ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1968/26
Karar Sayısı:1969/14
Karar günü:18 ve 19 Şubat 1969
Resmi Gazete tarih/sayı:25.2.1970/13430
İptaldâvasını açan : Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubu.
İptaldâvasının konusu : 15/7/1965 günlü ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununu"74. maddesini değiştiren 22/2/1968 günlü ve 1017 sayılı Kanunun (29/2/1968günlü ve 12839 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanmıştır.) Anayasa'nın 12,, 55. ve56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ve yine Anayasa'nın 149. ve 150.maddelerine dayanılarak tümünün iptali istenilmiştir.
l-METİNLER :
-1017sayılı Kanunun :
İptaliistenilen 22/2/1968 günlü ve 1017 sayılı Kanun şöyledir:
(Maddel- 13 Temmuz 1965 tarihli ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesiaşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Devletçeyardım;
Madde74- A) Bir önceki milletvekili genel seçimlerinde muteber oyların Türkiyeçapında:
1.Yüzde beşinden yüzde onuna kadarını alan siyasî partilere her yıl beş yüz binlira;
2.Yüzde onbirinden yüzde yirmisine kadarını alan siyasî partilere her yıl birmilyon lira;
3.Yüzde yirmibirinden yüzde otuzuna kadarını alan siyasî partilere her yıl ikimilyon lira;
4.Yüzde otuzbirinden yüzde kırkına kadarını alan siyasî partilere her yıl iki
milyonbeş yüz bin lira;
5.Yüzde kırkbirinden yüzde ellisine kadarını alan siyasî partilere her yıl üçmilyon lira;
6.Yüzde ellisinden fazlasını alan siyasî partilere her yıl üç milyon beş yüz binlira; ve
B)Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş bulunan ve Türkiye Büyük MilletMeclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahip olup da, il merkezlerinin enaz üçte birinden ve (Merkez ilçeler dahil) ilçe merkezlerinin keza en az üçtebirinden işbu kanun ve parti tüzüğü hükümleri uyarınca partinin yönetimkurullarını kurmuş olan siyasî partilere de her yıl beşyüz bin lira, Hazineceödenir.
C)Buödemelerin, malî yıl başlangıcım takip eden bir hafta içinde tamamlanmasızorunludur.
Madde2- Bu kanun yayımı tarihinden yürürlüğe girer.
Madde3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
2-Davacının dayandığı Anayasa hükümleri: Dâvacının dayandığı Anayasa hükümlerişöyledir:
(Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayinini gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde55- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve seçilmehakkına sahiptir.
Seçimler,serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarınagöre yapılır.
Madde56- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme re çıkmahakkına sahiptir.
Siyasîpartiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.
Siyasîpartiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez unsurlarıdır.)
3-Davacının gerekçesi özeti: Davacının gerekçesi özeti şöyledir:
Anayasa'nın12. maddesi eşitlik ilkesini koymuş ve kişilere, ailelere, zümrelere veyasınıflara imtiyaz tanınmasını yasaklamıştır. 1017 sayılı Kanun, seçime katılmahakkını kazanmış siyasî partiler arasında fark gözettiği için bu madde hükmüneaykırıdır.
Anayasa'nın55. maddesine göre seçimlerde eşitlik gerekir. Devlet kimi siyasî partilerimalî yönden desteklerse ve böylece seçime katılan siyasî partiler arasında buayırım yapılırsa seçimlerin eşitliğinden söz edilemez.
Anayasa'nın56. maddesi siyasî partileri, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar,demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymaktadır. Anayasa"İster muhalefette olsunlar" deyimini kullanarak bir sayası partininaz oy alması olanağını öngörmüştür; ancak iktidardaki partilere az oy almışpartiler aleyhine Devlet parasiyle propaganda yapma olanağını asla tanımışdeğildir.
II-İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15 .maddesi gereğince 6/6/1968 gününde yapılan dikinceleme toplantısında iptali istenen kanunun 29/2/1968 günlü ve 12839 saplıResmî Gazete'de yayınlandığı ;dâva dilekçesinin Anayasa Mahkemesi GenelSekreterliğince 13/5/1968 gününde kaleme havale edildiği ve 22/4/1962 günlü, 44sayılı Kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasına göre dâvanın bu tarihte açılmışsayılması gerektiği; Türkiye îşçi Partisi Millet Meclisi Grubunun ikinci Dönemüçüncü toplantı yılında ondört üyesi bulunduğu; bunlardan onunun katılmasiyleyapılan 12/4/1968 günlü ve 18 sayılı grup toplantısında "Siyasî PartilerKanununun 74. maddesinin değiştirilmesine dair 1017 sayılı Kanun" hakkındaAnayasa Mehkemesine iptal dâvası açılmasına karar verildiği ve kararın 44sayılı Kanunun 25. maddesinin 2 sayılı bendine uyduğu; dâvayı açan AnkaraMilletvekili Rıza Kuas'ın Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubunun başkanvekillerinden olduğu görülmüş ve Anayasa'nın 149. ve 150. ve 44 sayılı Kanunun21., 22., 25. ve 26. maddelerine uygun bulunan dâvanın esasının incelenmesineoybirliğiyle karar verilmiştir.
III-ESASIN İNCELENMESİ:
Dâvanınesasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ilerisürülen kanun, davacının dâvasına dayanak yaptığı Anayasa hükümleri, bunlarlailgili gerekçeler ve yasama meclisleri görüşme tutanakları ve konu ile ilişkisibulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1017sayılı Kanunun başlığı (Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesinindeğiştirilmesine dair kanun )dur. Kanun, yukarıda görüldüğü üzere, üç maddedenibarettir. Birinci madde 648 sayılı Kanunun 74. maddesini değiştirmektedir. 2.ve 3. maddeler ise yürürlük tarihine ve yürütmeye ilişkindir.
74.maddedeki hüküm değişikliği aslında milletvekili genel seçimlerine henüzgirmemiş siyasî partilerle ilgili bir fıkra eklenmesinden ibaret ise de, 1017sayılı Kanun, 74. maddenin tümünün değiştirilmesini öngörmüş ve eskisinin yermeyeni bir 74. madde metni getirmiştir. Dâva dilekçesinde bu konudan (SiyasiPartiler Kanununun 74. maddesine bir fıkra eklenmesine dair 22/2/1968 günlü ve1017 sayılı Kanun )diye söz edilmektedir. Ancak dilekçede kanunun sayısı vekabul tarihi doğru olarak gösterilmiş, tümünün iptali istenilmiş; Türkiye İşçiPartisi Millet Meclisi grubundan dâvanın açılışına ilişkin 12/4/1968 günlükararından da kanunun başlığı aslına uygun olarak (Siyasî Partiler Kanununun74.maddesinin değiştirilmesine dair Kanun) biçiminde belirtilmiştir. Böyleceereğin Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesinin değiştirilmesine dair 22/2/1968günlü ve 1017 sayılı Kanunun iptali olduğu ve dâva dilekçesinde kanunun başlığıyazılırken zühule düşüldüğü ortada bulunduğundan işin üzerinde bu bakımdandurulmasına yer yoktur.
1017sayılı Kanunun 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesini değiştiren 1.maddesinin; başka deyimle 648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyledeğişik 74. maddesinin iki yönden ele alınması gerekecektir. Bu madde siyasîpartilere Devletçe yardım edilmesini öngörmekte ve yardım için bir takımbelirli koşulların gerçekleşmesini gerekli kılmaktadır. Öyle ise birinci sorun,siyasî partilere Devletçe yardım edilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırıolup olmadığıdır. Bu yönden Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılırsaortaya ikinci sorun çıkacaktır. O da siyasî partilere değişik 74. maddenin,öngördüğü biçimde Devletçe yardım edilmesinin Anayasa'ya aykırı bulunupbulunmadığıdır. 18 ve 19 Şubat 1969 günlerinde yer alan görüşmeler bu sırayagöre yapılmıştır.
1-Siyasî Partilere Devletçe yardım edilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırıolup olmadığı sorunu:
Siyasipartilere Devletçe yardım edilmesi yolunda bir ilkenin kabulü bunlara DevletHazinesinden yani yurtdaşların vergi ödevini yerine getirerek Devleteverdikleri paralardan ödemelerde bulunulması sonucunu doğurur. Anayasa'nınvergi ödevini koyan 61. maddesi, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere,malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlamıştır. Demek kiAnayasa'nın 61. maddesine dayanılarak kanunlarla konulmuş malî yükümlerden eldeedilen paraların ancak kamu giderlerinin karşılanması yolunda kullanılmasıdüşünülebilir. Böyle olduğuna göre sorunun çözümlenebilmesi için siyasîpartilere Devletçe ödenecek yardım paralarının kamu giderleri arasında yer alıpalamıyacağının araştırılması zorunludur. Bu zorunluk önce ve özellikle siyasîpartilerin ve gördükleri işlerin niteliği üzerinde durulmasını gerekli kılar.
TürkiyeCumhuriyeti Anayasa'sı, siyasî partileri doğrudan doğruya kamu hukukumüessesesi ve Devlet organı olarak nitelemiş değildir. Ancak yine Anayasa'nınpartileri özel kesim kuruluşları saymadığı ve bunlara üstün bir önem verdiği deapaçık ortadadır. Siyasî partilerin uyacakları esasların Anayasa'da yer alması(Anayasa : Madde 57/1) bunların yine bir Anayasa hükmü ile gelir kaynaklan vegiderleri hakkında Anayasa Mahkemesine hesap vermek zorunda bırakılmaları(Madde 57/2): kapatılmalarının ancak Anayasa Mahkemesi kararma bağlı tutulması(Madde 19/5 ve 57/4); Anayasa'ca demokratik siyasî hayatın vazgeçilmezunsurları olarak tanınmaları ve tanımlanmaları (Madde 56/3) Anayasa açısındansiyasî partilerin yerlerini bulmağa yarayacak olgulardır. Bunlar daha ilkbakışta siyasî partilerin alelade dernek olmadığı, onların çok ilerisinde veüstünde bulunduğu gerçeğini ortaya koyar.
Siyasîpartileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olarak belirtendeyimi yalnızca siyasî partilere değer ve şeref verme bükümü gibi nitelemekyanlış olur. Bu hüküm altında Anayasa'nın Türkiye için çok partili birdemokrasi düzenini öngördüğünün kanıtı ve siyasî partileri böyle bir düzeningerektirdiği ölçüde çoğaltma ve geliştirme talimatı vardır. Çok partilidemokrasi düzeninin gerekli kıldığı ölçüde siyasî partinin yaşamasına vegelişmesine halkın ilgisinin yeterli olmadığı hallerde Devlet de bu alandamaddî, manevî desteğini esirgerse Anayasa koyucusunun ereği yerini bulmamışolacaktır.
Anayasa'nınsiyasî partilere verdiği büyük önem, onların göreceği işle orantılıdır veyerindedir. Siyasî partiler, 648 sayılı Kanunun 1. maddesinde de tanımlandığıüzere, toplum ve Devlet düzenini, kamu faaliyetlerini belirli görüşleriyönünden yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışan kuruluşlardır.Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ve mahallî idareler seçimleri buçalışmalarda onların başlıca yollandır. Seçimlerin görüşlerine ve oylarınasiyasî partiler yön verirler. Öte yandan halktan yön alan, halkın Devletyönetimine katılmasında ve siyasî iradenin şekil almasında aracılık veyardımcılık edenler de yine siyasî partilerdir. Siyasi partiler halkındemokrasi alanında yetişmesi, olgunlaşması için adeta bir okul hizmetigörürler. Seçim düzeninin, hele nisbî seçimde, temeli, belkemiği siyasîpartilerdir.
Demokrasidüzeninin işleyişi, hatta Devletin yönetilmesi yolundaki kolaylaştırıcı vehazırlayıcı bütün bu ve benzeri faaliyetlerin kamu yaran niteliği, tartışmayıgerektirmeyecek bir açıklıkla ortadadır. Kamu yararına olan süreklifaaliyetlerin siyası partileri kamu yararına çalışan kuruluşlar durumunagetirdiğinden de şüphe edilmez. Siyasî partilere bu niteliği kazandıran yalnızçalışmaları da değildir. Aslında Anayasa, yukarıda değinildiği üzere, koyduğu hükümlerleonları böyle bir niteliğe ulaştırmıştır. Öte yandan çalışmalarını üyelerininolağan yardımlarıyle sürdüremeyen siyasî partiler, paraca güçlü bir takım kişive kuruluşların etki ve baskısı altına düşmek ve soysuzlaşmak tehlikesiyle dekarşılaşırlar. Böyle bir tehlikeyi Devletin yardımı uzaklaştırabilir. Yardımdabu bakımdan da kamu yararına bulunduğu söz götürmez.
Siyasîpartilerin ve çalışmalarının niteliği bu olunca, partilere Devletçe yapılacakpara yardımının kamu giderleri arasında sayılabilmesi gibi bir sonuçkendiliğinden ortaya çıkar. Şu duruma göre siyasî partilere Devletçe yardımedilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırı olduğu düşünülemez.
ÜyelerdenSalim Başol, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, AhmetAkar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
2-648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 74. maddesininAnayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu:
Siyasîpartilere Devletçe yardım edilmesinin, ilke olarak Anayasa'ya aykırıbulunmadığı sonucuna varıldığına göre şimdi de bu ilkenin uygulama ölçü vekoşullarını hükme bağlayan değişik 74. maddenin Anayasa'ya uygunluk bakımındanele alınıp incelenmesi gerekecektir.
648sayılı Kanunun 74. maddesini değiştiren 1017 sayılı Kanunun 1. maddesi siyasîpartileri bir önceki milletvekili genel seçimlerine girenler, milletvekiligenel seçimlerine henüz girmemiş bulunanlar olmak üzere ikiye ayırmaktadır.Milletvekili genel seçimlerine girmiş siyasî partilerin Devlet yardımındanyararlanabilmeleri için bir önceki milletvekili genel seçimlerinde geçerlioyların Türkiye çapında yüzde beşini veya daha yukarısını almış olmalarışarttır. Bu durumdaki siyasi partiler aldıkları oy oranına göre altı aşamaiçinde sıralanmışlardır. Oyların yüzde beşinden yüzde onuna kadarını alanlara1. aşamada; yüzde onbirinden yüzde yirmisine kadarını alanlara 2. aşamada;yüzde yirmibirinden yüzde otuzuna kadarını alanlara 3. aşamada; yüzdeotuzbirinden yüzde kırkını alanlara 4. aşamada; yüzde kırkbirinden yüzdeellisine kadarını alanlara 5. aşamada; yüzde ellisinden fazlasını alanlara 6.aşamada yer verilmiştir. Bunlara Hazinece yılda ödenecek para beşyüz binliradan başlamakta; yardım, aşama sırasiyle, bir milyon, iki milyon, iki milyonbeşyüz bin, üç milyon lira olmakta ve 6. aşamada üç milyon beşyüz bin lirayıbulmaktadır. Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş siyasî partilerinDevlet yardımından ya Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş siyasîpartilerin Devlet yardımından yararlanabilmeleri için ise, Türkiye Büyük MilletMeclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahip olmaları; il merkezlerinin enaz üçte birinde, ilçe merkezlerinin keza en az üçte birinde Siyasî PartilerKanunu ve parti tüzüğü hükümleri uyarınca partinin yönetim kurullarını kurmuşolmaları gereklidir. Bu durumdaki siyasî partilere yılda beşyüz bin liraödenmesi öngörülmüştür.
SiyasîPartiler Kanununun 74. maddesinin değişiklikten önceki metninde ise sadece birönceki milletvekili genel seçimlerine girip te geçerli oyların, Türkiyeçapında, yüzde beşini ve daha yukarısını almış siyasî partilere Devletçe yardımedileceği hükme bağlanmış; ancak geçici 4. maddenin ikinci fıkrasiyle bir keziçin siyasî partiler Kanununun yayınımdan önceki genel milletvekili seçiminekatılmamış olan ve Kanununun yayımı tarihinde Millet Meclisinde grubu bulunansiyasî partilere de Devlet yardımından yararlanma hakkı tanınmıştır.
Görülüyorki dâva konusu hüküm, koyduğu bir takım kayıtlarla siyasî partileri ikiyebölmüş, bunlardan bir bölümüne Devletçe yardım edilmesini sağladığı halde ötekibölümünü böyle bir olanaktan yoksun bırakmıştır. Siyasî partilere Devletçeyardım, bir zorunluğun sonucu ise bu zorunluk siyasî partilerin bir bölümübakımından değil tümü bakımından var demektir. Bunlardan bir bölümünün Devletyardımı kapsamının dışında bırakılması adalet ve eşitlik ilkeleriylebağdaştırılamaz. Anayasa, herhangi bir ayırım gözetilmeksizin siyasî partileri,iktidarda veya muhalefette, büyük ve güçlü, yahut küçük Ve güçsüz olsunlar,demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymıştır. Devlet yardımındasiyasî partiler arasında ayırıma gidilmesi; yardımın kapsamı dışındabırakılmaları demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna düşürür.Böyle bîr tutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56) uyuşması mümkün değildir.
Devletyardımı bakımından siyasî partiler arasında ayırım yapılmasına gidildi mi,değişmez nesnel ölçüler bulma güçlüğü veya bu türlü ölçülerden kaçınma eğilimi;zamana ve ihtiyaca göre yeni ölçüler bulup getirme çabası kendini gösterebilir.Milletvekili genel seçimlerine girmemiş siyasî partilerin Devlet yardımındanyaralanabilmesi için 648 sayılı Kanunun geçici 4. maddesinin İkinci fıkrasındaMillet Meclisinde grupları bulunması koşulu benimsendiği halde 1017 sayılıKanunda bu ilke bir yana bırakılmış ve yardımdan yararlanabilecek siyasipartinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahipolması ve il ve ilçe merkezlerimin en az üçte birinde parti yönetim kurulunukurmuş bulunması zorunluğu hükme bağlanarak ortaya yeni bir ilke çıkarılmıştır.Hele nesnel ve değişmez olmayan böyle ölçüler Türkiye Büyük Millet Meclisindeoyçokluğunu elde tutan topluluğun dilediği, biçimde belirli bir siyasî partiyikayırma veya güç duruma düşürme yahut bu iki ereği birden gerçekleştirme olanağınınsağlanmasına yol acar ve Devlet yardımım keyfiliğe doğru yöneltir. Böyle birdurumun ise siyasî partiler arasında genel olarak ayırım gözetmeyen Anayasa'yaaykırılığı ortadadır.
Devletyardımından bütün siyasî partilerin yararlanmaları ile ortaya bir takımsakıncaların çıkacağı ileri sürülebilir. Başlıca sakıncalardan biri bu yüzdenfırsatçı ve kapkaççı partilerin türemesi ve Devlet parasının boşuna harcanmasıolasılığıdır. Siyasî partilerin gelir kaynakları ve giderleri hakkında AnayasaMahkemesine hesap vermeleri zorunluluğunun, kötüye kullanmaları önlemebakımından bir güvence olması bir yana, alacağı tedbirlerle akla gelebilecekbütün sakıncaları ortadan kaldırma, hiç değilse en aşağı dereceye indirme yasakoyucunun daima elindedir. Kaldı ki hiçbir sakınca Anayasa'ya aykırı birtutumun sürüp gitmesini haklı ve kabule değer kılamaz. Çünkü bir konuda,Anayasa'ya aykırılık halinden daha ağır bir sakınca olmasa gerektir. Bütünsiyasî partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları sayan Anayasa'nınyalnız bir alanda, Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açma konusunda partilerarasında bir ayırım gözettiği (Madde 149); son milletvekili genel seçimlerindeoy sayısının en az yüzde onunu alan veya Türkiye Büyük Millet Meclisindetemsilcisi bulunan siyasî partilere dâva hakkı tanımakla bu ayırımda bile pekgeniş davrandığı ve haktan olabildiğince çok sayıda partinin yararlanmasınıöngördüğü unutulmamalıdır.
Dâvakonusu 1017 sayılı Kanunun 1. maddesinde öngörülen ve beşyüz bin liradanbaşlayarak üç milyon beşyüz bin liraya kadar yükselebilen yardım parasının negibi esaslara göre bu miktarlar üzerinde saptandığını ne metinde ne degerekçede belli edilmediğinden söz konusu aşamalandırmadan doğan ayırımın haklınedenlere dayandığı belli olmadığı gibi, bu paraların harcanma biçimi veyerleri de belirli koşullara bağlanmış değildir. Şu durumiyle partilerinherhangi bir ihtiyacına serbestçe tahsisi edilebilecek olan Devlet yardımıileride kanun değiştirmeleriyle bugünkünün beş on katına da çıkarılabilir.Yukarıda da açıklandığı üzere siyasî partilere Devletçe yardım edilmesininAnayasa'ya aykırı olmaması bu paraların kamu giderleri arasında yeralabilmesine bağlıdır. Bu da ancak yardım paralarının siyasî partilerin kamuyararına olan faaliyetlerine harcanması ile sağlayabilir. Siyasî partilerinçeşitli işleri ve giderleri vardır. Bunların hepsinde kamu yararı bulmak mümkündeğildir. 1. madde ise, herhangi bir sınırlamaya yer vermediği için, Devletyardımının siyasî partilerin kamu yararına olmayan iş ve hizmetlerineharcanması olanağı ve olasılığını taşımaktadır. Dâva konusu hükmün bu yönüylede, Anayasa'ya uygunluğu düşünülemez.
Yukarıdanberi açıklanan nedenlerle 1017 sayılı Kanunun 648 sayılı Kanunun H. maddesinideğiştiren 1. maddesi; bir başka deyimle 648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun1. maddesiyle değişik 74. maddesi tüm olarak Anayasa'ya aykırıdır.
İptaligerekir.
ÜyelerdenCelâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbunbu görüşe katılmamışlardır.
3-1017 sayılı Kanunun 2 ve 3. maddeleri:
1017sayılı Kanunun 2. maddesi yürürlük tarihini, 3. maddesi ise yürütme yetkisinidüzenlemektedir. Bunlarda Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığı ortadadır.Ancak kanunun 1. maddesinin tüm olarak iptal edilmesi 2. ve 3. maddelerinuygulanamaması sonucunu doğuracaktır. 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikincifıkrası böyle bir durumda uygulanamayacak hükümlerin iptal edilebileceğiniöngörmüştür. Şu hale göre 1017 sayılı kanunun 2. ve 3. maddelerinin deiptallerine gidilmesi yerinde olur.
IV-SONUÇ:
1-648 sayılı Siyasî Kanununun 74. maddesini değiştiren 22/2/1968 günlü ve 1017sayılı Kanunun, siyasî partilere Hazinece para ödenmesi ilkesi bakımındanAnayasa'ya aykırı olmadığına üyelerden Salim Başol, Avni Givda, MuhittinTaylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
2-Siyasî Partiler Kanununun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 74. maddesinintüm olarak Anayasa'ya aykırı bulunduğuna ve iptaline üyelerden CelâlettinKuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'un karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
3-Aynı 1017 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddelerinin 44. sayılı Kanunun 28. maddesiuyarınca iptaline oybirliği ile;
18ve 19 Şubat 1969 günlerinde yapılan görüşmeler sonunda Anayasa'nın 149. 150. ve152. maddeleri gereğince karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazlı Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
1-Anayasa, 56. ve 57. maddelerinde siyasal partilere yer vermiştir ve onlarıdemokratik siyasal yaşantının vazgeçilmez varlıkları saymıştır. Ancak buhükümler onlara hiçbir zaman devlet içinde başka deyimle devlet kuruluşlarıiçinde birer varlık niteliği tanımayı ve onların, gördükleri işlere ilişkingiderleri devletçe karşılanması gereken birer gider saymayı öngörmüş değildir.Fazla olarak Anayasa'mız 56. maddesinin ikinci fıkrasında partilerin serbestçekurulacağını ve serbestçe çalışacağını kesin hükme bağlamakla onların gerekkuruluşlarında, gerekse çalışmalarında devletten gelecek herhangi bir etkidenuzak tutulmalarını, doğrudan doğruya veya dolayısiyle devletten gelecekherhangi bir etki altında bırakılmamalarını sağlamak istemiştir.
2-Bugünkü Anayasalarda ve bu arada bizim Anayasa'mızda devlet yaşantısı içinvazgeçilmez varlıklar olan bir takım varlıklar ile doğrudan doğruya devletyapısı içinde yer alan ve o yapıyı oluşturan bir takım varlıklar yan yanadüzenlenmiş bulunmaktadır. Bunun önemli bir örneği, Anayasa'nın 46. maddesindeilke olarak hükme bağlanan işçi ve işveren sendikalarıdır. Gerçekten,demokratik hukuk devleti için siyasal partiler ne büyük bir önem gösterirlerse,sosyal devlet için dahi sendikalar o denli büyük bir önem gösterir. Anayasa'mızınikinci maddesi gereğince Türkiye Cumhuriyeti yalnızca demokratik bir devletolmayıp hem demokratik, hem de sosyal bir hukuk devletidir. Bununla birliktehiç kimse, sendikaların devlet yapısı içinde yer alan birer kuruluş olduğunuileri sürmüş değildir. Bu yüzden herhangi bir varlığın Anayasa'da vazgeçilmezbir öğe (Unsur) olarak gösterilmiş bulunması, onun devlet yapısından bir parçaolmasını ve gördüğü işlerin giderlerinin devletçe karşılanmasını gerektirenbirer kamu hizmeti olmasını zorunlu kılmaz. Sözün kısası, siyasal partiler,devlet örgütü içinde yer alan birer kuruluş ve gördükleri işler ise giderleridevletçe ödenecek birer kamu hizmeti değildir.
3-Siyasal partilerin Anayasa açısından çalışmalarım nitelendirmek istersekbunların çalışmalarının iki temele dayandığını görürüz. Bunlardan birincisi;yasama seçimleri ile öbür kamu seçimlerinde halk oyunun oluşturulmasında etkilivarlıklar olarak çalışmaları ve böylece seçimler yolu ile halkın iradesinindevlet iradesi olarak ortaya çıkmasını sağlamalarıdır. Bu çalışmalardanikincisi ise, seçimlerin yapıldığı tarihler arasında partilerin halkın Anayasaorganlarının kararlan üzerinde etki sahibi olmasını sağlamaktır. Gerçektensiyasal partilerin iç kuruluşları zorunlu olarak demokrasi ilkelerine uygunbulunduğu için belli bir konuda ulustan belli bir yığının iradesi siyasalpartiler aracılığı ile Anayasa organlarının karar verecekleri konular üzerindegörüşünü yansıtır ve böylelikle halk iradesi partiler aracılığı ile Anayasaorganlarının iradelerini etki altında tutar.
Halkiradesinin oluşumu ile devlet iradesinin oluşumu, birbirlerini, birçok biçimdesınırlar, halkın yönetimi demek olan demokraside bu irade oluşumu, halktandevlet organlarına doğru uygulanan etki sonucunda ortaya çıkmaktadır, yoksadevlet organlarından halka doğru olan etki sonunda değil... Bu şu demektir kidevlet organları halk iradesinin oluşumu üzerinde çaba göstermekten, kuralolarak, yasaklanmışlardır başka deyimle halk iradesinin oluşumu, ilke olarakdevlet organlarının, devlet örgütlerinin etkisi dışında kalacaktır. Yasama,yürütme organın veya yönetimin halk oyunun oluşumuna karışması, halk oyunun veiradesinin devlet organları karşısında serbest ve açık olarak oluşmasıgerektiği ilkesiyle, ancak ve ancak bu karışmanın Anayasa'ya dayanan birnedenle haklı gösterilebildiği ölçüde bağdaşabilir. Örneğin, halk oyununseçimlerde Anayasa'ya uygun bir İrade oluşumunu sağlamak başka deyimleAnayasa'nın doğrultusuna aykırı bir irade oluşumunu önlemek ya da hükümet veyayasama çalışmalarını halka duyurmakta olduğu gibi ayrık durumlarda böyle birişe karışma, Anayasaya uygun görünebilir.
Azönce de belirtildiği gibi, demokrasi halkın devlet organları üzerinde egemenolduğu bir düzeni anlatması açısından, her kuraldan önce Anayasa'nın başlangıçhükümleriyle 2. maddesi hükmü uyarınca Türk Devletinin demokratik bir devletolması ilkesi halk iradesinin ve halk oyunun oluşunun da devlet organlarınınetkili olmamasını gerektirir. Bundan başka, Anayasa'nın 4. maddesiniegemenliğin, bağsız ve koşulsuz Türk Ulusunun olduğu ve ulusun egemenliğini,Anayasa'nın koyduğu kurallar uyarınca yetkili organlar eliyle kullanacağıilkesi de, ulusun iradesinin veya ulusun oyu demek olan kamu oyunun devletorganlarının etkisi dışında oluşmasını zorunlu kılar. Bunun tersinindüşünülmesi, bir bakıma ulusun vekili durumunda olan ve bundan Ötürü onunbuyruğu altında sayılması gerekli bulunan organların müvekkillerini dolaylıolarak kendi buyrukları altına almak istemeleri demek olur ki böyle bir vekilve müvekkil ilişkisi, özel hukuk alanında bile hukuka uygun sayılamaz. Bundanbaşka, Anayasa'nın basın özgürlüğü ile İlgili olarak koyduğu sansür yasağı,haber düşünce ve kanıların serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlayıcınitelikte siyasal, iktisadî, malî veya teknik sınırlandırmalar konulmasıyasağı, halkın basın dışı haberleşme araçlarından yararlanıp düşünce vekanılara ulaşmasını ve kamu oyunun serbestçe oluşumunu köstekleyicikayıtlamalar koyma yasağı (Anayasa Mad. 22., 23., 26) ile radyo ve televizyon istasyonlarınınözerk bir kamu kuruluşu biçiminde örgütlendirilmesine, her türlü radyo vetelevizyon yayınlarının yansızca yapılmasına ilişkin ilkeler, (Anayasa Mad.121) devlet organlarının halk iradesinin ve kamu oyunun oluşumunu etkisialtında tutamıyacağı düşüncesine dayanmaktadır.
Halkiradesinin ve oyunun devlet etkisi dışında ve serbestçe oluşumunu öngörenAnayasa buyruğu, siyasal partilerin bu yoldaki çalışmaları dolayısiyle, onlarınbirer devlet kurulu durumuna sokulmalarına engeldir ve onların örgütlenmişdevlet yapısı alanı içine alınmalarını yasaklamaktadır. Partilerin akçeihtiyaçlarının tümünü veya üstün bir bölüğünü devletin karşılaması partileredevlet sorumluluğu yükleyecek ve onların eylemli olarak devlet örgütü içinegirmiş gibi bir duruma sokacaktır. Böyle bir yardımla devlet organları, halkoyunun ve iradesinin oluşumu üzerinde etkili olabilecektir. Anayasa bakımındanherşeyden önce partilerin halk oyunu ve iradesini serbestçe ve devlet etkisidışında oluşturmaları gereği, partilerin her ne olursa olsun kurulmaları ve yaşatılmalarıgereğinden daha üstün bir değer göstermektedir ve partiler devlet örgütü içindebirer varlık sayılmadıkları ve Anayasa organlarının partilere malî kaynaksağlama yolu ile halkın oyunu ve (iradesinin oluşumu üzerinde etki sağlamaları,Anayasa'nın partilerden beklediği işin görülmesine engel olacağı için, bu durumAnayasa'ya aykırılık yaratacaktır, başka deyimle Anayasa'mıza göre ancakAnayasa organlarının etkisi dışında kalarak halk oyunu ve iradesini oluşturanpartiler, demokratik yaşantının birer vazgeçilmez varlığıdır.
4-Partilere bütçeden para ödenmedikçe onların siyasal çalışmalarını yapamazduruma düşecekleri ve demokrasinin ülkede işlemez olacağı düşüncesi dahi böylemalî yardımı haklı ve Anayasa'ya uygun göstermek için yeterli değildir. Böylebir düşünce, yurttaşların siyasî parti kurma ve yaşatma yolunda yetenekten veeğilimden yoksun bulundukları anlamına gelir. Oysaki siyasal parti olmazsayurttaşlar bugün için iradelerini açığa vurup siyasal kararlar veremez vedevlet organlarının siyasal nitelikteki kararlan üzerinde de yeterince etkisağlayamaz.
Siyasalpartiler devlet yardımı yapılmasını haklı göstermek üzere onların ödevlerinikonularına yabancı malî kaynaklardan bağımsız olarak yapabilmeleri düşüncesidahi ileri sürülemez; çünkü Anayasa'nın partilere ilişkin maddeleri hükümleri,partilerin devlete karşı özgür olmalarını güvence altına almak ereğine yönelmişise de, bu hükümlerden hiç birisi malî bakıcıdan güçlü olan özel kişilerin veyaişletmelerin ya da birliklerin etkilerine karşı herhangi bir koruma ereğinigütmüş değildir. Anayasa'da partilerin gelir kaynakları üzerinde AnayasaMahkemesine hesap verme yükümünün konulması ile de özel kişilerin partilerüzerinde malî etkisi yasaklamak istenmiş değildir. Herhangi bir partinin, herhangibir iktisadi çevreden para almasına Anayasa açısından hiç bir engel yoktur.Devlet ne para verirse versin iktisadî kuruluşlar ondan daha çoğunu her zamanverebilirler. Bundan başka bir takım iktisadi toplulukların çıkarlarınınsiyasal alanda savunulması için kurulmuş olan partilere yardım etmeleriolağandır. Belli iktisadi görüşlerin savunulması için siyasal parti kurulması,Anayasa'nın öngördüğü ilkelerle çatışmadıkça yasak olmadığı için bu görüşleribenimseyen iktisadî çevrelerin böyle bir partiye yardım etmeleri olağan birdurum ve doğal haklarıdır. Demek ki devlet yardımının bir takım iktisadigüçlerin yardım yolu ile yapacakları etkiden siyasal partileri kurtaracağıdüşüncesi, hem sosyal yaşantının gerçeklerine uygun bulunmaması bakımından, hemde Anayasa'nın devlet organlarından başka güçlere karşı siyasal partilerigüvence altında bulundurmak ereğini gütmemiş olması bakımından benimsenmem eğedeğer bir görüş niteliğinde değildir.
5-Yasama meclisleri üyelerine veya yasama meclisi komisyonlarında görev almışbulunan üyelere ödenek verilmesi nedeniyle dahi siyasal partilere yardımdabulunulması haklı gösterilemez; çünkü gerek yasama meclisi üyeleri, gerekseyasama komisyonlarında görevli üyeler bir kamu hizmeti, bir devlet işigörmektedirler. Böyle bir iş görenin emeği karşılığında bir para alması genelkural gereğidir.
Hâkimlerinyüzde yüz yansızlık içinde karar vermeleri gerekli iken onların devletorganlarına karşı bağımsızlıklarına dokunmayacağı dahi ileri sürülemez. Bir kezhâkimler devlet örgütü içinde bulunan devlet görevleridir. Siyasal partiler isekamu işleri gören ve devlet örgütü içinde bulunan kuruluşlar değildir. Bundanbaşka, hâkimlerin bir takım Anayasal tedbirler alınıp siyasal iktidarlailişkileri kesilmedikçe gerçekten bağımsızlığa ve yansızlığa kavuşamadıklarıtarihçe gerek ülkemizde, gerek başka ülkelerde görülen uygulamalar sonucundaortaya çıkmış bir gerçektir. Bundan başka mesleğine girdiği günden beriyansızlık havası içinde yoğurulmuş ve kendim yetiştirmiş olan bir hâkim ile belliamaçlar ve belli görüşlerin ve yerine göre belli yasaların savunucusu olarakkurulmuş bulunan partileri yönetenlerin aynı yetişme durumunda oldukları vehâkimler gibi yansızlıkla yoğrulmuş bulundukları ne düşünülebilir, ne de böylebir kabul dış sosyal ve siyasal gerçeklere uygun sayılabilir. Yan tutmağaalışmış olan bir kuruluşun veya kuruluş yöneticisinin bir takım etkiler altındakalarak savunmak istediği amacın dışında amaçlara kayması, genellikledüşünülebilir. Hele malî durumu güçsüz olan bir takım partilerinyöneticilerinin partinin amacına aykırı yolları veya düzenlemeleri benimsemeğesapabilmeleri pek zor olmasa gerektir.
Şunubelirtelim ki gerek bizde gerek başka ülkelerde uzun yıllardanberi devletyardımı olmaksızın birçok partiler kurulmuş, yaşamış ve bunlardan bir bölüğüülkelerine çok büyük iyilikler etmişlerdir. Yığınlar veya topluluklar kendidüşünce ve çıkarlarını benimseyip savunan partileri her zaman desteklemiş veyaşatmışlardır. Buna göre devlet yardımı olmazsa demokratik düzenin vazgeçilmezvarlıkları olan siyasal partilerin kurulup gelişemeyecekleri gerekçesi, sosyalgerçekler karşısında doğru sayılmaz.
6-Alman Anayasa Mahkemesinin 2. Dairesinin yukarıda özetlenen gerekçelerebenzeyen gerekçelere dayanan 19/7/1966 günlü kararı Enscheidungun desBundesverfassungsgrichts 20. Band 1967 J. G. B. Mohr. Tübingen S 98 ve sonu.)ile bizim Anayasa'mızdaki benzeyen Batı Almanya Anayasa'sının hükümlerinedayanarak sayasal partilere devlet bütçesinden para ödenmesinin Anayasa'yaaykırı olduğunun benimsenmiş bulunması dahi, burada savunulan görüşündoğruluğunu belirten ayrı bir kanıttır.
Sonuç: Devlet bütçesinden siyasal partilere ödenek verilmesi Anayasa'ya aykırıdır vebundan ötürü çoğunluğun devletçe partilere para ödenmesinin Anayasa'ya aykırıolmadığı yollu görüşüne karşıyız.
Üye
Salim Basol
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOY YAZISI
SiyasîPartilere devletçe yardım edilmesinin ilke olarak Anayasa'ya aykırı olmadığı,Mahkememiz kararıyle belirtilmiştir. Bu ilkenin uygulama ölçü ve koşullarınındüzenlenmesine ilişkin hükümleri yönünden Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesiiptal edilmiş ise de işbu maddenin bu nedenle de Anayasa'ya aykırılığıbulunmadığı görüşündeyiz;
Mahkememizkararın iki numaralı bölümünde "... 648 sayılı Kanunun 74. maddesinideğiştiren 1017 sayılı Kanunun Birinci Maddesi Siyasî Partileri bîr öncekimilletvekili genel seçimlerine girenler, milletvekili genel seçimlerine henüzgirememiş bulunanlar olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Milletvekili genelseçimlerine girmiş siyasî partilerin devlet yardımından yararlanabilmeleri içinbir önceki milletvekili genel seçimlerinde geçerli oyların Türkiye çapında % 5ni veya daha yukarısını almış olmaları şarttır. Bu durumdaki siyasî partiler 6aşama içinde sınırlanmışlardır." denmekte ve partilerin seçimlerde alınanoy ölçüsünde kazanacakları yardım miktarları gösterildikten sonra "...görülüyor ki dava konusu hüküm, koyduğu bir takım kayıtlarla siyasî partileriikiye bölmüş bunlardan bir bölümüne devletçe yardım edilmesini sağladığı haldeöteki bölümüne böyle bir olanaktan yoksun bırakmıştır. Siyasî partileredevletçe yardım bir zorunluğun sonucu ise bu zorunluk siyasî partilerin birbölümü bakımından değil, tümü bakımından var demektir. Devlet yardımında siyasîpartiler arasında ayırıma gidilmesi yardımın kapsamı dışında bırakılanları,demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna düşürür. Böyle birtutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56 uyuşması mümkün değildir."Gerekçeleri ilâve olunmaktadır.
Bugörüş büyük küçük siyasî partilerin tümünün eşit bulunduğu ve yardımındabunların hepsine eşit olarak yapılması gerektiği esasına dayanmaktadır.
Buinişteki isabeti, bilim Anayasa hükümleri Anayasa hazırlıklarına ilişkinbelgeler ve Mahkememizin kararları ortamında incelemek gerekmektedir.
a)Bilim alanı :
SayınPayaslıoğlu'nun "Siyasî Partiler" adlı kitabında, özet olarak, siyasîpartilerin 3 unsuru bulunduğu, a) Beşeri unsur, b) Bunların vücuda getirdikleriteşkilât c) Devlet iktidarım ele geçirerek gerçekleştirmek istedikleri doktrinve program olduğu, siyasî partilerin faaliyetlerini müsmir kılmak ve gayelerineerişmek bakımından kitlelerin arasına mümkün olduğu kadar girmek hususundakitemayüllerinin partinin memleket ölçüsünde yaygın bir teşkilata sahip olmalarımzorunlu kıldığı ve bu teşkilâtın işletilmesinin büyük miktarda paraya ihtiyaçgösterdiği demokrasinin halk idaresi ve halkın da fertlerden teşekkül etmekteolduğu demokrasinin, fertlere kamu işlerinin görülmesi hususunda sağlanacaktesir nispetinde gerçekleştirilmiş olacağı, fert münferit kaldıkça hiç birzaman önemli tesir icra edemeyeceği, partilerin, fertleri toplayıpteşkilatlandırmak suretiyle bunları kamu hizmetlerinin yürütülmesindeki anatemayül ve kanaatlarım ortaya çıkaracağı, seçimlerin ve parlamentomüzakerelerinin huzurunu sağladığı kamu işlerinin yürütülmesine iştirak demekolan siyasî hürriyetin böylece gerçekleşeceği, siyasî partilerin başlıca 3fonksiyonu olduğu ve bunların;
a)Seçimlerdeki fonksiyonu,
b)Hükümetteki fonksiyonu,
c)Yetiştiricilik ve eğiticilik fonksiyonu bulunduğu,
Seçimlerdekirolü itibariyle demokratik rejimin vazgeçilmez elemanları addedildikleripartilerin umumî efkârı temsil ettikleri gibi hükümet icraatını ve meclisfaaliyetlerini de etkiledikleri bildirilmektedir.
SayınCoşkun San'da "Siyasî Partilerin Kapatılması" adlı kitabında"Zamanımızda modern demokrasiler az veya çok, parti devleti karakterinebürünmeğe ve siyasî partilerin halkın, devlet varlığı üzerinde siyası bir etkisahibi olmalarını sağlaması sonucunda Kara Avrupa'sının bazı harp sonrasıAnayasalarında, modern demokrasinin parti devleti esasına dayanan bünyesiniAnayasa müessesesi olarak düzenlenmesine yol açmıştır. Partiler, halk oyununbelirmesinde bir Anayasa organı görevini yerine getirmek suretiyle Anayasayapısının zarurî unsurları durumundadırlar." demektedir.
Buizahlar, partilerin sadece kanun önünde varlık kazanmalarının değilfonksiyonlarının önemli olduğunu göstermektedir. Parti teşkilâtı, yurdun hertarafında, hiç değilse kamu hizmetinin görülmesinde yararlı hale geldiği kabuledilebilecek ölçüde bazı bölgelerde kurulmuş olmadıkça ve tüzüğü ile programınınhalkın belirli bir kısmı tarafından benimsendiği görülmedikçe partiler, sadeceadları ile parti olarak kalacaklardır. Siyasî hürriyetlerin kullanılmasında vehalk idaresinin gerçekleşmesinde rol alamamış, varlıklarını hizmet partisikertesine getirememiş olan partiler, mîllî iradenin gerçekleştirilmesine kamuidaresinin denetlenmesine yardımcı ve sonuç olarak kamuya yararlı bir partiolarak kabul edilemiyeceklerdir. Çünkü partilerin unsurları doğmamış vefonksiyonları kamu düzeninde yerini almamıştır.
b)Anayasa hükümleri :
56.maddemizin üçüncü fıkrası "Siyasî Partiler, ister iktidarda istermuhalefette olsunlar demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır."hükmünü taşımaktadır.
Fıkradabütün siyasî partiler değil, onların iktidarda ve muhalefette bulunanları ancakdemokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiştir. Birparti, seçime girip Büyük Millet Meclisinde üye bulundurmadan ve parlamentodakiüye sayısına göre çoğunluk ve azınlık derecesi anlaşılmadan iktidar veya muhalefetteolduğunu düşünmek çok güçtür. Bir partinin iktidar veya muhalefettebulunduğunun belirmesi için seçime girmesi, parlamentoda sandalye kazanmasıgerekir. Bu nedenle Anayasa'mızın bu hükmü, daha çok demokratik siyasî hayatınvazgeçilmez unsurları olarak seçime girmiş, parlamentoya üye göndermiş, oradakisandalya sayısına göre iktidar veya muhalefette bulunduğu ortaya çıkmış,bulunan partileri kapsar.
Anayasa'mızdapartilerden bahseden diğer hükümlere gelince :
Madde84/1- Meclislerin başkanlık divanları, o meclisteki siyasî parti gruplarınınkuvvetleri ölçüsünde divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur.
Madde85/2- İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının meclislerin bütünfaaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmasını sağlayacak yolda düzenlenir.Siyasî parti grupları en az on üyeden meydana gelir.
Madde149- Cumhurbaşkanı; son milletvekili genel seçimlerinde muteber oy sayısının enaz % 10 unu alan veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasîpartiler veya bunların meclis gurupları; Kanunların veya Türkiye Büyük MilletMeclisi iç tüzüklerinin veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasa'yaaykırılığı iddiasiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvasıaçabilir.
Anayasa'mızınbu hükümlerinden ilk üç maddesinde doğrudan doğruya parti faaliyetleri olaraksadece parlamento İçkideki faaliyetlerinden bahsedilmekte ve 149. maddedekanunlar aleyhine iptal dâvası açma hakkının son milletvekili seçimine girmişve muteber oyun en az yüzde onunu almış olan partilere tanımakta ve seçimegirmemiş partilere bu hak verilmemiş bulunmaktadır. Çünkü bu partiler henüzsiyasî hayata girmemiş ve demokratik düzende bir fonksiyona sahipbulunmamışlardır.
Bumaddeler, partiler arasında eşitlik diye bir ilke olmayacağının da delilidirler.Partiler Parlamentoda "Güçleri oranında çalışmaya ve divana katılıyor.İptal dâvası içinde aldıkları oy nispetinde hakka sahip olabiliyorlar. Buhaklara, parti oldukları için değil, halk denebilecek bir millet grubunu temsilettikleri için sahip oluyorlar. Partilerin tümü arasında eşitlik, bu maddelerdesaklı Anayasa ruhuna da aykırı düşen bir kabul olarak beliriyor.
Anayasahazırlıklarına ilişkin belgeler
1-Anayasa'mızın 56., 57. maddelerine benzer hükümler taşıyan Federal AlmanyaAnayasa'sının 21. maddesi gereğince hazırlanması gereken Siyasî Partiler Kanunutasarısı için 18 kişilik ilim heyetince düzenlenen rapora göre PartilerKanununa; partilerin tanımlanmasına ilişkin hükümler arasında Milletvekiliseçimine katılma zorunda olduklarının, parlamento içi siyasî iradeninbelirmesine vasıtasız şekilde katılmalarının, güdecekleri siyasî hedef veprogramlarını tesbit etmeleri gerektiğinin, partilerin asgari bir istikrar vesüreklilik ölçüsünü taşımalarına ihtiyaç bulunduğunun, hükümler halindekonulması mütalâa edilmiş ve bunlardan sonuncunun delili olarak da a)Parlamentoda temsil edilmiş, b) Asgarî bir teşkilâta, c) Devamlı bir hukukîkişiliğe" sahip olmaları gösterilmiştir. Yine bu raporun siyasî partileriniç düzeninin demokratik esaslara uygunluğunun sağlanması için gösterilmişbulunan sebepler arasında (2 - partinin mekân bakımından teşkilâtlanması ve herkademeye muhtariyet tanınması) hususu da yer almaktadır. Bu raporda, ayrıcapartilerin Alman Bütçesinden yardım alabilmeleri için parlamentoda üyebulundurmaları koşulu da öngörülmüştür.
İptaledilen 74. maddenin öngördüğü ölçüler, bu ilmî rapordaki esaslara tamamiyleuygundur.
2-Anayasa'mızın hazırlanmasında görev almış bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesiİdarî ilimler Enstitüsünün tasarısında ise "Bugün bütün siyasîbilimcilerin üzerinde anlaştıkları bir keyfiyettir ki siyasî partisiz demokrasiolamaz. Çünkü;
a)Siyasî partiler halk kitlelerinin çeşitli ve dağınık fikir ve özlemlerinindevlet idaresine tesir eden belli prensipler ve programlar halinde belirmesinisağlarlar.
b)Modern devlet idaresine hâkim olması gereken prensipleri halka yaymağa hizmetederler.
c)Memlekette demokrasiyi yürütecek liderleri yetiştirecek bir ortam yaratırlar.
ç)Ehliyetli adaylar göstermek suretiyle seçimlerde isabet sağlamağa hizmetederler.
d)Seçimli devlet organlarındaki üyeleri vasıtasıyle devlet idaresi üzerinde millîmurakabenin sağlanmasına hizmet ederler.
e)Siyasetle ilgiyi taze ve canlı tutarlar, siyasî tecrübeyi artırarak halkıyetiştirirler.
Demokrasidebu esaslı hizmetleri yerine getirecek başka bir mekanizma mevcut değildir...Millî murakabe şarttır. Bu murakabe parlamentoda iktidar partisinin kendisinidenetlemesi ve muhalefet partileri vasıtasıyla yapılır." esasları yeralmaktadır.
YukarıdakiAnayasa metinleri, Anayasa hazırlık çalışmaları, partiler kanununa ilişkinbilim araştırmaları, birleşik olarak partilerin önemine, kanun önünde varlıkkazanmalarını değil partilere düsen hizmet alanındaki varlıklarını esasalmışlardır.
Anayasa'mızın57. maddesi gerekçesinde de Devlet hayatında olağanüstü bir role sahipolan..." ibaresiyle siyasî partilerden bahsedilmekte ve böylece partilerinöneminin, devlet hayatındaki olağanüstü rolleri ile doğmuş bulunduğuaçıklanmaktadır.
c)Mahkememiz kararları :
l-Bu kararımızın birinci bölümünde partilerin niçin önemli oldukları aşağıdakicümlelerle açıklanmaktadır.
"Anayasa'nınsiyasî partilere verdiği büyük önem, onların göreceği işle orantılıdır veyerindedir. Siyasî partiler, 648 sayılı Kanunun birinci maddesinde detanımlandığı üzere toplum ve devlet düzenini, kamu faaliyetlerini, belirligörüşleri yönünden yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışankuruluşlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ve mahallî idarelerseçimleri bu çalışmalarında onların başlıca yollarıdır."
Bucümleler çok açıktır. Partilerin adları ile değil, görecekleri işlerle orantılıolarak önemleri olacağı, partilerin sürekli çalışan kuruluşlar tarzındabulunacakları ve çalışma yollarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği vemahallî idareler üyelikleri açkı gösterilen çabalar olduğu belirtilmektedir.
Demekoluyor ki kararımızın birinci kısmı gereğince partiler, görecekleri işlerleAnayasa'mızdaki büyük önemi kazanırlar ve partilerin çalışmalarının ilk şartı.Büyük Millet Meclisi ve mahallî idareler seçimlerine katılmaktır. Kararın bubölümünün kesinliği ile ikinci bölümündeki büyük küçük, seçime katılsınkatılmasın, parlamentoda üyesi bulunsun bulunmasın bütün partiler devletbütçesinden yapılacak malî yardım yönünden eşit muameleye tabi tutulmalıdırlarşeklinde ki hükmü bağdaştırmak çok güç olmaktadır. Kararın birinci bölümünde,partilerin hangi işleriyle kamu yararı sağladıkları da açıklanmaktadır. Bubölümdeki (Demokrasi düzeninin işleyişi, hatta devletin yönetilmesi yolundakikolaylaştırıcı ve hazırlayıcı bütün bu ve benzeri faaliyetlerin kamu yararınaniteliği, tartışmayı gerektirmeyecek bir açıklıkla ortadadır... Öte yandançalışmalarını üyelerinin olağan yardımları ile sürdürmeyen siyasî partilerparaca güçlü bir takım kişi ve kuruluşların etki ve baskısı altına düşmek vesoysuzlaşmak tehlikesiyle de karşılaşırlar. Böyle bir tehlikeyi devletinyardımı uzaklaştırabilir, yardımda bu bakımdan kamu yararı bulunduğu sözgötürmez." cümleleriyle kamu yararının parti faaliyetleriyle doğacağı vemalî yardımın parti çalışmaları için gerektiği esasları belirtilmektedir.
Karanınızınbirinci bölümü o kadar açıktır ki hangi partilerin Anayasa'mızın 56. maddesininüçüncü fıkrasında öngörülen siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olabileceği veyine hangi partilerin kamuyu yararlı oldukları ve kendilerine yardım gerektiğihususunda başkaca yazmaya ve söylemeye yer yoktur denebilir.
2-306 sayılı Milletvekili Secimi Kanununun 11, 13. maddelerinin iptaline ilişkinolan 1963/171" esas sayılı dâva dolayısıyle verilmiş bulunan 1965/13sayılı kararımızda "... nispi seçim düzeninde önemli olan kişiler değilpartilerdir. Oyların tümüne yakın sayısını partiler toplar. Seçmenin oyunukorumak ve değerlendirmek, bu nedenle de seçime girecek partilerde ve adaylistesinde belirli bir nitelik ve seviye aramak kanunun başlıca kaygusu veereği olmalıdır. Aksi halde bazı şüpheli, serüvenci kimselerin kimi seçimçevresinde parti adı altında bir takım kuruluşlar meydana getirmeleri, vaktindarlığının içyüzlerinin ortaya çıkmasına engel olmasından yararlanarakseçmenleri aldatmaları daima mümkündür ... seçme ve seçilme haklarınıkullanacak kişiler için kanun nasıl bir takım şartlar ve nitelikler arıyorsa,seçime girecek siyasî parti için de gerekli ölçüleri koymuş ve açıklanmıştır.Bu ölçüler, ayırt etmeksizin bütün partileri kapsamaktadır. Bir partininölçülerin işaretlediği seviyeye varmasını engelleyecek sınırlarda konulmuş değildir.Böyle olunca bir üstünlük ve eşitsizliğin sözü edilemez. Bir partinin zamandan,tecrübelerden, geçmiş hizmetlerden, yahut kendi özelliğinden doğmuş birüstünlüğü varsa, bu onun kazanılmış hakkıdır; böyle bir hakkın, hukukîeşitsizlik olarak nitelendirilmesi mümkün değildir ...
Madde56/3- Siyasî partiler ister iktidarda isler muhalefette olsunlar demokratiksiyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymaktadır. Böylece yüce ve şerefli birmevkiin, o oranda yüküm ve sorunları olması gerekir. Partilerin bu yüküm vesorunları karşılayacak niteliklere yöneltmek kanunların başlıca ereğidir. Şuduruma göre de Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası, davacının iddiaettiği gibi, inceleme konusu hükümlerin iptallerine dayanak değil, ancakyürürlükte bulunmalarına gerekçe olabilir ..." denmekle partilerin belirlibir seviyeye ve niteliğe gelmedikçe bazı hakları kullanamayacaklara, yüküm vesorumları ölçüsünde haklara sahip olacakları belirtilmiştir. Bu kararındayandığı esaslarada, karşı olduğumuz bu kararın esaslarına aykırı düşmektedir.
Anayasa'mız56. maddesiyle 648 sayılı Partiler Kanununun 6. maddesi hükümlerine göre siyasîpartiler milletvekilliğine seçilme yeterliğine sahip 15 Türk vatandaşıtarafından kurulur. Kuruluş bildirisinin İçişleri Bakanlığına verilmesi iletüzel kişi kişiliklerini kazanırlar ve serbestçe çalışmaya başlarlar. Buaşamada bulunan partilerle iktidar ve muhalefette yerlerini almış diğerpartiler hiç şüphe yoktur ki kanun önünde eşittirler. Anayasa'ya ve kanunlarasaygılı oldukları sürece devlet bütün partileri ve çalışmalarım korumaklayükümlüdür. Devlet bütçesinden malî yardım nedeni ise ayrıdır. Anayasa'mızın61. maddesi gereğince kamu gelirlerinden harcama yapılabilmesi, ancak kamuhizmetinin görülmesi ve kamu yararının sağlanması için mümkün olabilir.Bunların olmadığı yerde kamu gideri düşünülemez. Bu prensibe göre dehizmetleriyle kamuya yararlı hale gelmeyen partilere kamu gelirlerindenyardımın yapılmaması gerekmektedir. Bir partinin, kanun önünde kurulmuş olmasıile değil, millet ölçüsünde değilse bile onun önemli bir kısmı tarafından tüzükve programının benimsenmesi, üyeleri arasına girilmesi ve onlardan sonra yurdunbirçok yönlerindeki taraflarınca kurulacak teşkilâtın artması iledir ki hizmetpartisi haline gelmesi mümkün olur. Bu çağa gelmeyen partiler, hakları vekanunî nitelikleri ile parti olarak anlaşılsalar bile kamu idaresini etkileme,yönetme ve böylece kamu yararına hizmet etme güçlerine sahip değildirler. Hattayeni kurulan partilerin kamuya yararlı olmaları şöyle dursun, zararlı olmalarıbile mümkündür. Meclis Başkanlık Divanının kuruluşunda ve meclislerinparlamento içi çalışmalarında Anayasa'mızın 84. ve 85. maddeleriyle partigruplarına verilen görev, 56. maddenin üçüncü fıkrası ile belirtilen siyasîpartilerin önemini açıklar. Durumdadır. Demokrasi rejiminin, siyasî partilerçalışması arasındaki denge rejimi olduğu prensibinin gerektirdiği bir kuralnedeni iledir ki parti grupları parlamentodaki bütün teşekküllerde yerlerinialacak, parlamentonun bütün çalışmalarına katılacaklardır. Halkın bütünününistek ve düşüncelerinin mecliste ve meclis çalışmalarında etken olmaları,grupların bu şekilde parlamenter hayata katılmaları ile ve parlamento dışındakihalkın istek ve düşüncelerinin, parti teşkilât kademeleri vasıtasıyla mecliseyansıtılması ile mümkün olacaktır. İktidar ve muhalefetin, yurdun her köşe vebucağındaki teşkilâtları aracılığı ile memleket sorunlarını parlamentoyagetirmeleri ve onun hürriyet dolu havasında kolaylıkla ortaya koyabilmeleriiledir ki halk idaresi gerçekleşebilir. Yalnız parlamento çalışmalarına güçlerioranında katılacaklardır.
Partilerinparlamento içerisindeki temsilcileri ile yapılan çalışmaları, bütünü ile kamugörevi niteliğindedir. Meclisler içinde bulunan parlamenterlerle gruplarınahalkın istek ve düşüncelerini yansıtan parti teşkilât kademeleri ise kamuyararı sağlamaktadır. Birinciler kamu hizmetleri yönünden bütçeden ödenekalırlar, ikinciler de kamu yaran sağladıkları içindir ki kamu giderlerini biraraya getiren bütçeden yardım almaya hak kazanırlar. Kamuya yararlı görevyapmayan ve yurt çapında bu hizmeti yapacak ölçüde henüz teşkilât kurmamış olanpartiler, diğer Partilerle beraber eşit şansa, kanunlar önünde eşitliğe sahipolsalar bile kamu gelirinden yardıma hak kazanmış sayılmazlar. Bunlardan kamuyararını sağlayanlar karşısında, sağlamayanların eşitlik iddia etmeleri, haksızbir istek olmaktan ileri gidemez. Bunun için 74. maddenin iptal edilmişhükümlerindeki, partilerin önceki seçime girme, mecliste üyeleri bulunmasıkoşullarına ve yardım nispetinin parlamentodaki üye sayısı nispetinde olacağınailişkin kurallarında Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı gibi kendilerine yardımedilmeyen partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları durumuna dadüşürmez. Yardımın nedeni yukarıda belirtildiği gibi parti olmak değilpartilere düşen kamuya yararlı görevleri görmektedir. Nasıl yurttaşlar siyasîhaklarını kullanmak için belirli bir yaşa gelmek zorunluğunu taşımakta ve buzorunluluk onları siyasî haktan yoksun tanımak şeklinde kabul edilmemekte isekamuya yararlı olmak için kurulmuş olmasına rağmen hizmet ölçüsünde teşkilâtınıkuramamış, üyelerini toplayamamış ve halkın belirli bir çoğunluğunun düşünce veisteklerini kanalize edememiş olan partilerin yardıma hak kazanmamış sayılmaları,onları demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna getirmez.
Kararımızınbir kısmında "Devlet yardımı yönünden siyasî partiler arasında ayırımyapılmasına gidildimi, değişmez, nesnel ölçüler bulma güçlüğü veya bu türlüölçülerden kaçınma eğilimi zamana ve ihtiyaca göre yeni ölçüler bulup getirmeçabası kendini gösterebilir. Milletvekili genel seçimlerine girmemiş siyasîpartilerin devlet yardımından yararlanabilmesi için 648 sayılı Kanunun geçici4. maddesinin ikinci fıkrasında Millet Meclisinde grupları bulunması koşulubenimsendiği halde 1017 sayılı Kanunda bu ilke bir yana bırakılmış ve yardımdanyararlanabilecek siyasî partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısınınen az yüzde beşine sahip olması ve il ve ilçe merkezlerinin en az üçte birindeparti yönetim kurulunu kurmuş bulunması zorunluluğu hükme bağlanarak ortayayeni bir ilke çıkarılmıştır. Hele nesnel ve değişmez olmayan böyle ölçülerTürkiye Büyük Mîllet Meclisinde oy çokluğunu elde tutan topluluğun dilediğibiçimde, belirli bir siyasî partiyi kayırma, veya güç duruma düşürme yahut buiki ereği birden gerçekleştirme olanağının sağlanmasına yol açar ve devletyardımını keyfiliğe doğru yöneltir. Böyle bir durumun ise siyasî partilerarasında genel olarak ayırım gözetmeyen Anayasa'ya aykırılığı ortadadır."gerekçesine dayanılmaktadır.
Bugerekçedeki anlayışa da siyasî partilere devlet bütçesinden yardımyapılabilmesi için sadece partilerin kanun ölçüsünde kurulmuş olmasıyeterliğine; partilere yardım için onların sosyal ve siyasal erekleri uğrundaAnayasa ve siyasal hukuk ile kendilerine verilen fonksiyonel hizmetleri görmeğebaşlamış olmaları ye kamu yararını sağlamağa başlamaları koşullarınıngerçekleşmesi nedenlerine yer verilmemiş bulunmasına dayanır. Yardım içinsadece kuruluşun yetmediği ve gösterilen koşulların nedenlerinin dayanaklarıgösterilmek suretiyle yukarıda açıklanmıştır. Burada partiler arasında ayırımyapabilmek için nesnel ve değişmez ölçüler bulma güçlüğü ile 648 sayılı Kanunun74. maddesi ile geçici 4. maddesinin re 74. maddenin 1017 sayılı Kanunladeğiştirilen hükümlerinin benimsendiği ölçü-erin nesnel ve kolay değişirolduklarına ve bu yüzden de çoğunluğu elde tutan partinin keyfiliğegidebileceğine ve bu durumun Anayasa'ya aykırı bulunduğuna ilişkin sorunlarınıincelemek gerekiyor.
A)Yazılı maddeler hükümlerine göre siyasî partilere yapılması öngörülen yardımölçüleri nesnel değil midir'
Buhükümlerdeki bir önceki seçime girmiş ve o seçimde kullanılan oyların yüzde beşve daha yukarısını kazanmış olmak, genel seçimlere girmemiş olan partiler içinBüyük Millet Meclisi Üye tam sayısının % 5 ine sahip ve illerle ilçelerin 1/3de parti yönetim kurullarım kurmuş bulunmak gibi koşullar öngörülmüştür. Bukoşullar bir partinin kişiliğine ve her hangi bir partinin özelliğine ilişkinolmadıklarına göre tamamen (Nesnel) objektiftirler. Çünkü partiler her secimsonunda aldıkları oy yönünden seçim tablosundaki yerlerim değiştirecekler, önceaz oy ilanlar sonraki seçimlerde daha çok oy almak suretiyle tablonun üst kısımındayer alabilecekler, il ve ilçelerdeki teşkilâtlarını genişleterek B. M. M. dekiüyelerini artırabilecekler ve böylece 648 sayılı Kanunun 74. maddesiyle geçici4. maddesindeki daha üst yardım alma imkânını sağlayacaklardır. Ölçülerinhiçbirisi partilerden herhangi bir partiyi hedef tutmadığına göre nesnelolduklarından şüphe edilemez. Bu koşullarda iktidar ve muhalefet diye birayırım bulunmadığı gibi kişiliğe ve muayyeniyete götüren bir ölçüdebulunmamaktadır. Bu yönleriyle ölçüler sübjektif ve enfüsi değildir. 1965/13sayılı kararımızın yukarıya alınmış olan gerekçesi bu görüşü perçinlediği gibiAnkara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin siyasî partiler kanunu tasarısı içinverdiği raporun birinci bölümünün sekizinci kısmındaki (Siyasî partilerin kamuhizmet ve tesislerinden faydalanmaları söz konusu olduğu takdirde eşitliksağlanmalıdır. Ancak bu eşitlik mutlak manaya alınmamak gerekir. Zira mutlakeşitlik adalete aykırı düşer o halde bu gibi hizmet ve tesislerden istifadeimkânı, partilerin önem derecesine göre yapılabilir. Bu ayarlama sübjektifölçülere göre değil, meselâ partilerin teşkilât genişliği, bir evvelkiseçimlerde aldıkları oy sayısı, meclisteki temsilci sayısı gibi kolayca tahkikve tesbit edilebilecek objektif ölçülere göre yapılmak gerekir.) beyanda 648sayılı Kanuna hâkim olan ölçülerin objektif (Nesnel) olduğuma, sübjektifbulunmadığını göstermektedir.
Kararımızın,648 sayılı Kanunun 74. maddesindeki ölçüler yanında geçici 4. maddesiyle 74.maddeyi tadil eden 1017 sayılı Kanun hükümlerinde başkalarına yer verilmişolmasını, ölçülerin sık sık ve kolayca değiştirilebilmesinin bir belirtisiolarak kabul etmektedir. Halbuki yeni getirilen ölçüler tamamen nesnel olduğugibi kanundaki noksanları tamamlamak ve haksızlıktan önlemek için getirilmiştir.Gerek geçici madde gerek 1017 sayılı Kanunla getirilen yeni ölçüler 74.maddenin temel nedeni olan, kamu hizmetine katılma, kamuya yararlı hale gelmeprensiplerine sadık kalmış ve partileri keyfilikle değil adaletle koruyanhükümler olarak kabul edilmiştir. Bütün dünya da çok yeni olan partiler kanundaeksiklikler bulunacak, objektif (Nesnel) ölçülerle tamamlanma yolunagidilecektir. Geçici 4. madde ile 1017 sayılı Kanun hükümlerinde belirlipartiyi hedef tutan ve diğer partilerin o duruma gelmelerini önleyen hükümlerbulunmamakta olduğundan değişiklikler hu yönden sakıncalı değildir. AlmanSiyasî Partiler Kanunu için bir ön tasarı hazırlanmak üzere kurulmuş bulunan 18kişilik ilim heyeti tarafından kaleme alınmış ve 9/8/1957 tarihinde yayınlanmışbulunan raporun partilerin finansumanı bahsinde ilke olarak; a) Partilerinparlamentoda temsilcilerinin bulunması, b) Bütçedeki tahsisatın yüzde beşininparlamentoda temsilcisi bulunan her partiye verilmesi ve geri kalan kısmınınparlamentodaki sandalyeleri ölçüsünde partilere dağıtılması esaslarının yeralması da görüşümüzü desteklemektedir.
B)Hukukta ve sosyal bilimde değişmez kural ve ölçüsü bulunabilir mi'
19ve 20. asırlarda bilim alanının en değişmez kurallarına sahip oldukları sanılanfizik ve matematik bilimlerinde bile kurallar sarsılmıştır. Sosyal bilimde vehukukta ise değişmez esastır, değişmezlik değil, toplumun ilerleme ve gelişmesiile birlikte kural ve ölçülerin değişeceği, bu alanlarda esas olarak kabuledilmiştir. Sosyal hayatı belirli ölçü ve kurallara bağlamak toplumugelişmekten alıkoymak olur. Bu nedenle 648 sayılı Kanunla sağlanmaya çalışılansiyasî partilere yardım ölçülerinde (Değişmezlik) aranması hukuk ve sosyalbilim gereklerine aykırı düşer.
C)Yazılı kanunlardaki ölçüleri değiştirmek suretiyle çoğunluk partisi keyfiliğegidebilir mi'
Büyükpartilerin keyfiliğe gidebileceğini ummak bugün için bir tahmindir. Kötütahminler her iktidar, devlet organları ve sorumlu kişiler için her zamandüşünülebilir. Düşünülmüş ve gözde tutulmuş olduğu içindir ki Anayasa'ya vediğer kanunlara önleyici, yasaklayıcı, cezalandırıcı hükümler konmuştur. Kötüyekullanma tahmini vardır diye ne devletten ne de devleti yöneten demokratikiktidardan, ne devlet organından ve ne de yetkilerinin kötüye kullanılması çoktehlikeli sonuçlar doğuracak büyük görevlerle yükümlü kişilerin atanmasındanvazgeçilmiştir. Keyfilik, genel hukuk kurallarına, Anayasa'ya, idare hukukunave tüm hukuka aykırıdır. Böyle bir tasarruf gerek B.M.M. den ve gereksehükümetten gelsin, hukukun önleme düzeni derhal harekete geçer ve kötüyekulanma şeklindeki tasarrufu ortadan kaldırır. Hukuk devletinde keyfiliğin yeriyoktur. Anayasa'mız tümü ile (Hukuk devleti) esasını kabul etmiş ve keyfiliğidışarıda bırakmıştır. Bu Anayasa ve hukuk düzeni içinde keyfilik tahminî ilebir kanun hükmünün iptali gerekmez. Her yetkinin, her hürriyetin ve her hakkınkötüye kullanılmaz mümkündür. Böyledir ve böyle olabilir diye Anayasa'nıntitizlikle üzerinde durduğu tabir caizse titrediği bu hak ve hürriyetlerisağlayan maddelerin Anayasa ve hukuk düzeninden çıkarılması gerekmediği gibi.
Çoğunlukpartisinin keyfiliğine set çekecek kuvvetli hukuk çemberi vardır. Bunlarınbasında parlamento içindeki denetim, parlamento dışı demokratik kuruluşlardenetimi ve yargı denetimi gelir. Bu denetimler iyi işlediği sürece devlethayatında keyfilik yer alamaz.
Kararınkatılmadığımız son kısımlarında "Dâva konusu 1017 sayılı Kanunun birincimaddesinde öngörülen ve 500.000 liradan başlayarak 3.500.000 liraya kadaryükselebilen yardım parasının ne gibi esaslara göre bu miktarlar üzerindenbelirttiği ne metinde ne de gerekçede belirtilmediğinden söz konusuaşamalandırmadan doğan ayırımın hakli nedenlere dayandığı belli olmadığı gibi,bu paraların harcama biçimi ve yerleri de belirli koşullara bağlanmış değildir.Şu durumu ile partilerin herhangi bir ihtiyacına serbestçe tahsis edilebilecekolan devlet yardımı ilerde kanun değiştirmeleri ile bugünkünün 5-10 katına daçıkarılabilir. Yukarıda da açıklandığı üzere siyasî partilere devletçe yardımedilmesinin Anayasa'ya aykırı olmaması bu paraların kamu giderleri arasında yeralabilmesine bağlıdır. Bu da ancak yardım paralarının siyasî partilerin kamuyararlarına ait olan faaliyetlerine harcanması ile sağlanabilir. Siyasîpartilerin çeşitli işleri ve giderleri vardır. Bunların hepsinde kamu yararıbulmak mümkün değildir. Birinci madde ise herhangi bir sınırlamaya yervermediği için devlet yardımının siyasî partilerin kamu yararına olmayan iş vehizmetlerine harcanması olanağı ve olasılığını taşımaktadır. Dâva konusu hükmünbu yönü ile de Anayasa'ya uygunluğu düşünülemez" denmektedir.
Kararınyukarıdaki kısmında da belirtildiği gibi partilere yardım partilerin kamuyararına olan faaliyetleri dolayısiyle verilecektir. Kamu yararına çalışan bumüesseselerin hizmetleri artar ve bu hizmetlerinin yapılması daha fazla ödeneğigerektirir ve devlet bütçesi de buna müsait olursa elbette ki kamu yaran namınapartilere daha geniş yardım yapılacaktır. Bu yardımı daraltmak kamu yararınaolan hizmetleri kösteklemek olur. Ölçüsü ise akıl ve mantık, hizmetin gereği vedevlet bütçesinin imkânlarıdır. Her kanunda olduğu gibi bu ödenek tahsisi demeclis içindeki iktidar ve muhalefet partileri denetimine ve parlementodışındaki hür basın ve kamu kuruluşları denetimine tabi olacaktır. Kararınbirinci kısmında siyasî partiler (Toplum ve devlet düzenini, kamufaaliyetlerini, belirli görüşleri yönünde yönetmek, denetlemek ve etkilemek cinsürekli çalışan kuruluşlar...) olarak gösterilmektedir. Bu ölçüde geniş veşümullü bir görevin yapılması için nelerin yapılmasını ve nelerin yapılmamasınıkestirmek çok zordur. Bu hizmetler için binalar kadar onların düşünmesine,teshinine ve yine onlar kadar yurt içinde dolaşmaya ve hizmet için dolaşanlarınyiyip içmelerine, basınla ve diğer araçlarla yapılan propagandalara ilişkin ilkbakışta akla gelen pek çok ihtiyaçlar vardır. Bunları saymak mümkün olmadığıgibi bu hizmetler için yapılan harcamaların hangisinin kamu yararı içinde veyadışında olduğunu kestirmek de zordur.
İşteburadadır ki partilerin bu geniş çalışma alanında yaptıkları harcamalarınhangisinin kamu yararına olduğunu veya olmadığını kestirmek ve bunları kanunlabelirtmek imkânsızdır. Bunların Anayasa Mahkemesince parti hesaplanincelenirken ayıklanması en doğru yol olacaktır. Kanunda bu yöne ilişkinbelirtici hükümlerin bulunmamasında iptal nedeni olamaz .
Literatürverilerine, Anayasa hüküm ve gerekçeleriyle Anayasa'yı hazırlayan ilimheyetleri görüşlerine ve siyasî partiler kanunu tasarıları için raporhazırlamış Alman İlim Heyeti raporuna, Mahkememizin 1965/13 sayılı kararıylaikinci bölümüne karşı olduğumuz bu kararın birinci kısmına dayanan ve yukarıdakısaca deyinilmiş olan nedenlerle iptal kararının dayandığı devlet yardımındasiyasî partiler arasında ayırıma gidilmesi, yardımın istinat ettiği kapsamıdışında bırakılmaları, demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumunadüşürür. Böyle bir tutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56) uyuşmasımümkün değildir" görüşüne ve kararın yukarıda yazılı diğer kısımlarınakatılmıyoruz.
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
İ. Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Halit Zarbun
KARŞIOY YAZISI
Birsiyasî partinin toplum ve devlet düzenini kamu faaliyetlerini belirli görüşleridoğrultusunda yönetmesi denetlemesi ve etkilemesi, kamu hizmeti niteliğinitaşar. Ancak bu hizmetin yerine getirilmesi o siyasî parti mensuplarınınTürkiye Büyük Millet Meclisine, Hükümete ve mahallî idarelerin seçimle işbaşına gelen kuruluşlarına girmeleriyle başlar ve bu mensupların aracılığı ilegerçekleşir. Hizmetleri görenlere ise, hizmetleri karşılığı olarak, devletçe vemahallî idarelerce para ödendiği de bilinmektedir.
SiyasîPartilerin, mensuplarının toplum ve devlet düzenini, kamu faaliyetleriniyönetme, denetleme işlerinde görev alabilmeleri için yaptıkları sürekliçalışmalarda ise mensupların kişisel yararları ön alanda yer tutar. Buçalışmalarda bir kamu yararı varsa meydana gelişi uzak ve dolaylı yoldandır;ikinci, üçüncü derecede bir yan üründe olduğu gibidir. Niteliği böyle olan birkamu yararının özel kesim fabrikalarının veya gazetelerin çalışmalarında dabulunduğu ileri sürülebilir. Böyle bir fabrikanın yahut gazetenin çalışmalarıiçin harcayacağı para nasıl kamu gideri olarak nitelendirilemezse siyasîpartilere yapılacak yardımların da kamu giderleri arasında yer alabilmesidüşünülemez.
Anayasa'nınsiyasî partileri, ister (iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratiksiyasî hayatın vazgeçilmez unsurları sayması (Madde 56/3) siyasî partilerin,özellikle bunlardan muhalefette olanların güvence altında bulunmadıktan eskigünlerin acı tecrübelerinden geçilerek varılmış bir ilkedir. Ancak bu hükümün,devlet yardımıyle bir takım sunî partilerin ortaya çıkarılması veya ayaktatutulması yo i ı roda bir talimat olarak değerlendirilmesi ve yorumlanmasıyanlış, isabetsiz olur. Anayasa koyucu, devletin belirli alanlarda tedbirleralmasını gerekli gördüğü hallerde açık ve kesin talimat verme yoluna gitmiştir.Anayasa'nın birçok maddelerinde (Söz gelimi 10/2, 22/2, 30/5, 35/2, 37/1, 40/3,41-2 42/2, 45, 48, 49, 50. 51, 52.) bu tutumun örnekleri görülmektedir. SiyasîPartilere devletçe para yardımı yapılmasını zorunlu bulsaydı. Anayasakoyucusunun, hele 61. maddenin engelleyici hükmü karşısında, bu konuyu özel birhükümle düzenliyeceğine şüphe yoktur.
Çalışmalarınıüyelerinin olağan yardımlariyle sürdürmeyen siyasî partilerin paraca güçlü birtakım kişi ve kuruluşların etkisi ve baskısı altına düşerek soysuzlaşmatehlikesiyle karşılaşacakları yolunda söylenebilecekler devletçe para yardımıyapılabilmesi halinde de ileri sürülebilir. Böyle bir durumda etki ve baskınıniktidar partisi yönünden gelebileceğini ve bu tehlikenin ötekinden daha hafifsayılamayacağını kolayca savunmak mümkündür. Siyasî parti, her şeyden önce birinsan topluluğudur. Partiyi yaşatacak, geliştirecek olanlar da o partiningörüşlerine inanmış, bağlanmış kimselerdir. Devlet yardımıyle siyasî partikavramının birbiriyle bağdaşamayacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Özetlemekgerekirse : Siyasî partilere devletçe yapılacak para yardımının kamu giderleriarasında yeri olamaz. Anayasa'nın 61. maddesi ise herkesin kamu giderlerinikarşılamak üzere malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu hükmebağlamıştır. Anayasa'nın sözü gecen 61. maddesine dayanılarak kanunlarlakonulmuş malî yükümlerden elde edilen paralardan bir bölümü ile siyasîpartilere yardım edilebilmesinin olanağı ve Anayasal desteği yoktur. Yardımyalnız kanunda öngörülen biçimi yönünden değil, ilke bakımından da Anayasa'yaaykırıdır. 1968/26-1969/14 sayılı ve 18, 19 Şubat 1969 günlü kararın III/lsayılı bölümüne bu nedenlerle karşıyız.
Üye
Avni Givda
Üye
Ahmet Akar
Üye
İhsan Ecemiş
MUHALEFETŞERHİ
Anayasa'mızın61. maddesine göre vergiler, kamu giderlerini karşılamak için toplanmaktadır.Bu bakımdan devlet gelirinin esasını ve Anayasa'nın 126. maddesinde sözü edilenDevlet Bütçesinin kaynağını vergiler teşkil ettiğine göre devlet harcamalarınında kamu hizmeti alanlarına yapılması zorunludur. Bu sebeple, siyasî partilere(Yardım) veya başka adlarla karşılıksız bir Ödeme yapılabilmesi için siyasîpartilerin kamu hizmeti gören birer kamu kurumu olduklarını veya hiç değilsekamu yararına hizmet yaptıklarını kabul etmek gerekmektedir.
HalbukiAnayasa'nın 56. maddesinde de belirtilmiş olduğu üzere siyasî partiler, bellisiyasî düşünce ve maksat etrafında birleşen vatandaşların serbestçe kurduklarıveya girip çıktıkları kuruluşlardan ibarettirler. Derneklerden farkları, siyasîalanda faaliyet göstermelerinin esas amacı teşkil etmekte olmasıdır. Devletinhiç bir müdahalesi olmaksızın gayelerini ve çalışma usullerini serbestçekendileri düzenlerler. Devlet hayatındaki etkilerinin derneklerle kıyas kabuletmiyecek derecede büyük olması, bu iki kuruluşun hukukî bünyelerindekibenzerliği bertaraf edemez.
Açıklananbu nitelikleri göz önüne alınacak olursa, siyasî partileri birer Kamu Kurumuolarak kabul etmenin mümkün olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
Öteyandan, siyasî partileri, kamu yararına hizmet eden birer kuruluş olarak saymakda mümkün, değildir. Zira siyasî partiler, yukarıda, da açıklandığı üzere,kişilerin, memleket yararına saydıkları özel, siyasî, sosyal ve ekonomik, düşünceleriniuygulama alanına sokabilme ve yurt yönetimine o istikameti verebilme çabasınınbir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bu fikirlerin memleket yararına olupolmadıkları kesin değildir, hatta münakaşalıdır. Nitekim bir siyasî partiningörüşünü, aksi kanaattaki vatandaşların kurduğu bir diğer siyasî parti veyapartiler yurda faydasız, hatta zararlı sayabilirler.
Büyükvatandaşlar toplulukları ve bunların meydana getirdikleri siyasî partilertarafından kamuya yararlı olmadıkları ve hatta bazı hallerde zararlıbulundukları tartışılan siyasî parti çalışmalarında kamu hizmeti niteliğigörülmesi veya bunların kamu yararına hizmet etmekte olduklarının öne sürülmesimümkün değildir.
Kamuhizmetleri, Anayasa ilkelerinin yön verdikleri alanlarda kanunlarladüzenlenirler, siyasî partiler mensupları bu düzenlemede resmî şekilde yeraldıkları müddetçe kamu hizmetine katılırlar ve esasen bu durumda olanlarınşahsî emeklerinin ücretleri de mevcut mevzuat ile karşılanmış bulunmaktadır.Bunun dışında siyasî partilerin, ne kamu kurumu sayılması, ne de doğrudandoğruya kamu hizmeti veya kamuya yararlı hizmet gördüklerinin kabul edilmesimümkündür.
Anayasa'dasiyasî partilerin ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, demokratikhayatın vazgeçilmez birer unsuru sayılmış olmalarının, bunları iktidarlarıkanunî veya fiilî saldırılarına karşı korumak ve yaşamalarını Anayasa güvenliğialtına almak maksadından öteye bir manası yoktur. Bu gerçek, Anayasa'nın 56. ve!7. maddelerine ait gerekçelerde açıkça görülmektedir.
Anayasa'mızsiyasî partilerin, bünyeleri icabı olarak, yurt zararına faaliyetlere deelverişli birer kuruluş haline gelebileceklerini öngörmüş ve bu gibi hallerdeanların Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılacakları ilkesini koymuştur.(Anayasa, madde : 19, 57) Bu türlü faaliyetlerde bile bulunabileceklerinAnayasa'nın kendisi tarafından öngörülmüş bulunan siyasî partiler, Devletbütçesinden besliyerek bu çeşit hareketlere vatandaştan alınan vergilerleolanak ve ortam hazırlanmasını, Anayasa'nın açık hükümleriyle olduğu kadar ruhuile de bağdaştırmağa imkân yoktur.
GerçiAnayasa'mız, çok partili bir demokratik düzeni öngören bir Anayasa'dır. AncakAnayasa'nın değer ve önem verdiği partilerin, gerçek anlamda siyasî partiolmaları, yani ortak siyasi düşünceye sahip yurttaşların samimî çabalariylemeydana getirdikleri ve kendi öz kaynaklariyle ve çalışmalariyleyaşatabildikleri birer kuruluş niteliğinde bulunmaları zorunludur. Yoksa adlan"siyasî parti" olmakla beraber Devlet yardımlarıyle ayakta durabilenve bu hüviyetleriyle de yurttaş desteğinden mahrum sunî kuruluşların,Anayasa'nın öngördüğü demokratik nitelikte siyasî partiler olarak benimsemekdoğru değildir.
Yukarıdakinedenlerle siyasî partilere Devlet bütçesinden mümkün olmadığından kararın bukısmına muhalifim.
Üye
Muhittin Gürün