ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1968/34
Karar Sayısı:1969/55
Karar Günü:14/10/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:22.7.1970/13556
İtirazdabulunan: Afyon İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi).
İtirazınkonusu: Çeşitli Teadül ve Teşkilât Kanunları ile Diğer Kanunlarda Mevcut Aylıkve Ücret Tutarlarının Değiştirilmesi hakkındaki 29/2/1959 günlü 7244 sayılıkanunun 5. maddesinin Anayasa'nın 12., 45. ve 47. maddelerine aykırı bulunduğuyolunda davacı tarafından ileri sürülen iddianın mahkemece ciddî olduğukanısına varılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 151. maddesi uyarınca AnayasaMahkemesine başvurulmuştur.
l- OL A Y :
DavacıTürkiye Genel Hizmetler işçileri Sendikası (genel iş) nın Afyon BelediyesiBaşkanlığına karşı açtığı, davacının görev bakımından işçi niteliğindeolduğunun ve adı geçen sendika ile Afyon Belediyesi arasında yapılmış olan29/11/1966 günlü toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakkı bulunduğununsaptanmasına ilişkin, Afyon ikinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 1966/658 esassayısını almış bulunan, dâvanın yapılan yargılaması sonunda davacının işçisayılmasına ve Genel İş Sendikası ile belediye arasında yapılan toplu işsözleşmesinden yararlanmaya hakkı bulunduğuna. 13/3/1967 gününde kararverilmiştir. Bu hüküm Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, "Sendikaya kayıtlıbazı üyelerin işçi niteliğinde olduklarının tesbitine ilişkin hüküm fıkrasıdoğru isede, davalı taraf toplu iş sözleşmesinden faydalandırılmaları istenenhizmetlilerin 7244 sayılı Kanuna tabî olduklarım savunmuştur. Toplu işsözleşmesi, bir özel hukuk ilişkisi olmak bakımından taraflarca kapsamıserbestçe tayin edilebilir. Ancak kararlaştırılan hükümler kanunların emredicikurallarına aykırı olmamak gerekir. 7244 sayılı Kanunun 5. maddesinin dördüncüfıkrası hükmü ile, memurlara tanınmayan hak ve menfaatlerin hizmetliler için dekabul edilmiyeceği esası konulmuştur. Bununla beraber aynı maddenin beşincifıkrası uyarınca bunlardan işçi niteliğinde bulunanlar için hizmetingerektirdiği giyecek ve yiyecek sağlanabilir. Görüldüğü gibi bu madde ile işçiniteliğinde olanlara sağlanabilecek hak ve menfaatlerin en yüksek sınırı belliedilmiştir. O halde, 7244 sayılı statüye bağlı olup işçi niteliğindebulunanlara tanınacak haklar anılan kanunun sınırlandırıcı hükümleri içindedüşünülmek gerekir. Mahkemece bu yönün gözönünde tutulmamış olması yasayaaykırıdır." denilerek bozulmuştur. (29/6/ 1967 günlü karar.)
Davacı,bozmadan sonra yapılan duruşma sırasında (29/4/1968 günlü oturum) Anayasa'yaaykırılık iddiasında bulunmuş, mahkeme de ayrı oturumda bozmaya uyduktan sonra,iddianın ciddî olduğu kanısına vararak, Anayasa Mahkemesine başvurulmasına vedâvanın geri bırakılmasına karar verilmiştir.
III-KANUN METİNLERİ :
l-İptali istenen kanun hükmü :
İtirazkonusu 7244 sayılı. Çeşitli Teadül ve Teşkilât Kanunları ile Diğer KanunlardaMevcut Aylık, Ücret Tutarlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 7/12/ 1967günlü ve 934 sayılı kanunla değişik 5. maddesi şöyledir:
(Madde: 5- 30/6/1939 tarihli ve 3656 sayılı kanunun 19., 3/7/1939 tarihli ve 3659sayılı kanunun 10. ve 17/7/1944 tarihli ve 4620 sayılı kanunun 7. maddelerişümulüne giren hizmetlilerin derece ve ücretleri aşağıda gösterilmiştir.
............................................
...........................................
Hizmetlikadrolarında istihdam edilenlere verilecek ücret, emekliliğe esas ücretderecelerinin üç yukarı derece ücretini geçemez.
Memurlariçin kanunen tanınmamış olan hak ve menfaatler hizmetliler için de kabuledilemez .
Ancakbunlardan İş Kanununa göre işçi vasfında bulunanlar için hizmetin gerektirdiğinisbette giyecek ve yiyecek temin olunabilir.)
2-Dayanılan Anayasa hükümleri:
(Madde12- Herkes, dil, ırk cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.)
(Madde45- Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve insanlık haysiyetine yaraşırbir yaşayış seviyesi sağlamalarına elverişli adaletli bir ücret elde etmeleriiçin gerekli tedbirleri alır.)
(Madde47- İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarınıkorumak veya düzeltmek amacı ile toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grevhakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunladüzenlenir.)
IV-İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 6/6/1963 gününde Başkan İbrahimSenil, Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol,Feyzullah Uslu, Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, HakkıKetenoğlu, Sait Koçak, Avni Gİvda, Recai Seçkin, Halit Zarbun, Ziya Önel veMuhittin Gürün'ün katılmalariyle yapılan toplantıda, Afyon 2. Asliye HukukMahkemesi Yargıtay'ın bozma kararından sonraki tutanak örneklerini göndermediğigibi, kendisi davacının ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddîolduğu kanasına götüren görüşünü açıklayan karar örneğini de göndermediğindenve 7244 sayılı Yasanın hangi nedenlerle Anayasa'nın 47. maddesine aykırı olduğukonusunda Mahkemenin görüşü başlıklı tarihsiz yazı ise karar niteliğitaşımadığından mahkemenin 44 sayılı Kanunun 27. maddesi hükümlerini gözönündetutarak yukarıda belirtilen eksiklikleri tamamlaması için dosyanın geriçevrilmesine tutanaklar konusunda oybirliğiyle öteki konuda üyelerden İhsanKeçecioğlu'nun karşı oyu ile ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Afyon2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/6/1969 günlü ve 1967/432 sayılı yazısı ilebirlikte gelen kâğıtlara göre eksikliklerin tamamlandığı anlaşıldığından işinesasının incelenmesi, 9/7/1968 gününde oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.
V-ESASIN İNCELENMESİ :
İtirazınesasına ilişkin rapor, Mahkemenin gerekçeli karan ve dosyada bulunan kâğıtlar,Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükümleri, iptal istemine dayanakgösterilen Anayasa maddeleri ve konu ile ilgili öteki metinler ve bunlarailişkin gerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü :
1-Mahkemenin, itiraz konusu hüküm için kullandığı "7244 sayılı Kanunun 5.maddesi" deyimi ile hangi maddeyi kastetdiği sorunu :
Busorunun ilk önce tartışma konusu yapılarak bir karara bağlanması gerekligörülmüştür. Afyon 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin dâvanın açıldığı gün ilemahkemece verilen hükmün Yargıtay'ca bozulduğu 29/6/1967 gününde, 7244 sayılıve 29/2/1959 günlü (Çeşitli Teadül ve Teşkilât Kanunları ile Diğer Kanunlarda MevcutAylık, Ücret Tutarlarının Değiştirilmesi hakkında Kanun) nün 5. maddesininyürürlükte olduğu, mahkeme hükmünün Yargıtay'ca bozulmasından sonra yapılanduruşma sırasında davacı tarafın Anayasa'ya aykırılığı ileri sürdüğü vemahkemenin de iddianın ciddî olduğu kanısına vararak Anayasa Mahkemesinebaşvurulmasına karar verdiği 29/4/1968 gününde ise maddenin 7/12/1967 günlü ve934 sayılı Kanunla değiştirilmiş bulunduğu, ancak bu değiştirmede itiraza konuolan ilkelere dokunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacıtaraf, Anayasa'ya aykırılık iddiasında 7244 sayılı Kanunun 5. maddesini ilerisürdüğü gibi, mahkeme de Anayasa Mahkemesine başvurma kararında itiraz konusukanun metni için kesin olarak "7244 sayılı Kanunun 5. maddesi"deyimini kullanmış ve böylece mahkemenin, bu deyimle Anayasa'ya aykırılıkiddiasının ciddî olduğu kanısına vardığı günde yürürlükte bulunan 7244 sayılıKanunun 7/12/1967 günlü ve 934 sayılı Kanunla değişik 5. maddesini kastetmişolduğunun kabulü ile itirazın incelenmesi gerektiğine, üyelerden CelâlettinKuralmen, Halit Zarbun ve Ziya Önel'in, karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile kararverilmiştir.
2-7244 sayılı Kanunun 7/12/1967 günlü ve 934 sayılı Kanunla değişik 5. maddesininşekil yönünden iptali gerekip gerekmediği sorunu :
İtirazkonusu 5. maddenin Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edildiği tarihlerdeMillet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi dolayısiyle kanun şekilyönünden iptali gerektiği hususu davacı ve mahkeme tarafından Anayasa'yaaykırılığa ilişkin gerekçelerde ileri sürülmemiş ise de, 44 sayılı Kanunun 28.maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi, kanunların ve yasamameclisleri içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafındanileri sürülen gerekçelere dayanmağa mecbur değildir. Mahkeme, istekle bağlıolmak kaydıyle başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir. Bunedenle şekil yönü kurulca kendiliğinden incelenmiştir.
İptaldâvasına esas olan 934 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülüp kabuledildiği sırada görevli Başkanlık Divanına Türkiye İşçi Partisi Grubundan üyealınmamış olduğu görülmektedir. Bu divan, Anayasa Mahkemesince 21/2/1963 günlü,esas 1967/6, karar 1968/9 sayılı kararla iptal edilen 1/11/1966 ve 2/11/1966günlü Meclis kararları uyarınca kurulmuştur.
AnayasaMahkemesinin az önce anılan 27/2/1968 günlü kararında belirtildiği üzere,Başkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin Millet Meclisi kararı, içtüzük kuralıkoyma niteliğinde bir karardır. Ve bundan dolayı Anayasa'nın 84. vs 85.maddeleri kapsamına girmektedir.
Dâvakonusu 7/12/1967 günlü ve 934 sayılı Kanun 28/5/1967 den 18/7/1967 ye değingeçen dönem içinde Millet Meclisinde görüşülmüş bulunmaktadır. AnayasaMahkemesinin iptal karan ise, 28/2/1968 de verilmiş olup Anayasa'nın 152.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasına göre iptal karan, geriye yürümiyeceğigibi mahkemece iptal edilen kanun veya içtüzük, karar verildiği gün yürürlüktenkalkar. Bu Anayasa kuralları uyarınca 27/2/1968 de iptal edilmiş bulunan MilletMeclisi kararının geçersiz duruma girmesi, o günden başlamıştır. Bu iptalindaha önceki bir dönemde Millet Meclisince kurulmuş bulunan Millet MeclisiBaşkanlık Divanıma hukukî durumu üzerinde herhangi bir etkisi olacağını kabuletmek, iptal kararını geriye yürütmek anlamına gelir ki böyle bir anlayış azönce belirtilen Anayasa ilkeleriyle bağdaştırılamaz. Bu nedenlerle BaşkanlıkDivanının Türkiye İşçi Partisi Grubundan üye alınmaksızın kurulmuş olmasının,inceleme konusu Kanunun iptalini gerektirmediğine karar verilmelidir.
ŞerefHocaoğlu, Fazlı Öztan, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akarbu görüşe katılmamışlardır.
3-7244 sayılı Kanunun, 934 sayılı Kanunla değişik 5. maddesinin esas yönündenAnayasa'ya aykırılığı sorunu :
İptaliistenen 5. maddenin Anayasa'ya aykırı olup olmadığının belli edimesi, bumaddedeki "hizmetliler" deyimine verilecek anlama ve bu maddenin İşKanununa göre işçi niteliğinde olanları kapsayıp kapsamadığının açıklığakavuşturulmasına bağlı bulunmaktadır.
Sözügeçen 5. maddede anılan hizmetliler, birinci fıkrada yazılı olduğu üzere, 3656sayılı Kanunun 19., 3659 sayılı Kanunun 10. ve 4620 sayılı Kanunun 7.maddelerinde belirtilen ve hizmetli kadrolarında çalışan kimselerdir.
Anayasa'yaaykırılık ileri sürülmüş bulunmasına göre, ilk önce 5. maddedeki hizmetlilerdeyiminin. Anayasa açısından anlamının araştırılması gerekmektedir. Anayasa'nın46. maddesi sendika kurma hakkı yönünden bir tanımlama yaparak sendika kurmahakkına sahip olanları çalışanlar ve işverenler adı altında ve birbirininkarşıtı olmak üzere iki grupta toplamış ve genel nitelikte"çalışanlar" deyimi içine giren kamu hizmeti görevlilerini de işçiniteliği taşıyan ve işçi niteliği taşımayan olmak üzere ikiye ayırarak sendikakurma hakkına bu iki guruba göre farklı biçimde düzenlemiştir.
Anayasa'nın117. maddesi de, maddede yazılı nitelikte görevlerin memurlar eliylegörüleceğini bildirmiştir. 46. ve 117. maddelerden çıkan anlama göre memurlar,işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinden bir bölümünüoluşturmaktadır.
Anayasa'nın46. maddesi, memurdan söz etmediği gibi, 117. maddeye bir göndermedebulunmamış, aynı suretle 117. madde de 46. maddeye herhangi bir göndermeyapmadan, memuru tanımlamamakla birlikte, onun gördüğü hizmetin niteliğinibelirtmiştir.
Şuhalde 117. maddedeki memur sözü ile 46. maddedeki işçi niteliğini taşımayankamu hizmeti görevlisi deyimi, .aynı zümreyi anlatan eşdeyimler değildirler.işçi niteliğini taşımayan bütün kamu hizmeti görevlilerin memursayılamayacakları gibi, memur niteliğinde olmayan bütün kamu hizmetigörevlileri de işçi sayılamazlar. Anayasa'da işçi, memur ve işçi niteliğitaşımayan kamu hizmeti görevlileri kavramlarının, ayrı ayrı söz konusu edilmişolması, bunların birbirinden ayrı nitelikte olduklarının kabul edildiğinigösterir.
Memurdeyimi içine giren kamu hizmeti görevlilerinin, işçi niteliğini taşımadıklarıaçıktır. Ancak, memur deyimi içine girmeyen ve işçi niteliği de bulunmayan kamuhizmeti görevlileri kimlerdir. Diğer bir deyimle, memurlar dışındaki kamuhizmeti görevlilerinden işçi niteliğinde olanlarla olmayanlar nasıl belliolacaktır. Bunun anlaşılabilmesi için önce kimin kamu hizmeti görevlisisayılması gerektiği araştırılmalıdır.
Kanunladüzenlenen bir kamu hizmetini yürüten bir kuruluşta, cinsi ne olursa olsun,sürekli bir görev yerine getiren herkes, sonuç bakımından o kamu hizmetinin tamolarak yürütülmesine katılmış bulunduğundan kamu hizmeti görevlisisayılmalıdır.
Anayasa,ne gibi hizmetleri görenlere memur denileceğini belirtmiş fakat kamuhizmetlerinden hangi nitelikte olanları görenlerin işçi niteliğinde olacağıhakkında bir işaret vermemiştir. Bu duruma göre kamu hizmeti görevlilerindenkimlerin işçi sayılacağı sorununun çözümlenmesi için şu görüşler önesürülebilir:
l-Yasalara göre işçi tanımlanması; kamu hizmeti görevlilerinden durumlaryürürlükteki yasaların işçi tanımlamasına uyanlar, işçi sayılmalıdır. Ancak bu,nesnel bir esas değildir. Yasa koyucundan yasa koyucuya ve dolayısıyla buyasaları meydana getiren iktidar partilerinin veya onlarla aynı düşüncede olandiğer partilerin anlayışına göre işçi tanımlaması değişmektedir. Nitekim bizdeeski İş Kanunu ile yeni İş Kanununun işçi tanımlaması arasında büyük ayrılıkvardır. Böyle her zaman değişebilecek esasa dayanılınca Anayasa'nın 46.maddesinde yer alan temel hak, bu niteliğini yitirir ve bugün bu haklardanyararlanan bir zümre, ertesi gün tanımlama değişmekle bu haklardan yoksun kalırve bu durumda Anayasal denetimde yapılamaz hale gelir. Zira kanun ne derse onunkabulü gerekir. Bu nedenle de nesnel ve değişmez bir esasa yönelmek zorunluolur.
II-Sosyal değerlemeye göre işçi tanımlaması :
Bununiçin toplumun, kimi işçi sayıp kimi saymadığının araştırılması ve özel sektörhizmetleri ile kamu hizmetlerinde görev alanlar arasında bir ayırım yapmaktabulunup bulunmadığının üzerinde durulması gerekmektedir.
Bugün sosyal değerlemeye göre, özel sektörde çalışanlar, genel olarak işçi diyetanımlanmaktadır. Kamu sektöründe çalışanlar ise,
a-Aslî ve sürekli görevlerde çalışanlar (memurlar),
b-Yardımcı fakat sürekli görevde çalışanlar (hizmetliler) olmak üzere iki bölümeayrılmışlardır. İşte (a) bölümündekiler Anayasa'nın 117. maddesinde sözü edilenmemurlardır. Bunlar aynı zamanda Anayasa'nın 46. maddesinde bildirilen, işçiniteliğini taşımayan, kamu hizmeti görevlilerinin bir kısmıdır.
(b)bendindeki yardımcı fıkra sürekli görevlerde çalışanlar ise 46. maddede anılan,işçi niteliği taşımayan, kamu hizmeti görevlileridir. Bunlar nitelikleribakımından iki guruba ayrılabilirler.
1)Bir kısım memurlar tarafından görülen hizmetlere çok yakından yardım ederler.Bunların çalışması olmaksızın memurların hizmeti yürütmesi mümkün değildir .
2)Diğer bir kısmı ise hizmetle uzaktan ve dolaylı olarak ilgilidirler. Bunlar,çalışma koşullan ve biçimleri bakımından özel sektörde çalışan işçilerebenzerlerde de, hizmet sözleşmesiyle işe alınmadıkları ve iş koşullariyle ücretdurumları kanunla belirtildiği için, İş Kanununa göre bile işçi niteliğindedeğildirler.
Yukarıdanberi açıklanan nedenlerle iptali istenen 5. maddenin birinci fıkrasındabelirtilen kanunların maddelerinde gösterilen kimselerin, kamu hizmetigörevlisi ve kamu hukuku statüsü personeli olduklarının kabul edilmesisuretiyle, bunları, Anayasanın 46. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan işçiniteliğini taşımayan kamu hizmeti görevlisi saymak gerekmektedir. Buhizmetlilerin, 3656, 3659 ve 4620 sayılı Kanunlara bağlı olmadıkları bukanunlarda açıklanmış ise de bunlar, kamu hizmeti gördüklerinden bir kamukanunu niteliğinde olan 7244 sayılı Kanunun 934 sayılı Kanunla değişik 5,maddesinde gösterilen bir kamu hukuku statüsüne bağlı tutulmuşlardır. Böylecebu kadrolardaki çalışma koşullan ve ücret durumları gibi en esaslı unsurlar,bir kamu kanunu ile düzenlenmiş bulunduğundan bu kadrolarda çalışanların, özelhukuk kesimindeki hizmet akti ile ilişkisi olmadığı, ancak kamu hukuku statüsüile ilişkisi olduğu anlaşılır.
İptaliistenen 5. maddedeki (bunlardan İş Kanununa göre işçi vasfında bulunanlar ...)ibaresine gelince : Madde konusuna giren hizmetlileri, işçi saymanın mümkünbulunmadığı yukarıdaki açıklamada belirtilmiştir. Şu duruma göre burada geçen"İş Kanununa göre işçi vasfında olmak" ibaresi ile, yaptıkları işinkonusu bakımından işçilere benzeyen hizmetliler kastedilmektedir. Yani söz konusuibare, 7244 sayılı Kanunun kabul edildiği günde yürürlükte bulunan İşKanunundaki işçi tanımlamasında olduğu gibi, bunlardan sadece bedenî veya fikrîve bedenî çalışma yapanlara, hizmetin gerektirdiği giyecek ve yiyecekverilebileceğini anlatmaktadır.
Bubakımdan iptali istenen 5. maddedeki ibareden, "kanunun kendisi bilebunlardan bazılarının işçi olabileceklerini kabul etmiştir." sonucununçıkarılması yanlış olur. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere İş Kanununa göreişçi niteliğinde olanlar, söz konusu 7244 sayılı Kanunun, 934 sayılı Kanunladeğişik 5. maddesinin kapsamı dışında kaldıklarından itiraz konusu 5. madde,Anayasa'ya aykırı değildir ve itirazın reddi gerekir .
ÜyelerdenFeyzullah Uslu, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ziya Önel bugörüşe katılmamışlardır.
SONUÇ:
1-934 sayılı Kanunun kabulü sırasındaki Millet Meclisi Başkanlık Divanınınkuruluş biçiminin hükmün şekil yönünden iptalini gerektirmediğine üyelerdenŞeref Hocaoğlu, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve ZiyaÖnel' in karşı oylariyle ve oyçokluğu ile,
2-İtiraz konusu 5. maddenin, işçileri kapsamadığına ve bu nedenle Anayasa'yaaykırı olmadığına ve itirazın reddine üyelerden Feyzullah Uslu, MuhittinTaylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ziya Önel'in karşı oylariyle ve oyçokluğuile 14/10/1969 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Şahap Arıç
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Çoğunlukkararı, iptal konusu madde kuralının işçileri kapsamadığı bu maddenin sonfıkrasındaki "İş Kanununa göre işçi vasfında bulunanlar" deyimininkapsamına işçilerin girdiği anlamına gelmediği temeline dayanmaktadır.
1-Maddenin son fıkrasının yazılışına göre kendisinde işçi niteliği olanlar dahîbu madde kapsamına girmektedir. Gerçekten, gerek genel dil bakımından, gereksehukuk deyimleri bakımından İş Kanununa göre işçi vasfında bulunanlar"sözleri, gördükleri işin niteliği ve kendi hukukî durumları açısından işçi olankimseler demektir. Nitekim İş Kanununun ereklerinden birisi işçilerinkorunmasına, haklarına ve ödevlerine ilişkin kurallar koymak ve öbürü ise işçiolan ve olmayan kişileri ayırdetmeye yarıyan ölçüler koymaktır ve yine birkimsenin işçi vasfında bugünkü öztürkçe deyime göre işçi niteliğinde olmasıdemek, o kimsenin hukuk açısından işçi olması demektir,.
2-İptal istemine konu olan değişik 5. madde anılan yasa maddeleri incelendiğizaman dahi bu 5. maddedeki kuralların kapsamına yine işçilerin girdiğigörülmektedir.
a)3656 sayılı Yasa'nın 19. madesinde anılan kimseler : Odacı, kolcu, bekçi evrakmüvezziî, gemi mürettebatı, ücretli ve aidatlı tahsildar, daktilo ve steno vebenzerleridir.
b)3656 sayılı Yasa'nın 10. maddesinde anılan kimseler : Doktorlar, avukatlar,aidatlı ve ücretli tahsildarlar, satış memurları, ambar memurları, daktilolar,stenolar, mekanograflar, kâğıt dağıtıcılar, bekçi kolcu, kaloriferci, şoför,odacı ve bade melerde gibi hizmetlilerle, her kurulusun özel yapısına göreçalıştırılmasına gerekli göreceği geçici veya türlü hizmetliler veya genellikleişçi, usta ve ustabaşılardır.
c)4620 sayılı Yasa'nın 7. madesinde de, kolcu, kâğıt dağıtıcısı, daktilo, steno,mekanograf, makastar terzi, uzman bahçıvan gibi kimseler yer almıştır.
Bumaddelerde de yer alan ve anılan görevlilerden bir çoğunun yalnızca bedenişleri gören, ya da beden çalışması beyin çalışmasına üstün bulunan kimselerolduğu ve böylelikle 7244 sayılı Yasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlüktebulunan 300' sayılı İş Kanununun 1. maddesi hükümlerince işçi sayıldıklarıanlaşılmaktadır.
3-T.C. Emekli Sandığı Yasasına 63İ1 sayıl] Yasa ile eklenen geçici 90. maddeninyazılışı dahi, Türk yasalarında işçi niteliğinde bulunan hizmetlilere yerverildiğini ve böylelikle hizmetlilerin işçi niteliğinde olan ve olmıyanhizmetliler türlerine ayrıldığını açıkça göstermektedir.
Sözüedilen madde şöyle yazılmıştır :
"MuvakkatMadde 90.- İş Kanununun tatbik olunduğu iş yerlerindeki İşci vasfını haiz herçeşit hizmetlilerden 1/1/1950 tarihinden önce mülga emekli sandıklarıylailgilendirilmiş bulunanların T.C. Emekli Sandığı ile olan ilgileri devam eder.Bunlardan 1/1/1950 tarihinden sonra işe girerek T.C. Emekli Sandığı İle ilgilendirilmişbulunanların Emekli Sandığı ile alâkaları kesilir ve istihkaklarından sandıkgeliri olarak kesilmiş bulunan emekli keseneği ve karşılığı yüzde onlarınsekizi T.C. Emekli Sandığınca yüzde üçbucuk faiziyle birlikte İşçi SigortalarıKurumuna devir edilir. Emekli keseneğinden bakiye kalan bir ile giriş keseneğive artış farkları ilgiliye ve emekli keseneği karşılığından bakiye kalan diğerbirlerle giriş keseneği ve artış farkları karşılıkları kurumuna iadeolunur."
Yine624 sayılı "Devlet Personeli Sendikaları Kanunu" adlı Yasanın birincimaddesindeki kural dahi kamu hizmeti görevlilerinin işçi niteliğinde olanlarıve olmayanları bulunduğunu ve "İşçi niteliğinde olanlar" deyimi ilekısaca işçi dediğimiz kimselerin anlatılmak istendiğini göstermektedir. Sözüedilen madde şöyledir :
"Madde: l- İşçi niteliğinde olanlar dışında kamu hizmeti personeli, ortak meslekî,kültürel, sosyal ve iktisadî hak ve menfaatlerini korumak, özellikle meslekîgelişmeyi ve aralarındaki yardımlaşmayı sağlamak amacı ile kuracaklarısendikalar hakkında bu kanun hükümleri uygulanır."
4-Anayasa'mızdaki işçilerle memurlara ve genellikle çalışanlara ilişkin,hükümleri gözden geçirdiğimizde 46. maddede "çalışanlar" ınsendikalar ve sendika birlikleri kurma yetkisine sahip olduklarının, ancak(işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlileri) nin bu alandaki haklarınınkanunla düzenleneceğinin 47. maddesinde işçilerin toplu sözleşme ve grevhaklarına sahip olduklarının, 117. maddesinde ise Devletin öbür kamu tüzelkişilerinin genel idare kurallarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamuhizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar eliylegörülmesinin kurala bağlandığı saptanmaktadır.
Bütünbu hükümleri gözönünde tutan Anayasa Mahkemesi esas : 1963/336 karar : 1967/29sayılı ve 26-27/9/1967 günlü kararında {19/10/1968 günlü, 13031 sayılı ResmîGazete - S. 3, Sütun 2 ve S. 4, Sütun : l -Anayasa Mahkemesi Kararlar DergisiSayı : 6 Sayfa : 14) konumuzu aydınlatan şu açıklamalar yer almıştır.
Görülüyorki (çalışanlar) deyimi soyut bir deyim olarak değil, sendika özgürlüğü ileilgili olarak kullanılmıştır. Bundan ötürü (çalışanlar) deyimini Anayasa'dakiyerini gözönünde tutarak sendika özgürlüğünden batı demokrasilerinde neanlaşılıyorsa öyle anlayarak yorumlamak gerekir. Bu nedenlerle 46. maddedeki(çalışanlar) deyiminden ereğin geçimini emeği ile sağlayan kişiler,çalıştırılanlar geniş anlamı ile işçiler olduğu kolaylıkla anlaşılır. Budeyimin, sosyolojik bakımdan işçi sınıfını teşkil eden varlıkla, özel kesimdeve kamu kesiminde çalıştırılanları kapsadığını kabul etmek her iki kitleyiçalıştırılanlar kavramı içinde düşünmek yukarıda açıklanan Anayasa yapısınauygun düşer. ... Çalıştırılanlar da biri işçi niteliğini taşımayan kamu hizmetigörevlileri yani memurlar, diğeri de geniş anlamı ile işçiler olmak üzere ikitürlüdür. Anayasa'nın 46. madesinin birinci fıkrası, her iki tür çalışanların,sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyeliktenayrılma haklarını belirterek bir kural koymakta, ikinci fıkrası da, gördüklerihizmetin niteliği yönünden bir ayırım yaparak işçi niteliğini taşımayan kamuhizmeti görevlilerinin bu alandaki haklarının kanunla düzenleneceğinibelirtmektedir ......... Sosyal ekonomi açısından insan gücü; çalışanlarçalıştırılanlar ve kendi hesabına çalışanlar olmak üzere üçe ve çalışanlar daişçiler ve memurlar diye ikiye ayrılmaktadır. Anayasa'nın bu alanda yaptığıbölüm, sosyal açıdan yapılan bölüştürmeye de uygundur ve yukarıda belirtilengörüşü doğrulayıcıdır.
Buaçıklamalardan anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi sosyal anlamda, daha başkadeyimle sosyolojik anlamda işçi sayılan kimseleri Anayasa açısından işçisaymıştır. Bu günkü iş uygulamalarında egemen olan görüşe göre yaptığı işbeyninden çok işçinin bedenine dayanan konularda o kimse işçi sayılır. Buölçüye göre yukarıki ikinci bentte a, b ,c harfleri altında anılan yasakurallarında sayılan kimselerin büyük bir çoğunluğu sosyal açıdan işçidirler.İmdi bu gerçek karşısında tartışma konusu 5. maddenin işçileri değil, ancak hizmetlilerikapsadığı görüşü Anayasa'nın koyduğu ilkelerle bağdaştırılamaz.
Bundanbaşka Anayasa'mız bütün ilkeleri ve özel hükümleri ile özgürlüğe veolabildiğince daha az sınırlandırmaya yönelmiş olması bakımından duraksamahalinde, herhangi bir yasada durumu düzenlenen kimsenin hukukî durumca, bir çoksınırlandırmaları gerekli kılan memur değil, bir çok özgürlüklerden yararlananbir işçi sayılması gerekmektedir. Çoğunluğun görüşü bu bakımdan da Anayasa'nınilkeleri ile çatışmaktadır. Gerçekten herhangi bir kuralın yorumunda o kuralınAnayasa'nın gösterdiği doğrultulara ve Anayasa'nın temeli olan ilkelere uygunbiçimde yorumlanması Anayasa'nın 8. maddesinde açıklanan Anayasa üstünlüğüilkesinin ve Anayasa'nın Devlet organlarını ve kamu kişileri ve özel kişileribile bağlayıcı bulunmasının zorunlu sonucudur. Görülüyor ki çoğunluğunbenimsediği yorum biçimi, bu ilkelerle bağdaşmakta değildir.
5-Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin ve Hukuk Genel Kurulunun içtihatlarınıincelediğimizde tartışma konusu yasa hükmünün Devlet örgütlerinde kamu tüzelkişileri ile iktisadî devlet kuruluşlarında çalışan işçileri de kapsadığıyolunda yorumlandığı görülür. (Örneğin : 9. Hukuk Dairesi, Esas 6952, Karar7213 sayılı, 11/7/1966 günlü ve Esas 10697 Karar 10004 sayılı ve 23/10/1967 günlüve Esas 2454. Karar 2364 sayılı ve 17/4/1964 günlü kararları - Türk İş HukukuYargıtay Emsal Kararları - A. Baki Orhaner ve Süleyman Orhaner - SevinçMatbaası, Ankara 1969, S, 506 - 508).
AnayasaMahkemesi Anayasa'ya aykırı olan yasaların hukuk düzeninden ayıklanması veböylece Anayasa'ya uygun kuralların ve Anayasa'nın Türk Hukuk düzeninde egemenkılınması ereği ile kurulmuştur, ve bu bakımdan mahkemenin verdiği kararlarbütün mahkemeleri bağlar (T.C. Anayasa'sı Madde : 152, Fıkra : 4). Ancak bu bağlayıcılıkkararların hüküm fıkraları, başka deyimle sonuçları bakımdandır, yoksa AnayasaMahkemesinin herhangi bir sonuca varmak için kararının temeli olarakbenimsediği gerekçeler, mahkemeleri bağlayamaz. Bu bakımdan AnayasaMahkemesinin kararında herhangi bir yasanın Yargıtay veya Danıştay ya da AskerîYargıtay'ca yanlış yorumlandığını anlatır bir gerekçe benimsemiş bulunmasıdurumunda o gerekçe, sözü edilen mahkemeleri ve onlara bağlı alt yargıyerlerini bağlayıcı nitelikte değildir. Bunun sonucu olarak tartışma konusumadde ile işçi haklarının Anayasa'ya aykırı biçimde sınırlandırılması kuralınınuygulanması sürüp gidecektir. Bu ise Anayasa Mahkemesinin az yukarıda anılanAnayasa'ya aykırı hükümlerin ayıklanması ve Anayasa'ya uygun düzeningerçekleşmesi yolundaki kuruluş ereğine aykırı düşecektir. Bir iki olaydabenimsenen bir uygulamanın Anayasa Mahkemesini bağlayıcı mahkemeler arasındakibağımsızlık açısından düşünülemezse de, kökleşmiş nitelikteki bir içtihatsonunda herhangi bir yasa hükmünün Anayasa'ya aykırı bîr düzeningerçekleşmesine yol açtığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin kendi kuruluşamacını ve görevini gözönünde tutarak başka yüksek mahkemelerce benimsenmişolan yoruma göre yasa hükmünün Anayasa'ya uygun veya aykırı olduğunubelirlemesi, anayasal bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukkararında bütün bu yönler gözönünde tutulmayarak tartışma konusu maddeninişçileri kapsamına almadığı görüşünü benimseyip itirazın reddolunması AnayasaMahkemesinin kendi kuruluş amacına ve Anayasa'nın kendisine yüklediği göreveaçıkça aykırıdır,
6-Bir an için çoğunluğun görüşü doğru sayılsa bile, bu olayın özelliği gözönündetutularak başka bir sonuca varılmak gereklidir; itiraz konusu işte mahkeme,davacının işçi olduğunun saptanmasına ve kendisinin işverenle yapılmış olantoplu sözleşmeden yararlanmaya hakkı bulunduğuna karar vermiştir. Bu karaninceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 29/6/1967 gün, Esas : 4160 ve Karar: 5434sayılı ilâmı ile (l - Yapılan soruşturmaya toplanan delillere ve kararın dayandığıgerekçeye göre' sendikaya kayıtlı bâzı üyelerin işçi niteliğinde olduklarınıntesbitine ilişkin hüküm fıkrası doğrudur. 2 - Gerçekten dâvâlı taraf, toplu işsözleşmesinden faydalandırılmak istenen hizmetlilerin 7244 sayılı Kanuna tâbiolduklarını savunmuştur. Toplu iş sözleşmesi, bir özel hukuk ilişkisi olmasıbakımından taraflarca kapsamı serbestçe tâyin edebilir. Ancak kararlaştırılanhükümlerin kanunların emredici kurallarına aykırı olması gerekir. 7244 sayılıKanunun 5. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü ile memurlara tanınmayan hak vemenfaatlerin en yüksek sınırı belli edilmiştir, o halde 7244 sayılı Yasa'yabağlı olup işçi niteliğinde bulunanlara tanınacak haklar anılan kanununsınırlandırıcı hükümleri içinde düşünmek gerekir. Mahkemece bu yönün gözönündetutulmuş olmaması yasaya aykırı ve dâvâlı tarafın temyiz itirazı yalnız bubakımdan yerindedir. Sonuç : Temyiz olunan kararın yalnız ikinci bendindeaçıklanan sebepten bozulmasına ve diğer
İtirazlarınreddine) denilerek mahkemece kararın işçiliğinin saptanmasına ilişkin bölümüonanmış, toplu sözleşmeden yararlanmaya ilişkin bölümü ise yalnız bir yöndenbozulmuştur ve mahkeme bu bozma kararına uymuştur.
Mahkemeninbozma kararına uymuş olması sonunda hiç değilse bu dâvada itiraz konusu maddehüküm işçi niteliği kesinlikle belirmiş bulunan kimselere uygulanacaktır ve hiçdeğilse bu dâvada Anayasa'ya aykırı bir kural bir veya bir kaç yurttaşauygulanacaktır. Anayasa Mahkemesinin bu durumu gözönünde tutarak Anayasa'nın152. maddesinin dördüncü fıkrasındaki (Anayasa Mahkemesi diğer mahkemelerdengelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerinde verdiği hükümlerin olayla sınırlıve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da karar verebilir.) kuralım uygulayıpyalnızca işi bize getiren mahkeme görülmekte bulunan dâva bakımından ve budâvanın yanlarını bağlayıcı olmak üzere iptal kararı vermesi gerekli ikençoğunlukça bu yönün dahi düşünülmemiş olması Anayasa'ya aykırıdır.
7-Çoğunluğun görüşü kabul edilecek olursa Devletin işçi çalıştırması gereken birtakım işlerinde hizmetli ya da memur durumunda olan kimseleriçalıştırabileceği, başka deyimle sosyal açıdan işçi sayılması gereken kişileringörecekleri işlerde o kişilerle hizmet veya iş akdi yapacak yerde onları kamuhukukuna ilişkin bir duruma memur ya da hizmetli durumuna sokan bir yasa kabulederek işçi durumundan çıkarmaya ve böylece Anayasa'nın işçilere tanıdığıhaklardan onları yoksun bırakmağa yetkili olduğu ilkesi benimsenecek demektir;oysa Anayasa hükümlerinin bu yolla uygulama dışı bırakılarak işçi haklarınındaraltılması, Anayasa'nın özellikle 46. ve 47. maddelerinde hem söz, hem de özbakımdan aykırı düşecektir. Gerçekten tartışma konusu maddenin kapsamına girençalışanlardan büyük bir bölümü sosyal açıdan işçi sayılması gereken ve emeğibeden emeği niteliğinde bulunan kişilerdir. Bunların kamu hukuku düzenine başkadeyimle memur ya da hizmetli durumuna sokulması (iş akdi yerine atama işlemiile çalıştırılması) kendilerine Anayasa'nın hükümlerine aykırı bir hukukîdurumun tanınması dernek olacaktır.
SONUÇ: Çoğunluğun kararı yukarıda açıklandığı üzere Anayasa hükümlerine ve bu aradaAnayasa Mahkemesinin kuruluş ereğine ve görevlerine ilişkin Anayasa ilkelerineaçıkça aykırı bulunduğu için o karara katılmıyoruz.
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOY YAZISI
Karardaaçıklandığı üzere itiraz konusu 7244 sayılı Yasanın, 5. maddesini değiştiren7/12/1967 günlü, 934 sayılı Yasaya ilişkin tasarı Millet Meclisi GenciKurulunda görüşülüp kabul edildiği sırada İçtüzük düzenlemesi niteliğindeki1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi Kararları uyarınca ve Türkiye İşçiPartisi Grubundan üye alınmamak suretiyle kurulan Başkanlık Divanı görevlibulunmakta idi. Bu Başkanlık Divanının kuruluşuna dayanak olan iki karar dahasonra Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 günlü, E. 1967/6 - K. 1968/9 sayılı kararıile ve Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilmiştir. (18/9/1968 günlü, 13004sayılı Resmî Gazete.)
Çoğunluk1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi Kararlarının, Anayasa'nın 152. maddesiuyarınca, ancak 27/2/1968 gününde yürürlükten kalktığı; 933 sayılı Kanunailişkin tasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülüp kabul edilmesisırasında 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi kararları yürürlüktebulunduğu için bunlara dayanılarak kurulmuş Başkanlık Divanının hukukça geçerliolduğu; aksini düşünmenin Anayasa Mahkemesinin iptal kararını geriye yürürsaymak olacağı ve bunun da Anayasa'nın 152. maddesine aykırı düşeceğigörüşündedir.
Şurada,önemi ve etkisi olmamakla birlikte, bir noktaya değinmek yerinde olacaktır.1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararlar aslında 27/2/1968 gününde değil, çok dahaönce 1966 - 1967 yasama yılının bitmesi ve Millet Meclisi Başkanlık Divanı için10/11/1967 günlü Millet Meclisi karariyle düzenleme yapılması üzerineyürürlükten kalkmıştır. Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 günlü kararı, artıkyürürlükte bulunmayan bir içtüzük hükmünün iptali niteliğini taşımaktadır.
1/11/1966ve 2/11/1966 günlü kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesinde iptal dâvasıaçılmamış olması ile açılıp da bunlar hakkında, yürürlükten kalkmalarındansonra iptal kararı verilmesi arasında, İçtüzük düzenlemesi niteliğindeki ohükümlerin yürürlük dönemindeki hukukî değer ve etkileri bakımından, bir farkyoktur. Bütün sorun Anayasa Mahkemesine hiç gelmemiş veya gelip de çok sonraiptal edilmiş bu çeşit hükümleri, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'yaaykırılıklarını gördüğü halde hukukça geçerli ve uyulması gerekli kurallardansayıp sayamayacağıdır.
Olaylailgili çoğunluk görüşünden şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Ortada bir MilletMeclisi İçtüzüğü - Anayasa çatışması vardır. Ancak îçtüzük hükümleri, ilişkinoldukları dönemde, yürürlükte bulunduğu için. Anayasa kurallarına }'eğ tutulmakve bunlara uyulmak gerekir. Aşağıda ayrıntılariyle ve Anayasa Mahkemesiningeçmişteki kararlarına da dayanılarak belirtileceği üzere böyle bir görüşe vesonuca katılmanın olanağı yoktur.
Anayasa'nın84. maddesinin birinci fıkrasına göre Meclislerin Başkanlık Divanları, o meclistekisiyasî parti gruplarının güçleri ölçüsünde Divana katılmaları ile kurulur. BuAnayasa hükmü Anayasa'nın 8. maddesinde de belirtildiği üzere yasama,yürütme ve yargı organlarım, idare makamlarını ve kişileri bağlayan bir temelhukuk kuralıdır.
Bu kuralaaykırı bir içtüzük hükmü tedvin edilmiş ve şimdi olduğu gibi, bir dâvanın veyaitirazın incelenmesinde hukukî dayanak olarak karşıya çıkmışsa AnayasaMahkemesi hükmü bir yana iterek, sorunu Anayasa kuralı uyarınca çözecektir.Anayasa Mahkemesi bu yolda davranmak zorundadır. Tersini düşünmek AnayasaMahkemesini Anayasa kuralları ile değil, bir kanun veya içtüzük hükmü ilebağlamak olur. Böyle bir tutumun ise Anayasa'nın 8. maddesine aykırılığı;Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin korunmasını nedenli güçsüzleştireceği bütünsiyasî parti gruplarının uyuşmaları halinde de Anayasa'ya aykırı davranışlarınhoşgörü ile karşılanmasını gerektireceği ortadadır.
Nitekimbu çeşit durumlarda Anayasa Mahkemesi Anayasa'ya aykırı bir hükmü ihmal etmek;o hükme değil Anayasa kuralına uymak yoluna gitmiştir. Söz gelimi: Anayasa'nıniptal dâvasına hakkı olanları açıklayan 149. maddesinde (...... Türkiye BüyükMillet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasî partiler veya bunların meclisgrupları) ndan söz edilmekte; böylece bir siyasî partinin iki meclistenherhangi birindeki grubunun tek başına iptal dâvası açmağa hakkı bulunduğuhükme bağlanmış olmaktadır. Buna karşılık 44 sayılı, 22/4/1962 günlü Kanununiptal dâvası açmağa yetkili olanlara ilişkin 21. maddesinin 4 sayılı bendinde(siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi grupları) denilerek Anayasahükmü bir değişikliğe uğratılmıştır. 1964/26 esas sayılı dâvada, dâvayı açanınsadece bir siyasî partinin Cumhuriyet Senatosu grubu olması dolayısiyle dâvahakkı sorununun çözülmesi gerekmiş ve çözümde, Anayasa'nın 149. maddesinin açıkve kesin hükmü karşısında 44 sayılı Kanunun 21. maddesinin 4 sayılı bendineuyulamıyacağı belirtilerek Anayasa hükmü uyarınca bir sonuca varılmıştır.(1964/26 - 1966/1 sayılı, 13/1/1966 günlü karar 31/5/1966 günlü, 12310 sayılıResmî Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi: Sayı 4; Sayfa 16, 17.)
1967/22esas sayılı işte de aynı tutum görülmektedir. Bu işin incelenmesinde iptalistemine konu olan işlemle ilgili Millet Meclisi karma Komisyonunu oluşturanAnayasa ve Adalet Komisyonlarının ikinci toplantı yılı başında usulüncekurulduğu, daha sonra Güven Partisi Millet Meclisi grubu teşekkül ettiğindesiyasî parti gruplarının güçleri oranında kendini gösteren değişikliğin meclisfaaliyetlerine ve bu arada komisyonların bünyelerine yansıtılmasının sağlanmasıgerekirken bütün siyasî parti grupları temsilcilerinin Millet MeclisiBaşkanının başkanlığında yaptıkları bir toplantıda toplantı yılının başlamasınadek komisyon üyeliklerinin olduğu gibi bırakılması üzerine anlaşarak güçlerioranındaki temsil hakkından vazgeçtikleri; durumun 14/6/1967 gününde 118. GenelKurul birleşimine sunulduğu ve itirazla karşılanmadığı için kesinleştiğisaptanmıştır. Anayasa Mahkemesi, kararında, Anayasa'nın 85. maddesinin ikincifıkrasında İçtüzük hükümlerinin, siyasî parti gruplarının, meclislerin tümfaaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda düzenleneceğininyazılı bulunduğunu; bunun, aslında siyasî parti gruplarının meclislerin bütünfaaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını buyuran her temel hukuk kuralıolduğunu ve yine Anayasa'nın 8. maddesi gereğince yasama, yürütme ve yargıorganlarım, idare makamlarını ve kişileri bağladığını; bu kuralın siyasî partigruplarının uyuşmaları veya Millet Meclisi Genel Kurulunun kabulü ile bir yanabırakılamıyacağını belirterek ve komisyonların bünyelerini donduran içtüzükdüzenlemesinin üçüncü toplantı yılının başlamasına dek sürdürülmesini kabuletmeyerek bu düzenlemeye değil Anayasa kuralına uymuş ve başvurma konusuişlemin iptaline gitmiştir. (1967/22 - 22 sayılı, 2/8/1967 günlü karar-25/10/1967 günlü, 12734 sayılı Resmî Gazete).
BuradaAnayasa Mahkemesinin Anayasa'nın geçici 3. maddesi ve bu madde aracılığı ileMillet Meclisinde uygulanmakta olan İçtüzük üzerindeki, yukarıda değinilenkararda yer alan görüşünü bir kez açıklamak yerinde olacaktır:
"Anayasa'nıngeçici 3. maddesinde yeni Anayasa'ya göre kurulan Türkiye Büyük MilletMeclisinin, Millet Meclisinin ve Cumhuriyet Senatosunun toplantı ve çalışmalarıiçin, kendi içtüzükleri yapılıncaya kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin27/Ekim/l957 gününden önce yürürlükte olan İçtüzüğün hükümlerinin uygulanacağıyazılıdır. Yeni içtüzükler yapılıncaya kadar meclislerin çalışmalarındankalmamaları için verilen bu imkânın İçtüzüğün Anayasa ile bağdaşmayanhükümleriyle birlikte harfi harfine uygulanacağı anlamında değerlendirilipgenişletilmesi düşünülemez. İçtüzük hükümleri ancak Anayasa kuralları ilesınırlı olarak ve o kurallara uyarlıkları oranında bir uygulama yeri bulabilir.İçtüzükte öngörülmemiş - Anayasa'nın getirdiği yeniliklere ilişkin - konulardaveya İçtüzüğün Anayasa ile çelişen hükümlerinde Anayasa'ya uyar bir uygulamayolunun tutulması gereklidir. Aksine bir görüş İçtüzüğü Anayasa'ya eşit, hattâAnayasa'dan üstün tutmak olur. Böyle bir görüşün sakatlığı ise tartışılmayacakkadar ortadadır.
Esasenİçtüzük konusunda uygulamalar hep İçtüzüğün öngörmediği veya Anayasa ileçelişmeye düştüğü hususlarda Anayasa'ya uygun bir yön izlemiştir. Birkaç örnekvermek gerekirse şunlar ileri sürülebilir : Anayasa'ya göre (madde 85/2) siyasîparti grupları en az on üyeden meydana gelir. İçtüzükte ise sayı ile sınırlamayoktur. (Madde 22/2 - 12/2/1954 günlü İçtüzükle değişik) Bu konuda tabiatiyleAnayasa'ya uyulmaktadır. Bütçeyi inceleyecek Komisyonun Anayasa'da öngörülenbünyesi (madde 94/2) îçtüzüktekinden (yukarıda değinilen madde) farklıdır.Komisyon Anayasa'ya göre kurulmaktadır. İçtüzüğün Cumhurbaşkanının nutkuna,kanunların yorumlanmasına ilişkin hükümlerinin (10., 11., 124. ve 125.maddeler) uygulama yeri kalmamıştır; uygulanmamaktadır. İçtüzükteki siyasîparti gruplarının Meclisin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranındakatılmalarını sağlayacak hükümler öngörülmemiştir. Oysa komisyonlara üyeseçilmesi bir kurala göre yapılmaktadır. Hatta Güven Partisinin kurulmasiylekuvvetler oranında değişmesi üzerine komisyonların bünyelerinde değişiklikyapılmak konusu ele alınmış; ancak bu iş parti gruplarının anlaşmaları veMeclis Genel Kurulunun tasvibi ile üçüncü toplantı yılının başınabırakılmıştır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür."
BuradaAnayasa Mahkemesinin henüz yayınlanmayan 1969/24-50 sayılı, 30/9/1969 günlükararına da kısaca değinerek konuya ilişkin kararlardan örnekler verme işininbitirilmesi yerinde olacaktır. Mahkeme; 6831 sayılı Orman Kanununa bir maddeeklenmesine dair 1056 sayılı, 4/7/1968 günlü kanuna ilişkin tasarının MilletMeclisi Genel Kurulunda görüşülüp kabul edilmesi sırasında İçtüzük düzenlenmesiniteliğindeki 10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararı uyarınca ve Türkiye İşçiPartisi grubundan üye alınmamak suretiyle kurulan Başkanlık Divanının görevlibulunduğunu; yürürlüğünü sürdürmüş olan düzenlemenin Anayasa'nın 84. maddesineaykırı düştüğünü; Başkanlık Divanının hukukça geçerli bir kuruluş olup olmadığınıortaya koymada Millet Meclisinin içtüzük hükmü niteliğindeki 10/11/1967 günlükararında değil Anayasa'nın 84. maddesinin birinci fıkrası hükmünün ölçülükedebileceğini saptamış ve 1056 sayılı kanunun. Millet Meclisi BaşkanlıkDivanının kuruluş biçimi dolayısiyle, şekil yönünden iptaline gitmiştir.
Bütünbu açıklananlarla varılmak îstenen sonuç şudur: 934 sayılı kanuna ilişkintasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesini ve karara bağlanmasınıyöneten Başkanlık Divanının hukukça geçerli bir kuruluş olup olmadığınıaraştırmak ve doğru bir sonuca varabilmek için ele alınacak ölçü MilletMeclisinin içtüzük düzenlemesi niteliğindeki 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlükararlan değil Anayasa'nın 84. maddesinin birinci fıkrası hükmüdür. MilletMeclisinin iki kararı, 27/2/1968 gününde Anayasa Mahkemesince iptaledildiğinden dolayı değil, aslında 84. madde ile çeliştiği için Anayasa'yaaykırıdır ve böylece hukukî bir ölçü yerine geçme niteliğinden yoksundur.Dayanak olarak ele alınması düşünülemiyeceği gibi, şu duruma göre de, birAnayasa Mahkemesi kararının geriye yürütülmek istenmesinden söz edilemez.
Yukarıdadeğinilen ölçüye vuruldukta söz konusu Başkanlık Divanının Anayasa'ya aykırı vebu nedenle de hukukça geçerli sayılmıyacak bir kuruluş olduğu ortaya çıkar. 934sayılı Kanuna ilişkin tasarının görüşülmesi sırasında Millet Meclisi GenelKurulunu böyle bir divanın yönetmesi ile, Genel Kurulun divansız çalışmasıarasında fark yoktur. Başkanlık Divanı olmayınca da bir Millet Meclisi GenelKurulundan söz edilemez; bu sadece gelişigüzel bir toplanma hali olur. Böylebir toplanmada görüşülen ve kabul edilen kanun tasarısı ise iptal nedeni olacakbir biçim eksikliği ile malûl sayılmak gerekir. Onun içindir ki 934 sayılıyasanın Millet Meclisi Başkanlık Divanının Kuruluş biçimi dolayısiyle şekilyönünden iptali zorunludur. Aksine karar verilerek işin esas yönündenincelenmesine geçilişine yukarıdan beri açıklanan nedenlerle karşıyız.
Üye
Şeref Hocaoğlu
Üye
Avni Givda
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOYYAZISI
İtirazınkonusu, 7244 sayılı Kanunun 5. maddesinin Anayasa'nın 12., 45., ve 47.maddelerine aykırı olduğundan iptali isteğidir. Bu isteğin gerekçesi ise itirazkonusu 5. maddenin 4. ve 5. fıkralarında yer alan (memurlar için yasanıntanımadığı hak ve faydalar hizmetliler için de kabul edilemez.
Ancakbunlardan iş yasasına göre işçi vasfında bulunanlar için hizmetin gerektirdiğinisbette giyecek ve yiyecek verilebilir." hükümleri Anayasa ile işçileretanınmış olan haklan ortadan kaldırmakta ve kısıtlamakta olduğudur.
AnayasaMahkemesi kararında çoğunluğun görüşü özet olarak: îtiraz konusu 5. maddeninkonusuna giren hizmetlileri, Anayasa'nın 46, maddesinin 2. fıkrasında yer alanişçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlisi saymak gerektiğinden bunlarıişçi kabul etmek mümkün değildir. Şu duruma göre burada geçen "İş Kanunagöre işçi vasfında olmak" ibaresi ile işçiler değil, yaptıkları işinkonusu bakımından işçilere benzeyen hizmetliler kasdedilmiştir. Bu nedenlerleiş Kanununa göre işçi olanlar İtiraz konusu 5. maddenin kapsamı dışındakaldıklarından bu madde Anayasa'ya aykırı değildir; itirazın reddi gerekir,şeklindedir.
İtirazkonusu 5. madde şöyledir:
3656sayılı Kanunun 19. 3659 sayılı Kanunun 10. ve 4620 sayılı Kanunun 7. maddelerişümulüne giren hizmetlilerin dereceleri aşağıda gösterilmiştir.
.........................................
.........................................
Hizmetlikadrolarında istihdam edilenlere verilecek ücret, emekliye esas ücretderecelerinin üç yukarı derece ücretini geçemez.
Memurlariçin kanunen tanınmış olan hak ve menfaatler hizmetliler için de kabul edilemez.
Ancakbunlardan îş Kanununa göre işçi vasfında bulunanlar için hizmetin gerektirdiğinisbette giyecek ve yiyecek temin edilebilir .
Anlaşmazlığınçözülebilmesi için itiraz konusu 5. maddede yer alan (hizmetliler) terimininanlamının ne olduğunun tesbiti gerekir.
Filhakikakararda çoğunluğun görüşünde belirtildiği üzere, Anayasa'nın 46. maddesinin 2.fıkrasındaki "işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlisi" deyimiile memur vasfında olmayan diğer kamu hizmeti görevlileri kasdedilmiştir. Veitiraz konusu 5. maddedeki "İş Kanunu hükümlerine göre işçi vasfındaolmayan" hizmetliler Anayasa'nın 46b maddesinin 2. fıkrasındaki işçiniteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinden bir kasım teşkiletmekttedirler.
Ancak,itiraz konusu 5. maddede yer alan hizmetliler, yalnız İş Kanununa göre işçivasfında olmayan hizmetlilerden ibaret değildir. Maddenin diğer fıkralarındahizmetlilerden bahsedildikten sonra son fıkrasında, ancak bunlardan İş Kanununagöre işçi vasfında bulunanlar, deyimi ile hizmetlilerin bir kısmanın İşKanununa göre işçi niteliğinde oldukları kabul edilmiş ve bunlar açıkçamaddenin kapsamına alınmış bulunmaktadır. Kanunun sözlerindeki bu açıklıkkarşısında, çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi, son fıkradaki "ancakbunlardan İş Kanuna göre işçi niteliğinde bulunanlar" deyimi ile işçikasdedilmiş bulunduğu yolundaki bir yorum kanun koyucunun maksadına uygundüşmemektedir.
Öteyandan İş Kanununa göre eşçe niteliğinde bulunanların itiraz konusu 5. maddekapsamına alınmalarına Anayasa hükümleri açısından da bir engel bulunmaktadır.Zira Anayaksa'nın 46. maddesinin 2. fıkrasında kamu hizmeti görevlileri, işçiniteliğini taşıyan ve işçi niteliğini taşımayan olmak üzere iki gruba ayrılmışbulunmaktadır. Sözü geçen fıkrada işçi niteliği taşımayan kamu hizmetigörevlisi" deyiminin yer alması, işçi niteliği taşıyan kamu hizmetigörevlilerinin dahi mevcut olduğunu ifade eder. Eğer Anayasa koyucusu işçiniteliği taşımayan kamu hizmeti görevlisi deyim ile yalnız memuru kasdetmişolsa idi bu deyimi kullanmaya lüzum göremez sadece, işçi vasfında olmadığındaşüphe bulunmayan memur terimini kullanması kafi gelirdi. Esasen Anayasa'nın46., 47. ve 117. maddelerinde memur işçi niteliği taşımayan hizmeti kamugörevlisi ve işçi terimlerini ayrı ayrı kullanılmış olması da, Anayasa'cabunların birbirlerinden ayrı niteliklerde olduklarının kabul edildiğinigösterir, bu dahi, yukarda açıklanan Anayasa koyucunun kasdını kuvvetlendirirdurumdadır.
Bunedenlerle Anayasa'nın 46. maddesinin 2. fıkrasında "işçi niteliğinitaşıyan kamu hizmeti görevlilerinin de mevcudiyenitinin kabul edilmiş olmasıkarşısında, itiraz konusu 5. maddede İş Kanununa göre Anayasa hükümleriyönünden bir engel düşünülemez.
Kanunkoyucunun İş Kanununa göre işçi niteliğinde olan hizmetlileri itiraz konusu 5.madde kapsamına almakla, 5. maddenin 1. fıkrasında anılan 3659 sayılı Kanunun10. maddesinde beldirildiği üzere her müessesenin hususi bünyesine göre işçiistihdamına lüzum görüldüğünden bu işçilerin iş kanuna göre iş şartları veücretleri gibi akdin esaslı unsurları aralarında karalaştırılmak suretiyle birhizmet akdi ile ise alınmalarına imkân verdiği anlaşılır.
Yukarıdanberi açıklanan nedenlerle, İş Kanununa göre işçi vasfında bulunan hizmetlileritiraz konusu 5. maddenin kapsamına alınmış bulunmaları itibariyle 5. maddedebu işçilere tanınan haklar, Anayasa ile işçilere tanınmış olan haklan ortadankaldırmakta veya kısıtlamakta ise 5. maddenin bu yönden Anayasa'ya aykırılığısebebiyle iptali gerekeceğinden. İş Kanununa göre işçi vasfında bulunanhizmetlilerin itiraz konusu 5. maddenin kapsamına dahil bulundukları gözönündetutularak bu yönden sözü geçen 5. maddenin Anayasa'ya aykırı olup olmadığıhususunun tetkik edilmesi ve bir karara bağlanması icabedeceğinden AnayasaMahkemesinin 1968/34, 1969/55 sayılı ve 14/10/1969 günlü kararının 2 numaralıbendindeki çoğunluğun görüşüne dayanan, itiraz konusu 5. maddenin son fıkradayer alan iş Kanununa göre işçi vasfında bulunan hizmetlileri kapsamadığına vebu nedenle itirazın reddine dair olan karar kısmına muhalifim.
Üye
Şahap Arıç
KARŞIOYYAZISI
1-Yürürlükte bulunan kanunlar uyarınca hukuki ilişkiler kurmak zorunluğundabulunan kişilerin, sonradan çıkacak bir kanunla kazanılmış haklarınınzedelenebileceği kuşkusuna düşmeleri, kanunlara karşı beklenmesi gereken güvenduygularını sarsar ve bu da, sosyal dirlik ve düzeni bozar ve ekonomikgelişmeyi geniş ölçüde etkiler. Bu nedenlerle, kanunların geçmişe şâmilolmayacağı ilkesi ile, bütün hukukî muamelelerin doğdukları veya kurulduklarızaman yürürlükte bulunan kanun hükmüne tabi olup, sonradan çıkan kanunlarınkural olarak bunlara uygulanamayacağı özellikle tatbikat kanunlarındabelirtilmiş ve uygulamalarda bu yolda süre gelmiştir.
Bukısa açıklamanın ışığı altında itiraz konusu dâvaya bakılırsa 29/2/1959 gün ve7244 sayılı Kanunun 5 inci maddesine dayanılarak açıldığı ve hükme bağlanıpyargıtay incelemesi yapıldıktan sonraki bir evrede maddenin 7/11/1967 gün ve934 sayılı Kanunla değiştirildiği görülmektedir.
Budurumda 7244 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin Anayasa'ya aykırılığım ilerisüren mahkemenin tadilden önceki 959 gün ve 7244 sayılı Kanunun 5 incimaddesini kasdettiği kuşkusuzca kabul edilmek gerekmektedir Çünkü, ilga vetâdile rağmen bu dâva konusu bakımından 959 günlü Kanunun 5 inci maddesiyürürlüktedir ve bu dâvaya uygulanacak maddedir. Mahkemeler ancak dâvadauygulayacakları kanun maddesinin Anayasa'ya aykırılığını ilerisürebileceklerine göre, 934 sayılı Kanunla tâdil edilen 5 inci maddeniniptalini istediğini düşünmeye bile yer olmamak icap eder.
2-Kanunların yorumu, o kanunu uygulayan mahkemelerle, kararlarını denetleyen üstyargı mercilerinin görev ve yetkilerinden olup, Anayasa Mahkemesi bu yorumlabeliren anlama göre Anayasa'ya uygunluğunu denetlemek durumundadır. Anayasadenetimi vesilesi ile mahkemelerin yorumunu bir tarafa iterek kendi görüş veanlayışı şeklinde yorum yapması dayanaksız olduktan başka Anayasa'ya aykırısonuçlar verecek bir davranış olur. Gerçekten Kanunlar, ilişkin oldukları yargıalanına göre adlî idarî ve askeri mahkemelerce uygulanır, kural olarak dâvalarıhükme bağlamak suretiyle sonuçlandırmak da ilk mertebe mahkemelerin görev veyetkilerindendir. Yorumlama ise kanunu söz ve özünün yorumu ile anlamını hudutve şümulünün tâyin ve tesbitini gerektirir. O kadar ki, bir çok ahvaldeyorumsuz uygulama yapılması ve hükme varılması düşünülemez. Şu açıklamalardagösteriyorki mahkemelerin yoruma yetkili olduğunda şüphe yoktur. Aynı konudaiki yargı merciinin de yetkili kılınmasının doğuracağı sair sakıncalar birtarafa Anayasa Mahkemesinin, denetim yolu ile, yetkili mahkemelerin yorumunugöz-önünde tutmayarak, kendi görüşüne göre maddenin anlamını tâyin ve tesbitetmesi, kararlarının bağlayıcılığı bakımından, mahkemeler üzerinde kendiiradesini hâkim kılan sonucunu doğurur. Bir ayrıcalık gözetilerek AnayasaMahkemesi kararlarının sonuç kısımlarının bağlayıcı olduğu düşünülse bile, birölçüde de olsa mahkeme kararlarını etkileyeceği inkâr edilemezki, Anayasa'nın7. ve 132 nci maddelerinde ifadesini bulan mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi ilebağdaşmayacağı apaçıktır. Onun içindir ki, mahkememizin görev ve yetkisinigösteren Anayasa'nın 147 nci maddesinde yazılı kanunların Anayasa'yauygunluğunu denetler hükmünü, söz ve özün yorumu ile beliren ve o anlamı ileAnayasa Mahkemesine getirilen kanun şeklinde anlamak icabeder.
Bubakımdan çoğunluk kararına karşıyım.
Üye
Ziya Önel