ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1970/42
Karar Sayısı:1971/30
Karar Günü:9/3/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:23.11.1971/14021
İtirazyoluna başvuran : Söğüt Asliye Ceza Mahkemesi.
İtirazkonusu : 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların infazı hakkındaki Kanunun 4.maddesi hükümlerinin Anayasa'nın 12. ve 64. maddeleri hükümlerine aykırı bulunduklarıkanısı ile, iptallerine karar verilmesi istenilmiştir.
I- Ol a y :
Ateşlisilâhla mermilerin taşımak ve saldırgan sarhoşluk eylemlerinden Ötürü sanığın6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanunun 13 maddesi ve TürkCeza Kanununun 572. maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasıistemini kapsayan 6/4/1970 günlü, 1970/63-36 sayılı iddianame ile açılmışbulunan kamu dâvasının duruşması sırasında, sanığa yükletilen eylemlerindeğindiği kanun maddelerinde yer alan kişi hürriyetini bağlayıcı cezaların altsınırları bakımından, mahkûmiyete karar verilmesi halinde hükmedilecekcezaların para cezasına veya tedbirlere dönüştürülmesi olanağı itibariyle, budâvada uygulama yeri bulunan 647 sayılı Kanunun 4. maddesi hükümlerinin Anayasa'yaaykırı olduğunun Cumhuriyet savcısınca ileri sürülmesi ve buna sanık vekilininde katılması üzerine, mahkemece bu ileri sürmenin ciddi olduğu kanısınavarılalar, itiraz konusu edilmiş bulunan kanun hükümlerinin iptali için AnayasaMahkemesine itiraz yoliyle başvurulmasına karar verilmiştir.
III-itiraz konusu edilen kanun hükümleri : Mahkemece iptalleri istenen kanunhükümleri şunlardır :
13/7/1965günlü, 647 sayılı Cezaların infazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesi :
"Madde4- Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, suçlunun ahvali mahsusasınave suçun işlenmesindeki suret ve şekil hususiyetlerine göre mahkemece;
1.Kabahatlerde, beher gün karşılığı 5 ilâ 10 lira, cürümlerde 10 ilâ 30 lirahesabı ile para cezası,
2.Altı ayı geçmemek üzere Devlet, belediye hizmetlerinde, iktisadî DevletTeşekkülerinde çalıştırmaya,
3.Aynen iade ve tazmine,
4.Altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslah müessesesine devam etmeye,
5.Bir yılı geçmemek kaydiyle muayyen bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veyameslek ve sanatı icradan men'e,
6.Her nev'i ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten gerialınmasına;
Hükmolunabilir.
Taksirlisuçlardan dolayı hümolunan hürriyeti bağlayıcı ceza uzun süreli de olsahakkında bu madde hükmü uygulanabilir."
IV-Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri :
Mahkemeninitiraz gerekçesine dayanak yaptığı Anayasa maddeleri:
"Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
"Madde64- Kanun koymak, değiştirmek, kaldırmak. Devletin bütçe ve kesin hesap kanuntasarılarını görüşmek ve kabul etmek para basılmasına, genel ve özel afilânına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesinekarar vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir."
V-İlk inceleme :
AnayasaMahkemesi, Lütfi Ömerbaş, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenolğu, Fazıl Uluocak,Sait Koçak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, îh-san Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar,Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıolğu'nun katılmalariyle 11/11/1970 gününde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün15. maddesi hükmü uyarınca yaptığı ilk inceleme toplantısında işin esasınınincelenmesine oybirliğiyle karar vermiştir,
VI-Esasın incelenmesi ;
İşinesasına ilişkin rapor, Söğüt Asliye Ceza Mahkemesinin 16/İ/ 1970 ve 14/7/1970günlü yazılarına bağlı karar ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülenhükümler, dayanılan Anayasa maddeleri; bunların gerekçeleri ve ilgili YasamaMeclisleri görüşüne tutanakları ve konuya ilişkin öteki metinler okunduktansonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Görüşmelerinbaşında incelemenin sınırlanması gerekip gerekmediği konusu ele alınmıştır.
Anayasa'nın151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükümlerine göre, mahkemeler,ancak bakmakta oldukları dâvalar dolayısiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yolunabaşvurabilirler. Bir dâvanın hukukça var sayılabilmesi için ise, onun kanunlarauygun olarak açılmış ve ayrıca mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuşolması gerekir,
Bundanbaşka, aynı hükümler uyarınca mahkemelerin bu başvurmaları, o dâva nedeniyleuygulanacak kanun hükümleri ile dahi sınırlı bulunmaktadır. Dosya içindekâğıtların incelenmesi sonunda, itiraz yoluna başvuran mahkemenin kanuna görebakmakta olduğu bir dâvanın bulunması koşulunun gerçekleştiği görülmüş ise de,bu dâva nedeniyle uygulanacak hükümler arasında, mahkemenin itiraz konusu yapıpiptallerine karar verilmesini istediği kanun hükümlerinin tümünün yer alıpalmadığı yönünden ayrıca incelenip belli edilmesi gerekmiştir.
Yukarıda"Olay" bölümünde de açıklandığı üzere, kamu dâvası sanığın 6136sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun 13. maddesi ve Türk CezaKanununun 572. maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyleaçılmış bulunduğuna ve eylemlerinin saptanması sonunda sanığın bu maddeleruyarınca cezalandırılması gerekeceğine göre, mahkeme bu işte sözü geçen kanunhükümlerini ve bu hükümlerde yer alan kişi hürriyetini bağlayıcı cezaların altsınırlarını gözönünde bulundurarak bunların para cezasına veya tedbirleredönüştürülmesi bakımından da, 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazıHakkındaki Kanunun 4. maddesinin l - 6 sayılı bentlerinde gösterilen paracezasına veya tedbirlere ilişkin hükümleri uygulama durumunda bulunabilir.Çünkü, sanığa yükletilen eylemler kasten işlenen cürüm veya sadece kabahatcinsinden olup, taksirli suçlardan bulunmamaktadır. O halde, mahkeme bu işeaynı maddenin, taksirli suçlardan dolayı hükmolunacak hürriyeti bağlayıcıcezalara ilişkin bulunan "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hürriyetibağlayıcı ceza uzun süreli de olsa hakkında bu madde hükmü uygulanır."biçimindeki son fıkrası hükmünü uygulama durumunda olamaz.
AnayasaMahkemesi, yukarıdaki nedenle işin esasının, 647 sayılı Cezaların infazıHakkındaki Kanunun 4. maddesinin, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmaktaolduğu dâvanın niteliğine göre, "Kısa süreli hürriyeti bağlayıcıcezalar" a ilişkin 6 bentlik birinci fıkrası ile sınırlı olarakincelenmesine oybirliği ile karar vermiş ve sonra esas konuyu ele almıştır.
Cezalarınyerine getirilmesine, toplumun öç alma duygularını doyurmayı ve cezayaptırımlarının etkili bir ibret olması esasını benimseyen eski Ceza Hukukuanlayışı, toplumların uygarlık düzeyinin büyük ölçüde geliştiği ve insanhaysiyetinin daha çok gözetlediği zamanımızda hemen hemen tüm olarakterkedilerek, yerine suç işleyenleri, kî siliklerine uygun eğitim, öğretim veçalıştırma yolları ile düzeltme ve kendilerini topluma tekrar yararlı bireylerhaline getirme gibi, hem insanca nem de toplumsal ilke ve amaçlara dayanan yenibir sistem, bütün batı ülkelerince öngörülmüş bulunmaktadır. Ceza evlerindençıktıktan sonra, pişman olmuş ve artık düzelmiş bulunan hükümlü 'kişilerintoplum içinde, yeniden suç işlemelerine engel olunması yönünden izlenmeleri vehatta bir bakıma suçluluğa karşı korunmaları da bu yeni ve insan haysiyetinedaha uygun düşen çağdaş yerine getirme sisteminin kapsamı içine girmektedir.
Cezalarınyerine getirilmesi konusunda yapılmış bulunan bütün bilimsel araştırma vedenemelerin ve bu arada sürekli bir şekilde gözlenen çeşitli uygulamalarınverdiği sonuçlara göre, hükümlünün sadece dışardan ve doğrudan doğruyayapılacak etkilerle düzelmiş hale getirilmesi her vakit mümkün olmamaktadır.Nitekim, bir yandan sıkı ve amansız bir disiplin ile sürekli bir ceza tehdidive öte yönden yumuşak bir hatırlatma ile telkinlerin etkisi, hükümleri tekrariyi halli birer kişi yapmağa çoğu kez yetmemekte ve bu nedenle, onları tekrardoğal durumlarına çevirmek için, kendi istek, bilinç ve gereksinmelerini üstüntutacak bir yol izlenmesi zorunluğu doğmaktadır.
Çağdaşceza hukukunda ceza yaptırımlarının konulmasındaki esas amaca uygun olarak buyaptırımların yerine getirilmesinde de temel ilke, ceza hükümlülerinin içvarlığına ve dünyasına girerek esasta onu düzeltme, yeniden suç işlemesinin vetoplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne bu yolla geçmek ve dolayısiyletopluma tekrar yararlı birey haline getirildikten sonra toplum içine serbestbırakmak olması gerektiğine göre, böyle bir düzeltme yoluna yönelmede,hükümlünün kendi istek ve bilinci ile duyacağı gereksinmenin ortaklığınısağlamak başarı için önde gelen koşulları oluşturmaktadır. Böyle bir başarılısonuç ise, çağımızın bütün uygar ülkelerinde gittikçe artan bir ölçüdeuygulanan (Yerine getirmenin yumuşatılması hükümlülerin ceza yaptırımlarınınyerine getirilmesi süresince çeşitli yönlerden topluma yaklaştırılması vetekrar kazandırılması) yolu ile elde edilebilir.
Yukarıdabelirtilen temel ilkelerden yararlanılarak, çağdaş ceza yerine getirmesistemlerinde, cezaların şahsileştirilmesi ilkesi doğrultusunda olmak üzere,yerine getirmenin dahi şahsileştirilmesi yani bireyleştirilmesi ilkesibenimsenmiş bulunmaktadır.
Cezayıyerine getirme hukukunun yukarıda işaret olunan yeni gelişme evresi gözönündetutularak hazırlanmış bulunan 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazıHakkındaki Kanunun tasarısına ilişkin Bakanlar Kurulu gerekçesinde yukarıdanberi açıklanan düşünceler temel alınmış ve bunlar kanunun itiraz konusuyapılmış olan ve "Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerineuygulanabilecek cezalar" başlığını ta-siyan 4. maddesi hakkında aynen"Cezaların şahsileştirilmesi prensibinin yeni bir uygulama şekli olmaküzere, bu maddede sevkedilmiş olan hükümlerle cezaların aynen tatbiki sonucucezaevlerine hapsedilmek suretiyle hükümlülerin ıslahı yoluna gidilmesindenibaret bulunan eski sistem terkedilerek, onun yerine kısa süreli hürriyetibağlayıcı cezalarda suçluyu kendi denetim ve gözetimi altına koymak ve buhususta hâkimin takdir yetkisini de genişleterek gerekli gördüğü takdirde bukabil hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, sözü geçen maddede sayılantedbirlerden birinin uygulanması öngörülmüş, böylece modern ceza hukukununkabul eylediği ceza ve emniyet tedbirlerinin yekdiğerini tamamlayıcı, bîrtarzda ve birbirine paralel olarak uygulanması île, ulaşılmak istenen gayenindaha kolay ve çabuk gerçekleşeceği ve hû kümlülerin bir daha suç işlemektenkaçınan ve ıslah edilmiş iyi bireı vatandaş olarak tekrar toplum hayatınakarışmalarının sağlanacağı mümkün görülmüştür.
Kısasüreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine; mahkeme suçlunun kişiliğine suçunişlenmesindeki suret ve şekil özelliklerine, duruşmadan tahassül eden kanaategöre bu maddenin birinci bendinde yer alan para cezasının (Tayin edilen ölçüleriçerisinde) veya diğer bentlerde gösterilen tedbirlerden birinin uygulanmasınakarar verebilecektir.
Ancak,mahkeme bu madde hükmüne göre, yapılan uygulamalarda tatbik maddesinde,hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte, para cezası veya diğer mütemmim bir cezadahi bulunduğu takdirde, bu halde hürriyeti bağlayıcı ceza yerine tayinolunacak altıncı bentteki tedbirlerden birinden başka ayrıca maddede mevcutolan para cezası 5. maddeye göre ve varsa mütemmim ceza da müstakillenhükmolunacaktır.
Birincibende göre tayin olunacak ceza para cezalarının mahiyeti ve yerine getirilişşekilleri Türk Ceza Kanununun 19. ve 21. maddelerini tamamlayan bu kanunun 5.maddesinde açıkça gösterilmiştir.
Suçutespit eden maddede, hürriyeti bağlayıcı cezanın nev'ine göre hüküm olunacakpara cezası da ağır veya hafif olarak tayin olunacaktır.
Yinemahkeme, ikinci bent hükmüne göre, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza yerine,suçlunun 6 ayı geçmemek üzere Devlet veya belediye hizmetlerinde yahut daiktisadi Devlet Teşekküllerinde çalıştırılmasına karar verebilecektir.
Butakdirde suçlu anılan müesseselerde cari ücret üzerinde çalıştırılacaktır.
Üçüncübent, genel olarak mal aleyhinde işlenen veya vehameti olmayan suçlar için,mahkemece gerekli görüldüğü takdirde uygulanacak ceza tedbirlerinden biriniihtiva etmektedir. Burada hürriyeti bağlayıcı ceza yerine, suç konusu eşya vemalın aynen mağdura iadesi veya tazmini öngörülmüştür.
Dördüncübentte ifade edildiği üzere suçlunun manevi kalkınması ve ıslahının sağlanmasıiçin, mahkemece gerekli görüldüğü takdirde, kendisi halen mevcut bulunan ve ileridekurulacak olan eğitim ve ıslah müesseselerine gönderilebilecektir.
Muayyenbir yere gitmek veya bazı faaliyetler yahut da meslek ve sanatın icrası, suçunişlenmesinde dolaylı bir neden bulunduğu takdirde; yahut da belirli bir yeregitmemek veya bazı faaliyetler yapmamak yahut da bazı meslek ve sanatınyapılmasından yasaklılık suçluyu ıslah edeceği kanısını verirse, mahkeme 5.bent uyarınca suçlunun belirli bir süre bu kabil yerlere gitmesini yasakedebileceği gibi, bazı faaliyet veya meslek ve sanatın icrasından damenedebilecektir.
Suçlununehliyet ve ruhsatname sahibi olup, bu ehliyet ve ruhsatının belirli süre veyamüebbeten geri alınması, kendisini ıslaha yönelten kâfi bir ceza takdiredildiği veya ehliyeti yahut da ruhsatnamenin konusu olan aracın kullanılması,suçun işlenmesinde dolaylı bir neden bulunduğu takdirde, kısa süreli hürriyetibağlayıcı ceza yerine 6. bent hükmü uygulanabilecektir." biçimindegenişletilerek tekrarlanmış bulunmaktadır.
Uzunsüreli hürriyeti bağlayıcı cezalarla itiraz konusu kanun maddesinde yer 'alankısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, sözü geçen kanunun (Uzun ve kısasüreli hürriyeti bağlayıcı cezalar) başlığını taşıyan 3. maddesinde "Uzunsüreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, müebbed veya muvakkattir. - Müebbed ölünceyekadar devam eder - Muvakkat uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, altı aydanyukarı olanlardır. - Altı aya kadar (Altı ay dahil) hürriyeti bağalayıcıcezalar kısa sürelidir." diye tanımlanarak belirtilmiştir.
İtirazkonusu yapılan 4. maddenin Bakanlar Kurulu gerekçesinde, nitelikleri belirtilenkısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların yükletilmesi gereken hallerde,suçlunun kendi kendisini düzeltmesine olanak verilmesi ve bu cezalar yerineolabildiğince esnek bir para cezası veya bu doğrultudaki öteki tedbirlerinuygulanması sorunlarının önemle ele-alındığına işaret edilmektedir.
KanununYasama Meclislerinde yapılan görüşmeleri sırasında Bakanlar Kurulunca dayanılangerekçelerin esas alındığı görülmüştür.
CezaHukuku doğrultusunda olarak "çağdaş cezayı yerine getirme" hukukunundahi öteki uygar ülkelerdeki gelişim ve oluşumu hakkında yukarıda kısacadeğinilen düşüncelerle 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazı HakkındakiKanunun tümüne ve özellikle mahkemece itiraz konusu yapılmış bulunan 4.maddesine ilişkin gerekçelerin ve kanunun Yasama Meclislerindeki görüşülmesinikapsayan Meclis tutanaklarının birlikte incelenmesinden, sözü edilen 4.maddenin hazırlanmasında, yukarıda belirtilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcıcezaların yükletilmesi gereken hallerde bunların yerine olabildiğince esnek birpara cezasının veya bu doğrultuda olmak üzere maddede gösterilen ötekitedbirlerin hükmedilmesi yolu ile suçlunun özellikle kendi kendisinidüzeltmesi, dolayısiyle suçtan zarar görenlerin bu zararlarının sağlanması,hatta kısa 'süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların ceza evlerinde yerinegetirilmesinin ilk kez hüküm giymiş bulunan hükümlülerde yaratacağı olumsuzetkilerin sonucu olarak bunların toplum bakımından büsbütün kaybedilmelerininönlenmesi veya bir bakıma cezaların yerine getirilmesi giderlerinin deazaltılması gibi sorunların da önemle gözönünde tutulduğu anlaşılmaktadır.
Ohalde burada önce genel olarak ceza yerine hükmedilecek tedbirlerin nitelik venicelikleriyle çeşitleri ve sonra da, bunların kısa süreli hapis cezalarıyerine hükmedilmesin! sağlayan bir kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığıyönlerinin incelenmesi daha yararlı olacağı düşünülmüştür.
Cezahukuku alanında bir çeşit yaptırım olarak nitelendirilen emniyet tedbirleri,gerek Anayasamızda ve gerek Ceza Kanunumuzda tanımlanmamıştır. Her ne kadar,Anayasa'nın, Ceza Hukuku alanı ile ilgili bazı temel ilkeleri kapsayan 33.maddesinin (Cezaların kanuniliği ve dolayısiyle şahsiliği ve eşitliği) ilkelerineilişkin bulunan ikinci fıkrasında (Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunlakonulur) denmek yoliyle, ceza yaptırımlarından başka (Ceza tedbirleri) diye birçeşit tedbirlerden dahi söz edilmiş ise de, ne Ceza Kanunumuzda ve ne de cezahukukunda emniyet tedbirleri dışında diğer bir tedbir çeşidine yer verilmemişbulunduğundan, bu terimle emniyet tedbirlerinin kastedildiği anlaşılmakta veöğretide de böyle kabul edilmektedir. Emniyet tedbirlerinin Ceza Kanununda dabir tanımı yoktur. O halde, Ceza Hukuku alanındaki genel tanım göz önündetutulmalıdır. Aslında emniyet tedbirleri, çağdaş ceza hukukunda bir çeşityaptırım olmak üzere, bağımsız bir müessese halini kazanmıştır denilebilir.Çünkü, bugün ceza hukuku alanında bu tedbirlere yer vermeyen okul veya cezakanunlarına bunlar hakkında hüküm koymayan ülke yok gibidir.
Emniyettedbirleri, "suç karşılığı olarak ve suçludaki tehlike haliyle orantılıbir biçimde hükmedilen ve esas itibariyle suça ve suçluya karşı toplumsavunması amacına yönelmiş bulunan yaptırımlardır" diye tanımlanabilir.Suçları önlemek ve suç işleyenlerin yeniden suç işlemelerine engel olmak içinçok kez ceza yaptırımları yetmemekte, kimi suçlular çeşitli kanuni nedenlerlesorumsuz olduklarından cezalandırılamamakta veya yerine getirilen cezayaptırımları suçluların düzelmesini tek basma sağlayamamaktadır. Toplumuntehlikeden korunması ise, suçluları, olabildiğince eğitmek, ıslah ve hattatoplumsal ve psikolojik yönlerden tedavi etmek ve dolayısıyla onları toplumayeniden zarar vermiyecek ve bir tehlike de teşkil etmiyecek hale sokmaklakabildir. Bu sonuçların gerçekleşmesini sağlamak için de bazı suçlularhakkında, ceza yaptırımlarından ayrı veya onlarla birlikte olmak üzere, suç vedolayısıyle suçluya karşı bazı toplum savunması tedbirlerinin alınmasıgerekebilir. İşte bunlara ceza hukuku alanında emniyet tedbirleri denmektedir.Bu bakım dan, emniyet tedbirleri, cezaların yanında veya onların yerini tutmaküzere kabul edilmiş olan ve sosyal korunma ile birlikte başka yarar v^nedenlere de dayanan ve dolayısiyle ceza hukuku alanında ayrı ve özel bir yeralan yaptırımlardır.
Emniyettedbirleri, suçlunun düzeltilmesi ve uslandırılması yolu ile toplum yararınısağlamak üzere uygulanır. Böylece, bir tehlike haline karşı uygun tedbirlerleönleyici bir tepki göstermek amacı güdülür. Anayasa'nın 33. maddesinde"Cezalar ve ceza tedbirleri - yani emniyet tedbirleri - ancak kanunladüzenlenir" denildiğine göre, ülkemizde cezalarla emniyet tedbirlerikonusunda, kanunilik, eşitlik, şahsilik ve bireyleştirme yönlerinden dahi birayırma yapma olanağı yoktur. O halde, emniyet tedbirleri de cezalar gibi,kanunca saptanır. Kanunilik eşitlik ve şahsilik ilkelerinin izlediği süreç,ulaştığı evre ve düzey, emniyet tedbirleri bakımından öncelikle gözönündebulundurulur ve geçerlidir. Ancak cezalar, eylemin ağırlığı ve suçlunun sorumderecesi ile orantılı olarak tertip edilir ve uygulanır; yani kişiseldir. Bunakarşılık emniyet tedbirlerinin esasını, çeşit ve derecesini, suçludakitehlikelilik hali belli eder. Çünkü tedbirler, ilke olarak, bu tehlikelilikhalinin ortadan kaldırılması amacı ile uygulanırlar. O halde cezalarla emniyettedbirleri arasındaki ortak erek, özel bir önlemeden ibarettir.
Aslında,ceza yaptırımlarının kendilerinde korkutuculuk niteliği de vardır. Böylece buyaptırımlar, toplumun suç ve suçluya karşı olan onaylamamasını duyurmuşolurlar. Oysa, emniyet tedbirlerinin uygulanmasında toplumun daha çok acıma veşefkat duygulan önde tutulmuştur. Bunların yerine getirilmesi, cezaların yerinegetirilmesi gibi adlî - idari bir çalışma teşkil eder. Hatta, yerine getirmesırasında bireyleştirmeye yönelmiş takdir öğesi, cezalardakinden çok fazladır.Demek ki, emniyet tedbirleri de bireyleştirilmektedir.
Diğeryönden emniyet tedbirleri dahi, hükmedilişleri bakımından yargısal bir nitelikgösterirler. Çünkü, bunlar, ancak faillerin bir suçu işledikleri yargısalyollarla saptandıktan sonra hüküm altına alınabilir. Demek ki, emniyettedbirlerinin hükmedilip uygulanması, suç teşkil eden bir eylemin işlendiğininsaptanmasına bağlıdır. Bu nedenle, henüz suç işlememiş ve fakat geçirdiklerihayat tarzı itibariyle toplum için tehlike halinde bulunan kişiler hakkındadahi emniyet tedbirlerinin uygulanma sini öngören düşüncelere çağdaş cezahukukunda itibar edilmemiştir. Ancak bu çeşit emniyet tedbirleri, birer kolluktedbiri olarak inceleme ve uygulama konusu yapılmaktadır.
Cezayaptırımları arasında hayata ilişkin olanı bulunabildiği halde, emniyettedbirleri sadece hürriyete, haklara ve mameleke ilişkin bulunmaktadırlar. Bubakımdan, emniyet tedbirleri pek çeşitli olmakla ve gerek ceza kanunlarında vegerekse öğretide başka başka açılardan değişik sınıflandırılmalara bağlıtutulmaktadırlar. Hemen hemen ortak sayılabilecek bir sınıflandırmaya göre,emniyet tedbirleri ilgili oldukları konular, yani hukukî değerler yönünden,hürriyeti kaldırıcı veya sınırlayıcı, sonradan yoksunluk gerektirici ve (Hükmünilâmı önleyici kefalet gibi) öteki tedbirler diye üç ana bölümde toplanabilir.
Emniyettedbirlerinin uygulanması yöntemleri de değişiklik göstermektedir. Emniyettedbirleri bazı yerlerde cezaların yanında ve onlara ek veya ceza yaptırımlarıile seçilerek ve bazı yerlerde de ceza yaptırımları yerine bağımsız bir şekildeuygulanmaktadır. Çağdaş uygar ülkelerin çoğu, ceza yaptırımları ile emniyettedbirlerini, biri ötekisini kovalamak üzere, ayrı ayrı uygulamaktadırlar. Birbölüm ülkelerin mevzuatı ise hâkime yetki tanıyarak, gerektiğinde cezalarınemniyet tedbirlerine dönüştürülmesini kabul etmektedir. Diğer bir bölüm ülkelermevzuatı da, ceza ile emniyet tedbirleri arasındaki ikiliği kaldırarak, tekyaptırım şeklinde öngörmektedir. Öğretide tutulmuş düşünce, ceza ve emniyettedbirlerinin ayrı ayrı konularak, uygulamada hâkime takdir yetkisitanınmasıdır. Böylece, emniyet tedbirlerinin, amaçlarına uygun sonuçları dahabüyük ölçüde sağlayacağı kabul edilmektedir. Yukarıdaki açıklamalarda işaretedildiği üzere, gerek Anayasamız ve gerekse Türk Ceza Kanunu emniyet tedbirleriiçin bir tanım vermemiştir. Yalnız Türk Ceza Kanamı bir ceza yaptırımının başkabir ceza yaptırımına veya tedbire dönüştürülmesi esasını kabul etmiştir.Bunlardan birincisi, 22. maddesinde öngörüldüğü üzere hafif hapis cezasınınçalışmaya çevrilmesi ve ötekisi de adlî tevbih hukukî müessesesidir. EsasenTürk Ceza Kanunu teknik anlamda emniyet tedbirlerini kapsamamaktadır. Türk CezaKanunundaki tedbirler genel olarak ceza yönünden kanunca sorumlu tutulamayanveya mahkûm edilemeyen bazı kişiler hakkında, ceza yaptırımlarının uygulanmasıolanağı bulunmaması nedeniyle, kanun koyucunun kabulünü zorunlu saydığı birçeşit toplumsal korunma tedbirlerinden ibarettir. Bunlar, sorumlu olmayanküçüklere, akıl hastaları, sağır-dilsizler ve alkollü içkileri veya uyuşturucumaddeleri kullanmayı iptilâ derecesine çıkaranlar gibi suçlular hakkındakisosyal korunma tedbirleridir. Bunlardan başka Türk Ceza Kanununun 28.maddesindeki (bir çeviri yanlışlığı sonucu fer'i ceza olarak nitelendirilen)emniyeti umumiye nezareti altında bulundurma dahi esasında bir emniyettedbirinden ibare kalmaktadır. Kimi hukukçulara göre müsadere dahî bir emniyettedbiri niteliğindedir. Ancak genel zoralım yasağı Anayasa'nın 33. maddesindeyer aldığına ve bu arada müsadere için ceza deyimi kullanıldığına göre,müsadereyi, tedbirden ziyade mameleke yönelmiş bir ceza niteliğinde saymakgerekir.
Yeniceza kanunlarında, mahkûmların yeni bir suç işlemelerini önleyici olarakemniyet tedbirlerinin alınması için mahkemelere geniş bir takdir hakkıtanınmıştır. Mahkemeler böylece, kararlarında suç ile suçlunun özel durumunubirlikte ele almak; kimi suçlara sadece Ceza Kanununda yazılı cezayı vermek;kimisine de bu cezalara ek olarak bir emniyet tedbiri uygulamak yolu iletoplumu ve dolayısiyle bireyleri, bu mahkûmlar tarafından yeniden suç işlenmesitehlikesinden kurtarmak yetkilerine sahip kılınmış bulunmaktadır. Emniyettedbirleri, bir suçun ötekisini kovalamasını önlemek yolu ile toplumu vedolayısiyle bireyleri tehlikeden korumak amacını güttüğüne göre, yukarıdadeğinildiği gibi, emniyet tedbirlerinin uygulanması için, ortada önce bir suçve suçlu bulunması, suçun yargısal bir çalışma sonucu saptanması ve bu sırada,cezalarda olduğu gibi, kanunilik, eşitlik ve şahsîlik ilkelerinin ve uygulamadabireyleştirmenin gözönünde tutulması zorunluğu vardır. Demek ki, nasıl bir eylem,ancak kanunda suç sayıldığı ve suçlusu da yargısal bir çalışma sonunda belliedildiği takdirde, ona ceza yaptırımı uygulanabilecekse, emniyet tedbirleri deaynı koşullara bağlı kalınarak uygulanabilecektir. Böylece, emniyettedbirlerinin uygulanabilmesi için yine ortada kanunun suç saydığı bir eylembulunacak; bu eylemi işleyen yargısal bir çalışma sonunda saptanacak, suçlu ruhhastası, sorumlu küçük, işlediği eylemin iyiliğini kötülüğünü ayırt edemeyenküçük veya sağır - dilsiz, uyuşturucu madde kullanmada veya sarhoşluktaalışkanlığı olan bir kimse ise, yani, ceza sorumu yoksa, kendisine cezaverilemiyecek ve ancak kendisi, yeniden suç işlemesine engel olunması amaciylebir emniyet tedbiri olarak ya hastahaneye yatırılacak veya ıslah evine alınacakveyahut velisine teslim edilecektir. Öte yandan, suçluya ceza verilmesi olanağıbulunması hallerinde ise, yükletilen cezanın yeni bir suç işlemesini önleyecekderecede olup olmadığı ve kendisinin cezasını çektikten sonra yine toplum içintehlike teşkil edip etmiyeceği yetkili mahkemece takdir olunacak, böyle birtehlikenin varlığı anlaşılıyorsa, cezadan başka ve varsa buna ek olarak emniyettedbirleri dahi uygulanacaktır. O halde suçların kanuniliği, cezalarıneşitliği, şahsiliği ve yerine getirmede birleştirilmesi ilkelerinin emniyettedbirlerinin alınmasında dahi gözönünde bulundurulması gerektiğinden şüpheedilemez.
İtirazyoluna başvuran mahkemenin 647 sayılı Kanunun itiraz konusu yaptığı 4.maddesinin sınırlama karan uyarınca incelemeye bağlı tutulan birinci fıkrasının1-6 sayılı bentlerinden birincisinde kısa süreli hürriyeti bağlayıcı bir cezayerine esnek bir para cezasına ve öteki beş bendinde ise çeşitli tedbirlereçevirme esası konulmuş bulunduğundan, ceza ve ceza infaz hukuku alanlarındakonu ile ilgili durumun da gözden geçirilmesi gerekmiştir.
Anayasasuç ve ceza konularında, bir eylemin ancak kanunla suç sayılabileceği;cezalarla ceza tedbirlerinin, yani emniyet tedbirlerinin ancak kanunlakonulabileceği; kimsenin işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suçsaymadığı bir eyleminden ötürü cezalandırılamayacağı; kimseye, suçun işlendiğizaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan ağır bir ceza verilemiyeceği;kimsenin kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını cezalandırma sonucunudoğuran beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamıyacağı, cezasorumluluğunun şahsîliği (madde : 33) ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan cezakonulamıyacağı (madde : 14) gibi başlıca bir kaç ceza ilkesini belirtmekleyetinerek, bunların dışında kalan ceza konularım ve özellikle belli bir zamandane gibi eylemlerin suç sayılacağını, o suçlara ne miktar ve ne çeşit cezaverileceğini ve hangi ceza tedbirlerinin yani emniyet tedbirlerinin ne yoldauygulanacağını saptama yetkisini Yasa Koyucuya bırakmış bulunmaktadır. YasaKoyucu bu konuda başta Anayasa'nın buyurucu ve yasaklayıcı kuralları ilekoyduğu güvençler olmak üzere ceza hukukunun ilkeleri ve toplum yaşantısınınzorunluluk ve yararlarının gerekleri ile bağlı kalarak takdirinikullanabilecektir.
Cezave emniyet tedbirleri sisteminin açıklanmasında cezalarla emniyet tedbirlerininne yolda hesaplanması konusunu da ele almak zorunluğu vardır. Ceza hukukunda,aykırı eylemleri yasaklamanın en önde gelen aracı ceza tehdididir. Bu tehdidintoplumun suç işlemesini önlemeyi başaramadığı kişiyi, en az tekrar suçişlemekten alıkoyacak ölçüde bulunması gerekir, işte bu ölçünün belli edilipsaptanması genel olarak cezanın hesaplanmasını ifade eder.
Cezanınhesaplanması, biri Kanun Koyucuya ve ötekisi onu uygulayacak mahkemelereilişkin olmak üzere iki ayrı evreyi kapsar. Genel ve soyut olarak birincievrede, Kanun koyucu önce, suçlulara uygulanacak olan ceza ve emniyettedbirlerinin çeşit ve sıralarını, sonra çeşit ve miktarlarım genel ve soyutolarak kanunda belli eder. Bundan sonra yine Kanun Koyucu Ceza Kanun veya cezahükümlerinde tanımlanıp öğeleri belirtilen her suç karşılığında, hangi çeşittenve ne ölçülerde ceza veya emniyet tedbiri verilebileceğini saptar; yani, cezaçeşit ve ölçülerini, kanun maddesinde tanımını yapıp öğelerini gösterdiği hereylem için soyut ve özel bir şekilde gösterir. Böylece her suç için saptananceza ve emniyet tedbirleri kanunda gösterilen çeşitten olmak zorunlu bulunduğugibi, yine kanunda ve maddede belli edilen sınırlar içinde kalınması gerekir.Cezaların genel ve soyut veya özel ve soyut olarak belli edilip saptanmasındagözönünde tutulan ölçü ,genel olarak bilimsel, deneysel ve yararcı bir nitelikgösterir. Ancak, cezada en başta suçun ağırlığının ve emniyet tedbirlerinde iseen önde suçun toplum için gösterdiği tehlikenin gözönünde bulundurulmasıgerekir. Böylece, her suçun cezası ile varsa emniyet tedbirinin önceden belliolması ve bunların işlenen suçların ağırlığı ve suçun teşkil edeceği tehlikeninbüyüklüğü ile orantılı bulunması esaslarına uygunluk sağlanmış olur. Yukarıdagösterilen evrede suçlunun kişiliği söz konusu değildir. Cezalarla emniyettedbirlerinin mahkemelerce uygulanmasını teşkil eden ikinci evrede ise hâkim,yalnız suçun ağırlığını ve hafifliğini değil, suçlunun kişiliğini de gözönündetutarak, kanunun o eylem için belli edip saptandığı ceza ve emniyet tedbirlerimbuna uydurmak durumundadır. İşte bu, cezanın somut olarak uygulanması evresiniteşkil eder.
Hâkimbu uygulamayı yaparken, ceza hukukunun belli esaslarını ve bu ararla özelliklekendi takdir yetkisinin nitelik ve sınırı, ceza ve emniyet tedbirlerininçeşitlerinin seçilmesi ve ölçüsünün hesaplanması, ölçü birimleri, yaptırımlarıngenel ve özel alt ve üst sınırlan, bunların kanunî veya takdirî nedenlere dayanarakarttırılması veya indirilmesi ve bu konuda izlenecek sıra gibi, başlıcahususları gözönünde tutmak zorunluğundadır.
Cezalarlaemniyet tedbirlerinin mahkemelerce somut olarak uygulanması evresinde ilk önce,uygulanacak ceza ve emniyet tedbirinin çeşidinin seçilmesi gelmektedir. Buişlemi yaparken hâkim, yasa koyucunun kanun maddesinde belli ettiği çeşidiuygulamak zorunluğundadır; burada hâkimin takdiri söz konusu değildir. Örneğinbir kanun maddesinde tanımlanan bir suç için yalnız hapis cezası belli edilmişise, hâkim, bu maddeye değgin olan bir eyleme ağır hapis cezası veya paracezası hükmedemez; maddeye hapis ve ağır para cezalan birlikte konulmuş isehâkim, bunların ikisini birlikte hükmetmekle zorunludur. Ancak, kimi hallerdeolduğu gibi, yasa maddelerinde yer alan birden çok ceza yaptırımlarından biriniseçerek uygulamak konusunda kanun hâkime takdir hakkını tanımış ise, böylehallerde hâkim, maddede yer alan cezalardan birisini seçerek uygular. Bu durum,cezanın şahsîleştirilmesine ve bireyleştirilmesine yardımcı olur.
Hâkime,yasada belirtilen yerlerde ceza yaptırımları arasında seçim yapma konusundatanınan yetki, ceza kanunlarında kimi durumlarda ağır bir ceza yaptırımınındaha hafif bir ceza yaptırımına çevrilmesi biçiminde de olabilir. Yahut böylebir yetki infaz sırasında hâkime verilebilir. Bu halde, cezanın yerinegetirilmesi sırasında da şahsîleştirilmesi yani bireyleştirilmesinden sözedilir.
İşte,13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların infazı hakkındaki Kanunun itiraz konusuyapılan 4. maddesinin birinci fıkrasının l sayılı bendinde "Kabahatlerde,beher gün karşılığı 5 ilâ 10 lira cürümlerde 10 ilâ 30 lira hesabiyle paracezası hükmolunabilir." şeklinde yer alan hüküm yukarıda gösterilencezanın hüküm ve yerine getirme sırasında şahsîleştirilmesi yanibireyleştirilmesi ilkesinin bir çeşit uygulanmasından ibaret bulunmaktadır.Cezalar hakkındaki bu ilke, cezaların yerine getirilmesi sırasında emniyettedbirlerine çevrilebilmesi konusunda da geçerlidir. O halde sözü geçen 4.maddenin birinci fıkrasının 2-6 sayılı bentlerinde yer alan hükümler dahi, aynıilkenin çeşitli biçimlerdeki uygulamalarını göstermektedir.
Nitekim,bu kararın yukarıdaki bölümlerinde dolayısiyle değinildiği üzere, Türk CezaKanunu, iki halde ceza yaptırımının başka bir ceza yaptırımına veya tedbireçevrilmesi olanağını öngörmüştür. Bunlardan birincisi, 22 maddesindeki, hafifhapis cezasının çalışmaya ve ötekisi de 26., 27. ve 29. maddelerindeki, bellicezaların adlî tevbihe çevrilmesi şekilleridir,
İtirazyoluna başvuran mahkemece itirazın gerekçeleri arasında yer verilmiş olmasınedeniyle, ceza hukuku alanında tecil ve tekerrür hukuksal müesseselerineburada kısaca değinmenin, itiraz sonuca bağlanırken dayanılacak temelgerekçelerin saptanmasında yararlı olacağı düşünülmüştür.
Bunlardantecil, bilimsel deyimle cezanın infazının tecili müessesesi "hükmedilencezanın yerine getirtilmesinin belirli bir süre ile geri bırakılması ve bu süreiçinde suçlu yeniden bir suç işlemediği takdirde suçun ya işlenmemiş veyamahkûmiyetin gerçekleşmemiş veyahut cezanın çekilmiş sayılmasıdır" diyetanımlanabilir. Oldukça yeni olan tecil çağdaş ceza hukuku alanında cezanınyerini alan bir tedbir diye de gösterilmektedir. Öğretideki çeşitli görüş vedüşüncelere girmeden kısaca denilebilir ki, ilk kez suç işleyenler hakkındadaha merhametli davranmak onları cezaevlerine sokmaktansa serbest hayatlarındabir kez daha denemek ve belli bir süre içinde yeniden suç işlemezlerse eskimahkûmiyetlerini bağışlamak gibi düşünceler, bu müessesenin başlıca esaslarınıoluşturmaktadır. Uygulanması yargısal bir koşula da bağlı tutulan tecil, CezaKanununun yararcı karakterine dayanan, niteliği karma ve çeşidi kendisine özgüolan bir müessesedir. Çünkü tecil kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarınyerine getirilmesi sonunda doğabilecek sakıncaları ortadan kaldırmağa vetekerrürü önlemeye yararlı bir suç ve ceza siyaseti aracı da sayılabilir.Nitekim şartlı bir af niteliğini taşıdığında kuşku yoktur. Ceza hukukununsosyal yararcı karakterine tekabül ettiği gibi, ayrıca bir uslanma ve düzelmekarinesine dayanmakta ve dolayısiyle suçun önlenmesi ve cezalarınbireyleştirilmesi aracı olmaktadır. Böylece varlığı, bireyle Devlet arasındakiceza çatışmalarının kapsamına ilişkin ve ancak uygulanması hâkimin takdirine bırakılmışbir kanunî bağışlamadan ibaret bulunmaktadır.
Tekerrürmüessesesi ise, bir ceza mahkûmiyetine kesin olarak uğrayan bir kimsenin,yeniden suç işlemesi halinde Ceza Kanunu karşısındaki kişisel durumunutanımlar. Ceza Kanunları bu biçimde yeniden suç işleyenlere yani mükerrirlere,belli koşulların gerçekleşmesi halinde, yeniden işledikleri suç için belliölçülerde daha çok ceza verilmesini buyururlar. Tekerrürün Türk CezaKanunundaki sonucu da budur. Mükerrirlere, ikinci ve daha sonraki suçları içincezalarının gittikçe artırılarak verilmesinin hukukî nedeni, önce suç işlemişolmalarıdır. Ceza hukuku alanında en karışık müesseselerden bulunmasıbakımından öğretide varlığı, niteliği ve gereği konularındaki düşünce vegörüşler çok çeşitlilik gösteren tekerrür, hayli tartışmalı olan bu değişikdüşünce ve görüşlere girmeden ve aralarında bir seçim de yapmaksızın denebilirki, uygulanması genel olarak, kesin bir mahkûmiyetin mevcut veya bunun yerinegetirilmiş olması, belli bir sürenin geçmesi ve yeniden suç işlendiğininyargısal olarak saptanması koşullarına bağlı tutulan, suçlunun yeniden suçişlemesini önleme ve uslanması ereğini güden ve esasında suçluya daha çok cezaverilmesini gerektiren, onun yasa karşısındaki kişisel durumuna ilişkin birhukukî müessesedir.
Yukarıda,gerek tecil ve gerekse tekerrür müesseseleri hakkında öğretideki çeşitli görüşve düşünceler arasında bir seçmeye gitmeden yapıtları kısa açıklamaların dagösterdiği gibi, her iki müessese, suçlunun kişiliğine bağlı olup yasakarşısında kişisel ve dolayısiyle bireysel sonuçlan gerektirmektedirler. Ohalde, hükmedilen cezaların daha hafif bir cezaya veya emniyet tedbirineçevrilmesi konusundaki yasa hükmü ile, tecil ve tekerrür müesseseleri arasındabir ilişki kurulması olanağı yoktur. Çünkü sözü geçen hükümle bu müesseselerarasında nitelik ve alan ayırımı olduğu gibi, varlık ve gerekleri büsbütünbaşka nedenlere ve düşüncelere dayanmaktadırlar.
13/7/1965günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun itiraz yoluna başvuranmahkemece itiraz konusu yapılmış bulunan 4. maddesinin ikinci fıkrası,sınırlama karan ile inceleme konusu dışında tutulduğundan, bu fıkrada yer alanhüküm üzerinde bir düşünce ve görüş bildirilmesine yer kalmamıştır.
İtirazıninceleme konusu yapılmış bulunan bölümünün Anayasa hükümleri karşısındakidurumuna gelince :
İtirazyoluna başvuran mahkemece, önce kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarınkendilerinden daha hafif olan para cezasına veya tedbirlere yahut cezaniteliğinde bulunmayan başka yaptırımlara çevrilmesi konusunda hâkime takdiryetkisi tanıyan itiraz konusu hükümlerin, aynı nitelikteki suçları işlemişbulunan suçlular arasında ve özellikle haklarında 4. madde hükümleriuygulananlar lehine olmak üzere, gerek doğrudan doğruya ve gerekse tecil iletekerrür hükümlerinin uygulanmasını gerektiren durumlarda olumlu veya olumsuzsonuçlan bakımından. Anayasanın 12. maddesinde yer alan (eşitlik) ilkesineaykırı bulundukları ileri sürülmüştür.
Bukararın yukarıdaki bölümlerinde geniş bir şekilde işaret edildiği gibi, çağdaşceza ve ceza infaz hukuku alanında gittikçe daha büyük bir ölçüde Öngörülen vemahkemelere, cezaların şahsileştirilmesi ve dolayısiyle bireyleştirilmesiilkesinin yeni bir uygulama biçimi olarak, suçlunun kişisel ve özel hallerine,suçun işlenmesinde seçilen yollara ve suçun istenmesindeki şekil özelliklerinegöre, düzelmesini ve toplumun da korunmasını sağlamak için suçluyu daha çokkendi denet;m ve gözetimi altına koymak amacı ile, hükmettiklerikısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları, daha hafif olan para cezalarına veyatedbirlere veyahut başka yaptırımlara çevirme yetkisinin tanınmasına ilişkinolarak ceza veya ceza infaz kanunlarında veya öteki yasaların cezaya veyacezanın infazına ilişkin maddelerinde yer alan hükümler, Anayasanın kişi hürriyetleriile toplum yarar ve düzeni yönlerinden koyduğu güvencelere aykırıbulunmadığından başka, cezalarla emniyet tedbirlerinin gerek hükümde ve gerekseyerine getirmede şahsileştirilmesini ve dolayısiyle bireyleştirilmesinisağlamaya yardımları bakımından. Anayasanın 33. maddesine konulmuş cezayailişkin ilkelere uygun olup. Anayasanın buyurucu veya yasaklayıcı başka herhangi bir hükmü ile de çatışmadığından, Anayasaya aykırılıkları ilerisürülemez. Esasen itiraz konusu madde, cezalarla emniyet tedbirlerininmahkemelerce özel ve somut olarak hesap edilip uygulanması konusunda hâkimlereceza alanında bütün çağdaş ceza ve yerine getirme sistemlerinde gerçekçi birgörüşle öteden beri tanınmış bulunan takdir yetkisinin, yerine getirme alanındabiraz daha genişletilmesinden ibaret bulunmaktadır.
Hatta,647 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının 1-6 sayılı bentlerindekihükümlerin getirdiği sistemin, genel olarak yerine getirmenin amaçlarınısağlamak yönünden yeteneksiz bulunan ceza evlerinde sadece süreyi doldurmakyolu ile ceza çekmenin çeşitli sakıncaları karşısında, kısa süreli hürriyetibağlayıcı cezalar yerine yasada gösterildiği biçimde daha hafif olan paracezalarına veya tedbirlere veyahut öteki yaptırımlara hükmedilmesi olanağı,onları uslandırıp bir daha suç işlememelerini, yeniden toplumakazandırılmalarını ve toplumun ve dolayisiyle bireylerin onların tehlikesindenkorunmasını sağlaması bakımlarından, hem suçlular hem de toplum yaşantısı vedolayısiyle bireyler yönünden haklı nedenlere dayanmaktadır denilebilir.
Anayasanın(Eşitlik başlığını taşıyan 12. maddesinin ikinci fıkrasında "Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" denilmektedir. Aynımaddenin birinci fıkrasında ise, "Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasîdüşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önündeeşittir." hükmü yer almıştır. Bu maddenin birinci fıkrasında anlatılan(kanun karşısında eşitlik) ilkesi, ikinci fıkrasında hükme bağlanan hiçbirkişiye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanımayacağı hükmü ile, bu gün için bütünüoluşturmaktadır. Gerçekten, ikinci fıkra, bir tek kişiye, aileye, zümreye veyasınıfa, aynı durumda bulunanlardan daha çok veya daha geniş hak ve yetkilertanımak yolu ile kanun karşısında eşitlik ilkesinin çiğnenmesini yasak etmekle,birinci fıkra hükmünü diğer bir yönden açıklamaktadır. Şunu da belirtmekgerekirse, kanun karşısında eşitlik demek, herkesin her yönden aynı kurallarabağlı tutulmaları demek değildir. Bir bölüm kimselerin başka kurallara bağlıtutulmaları haklı bir nedene dayanmakta ise, böyle bir durumda kanun karşısındaeşitlik ilkesinin çiğnendiğinden söz edilemez. insanlar arasında, insanoldukları için, yaradılış veya çalışma gücü, sağlık durumları ve bunlara benzerçeşitli nitelikler yönünden pek çok ayırım bulunduğu bir gerçektir. Örneğin,bir kadınla bir erkeğin, sakat bir kimse ile sağlam bir kimsenin askerlikyükümlülüğü yönünden; bir zenginle bir orta hallinin belli bir vergi yükümübakımından ve çok başarılı bir öğrenci ile orta başarılı bir öğrencinin biryardım alma konusunda başka başka hükümlere bağlı tutulmaları, haklı nedenleredayandığından, eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz. O halde itiraz konusuhükümlerin bu ilkeye aykırılığını ileri sürmek olanaksızdır. Çünkü, az önceaçıklandığı üzere, bu hükümler, ceza ve emniyet tedbiri yaptırımlarının,Anayasaya ve ceza ve infaz hukuku alanındaki ilkelere uygun olarak, daha çokşahsileştirilmesini ve dolayısiyle bireyleştirilmesini öngörmektedirler. 647sayılı Kanunun 4. maddesinin itiraz ve inceleme konusu yapılan hükümlerininuygulandığı hallerde cezanın sonuçlan olarak tekerrür ve tecil yönlerinden,aynı suçu işlemiş olanlar arasında olumlu veya olumsuz biçimlerde ayrılıkdoğduğu yolundaki itiraza gelince; varlık, nitelik, neden, anlam ve amaçlarınayukarıdaki bölümlerde kısaca değinilen tecil ve tekerrür müesseseleri, suçlununtamamen yasa karşısındaki kişisel durumuna ilişkin ve yasada gösterilen ötekikoşullar yanında, tecilin uygulanması sonunda hâimin takdirine ve tekerrürhükümlerinin uygulanması da en başta yeniden suç işlenmesi koşulunungerçekleşmesine bağlı bulunduğundan, ayrımlı sonuçların doğması olanak veolasılığı, getirilen sistemin hukuksal ve yasal neden ve amacının doğal vekaçınılmaz bir sonucudur.
Cezave emniyet tedbirlerinin mahkemelerce her olay için kanunda gösterildiğibiçimde uygulanması sırasında, suçlunun kişisel durumu, suçun işleniş şekli vesuçun işlenmesindeki özellikler esas tutularak suçlunun gerek suçtan öncekigerekse suçun işlenmesi anındaki ve kimi durumlarda sonraki tutum vedavranışları dahi değerlendirileceğine göre, tecil veya tekerrür hükümlerininuygulanması, bir bakıma suçluların kendilerinin olan ve yarattıkları kişisel veözel durum ve koşullarının bir sonucudur, denilebilir. O halde, böyle kişiyeözgü ayırımlı yasal sonuçların, Anayasanın 12. maddesinde yer alan "Kanunönünde eşitlik" ilkesiyle ilişikli bir yönü bulunduğu ileri sürülemez.Esasen, söz konusu sonuçlar, yukarıda tekrarlandığı gibi, cezaya ilişkin olarakgerek Anayasada ve gerekse ceza ve infaz hukukunda öngörülen ilkelere uygunuygulamaların doğal ürünleridir. Burada şu yönün dahi belirtilmesinde yararvardır : Tecil ve tekerrür müesseseleriyle ceza yaptırımlarının daha hafif bircezaya veya emniyet tedbirlerine çevrilmesi olanağı arasında, belki cezasiyaseti yönünden yani suçluların düzelmesi, yeniden suç işlemelerininönlenmesi, toplumun da suçluluk tehlikesinden korunması ve böylece kamudüzeninin sürekliliğinin sağlanması gibi son ve ortak erekleri bakımındanbirbirine yakınlıkları varsa da, varlıklariyle nitelik, nedenlik, anlam veereklerine varış yolları bakımlarından hepsi ayrı birer konu olduğundan,birbirleri arasında yakından ve uzaktan bir ilişki kurulamaz.
İtirazyoluna başvuran mahkemece, itiraz konusu hükümlerin Anayasanın 33. maddesineaykırı olarak ceza niteliğinde bulunmayan iade ve tazmin gibi bir takım hukukitedbir ve yaptırımların uygulanmasını, hâkimin daha da genişletilen takdiryetkisine bırakmak yolu ile, Anayasanın 64. maddesinde "Kanun koymak,değiştirmek ve kaldırmak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir"biçiminde yer alan ana kuralla bağdaşmayacak olan, hâkimin Kanun Koyucuyailişkin bir yetkiyi kullanması olanağını yarattığı ileri sürülmektedir.
Kararınönceki bölümlerinde, hâkime kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine dahahafif olan para cezalarına veya emniyet tedbirlerine veyahut öteki yaptırımlarahükmetme yetkisinin tanınmasının, ceza ve infaz hukuku alanlarında gittikçedaha büyük bir ölçüde benimsendiği açıklanmıştı.
Aynıhükümlerin bu bakımdan da Anayasa hükümleri karşısındaki durumuna gelince :
Anayasanın,ceza hukuku alanında, 14. ve 33. maddelerinde olduğu gibi, belli temel esaslarıkoymakla yetinerek, yasaklayıcı veya buyurucu hükümleri ile gerek toplumyaşantısı gerekse kişi hak ve hürriyetleri yönlerinden getirdiği güvencelereaykırı olmamak kaydiyle, gerekli düzenlemeleri yapmak yetkisini Yasa Koyucuyatanıdığına değinilmişti. O halde, hâkime, yukarıda tanımlanan takdir yetkisinitanıyan itiraz ve inceleme konusu hükümlerin sözü geçen kayıtlar dışında Anayasayaaykırılığından söz edilemez. Çünkü bu hükümler, Anayasanın 33. maddesinde yeralan "Cezalar ve emniyet tedbirleri ancak kanunla konulabilir."biçimindeki ana kurala uygun olarak kanunla konulmuştur; ve Anayasanın cezaalanında koyduğu temel veya yasaklayıcı yahut buyurucu hükümleri veyahut kişihak ve hürriyetleri ve toplum yaşantısının yaran için getirilen güvencelerleçelişen bir yönleri yoktur. Aksine, ceza ve emniyet tedbirlerinin hükümde veyayerine getirmede şahsileştirilmesi ve dolayısiyle bireyleştirilmesi ereklerinigütmeleri bakımından, Anayasanın ceza ve dolayısiyle yerine getirmealanlarındaki hükümlerine uygun düşmektedirler. O halde, hâkime, bu alanlardakanunla geri işletilmek yoliyle takdir yetkisinin tanınması, kaynağını Anayasaile, ceza ve ceza infaz hukukundan alan üstün hukuk kurallarının uygulanmasısonucudur. Burada hâkim, Yasa Koyucu tarafından, Anayasaya uygun olarak kanunlakonulmuş bulunan ve daha hafif bir yaptırım olan para cezasiyle emniyettedbirlerini veya öteki tedbirleri, hükmettiği kısa süreli hürriyeti bağlayıcıcezalar yerine geçirmek yoliyle suçlunun kişiliğine uydurarak hükümde veyayerine getirmede kişileştirmekten ve dolayısiyle bireyleştirmekten ibaret veher yönü ile yargısal olan bir görev yapmaktadır.
Yine,hâkimin aynı takdir yetkisini kullanarak, itiraz konusu hükümlerde yer alıpceza yaptırımı niteliğinde bulunmayan öteki yaptırımlara hükmetmesinin, eylemisuç olmaktan çıkardığı ve bu yolla kendisini Yasa Koyucu yerine koyduğu daileri sürülemez. Çünkü, hâkim yaptığı yargısal çalışma sonunda, önce suçlununsuç teşkil eden eylemini saptayacak ve ondan sonra, bu eylemin değindiği kanunmaddesinde yer alan ceza' yaptırımının çeşit ve ölçüsünü belli edecek ve dahasonra bunu suçlunun kişiliğini, suçun işleniş biçimini ve bu sucunişlenmesindeki özellikleri dayanak alarak ve takdir yetkisini de kullanarak,söz konusu ceza niteliğinde olmayan yaptırımlara da çevrilebilecektir, buişlemler sonunda, suçlunun başlangıçta saptanan eylemi, çevirme sonucunda belliedilen yaptırımın ceza niteliğinde olmaması nedeniyle suçlu bakımından artıksuç niteliğini koruyamıyacak ise de, yargı organlarına ilişkin ve yargısal birçalışmanın bir sonucu bulunması dolayısiyle, burada ne yasama organına ilişkinbir yetkinin kullanıldığından ve ne de eylemin kendisinden suçluluğunkaldırıldığından söz edilemez. Aslında yargısal olan bu çalışma sonunda, gerekAnayasanın gerek ceza ve infaz kanunlarının, ceza ve emniyet tedbirlerininuygulanması ve yerine getirilmesi ile varmak istedikleri, bir yönden suçlunundüzelmesi yoliyle yeniden suç işlenmesinin ve suçluluğun önlenmesi ve diğeryönden gerek toplumun ve gerek bireylerin suçluluk tehlikesiyle onunzararlarından korunması sonucu, toplumun düzen ve yararının sağlanması ereklerigerçekleşmiş olmaktadır. Zaten söz konusu hükümler, itirazın aksine, suç teşkileden bir eylemin suç olmaktan çıkarılması biçiminde tanımlanamaz. Saptanan bireylem ve onun gerçekleşen suç niteliği vardır. Ancak, güdülen erekleringerçekleşmesini sağlamak üzere hâkimin takdirine göre, hükmedilen cezanınyerine tedbirler geçmektedir. Çağımızda cezalandırmakla güdülen erek, suçlununmutlaka ceza evinde belirli süre kalmak voliyle cezasını çekmesi demekdeğildir. Bu ereğe, kararda geniş bir biçimde açıklandığı üzere, bir yöndensuçlu ve diğer yönden toplum için gösterdiği yararları ve kamu düzenininsüregelmesini sağlayan gerek cezasal ve gerekse hukuksal niteliktekitedbirlerin uygulanması veya yerine getirilmesiyle de daha kolaylıkla ve hattaucuz olarak varılmakta olduğu deneysel bir gerçektir.
Ohalde, yukarıda gösterilen nedenlerle, itiraz ve inceleme konusu hükümler,Anayasanın ne 12. ve 64. maddelerine ne de başka bir hükmüne aykırıbulunmadıklarından, itirazın reddine karar verilmelidir. Avni Givda ve LûtfiÖmerbaş kararın yazılış biçimine muhalif kalmışlardır.
Sonuç: 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların infazı Hakkındaki Kanunun "kısasüreli hürriyeti bağlayıcı cezalar" konusu ile sınırlı olarak incelenen 4.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 9/3/1971 günündeoybirliği ile karar verildi.
Başkan
Hakkı Ketenoğlu
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Nuri Ülgenalp
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Şahap Arıç
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Kâni Vrana
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
I-İtiraz yoluna başvuran mahkemenin benimsediği Cumhuriyet SavcılığınınAnayasa'yı aykırılık iddiasında Cezaların İnfazı Hakkındaki 13/7/1965 günlü,647 sayılı Kanunun 4. maddesinin aynı suçu işleyen kişilere ceza ve cezasonuçlan (özellikle tecil ve tekerrür uygulamalarında) yönlerinden farklı işlemyapılmasına yol açtığı için Anayasa'nın 12. ve hâkime eylemleri suç olmaktançıkarma, ceza sayılmayacak yaptırımlar uygulama ve dolayısiyle de kanundeğiştirme yetkisini tanıdığı için yine Anayasanın 64. maddesine aykırı düştüğüileri sürülmüştür.
647sayılı Kanunun 4. maddesinin sınırlama kararı uyarınca ele alman birincifıkrası; mahkemelere kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine"suçlunun ahvali mahsusasına ve suçun işlenmesindeki suret ve şekil hususiyetlerinegöre" kabahatlerde beher gün karşılığı 5 ilâ 10 lira, cürümlerde 10 ilâ 30lira hesabı ile para cezası; altı ayı geçmemek üzere Devlet, belediyehizmetlerinde, iktisadi devlet teşekküllerinde çalıştırmaya; aynen iade vetazmine; altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslah müessesesine devametmeye; bir yılı geçmemek kaydiyle muayyen bir yere gitmekten, bazıfaaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan mene; her nevi ehliyet veruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten geri alınmasına hükmedilebilmeyetkisini tanımaktadır.
Bilindiğigibi çağdaş ceza ve infaz hukuku alanında eski katı cezalandırma düzenindenuzaklaşma ve bir yandan adalet duygusunu doyurucu, suçluyu gerçekten ıslahedici ve tekrar suç işlemekten alıkoyucu, bir yandan da toplumu suça vesuçlulara karşı gereği gibi koruyucu sonuçlara varabilmek üzere suçlununkişiliğinde ve suçun işleniş biçimindeki ince ayrımları değerlendirmeyeelverişli daha esnek ve yumuşak bir düzene yönelme eğilimi ve girişimi birzorunluluk olarak, hele son yıllarda, önem ve yoğunluk kazanmıştır. İtiraz veİnceleme ko nüsü hüküm işte bu eğilim ve zorunluluğun Türk infaz hukukualanında da kendini duyurmuş olmasının bir anlatımıdır.
Cezalarakarşı kişilerin tepkileri türlü türlüdür ve özellikle iç yapılarına vetoplumdaki yerlerine ve durumlarına göre önemli ayrımlar gösterir. Öte yandanaynı nitelikteki suçun çeşitli kimselerce işlenişinde çoğu kez birtakımbirbirini tutmaz özelliklerin bulunduğu da bir gerçektir. Gerek kişisel yapılanve durumları, gerekse suçu işleyiş yol ve biçimleri arasında benzerlik veeşitlik bulunmayan kimselerin aynı suçu işlemeleri halinde, özelliklerine göre,kimisinin hapis veya para cezasına kimisinin Yasada yazılı başka tedbir veyaptırımlara çarptırılabilmelerinin ve bu uygulamanın tecil ve tekerrüryönlerinden de değişik sonuçlara yol açmasının "kanun önünde eşitlik"ilkesi ile çatıştığı ve geliştiği düşünülemez. Kişilikleri ve suçu işleyiş biçimleribirbirine benzemeyen kişilerin, aynı nitelikteki eylem dolayısiyle, birbirinebenzemeyen yaptırımlarla karşılaşmaları doğaldır ve hukukidir. Onun içindir kicezaların daha ince ve hassas ölçülerde kişiselleştirilmesi ereğini güdeninceleme konusu hükmün Anayasanın 12. maddesine aykırı yönü yoktur.
647sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrası, hâkimin var olan ve varlığıgerekli bulunan takdir hakkını, yine Yasanın koyduğu sınırlamalar içinde kalmaküzere ve yukarıda belirtildiği gibi haklı bir nedene dayanarak, biraz dahagenişletmektedir. Hâkimin bu hükmü uygularken yaptığı iş bir yasama işi değilyargılama işidir ve mahkûmiyet kararı verebilmek için mahkemenin önce suçunvarlığını saptaması gerekeceğinden değişik yaptırımlar dolayısiyle hâkimin birtakim eylemleri suç olmaktan çıkardığını düşünmenin de yeri yoktur. Mahkemenintakdir hakkına dayanarak cezalandırma da uygulayacağı yaptırımlar ve koşullarıinceleme konusu fıkrada bir bîr sayılmış olduğuna göre hükmün uygulanmasınınkanunları değiştirme niteliğini taşıdığı yolundaki bir iddia da dayanaksızkalır. Şu duruma göre 647 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasıAnayasanın 64. maddesine de aykırı değildir.
İncelemekonusu hükmün Anayasanın başka hükümleriyle de çelişir ve çatışır bir yönübulunmadığından itirazın reddi gerekir.
II-İşin niteliğine göre 9/3/1971 günlü 1970/42-1971/30 sayılı kararın yazılmasındabu kadarlıkla yetinilmesinin yerinde olacağı ayrıntılara inilmesi ve uzunaçıklamalara gidilmesinin gerekmediği görüşündeyiz.
Lûtfi Ömerbaş
Avnî Givda