ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1969/30
Karar Sayısı:1969/65
Karar günü:18/11/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:29.11.1970/13682
İtirazyoluna başvuran : Kemalpaşa Sulh Ceza Mahkemesi
İtirazınkonusu : Hayvan Hırsızlığının Men'i hakkındaki 22 Mart 1950 günlü, 5617 sayılıKanunun 18. maddesindeki 1322 sayılı Kanuna gönderme yapan hüküm doğrudandoğruya mahkemece Anayasa'nın 12. maddesine aykırı görülmüş ve TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 151.. maddesine dayanılarak Anayasa Mahkemesinebaşvurulmuştur.
I.OLAY :
Büyükbaşhayvan hırsızlığından dolayı Türk Ceza Kanununun 491/5.. ve 525. ve 5617 sayılıKanunun 13. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle sanıklar hakkındaaçıklanan ve Kemalpaşa Sulh Ceza Mahkemesinin 1969/26 esas sayısını alandâvanın duruşması sırasında 28/5/1969 günlü 4. oturumda mahkeme, 5617 sayılıKanunun 18. maddesindeki ilân konusunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinegönderme yapan hükmü Anayasa'nın 12. maddesine aykırı görerek AnayasaMahkemesine başvurulmasına ve duruşmanın geri bırakılmasına karar vermiştir.
III.YASA METİNLERİ
1-İtiraz konusu hüküm :
HayvanHırsızlığının Men'i hakkındaki 22 Mart 1950 günlü, 5617 sayılı Kanunun itirazkonusu 18. maddesi şöyledir:
(Madde18- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilâm hususunda 1322 sayılıKanunun 11. maddesi uygulanır.)
2-İtiraz konusu ile ilgili hüküm :
5617sayılı Kanunun 18. maddesinde sözü geçen 23/5/1928 günlü, 1322 sayılı Kanunun11. maddesi şöyledir:
(Madde11- Cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı alâkalandıran diğer hususlara aitkanun, nizamname ve saire derhal şehir veya kasabalarda mutat veçhilebelediyeler ve köylerde muhtarlar vasıtasiyle ilân ettirilir ve keyfiyet zabıtvarakasiyle tespit edilerek dosyasında saklanır.)
3-Dayanak olarak ileri sürülen Anayasa maddesi:
İtirazkonusu hükmün Anayasaya aykırı olduğu yolundaki görüşü desteklemek üzeremahkemece ileri sürülen Anayasa'nın 12. maddesi aşağıdadır :
Madde12- Herkes, dil ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.)
IV.İLK İNCELEME :
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 26/6/1969 gününde yapılan ilkincelemede, dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşıldığından Anayasa'nın 151. ve22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine uygunluğu görülen işinesasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V.ESASIN İNCELENMESİ :
İtirazınesasına ilişkin rapor, Kemalpaşa Cumhuriyet Savcılığının 29/5/1969 günlü,1969/1148 sayılı yazısına bağlı olarak gelen o yer sulh ceza mahkemesiningerekçeli kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hüküm,aykırılık görüşüne dayanaklık eden Anayasa maddesi; bunlarla ilgili gerekçelerve Meclis görüşme tutanakları ve konu ile ilişkisi bulunan öteki metinlerokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
l- Anayasa'yaaykırılık iddiasının daha önce başka bir itiraz dolayısiyle incelenmişbulunması durumu :
5617sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan (.. ve ilânı hususunda 1322 sayılıKanunun 11. maddesi uygulanır.) hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki iddiadaha önce 1967/9 esas sayılı iş dolayısiyle incelenmiş; hükmün Anayasa'yaaykırı olmadığına ve itirazın reddine 21/11/1967 gününde 1967/41 sayı ile kararverilmişti. (18/6/1968 günlü, 12927 sayılı Resmî Gazete ve Anayasa MahkemesiKararlar Dergisi - sayı 5, sayfa: 184-195)
Görüşmelerinbaşında Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün şu duruma ve Anayasa'nın, AnayasaMahkemesi kararlarının kesinliğini ve bağlayıcılığını saptayan 152. maddesihükmüne göre konunun yeniden incelenmiyeceğini ileri sürmüşlerdir.
Anayasa'nın152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlan kesindir. Kesin yargı karan,kararı veren mahkemece veya başka bir yargı yerince yeniden incelenipdeğiştirilmesi olanağı bulunmayan karar demektir. Anayasa MahkemesininAnayasa'ya aykırılık iddialarına ilişkin kararları Anayasa'nın 149. veya 151.maddelerine dayanılarak yapılmış belli istemler üzerine verilebileceğinden herkararın kesinliği de o kararın verilmesini gerektiren belli dâva veya itirazaçısından söz konusu olabilir. Bu durumun sonucu olarak belirli bir dâva veyaitirazın karara bağlanması aynı konuda bir başka dâva veya itirazın AnayasaMahkemesine gelmesine ve incelenmesine engellik edemez.
İptalkararlariyle dâva veya itirazın reddine ilişkin kararlar arasında açık birayırım vardır, iptal kararlan karar gününde ve eğer ayrıca yürürlük günübelirtilmişse o günde iptal konusu hükümleri yürürlükten kaldırır. Yürürlüktebulunmayan bir kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemiyeceğine göreböylece çözümlenmiş konuların bir daha mahkemeye gelmesi düşünülemez. Gelse deyeniden incelemenin gereği ve konusu olmaz ve iş karar verilmesine yer olmadığıyolunda bir sonuçla kapanır. Dâvanın veya itirazın reddi ile sonuçlanmışkararlara konu olan hükümler ise yürürlükte kalmış ve kararlar belirlidurumlara ve koşullara dayanmakta bulunmuştur. Kararın bağlayıcılığı da bukapsam içinde, belirli bir dâva ve itiraz bakımındandır. Durumların vekoşulların değişmesi halinde sonucun da değişik olması gerekir. Böyle birdeğişmenin bulunup bulunmadığı ise ancak yeni dâva veya itirazın incelenmesi,sonunda anlaşılabilir.
Birdâva veya itiraz redle sonuçlanırsa aynı konuda gelecek başka dâvaların veitirazların incelenemiyeceği yolunda bir görüş kimi hükümlere dokunulmazlıktanımak, bu hükümler hakkında yargı mercilerinin yetkilerini kullanmalarınıönlemek, hukukî görüşleri dondurup kalıplaştırmak olur. Türkiye CumhuriyetiAnayasa'sının böyle bir ereği bulunduğu düşüncesini destekliyecek, doyurucu birkanıtın ileri sürülmesi olanaksızdır.
Şuduruma göre itiraz konusu hükmün daha önce başka bir itiraz dolayısiyleincelenmiş ve Anayasa'ya aykırı görülmiyerek itirazın reddine karar verilmişbulunmasının konunun 1969/30 sayılı dosyada yeniden incelenmesine engellikedemeyeceğine Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün'-ün karşı oyları ile veoyçokluğu ile karar verilecek esas sorunun görüşülmesine geçildi.
2-İtiraz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu :
Kanunlarınve nizamnamelerin sureti neşir ve ilâm ve mer'iyet tarihi hakkındaki 23 Mayıs1928 günlü, 1322 sayılı Kanunun Resmî Gazete ile neşri mecburî mevat,kanunların ve nizamnamelerin mer'iyet tarihi "başlığım taşıyan birincikısmında (Madde 3) kanun ve tüzükleri için kabul edilen yürürlük koşulu, kuralolarak, yalınızca Resmî Gazete'de yayımlama zorunluğunun yerine getirilmesindenibarettir. Bu kanunun 3. ve 4. maddelerine göre kanunlar ve tüzükler,metinlerinde başkaca sarahat bulunmadıkça, Resmî Gazete ile yayımı izleyengünün başlangıcından hesap edilmek üzere 45. günün bitiminden başlayarakTürkiye'nin her yerinde aynı zamanda yürürlüğe girer. Resmî Gazete'nin birsayısına sığmayan uzun kanun ve tüzüklerin yayımının en çok beş sayıdabitirilmesi zorunludur ve yürürlüğün hesabında son yayım gününe itibar olunur.
Cezaya,vergiye, askerliğe ve halkı ilgilendiren öteki konulara ilişkin kanun vetüzüklerin ve başkalarının derhal kentlerde ve kasabalarda alışılmış yollarlabelediyelerce; köylerde muhtarlar aracılığı ile duyurulması ve durumuntutanakla saptanması hakkındaki 11. madde hükmü ise 1322 sayılı kanunun"Kanun ve nizamnamelerin tabı ve tevzileri" başlıklı ikinci kısmındayer almıştır, ve kanunun, bu hükmü bir yürürlük koşulu saymadığı, ve kimiönemli konularda halkın uyarılması ereği ile metni içine aldığı tartışmayı,hatta açıklamayı gerektirmeyecek bir kesinlikle ortadadır.
Biryasanın, 1322 sayılı Kanunun genel kural olarak koyduğu yürürlük koşulu yerinene getirdiğini anlamak için o yasanın yürürlük maddesinin ele alınmasıgerekecektir. 5617 sayılı Kanunun yürürlüğü düzenleyen 18. maddesine bakıldıktaşu açık ve kesin hükümle karşılaşılır: (Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğegirer.) 56İ7 sayılı Kanunun yürürlük koşulu bundan, yani Resmî Gazete ileyayımı yolundan ibarettir. Aynı maddede yer alan ve ilân konusunda 1322 sayılıKanunun 11. maddesinin uygulanacağını belirleyen hükmün ise yürürlük koşuluolma niteliği ile uzak yakın bir ilişkisi bulunduğu düşünülemez.
İtirazkonusu hükmün, Resmî Gazete'de yayın yolu ile yürürlük koşuluna bir de ilânyolu ile yürürlük koşulu eklediğini, böylece bu kanun için iki yürürlükkoşulunun birden öngörüldüğünü kabule herşeyden önce maddenin yazılışı engelbulunmaktadır. Çünkü kanunun yayımı gününde yürürlüğe gireceğini belirtenhükümle ondan sonra gelen "... ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11.maddesi uygulanır." hükmü arasında yürürlük koşulu olabilme bakımından birbağlantı kurmak olanağı yoktur. Az önce de açıklandığı üzere 11. madde ile biryürürlük hükmü değil uyarma hükmü konulmuştur, itiraz konusu hükümde yer alansözlerle bu maddeye açık bir gönderme yapılarak o hükmün uygulanacağıbelirtilmekle yetinilmiş bulunduğundan, burada dahi ilân yolu ile halkınuyarılması ereğinin güdüldüğü anlaşılmakta; başka bir biçimde anlayış, hükmünyazılışına uygun düşmemektedir.
Öteyandan, kanunların yorumlanmasında kanun koyucunun ereğine göre, yorum, bugüngerek doktrinde gerek uygulama alanında benimsenen bir yorum kuralıdır. Tasandabulunmadığı halde, sonradan eklenen ilân hükmüne ilişkin Adalet Komisyonugerekçesinde "... kanunun yayımına taallûk eden 17. maddede (kanun : madde18) köylerimizde bu hükümlerin iyice duyurulmasını temin maksadı ile ilânın1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde yazılı şekilde olması maksada daha uygunmütalaa olunmuştur..." denilmektedir.
Görülüyorki hükmün maddeye konulması ile, yürürlüğe girmesinden önce hayvan çalmasuçlarına verilen cezaların bu kanunla ağırlaştırılmış bulunması karşısında,1322 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmasında belirmiş olan aksaklıklarameydan verilmemesi, duyurma ve uyarma hükmünün her halde uygulanması ereğigüdülmüştür.
5617sayılı Kanunun 18. maddesindeki gönderme hükmüne rağmen 11. madde uyarıncakanunun duyurulmadığı yerlerin halâ bulunduğu anlaşıldığına göre kanunkoyucunun bu konudaki titizliğinin isabeti daha açık belirmektedir. O halde,anılan hükmün bir yürürlük koşulu olarak yorumlanması kanunların, kanunkoyucunun ereğine göre yorumlanması kuralına da uygun değildir.
Yargıtayca,5617 sayılı Kanunun uygulanmasında ilân bir yürürlük koşulu olarak kabuledildiği için burada bir kanun hükmünün yüksek mahkemelerce uygulanış veyayorumlanış biçiminin kanunların Anayasa'ya uygunluğunun denetiminde bağlayıcınitelikte olup olmadığına da değinmek yerinde olacaktır.
AnayasaMahkemesinin, Anayasa'ya uygunluk denetimi görevini yaparken bir kanun hükmününyüksek mahkemelerce uygulanmasında benimsenen içtihatlarla bağlı olduğunugösteren bir hüküm ne Anayasa'da ne de Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunda yer almıştır. Esasen yüksekmahkeme içtihatlarının değişmez olmadığı; zaman zaman içtihat değişikliklerininortaya çıktığı; yüksek mahkeme daireleri ile genel kurul kararlarının aynıkuruluş içindeki öteki daireleri dahi bağlayıcı niteliği bulunmadığı gözönündetutulunca, bunların, Anayasa Mahkemesini bağlayacağını savunabilmek için haklıbir hukuki neden gösterilemez. Bu açıklamalarda şu sonuç çıkmaktadır : AnayasaMahkemesi, gerek iptal dâvası gerekse itiraz yolu ile Anayasa'ya aykırılığı önesürülen bir kanun hükmünün anlamım, kendi hukuk görüş ve anlayışı açısındanincelemeli ve o hükmün bu anlam içinde Anayasa'ya uygunluğu denetlenmelidir.
Özetlenecekolursa : 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan itiraz konusu hüküm, biryürürlük koşulu değildir. Kanım Resmî Gazete'de yayımlanmakla yürürlüğe girmişve Türkiye'nin her yerinde uygulanma olanağı ve zorunluğu doğmuştur. 1322sayılı Kanunun 11. maddesine göre ilân yapılmış veya yapılmamış bulunmasıyasanın uygulanmasına engel olamıyacağından hukuki durumları aynı olan kişilerarasında eşitsizlik ve imtiyaz doğacağından söz edilemez. Şu duruma göre 5617sayılı Kanunun 18. maddesindeki inceleme konusu hüküm Anayasa'ya aykırıdeğildir; itirazın reddi gerekir. Muhittin Gürün bu görüşe; Fazlı Öztan, FazılUluocak, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve Ziya Önel gerekçeye katılmamışlardır.
VI-S O N U Ç :
22Mart 1950 günlü, 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan "... ve ilânıhususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır." hükmünün Anayasa'yaaykırı olmadığına ve bu hükme yöneltilmiş bulunan itirazın reddine MuhittinGürün'ün esasta; Fazlı Öztan, Fazıl Uluocak, Şahap Arıç, Recai Seçkin ve ZiyaÖnel'in gerekçede karşı oylariyle ve oyçokluğu ile 18/11/1969 gününde kararverildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Şahap Arıç
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Mustafa Karaoğlu
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
Hâkim,itirazında, 5617 sayılı Hayvan Hırsızlığının Men'i Hakkındaki Kanunun 18. incimaddesinin atıfta bulunduğu 1322 sayılı Kanun'un 11 inci maddesindeki ilânşeklinin kanunun yürürlüğe girmesi için şart koşulduğuna, halbuki ülkenin heryerinde bu ilânın yapılmadığının duruşmalarda meydana çıktığına, bu halin ise,ceza uygulamalarında eşitsizlikler yarattığına işaretle, "Kanunların veNizamnamelerin Sureti Neşir ve ilânı Mer'iyet Tarihi Hakkındaki" 1322sayılı Kanunun 11 inci maddesinin, Anayasa'nın 12 nci maddesine aykırıdüştüğünü iddia ve bu maddenin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Çoğunluğunkarar gerekçesinde şu hususlar yer almaktadır : Hayvan Hırsızlığının Men'iHakkındaki Kanun'un 18 inci maddesi, "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğegirer" şeklindeki hükmü ile, maddenin yürürlük prensibini koymuştur. Bumaddenin 2 nci cümlesindeki "ve ilân hususunda 1322 sayılı Kanun'un 11inci maddesinin uygulanacağına" dair hüküm bir uygulama koşulu olmayıp,uyarma niteliği taşır. Bu bakımdan, 5617 sayılı Kanun'un, ceza hükümlerininuygulamaları konusunda atıfta bulunduğu 1322 sayılı Kanun'un 11 inci maddesiyürürlük koşulu getirmediğinden, eşitsizlik yaratmamakta ve bu nedenle deiptali gerekmemektedir.
Çoğunluğunkararının dayandığı bu gerekçeye aşağıda açıklanan nedenlerle, ve cezahükümleri getiren 5617 sayılı kanunun 1322 sayılı Kanunun 11 inci maddesininzorunlu kıldığı şekilde ilânı yapılmadan uygulanamayacağı düşüncesiyle karşıoydayım.
Şöyleki, :
A -1322 sayılı Kanun "Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlânıMer'iyet Tarihi Hakkında Kanun" adı altında, 4/6/1928 tarihindeyayınlanmıştır. O tarihte yürürlükte olan Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun 35 incimaddesinde, Meclis'ce kabul edilen kanunları Cumhurbaşkanı 10 gün zarfında ilâneder" denilmektedir. 334 sayılı yeni Anayasa'da 93 üncü maddesindeMeclis'ce kabul edilen kanunların 10 gün içinde Cumhurbaşkanı tarafındanyayınlanacağından bahseder. Bu iki madde arasında bir fark yoktur. YalnızTeşkilâtı Esasiye Kanunu kanunların ilânından, yeni Anayasa iseyayınlanmasından bahseder. Metinlerden, her iki terime de farklı anlamverilmediği anlaşılmaktadır. Şimdi, 5617 sayılı Kanun'un 18. maddesindeki"yayın" teriminin yerine ilan kelimesini koyunca, söz konusu 18.madde "Bu kanun ilân tarihinde yürürlüğe girer ve ilân hususunda 1322sayılı Kanun'un 11. maddesi uygulanır" şeklini alır ki, bu haliyle metinmahkemelerin içtihatları istikametinde bir anlayışı gerekli kılar. Bu durumda5617 sayılı Kanun'un hükümleri. derhal şehir ve kasabalarda, belediyelerdemutat veçhile ve köylerde muhtar vasıtasıyle yapılacak ilânla yürürlüğe girer.
B -Kararın iki numaralı paragrafında, 1322 sayılı Kanun'nun maddeleri üzerindeinceleme yapılırken, 11. maddeye Kanu'nun ikinci kısmında, "kanun venizamnamelerin tab'i ve tevzilerinden" bahseden maddeler arasında yerverilmesinin, bu madde hükmünün yürürlük koşulu olmadığını gösterdiği ilerisürülmektedir. Bu, yanlış bir istidlal olsa gerektir. 5617 sayılı Kanun'un 18.maddesinin, kanunun yürürlüğe girmesi bakımından 11. maddeye atıfta bulunmakla,bu maddeyi kendi bünyesine almış ve onu yürürlük şartı yapmış olduğu açıktır.
11.maddeye göre, cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı ilgilendiren diğer hususlaraait kanunların derhal şehir ve kasabalarda, belediyelerde mutad veçhile veköylerde muhtarlar vasıtasıyle yapılan ilân ile yürürlüğe girer ve keyfiyetzabıt varakası ile tesbit edilerek dosyasında saklanır denilmektedir. Bumaddenin son cümlesindeki, ilân yapıldığının bir zabıt varakası ile tespitinive dosyasında saklanmasını zorunlu kılan hükmü işin önemi oranındadeğerlendirmek gerekir, ilân yapıldığının bir zabıt varakası ile tevsiki, builânın bir uygulama koşulu olduğunun delilidir. 1l. maddeyi bir uyarma maddesişeklinde yorumlamak maddenin şevkine hâkim olan prensibe de aykırı düşmektedir.Bu Kanun'un 11. maddesinde sözü edilen idare âmirleri ve muhtarlar tarafından,ilânın "derhal" yapılması yolundaki kanun emri ile, ilânınyapıldığına dair bir zabıt varakası tutulması ve dosyasında saklanmasımecburiyetine dair hükümler, kanun koyucunun özel şekilde öngördüğü ilângereğinin sadece bir uyarma niteliğinde olmadığını açıkça göstermekte ve 14üncü maddedeki, kanunu tehirle ilân eden idare amirleri ve belediye başkanlarıile köy muhtarları hakkında Türk Ceza Kanunu' nün 230 uncu maddesine göretakibat yapılacağına dair olan hüküm ise, 11. maddenin taşıdığı ilân hükmününbir uygulama şartı olduğunu belirtmektedir.
C -Yasama Meclislerinden çıkan bir kanun Cumhurbaşkanı tarafından Resmi Gazete'deyayınlanmadıkça uygulama niteliği kazanmaz. Yayımın maksat ve gayesi kanunhükümlerinden vatandaşın haberdar olmasını sağlamaktır. 1322 sayılı Kanun, 3 ve4. maddelerinde, bir kanunun metninde yürürlük gününü belli etmemesi halinde, okanunun Resmî Gazete ile yayımını izleyen günün başlangıcından hesap edilmeküzere 45 günün sona ermesiyle Türkiye'nin her yerinde ve aynı zamanda yürürlüğegireceği belirtilmiş, böylece bir kanunun ancak yayımından 45 gün sonra ülkedeyürürlük kazanacağı kabul edilmiş ve bu süre bilmek ve öğrenmek için karinesayılmıştır. Türk Ceza Kanunu, "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz"hükmünü cezaya ehliyet faslının ilk maddesine almıştır. Buradaki ehliyet cezasorumluluğunu çekecek manevî seviyede olmakdır. Ceza ehliyeti olmayan kimseyeceza vermek keyfilik ve zulüm olur. Zamanımızda "kanunu bilmemek mazeretsayılmaz" kuralı doktirindeki değerini bir hayli kaybetmiş ve Türk Cezamevzuatında da genel kasıttan başka, cezalandırmak için sanığın kanunun hükmünü"bilerek" suçu işlemesi çok yerde aranmıştır. Alman Ceza Kanununda"cezai müstelzim bir fiilî işlediği zamanda kanunî unsur veya cezayıarttırıcı hususları teşkil eden halleri bilmeyen sanığa bu haller tahmiledilemez" denilmektedir ki, bu madde cezalandırmak hakkınıninsanileştirmesinde gösterilen gayretin ciddî bir işaretidir.
TürkYasama Organı 4/6/1928 tarihinde çıkardığı Kanunların ve nizamnamelerin SuretiNeşir ve îlânı ye Mer'iyet Tarihi hakkındaki Kanun'un 11. maddesi, cezayı,askerliği, vergiyi ve halkı alâkalandıran diğer kanunların ilânında"derhal" yapılmak kaydiyle özel bir ilân şekli getirmiş, zaman vemekân bakımından kanun uygulamalarını insanileştirmek ve hususileştirmekte isabetlibir prensibi mevzuata sokmuştur. Şimdi 5617 sayılı Kanun'un 18. maddesinin"bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilân hususunda 1322 sayılıKanun'un 11. maddesi uygulanır" şeklindeki hükmün birinci cümlesininkanunun yürürlüğü için yeterli sayılacağının, ikinci cümledeki "-ve ilânhususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır-" hükmünün yürürlükiçin şart olmadığının kabulü halinde, herhangi bir kanunun Resmî Gazete ileyayımının yapıldığı günün ertesinde Türkiye'de her yerde ve aynı zamandayürürlüğe girdiği sonucu doğar. Bu durumda, mesken müştemilâtından sayılan biryerden geceleyin büyük baş bir hayvan çalan iki sanık hakkında 10 sene ile 15sene arasında hapis ve ayrıca sürgün cezası verilecektir. Sanık duruşmada:"Kanunun ilânını, taşıyan Resmî Gazete Sason ilçesine yaz aylarında en az10 gün sonra gelir; benim bu arada işlediğim hayvan çalmak suçunun cezasınınarttırıldığı ve yeni cezalarla ağırlaştırıldığından haberim yoktu. Anayasa'daReisicumhur'a verilen kanunları yaymak görevi mücerret Resmî Gazete'de ilândanibaret bir merasim olmasa gerek. Böyle bir anlayış insan haklarına ve hukukdevleti olmak niteliğine uymaz" tarzında yapacağı savunmanın, merciincedeğerlendirilmesinin olumsuz karşılanacağı kabul olağan olmaz düşüncesindeyim.Vakıa mahkemenin itirazı bu yolla Anayasa Mahkemesi'ne gelmemiştir. Fakat, 1322sayılı Kanun'un 11. maddesinde atıf ta bulunan 5617 sayılı Kanun'un 18.maddesinin ikinci cümlesine çoğunluğun verdiği mananın bu sonuçla birlikteincelenmesi icabederdi.
SONUÇ:
5617sayılı Kanun'un 18. maddesinin atıf yapmak suretiyle bünyesine aldığı 1322sayılı Kanun'un 11. maddesi, Hayvan Hırsızlığının Men'ine Dire Kanun'unuygulama şartıdır. Mahkemelerin bu yoldaki yerleşmiş içtihadı da bu görüşüteyid eder. Ancak idare amirlerinin belediye başkanlarının, köy muhtarlarınınkanunla kendilerine verilen görevi yerine getirmemelerinden dolayı çıkan veeşitsizlik yarattığı ileri sürülen, mahkeme kararlarındaki çelişmeler, kanununAnayasa'ya aykırılığını teşkil etmiyeceği nedeniyle itirazın reddi sonucunudoğru buluyorum. Çoğunluğun kararında ileri sürülen gerekçeye açıkladığımsebeplerle katılmıyorum; karşı oydayım.
Üye
Fazlı Öztan
KARŞIOY YAZISI
İTİRAZINKONUSU :
5617sayılı Hayvan Sirkatinin Men'i hakkındaki Kanunun 18. maddesinde yer alan"... ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır"hükmünün Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bulunduğu hususudur.
Karardaçoğunluğun dayandığı gerekçelerden yalnız itiraz konusu hükmün kanunun yürürlükkoşulu olmadığı, yolundaki görüşe katılmadığımdan aşağıdaki izahatım yalnız buyöne ilişkin bulunmaktadır.
5617sayılı Kanunun 18. maddesi : "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer veilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır" şeklindedir.Sözü geçen 18. maddede anılan 11. maddede ise : "Cezaya, vergiye,askerliğe ve halkı alâkalandıran diğer hususlara ait kanun nizamname ve sairederhal şehir ve kasabalarda mutad veçhile belediyeler ve köylerde muhtarlarvasıyasıyla ilân ettirilir ve keyfiyet zabıt varakası ile tespit edilerekdosyasında saklanır." denilmektedir.
Anayasa'mızakanunların yayımlanması hakkındaki 93. maddede, "Cumhurbaşkanının, TürkiyeBüyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları 10 gün içinde yayınlayacağıbelirtilmektedir. Bu yayımın da 1322 sayılı Kanun ve nizamnamelerin suretineşir ve ilânı ve mer'iyet tarihi hakkındaki kanunun 1. maddesi hükmünce ResmîGazete ile yapılması mecburî kılınmıştır. Bu hükümlere göre kanunların ResmîGazete ile yayınlanması genel bir yürürlük koşulu olarak kabul edilmektedir.Ancak Anayasa'da yayımlanacak kanunun hükümlerinin özelliğine göre, ilâveyürürlük koşullan konulmasını men'eden bir hüküm bulunmamaktadır.
1322sayılı Kanunun 1. maddesinde kanunların Resmi Gazete ile yayımlanması mecburîkılınmış ve 3., 4. maddelerinde de kanunun ne vakit yürürlüğe gireceğiaçıklanmış olduğu halde 11. maddesinde de ayrıca cezaya ait kanunların, maddedegösterildiği şekilde, ilân edileceği emredilmiştir. Bu durumda, 11. maddeye bu.ilân hükmünün, cezaya dair olan kanun hükümlerinin halka muhakkak suretteduyurulması ve halkın uyarılması maksadı ile konulduğu anlaşılmaktadır.
Bunarağmen 5617 sayılı Kanunun bir yürürlük maddesi olan 18. maddesine "Bukanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" denildikten sonra ayrıca "veilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır" şeklindekiitiraz konusu hükmün konulması, halkı uyarma maksadına değil, maddeye biryürürlük koşulu ilâvesi maksadına dayandığını ifade etmektedir, itiraz konusuhükmün 18. maddeye mücerret halkı uyarma maksadı ile konulmasına lüzum vezaruret de yoktur. Zira ceza hükümlerini taşıyan kanunların, halkı uyarmamaksadıyla, bu şekilde ilân edilmesi zorunluğu 1322 sayılı Kanunun 11.maddesinde esasen yer almış bulunmakta olup bu kânun da halen yürürlüktedir.
Buaçıklamaların sonucuna göre 5617 sayılı Kanunini 11. maddesi hükmünce, ilânyapılmış olan yerlerle henüz ilân edilmemiş yerlerde, bu kanunun yürürlüğegirmiş olup olmadığına göre sanık olan kimseler arasında bir ayrım meydanagelmesi 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde kabul edilen itiraz konusu hükmünbir sonucudur. Ancak bu sonucun itirazda dayanılan Anayasa'nın 12. maddesindekieşitlik esasına aykırı bir yönü mevcut değildir. Zira, Anayasa Mahkemesinin birçok kararlarında da kabul edildiği gibi eşitlik ilkesi aynı hukukî durumdaolanlar hakkında uygulanması gereken bir ilke olup hukukî durumları başka başkaolan kimseler, hadisemizde olduğu gibi itiraz konusu hükümdeki ilânın yapıldığıyerlerle henüz yapılmadığı yerlerdeki sanıklar, hakkında bir ayrım yapılmasıeşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmez. Aksi görüşün kabulü bizi, hukukîdurumları aynı olmayan kimselere aynı cezaların verilmesi gerekeceği şeklindebir sonuca götürür ki, asıl eşitliğe aykırılık burada meydana gelir.
SONUÇ:
5617sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan itiraz konusu hükmün, yukarıda açıklanangerçeklere göre, Anayasa'ya aykırı olmadığı görüşündeyim.
Üye
Şahap Arıç
SayınŞahap Arıç'ın düşüncelerine iştirak ediyorum.
Üye
Fazıl Uluocak
KARŞIOYYAZISI
MahkememizinEsas 1967/9, Karar 1967/41 sayılı, 21/11/1967 günlü kararı için yazmış olduğumkarşıoy yazısında (18/6/1968 günlü, 12927 sayılı Resmî Gazete - AnayasaMahkemesi Kararlar Dergisi Cilt 5, Sahife 188 -190) açıklanan gerekçelere göre,Mahkememizce verilen aynı nitelikteki bu kararın gerekçesine katılmıyorum veanılan karşıoy yazısındaki gerekçelerden ötürü itiraz konusu Yasa kuralınınAnayasa'ya aykırı olmadığı görüşündeyim.
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOYYAZISI
İtirazyoluna başvuran mahkeme, 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan (bu kanunyayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11.maddesi uygulanır) hükmünün, ilâna ilişkin kısmı da, yürürlük koşuluolduğundan, ilân yapılmış olup olmadığına göre, değişik kanun ve cezalarınuygulanması gerektiği cihetle, Anayasanın 12. maddesinde yazılı eşitlikilkesini zedelediğinden, maddenin, (ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11.maddesi uygulanır) kısmının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Çoğunluk,ilân uyarma niteliğinde olup, yürürlük koşulu olmadığından, kanun ve cezauygulamaları bakımından değişik ve farklı bir durum meydana gelmez, bu nedenleeşitsizlik ve Anayasa'ya aykırılıktan söz edilemez gerekçesiyle, itirazınreddine karar vermiştir.
KısacaAnayasa'ya aykırılık iddiasının gerekçesi, ilânın yürürlük koşulu olduğu veçoğunluğun ret gerekçesi ise, bu ilânın yürürlük koşulu olmadığı nedenine,diğer bir deyişle, maddenin yorumundaki zıt görüşlere dayanmaktadır.
Kanunlarınyorumunun, o kanunu uygulayan mahkemelerle, kararlarını denetleyen üst yargımercilerinin görev ve yetkilerinden olduğu görüşünde bulunduğum için, maddeninnasıl yorumlanması gerektirdiği üzerinde durmayı gerekli görmüyorum. Ancakkonuyu aydınlığa kavuşturmak ve görüşümüzü daha iyi açıklıyabilmek içinçoğunluğun gerekçesini eleştirmenin yararlı olacağı kanısındayım.
Çoğunluk,Anayasa Mahkemesinin redde ilişkin kararlarım, belirli bir dava ve belli durumve koşullar için bağlayıcı olduğunu, durumun ve koşulların değişmesi halindesonucunda değişik olması gerektiğini, değişiklik bulunup bulunmadığının iseyeni dâva ve itirazın incelenmesiyle anlaşılabileceğini, bir dava veya itirazredle sonuçlanırsa, aynı konuda gelecek başka dava ve itirazların incelenemiyeceğiyolundaki bir görüşün, kimi hükümlere dokunmazlık tanımak, bu hükümler hakkındayargı mercilerinin yetkilerim kullanmalarını önlemek ve hukukî görüşleridondurup kalıplaştırmak demek olacağını, mahkemelerin yorum konusundakigörüşlerinin değişebileceğini, bu sebeple de, Anayasa Mahkemesinin, kendi görüşve kanısına göre yorum yaparak, Anayasa'ya uygunluğunu denetlemesi gerektiğiniaçıklamıştır.
AnayasaMahkemesi kararlarının belirti bir dava ve belli durum ve koşullar içinbağlayıcı olduğu kabul edilirken, aynı konuda başka dava ve itirazlarınincelenemiyeceği yolundaki görüşün, kimi hükümlere dokunmazlık tanımak ve buhükümler hakkında yargı merciilerinin yetkilerini kullanmalarım önlemek demekolacağından bahisle, aynı konu hakkında dava ve itiraz yollarını açık tutmak,bir yandan çelişikliğe düşmekten başka, sakıncalı sonuçlara da yol açmaktadır.Çünkü itiraz konusu dava, 5617 sayılı Kanunun uygulanmasında, ilânın yürürlükkoşulu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır ki, inceleme konumuz bakımından,belli durum ve koşulu olan belirli ve tek tip bir davadır ve değişik başka birtipi söz konusu değildir. Şimdi bu konudaki çoğunluk kararı mahkemeleribağlıyacak ise, o takdirde gerekçenin 2. bölümünde benimsenen görüşe aykırıolarak yargı mercilerinin yetkilerini kullanma olanağı ortadan kalkmaktadır.Bağlayıcı olmıyacak ise, bir ölçüde Anayasa'ya uygunluğu tetkik ve hükmebağlamağa yetkili mahkemelerin, Anayasa'ya aykırılık gibi bir sonuca varmasıolanağına yol verilmiş olur. (Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişindenbaşlamak üzere üç ay İçinde kararını verir. Bu süre içinde karar verilmezsemahkeme, Anayasa'ya aykırılık iddiasını, kendi kanısına göre çözümlüyerek,davayı yürütür. -(Anayasa Madde 151 fıkra 2 ve 3).
Aynıkonuda birbirine zıt kararların ceza ve kanun uygulamaları bakımından yarattığıgeniş ölçüdeki farklı sonuçlar sosyal hayatın her alanında inkâr edilemiyecekve sayılamıyacak kadar sakıncalı sonuçlar doğurur.
AnayasaMahkemesi kararlarının sonuç kısmını bağlayıcı olduğu düşüncesi de doğru birgörüş olarak kabul edilemez. Gerçekten, hukukî anlamda ve genel olarak karar,yargı mercilerine intikal eden işleri sonuca bağlayan belgeler olaraktanımlanır. Kararda nelerin yer alacağı ceza ve Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunlarında açıklandıktan başka, Anayasa'nın 135. maddesiyle, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının, gerekçeli olarak yazılacağı açık ve kesinolarak emredilmiştir. Bu buyurucu hükmün, ilgililerin ve toplumun tatminedilmesi, tam bir güven ve rahatlık içinde gelişmesinin sağlanması ereği ilekonulmuş olduğu gözönünde tutulursa, gerekçeden yoksun bir hüküm ve sonuçtansöz edilmemek gerekir. Gerekçe, hükme varmanın yoludur. Gerekçe kaldırılırsahukukî anlamda bir karar varsayılamaz. O kadar ki, tek gerekçeli kararlardagerekçeyi sonuç veya hüküm kısmında dahil kabul etmek zorunluğu vardır. Onuniçindir ki, Anayasa'nın 152. maddesi düşünülerek, gerekçe ve sonuç ayırımıyapılmaksızın, Anayasa Mahkemesi Kararları bağlayıcıdır şeklindedüzenlenmiştir. Söz buraya gelmişken, Anayasa Mahkemesi kararlarının, bütünüile, ilişkin olduğu konu bakımından, yasama, yürütme ve yargı organlarınıbağladığının çok açık ve kesin olarak sözü edilen 152. maddede ifade edildiğinibelirtmek yerinde olur. Gerçekten maddenin 4. fıkrası, Anayasa Mahkemesi, diğermahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükümlerin,o-layla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olduğuna karar verilebilirşeklindeki istisnai hükmü ile, asıl kurala, hiç bir kuşkuya yer vermiyecek açıkve seçiklik kazandırmıştır.
Yorumkonusuna gelince; kuvvetler ayrılığını benimsiyen Anayasa'mızın 7. maddesiyargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağıilkesini koymuş, 132. maddesinde de hâkimler görevlerinde bağımsızdır.Anayasa'ya Kanuna, Hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiç birmakam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve tali mat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkindebulunamaz şek: imdeki açıklamasiyle, 7. maddede öngörülen ilkeyidaha da açıklığa kavuşturmuş ve bu suretle yargı yetkisinin kullanılmasında hertürlü etki ihtimallerini önlemek istemiştir.
Bilindiğigibi yargı alanı, adlî idarî ve askerî bölümlere ayrılmış ve her birininsınırları ve bu sınırlar içinde yargı yetkisinin, yukarıda açıklanan ilke veesaslara uygun olarak ne suretle kullanılacağı ayrıca özel kanunlarla, usulkanunlarında belirtilmiştir. Bunun dışında Anayasa denetimi olarak tanımlanandiğer bir yargı alanı ve bu denetimi yapacak Anayasa Mahkemesi kuruluşu verdirki, onunda görev ve yetkileri, Anayasa'nın 147. maddesiyle, 44 sayılı Kanundatespit edilmiştir. Doğru bir yargıya varabilmek için yetki konusu üzerindedurmak lâzımdır.
Genelolarak yürürlükte olan kanunlar, ilişkin oldukları yargı alanına göre, adlî,idarî ve askerî mahkemelerce uygulanır. Kural olarak davaları hükme bağlayaraksonuçlandırmak ilk mertebe mahkemelerin görev ve yetkilerindendir. Bu görev veyetki, kanunların yorumu yetkisini de zorunlu kılmaktadır, o kadar ki, birçokahvalde yorum yapılmadan uygulama yapılmasına ve karar verilmesine imkânyoktur. Çünkü kanun, sözü ve özüyle neyse o dur, söz ve özün anlamını tayin vetespit ise yorumudur. Mahkemelerin yorumdan kaçınarak davayı durdurmaları,görevden kaçınma olur. Ancak doğrudan doğruya veya yorum yoluyla bir kanununAnayasa'ya aykırılığı kanısına varılırsa, dava durdurularak, bu konuda birkarar verilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulur.
Busuretle iş Anayasa Mahkemesine gelince, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi,mahkemenin yorumiyle bağlı olarak bu anlamıyla Kanunun, Anayasa'ya uygun olupolmadığını denetlemekten ibarettir. Çünkü yukarda değindiğimiz gibi mahkemeleryorum yetkisine sahiptir ve yorum yapmaları zorunludur. Kanun koyucunun ayrıyargı mercilerine aynı konuda yorum yetkisi tanıyarak, çelişik ve sakıncalısonuçlara yol açacağı düşünülemez. Onun içindir ki Anayasa'nın 147. maddesi,Anayasa Mahkemesi, kanunların Anayasa'ya uygunluğunu denetler hükmünükoymuştur. Anayasa denetimi vesilesiyle bunun ötesinde, kanunun kendi görüş vekanısına göre yorumluyarak, olayda olduğu gibi yüzde yüz farklı sonucavarılması, mahkemeler üzerinde kendi görüş ve idaresini doğrudan doğruya hâkimkumaşa bile, dolaylı olarak ve bir ölçüde mahkeme kararlarını etkiliyeceğindeşüphe yoktur. Bu sonucunsa Anayasa'nın 7 ve 132. maddelerinde ifadesini bulanmahkemelerin bağımsızlığı ilkesini zedeliyeceği inkâr edilemez.
Mahkemelerinyorum konusundaki görüşlerinin değişmesi ihtimali de bir sakınca olmaktanuzaktır. Çünkü, itiraz kabul edilirse iptal nedeniyle yorum söz konusu olamaz,ret halinde ise, yeniden baş vurmayı engelliyen bir hüküm yoktur. Diğertaraftan Anayasa Mahkemesi görüşünün de aynı ölçüde değişmiyeceği ilerisürülemez.
Sonolarak 147. maddenin müzakeresi sırasında sorulan sorulara komisyon sözcüsütarafından verilen cevapta, kanunların mahkemelerce yorumlanacağı yolunda cevapverildiği ve bundan sonra oya başvurularak maddenin kabul edildiğini eklemekyerinde olur.
Sonuç: Yukarda açılanan sebeplerle çoğunluğun gerekçesine katılmıyorum. AnayasaMahkemesi kararlarının bütünüyle ilişkin bulunduğu konular bakımından bütünmakam ve mercileri bağlayıcı olduğu ve ancak aynı nitelikteki diğer işlerinyeniden incelenmesine manî bulunmadığı, kanunların yorumu yetkisinin, o kanunuuygulayan mahkemelerle, kararlarını denetliyen üst yargı mercilerininyetkilerine dahil olup, Anayasa Mahkemesinin maddenin yorumla beliren anlamınagöre Anayasa'ya uygunluk denetimi yapması lâzım geldiği kanısındayım ancak ilânyapılmış olup olmaması değişik koşullar ifade ettiğine ve bu takdirde değişikuygulamalarında doğal olup, eşitsizlik olarak nitelendirilemeyeceğine göre,Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamıyacağı cihetle, bu bakımdan itirazın reddîgerektiği düşüncesindeyim.
Üye
Ziya Önel
Karşıoy yazısı
1-5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin bu dosyaya konu olan hükmü, daha önce birbaşka mahkemenin itirazı üzerine incelenerek Anayasa'ya aykırı olmadığına kararverilmiştir. (Anayasa Mahkemesi kararı : 21/11/1967, sayı : 1967/9-1967/41;Resmî Gazete : 18/6/1968, sayı : 12927.)
Anayasa'nın152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama usulleri hakkındaki 44sayılı Kanunun 50 ve 51. maddelerinde, Anayasa Mahkemesi kararlarının, hiçbirayırım yapılmaksızın, kesin, yasama, yürütme, yargı organlarını, idaremakamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı olduğu, herhangi birduraksamaya yer vermiyecek derecede açıklıkla belirtilmiş bulunduğuna göre, şuveya bu düşünce ile bu açık hükümlere aykırı davranılması ve bu nedenle de aynıhükmün tekrar incelenerek yeni bir karara konu yapılması mümkün değildir.
Buhususa ilişkin ayrıntılı düşüncelerim, 28/6/1966, 14/2/1967, 30/9/1969 günlü ve1963/132-1966/29, 1963/144-1967/6, 1969/17-1969/49 sayılı Anayasa Mahkemesikararlarına ilişkin karşı oy yazılarında geniş olarak açıklanmış bulunmaktadır.(Resmî Gazete : 27 Haziran 1967, sayı : 12632, sahife : 8, 9, 14, 18 Mayıs1970, sayı : 13497, sahife : 9)
Buradatekrarını gerekli görmediğim aynı düşüncelerle yukarıki kararda uygulanan usulüyanlış bulmaktayım.
2-22/3/1950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan "....... veilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır. Hükmü Anayasa'yaaykırı olduğundan iptaline karar verilmesi gerekir.
Bukonuya ilişkin düşüncelerim, 21/11/1967 günlü ve 1967/9-1967/41 sayılı AnayasaMahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazısında geniş olarak açıklanmışbulunduğundan burada tekrarından sakınılmıştır. (Resmî Gazete: 18 Haziran 1968,sayı : 12927, sahife ; 4-5)
Oradaaçıklanan sebeplerle yukarıki kararın esasına da katılmamaktayım.
Üye
Muhittin Gürün
SayınMuhittin Gürün'ün karşı oyunun l No. lu fıkrasına katılıyorum.
Üye
A. Şeref Hocaoğlu