ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1969/15
Karar Sayısı:1969/53
Karar Tarihi:7/10/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:24.6.1970/13528
İtirazeden : Bayat Sulh Hukuk Mahkemesi.
İtirazınkonusu : 7478 sayılı Köy İçme Sulan Kanununun 16. maddesinin son fıkrası, BayatSulh Hukuk Mahkemesince, Anayasa'nın tümüne ve genel prensiplerine aykırı görülmüşve sözü geçen hükmün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştur.
1-Olay : Davacı tarafından dâvâlı köy muhtarlığı aleyhine, Eskialibey köyü içmesuyu isale hattının dâvâlı köye ait gayrimenkullerden geçen kısmından 400metrelik bölümünün bilinmeyen kişiler tarafından bozulduğu ileri sürülerek ve7478 sayılı Kanunun 16. maddesinin beşinci fıkrasına dayanılarak açılan,esas!969/10 sayıda kayıtlı, tazminat dâvasına bakmakta olan Bayat Sulh HukukMahkemesi, dâvada uygulanacak olan 7478 sayılı Köy İçme Suları hakkındakiKanunun 16. maddesini Anayasa'ya aykırı görmüş ve bu maddenin iptali istemiyleAnayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
II-İtiraz yoluna başvuran mahkemenin kararında özetle :
"Davacıvekili. Bayat ilçesine bağlı Eskialibey köyü içme suyu borularının, dâvâlıköyün arazisinden geçen 400 metrelik kısmının, bilinmeyen kişiler tarafındantahrip edildiğini ileri sürerek onarım için sarfı gereken 943 liranın dâvâlıköyden alınmasını istemiştir.
1-Dâva konusu tazminat sonuç bakımından ceza niteliğinde görülmüştür.
2-Faili bulmak ve boruları korumak idarenin görevi olup, idare kendi eylem veişlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür.
3-Hukukun genel prensiplerine ve Anayasa'nın ruhuna göre herkes kendi eylemindensorumludur. 7478 sayılı Kanunun 16. maddesi Anayasa'nın tümüne ve genelilkelerine aykırıdır.
Yukarıdaaçıklanan sebeplere göre, Mahkememizde bakılan bu dâvada mahkemece uygulanmasıgereken 7478 sayılı Köy İçme Sulan hakkındaki Kanunun 16. maddesinin,Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle, iptali için Anayasa Mahkemesine davaaçılmasına karar verildi" denilmektedir.
III-İtiraz konusu hüküm : 7478 sayılı Köy İçme Suları hakkındaki Kanunun 16.maddesi:
"Madde16- Bir kimse evvelce veya bu kanun hükümlerine göre meydana getirilmiş olaniçme suyu tesislerini her ne suretle olursa olsun tahrip veya İmha eder veyabozar yahut bunlara zarar verir yahut tesis edilmiş nizamı bozarsa 3 aydan 2seneye kadar hapis ve 200 liradan 1500 liraya kadar ağır para cezasına mahkûmedilir.
Cürümmevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın kıymeti fazla ise mahkeme o cürmemahsus olan cezayı yarısına kadar arttırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğerpek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.
Kıymettâyini için cürüm mevzuu olan şeyin veyahut vaki zararın cürüm İşlendiğizamandaki kıymeti nazarı dikkate alınır. Yoksa failin İstihsal eylediği menfaathesap edilmez. Eğer fail bu cürümden dolayı mükerrir ise cezayı tenkise mahalyoktur.
Bukanun hükümlerine aykırı hareket eden fail bulunmadığı takdirde bozulan kısımyaptırılır ve masraf bozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazminettirilir.
IV-Konuya ilişkin Anayasa hükmü:
"Madde33- Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı birfiilinden dolayı cezalandırılamaz.
Cezalarve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.
Kimseye,suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez.
Kimse,kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracakbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Cezasorumluluğu şahsidir.
Genelmüsadere cezası konulamaz."
V-İlk inceleme : Bayat Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/3/1969 günlü yazısı ile yaptığıbaşvurma üzerine, 10/4/1969 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, 44sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca yollanması gereken gerekçeli karar, dâvadilekçesi ve duruşma tutanağı ve varsa tarafların Anayasa'ya aykırılık konusuüzerindeki iddia ve savunmaları örneklerinin gönderilmediği anlaşıldığından bueksikliklerin tamamlanması için dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece19/4/1969 günlü ve 1969/10 sayılı yazı ile, istenilen eksikliklerintamamlandığı bildirilerek iş yeniden mahkememize gönderilmiştir.
AnayasaMahkemesinin, İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 22/5/1969 gününde Lûtfi Ömerbaş,İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Usu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, CelâlettinKuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, MuhittinTaylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ünkatılmalariyle yaptığı ilk inceleme toplantısında önce mahkemenin bu hükmüAnayasa Mahkemesine getirmeğe yetkili olup olmadığı yönü üzerinde durulmuştur.Anayasa'nın 151.ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre, mahkemelerin birhükmün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürebilmeleri, bakılmakta olan bir dâvanınbulunması ve iptali istenilen hükmün o dâvada uygulanacak bir hüküm olmasıkoşuluna bağlıdır. Mahkemenin bakmakta olduğu dâvada itiraz konusu hükme dayanılmışve İtizarın gerekçesinde de dâvada sözü geçen hükmün uygulanmasının gerektiğibelirtilmiştir. İptali istenilen fıkrada (bozulan kısım yaptırılır ve masraf...... tazmin ettirilir) denilmekte dâvada ise, bozulan kısım onarılmadanyaptırılan keşfe göre onarım için gerekli masrafın tazmini istenilmişbulunmaktadır. Ancak bu durumda dahi mahkeme davayı olumlu veya olumsuz yöndesonuçlandırmak için iptalini istediği hükme dayanmak zorundadır. Çünkü tazminkoşulunu ve bu koşulun olayda gerçekleşip gerçekleşemediğini belirtirken deitiraz konusu hükme dayanacağı acıktır. Bu sebeplerle mahkemenin itiraz konusuhükmü Anayasa Mahkemesine getirmeğe yetkili bulunduğuna üyelerden AvniGivda'nın karşı oyu ile ve oyçokluğu ile ve dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
VI-Esasın incelenmesi: itirazın esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçelikararı, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hüküm, Anayasa'nın konu ile ilgilimaddeleri, bunlara ilişkin gerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları okunduktansonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Herne kadar mahkemenin itiraz yoluna başvurma kararında (7478 sayılı köy içmesulan hakkındaki kanunun 16. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sebebi ile bumaddenin iptali için Anayasa Mahkemesine dâva açılmasına karar verildi.)denilmekte ise de, bakılmakta olan dâvanın niteliğinden ve Anayasa'ya aykırılıkgörüşünde mahkemece dayanılan gerekçelerden itirazın 16. maddenin, dâvadauygulanacak son fıkrası hükmünü hedef tuttuğu ve bu hükmün iptalini sağlamakereğini güttüğü anlaşılmaktadır.
İtirazyoluna başvuran mahkeme Anayasa'ya 'aykırılık görüşünü, özellikle iptaliniistediği hükmün kapsadığı tazminatın ceza niteliğinde bulunduğu gerekçesinedayandırıldığından önce bu yön üzerinden durulmalıdır.
Herne kadar, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen, (bu kanun hükümlerine aykırıhareket eden fail bulunmadığı takdirde bozulan kısım yaptırılır ve masrafbozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazmin ettirilir) hükmü 7473sayılı Kanunun ceza hükümleri başlıklı 16. maddesinin son fıkrasını teşkiletmekte isede, hükümetçe hazırlanan kanun tasarısında 9. madde olarak yer almışbulunan bu madde, ceza hükümlerini kapsamakla birlikte, iptali istenilen hükmükapsamakta idi. Kanun tasarısının Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasındaböyle bir hükmün gereği ileri sürülmüş ve verilen bir önergenin kabulü ile dedâva konusu fıkra, maddeye eklenmiştir. Bu fıkra, bir ceza hükmünü kapsamadığıgibi bir ceza davası sonunda ve kurallarının varlığı halinde suçtan zarar görenyararına hükümlüye yükletilebilecek türden bir tazminat hükmünü dekapsamaktadır Hukuki niteliği kuruluş nedeni ve ereği ve uygulama koşullarıbakımından da söz konusu fıkra, maddenin diğer fıkralarına bağlanamaz. 16.maddenin (ceza hükümleri) başlığını taşıması, ve öteki fıkralarda yer alanhükümlerin hep ceza ile ilgili bulunması son fıkranın hukukî niteliğinideğiştiremez. Bu nedenlerle itiraz konusu hükmün, ceza sorumunun şahsiliğiilkesiyle ve Anayasa'nın 33. maddesiyle bir ilgi si yoktur.
İptaliistenilen fıkranın metninden anlaşılacağı üzere, tazmin yükümü köy halkına yanikişilere değil köye yükletilmiştir. Köy ise Anayasada ve köy kanununda açıkçabelirtildiği gibi, bir kamu tüzel kişisidir. Anayasanın 116. maddesine göre mahalliidareler, il, belediye ve köy kamu tüzel kişileridir. "Nüfusu ikibindenaşağı yurdlara köy denir" (Köy Kanunu madde 1). "Cami, mektep, otlak,yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturaninsanlar bağ ve bahçe ve tarlaları ile birlikte bir köy teşkil ederler"(Köy kanunu madde 2).
"Köybir yerden bir yere götürülebilen veya götürülemiyen mallara sahip olan ve işbukanun ile kendisine verilen işleri yapan başlı başına bir varlıktır. Buna şahsimanevi denir" (Köy Kanunu madde : 7).
Buhükümlere göre köy sözünden köyde oturan kişiler değil, çeşitli unsurlarıylebaşlı başına bir varlık, bir tüzel kişi, anlaşılmalıdır. Köyün bu tüzelkişiliği köyde oturanların gerçek kişiliklerinden tamamiyle ayrı ve bağımsızbir kişiliktir. Olayda söz konusu sorunda gerçek kişilere değil, köy tüzelkişiliğine yöneltilmiştir. Esasen mahkemenin bakmakta olduğu dava da davalı,köy muhtarlığıdır.
Köysandığına yükletilen mâli bir sorumun, sonunda köyde oturanlaraaktarılabileceği düşüncesi bu görüşü etkilememelidir. Çünkü köy halkının köygiderlerine katılmaları ile bir zararın köy halkına tazmin ettirilmesi, konulanve hukukî nitelikleri bakmamdan, ayrı ayrı işlemlerdir. İtiraz konusu hükümise, bu yönlerle ilgili değildir ve bu alanda bir düzenleme ereğinigütmemektedir.
İptaliistenilen hükmün, bir ceza hükmü olmadığı ve tazmin sorumunu da doğrudandoğruya köyde oturan kişilere yüklemediği böylece ortaya konulduktan sonra köytüzel kişiliğinin maddede yazılı şekilde bir tazmin ile yükümlü tutulmasındaAnayasanın metnine veya genel ilkelerine bir aykırılık bulunup bulunmadığı yönüüzerinde durulması gerekmektedir.
İçmesuyundan yoksun olan köyleri bir an önce suya kavuşturmak ve su tesislerini hertürlü tecavüz ve müdaheleden korumak ereği ile çıkarılan 7478 sayılı kanunun 16.maddesine, kanunun Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında, bir köydekisuyun başka bir köye verilmesine, suyu alınan köylerin rıza göstermedikleri vekendi köylerinin sınırı içinde kalan su yollarını bozdukları ve bozanların daçok kez bulunamadığı, bu durumu önlemek üzere kanuna bir hüküm konulmasıgerektiği ileri sürülerek verilen bir önerge ile, eklenmiş olan dava konusufıkra, devlet parasıyla yaptırılan köy içme suyu tesislerinin tahriptenkorunmasını ve faili bilinemeyen tahribatın tazmini ve bozulan tesislerinonarılmasını sağlamak ve bir yurd gerçeğinden doğan ihtiyacı karşılamakdüşüncesiyle konulmuş, kamu yararının zorunlu kıldığı bir hükümdür. Bu hükmegöre bir köyün sınırı içindeki içme suyu tesislerini bozan kişi bulunamadığıtakdir de bozulan kısım yaptırılacak ve gideri, bozulan yer hangi köyün sınırıiçinde ise o köyden alınacaktır. Herne kadar hukukun genel kurallarına göre,bir kimsenin başkasının eyleminden sorumlu tutulamıyacağı, köyün de bir tüzelkişi olarak başkaları tarafından yapılan bir zararın tazmin yükümü altınasokulamıyacağı ileri sürülebilirse de, kişinin, kendi eyleminden, kendikusurundan sorumlu tutulması genel ilkesi, yanında, kimi hallerde başkasınıneyleminden sorumlu tutulması ilkesi de hukukça kabul edilmiş ve uygulamaalanında yer almış bulunmakta ve bu nesnel, kusursuz sorum düşüncesi yerinegöre değişen çeşitli maddî ve hukukî ilgi ve nedenlere dayanmaktadır.
İtirazkonusu hükmün hukukî dayanağı özet olarak şöylece açıklanabilir:
Köylerdeyapılmış bulunan içme suyu tesislerinin kişilerce bozulması, köyleri büyükzararlara uğratmaktadır. Bunun için Yasa ile Köylere kendi sınırlan içindeki sutesislerim gözetleme ve koruma ödevi öngörülmüştür. Eğer bir köy bu ödeviniyerine getirmemiş ise, bunun sonucu olan zarardan köyün sorumlu tutulması, kamuyararı gereğidir.
Mahkemeniniptalini istediği hüküm, ceza niteliği taşımadığı gibi zararın tazminini deköyde oturan kişilere değil bir tüzel kişi olan köye yüklemekte, bu da kamuyararı düşüncesine ve nesnel sorum ilkesine dayanmaktadır. Bu nedenlerle sözkonusu hükümde hukuka ve Anayasaya aykırı bir yon yoktur.
Sonuç:
7478sayılı Kanunun 16. maddesinin son fıkrasının Anayasaya aykırı olmadığına veitirazın reddine 7/10/1969 gününde oybirliği ile karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Anayasa'nın151. maddesine göre bir mahkeme ancak bakmakta olduğu davada uygulanacakkanunun hükümlerini, Anayasa'ya aykırılığını ileri sürerek, Anayasa Mahkemesinegetirebilir. Bu hükmün benzeri 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27.maddesinde de vardır.
İtirazyoluna başvuran Bayat Sulh Hukuk Mahkemesi 9/5/1960 günlü, 7478 sayılı Köy İçmeSuları Hakkındaki Kanunun 16. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırıolduğunu ileri sürmektedir. Bu hükme göre bir kimse evvelce veya bu kanunhükümlerine göre meydana getirilmiş olan içme suyu tesislerini her ne suretleolursa olsun tahrip veya imha eder veya bozar yahut bunlara zarar verir yahuttesis edilmiş nizamı bozarsa fail bulunmadığı takdirde bozulan kısım yaptırılırve masraf bozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazmin ettirilir.
Mahkemeninbakmakta olduğu 1969/10 esas sayılı davada davacı itiraz konusu fıkraya uygunolarak bozulan bölümü yaptırmış ve yapılan giderin bozulan yerin içindebulunduğu köye tazmin ettirilmesini istemiş değildir; su isale hattının bozulanbölümü onarılmayarak ve onarım için ne kadar para gideceğinin bir keşif sonundasaptanmasiyle yetinilerek tahmin edilen onarım giderinin tahsili davaedilmiştir.
Şuduruma göre olayda mahkemenin itiraz konusu hükmü uygulayacağından sözedilemez. Davalının lehine olarak Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen ve iptaliistenen hükme dayanılarak davalının hukukunu etkileyecek bir kararın verilmesiolasılığı varsa itiraz konusu hüküm davada uygulama yeri bulacak demektir. Oysamahkemenin kanunun koyduğu koşullara uyulmadan ve bunların gereği yerinegetirilmeden açılan davayı reddetmek durumunda olduğu apaçık ortadadır ve davada 7478 sayılı yasanın 16. maddesinin son fıkrası hükmünün uygulanması olanağıve olasılığı yoktur.
Çoğunluk"uygulama" deyimini olumlu ve olumsuz uygulama olarak iki anlamdakabul etmekte ve mahkemenin elindeki davayı son fıkra hükmüne uymadığı içinreddetme durumunda bulunmasını bu fıkranın olumsuz biçimde de olsa uygulanmasısaymaktadır. Çoğunluğun Anayasa'nın 151. maddesinde geçen "uygulama"deyimini, değil delâlet ettiği hukukî kavramdan, sözlük anlamından bileböylesine uzak düşürecek biçimde geniş yoruma gitme eğilimi Anayasa Mahkemesiniiptal davası (Anayasa - madde 149) ve itiraz (madde 151) yolları arasında artıkhiçbir ayırımın gözetilemiyeceği bir noktaya doğru yöneltmektedir. Oysa bu ikiyol arasındaki anayasal ayrım göze batacak keskinliktedir.
Bilindiğigibi Anayasa, Anayasa'ya aykırı hükümlerin yürürlükten kaldırılması, başka birdeyimle, ayıklanması için "iptal davası" müessesesini kurmuştur.(Madde 149 ve geçici madde 9/2). Bu müessesenin işleyişi soyut konularda genelnitelikte sonuçlar doğurur. İptal davası sonunda iptaline karar verilen hükümkarar gününde; iptalin yürürlüğe girmesi için kararda başka bir günöngörülmüşse o gün de kendiliğinden yürürlükten kalkar (Madde 152/2).
Anayasayaaykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açıktutan düzenin işleyebilmesi ise; ortada somut bir olayın, yani belli birdavanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmününmahkemenin o davada uygulayacağı bir hüküm olması, aykırılık iddasının ancak odavadaki taraflarca ileri sürülmesi ve mahkemenin, iddianın ciddî olduğukanısına varması veya hükmü kendiliğinden Anayasa'ya aykırı görmesi gibikoşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anayasa Koyucunun bu son derece darçerçeveli düzenle güttüğü erek, "iptal davası" müessesesininvarlığına karşın nasılsa yürürlükte kalabilmiş bîr takını Anayasa'ya aykırıhükümler yüzünden belirli kişilerin belirli haksızlıklara uğramalarınıönlemektedir. Buna bir de mahkemelerin Anayasa'ya aykırı gördükleri hükümleriuygulamaktan kaçınmalarına; böylece Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin bu alandada korunmasına bir yol sağlanması ereği eklenebilir. Anayasa'nın 151.maddesinin getirdiği düzende Anayasa'ya aykırılık iddiası bir davada bekleticisorun olarak ortaya çıkar. Mahkeme Anayasa'ya aykırı gördüğü veya Anayasa'yaaykırılığı iddiasının ciddî olduğu, kanısına vardır kanun hükümlerini uygulamazve Anayasa Mahkemesine başvurur .
İptaldavasını açmaya hakkı olanların bir kanunun yalnızca Anayasa'ya aykırıbulunduğu yönündeki görüşleri Anayasa'ya uygunluk denetimi düzenini işletmeyeyeterken burada böyle bir hükmün ancak belirli bir kikinin belirli haklarınıetkileme durumuna geçişi halinde düzen işleme yoluna girebilmektedir.Anayasa'nın 151. maddesinde öngörülen yolun, 149. maddedekinin tersine,Anayasa'ya aykırılık konusunu soyut ve genel değil somut ve özel bir açıdan elealındığının ve bilerli olayları ve olayların taraflarını ön alanda tuttuğununbir başka kanıtı da mahkemelerden Anayasaya'ya aykırılık iddiaları üzerineverilmiş hükümlerin olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olmasını yahuttıpkı bir iptal dâvası sonunda verilmiş kararlar gibi genel nitelikte etkileryaratmasını Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakmış bulunmasıdır(Madde 152/4). Demek ki Anayasa'nın 151. maddesine göre verilen bir hüküm,ancak Anayasa Mahkemesine aksine karar alınmadıkça, bir iptal davası sonundaverilmiş hükümlerin etki ve kapsamını edinilebilir. o halde Anayasa'ya aykırıkanunların ayıklanması 151. maddede öngörülen düzenin baş ereği ve o düzenledoğrudan doğruya elde edilebilecek bir sonç değildir. Bunun düzenin dolaylıtekisi, bir yansonucu gibi görlmesi daha yerinde olur. Oysa çoğunluğun"uygulama" deyimini yorumlayış biçimi 151. maddeyi de Anayasa'yaaykırı hükümlerin doğrudan doğruya ayıklanması için kullanılacak bir yoldurumuna getirmektedir. Bir tutumdaki iyi niyet ne denli belli ve yerinde deolsa gene bir Anayasa deyiminin böylesine zorlanmasını haklı gösteremez.
Özetlenecekolursa: 7478 sayılı yasanın 16. maddesinin son fıkrası bayat Sulh HukukMahkemesinin, bakmakta olduğu dâvada uygulayacağı hüküm değildir. Anayasa'nın151. ve 44 sayılı kanunun 27. maddelerine aymayan itirazın yetki yönünden reddigerekir. Oysa Anayasa Mahkemesince aksine karar verilmiş ve işin esastan incelenmesineyol açılmıştır.
1969/15sayılı dâvada ilk inceleme sonunda verilen 22/5/1969 günlü karara bu nedenlekarşıyım.
Üye
Avni Givda