ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1970/53
Karar Sayısı:1971/76
Karar günü:21/10/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:15.6.1972/14216
İptaldâvasını açan : Birlik Partisi
İptaldâvasının konusu: (657 sayılı Devlet Memurları Kanununun bazı maddelerinindeğiştirilmesi ve bu Kanuna bazı maddeler eklenmesine ve bu Kanunun kapsamıdışında kalan kamu personelinin aylık ve ücretlerine dair) 31/7/1970 günlü,1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin din hizmetlerine ilişkin VI sayılı bendininAnayasa'nın 2., 4., 19., 117. ve 154. maddelerine ve yine 1327 sayılı Kanunun93. maddesinin (C) bendinin Anayasa'nın 82. maddesine aykırı olduğu önesürülerek iptallerine karar verilmesi istenilmiştir.
II.METİNLER:
31/7/1970günlü, 1327 sayılı Kanunun iptali istenilen hükmü :
"Madde9- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36. maddesi aşağıdaki şekilde:değiştirilmiştir :
Madde36- Bu Kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan Devlet memurlarının sınıflan aşağıdagösterilmiştir :
I-Genel İdare Hizmetleri Sınıfı :
.........................................
II-Teknik Hizmetler Sınıfı :
............................................
III-Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri sınıfı
................................................
IV-Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı :
..................................................
V-Avukatlık Hizmetleri Sınıfı :
........................................
VI-DİN HİZMETLERİ SINIFI :
Dinhizmetleri sınıfı özel kanunlarına göre çeşitli derecelerde din eğitimi görmüşolan ve dinî görev yapan devlet memurlarını kapsar.
Busınıfa :
a)İlk okul mezunu olanlardan kayyımlar 16 ncı derecenin ilk kademesinden,İmam-hatipler, müezzinler, Kur'an kursu öğretmenleri, vaiz ve müftüler 15 inciderecenin ilk kademesinden ise başlarlar ve bunlardan kayyımlar 11 inciderecenin, imam-hatipler, müezzinler ve Kur'an kursu öğretmenleri 10 uncuderecenin, vaiz ve müftüler 7 nci derecenin son kademesine kadaryükselebilirler.
b)İmam-hatip okulunun l inci devresini bitirmiş olan imam-hatipler 15. derecenin4 üncü kademesinden işe başlarlar ve 9 uncu derecenin son kademesine kadaryükselebilirler.
c)İmam - hatip okulunun ikinci devresini bitirmiş olan imam hatipler 13 üncüderecenin ilk kademesinden işe başlarlar ve 5 inci derecenin son kademesinekadar yükselebilirler.
d)Dinî eğitim veren yüksek okul veya fakültelerden mezun olanlar 10 uncuderecenin ilk kademesinden işe başlarlar ve l inci derecenin son kademesinekadar yükselebilirler.
VII-EMNİYET HİZMETLERİ SINIFI:
VIII-YARDIMCI HİZMETLER SINIFI :
Davacınındayandığı Anayasa hükümleri :
"Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."
"Madde4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet,egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliylekullanır.
Egemenliğinkullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Ânayasadan almıyan bir devlet yetkisikullanamaz."
"Madde19- (1488 sayılı Yasa ile değişik) Herkes, vicdan ve dinî inanç ve kanaathürriyetine sahiptir.
Kamudüzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayanibadetler dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse,ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatleriniaçıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
Dineğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerinde kanunîtemsilcilerinin isteğine bağlıdır.
Kimse,Devletin sosyal, iktisadî, siyasî veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa,din kurallarına dayandırma veya siyasi veya şahsî çıkar veya nüfuz sağlamaamaciyle, her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dincekutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışınaçıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında,kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasî partiler Anayasa Mahkemesincetemelli kapatılır."
"Madde117- Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin, genel idare esaslarına göreyürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekligörevler, memurlar eliyle görülür.
Memurlarınnitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, haklan ve yükümleri, aylık veödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir."
"Madde154- Genel idare içinde yer alan Dinayet işleri Başkanlığı, özel kanunundagösterilen görevleri yerine getirir."
III-İLK İNCELEME :
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 26/-11/1970 gününde LûtfiÖmerbaş, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, AvniGivda, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, KaniVrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ileyapılan ilk inceleme toplantısında : Dâva konusu 31/7/1970 günlü, 1327 sayılıKanunun 14/8/1970 günlü, 13579 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, dâvadilekçesinin 3/9/1970 gününde Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince kalemekavale edildiği : 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 26 nci maddesine göredâvanın bu tarihte açılmış sayılması gerektiği ve süresi içinde olduğu; davacıBirlik Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunduğu; partitüzüğünün 24 üncü maddesine göre en yüksek merkez organı olan Genel YönetimKurulunun üye tamsayısının 33 olduğu, bu kurulun 20 üyesinin katılması ileyapılan 22/8/1970 günlü toplantıda 1327 sayılı Kanunun Anayasaya aykırılığınedeniyle iptali için parti adına Anayasa Mahkemesine dâva açmak üzere GenelBaşkan Mustafa Timisi'ye yetki verilmesinin oybirliğiyle karara bağlandığı vebunun dâva açılmasına karar verilmesi niteliğinde olduğu, dâvanın genel yönetimkurulu kararına dayanılarak
PartiGenel Başkanınca açıldığı ve dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşılmış olduğundanişin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV-ESASIN İNCELENMESİ :
Dâvanınesasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi, iptali istenilen hükümler Anayasa'yaaykırılık iddiasına dayanaklık eden Anayasa maddeleri, bunlarla ilgiligerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinlerokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İptaldâvasında konu ikidir. Bunlardan birisi 1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin başkadeyimle 657 sayılı Kamunun bu hükümle değiştirilen 36 ncı maddesinin dinhizmetlerine ilişkin VI sayılı bendinin, ötekisi ise, yine 1327 sayılı Kanunun93 üncü maddesinin C bendinin Anayasa'ya aykırı bulunduğu iddiasıdır.
İptaldâvası konularından 1327 sayılı Kanunun 93/C maddesi Anayasa Mahkemesinin1970/49 - 1971/11 sayılı, 28/1/1971 günlü kararı ile iptal edilmişbulunmaktadır. (4/5/1971 günlü, 13826 sayılı Resmî Gazete). Şu duruma göre bukonuda yeniden karar verilmesine yer olmadığından dâvanın o bölümü üzerindedurulmayacaktır.
Şuhalde önce usule ilişkin iddianın yerinde olup olmadığının, sonra da dâvakonusu 9 uncu maddenin din hizmetlerine ilişkin VI sayılı bendinin esastanAnayasa'ya aykırı bulunup bulunmadığı yönünün araştırılması ve tartışılmasıgerekmektedir.
A-1327 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin din hizmetlerine ilişkin VI sayılı bendihükmünün şekil yönünden incelenmesi :
Davacı,kimi hükümlerini dâva konusu yaptığı 31/7/1970 günlü, 1327 sayılı KanununCumhuriyet Senatosundaki görüşmeler dolayısiyle şekil yönünden Anayasa'yaaykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Sözkonusu kanun tasarısına ilişkin dosya, Millet Meclisindeki görüşmelersonuçlandıktan sonra bu Meclis Başkanlığının 14/7/1970 günlü, 1782 sayılıyazısı ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmiştir.
Tasarınıngörüşülerek kabulüne ve bu arada Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı seçimineilişkin olmak üzere Cumhuriyet Senatosunda yürütülen işlemler aşağıdakievrelerden geçmiş bulunmaktadır.
Tasarıyıinceleyen Cumhuriyet Senatosu Bütçe ve Plân Komisyonunun hazırladığı 19/7/1970günlü, 1/1132 - 78 sayılı rapor bastırılarak üyelere dağıtılmış ve CumhuriyetSenatosunun 23/7/1970 günlü birleşiminde Bütçe ve Plân Komisyonu Başkanınınönergesi üzerine tasarının (gündeme alınmasına, öncelikle görüşülmesine) kararverilmiştir.
TasarınınCumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda görüşülmesi, 23/7/1970 - 29/7/1970tarihleri arasındaki 99. - 104 üncü birleşimlerde tamamlanmış (CumhuriyetSenatosu Tutanak Dergisi Cilt : 61, Sayfa : 4 - 436) ve dosyası, CumhuriyetSenatosu Başkanı İbrahim Şevki Atasagun imzalı ve 29/7/1970 günlü, KanunlarMüdürlüğü 10661-1/1132 sayılı yazıya ilişik olarak Millet Meclisi Başkanlığınagönderilmiştir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem : 3, Cilt : 8, Sayfa :930 dan sonraki 200/1 sıra s. basma yazı).
CumhuriyetSenatosu Üyesi İbrahim Şevki Atasagun, 18 Haziran 1968 günlü CumhuriyetSenatosuna Başkan seçildiğinden (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi Cilt : 47,Sayfa : 93) iki yıllık başkanlık süresi 18 Haziran 1970 günün de sona ermiştir.Bu nedenle Cumhuriyet Senatosunun 18/6/1970 günlü 81 inci birleşiminde başkanseçimine geçilmiş ve yapılan yedi oylamada gerekli çoğunluk sağlanamadığındanseçim 23/6/1970 gününe bırakılmıştır. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi,Cilt : 59, Sayfa : 364 - 368). 23/6/1970 günlü birleşimde beş oylama daha yapılmış,fakat hiç bir adaya yeter sayıda oy verilmediğinden seçim yinesonuçlanamamıştır. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, Cilt : 59, Sayfa : 382- 384)
CumhuriyetSenatosunun 30/6/1970 günlü 85 inci birleşiminde gündemin 4 üncü maddesi olarakCumhuriyet Senatosu Danışma Kurulunun (Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı görevininyenisi seçilinceye kadar devam, edeceği) ne dair olan 30/6/1970 günlü, 6 sayılıkararı görüşülerek sonuçta 39 a karşı 48 oyla kabul olunduğu başkanlıkça GenelKurula duyurulmuştur. İlân edilen oylama sonucu, (39X48=87) ettiğine göre bukararın alındığı sırada Cumhuriyet Senatosunda toplantı yetersayısınınbulunmadığı görülmektedir. Fakat karar, bu açıdan geçerliliği üzerinde sözedilmeden, uygulamaya konulmuş, bir yandan da başkan seçimi oylamalarına devamolunmuş ve nihayet 19/11/-1970 günlü birleşimde Tekin Anburun BaşkanSeçilmiştir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, Cilt : 59, Sayfa : 434 - 442ve Cilt : 62, Sayfa : 81) Bu tarihe kadar Cumhuriyet Senatosu Başkanlık göreviGenel Kurulun yukarıda belirtilen ve Anayasa'ya göre gerekli toplanma vedolayısiyle karar yetersayısını sağlayamamış olan 30/6/1970 günlü kararınadayanılarak İbrahim Şevki Atasagun'ca yürütülmüştür. Ancak söz konusu 1327sayılı Kanuna ilişkin tasarının Cumhuriyet Senatosunda görüşüldüğübirleşimlerin Başkan vekillerince yönetildiği, İbrahim Şevki Atasagun'un bubirleşimlere başkanlık etmediği, görüşmeler sonuçlanınca kanun tasarısınailişkin dosyanın, Cumhuriyet Senatosu Başkanı sıfatı kullanmak suretiyle İbrahimŞevki Atasagun imzasını taşıyan bir yazı ile Millet Meclisi Başkanlığınagönderildiği, Tutanak Dergisinin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Şekleilişkin aykırılık iddiasının, bu bilgilerin ışığı altında incelenmesi,aşağıdaki sonucu ortaya koymuştur:
Anayasa'nın84 üncü maddesi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Başkanlarının ikişer yıliçin seçileceği kuralım koymaktadır.
Anayasa'nınbaşkanlık süresine ilişkin bu kuralı açık ve kesindir. İki yılı dolduran birbaşkanın, sürenin bitimi gününden itibaren başkanlık görev ve yetkileri de sonaermiş olacağından, Anayasa hüktimlerine uygun biçimde yeniden başkanseçilmedikçe, başkanlık görevini sürdürmesi olanaksızdır.
84.madde sadece seçilmiş başkan ve Başkanvekillerinden söz ettiğine göre bumaddeye ve içtüzük hükümlerine uygun biçimde seçilmiş başkan ve başkanvekilleridışında meclislere kararla başkanvekili veya başkan atanmasına olanak yoktur.Çünkü Anayasa meclislere bu konuda herhangi bir yetki tanımamıştır.
CumhuriyetSenatosu eski başkam İbrahim Şevki Atasagun, iki yıllık sürenin bittiği18/6/1970 gününden itibaren başkanlık sıfatını kaybetmiş olduğu ve yeni birbaşkan da seçilememiş bulunduğu cihetle bu tarihten yeni başkanın seçildiğitarihe kadar Cumhuriyet Senatosu Başkanlığının boşalmış (münhal) olduğunu kabuletmek zorunludur.
Öteyandan Cumhuriyet Senatosunun 30/6/1970 günlü birleşiminde verdiği, yenisiseçilinceye kadar eski başkan İbrahim Şevki Atasagun'un başkanlık görevinindevam edeceğine ilişkin karar, yukarıdaki açıklamaya göre Anayasa'ya aykırıolarak ve herhangi hukukî bir dayanağı bulunmadan verilmiş olduğundan ve esasenkararın kabulü sırasında toplanma yetersayısının da bulunmadığı anlaşıldığındanhukukî değerden yoksundur, ve bu nedenle İbrahim Şevki Atasagun'unbaşkanlığının devam etmesi sonucunu doğuramaz.
Şuduruma, yani Cumhuriyet Senotosu başkanlığı boş olduğuna göre, Anayasa'nın 84üncü maddesine ve içtüzük hükümlerine uygun biçimde seçilmiş bulunanbaşkanvekillerinin, hem Anayasa'dan aldıkları yetkiye, hem içtüzüğün 9 uncumaddesinin, başkanın bulunmadığı hallerde onun yetkisinin başkanvekillerincekullanılacağına ilişkin bulunan hükmüne hem de genel hukuk kurallarınadayanarak başkanlık görevlerini kesintisiz sürdürmeleri gerektiğinde kuşkuyoktur.
Özetlemekgerekirse, 18/6/1970 gününden itibaren Cumhuriyet Senatosu Başkanlığıboşalmıştır. Eski başkan hakkında alınan kararla yaratılan fiili halin buhukuki sonuca etkisi olmadığından Başkanlık Divanının tümünün, bu yüzdenAnayasa'ya aykırı biçimde kurulmuş duruma düştüğü öne sürülemez. BaşkanlıkDivanındaki herhangibir görevin boş olması halinin, divanin tüm olarakkuruluşunu etkilemesi söz konusu olmıyacağından böyle bir divanca yönetilenbirleşimleri ve birleşimlerde verilen kararları olumsuzca etkileyerek onlarıAnayasa'ya aykırı bir duruma sokacağı sonucuna da varılamaz.
Bunedenlerle 137.7 sayılı Kanun şekil yönünden Anayasa'ya aykırı değildir.
FazılUluocak, İhsan Ecemiş ve Recai Seçkin bu sonuca değişik gerekçe ilekatılmışlardır.
AvniGivda, kimi hükümleri dava konusu edilen 1327 sayılı Kanunun şekil yönündenAnayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği görüşünde bulunmuştur.
B-1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin din hizmetlerini ilişkin VI sayılı bendihükmünün esas yönünden incelenmesi :
Davadilekçesindeki gerekçeler özet olarak şöyledir : "Anayasa'nın 2. maddesihükmünce Türkiye Cumhuriyeti lâik bir Devlettir. Lâiklik, klasik anlamıyla dinve Devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Anayasamız'a göre din veDevlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Din hizmetleri bir kamu hizmeti nitelimitaşımadığına göre din adamlarının memur sayılması lâik Devlet ilkelerine uymaz.Kanunun din görevlilerini kapsamına alması Anayasa'nın 117. maddesineaykırıdır. Dâva konusu hükmün Din Hizmetleri Sınıfını kurması yoliyle Devlet,din işleriyle uğraşan teokratik bir Devlet hüviyeti almış olacaktır. Bu iseAtatürk Devrimlerinin, 1961 Devrim Anayasası'nın tam manası ile inkârıdır veAnayasa'da kabul edilmiş olan lâiklik ilkesine ve dolayısiyle Anayasa'nın 2.,4., 19., 117. ve 154. maddelerine aykırıdır."
Davakonusu hükmün Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorununun çözülmesi herşeydenönce lâiklik ilkesinin niteliğinin ve Anayasamız'daki anlamının ne olduğununaraştırılıp saptanmasına bağlıdır.
Görüşmelersırasında olayda lâiklik ilkesinin incelenip karara dayanak yapılmasına gerekbulunmadığı, dâva konusu hükmün yalnız Anayasa'nın 154. maddesiylekarşılaştırılarak Anayasa'ya aykırılığı durumunun araştırılması vetartışılmasının yeteceği fikri ortaya atılmışsa da çoğunlukça dâvada DinHizmetleri Sınıfının kurulmasının lâiklik ilkesine aykırı olduğu ilerisürülerek Anayasa'ya aykırılık iddiası özellikle bu yöne dayandırılmış veesasen çözümü kolaylaştırma bakımından sorunun daha çok aydınlığa kavuşması ve154. madde hükmünün Anayasa'da yer alması nedeninin saptanabilmesi de,Anayasa'mızda benimsenen lâiklik ilkesinin anlam ve niteliğinin belirtilmesiylemümkün bulunmuş olduğundan önce lâiklik ilkesinin Anayasal anlam ve niteliğininve ilkenin benimsenmesi nedenlerinin incelenip tartışılması gerekli ve zorunlugörülmüştür. Muhittin Gürün bu görüşe katılmamıştır.
Şuhalde lâiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası açısından anlamının vekapsamının ne olduğu saptandıktan sonra dâva konusu hükmün bu ilkeye veAnayasa'nın öteki kurallarına aykırılığı sorununun tartışılması gerekir.
Herşeyden önce şurasını belirtilmelidir ki, lâiklik ilkesi din ve Devletilişkilerini düzenleyen bir ilke olması nedeniyle, her ülkenin içinde bulunduğuve her dinin bünyesinin oluşturduğu koşullar arasındaki ayrılıkların, lâiklikanlayışında da ortaya ayrımlar çıkarması zorunlu bir sonuçtur.
Hukukîyönden, klâsik anlamda lâiklik, din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıanlamına gelmektedir. Ayrılık dinin Devlet işlerine, Devletin de din işlerinekarışmaması biçimindedir ki bu anlayışa göre kilise tüm anlamı ile bağımsızdır.Bu durum, Hiristiyan dinine bağlı milletlerde birçok tarihi olguların,gereksinme ve zorunlulukların sonucu olduğu kadar bu sonuçda kilisenin dini birkuruluş bulunmasının, Hiristiyanlıkta ruhani bir sınıfın, bir din hizmetininvarlığının ve Papanın kutsal nitelikte dinî bir başkan olarak kabul edilmesininde etkisi çoktur.
İslâmlıktaise bir ruhban sınıfı bulunmadığı gibi, mabetlerde, görevli kimseler de kutsalnitelikte değillerdir. Şu halde her iki dinin koşulları aynı olmadığı gibi dinişleriyle uğraşan kimselerin bağımsızlığı veya özerkliği anlayışının gerekülkemizde gerekse batı devletlerinde oluşturacağı sonuçlar da birbirinin aynıdeğildir. Bu konuya ileride değinilecektir.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle Hiristiyan ve İslâm dinine bağlı milletlerin kurduklarıdevletlerdeki lâiklik anlayışında bir ayrımın var olması zorunlu bulunduğundan,mabet ve din işleriyle uğraşanların devletten tüm ayrı ve bağımsız oluşununlâiklik anlayışında bir ilke gibi benimsenmesi ancak, Hiristiyan dininin kabuledildiği ülkelerdeki devletler için söz konusu olabilir. Yoksa buna, her dinininanç ve gereklerinden doğan ayrılıkları gözönünde bulundurmadan geniş ölçüde genelbir ilke niteliği vermeğe olanak yoktur. Lâiklik din ve devlet ilişkilerinidüzenleyen bir ilke olduğuna göre dinî anlayış yönünden benzer koşullarıbulunmıyan bir ülkenin, batı hukukundaki anlamı ve biçimiyle lâiklik ilkesinibenimsememesini koşullardaki ayrılığın sonucu gibi görmek gerekir. Kaldı kibatı ülkelerinde dahi kimi devletlerin lâiklik anlayışı arasında ayırımlarvardır.
Buaçıklamadan sonra ülkemizde İslâmlık esasları karşısında lâikliğin gelişmesinekısaca göz atmakta konunun iyice aydınlığa kavuşması bakımından yarargörülmektedir: Bilindiği üzere, Osmanlı imparatorluğunda dine bağlı bir Devletdüzeni kurulmuştu, İslâmlık kuralları, yalnız bireyin manevî hayatını yaniinanç alanını değil aynı zamanda toplum ilişkilerini, Devlet faaliyetlerini vehukuku da düzenlemiştir. Fakat zaman ilerledikçe, özellikle Tanzimattan (1839)beri birçok tarihi olaylar, gereksinmeler ve bunları doğuran toplumsalgerçeklerin etkisiyle yavaş yavaş, toplum ilişkileri, Devlet faaliyetleri vehukuk alanında dinî esaslara dayanmayan kanunlar kabul edilmeye başlanmış;böylece dinî kuralların toplumsal ilişkilere ve Devlet faaliyetlerine egemenolması temel görüşünden ayrılmaya başlanmış, ve bu durum giderek kendikoşullarına uygun bir biçimde gelişmiştir. Kabul etmek gerekir ki, OsmanlıDevleti gibi dine bağlı bir devlet düzeninde böyle bir gelişmenin ifade ettiğianlam büyüktür. Bu gelişmede islâmlığın kimi hoşgörürlük kurallarının da payıvardır. "Zamanın ve hayat koşullarının değişmesiyle dinin eylem hükümleride değişir" biçimindeki ilke karşısında, İslâmlığın toplum ilişkilerini,Devlet faaliyetlerini ve hukuku düzenleyen kuralları yerine, zamanın ve yaşamakoşullarının değişmesiyle dinî esaslara dayanmayan kuralların geçmeğebaşlamasında, dinî anlayış yönünden bir engel bulunmamış olması büyük yardımsağlamıştır.
Buaçıklamalardan sonra 1961 Anayasasıyla benimsenmiş olan lâiklik ilkesininanlamının ne olduğu konusunun incelenmesine geçilecektir.
Ülkemizde1961 Anayasasiyle kabul edilmiş plan lâiklik ilkesi, geçirilen tarihitecrübelere, devrimlere ulusun dini ve siyasî özelliklerine ve yurdumuzkoşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alanlâiklik ilkesi, Devletin niteliklerinden birini açıklar ve belirler. Buradakilâiklik ilkesinin kavramım saptamak için Anayasanın konu ile yakın ilgisibulunan, Özellikle başlangıç bölümünün, 2., 19., 153. ve 154. maddelerininışığı altında inceleme yapılması ve Anayasa koyucunun kasttettiği anlamınaraştırılıp tartışılması uygun olacaktır,
1-Anayasa'nın 153. maddesinde, bu Anayasa'nın hiçbir hükmünün Türk toplumununçağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklikniteliğini koruma amacını günden, madde metninde gösterilmiş devrimkanunlarının, bu Anayasa'nın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlüktebulunan hükümlerinin Anayasa'ya aylan olduğu şekilde anlaşılamıyacağı veyorumlanamıyacağı belirlenerek böylece lâik Devlet düzeninin korunması hedeftutulmuş bulunmaktadır. 1961 Anayasasiyle güdülen ana erek başlangıç bölümünde(Türk Ulusunun daima yücelmesi) ve 153. maddesinde ise (Türk Ulusunun çağdaşuygarlık seviyesine erişmesi) biçiminde saptanmıştır. Bu esasların Anayasa'dayer alması, az önce açıklanan, ana ereğe varılmasını engelleyebilecek veyazorlaştırabilecek nitelikte hiç bir hak ve özgürlüğün Anayasa'da tanınmamışolduğunu, Anayasa'da benimsenmiş lâiklik düzenine ilişkin kuralların ancak buana ereği gerçekleştirme doğrultusunda yorumlanabileceğini, bu ana ereğinAnayasa'da öngörülen bir çok sınırlandırmaları zorunlu kılan bir neden, dahaaçıkçası Anayasa'da benimsenmiş bütün temel ilkelere egemen bir düşünceolduğunu anlatır.
Şunedenlerledir ki tarihî tecrübelerinden de ders alınarak ülkemizde bu ana amacaaykırı erek güden dinî örgütlerin kurulmasına Anayasa hükümleriyle olanaktanınmamıştır. İkinci Meşrutiyet sıralarında Edirne'de kurulan cemaatı İslâmiyeteşkilâtının yurdun yükselmesi amacına engel olma yönünden faaliyetlerdebulunma yolunu tutmuş olduğunu burada belirtmede yarar vardır.
Şuhalde Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan lâiklik ilkesinin anlamısaptanırken dayanılacak ilk esas bu ana erektir.
2-Anayasa'nın, lâiklik ilkesinin esaslarını saptayan ve düşünce ve inanç hak vehürriyetlerini belirleyen 19. maddesinin birinci fıkrasında, ferdin manevî hayatınailişkin olan dinî inanç bölümünde sınırsız bir hürriyet tanınmış, üçüncü yedördüncü fıkralarla da (Kimsenin ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya,dinî inanç ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamıyacağı ve kimsenin dinî inanç vekanaatlarından dolayı kınanamıyacağı ve dinî eğitim ve öğrenimin ancakkişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanunî temsilcilerinin isteğine bağlıbulunduğu) açıklanmıştır. Lâiklik ilkesinin önemli esaslarından olan buhükümler din aynını gözetmeksizin herkesi kapsamakta bulunmuş ve böylece dinhürriyeti Anayasa inancası altına alınmıştır.
3-Ancak toplum hayatına etkili olabilecek ilişkilerde ölçüsüz hak ve sınırsızhürriyet düşünülemiyeceğinden din hürriyetinden doğan hakların da bireyinmanevî hayatı alanından taşıp toplum alanına ve toplumun huzurunu veçıkarlarını tahdit eden eylem ve davranışlara dönüşmesinin, milletinçıkarlarını ve huzurunu korumakla yükümlü olan Devletçe önlenmesi zorunludur.Bu nedenle din hürriyetinin bu bölümünün, her toplumsal müessesede olduğu gibi,sınırlamalara tabi tutulmak zorunluluğu karşısında 19. maddenin ikincifıkrasiyle dînin, bireyin manevî hayatının sınırını aşan, toplumsal bir nitelikalan ibadet, dinî âyin ve törenler kamu düzenine veya genel ahlâka veya buamaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmamak şartıyla serbest bırakılmıştır.
19.maddenin beşinci fıkrasında da kimsenin, Devletin sosyal, iktisadî, siyasî veyahukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırmaya veya siyasîveya şahsî çıkar veya nüfuz sağlama amaciyle her ne suretle olursa olsun, dinîveya din duygularım yahut dince kutsal sayılan şartiyle istismar edemiyeceği,kötüye kullanmıyacağı açıklanmış ve yasak dışına çıkanlar için yaptırımlarkonulmuştur.
Gerçektentarihimizde görülmüştür ki, Devletin dine bağlı olduğu Osmanlıimparatorluğunda, din hürriyetinin sınırlanmadığı devirlerde din toplumhayatının bütün alanlarına, Devletin karar ve haraketlerine daima müdahaleetmiş ve dinin sömürülmesi, kötüye kullanılması dinî taassubun son derecelere ulaşmasıyüzünden, medeniyetin ilerleme aşamalarında ortaya çıkan her icad ve yeni buluşdine aykırı olduğu fetvaları ile karşılaşmış; hatta bu fetvalar düşmanistilasına uğrayan vatanı kurtarma çabalarını engelliyecek derecelere kadarvaran tehlikelere yol açmıştır. Bu yüzden toplumumuzun gelişmesi için enlüzumlu icadlar bile yıllarca ve hatta bazan yüzyıllarca sonra ülkemizesokulabilmiş; böylece medeniyetin ilerleyişine ayak uydurulamamış, bunun sonucuolarak da Devlet, zaafa ve gerilemelere uğrayarak Osmanlı imparatorluğunun sonyıllarında parçalanmalara kadar sürüklenmiştir. Bugün dahi kimi kimselerin dinîkötüye kullanmakta ve sömürmekte oldukları acı tecrübelerle anlaşmaktadır. Bunedenlerle Anayasa Koyucu din hürriyetinde bu biçimde sınırlamaları öngörmekzorunda kalmıştır.
4-Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası, aynı zamanda lâiklik ilkesininanlamını tayin eden hükümler de getirmiştir. Bu fıkrada Devletin sosyal,iktisadî, siyasî veya hukukî temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarınadayandırılamıyacağı hükmü kabul edilmiş bulunmaktadır. Hüküm Anayasa'dakilâiklik ilkesinin, dinin Devletin işlerine karışlamayacağı anlamında olduğunuaçıkça göstermektedir. Bizde din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılığınınanlamı budur. Anayasa'nın 2. maddesine ilişkin gerekçede yer alan "TürkiyeCumhuriyeti lâiktir. Dinin Devlet işlerine karışmasını ve hukukun aklî olmayan(Naklî) kaynakların tesiri altında bulunmasını reddeder. Bunun dinî inkârmanasına gelmediği, ancak dinin fertlerin vicdanına terk edildiğini ifadeettiği şüphesizdir) biçimindeki sözler dahi Anayasa Koyucunun bu kasdınıpekiştirmektedir.
Yukarıdasaptanan esaslardan da anlaşıldığı üzere Anayasa Koyucu. Anayasadaki lâiklikilkesinin anlamını tayin ederken mabedin ve din işleriyle uğraşan kimselerinözerk veya bağımsız oldukları biçiminde bir anlam kasdetmiş değildir. Daha öncede değinildiği üzere, Hiristiyan dininin taşıdığı özelliğe göre din ve devletişlerinin birbirine karışmaması esasının, kilisenin bağımsızlığı biçimindemânalandırılmasında bir sakınca görülmemiştir. Çünkü Batı devletlerinde dininkötüye kullanılması ve sömürülmesi bizdeki şekilde bir sonuç doğurmadığındandin ve devlet işlerinin birbirine karışmaması yönünden kabul edilen, kiliseninbağımsızlığı durumu devlet düzeni bakımından bir tehlike göstermemektedir. Oysaİslâmlık bireylerin yalnız vicdanlarına ilişkin olan dinî inanç bölümünüdüzenlemekle kalmamış, aynı zamanda bütün toplum ilişkilerini, devletfaaliyetlerini ve hukuku da tanzim etmiştir. Bu durumda ülkemizde dinhürriyetinin Anayasa ile çizilen sınırlarının ihlâli dinin sömürülmesi vekötüye kullanılması, Devletin lâiklik esasına dayanan düzenine karşı gelinmesianlamını taşımakta; Anayasanın temel ereklerini engelleme sonucunudoğurmaktadır. Böyle bir tutumun ve sınırsız, denetimsiz bir din hürriyeti vebağımsız bir dinî örgütlenme anlayışının ülkemiz için pek ağır tehlikelerleyüklü olduğu uzak ve yayın tarihi tecrübelerle anlaşılmıştır. Bu nedenlerleAnayasa Koyucu, mabedin ve din işleriyle uğraşan kimselerin özerkliği veya,bağımsızlığı biçiminde sınırsız ve Devlet denetimi dışında kalan bir dinhürriyeti anlayışının Anayasa'da kabul edilen lâiklik düzeni ve ilkelerineuygun görmemiştir.
5-Yukarıki bentte açıklanan nedenlere dayanan zorunluluklar karşısında Anayasamızdadin ve Devlet ilişkileri tayin edilirken din hürriyetinin, bireyin manevîhayatına ilişkin olanlarının dışındaki bölümleri için birtakım sınırlamalargetirilmiş ve kurulmuş olan lâik devlet düzenini korumak üzere yaptırımlarkonulmuştur. Bunların sonucu olarak Devlete din hürriyeti üzerinde bir denetimyetkisi tanınmış bulunmaktadır. Bu yetki, din ayrımı gözetilmeksizin,bireylerin dinî inançlara tecavüzlerini önleyici tedbirler almak veibadetlerin, dinî âyin ve törenlerin kamu düzenine veya genel ahlâka veya buamaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olup olmadığını izlemek, dinî sömürmeyi vekötüye kullanmaları ve dinî taassubu önlemek gibi biçimlerde kendinigöstermektedir. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan ve (TürkUlusunun daima yücelmesi), (Türk Ulusunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi)deyimlerinde ifadesini bulan anaereğin gerçekleştirilmesi mümkün görülmüştür.
Dinintoplum alanına etkili eylem ve davranışlar bölümünün kamu düzeni ve güvenliğiyönünden çoğu ülkelerde denetim altına alınmış bulunduğu da bir gerçektir.
Şuhalde Anayasa'daki lâiklik ilkesinin bir özelliği de Devlete din hürriyetiüzerinde denetim yetkisi tanıyan bir nitelik taşımakta olmasıdır.
Özetlemekgerekirse, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kabul edilen lâiklik ilkesi:Özellikle;
a)Dinin Devlet işlerinde egemen ve etkili olmaması esasını benimseme,
b)Dinin, bireylerin manevî hayatına ilişkin olan dinî inanç bölümüde aralarındaayrım gözetilmeksizin, sınırsız bir hürriyet tanımak suretiyle dinî Anayasainancası altına alma,
c)Dinin, bireyin manevî hayatını aşarak toplumsal hayatı etkiliyen eylem vedavranışlara ilişkin bölümlerinde, kamu düzenini güvenini ve çıkarlarınıkorumak amacıyla, sınırlamalar kabul etme ve dinin kötüye kullanılmasını vesömürülmesini yasaklama,
ç)Devlete, kamu düzenini ve haklarının koruyucusu sıfatıyla dinî hak vehürriyetler üzerinde denetim yetkisi tanıma niteliklerinden oluşmuş birilkedir.
Anayasamızdayer alan lâiklik ilkesinin anlamının böylece saptanmasından sonra Anayasa'nın154. maddesi karşısında dâva konusu 9. madde ile din işleri sınıfınınkurulmasının Anayasa'ya aykırılığı sorununun incelenmesine sıra gelmiştir :
Busorunun çözümlenebilmesi için önce Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasa'da yeralmasının lâiklik ilkesine aykırı olduğu yolundaki iddianın incelenmesi uygunolacaktır.
Anayasa'nın154. maddesi, (Genel idare içinde yer alan Diyanet işleri Başkanlığı, özelkanununda gösterilen görevleri yerine getirir) hükmünü koymuştur.
Diyanetişleri Başkanlığı, dinî bir teşkilât değil Anayasa'nın 154. maddesindesaptandığı üzere genel idare içinde yer almış idarî bir teşkilât durumundadırve bu teşkilâta mensup kişiler de 154. maddede sözü geçen özel kanun vedolayısiyle 154. madde hükmünce memur niteliğinde sayılmışlardır. Bu durumunbir Anayasa hükmü gereği olması dolayısiyle de, Anayasa'nın 117. maddesineaykırılıktan söz edilemez.
Diyanetİşleri Başkanlığının Anayasa'da yer almasının ve mensuplarının memurniteliğinde sayılmasının, yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere birçok tarihinedenlerin, gerçeklerin ve ülke koşullariyle gereksinmelerinin doğurduğu birzorunluk sonucu olduğundan kuşku yoktur. Anayasanın 154. maddesiningerekçesinde (Dinî inanç ve kanaat hürriyetini, temel hak ve hürriyetlerarasında ilân eden, ibadet ve dinî törenlerin serbestisini teminat altına alanAnaya'sa'da sosyal bir müessese olarak dinin taşıdığı önembakımından, Dinayetişleri Başkanlığının bugüne kadar olduğu gibi genel idare içinde yer almasıtabiî ve zarurî görülmüştür. Bu sebeple tasarının ek 2. maddesinde sevkedilenhüküm, Diyanet İşleri Başkanlığının özel kanunundaki görevleri yerinegetireceği esasını muhafaza etmektedir) denilmektedir.
Gerçekten,Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasa'da yer almasının nedenleri Anayasamızdakabul edilen lâiklik düzen ve esaslarından ve bir Anayasa hükmü olan 154.maddedeki, Diyanet İşleri Başkanlığının özel kanununda gösterilen görevleri yerinegetireceği yolundaki ibareden de anlaşılmaktadır. Bunlara göre Diyanet İşleriBaşkanlığının Anayasa'da yer alması şu zorunluk ve nedenlere dayanmaktadır :
DininDevletçe denetiminin yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekliolarak yetiştirilmesi yoliyle dinî taassubun önlenmesi ve dinin toplum içinmanevî bir disiplin olmasının sağlanması ve böylece Türk Milletinin çağdaşuygarlık seviyesine erişmesi, yücelmesi ona ereğinin gerçekleştirilmesi gibinedenlere dayandığı gibi aynı zamanda toplumun çoğunluğunun müslüman bulunduğuülkemizde, dinî ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için din işleri görecekkişiler, mabet ve başka maddî ihtiyaçların sağlanması ve bunların bakımı gibikonulara yardım etmek nedenlerine de dayanmaktadır. Devletin her içtimaîmüessesede olduğu gibi, içtimaî bir müessese olan toplumun dinîgereksinmelerine yardım etmesinin Anayasa'da yer alan ve nitelikleri açıklananlâiklik esaslarına aykırı bir yanı bulunmadığı gibi Diyanet işleri BakanlığınınAnayasa'da yer almasının da yukarıda açıklanan nedenlere dayanması karşısında,lâiklik ilkesine aykırı düştüğü kabul edilemez. Yine bu nedenlerle Devletin bualandaki yardımı ve Diyanet îşleri Kuruluşu görevlilerinin memur sayılmasıDevletin din işlerini yürüttüğü anlamına gelmeyip ülke koşullarının zorunlukıldığı ihtiyaca uygun bir çözüm yolu bulmak erek ve anlamını taşımaktadır.
Şurasıbelirtilmelidir ki Anayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunanyasalara göre Diyanet İşleri Başkanlığı örgütünün görevlileri, merkez kuruluşugörevlileri ile merkez dışındaki görevliler ve bu arada imam, hatip,, müezzinve kayyim gibi hizmetlilerdir; Nitekim Diyanet işleri Teşkilât ve VazifeleriHakkındaki 2800 sayılı Kanunda bazı değişiklikler yapılmasına dair 3665 sayılıKanuna Ek 23/3/1950 günlü, 5634 sayılı Kanunun (Düstur 3. Tertip-Cilt 31, sayfa: 1950) 5. maddesinde hayrat hizmetlerinin atama, yer değiştirme ve görevdençıkarma işlerinin her il ve ilçe müftüsünün başkanlığı altında o yerlerdenseçilecek iki üyenin katılacağı komisyonca görülmesi, 9 maddesinde de hayrathizmetlileri kadrolarının her yıl Bütçe Kanununa bağlı ayrı bir çizelgedegösterileceği kurala bağlandığı, böylece imam, hatip, vaiz gibi görevlilerindahi Diyanet İşleri Başkanlığı örgütü içinde yer alan görevliler olduğuanlaşılmaktadır. Bundan başka 1960 ve 1961 malî yıllarına ilişkin BütçeYasalarına ek-(S) çizelgelerinde, imam, hatip, müezzin ve kayyımların (hayratkademesi) başlığı altında ücret kadroları vardır ve bu kimseler 1961Anayasa'sının yapıldığı ve kabul edildiği sırada, Diyanet işleri Başkanlığıbütçesinden ücret alan görevlilerdir. (Düstur 3, Tertip - Cilt : 41, sayfa :816; Düstur 4. Tertip Cilt l, sayfa : 2122, 2157).
Diyanetişleri Başkanlığının, Anayasa'nın 154. maddesinde yer alan özel kanunun 633 sayılıDiyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun olup bundanönceki Yasalar ise 633 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle kaldırılan yasalardır.Diyanet işleri Başkanlığının özel kanununda sayılan görevlerin konusunuoluşturan işler Anayasa hükmiyle benimsenmiş bulunduğundan bunların Anayasa'yaaykırı düşeceği kabul edilemez. Sözü geçen Özel kanunda, Diyanet işleriBaşkanlığına verilen işler arasında özlük işleri ve köy iman ve hatiplerinekadar gösterilen bütün görevlilerin inha ve atanmaları usulü ve bunlardaaranacak nitelikler açıklanmış ve böylece bunların atanmaları, Anayasa'nın 154.maddesinde açıklandığı üzere Diyanet işleri Başkanlığının özel kanundagösterilen bir görevi yerine getirmesi niteliğini kazanmış olduğundan bugörevlilerin atanmalarının lâiklik ilkesine aykırı düşeceği görüşü desavunulamaz. Dâva konusu 1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin VI sayılı bendindedin hizmetleri sınıfının yer almasının Anayasa'ya aykırılığı sorununa gelince:Sözü geçen bentte :
"VI-DİN HİZMETLERİ SINIFI :
Dinhizmetleri sınıfı özel kanunlarına göre çeşitli derecelerde din eğitimi görmüşolan ve dinî görev yapan Devlet memurlarını kapsar" denilmektedir. Bubentte sözü geçen Özel kanun, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve GörevleriHakkındaki 633 sayılı Kanundur. Bundan önceki Yasalar da yukarıda değinildiğigibi 633 sayılı Kanunun 41. maddesiyle kaldırılan yasalardır. Söz konusuKanunda Diyanet işleri Başkanlığının bütün kuruluşları, ve kuruluşlarıngörevleri gösterilmiş ve bunların atanma usul ve koşullan 21. maddesindekibentlerde belirlenmiş ve bu bentlerin dışında kalan memurların da Başkanlıkçaatanacağı açıklanmıştır.
Demekoluyor ki dâva konusu hükümde din hizmetleri sınıfına dahil olarak gösterilenmemurlar, Anayasa'nın 154. maddesinde sözü geçen özel kanun olan 633 sayılıKanunun kuruluş bölümünde açıklanan memurlardır. Bunların ise görev veatanmalarının Anayasa'nın getirdiği lâiklik anlayışına aykırı bulunmadığı dahaönce nedenleriyle açıklanmış bulunmaktadır. Bu memurların nitelikleri, inha veatanmaları tamamiyle 633 sayılı Kanuna bağlıdır. Dâva konusu hükümde "DinHizmetleri Sınıfı" sözlerinin yer almış olması, ülkemizde bağımsız veyaözerk bir din sınıfı, dinî bir örgüt kurulması anlamında olmayıp Devletpersonel reformu yönünden bütün Devlet memurlarının bir tasnife tabi tutularaktasnife giren memurların öğrenim durumlarına göre hangi dereceden başlayıphangi dereceye kadar yükselebileceğini göstermek ereğine dayanmaktadır.
Şuduruma göre dâva konusu hükümle din hizmetleri sınıfının kurulmuş olmasıAnayasa'daki, nitelikleri açıklanan lâyıklik ilkesine ve binnetice Anayasa'yaaykırı bulunmadığından davanın reddi gerekir.
AvniGivda ve Ahmet Akar bu görüşe Muhittin Gürün gerekçenin bir bölümünekatılmamıştır.
5-SONUÇ :
1-1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin din hizmetlilerine ilişkin VI sayılı bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu konuya yönelen bölümünün reddineAvni Givda ve Ahmet Akar'ın esastan, Muhittin Gürün'ün gerekçenin bir bölümündekarşı oylarıyla ve oyçokluğuyla,
2-Aynı yasanın 93. maddesinin C bendi daha önce Anayasa Mahkemesinin 28/1/1971günlü, 1970/49-1971/11 sayılı kararı ile iptal edilmiş olmadığından bu konudayeniden karar verilmesine yer olmadığına oybirliğiyle,
21/10/1971gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Kâni Vrana
Üye
Mustafa Karaoğlu
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
l-Kimi hükümlerinin iptali dâva edilen 1327 sayılı Kanunun biçim yönündenAnayasa'ya aykırılığı sorunu :
Bukarşıoy yazısının ilgili bulunduğu 21/10/1971 günlü, 1970/53-1971/76 sayılıAnayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere dâva konusu iki hükmükapsayan 31/7/1970 günlü, 1327 sayılı Kanuna ilişkin tasarı Millet MeclisiBaşkanlığının 14/7/1970 günlü yazısı ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığınagönderilmiş Cumhuriyet Senatosu tasan üzerindeki görüşmeleri 29/7/1970 günündebitirmiş ve tasarı dosyası Başkanlığın aynı tarihli yazısı ile Millet MeclisiBaşkanlığına geri çevrilmiştir. Yine kararda açıklandığı gibi CumhuriyetSenatosu başkanı Atasagun'un başkanlık süresi 18/6/1970 de bitmiş, 30/6/1970gününde "Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı görevinin yenisi seçilinceye kadardevam edeceği" ne Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca karar verilmiş ve CumhuriyetSenatosu Başkanlığı görevi Atasagun'ca yeni başkanın seçildiği 19/11/1970gününe dek yürütülmüştür.
CumhuriyetSenatosu Başkanı, Anayasa'nın 84. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, ikiyıl için seçilir. Anayasa'nın kesin olarak belirlediği bu hizmet süresinin yenibaşkan seçilinceye dek kendiliğinden devam etmesi düşünülemiyeceği gibiCumhuriyet Senatosu karariyle uzatılmasına da olanak yoktur. CumhuriyetSenatosu Genel Kurulunun 30/6/1970 günlü kararı hem bu yönden Anayasa'nın 84.maddesine, hem de kararın alındığı sırada toplantı yetersayısı bulunmadığı için86. maddeye aykırıdır.
Çoğunluk,durumun Anayasa'ya aykırılığını kabul etmekle birlikte Cumhuriyet SenatosuBaşkanlığını boş sayarak Başkanlık Divanındaki bir görevin boş olması halininDivanın tüm olarak kuruluşunu etkileyemiyeceğini, esasen Atasagun'un tasarınıngörüşüldüğü birleşimlere başkanlık etmediğini ve birleşimleribaşkanvekillerinin yönettiğini ileri sürmekte; 1327 sayılı Kanunun şekilyönünden Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmaktadır.
Atasagun'unCumhuriyet Senatosu Başkanlığı görevini sürdürmesi Cumhuriyet Senatosu GenelKurulunun Anayasa'ya aykırı da olsa, 30/-6/1970 günlü kararına dayanmakta;Başkan sıfatı ve bu sıfata ilişkin yetkileri o sıralarda Cumhuriyet Senatosuncave öteki ilgili merci ve makamlarca tanınmış bulunmaktadır. Onun içindir kiCumhuriyet Senatosu Başkanlığının boş sayılmasına olanak yoktur. Atasagun budönemde tüm başkanlık yetkilerini gerektikçe kemaliyle kullanmış; üstelik birsüre Anayasa'nın 100. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanına da velilik etmiştir.
25/10/1970- 6/12/1970 günleri arasında yayımlanan Resmî Gazeteler incelenirse Atasagun'unCumhurbaşkanı vekili sıfatıyle :
"6772sayılı Kanuna göre yapılacak ilâve tediye" ye ilişkin 7/1419 sayılı,22/10/1970 günlü Bakanlar Kurulu kararnamesini, (25/10/1970 günlü 13650 sayılıResmî Gazete);
BakanlarKurulunun 7/1414 sayılı, 17/10/1970 günlü Türk vatandaşlığına kararnamesini, İçişleriBakanlığına ilişkin 8725 sayılı, Maliye Bakanlığına ilişkin 8731 sayılı, TarımBakanlığına ilişkin 8723 sayılı atama kararlarını (28/10/1970 günlü, 13653sayılı Resmî Gazete);
Ticaretgübrelerine ilişkin 7/1415 sayılı, 17/10/1970 günlü Bakanlar Kurulukararnamesini (31/11/1970 günlü 13656 sayılı Resmî Gazete);
BakanlarKurulunun 7/1403 sayılı, 17/10/1970 günlü "vekâleten atama" ve 7/1410sayılı, 17/10/1970 günlü "Maden Kanunu kapsamına alma"kararnamelerini (5/11/1970 günlü, 13658 sayılı Resmî Gazete);
BakanlarKurulunun "bir yönetmeliğin yürürlüğe konulması" na ilişkin 7/1402sayılı, 15/9/1970 günlü kararnamesini (7/11/1970 günlü, 13660 sayılı ResmîGazete);
Başbakanlığa(Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) ilişkin 8742 sayılı atama kararını (8/11/1970günlü, 13661 sayılı Resmi Gazete);
İçişleriBakanlığına ilişkin 8740 sayılı atama kararını ve bir köyün bir belde sınırlaniçine alınmasının uygun görüldüğü" ne dair 8741 sayılı kararı (9/11/1970günlü, 13662 sayılı Resmî Gazete);
BakanlarKurulunun "İsviçre ile akdedilmiş kredi anlaşmasının mütemmim cüz'ünüteşkil etmek üzere taraflar arasında teati edilmiş mektupların 31/5/1963 günlü,244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddeleri uyarınca onaylanmasına dair " olan7/1412 sayılı, 17/10/1970 günlü kararnamesini (6/12/1970 günlü, 13686 sayılıResmî Gazete);
İmzalamışolduğu görülecektir. Dâva konusu 1327 sayılı Kanuna ilişkin tasan dosyası daMillet Meclisi Başkanlığına Atasagun'un imzaladığı yazı ile gitmiştir. Osıralarda Cumhurbaşkanına vekillik etmekte bulunsaydı 1327 sayılı KanunuAnayasa'nın 100. ve 93. maddeleri uyarınca yayınlayacağında da kuşku yoktu.
Özetlemekgerekirse 18/6/1970 ve 19/11/1970 günleri arasındaki dönemde CumhuriyetSenatosu Başkanlığı boş değildi; bu makamı, Anayasa'ya aykırı olarak, Atasagundoldurmakta idi.
CumhuriyetSenatosu Başkanlık Divanı bir bütündür, Başkandan, başkanvekillerinden, Divankâtiplerinden ve idare amirlerinden oluşur (Cumhuriyet Sanatosu İçtüzüğü madde3). Divan içinde en önemli görev yerini işgal eden Başkanın durumundakiAnayasa'ya aykırılık elbette ki Divanın tüm kuruluşunu etkiler ve Anayasa'yaaykırı duruma sokar. Başkanın 1327 sayılı Kanuna ilişkin tasarının görüşüldüğübirleşimleri bizzat yönetmemiş olmasının sonucu değiştirmesi düşünülemez. Kaldıki başkanvekilleri de birleşimlerde görüşmeleri Başkana vekâleten, başka birdeyimle onun hukukî yetkilerini kullanarak yönetirler. Cumhuriyet Senatosuiçtüzüğünün 9. maddesinden çıkan anlam da budur.
1327sayılı Kanuna ilişkin tasarı üzerindeki görüşmeleri kuruluşu Anayasa'ya aykırıolan bir Başkanlık Divanının yönetmiş bulunması bu kanunun iptal nedeni olacakbir şekil eksikliği ile malul sayılmasını gerektirir. Şu duruma göre dâvakonusu kanun hükmü şekil yönünden Anayasa'ya aykırıdır; iptal edilmelidir.
1970/53sayılı dâvada verilen 21/10/1971 günlü, 1971/76 sayılı kararın "şekilyönünden Anayasa'ya aykırılık olmadığına ilişkin bölümüne bu gerekçe ilekarşıyım.
II-657 sayılı Yasanın 1327 sayılı Yasanın 9. maddesiyle değişik 36. maddesinin VIsayılı bendinin Anayasa'ya esas yönünden aykırılık sorunu :
14/7/1965günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 31/7/1970 günlü, 1327 sayılıYasanın 9. maddesiyle değişik 36. maddesinde bu kanuna tabi kurumlardaçalıştırılan Devlet memurlarının sınıfları belirlenmiştir. Maddenin VI sayılıbendi "din hizmetleri sınıfı" na ilişkindir. Dava konusu edilen bubent hükümlerine göre "din hizmetleri sınıfı" özel kanunlarına göreçeşitli derecelerde dinî eğitim görmüş olan ve dinî görev yapan Devletmemurlarını kapsamaktadır. İlkokul mezunu kayyımlar, imamhatipler, müezzinler,kuran kursu öğretmenleri, vaiz ve müftüler, imam-hatip okulunun birincidönemini bitirmiş imam-hatipler; imam-hatip okulunun ikinci dönemini bitirmişimam-hatipler; dinî eğitim veren yüksek okul veya fakülteleri bitirmişbulunanlar burada a, b, c ve d fıkralarında işe başlama ve son yükselmedereceleri açıklanarak sıralandırılmışlardır.
Öteyandan Dinayet işleri Başkanlığı kuruluşu ve görevleri hakkındaki 22/6/1965günlü, 633 sayılı Kanunun 1. maddesinde bu başkanlığın "İslâm dininininançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili isleri yürütmek, din konusundatoplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek" üzere kurulduğubelirlenmektedir. Başkanlığın bir başkam iki başkan yardımcısı vardır. Merkezkuruluşu Din İşleri Yüksek Kurulu, Dinî Hizmetler ve Din GörevlileriniOlgunlaştırma Dairesi, Teftiş Kurulu, Hukuk Müşavirliği, Personel Dairesi,Donatım Müdürlüğünden; iller kuruluşları il ve ilçe müftülüklerindenoluşmuştur. Yasada ayrıca vaizlerin ve "cami görevlileri" nin de sözüedilmektedir. (Madde 2. 17. 18).
"Dinhizmetleri" konusunda bir fikir vermek üzere ve özet olarak yasalardanalınan bu bilgilerden sonra şimdi de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın dinalanına ilişkin ilkelerine yine kısaca değinilecektir.
İlgilimaddelere şöyle bir göz atış bile Anayasa Koyucunun konuya verdiği önemi vegösterdiği titizliği ortaya koymaya yeterlidir.
TürkiyeCumhuriyeti lâyik bir devlettir (Madde 2). Bu Anayasa'da yer alan hak vehürriyetlerden hiçbirisi...... din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleriAanyasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz(1488 sayılı Yasa ile değişik madde 11). Herkes...... felsefi inanç, din vemezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir (Madde 12). Herkes, vicdanve dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kamu düzenine veya genel ahlâkaveya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayan ibadetler, dinî ayin vetörenler serbesttir. Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinîinanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse dinî inanç ve kanaatlerindendolayı kınanamaz. Din eğitim ve öğrenimi ancak kişilerin kendi isteğine veküçüklerinde de kanunî temsilcilerinin isteğine bağlıdır. Kimse, Devletinsosyal, iktisadi, siyasî veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, dinkurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsi çıkar veya nüfuz sağlamaamaciyle, her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dincekutsal savılan şevleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışınaçıkar veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında,kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasî partiler Anayasa Mahkemesincetemelli kapatılır (Değişik madde 19).
Siyasîpartilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri......lâik Cumhuriyetilkelerine... uygun olmak zorundadır. Uymıyan partiler temelli kapatılır (Madde57). Anayasa'nın hiçbir hükmü...... Türkiye Cumhuriyetinin lâyıklık niteliğinikoruma amacını güden devrim kanunlarının (3/3/1340 günlü, 430 sayılı TevhidiTedrisat Kanunu; 30/11/1341 günlü, 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle TürbelerinŞeddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve ilgasına dair Kanun;17/2/1926 günlü, 743 sayılı Türk Konunu Medenisiyle kabul edilen, evlenmeakdinin evlendirme memurunca yapılacağına dair medenî nikâh esası ve aynıkanunun 110. Maddesi hükmü; 3/12/1934 günlü, 2596 sayılı Bazı KisvelerinGiyilemiyeceğine dir Kanun gibi) Anayasa'ya aykırı olduğu biçiminde anlaşılamazve yorumlanamaz (Madde 153).
"Lâyıklık"belli bir kavramdır ve bu ilkeye ilişkin Anayasa değerlendirme vebiçimlendirmesi yukarıda değinilen Anayasa hükümleriyle açıklığa kavuştuğu içinüzerinde ayrıca durulmıyacaktır.
Anayasa'nın154. maddesiyle, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmek üzere birDiyanet İşleri Başkanlığına genel idare içinde yer verilmiş olmasına gelince;bu hükmü tek başına ele almağa, lâyıklık ilkesini ve dinle ilgili öteki Anayasailkelerini gözönünde bulundurmaksızın bir değerlendirmeye gitmeye olanakyoktur. Bu konuya girerken önce çoğunluk gerekçesinin bir bölümüne kısacadeğinmek yerinde olacaktır. Burada 154 maddedeki "özel kanun"deyiminden yola çıkılarak Anayasa Koyucunun, Diyanet İşleri Başkanlığınınkuruluşuna ve işleyişine ilişkin olarak o sırada yürürlükte bulunan yasal düzenlemelerive ilgili uygulamaları benimsemiş olduğu; şimdi yürürlükte bulunan 633 sayılıKanunun ise Anayasa'nın 154. maddesinde sözü geçen "özel kanun" uoluşturduğu ve dâva konusu hükmün bu ö'cl kartımın gereklerine uyduğu ilerisürülmekte; bu yönden 657 sayılı Yasanın 1327 sayılı Yasanın 9. maddesinindeğiştirdiği -36. maddesinin VI sayılı bendindeki "din hizmetlerisınıfı" na ilişkin hüküm ile Anayasa arasında bir uygunluk kurulmasınagidilmek istenmektedir.
AnayasaKoyucunun, din alanında olduğu gibi, iradesini duraksamaya yer bırakmaksızınbelirlediği ve yönergesini açıkça, kesin olarak verdiği bir konuda artıkAnayasa'nın kabul edildiği sıradaki hüküm ve uygulamalardan yararlanarak yorumagidilmesi yoliyle bir sonuca varılmasının yeri ve gereği yoktur. Onun içindirki Anayasa Koyucunun, Diyanet işleri Başkanlığının yasal kuruluşunu veuygulamalarını "Diyanet İşleri Başkanlığı" deyimini 154. maddedekullanılmakla benimsediği ve onayladığı yolunda bir görüş hukuk ve mantıkdesteğinden daima yoksun kalacaktır. Öte yandan Diyanet İşleri Bakanlığıkuruluşu ve görevleri hakkındaki 22/6/1965, günlü, 633 sayılı Kanunu, henüzAnayasaya uygunluk denetiminden bile geçmemişken, 154. maddede sözü edilen"sözel kanun" olarak tanınmamak ve bu kanun Anayasa'nın bir bölümüimiş gibi dâva konusu hükmü Anayasa'nın değil de o kanunun ölçeğine vurmakhukukça savunulabilir bir tutum olamaz. Bugün için yapılacak, 154. maddedegenel idare içinde yer verilen "Diyanet İşleri Başkanlığı" içinAnayasa Koyucunun nasıl bir bünyeyi öngördüğünü yukarıda değinilen hükümlerdençıkartıp saptamaktır ve hükümler böyle bir saptamanın isabetle yapılmasınaelverecek bir nitelik ve nicelik taşımaktadır.
Anayasa'nın2., değişik 11.. 12.. değişik 19., 57. ve 153. maddelerinde ver alan dinajanına ilişkin ilkeler ve ülkenin tarih boyunca geçire geldiği adı ve ağırtecrübeler Devletin bu ilkelerin aksamadan, saptırılmadan islemesine dikkatle,titizlikle bekçilik ve koruyuculuk etmesini zorunlu kılar. Bu da ancak gücü,geniş bir teftiş ve denetleme kuruluşunun varlığı ile sağlanabilir. İşteAnayasa'nın Diyanet İşleri Başkanlığı olarak öngördüğü böyle bir kuruluştur.Ancak bu koşul altında Diyanet İşleri Başkanlığının genel idare içinde yeriolabilir ve ancak teftiş ve .denetleme hizmeti gerçek bir kamu hizmeti niteliğinitaşıdığı için Anayasa'nın 117. maddesi uyarınca bu hizmetin gerektirdiği aslîve sürekli görevler, memurlar eliyle görülebilir. Din alanında teftiş vedenetleme dışında kalan hizmetlerin, bu arada kayyımların, imam-hatiplerin,müezzinlerin, kur'an kursu öğretmenlerinin, vaiz ve müftülerin gördükleriişlerin kamu hizmeti sayılması ve Devlet memurları eliyle yürütülmesi esasım"lâyık Devlet" ilkesi ile bağdaştırma olanağı yoktur ve Devletmemurları arasında bir "din hizmetleri" sınıfını oluşturan dâva konusukanun hükmünün bu yönüyle Anayasa'nın 117. maddesine aykırılığı ortadadır.
Öteyandan Anayasa'nın değişik 61. maddesi uyarınca herkes kamu giderlerinikarşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Bu hüküm aynızamanda yurttaşlardan malî güçlerine göre toplanan vergilerin ancak kamugiderlerine tahsis edilmesi kuralını da getirmiş olmaktadır. Devlet memurlarıarasında bir "din hizmetleri" sınıfı oluşturmak, bunların Devletbütçesinden alabilecekleri en aşağı ve en yukarı avlık derecelerini saptamakkamu hizmeti sayılamayacağı yukarıda belirlenen bir işin giderlerini Devletinüzerine alması, başka deyimle vergilerden elde edilen paraların bir bölümününbu işe tahsis edilmesinin öngörülmesi ve onaylanması olur ki bu da dâva konusuhükmü Anayasa'nın 61. maddesi ile de çelişkiye düşürür.
TürkiyeCumhuriyetinde çeşitli din ve mezhepte yurttaşlar yaşar. Bunların verdiklerivergilerden yalnız "İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ileilgili işlerin yürütülmesi, din konusunda toplumun aydınlatılması ve ibadetyerlerinin yönetilmesi" giderleri Devletçe karşılanırken bu tanımlamadışında kalanların benzeri işleri ve gereksinmeleri giderlerini kendilerininyüklenme durumunda bulunmaları kanun önünde eşitlikte din ve mezhep ayrımı gözetilmesive bir bölüm yurttaşlara imtiyaz tanınması anlamına gelir ve bu yurttaşlarınçoğunlukta olmaları böyle bir tutumu haklı göstermez. Demek ki dâva konusuhüküm, böyle bir sonuca yol açtığı için, Anayasa'nın 12. maddesine deaykırıdır.
Çoğunluğungerekçesinde Devletin yaptığının bir yardım olduğu ve bunun Devletin dinişlerini yürüttüğü anlamına gelmeyeceği ileri sürülmüştür. Böyle bir görüş 633sayılı Kanun hükümlerine ve çoğunluk gerekçesinde bu kanun için benimsenennitelik ve kapsama düpedüz ters düşer. Çoğunluk yukarıda da değinildiği üzere633 sayılı Kanunu, Anayasa'nın 154. maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı içinöngörülen "Özel kanun" olarak tanımlamaktadır. Kanunun yine yukarıyaaktarılan 1. maddesi hükmüne göre Diyanet İşleri Başkanlığı "İslâm dininininançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusundatoplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere" kurulmuştur. Genelidare içinde yer alan bir örgütün yasal görevleri bunlar olunca Devletin dinişlerini yürütmediğini ileri sürmeğe ve savunmağa hukuk yönünden destek veolanak bulunamaz. Din işlerini yürüten bir Devlet ise, yeryüzünün neresindeolursa olsun, "lâyık devlet" ilke ve kavramının tüm dışında kalır.
Özetlemekgerekirse:14/7/1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 31/7/1970günlü, 1327 sayılı Yasanın 9. maddesiyle değişik 36. maddesinin "dinhizmetleri" sınıfına ilişkin VI sayılı bendi hükmü
Anayasa'nınlâyıklık ilkesine, ayrıca 12., 61. ve 117. maddelerine aykırıdır. Hükmün iptaligerekir.
1970/53sayılı dâvada verilen 21/10/1971 günlü, 1971/76 sayılı kararın sözü geçenhükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu konuya yönelen dâvanın reddineilişkin bölümüne yukarıda açıklanan nedenlerle karşıyım.
Avni Givda
Yukarıkikarşıoy yazısının II sayılı bölümüne katılıyorum.
Ahmet Akar
KARŞIOYYAZISI
Bilindiğigibi (Lâyıklık), batılı bir müessesedir ve Batının hukuk, siyaset ve idaresisteminde kendine özgü bir kavramı ve anlamı vardır.
Anayasa'mızbu müesseseyi, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri arasında göstermekle beraber(Madde- 2) ayrıca tanımlanması yapmamıştır. Buna karşılık bir çok maddelerinde(Madde- 11 "1488 sayılı Kanunla değişik metin". Madde- 12, Madde- 19,Madde- 57, Madde- 153) bu konuya değinilmiş ve (din) müessesesinin hukuk,siyaset, idare, ekonomi ve sosyal düzen içindeki yerini tayin ve tespitetmiştir.
Budurumda herhangi bir sorunun (Lâyıklık) ilkesi açısından Anayasa'mıza uygunolup olmadığının çözümü gerektiğinde, Batıdaki lâyıklık anlayışına ve batımemleketlerinde bu müessesenin geçmişteki veya bugünkü uygulama durumunabaşvurma yerine Anayasamızın kendi ilkelerine eğilmek zorunluluğu vardır.
Bubakımdan Diyanet İşleri personelinin statüsünü belirleyen söz konusu hükmünAnayasa'ya uygun olup olmadığı incelenirken, yukarıdaki kararın bir bölümündeyapıldığı gibi, genel olarak (Lâyıklık) ilkesine uygunluğunun isbat edilmesigayreti içine girmeye gerek olmadığı gibi böyle bir usule başvurmak doğru dadeğildir. Zira (Lâyıklık) gibi (Hiristiyan) dini içinde, onun gerek vegeleneklerinden doğmuş bir sistemi, (İslâm) dininin ilkeleriyle açıklamayaimkân yoktur.
Karardabelirtilen tarihî zaruretler sonucu olarak Devletimiz, Batının bu ilkesinikendi siyaset ve hukuk sistemi içine almakta zorunluk görmüş ve Anayasa'mızdabelirtilen hüviyeti ile bunu Cumhuriyetimizin temel nitelileri arasınakatmıştır. Bu dosyanın konusu, kararda yapıldığı gibi bu ilkenin Anayasa'yagiriş nedenlerinin açıklanması veya savunulması değildir. - Belli bir kanunhükmünün Arrayasa'da var olan belli ilke ve kurallara uygun olup olmadığınınsaptanmasından ibarettir.
Anayasa'mızdakonuya özgü açık hüküm taşıyan bir madde vardır : 154. madde.
Bumadde hükmü o denli açıktır ki, yukarıda numaraları gösterilen öteki Anayasamaddelerinin de yardımı ile, sorunu çözmeye fazlası ile yeterlidir. Zira sözügeçen 154. madde, genel idare içinde yer alan Diyanet işleri Başkanlığının özelkanununda gösterilen görevleri yerine getireceğini bir Anayasa ilkesi olarak kabuletmiş bulunmaktadır. Şüphesiz bu görüş, söz konusu özel kanunun Anayasa'nın birparçası haline gelmiş olduğu niteliğinde yorumlanamaz.
AncakAnayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan Diyanet işleri Teşkilâtve Vazifeleri hakkındaki Kanunla Bu Başkanlığa verilmiş olan görevler ve bugörevlerin yerine getirilmemesi için meydana getirilmiş bulunan kuruluş vekadroların Anayasa Koyucu tarafından bilindiği göz önüne alınacak olursa sözügeçen 154. madde ile bu görevlerle kuruluşa gönderme yapılmış olduğunu söylemekde yanlış sayılamaz.
Bunagöre Anayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan ve Anayasa'nın 154.maddesiyle saklı tutulmuş olan Diyanet işleri Teşkilât ve Vazifelerine ilişkinKanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığını öne sürmek mümkün olmadığı gibi bukonuda ve Diyanet İşleri Teşkilâtında sonradan yapılan değişiklik ve ilâvelerde, önceki kanunun genel niteliğine ve Anayasa'nın (Lâyıklık) ilkesine ilişkinöteki hükümlerine uygun olduğu ölçüde Anayasa'ya aykırı sayılamazlar.
Bu nedenleiptali istenen 1327 sayılı Kanunun 9. maddesinin din hizmetlerine ilişkin VIsayılı bendinin Anayasa'ya uygun olup olmadığının çözümü için, yukarıki kararınbir bölümünde yapıldığı gibi, (Lâyıklık) kavramına; batıdaki anlam veuygulaması, İslâm hukuku ve yurt ihtiyaçları da gözönüne alınarak şartlarımızauygun bir mana vermeye çalışılması ve bu manaya dayanılarak çıkartılan sonuçtanfaydalanılması doğru değildir.
Yapılacakiş, iptali istenen hükmün; Anayasa'nın konuya özgü olan 154. maddesinin, hem sözüne,hem de gerekçesinde kısmen belirtilmiş olan özüne ve amacına uygun biçimdeyapılan yorumu sonucunda saptanan, anlamına ve bu arada Anayasa'nın (Lâyıklık)kavramına vermiş olduğu manayı belirten belli ilkelerine aykırı olupolmadığının çözümlenmesinden ibarettir.
Bunedenlerle kararın, söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığından iptaligerekmediği sonucuna katılmakla beraber bu sonuca varmak için gerekçede yapılanaçıklamaların yukarıda belirtilen doğrultudaki bölümüne karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün