmdi, Senato Komisyonundan çekilen üç üyenin yerine yenidenseçim yapılması ve komisyonun kuruluşunda Anayasa'nın 85. maddesinin öngördüğüsiyasî parti grublarının güçleri oranında temsili ilkesinin yenidengerçekleştirilmesi için hiç bir girişimde bulunulmaksızın komisyonun çalışmalarınınsürdürülmüş olması, Anayasa'ya aykırıdır.
7-Yasama meclislerinde tasarı veya tekliflerin komisyonların incelemesindengeçirilmesinden sonra meclislerin genel kurullarında görüşülmesi, genelkurulların onlar üzerinde daha doğru ve daha yerinde kararlara varmasınısağlayan ve meclis çalışmalarını hızlandırarak bu çalışmaların verimini artırançok önemli bir tedbir olduğu için komisyonların kuruluşunda veyaçalışmalarındaki usulsüzlükler onların raporlarına dayanılarak Genel Kurullardagörüşülen yasaların iptalini gerektirir:
a)Yasama meclislerindeki komisyonlar, teklif ve tasarılar üzerinde hazırlıkçalışmaları yapmakla görevlidirler; ancak bugün gerek bizde, gerekse Batıdemokrasilerinde komisyon çalışmaları, yasama çalışmalarının vazgeçilmeyen bir evresidir.Gerçekten, tasarıların veya tekliflerin uzmanlardan kurulu ve sayısı sınırlıbir kurulca incelendikten sonra genel kurulda görüşülmesi, onlar üzerinde genelkurulca daha iyi ve daha doğru sonuçlara varılmasını sağlayan güzel ve etkilibir yoldur. Bundan ötürü, komisyon çalışmalarının etkisine ilişkin olarak E.1964/26, K. 1966/1 sayılı ve 13/1/1966 günlü kararımızda benimsenen ilkedoğrudur. Bu ilkeye göre, bir tasarı veya teklifin yetkili komisyonlardangeçmeksizin veya usulünce kurulmamış bir komisyondan geçerek kabul edilmişbulunması, o yasanın iptalini gerektirecek bir biçim eksikliği ile ortayaçıkmış olması demektir (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 4, S. 21).
Anayasamızın91 ve 92. maddelerinde komisyon kurulmasının ve komisyon çalışmalarınınöngörülmesi ve 94. maddesinde özel nitelikte kurulmuş bir komisyonunçalışmasının zorunlu sayılması, Anayasa koyucunun ilke olarak komisyonçalışmalarını benimsediğini ve komisyonlarla ilgili olarak koyduğu bu dağınıkhükümlerin bu genel ilkenin uygulanmasından başka bir şey olmadığınıgöstermektedir. İçtüzüklerde işlerin komisyonlarda gecikip kalmasını engellemekamacıyla ve Genel Kurul karariyle komisyon raporu olmaksızın belli bir tasarıveya teklifin genel kurulda görüşülebilmesi İlkesinin benimsenmiş olması, ancakve ancak, komisyonların çalışmalarından doğacak zararın, bu çalışmalarınyararından üstün olmasını önlemek içindir. Nitekim gerek Millet Meclisiİçtüzüğünün 36. maddesi hükmünden, gerekse Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün yine36. maddesi hükmünden anlaşılan durum budur. Gerçekten (Tasarı ve tekliflerinkomisyonlarca neticelendirme zamanı) başlıklı Senato İçtüzüğünün 36. maddesinde(Komisyonlar kendilerine havale edilen tasarı ve teklifleri Millet MeclisiKomisyonlarında o tasarı ve tekliflerin görüşülmesi için geçen zamana eşit birsüre içinde sonuçlandırıp genel kurula gönderilmekle yükümlüdürler. Şu kadar kibu süre, bir buçuk ayı geçemez. Bir tasan veya teklif yukarı fıkrada yazılısüre içinde sonuçlandırılmadığı takdirde Hükümet veya teklif sahibi, bunlarındoğrudan doğruya gündeme alınmasını genel kuruldan isteyebilir) ve MilletMeclisi İçtüzüğünün yine 36. maddesinde (Encümenlere muhavvel bir lâyiha veyateklif, havalesi gününden nihayet bir buçuk ay içinde heyeti umumiyeye gönderilmeklâzım gelir. Eğer encümen bu müddette müzakereyi neticelendiremezse esbabımucibesini heyeti umumiyeye bildirir.-Aksi takdirde mezkûr lâyiha veya teklifindoğrudan doğruya ruznameye alınmasına Hükümet veya teklif sahipleri istemekhakkını haizdirler) denilmektedir. Millet Meclisi İçtüzüğünün 66. maddesinin 7.fıkrasında (Reis, gelen lâyihaları ait oldukları encümenlere re'sen havale vekeyfiyeti zabıt ceridesine ve levhaya derceder) ve Cumhuriyet Senatosuİçtüzüğünün (Tasarı ve tekliflerin komisyonlara havalesi) Başlıklı 23.maddesinin 1. fıkrasında (C. Senatosu Başkanı, Millet Meclisi Başkanlığındangelen tasarı ve teklifleri ilgili komisyonlara re'sen havale ve durumu tutanakdergisinde derceder) hükümleri yer almıştır. Bundan başka yine C. Senatosuiçtüzüğünün (Tasarı veya teklifin C. Senatosuna gelmesi ve iki defa görüşme)başlıklı 69. maddesinde (C. Senatosunun ilgili komisyonlarınca incelendiktensonra genel kurula gelen kanun tasarı veya teklifleri iki defa görüşülmeksuretiyle sonuçlandırılır) denilmektedir. Bu hükümlerden kesinlikle ve açıkolarak anlaşılıyor ki gerek Millet Meclisinde, gerekse C. Senatosunda, GenelKurulun bir tasarının veya teklifin ilgili Meclise ilk girişinde komisyonçalışmasına yer olmadığına karar vermek yetkisi yoktur. Demek ki tasarı veyateklifin Genel Kuruldan önce komisyonlardan geçmesi ve Genel Kurulgörüşmelerinin ancak bundan sonra yapılması hukukî bir zorunluktur. Az önceanılan Meclis ve Senato İçtüzüklerinin 36. maddelerinde öngörülen koşullarincelendikte görülür ki, komisyon çalışmasında vazgeçilmesi için tekliflerdeteklif sahibi üyenin, tasarılarda Hükümetin istemde bulunması, işin görevlikomisyonda birbuçuk ay kaldığı halde bir karara varılamamış olması ve bunlardanbaşka Genel Kurulun ileri sürülen komisyon çalışmasından vaz geçme isteminiuygun görerek bu istemin kabulüne karar vermesi gereklidir. Eğer komisyonçalışmalarından Meclisin dileğine göre vazgeçmek olanağı bulunsaydı, birtasarının ilgili Meclise ilk gelişinde genel kurulca komisyonlardan geçirilmemesininkarar altına alınması ve yine Hükümetin veya teklif sahibinin istemi üzerinehemen komisyon çalışmasının bir yana bırakılarak işin Genel Kurul gündeminealınması yolu açık tutulurdu. Bu yolların kapalı olması komisyon çalışmalarınınyasama çalışmalarında zorunlu bir evre (Safha) olduğunu göstermektedir.
Anayasakoyucunun, tasarı veya tekliflerin genel kurullardan önce komisyonlardangeçmesi gerektiğini ve bunların komisyonların incelemesinden geçirilmesinin biryüküm olduğunu, genel ilke olarak açıkça hükme bağlamamış bulunması, bunuolağan ve kendiliğinden anlaşılan bir durum saymış bulunmasıyla açıklanabilir;gerçekten, gerek Anayasalarda, gerekse yasalarda, olağan sayılan ve tereddütuyandırması umulmayan yönlerin açıkça hükme bağlanmaması da kuraldır. Gerekülkemizde, gerekse yabancı ülkelerde yasama meclislerinin iradesini tam veyerinde olarak açıklayabilmesinin kural olarak komisyon çalışmalarına bağlıtutulması, iyice benimsenmiş olan ve sürekli olarak uygulanan bir ilkedir.Demek ki gerek ülkemizdeki gerekse yabancı ülkelerdeki uygulamalar, komisyondangeçmeksizin Genel Kurulda görüşülüp kabul edilmiş olan tasarı ve tekliflerde,Meclisin iradesinin tam ve doğru olarak açığa vurulmuş sayılamayacağı ilkesinedayanmaktadır. Anayasa hükümlerinin yasama meclislerine ilişkin yerli veyabancı gelenekleri ve uygulamalarla benimsenen zorunlukları göz önünde tutarakAnayasa koyucu tarafından konulmuş bulunduğu düşünülürse ve Anayasa'nın 91. ve92. maddelerinin yazılışı dahi gözönünde tutulursa, Anayasa koyucunun Meclisçalışmalarında komisyonların vaz geçilmez birer organ saydığını daha açıkçasıAnayasa koyucunun komisyon çalışmalarını Meclis çalışmalarının vaz geçilemezbir parçası saydığını kabul etmek, bir zorunluk olarak, ortaya çıkar.
Mahkememizingerek yukarda anılan 66/1 sayılı Kararında gerekse bir milletvekilinindokunulmazlığının kaldırılması kararına karşı ileri sürülen iptal istemiüzerine Mahkememizin verdiği 2.8.1967 günlü ve 22/22 sayılı kararda, ancakayrık durumlarda (İstisna durumlarında) komisyon kararı olmaksızın GenelKurullarda işin görüşebileceği belirtilmiştir; yoksa 2.8.1967 günlü ikincikararda, 66/J sayılı kararda benimsenmiş bulunan ilkenin değiştirilmesidüşünülmüş değildir
b)Yukarıki bentte söz konusu edilen 66/1 sayılı Mahkememiz Kararında, SenatoGenel Kurulunun çoğunluğu olmaksızın verilen bir kararla belli bir YasaTasarının geçici komisyona yollanmış, Genel Kurulun sonradan ve Anayasa'yauygun çoğunlukla verdiği karar sonunda usule uygun olmayarak verilen ilk kararıonaylamış bulunması durumu vardır ve bu onaylama nedeniyle komisyonunkurulmasına ilişkin geçersiz karardaki usulsüzlük giderilmiş sayılmıştır. Okararda söz konusu edilen durum, önceden verilecek yetkin/n sonradan verilmişbulunması durumudur. Burada ise, komisyonun seçimindeki durum ve özellikle birtakım üyelerin çekilmesinden sonra ortaya çıkan durum, Genel Kurulun uygungörmesiyle düzeltilmiş sayılabilecek bir aksaklık niteliğinde değildir;gerçekten burada İçtüzük ve özellikle Anayasa'nın öngördüğü kurallara uygunolarak iş gören ve kurulmuş bulunan bir komisyon yoktur. Halbuki 66/1 sayılıKararın dayandığı olayda komisyonun kuruluşunda herhangi bir usulsüzlük sözkonusu edilmeyip o komisyona belli bir işi İncelemesi için yetki verilmiş olmasındausulsüzlük var idi ve böyle bir usulsüzlüğün sonradan verilen yetki ilegiderilmiş sayılması hukuka uygun görülebilirdi ve görülmüştür.
8-A) Esasa ilişkin iptal nedenleri üzerinde yaptığı incelemelerde çoğunluk,iptali istenen yasa ile ortaya konulan yeni hükümlerin Anayasa'ya aykırı olupolmadığı incelenmekle yetinmiş, bundan önce yürürlükte bulunan ve 1036 sayılıyasayla değiştirilen hükümlerin değiştirilmesinin ve kaldırılmasının Anayasa'yauygun bulunup bulunmadığı yönü üzerinde durmayı gerekli görmemiştir. Halbukiher şeyden önce bu yönün incelenmesi zorunlu bulunmaktadır ve iptal dâvasındaileri sürülen nedenler, böyle bîr yönün incelenmesini de dolayısiyle zorunlukılmaktadır.
İlkönce şunu belirtelim ki, bir hükmün değiştirilmesi veya kaldırılması için engeniş anlamıyla bu değiştirme veya kaldırmanın kamu yararına- dayanması, başkadeyimle kaldırma veya değiştirme için gösterilen gerekçelerin doğru olması veyabaşka gerekçelerin, yasa koyucunun kaldırma veya değiştirme işleminin haklıgöstermesi, Anayasa'nın temel ilkelerindendir. Nitekim, kamu yararı bulunmayankonularda yasa koyucunun bir yasa yapması veyahut bir yasayı değiştirmesi,yasama yetkisinin tanınmasiyle güdülen amaca aykırı düşer; çünkü, yasamayetkisi, devlete yararlı olacak alanlarda ve yararlı olacak biçimde kullanılmaküzere Meclislere tanınmış bir yetkidir. Anayasa'nın bu ilkeyi benimsemişolduğu, koyduğu birçok hükümlerden anlaşılmaktadır:
a)Anayasa'nın başlangıç hükümleri arasında, devletin erekleri insan hak vehürriyetlerini, ulusal dayanışmayı, sosyal adaleti, bireyin (Ferdin) vetoplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve güvenlik altına almak olarakgösterilmiştir. Buna göre devlete ilişkin her işlem gibi yasama işlemleri dahi,ancak bu amaçlara yönelmelidir, başka deyimle bu amaçlardan birisinigerçekleştirmek üzere yapılmış olmayan veya bunlardan birisini gerçekleştirmeyeelverişli bulunmayan yasama işlemi Anayasa'ya aykırı olur. Bu erekler ise, engeniş anlamı ile kamu yararı amaçlarıdır.
b)Anayasa'nın 11. maddesinin 2. fıkrasının dayandığı düşünce, yasaların en genişanlamı ile kamu yararına- dayanılarak konulabileceği düşüncesidir.
c)Yasa hükümlerinin konulmasının, kaldırılmasının veya değiştirilmesinin kamuyaran düşüncesine dayanması gerektiği ilkesi, gerek bizde, gerekse yabancıülkelerde bütün yasama meclislerince benimsenmiştir; zira bütün bu işlemlerdebir takım gerekçeler ileri sürülerek bunların haklı ve yerinde olduklarınınbelirtilmesine çalışılır hatta Millet Meclisi İçtüzüğü ile (Madde 66) C.Senatosu İçtüzüğünde (Madde 22) tasarıların, tekliflerin, tümü ve maddeleriüzerinde, gerekçeyi kapsaması kesin olarak buyrulmuştur.
ç)Anayasa Mahkemesi kararlarında da, her zaman, yasa hükümlerinin kamu yararıiçin konulması gerektiği, ilkesi benimsenmiş bulunmaktadır. Nitekim MahkemeninE. 66/71, -K. 65/13 sayılı ve 5.3.1965 günlü kararında (Anayasa MahkemesiKararlar Dergisi, Sayı 3, S. 75). 306 sayılı Milletvekili Seçimi Yasasının 14.maddesinin 1. fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığını açıklamak için "Görülüyorki kanun koyucu, bu maddeyi düzenleyen sadece Anayasa'nın kendisine bıraktığıtakdir hakkını, o hakkın sınırları içinde, işin gereklerini ve memleketindurumunu gözönünde tutarak kullanmıştır." diyerek yasama meclislerinebırakılan takdir hakkının dahi ancak Anayasa sınırları ve kamu yararıgözetilerek kullanılabileceğini belirtmiştir.
d)Seçim düzenine ilişkin hükümler, Anayasa'nın 55. maddesine göre temel haklardanolan seçme ve seçilme hürriyetini sınırlayan hükümlerden oldukları için de,ayrıca, ancak ve ancak gerçek kamu yararı düşüncesiyle konulmuş olmalarıAnayasa'nın 11. maddesinin hükümleri gereğidir.
B)1036 sayılı Yasanın yaptığı en önemli değişiklik kaldırdığı kanunda kabuledilmiş bulunan ulusal kalıntı (Millî bakiye) usulünün kaldırılmasıdır. Buusulün kaldırılması için ileri sürülen ve ağır oldukları bildirilen sakıncalarıgözden geçirdikten sonra bu sakıncaların gerçekten var olup olmadıklarınıincelemek yolu ile Hükümet Tasarısının ve kabul edilen değişikliğin dayandığıgerekçelerde kamu yararı bulunup bulunmadığı araştırılmıştır ve sonuçta busakıncaların gerçekten var olmadığı ve böylelikle iptali istenen yasanın kamudüzeni düşüncesine dayanmadığı bundan dolayı tüm olarak Anayasa'ya aykırıbulunduğu sonucuna varılmıştır.
a)Ulusal kalıntı usulüne karşı ileri sürülen sakıncalar şunlardır :
aa)Seçimlerde seçmen, oy verirken hem bir partiye, hem de bir partinin kendi seçimçevresinde gösterdiği adaylara oy vermektedir. 1965 Milletvekili Seçimlerindekiulusal kalıntı uygulaması sonunda 450 milletvekilinden 317 tanesi il Seçimçevrelerinden, geri kalan 133 tanesi ise ulusal seçim çevresindenseçilebilmiştir. Bundan başka, ulusal çevreden seçilen 133 milletvekilinden 42tanesi de, aday gösterildikleri illerden değil, başka illerden seçilmişlerdir.Demek ki bu seçim usulü, seçmenin seçmek istediği kişilerin kimlikleri veniteliklerine verdiği değeri hiçe sayan, seçmenin oyu ile sanki alay eden birusuldür.
bb)Ulusal kalıntı hükümlerine göre geri kalan milletvekilliklerinin üçte birininbelli edilmesi yetkisi, siyasî partilerin belli organlarına bırakılmıştır veböylece Anayasa'nın 55. maddesindeki seçimlerin tek dereceli olması ilkesiçiğnenmiştir ve millî irade yerine parti temsilcilerinin iradesi geçirilmiştir.
cc)Ulusal kalıntı hükümleri bağımsız adaylarla partili adayları eşit olmayan birduruma sokmakla Anayasa'nın 55. maddesinde öngörülen seçimlerde eşitlikilkesini çiğnemektedir. Partili adaylara verilen tek bir oy bile ulusal seçimçevresinde değerlendirildiği halde bağımsızların engel sayıyı aşmayan oyları,yanıp gitmektedir. Nitekim 1965 seçimlerinde oyların % 2.24 ü alan bir partionbir milletvekilliği, % 2.97 sini alan bir başka parti ise 14 milletvekilliğikazanmış iken, bu iki partiden daha yüksek oranda % 3.19 oranında oy almış bulunanbir bağımsız aday, hiç bir sonuç alamamıştır.
çç)Ulusal kalıntı usulü, ulusun iradelerinin açığa vurmasını geciktiren, hesaplarıgüçleştiren ve karma karışık eden, yanılmalara yol açan ve Yüksek SeçimKurulunu bile, yanıltan bir yoldur; nitekim 10.10.1965 seçimlerininsonuçlarını, Yüksek Seçim Kurulu, 19.10.1965 te yayınlamış iken partilerin veadayların itirazları üzerine, 4.11.1965 günlü Resmî Gazete'de yayınlanandüzeltmeleri yapmak zorunda kalmıştır. Bu düzeltmeler, 17 kişiyiilgilendirmektedir. Ulusal iradenin ortaya çıkmasındaki gecikmeler, yerine görebüyük sakıncalar doğurabilir ve ulusun kaderi üzerinde çok etkili olabilir (Buyönler, özellikle Senatoda Adalet Bakanınca açıklanmıştır. C. Senatosu, TutanakDergisi, Cilt 46. Toplantı 741 Birleşim 19.3.1968 S. 178-180],
dd)Ulusal kalıntı usulü seçim çevrelerinde önemsenmedikleri için kazanamayan küçükpartilerin ulusal seçim çevresinden milletvekilliği kazanmasını sağlamaklaküçük ve bölgesel partilerin doğup çoğalmasına yol açmaktadır ve böyleliklekararlı hükümetler, uzunca bir zaman yerinde kalarak iş görebilecek hükümetlerkurulmasını önlemektedir; İş basma gelen hükümetler, rahat çalışamamaktadır,her zaman Mecliste bulunmak zorunda kalmaktadırlar. Bu ise kalkınma çabalarınaengel olmaktadır. (Bu düşünceler İlk kez Temsilciler Meclisinde, sonradan 306sayılı Yasa olarak kabul edilen Milletvekili Seçim Yasasının ikinci görüşülmesisırasında Seçim Kanunu Komisyonu Sözcüsü Sahir Kurutluoğlu'nun sözleri ileTemsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt 5, S. 378 Temsilciler Meclisi SeçimKanunu Komisyonu raporunda aynı Cilt, S. sayısı 37, S. 6-geçmektedir. AncakKararlı Hükümetler yönü. Adalet Partisinin seçim bildirimine dayanan iktidarsözcülerinin sözleri arasında geçmektedir; örneğin, Nevzat Şener'in sözleriMillet Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt 27 Birleşim 56-1.3.1968-0 2 S. 68 71) veTürk siyasî hayatını dağıtmaya, ufalamaya götüren isteklerin, devletinbütünlüğünü yıkmak isteyenlerin dileklerinin gerçekleşmesine yol açmaktadır(Nevzat Şener'in sözleri az önce anılan yer S. 72)
b)Yukarıdaki a bendinde sayılan sakıncalar aşağıda anılan nedenlerden ötürügerçeğe aykırı bulunmaktadır :
aa)Çağdaş demokraside seçmen, Parti adayından önce, belli bir partiye başkadeyimle o partinin benimsediği görüşlere oy verir. Seçmenin kendi partisindenbirisi yerine, başka partiden birisinin, bu kimse yakından tanıdığı bir kimseolda bile, kendi seçim çevresinden seçilmesini iyi karşılayacağı, genellikle,ileri sürülemez; bundan dolayı belli bir bölge seçmeninin kendi partisindenolan hiç tanımadığı bir kimseyi, kendi bölgesinden seçilmiş görmesi, başkapartiden olan tanıdığı bir kimseyi seçilmiş görmesinden daha çok arzuladığıkabul edilmelidir; çünkü belli bir partiyi görüşlerini beğenerek benimsemişbulunan bir kimsenin başka türlü düşünmesi olağan sayılamaz.
Bundanbaşka, ulusal kalıntı yolu ile, yurt içinde verilen bütün oylar, hemen hemendeğerlendirilebilmektedir ki bu çok büyük bir kazançtır; çünkü çağdaş anlayışagöre demokrasi ilkesine en uygun olan biçim, bir seçimde, Anayasa ve Devletdüzenini ciddi bir tehlikeye düşürmek söz konusu olmaksızın, seçmenin oylarınınolabildiğince daha çok değerlendirilebilmesi başka deyimle yurt çapında verilenoyların olabildiğince sonuçsuz kalmaması, olabildiği ölçüde boşa gitmemesidir.Böyle büyük bir kazanç uğruna seçmenlerin tanımadıkları bir kimsenin ve yinekendi partilerinden olan bir kimsenin seçilmesi sakıncası, rahatlıkla gözealınabilir. Türk tarihinde ilk kez uygulanan ulusal kalıntı usulünün busakıncası yanında sağladığı büyük kazanç halka anlatılınca zamanla bu ruhî etkidahi önlenebilir. Her yeniliğin, az veya çok bir tedirginlik doğurması vetedirginliğin gitgide, alışkanlık ve durumun yarar ve zararlarını öğrenmesonucunda orta dan kalkması olağandır.
bb)Ulusal kalıntı usulünce ulusal çevreden seçilecek milletvekillerinin birbölüğünün siyasî partilerce belli edilmesi yetkisi, ulusal kalıntı usulünezorunlu olarak bağlı bulunan bir sonuç değildir. Bu yalnızca, bir uygulamahükmüdür; bunun değiştirilmesi ve yerine başka bir hükmün konulması, her zamaniçin, olabilir. Usulün zorunlu sonucu olmayan böyle bir uygulama hükmünedayanılarak usulün kendisi kınanamaz.
cc)Demokratik yaşantıda ve siyasî alanda, partiler, bireylere özel kişilerle eşitsayılmamışlardır. Nitekim 306 sayılı Seçim Yasasında bağımsız adaylarınbirleşik liste yapmalarını ve bağımsız adaylara oy verecek seçmenlerin birdençok bağımsız adaya oy vermesini yasaklayan hükümlerine karşı açılan iptaldâvası, partilerle bireylerin seçim bakımından eşit sayılamayacakları içineşitlik ilkesinin çiğnenmesi söz konusu edilemeyeceği gerekçesiyle AnayasaMahkemesince reddolunmuştur. (Anayasa Mahkemesinin Esas 1963/171, Karar 1965/13sayılı ve 5.3.1965 günlü kararı - Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi S. 75 ve76)
Bunagöre, burada ileri sürülen partili adaylarla bağımsız adaylar arasındakieşitlik ilkesinin çiğnenmesi görüşü doğru değildir.
çç)Ulusal kalıntı usulünün ilk kez uygulanması nedeniyle şaşırma ve yanılmalaryüzünden kesin sonucun alınması konusunda bir gecikme olduğu doğrudur. Ancak,bir kez gerçekleşen bir gecikme, henüz sürekli bir sakınca olaraknitelendirilemez. Hükümlerin uygulanmasıyla meydana gelecek alışkanlık sonundayanılmaların ve gecikmelerin çok azalacağı kesinlikle söylenebilir. Bir de şunugözönünde tutmak gerekir ki, seçim yasaları bakımından seçimlerin kesinsonuçları 19.10.1965 te, seçimlerin sekizinci günü yayınlanmıştır ki bu, önemlibir gecikme değildir; itirazlar üzerine sonuçlarda her zaman için değişmelerhemde büyük değişmeler (Hele İstanbul İzmir gibi çok sayıda milletvekiliçıkaran seçim bölgelerinde seçimlerin tümü iptal edilecek olursa) olabilir.Bundan başka, az yukarıda belirtildiği gibi, ulusal kalıntının sağlandığıkazanç karşısında seçim sonuçlarının alınmasındaki bir kaç günlük bir gecikmesakıncası, önemli sayılamaz; kaldı ki, Anayasa'daki demokratik devlet ilkesi,seçimlerde olabildiğince az sayıda oyun boşa gitmesini gerektirdiği halde,seçim sonuçlarının, her ne pahasına olursa olsun, bir an önce alınmasını gereklikılan bir Anayasa ilkesi de yoktur.
dd)Gerek eski çağlarda, gerekse siyasal bakımdan geniş bir özgürlüğün egemenolduğu 1961 yılından bu yana kurulan ve seçim alanında varlık gösteren siyasalpartilerin sayısı gözönünde tutulunca, Türk siyasal yaşantısıda küçükpartilerin boyuna kurularak seçim alanında varlık gösterebilecek bir durumagiremedikleri, bu yüzden küçük partilerin boyuna çoğalma tehlikesi bulunmadığıve bunun sonucu olarak Türk siyasal yaşantısını parçalamak isteyenler bulunsabile, bunların isteklerine ermeleri olasılığının (ihtimalinin) gerçekleşmesininbu gün için düşünülemeyeceği, başka deyimle, küçük partilerin doğması ve boyunaçoğalması tehlikesinin önlenmesi sorununun bugün bulunmadığı görülür.
Başkaülkelerde yalnızca nisbî temsil usulünün bile kararlı hükümetler ve Meclislerkurulmasına engel olmuş bulunmasına karşılık, ülkemizde, nisbî temsil usulününküçük partiler için en elverişli sonuçlar veren ulusal kalıntı biçimine göreyapılmış 1965 seçimleri sonunda Adalet Partisinin iktidarı tek başına almışolmasına göre, bugün için, sözü edilen ulusal kalıntı usulünün kararlıhükümetler kurulmasını engellemesi diye bir tehlike söz konusu edilemez.
Meclisinkimi zaman çalışamaz duruma girmesi bir gerçektir; ancak bu üyelerin çalışmasaatlerinde Mecliste bulunmaya dikkat etmemeleri sonucudur. Nitekim gerekMeclis, gerekse Senato Başkanlık Divanlarınca üyelerin devamsızlığını önlemekiçin bir takım ç&relere başvurulmuş ve Resmî Gazete'de listeleryayınlanmıştır. Hükümet üyelerinin haftada üç veya kimi zaman dört gün, öğledensonra belli saatlerde Meclislerde bulunmak zorunda kalmalarıyla ulusal kalkınmaçalışmalarının aksamış olması sözleri, yanılmaya dayanan bir görüşün anlatımıolabilir; çünkü. Bakan bir Bakanlıkta yalnızca işlerin siyasî yöntemlerinibelli eder ve işlerin o yöntemler uyarınca yürütülmesini denetler; işlerigerçekte yürütecek olanlar, Bakanlığın öbür görevlileridir. Bundan ötürü,bakanın haftada ortalama altı yedi saat Meclislerde bulunması sonucunda onunsözü edilen işleri görmesinin aksayacağı düşünülemez. Kaldı ki, siyasînitelikte olmayan bir çok yasaların Meclislerde görüşülmesi sırasında iktidarpartisinden oy verme yeter sayısını sağlayacak ikiyüz yirmi altı kişininMecliste bulunması da zorunlu değildir.
ee)Türkiye'nin bu günkü siyasî ortamı içinde Mecliste temsil edilmeleri birtehlike yaratmayan küçük partilerin Meclis dışı çalışmaları yerine Meclistetemsil edilmeleri ve böylelikle onların düşüncelerinin Meclis kürsüsündenyansıtılması bir çok sosyal ve siyasal yararlar ve bu arada onlarındüşüncelerini yurt yüzeyinde yayacak yerde Meclisin siyasal ve hukukî düzenialtında yayabilmeleri kazancını sağlar. Bu durum ise, bütün partilerin kayıtsızşartsız seçim işlerine katılmaları anlamına gelmemekle birlikte, onlara alabildiğincegeniş bir çalışma alanı sağlanmasını öngören Anayasamızın partilerin demokratikhayatın vazgeçilmez varlıkları olduğunu ve serbestçe çalışacaklarını öngören56. maddesinin dayandığı ilkelere dahi uygun düşmektedir.
Üye
Ziya Önel
c)Mahkememizin Anayasa'ya uygunluk denetimini yalnızca belli bir yasa ile konulanhükümleri kapsayan maddeler üzerinde yapabileceği, bu denetimin hiç bir zamanbelli yasa'nın gerekçeleri bakımından kamu yararına dayanıp dayanmadığınıinceleme biçiminde olmayacağı ileri sürülemez; çünkü, böyle bir görüş, anayasaldenetimin Anayasamızda benimsenmesi ve bu denetimle görevli olarak AnayasaMahkemesinin kurulması ve Anayasa Mahkemesi Kuruluşuna ilişkin 44 sayılıYasanın 28. maddesinde Anayasa Mahkemesinin dâvada Heri sürülmüş bulunanAnayasa'ya aykırılık nedenleriyle bağlı bulunmadığı ilkesinin benimsenmişolmasıyla güdülen ereğe (Anayasa'ya aykırı hükümlerin iptal edilerek hukukdüzeninin bu türlü hükümlerden ayıklanması amacına) aykırı düşer. Oysa, budâvada, yasanın tümünün iptali istenmiş bulunduğuna ve iptali istenilen yasamaddeleri arasında, seçimlere ilişkin birçok hükümlerin kaldırılmasını ve onlaryerine bir takım hükümler konulmasını öngören 1. madde hükümlerinin dahibulunmasına göre, bu kaldırma hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığınınincelenmesi gereği, kendiliğinden ortaya çıkar. Çoğunluk, bu görüşübenimseyerek kaldırılan hükümlerin kaldırılması için ileri sürülen gerekçeleringerçeğe uygun olup olmadığını inceleme yoluna gitmemiş ve böylece yasanıntümünün, esas yönünden, iptaline karar vermemekle Anayasaya uygun görmediğimbir tutumu benimsemiştir.
ç)Yukardaki bentlerde açıklanan nedenlerle yasanın tümünün iptali görüşündebulunduğumdan bu yasa hükümlerinden birisinin iptalini de, öncelikle, doğrugörmekteyim.
Çoğunlukkararında belli hüküm iptali için benimsenen gerekçeler, yurdumuzun bugünküsosyal ve siyasal koşulları ve özellikle küçük partilerin boyuna çoğalaraksürekli ve düzenli çalışabilecek hükümetlerin kurulmasına engel olmaları tehlikesininbulunmayışı karşısında, bugün için, yerinde görülmektedir. Bundan dolayı bugerekçelere dahi katılmaktayım.
Sonuç:Çoğunluğun kararına, usu! yönünden, yukarda 1-7 nci maddelerde, esas yönünden,8.-maddenin a-c bentlerinde yazılı nedenlerden ötürü karşıyım.
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOY YAZISI
Divanınve Geçici Komisyonun kuruluşu hakkında Sayın Avni Givda'nın ve GeçiciKomisyonun kuruluşu hakkındaki Sayın Recai Seçkin'in karşı oylarında belirtilengörüşe katılıyorum.
Üye
Ziya Önel
MUHALEFETŞERHİ
1-Dâva konusu olan 20.3.1968 günlü ve 1036 sayılı Kanunun müzakeresinin yapılarakkabul edilmiş olduğu 1 Mart 1968 günündeki Millet Meclisi Başkanlık Divanınınkuruluşunun, Mecliste grubu bulunan bütün yasa'nın 34 üncü maddesinin ilk fıkrasındakikurala aykırı bulunduğu açıktır. Esasen Kararın çoğunluk kısmından da bu gerçekdurum ayrıntılı bir şekilde doğrulanmaktadır.
Bunagöre, söz konusu 1036 sayılı Kanunun müzakere ve kabul edilmiş bulunduğu günde,yani 1 Mart 1968 gününde, saat 17.00 den başlayıp 22.45 e kadar devam edenMillet Meclisi oturumlarının, Anayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş bîr BaşkanlıkDivanı tarafından yöneltilmiş olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Meclislerve benzeri kuruluşların aldıkları kararların hukukça geçerli sayılmaları için,gündem, yeter sayı...... ilâh gibi gözönünde tutulması gerekli koşullarlabirlikte, kanuna uygun olarak kurulmuş bir Başkanlık tarafından usulüne göreaçılmış ve yönetilmiş oturumlarda müzakere ve kabul edilmiş olmalarının zorunlubulunduğu da en basit bir hukuk kuralıdır.
Buaçıklama, başkaca hiçbir gerekçe aranmaksızın, şu sonuca varılmasını zorunlukılmaktadır :
İptaliistenilen 1036 sayılı Kanun, Millet Meclisinin, Anayasa'nın 84. maddesine açıkbir şekilde aykırı olarak kurulu bir Başkanlık Divanı tarafından açılmış veyönetilmiş olan ve bu sebeple de hukuken geçerli sayılması mümkün bulunmayanbir oturumunda müzakere ve kabul edilmiş olduğu cihetle yokluk ile malûlsayılması gerekir.
Ancak,yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere, buradaki Anayasa'ya aykırılıkhalinin gerekçesi, kanunun taşıdığı hükümlerin tümünün veya belli bir kısmınınAnayasa'ya doğrudan doğruya aykırı bulundukları olmayıp, müzakere edildiğioturuma ilişkin bulunan Anayasa'ya aykırı bir tutumun, kanunun sağlığına da,dolaylı olarak etki yapmış olmasından ibarettir.
Meseleninbu yönden ele alınması, bu iki değişik halin Anayasa bakımındandeğerlendirilmelerinde de farklı sonuçları önümüze çıkarmaktadır. Bu farkbilhassa Anayasa'ya aykırılık sebebiyle "iptal" işleminin ne zamandanitibaren başlatılması gerekeceğinde kendini göstermektedir.
Şöyleki:
Anayasa'nın152. maddesinde, iptal kararlarının, genel olarak, verildiği günden itibareniptale konu olan hükümleri yürürlükten kaldıracağı kuralı yer almaktadır. Şuhalde. Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varılan birhüküm, buna dair olan iptal kararının verildiği günde yürürlükten kalkmaktadır.
AncakAnayasa'nın yine aynı maddesinde "iptal kararlarının geriyeyürümiyeceği" hakkında bir başka kuralın daha bulunduğu görülmektedir.Binaenaleyh Anayasa Mahkemesi bu İki hükmü de gözönüne almak durumundadır.
Bunagöre, taşıdığı hükümlerin niteliği bakımından Anayasa'ya aykırı olan birkanunun, iptal kararının verildiği tarihten itibaren yürürlükten kalkacağı,ondan evvelki tarihlerde bu kanuna dayanılarak yapılmış olan işlemler geçerliolduklarından iptal hükmünün bunlara etki yapmayacağı tabiidir.
AncakAnayasa'ya aykırılık sebepleri, kanunun taşıdığı hükümlerde olmayıp da tamamenkanunun dışında ve fakat dolaylı olarak kanunun sağlığına tesir ediyorlarsadurum değişmektedir. Zira bu gibi hallerde Anayasa Mahkemesinin :
a-İlk önce kanunun dışında olan durumun Anayasa'ya aykırı olup olmadığını,
b-Aykırı olduğu sonucuna varıldığı takdirde, bu durumun kanunun sağlığına neölçüde etki yaptığını ve sonuçta bir iptal nedeni teşkil edip etmediğini,
Araştırarakkonuyu iki safha da çözümlemesi gerekmektedir.
Busebeple, böyle durumlardaki Anayasa'ya aykırılık halinin, o durumla ilişkisibulunan bir kanun hükmü hakkında hangi tarihten itibaren iptal nedeni teşkiledebileceğinin de, olayların özelliğine göre, Anayasa Mahkemesi tarafındantayin ve tespit olunması zorunludur.
Olayda,içtüzük niteliğindeki bir kararla, Anayasa'nın 84. maddesine aykırı olarakkurulan Başkanlık Divanının yönetimi altında Millet Meclisi çalıştırılmış vedâva edilen kanun da böyle bir çalışma sonucu edilmiş bulunmaktadır.
MilletMeclisi, bu nitelikteki iki karan, ilk önce, 2 dönemin 2. toplantı yılıbaşında,
1.11.1966ve 2.11.1966 günlerinde verilmiş ve 3. toplantı yılı başındaki 10.11.1967tarihli ve sonradan Başkanlık Divanındaki bir istifa sebebiyle verdiği,25.12.1967 tarihli kararları ile de evvelki iki kararda benimsediği esası aynenuygulamağa devam etmiştir.
Bukararlar, değişik zamanlarda alınmış ayrı kararlar olmakla beraber, BaşkanlıkDivanının kuruluşunu düzenlemekte olmaları ve önceki kararlarda benimsenenesasların aynen, uygulanmalarını sağlamak amaciyle verilmiş bulunmalarıitibariyle, nitelikleri tektir. Bu bakımdan bunların ayrı değerlendirilmeleridoğru değildir. Esasen Anayasa'nın 85. maddesi gereğince Meclis çalışmalarınınbir yönünü düzenliyen nitelikte olmaları itibariyle bu kararlara konu teşkileden prensibin bir tek içtüzük hükmü olmak üzere ortaya konulması gerekirdi.Böyle yapılmamış olmasının, bunlara gerçek niteliklerinden ayrı bir değerverilmesini gerektirmiyeceği tabiidir.
AnayasaMahkemesi bunlardan ilk iki kararı, açılan bir iptal dâvası sonunda Anayasa'yaaykırı görerek 27.2.1968 günündeki 1967/6-1968/9 sayılı karariyle iptaletmiştir.
AnayasaMahkemesi, bu kararı ile, Meclisler Başkanlık Divanlarının, Meclislerdegrupları bulunan bütün siyasî partilerin güçleri oranında katılmaları suretiylekurulmalarının, Anayasa'nın 84. maddesindeki kuralın bir ereği olduğu esasınıbenimsemiş ve şu suretle 1/11/1966 ve 2/11/1966 tarihli kararlarla konulanesasın Anayasa'ya aykırı bulunduğunu tespit ve tescil eylemiştir. Bu bakımdanAnayasa Mahkemesinin söz konusu kararının hükmünün iptal konusu olan ikikarardaki esasın 1967-1968 toplantı yılında devamını sağlamaktan başka birniteliği bulunmayan 10/11/1967 ve 25/12/1967 günlü Meclis kararlarını daetkileyeceği tabiîdir.
Busebeple söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının verildiği günden ve bilhassa bukararın Meclis Başkanına bildirildiği andan itibaren Başkan, BaşkanlıkDîvanının kuruluş biçiminin Anayasa'ya aykırı olduğunu ve binnetice bu Divanınhukuk alanında geçerli ve var sayılmasının mümkün bulunmadığını öğrenmişolacağı cihetle o andan itibaren kendini yetkisiz ve görevsiz sayarak durumuMeclise bildirmesi ve Anayasa'ya uygun biçimde yeni bir Başkanlık Divanınınseçimine meydan bırakması gerekirdi. Buna rağmen göreve devam edilmesi halinde,kanunen geçerli olmayan bir Divanın yönettiği oturumların hukukî değeriolmayacağı gibi bu çeşit oturumlarda müzakere ve kabul edilmiş bulunanmetinlerin de kanun sayılması mümkün değildir.
Busebeplerle söz konusu 1/11/1966 ve 2/11/196 günlü Millet Meclisi kararlarının,Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 günlü ve 1967/6 1968/9 sayılı karariyle iptaledilmiş bulunduğunu Millet Meclisi Başkanlığına bildiren ve 1 Mart 1968 günüMeclis evrakına teslim edildiği anlaşılan Anayasa Mahkemesi Başkanlığının1/3/1968 günlü ve 194 sayılı yazısının Başkanın ıttılaına ulaştığı zamanınbilinmesinde zaruret vardır.
Ancak1968/15-13 sayılı yukarıki kararla buna lüzum görülmemiş olduğundan bu noktanıntespiti mümkün olamamış ve mevcut bilgilerle yetinilerek kullanılacak oyuntayini zorunluğu karşısında kalınmıştır. Mevcut deliller ise şunlardır: AnayasaMahkemesi, kararını 27/2/1968 gününde vermiştir. 1 Mart 1968 akşamına kadargeçen üç iş günü için de bu karar basında yer almıştır. Bu bakımdan MeclisBaşkanlığını birinci derecede ilgilendiren bu karardan, Başkanın habersizkalmasını varsaymak mümkün olmadığı gibi Anayasa Mahkemesinin karara ilişkinyazısını teslim alan Meclis görevlilerinin de anında Başkana ulaştırmışolacaklarını normal saymak gerekir.
Bunagöre Meclis Başkanının, Başkanlık Divanının Kuruluşunun, Anayasa'ya aykırıolduğunun Anayasa Mahkemesince kararlaştırılmış bulunduğunu bildiği halde,kendisini görevsiz saymayarak söz konusu 1036 sayılı Kanun tasarısını müzakereeden oturumu yönetmeğe devam ettiğini kabul etmek icabeder. Bu durumda yetkisizbir Başkan tarafından yönetildiği cihetie hukuken geçerli olmayan bir oturumdakabul edilmiş bulunan söz konusu kanunu, Anayasa'ya uygun nitelikte bir kanunsaymak mümkün değildir. Zira Anayasa'nın 92. maddesine göre kanunlar, önceMillet Meclisinde, sonra da Cumhuriyet Senatosunda müzakere edilerek kabulolunurlar. Bu maddelerde geçen "Millet Meclisi" ve "CumhuriyetSenatosu" terimlerinin, bu meclislerin Anayasa ve içtüzük hükümlerineuygun olarak toplanan oturumlarını ifade ettikleri açıktır.
Sonuçolarak, Anayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş bulunan bir Başkanlık Divânıtarafından yönetildiğinden ötürü hukuken geçerli olmayan bir Meclis oturumundamüzakere edilen 1036 numaralı sözü geçen kanunu, Anayasa'nın öngördüğünitelikte bir "kanun" saymak mümkün olmadığından iptaligerekmektedir.
MilletMeclisi İçtüzüğünün 4. maddesinde yer alan ve Başkanlık Divanının görevsüresinin bir yıl olduğuna ilişkin bulunan hükmünün de, yukarıda belirtilensonuca etki yapması mümkün değildir.
ÇünküAnayasa'nın geçici 3. maddesiyle yeni içtüzükler yapılıncaya kadar uygulanmasıkabul edilmiş olan 27 Ekim 1957 tarihinden önce yürürlükte bulunan TürkiyeBüyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerinin, 1961 Anayasasının kuralları ilesınırlı olarak ve o kurallara uyarlıkları oranında bir uygulama yeribulabilecekleri, içtüzük hükümlerine dayanılarak Anayasa kurallarına aykırıbiçimde uygulama yapılmasına imkân bulunmadığı tabiîdir. Esasen AnayasaMahkemesinin daha önceki kararlarında da bu husus belirtilmiştir. (AnayasaMahkemesi kararları: Gün: 2/8/1967, Sayı: 1967/22 1967/22 Gün: 27/2/1968, Sayı:1967/6-1968/9)
Busebeple içtüzükte yer alan ve Başkanlık Divanının görev süresinin bir toplantıyılı olduğunu belirten hükmün, Anayasa'ya aykırı olarak kurulmuş olan, hattâAnayasa'ya uygun kurulsa bile sonradan bünyesi itibariyle Anayasa ilkelerineaykırı duruma düşen bir Başkanlık Divanının behemehal bir yıl müddetle görevbaşında kalması için yeter bir dayanak sayılması, Anayasa ilkelerinin üstünlüğüve herkesi, her organı bağlayıcı niteliği ile bağdaşır bir görüş değildir.
Esaseniçtüzüğün bu maddesinin Başkanlık Divanlarının en çok bir yıl içinseçilebileceklerini, bir yıl sonunda mutlaka yenilenmelerinin zorunlubulunduğunu gösteren, yani en çok hizmet yılını belirten bir hüküm olmaktanöteye bir mânası da yoktur. Yoksa maddeden, yıl dolmadan Başkanlık Divanınınyenilenmesini zorunlu kılan maddî (istifa, ölüm, meclîs üyeliğinden ayrılmagibi sebeplerle tek veya toplu boşalma halleri gibi) veya kanunî (Konumuzdaolduğu gibi Divanın Anayasa'ya aykırı olarak kurulmuş olduğunun meydana çıkmasıveya sonradan da duruma düşmesi gibi) nitelikteki çeşitli sebeplerin arayagirmesi halinde dahi bu sebeplerin hiç nazara alınmayacağını ve Divanınbehemehal bir yıl müddetle, görev başında kalacağını öngördüğü mânasınıçıkarmak mümkün değildir.
NitekimAnayasa Mahkemesi, İçtüzüğün, Komisyonların bir toplanma devresi görev yapmakiçin kurulacağını gösteren ve bu bakımdan konumuzu teşkil eden 4. maddesi ileaynı nitelikte bulunan 22. maddesi hükmünü de bu yolda değerlendirmişbulunmaktadır. (Anayasa Mahkemesi Kararı: Gün: 2/8/1967, Sayı: Esas: 1967/22,Karar: 1967/22. III işaretli bölümün 4. bendi. Resmî Gazete : Gün : 25/10/1967,Sayı: 12734)
Buaçıklamaya göre, Anayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş veya sonradan bu durumadüşmüş başkanlık divanlarının bir seneyi dolduruncaya kadar görevdekalacakların görüşüne katılmak mümkün değildir.
Bunedenlerle, kararın III. işaretli kısmının (A) bölümünün 1. bendinin b-dfıkralarında yer alan düşüncelere muhalifim.
2-Davacı, dilekçesinde, 1036 sayılı Kanuna ait tasarının görüşüldüğü 1 Mart 1968gününde ve ondan bir gün evvel verilmiş gensoru önergeleri bulunduğundan,Anayasa'nın 89 maddesi gereğince kanunlardan önce söz konusu önergelerin gündemealınıp alınmamalarının müzakerelerinin yapılması gerekirken bu yolda hareketolunmayarak söz konusu Seçim Kanununa ait tasarının görüşülmüş olduğunu veAnayasa'nın 89. maddesine aykırı olan bu halin de bir iptal nedeni teşkilettiğini ileri sürmektedir.
Buiddia ile ortaya atılan sorunun çözümlenebilmesi için, ilk önce, Anayasa'nın89. maddesinin davacı tarafından ileri sürülen biçimde yorumlanmasının mümkünolup olmadığının incelenerek bir sonuca varılması ve ondan sonra bu sonuçaçısından iddia değerlendirilerek yerinde bulunması halinde, bunun, söz konusukanun bakımından bir iptal nedeni teşkil edip etmediğini araştırılmasıgerekirdi.
Gerçi,kararın çoğunluk kısmında açıklandığı gibi, gensoruların tâbi tutulduğu işleminAnayasa'nın 89. maddesine aykırılığı kabul edilse bile bu sonucun söz konusukanun bakımından yeter bir iptal nedeni teşkil edemiyeceği düşüncesi doğrudur.Ancak iddia, yeter bir iptal nedeni niteliğinde olmasa bile kanunun müzakereusulüne ilişkin bir Anayasa'ya aykırılık ittihamını teşkil etmektedir. Buitibarla, kararda diğer iddialar hakkında takip edilmiş olan usulün aynen buiddia hakkında da uygulanması, yani ilk önce iddianın varit olup olmadığının vevarit ise iptal nedeni teşkil edip etmediğinin çözümlenmesi gerekmektedir. Ziraancak bu suretledir ki iddianın yeteri derecede aydınlığa kavuşturulmasısağlanabilir.
Busebeple kararın III. işaretli kısmının (A) bölümünün 2. bendinin bu konuyailişkin kısmına muhalifim.
3-Kurulmaları Anayasa'da öngörülmüş bulunanlar dışında kalan Meclis komisyonlarıbirer içtüzük müesseselerdir. Bunların kuruluş ve işleyiş esaslarından,Anayasa'da öngörülmüş bulunanlar dışında kalanların içtüzük hükümleriyle tesbitolunması zorunludur.
Herne kadar Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünde Geçici Komisyonların nasıl kurulacağıhakkında özel bir hüküm yoktur. Ancak bu îçtüzüğün, Senatoda hangikomisyonların kurulabileceğini gösteren 17. maddesinin B bendinde (...... GenelKurul lüzum görürse karma yahut geçici komisyonlar da teşkil edebilir. Bukomisyonlar kendilerine havale edilen işin sonuçlanmasına kadar görevlerinedevam ederler) hükmü bulunmakta ve bunu takip eden 18. maddesinde de, (üyelerinhal tercümeleri ve komisyonlara üye seçimi) kenar başlığı altında, komisyonlaraüye seçiminin nasıl yapılacağı gösterilmektedir. Bu maddedeki esaslara görekomisyonlara üye seçimi Senato Genel Kurulu tarafından yapılmakta ve GenelKurulun seçimi nasıl yapacağı da içtüzüğün 111. maddesinde belirtilmektedir.
İçtüzüktegeçici komisyonların kuruluşu için özel bir hüküm bulunmadığına göre,komisyonların kuruluşlarına ilişkin genel hükmün, İçtüzüğün kurulmasınıöngördüğü komisyonlar arasında bulunan geçici komisyonları da kapsamına aldığışüphesizdir. Buna göre geçici komisyonların da, Senato Genel Kurulu tarafındanseçilmesi zorunludur. Esasen geçici komisyonlar, üye veren komisyonlar adınadeğil, onlardan tamamen müstakil ve Genel Kurul adına görev yapacaklarına görebu komisyonda görev alacak üyelerin, Senato Genel Kurulu tarafından seçilmişolmaları da işin gereğidir.
Bunedenlerle kararın, III işaretli kısmının A İşaretli bölümünün 3 No. lubendinin b fıkrasında yer alan görüşe katılmamaktayım.
4-Kararda, söz konusu kanunun 32. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında yeralan hükümler, Anayasa'nın 55. maddesi açısından incelenirken, bu maddede yeralan kurallardan sadece seçme ve seçilme hakkına ve serbestlik ilkesine ilişkinolanları zedelediği üzerinde durulmaktadır.
Halbukibu hükümler, söz konusu 55. maddenin ikinci fıkrasındaki eşitlik ilkesini dezedelemektedir.
Zira"eşitlik" ilkesinin gereği, seçim sandığına herkesin sadece tek reyatmak hakkına sahip bulunmasından ibaret olmayıp, bu ilke, aynı zamanda,verilen oyların değerlendirilmesinde de eşit tutulmalarını, diğer bir deyimleeşit etki ve değere sahip olmalarını zorunlu kılar.
Bunagöre seçim kanunlarının, millî seçim çevresi, veya bölge seçim çevresiesaslarından hangisini kabul etmiş olursa olsunlar, behemehal seçmenlerinoylarının eşit etki ve değerde olmalarını sağlayacak surette düzenlenmelerigerekmektedir.
Sandığaatılacak oyların hepsinin sayımda bir tek oy olarak değerlendirilmeleri de buhususun sağlanmasına yeter bir tedbir değildir. Sayım sonucunda,milletvekilliğinin kazanılıp kazanamadığının belirtilmesinde de, bütün oyların,eşit şartlar altında değerlendirmeye katılmaları da bu ilkenin zorunlu birsonucudur.
Halbukisözü geçen 32. maddenin dördüncü fıkrası hükmü ile sun'î bir engel yaratılarakbu engelin aşağısında kalan olayların milletvekili seçimine katılmalarıönlemekte ve bu oylar, milletvekilliğin kazanılıp kazanamadığınınbelirtilmesinde nazara alınmamaktadır.
Bunamukabil, bir kısım milletvekillikleri, seçmen oyuna dayanmaksızın, bir kısımpartilere açıktan verilmektedir. Neticede, engeli aşan partiye oy vermiş olanseçmenlerin oylarına, verdikleri oyun üstünde milletvekili çıkarmalarısağlanmak suretiyle, diğerlerine nazaran daha üstün bir değer kazandırılmaktadır.
Budurumun, yani, engeli aşan oylara milletvekili seçme hakkı tanınıp, altındakalan oylara bu hak tanınmamak suretiyle birinci gruptaki seçmenlerin oylarınınikinci gruptaki seçmenlerin oylarından daha üstün bir değere yükseltilmesisonucunun, Anayasa'nın 55. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bulunduğumeydandadır.
Bubakımdan, 32. maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarındaki hükümlerin,Anayasa'nın 55. maddesine aykırı bulunduğunun gerekçesi olarak karardabelirtilen nedenler arasına yukarıda açıklanan aykırılığın da ilâve edilmesigerektiği düşüncesindeyim.
5-İptali istenilen 1036 sayılı Kanunun 1. maddesiyle yapılan değişikliklerdenbirisi de 33. maddeye ilişkindir.
33.maddenin yeni hükmüne göre, 32. madde esaslarının uygulanması sonucunda her partiyedüşen milletvekili sayısı kadar, partilerin Yüksek Seçim Kuruluna verdikleriaday listesindeki sıra takip olunmak ve baştakinden başlanmak suretiylekimlerin milletvekili seçilmiş sayıldıklarının belirtilmesi gerekmektedir.
Herne kadar, seçimlerde oyların nasıl kullanılacağı, seçmenlerin oylarını, yaparti listelerine veya bağımsızlara vermek zorunda olup karma listeyapamayacakları, hattâ aynı parti listesi içinde tercih, yer değiştirme veyasilme yapamıyacakları, yapsalar bile muteber olmayıp parti listesinin aynenseçilmiş sayılacağı gibi, Anayasa'nın seçimlerle ilgili ilkeleriylebağdaştırılması mümkün olmayan kayıtlamaların, Seçim Kanununun, dâva konusuolan bu kanunda yer alan hükümleri dışındaki maddelerinde bulunduğu bilinmekteise de dâva dışında olan bu konuların bu dâva münasebetiyle incelenmelerimümkün değildir.
Ancakiptali dâva edilen 1036 sayılı Kanunda yer alan 33. madde hükmü, yukarıdabelirtilen Anayasa'ya aykırı hükümlerin bir teyidi ve sonucu olmak üzere, partiaday listelerindeki sıraya göre milletvekillerinin seçilmiş sayılacaklarıesasını yeniden kabul etmek suretiyle söz konusu hükümlerin asıl uygulamasonucunu tekrar kanunlaştırmış bulunmaktadır.
Seçmeninparti listeleriyle kayıt altına alınması, karma liste ve tercih yapamaması,hattâ açık iradesini kullanarak sildiği adaylara bile (hiç silinmemişçesine) oyvermiş sayılması ve söz konusu 33. madde ile de, seçmen iradesi nazaraalınmadan partilerce düzenlenen aday listelerindeki sıraya göremilletvekillerinin seçilmiş sayılmaları esasının kabul edilmiş olması,Anayasa'nın 55. maddesinde yer alan seçme ve seçilme hakkını zedelediği gibiseçimlerin serbest ve eşit esaslar içinde yapılacağı ilkesine de aykırıdır.Keza bu hüküm, Anayasa'nın 68. ve 72. maddelerindeki şartları haiz olanherkesin seçilme hakkını, parti listelerindeki sıraya göre kayıtlamakta olmasıbakımından bu maddelerdeki kurallara da aykırı bulunmaktadır.
Seçimkanunlarıyla kabul edilmiş olan seçim sistemlerinin, veya siyasî partilere,demokratik düzen içinde Anayasa tarafından verilmiş bulunan önemin, yineAnayasa'ca kişiye tanınmış en kudsî bir hak olan ve demokratik düzenin temelibulunan seçme ve seçilme hakkının elinden alınması için bir sebep teşkiledemiyeceği meydandadır. Aksine, seçim sistemlerinin ve siyasî partifaaliyetlerinin, vatandaşın seçme ve seçilme hak ve iradesini tam ve kâmil birşekilde kullanabilmesi için birer tedbir ve vasıtadan öte bir nitelikleriolmadığını da hatırdan çıkarmamak gerekir. 5/3/1965 günlü ve 1963/171-1965/13sayılı Anayasa Mahkemesi kararma ait muhalefet şehrinin 2 işaretli fıkrasındabu konuya ilişkin başkaca açıklamalar da vardır. (Resmî Gazete Gün: 13/11/1965,Sayı: 12150)
Sonuçolarak, 1036 sayılı Kanunun 33. maddesinin, ikinci fıkrası Anayasaya aykırıolduğundan ve bu fıkranın iptali halinde diğer fıkralarının da kendi başlarınauygulanabilecek nitelikleri bulunmadıklarından, tüm olarak iptaligerekmektedir.
Bunedenlerle, kararın III. kısmının (B) bölümünün 3. bendinde ileri sürülendüşüncelere katılıyorum.
Üye
Muhittin Gürün
1968/15-1968/13sayılı karara ait Üye Muhittin Gürün'ün muhalefet şerhinin 3. fıkrasınakatılıyorum.
Üye
Feyzullah Uslu
SayınMuhittin Gürün'ün yukarda yazılı karşı oy yazısının ikinci fıkrasındakidüşünceye katılıyorum.
Üye
Sait Koçak