ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1971/2
Karar Sayısı:1971/36
Karar Günü:6/4/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:22.10.1971/13994
İtirazyoluna başvuran : Ordu Asliye Ceza Mahkemesi.
İtirazkonusu : 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanuna 30/6/1970günlü, 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyle konulan ek maddenin 1. ve 2. bentlerihükümlerinin Anayasa'nın 11. ve 33. maddelerine aykırı bulundukları kanisiyle,sözü geçen ek maddenin tümünün iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
I.Olay :
28/10/1970gününde, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanuna aykırıhareketten sanık olan kişi hakkında Ordu Cumhuriyet Savcılığının, 6136 sayılıKanunun 1308 sayılı Kanunla değişik 13. maddesi uyarınca cezalandırılmasıistemini kapsayan 29/10/1970 günlü ve 1193/113 sayılı iddianamesiyle açılmışbulunan kamu dâvasının duruşması sırasında, bu dâva nedeniyle uygulanma yerleribulunan 1308 sayılı Yasa ile 6136 sayılı Yasaya katılan ek maddenin l ve 2sayılı bentleri hükümlerinin, Anayasa'nın 11. ve 33. maddelerine aykırı olduğusanık tarafından ileri sürülmesi üzerine Ordu Asliye Ceza Mahkemesince,iddianın ciddi olduğu kanısına varılarak, bunları kapsayan ek maddenin tümününiptaline karar verilmesi için, Anayasa'nın 151. maddesi ve Anayasa MahkemesininKurulusu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/ 1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27.maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinebaşvurulmasına karar verilmiştir.
II.Birinci İlk inceleme :
AnayasaMahkemesi, Hakkı Ketenoğlu, Lûtfi Ömerbaş, Celallenin Kuralmen, Sait Koçak,Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, AhmetAkar, Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftüğil ve Ahmet H.Boyacıoğlunun katılmalariyle 7/1/1971 gününde yaptığı toplantıda, AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca gerekli ilk incelemeyi yaparak,dosya içindeki kağıtlar arasında, sanığın Anayasa'ya aykırılık ileri sürmesinekarşılık Cumhuriyet Savcısının düşüncesinin alınıp alınmadığını gösteren birkayıda veya belgeye rastlanamaması nedeniyle, böyle bir düşüncenin alınmadığıkanısına varılmıştır.
Cumhuriyetsavcısı, duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarında taraf durumunda daolduğundan, sanığın Anayasa'ya aykırılık ileri sürmesine karşılık kendisindendüşünce alınmasına kanuni gerek vardır. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27.maddesine aykırı bulunan bu eksiklik tamamlanmak üzere dosyanın geriçevrilmesine, Nuri Ülgenalp, Kani Vrana, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıoğlu'nun, dosyanın eksiği bulunmadığı ve esasın incelenmesi gerektiğiyolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar vermiştir.
IV.İkinci İlk İnceleme :
Dosyadakieksikliğin tamamlanması üzerine, Anayasa Mahkemesi, Hakkı Ketenoğlu, LûtfiÖmerbaş, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp,Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, KaniVrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıile 2/2/1971 gününde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yaptığıilk inceleme toplantısında, itiraz yoluna başvuran mahkemenin Anayasa'yaaykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini istediği kanun hükümlerinintümünü bakmakta olduğu dâvada uygulama durumunda olup olmadığı yönünügörüşmüştür.
Anayasa'nın151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27, maddeleri hükümlerine göre, mahkemeler,ancak bakmakta oldukları bir dâva dolayısiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yoluile başvurabilirler. Bir dâvanın hukukça var sayılabilmesi için ise, onunkanunlara uygun olarak açılmış ve ayrıca mahkemenin yetkisi içine girmektebulunmuş olması gerekir.
Bundanbaşka, aynı hükümler uyarınca, mahkemelerin bu başvurmaları, o dâva nedeniyleuygulanacak kanun hükümleri ile dahi sınırlı bulunmaktadır.
Dosyaiçindeki kağıtların incelenmesi sonunda, itiraz yoluna başvurmuş bulunanmahkemenin kanuna göre bakmakta olduğu bir dâvanın bulunması koşulunungerçekleştiği görülmüş ise de, bu dâva nedeniyle mahkemenin uygulama durumundabulunduğu kanun hükümleri arasında, itiraz konusu yapılıp iptallerine kararverilmesi istenen kanun hükümlerinin tümünün yer alıp almadığı yönünün ayrıcaincelenip belli edilmesi gerekmiştir.
Sanığın6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun 30/6/1970 günlü,1308 sayılı Kanunla değişik 13. maddesine ay kın düşen eyleminden ötürü aynıhükümler gereğince cezalandırılması istemiyle mahkemeye kamu dâvası açılmıştır.Yargılama sonunda sanığın eyleminin kanıtlanması halinde ise, suçun işlendiğigüne göre, mahkeme, 6136 sayılı Kanuna, 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunun 7.maddesiyle konulan ek maddenin, sanığın bulunduğu yerin dernek ve üzerindetaşıdığı da ruhsatlı ateşli silâh olması bakımlarından, sadece (......derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşımak) yasağına ilişkin olan hükmünüuygulama durumunda bulunabilir. Çünkü, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve BıçaklarHakkındaki Kanuna ekmaddeyi koyan 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanun 2/7/1970gününde, yani suçun işlendiği 28/10/1970 gününden önce yürürlüğe girmişbulunduğundan, suçunun kanıtlanması halinde sanığın, ek maddenin sadece (......derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşıma) yasağına ilişkin bulunan hükmiylecezalandırılması olanağı vardır. Bu nedenle, işin esasının, mahkemenin bakmaktaolduğu dâvaya göre, 6136 sayılı Kanuna 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyleeklenen itiraz konusu ek maddenin 2 sayılı bendinin 'koyduğu (......derneklerde ruhsatlı ateşli silâh taşıma) yasağına ilişkin hükümle sınırlıolarak incelenmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
RecaiSeçkin, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu burada Anayasa'ya uygunluğunundenetlenmesi istenilen esas ilkenin ruhsatlı ateşli silâhın ek maddenin ilkfıkrasında sayılan yerlerde taşınmasına ilişkin tüm-hükümlere değgin olmasınedeniyle, incelemenin daha geniş bir şekilde, yani itiraz konusu maddenin 2sayılı bendinin tümü ile sınırlandırılması gerektiğini ileri sürerek çoğunlukgörüşüne katılmamışlardır.
V.İtiraz konusu edilen, kanun hükümleri :
Mahkemeceiptali istenilen kanun hükmü şöyledir :
6136sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanuna 30/6/1970 günlü, 1308sayılı Kanunun 7. maddesiyle konulan ek madde :
"Ekmadde- Üniversite; resmi ve özel yüksek okul, akademi ve türlü eğitim veöğretim müesseselerinde; öğrencilerin toplu olarak ikâmet ettikleri yurt vebenzeri yerlerde; derneklerle bunlara bağlı yerlerde ve bunların toplantı vekongrelerinde; her türlü spor müsabakalarının yapıldığı yerlerde, kanuna uygunveya kanuna aykırı olarak grev ve lokavt yapılmakta olan işyerlerinde veyayukarıda yazılı olan yerlerin müştemilâtında :
1-Bu Kanuna aykırı olarak ateşli silâhları, bunlara ait mermileri, 4 üncü maddedeyazılı olan bıçak ve benzerlerini Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesindeyazılı olanları taşıyan ve bulunduranlar hakkında, kanunda belli edilencezaların iki katı hükmolunur.
2-Bu maddede gösterilen yerlerde, 6136 sayılı Kanunun 13 ve 15 inci maddelerindeve Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde yazılı olanları, 6136 sayılı Kanunun7 inci maddesinin birinci ve ikinci bentlerinde gösterilen görevliler ile Ordu,Emniyet ve Jandarma mensupları dışında, ruhsatlı olsalar dahi, taşıyan vebulunduranlar hakkında, kanunda daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirdebir yıldan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur."
VI.Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri :
Mahkemenin,gerekçesine dayanacak yaptığı Anayasa maddeleri şunlardır:
"Madde11- Temel hak ve hürriyetler. Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancakkanunla sınırlanabilir.
Kanun,kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibisebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."
"Madde33- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç sayılmadığı birfiilden dolayı cezalandırılamaz.
Cezalarve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimseye, suçu işlediği zaman kanundao suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Kimse,kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracakbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Cezasorumluluğu şahsîdir.
Genelmüsadere cezası konulamaz."
VII.Esasın incelenmesi :
İtirazınesasına ilişkin rapor, Ordu Asliye Ceza Mahkemesinin, 29/10/1970 günlü,1970/489-1970/86 sayılı karan ile ekleri, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülenhükümlerle dayanılan Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleriyle ilgili Meclisgörüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Anayasanınsuç ve ceza konularında, bir eylemin ancak kanunla suç sayılabileceği,cezalarla ceza tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği, kimsenin işlendiğizaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir eyleminden dolayıcezalandırılamayacağı; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuşolan cezadan ağır bir ceza verilemiyeceği; kimsenin, kendisini veya kanunungösterdiği yakınlarını cezalandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya buyolda delil göstermeye zorlanamıyacağı, ceza sorumunun şahsiliği (Madde 33) veinsan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamıyacağı (Madde 14) gibi başlıca birkaç ceza ilkesini belirtmekle yetinerek, bunların dışında kalan cezakonularının ve özellikle belli bir zamanda ne gibi eylemlerin suç sayılacağınınve o suçlara ne miktar, ne çeşit ceza verileceğinin ve hangi ceza tedbirlerininne yolda uygulanacağının saptanmasını yasa koyucuya bırakmış bulunmaktadır.Kanun koyucu bu konuda Anayasa kuralları, ceza hukuku ilkeleri ve toplumyaşantısının zorunluluk ve yararlarının gerekleri ile bağlı kalarak,değerlendirme yetkisini kullanabilecektir.
Cezasistemi açıklanırken, cezaların hesaplanması konusunu da ele almak zorunluğuvardır. Ceza hukukunda, aykırı eylemleri yasaklamanın en önde gelen aracı cezatehdididir. Bu tehdidin, toplumun suç işlemesini önlemeğe muvaffak olmadığıkişiyi, en az yeniden suç işlemekten alıkoyacak ölçüde bulunması gerekir. İştebu ölçünün belli edilip saptanması, genel olarak cezanın hesaplanmasını ifadeeder.
Cezanınhesaplanması, biri kanun koyucuya ve ötekisi onu uygulayacak mahkemelere aitolmak üzere iki ayrı evreyi kapsar. Soyut olan birinci evrede, kanun koyucuönce, suçlara uygulanacak olan ceza ve emniyet tedbirlerinin miktar veçeşitlerini genel ve soyut olarak kanunda belli eder. Bundan sonra yine kanunkoyucu ceza kanun veya ceza hükümlerinde tanımlanıp öğeleri gösterilen her suçkarşılığında, hangi çeşitten ve ne ölçülerde ceza verilebileceğini saptar,yani, ceza çeşit ve ölçülerini soyut ve özel biçimde gösterir. Böylece her suçiçin saptanan ceza kanununda gösterilen çeşitten olmak zorunlu bulunduğu gibi,yine kanunda gösterilen sınırlar içinde kalınması gerekir. Cezaların genel vesoyut veya özel ve soyut olarak belli edilip saptanmasında gözönünde tutulanölçü, genel olarak bilimsel, yarara dayanan ve deneysel bir nitelik gösterir.Ancak, en başta suçun ağırlığının gözönünde tutulması gerekmektedir. Böylece,her suçun cezasının önceden belli olması ve bunun işlenen suçun ağırlığı ileorantılı bulunması esaslarına uygunluk sağlanmış olur. Yukarıda gösterilenevrede suçlunun kişiliği söz konusu değildir. Ancak, cezanın mahkemelerceuygulanması evresinde hâkim, yalnız suçun ağırlığım veya hafifliğini değil,suçu işleyenin kişiliğini de gözönünde tutarak, kanunun o eylem için belli edipsaptadığı cezayı buna uydurmak durumundadır. Hâkim bu uygulamayı yaparken, cezahukukunun belli esaslarını ve bu arada özellikle kendi takdir yetkisininnitelik ve sınırını, ceza çeşidinin seçilmesi, ölçüsünün saptanması ve cezanın,kanunî veya takdiri nedenlere dayanılarak artırılması veya indirilmesi gibibaşlıca üç hususu gözönünde tutmak zorunluğundadır.
Suçkarşılığında bir tehdit ve dolayısiyle tenkil aracı olarak cezanın çeşit veölçülerini önceden genel ve soyut veya özel ve soyut biçimde belli edipsaptamak, Anayasanın 64. maddesiyle yasa koyucuya tanınmış bulunan yetkileriçinde olmakla beraber, bu yetkiler dahi, hiç kuşku yok ki, Anayasanın temelilkeleri ve ceza hukukunun kuralları ile sınırlıdır.
Busınırlardan birincisi, Anayasanın 11. maddesinin "Temel hak vehürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunlasınırlanabilir. Kanun, kamu yaran, genel ahlâk, kamu düzeni ve millî güvenlikgibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz."biçimindeki hükmüdür.
Ancak,toplum halinde yaşamanın esas koşullarını hiçe sayarak toplumun huzurunu bozanve bu arada başka kişilerin temel hak ve hürriyetlerini de çiğniyen, hukukîdeyimle suç işleyen kişilerin cezalandırılması, yani, ceza tehdidi altındabulundurulması ve böylece ceza yaptırımları uygulanarak yeniden suçişlemelerine engel olunması, herhangi bir tartışmaya yer vermiyecek bir toplumgerçeğidir. Bu arada suçlunun, işlediği eylemin ağırlığı ile orantılı vekişiliğine uydurulmuş bir ceza yaptırımına çarptırılması gereği de ortadadır.Bu nedenlerle, ceza konusunda Anayasanın, sözü geçen, 11. maddesi hükmünedayanmağa genel hukuk kuralları ve hukuk mantığı bakımlarından bir olanakdüşünülemez. Bu yönleri gözönünde tutan Anayasa koyucusu, sözü edilenkonularını, temel hak ve ödevlere ayırdığı ikinci kısmının kişinin haklan veödevlerini gösteren İkinci Bölümünde ayrıca düzenlemek gereğini duymuştur. İştebu gerek nedeni ile, esasen ceza hukuku alanında tarihsel ve uzun bir gelişmeevresinden geçerek gittikçe oluşmuş ve bugün belli ve kesin bir nitelikkazanmış olan cezaların kanuniliği ve şahsîliği temel ilkeleri Anayasanın 33.maddesinde, gerek kişi ve gerek toplum yönünden birer güvence olarak yer almışbulunmaktadır. O halde, ceza konusunda, gerek yasa koyucunun ve gerekmahkemelerin Anayasadaki bu güvenceleri gözönünde tutarak cezaları belli edipsaptamaları olanağı vardır.
Cezaalanında kişi hürriyetleri yönünden gözönünde tutulması zorunlu temelilkelerinden oluşan kişi ve toplum güvençleri Anayasanın 33. maddesindeyukarıda açıklanan amaçlarla açık bir biçimde gösterildiği gibi, temel hak vehürriyetlerin en başında gelen yaşama, maddi ve manevî varlığını geliştirme vekişi hürriyetlerini ayrıca 14. maddesinin birinci fıkrası hükmü ile yinegüvence altına almış bulunan Anayasa koyucu, bu hak ve hürriyetlerle ilgiliolarak aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına koyduğu "Kimseye eziyetve işkence yapılamaz" ve "İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan cezakonulmaz" biçimindeki genel ilkelerle, kişi dokunulmazlığı ve hürriyetiterimleriyle ifade ettiği bu hakların da mutlak olmadığını ve ancak toplumyaşantısının zorunlu kıldığı hallerde kanunun, açıkça gösterilmek ve hâkimkararına dayanarak koşulları ile kayıtlanabileceğini belirtmiş ve bundan başkaeziyet ve işkenceyi ve insan haysiyetiyle bağdaşamıyacak ceza konulmasını dayasaklamış bulunmaktadır. Nitelikleriyle kapsamları açıklanan bu hükümleregöre, sözü geçen 33. ve 14. maddelerde sayılan yasaklar dışında kalan cezayaptırımlarının, yasa koyucu tarafından genel ve soyut olarak belli edilipsaptanan çeşit ve ölçülerinin Anayasaya aykırı bir yönleri bulunamayacağınınkabulü doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur. Çünkü Anayasa, yukarıda gösterilengüvencelerle yetinerek, ceza alanında uygulanacak yaptırımların genel ve soyutolarak dahi çeşit ve ölçülerini belli edip saptamak gereğini duymamıştır.
Hiçkuşku yok ki, her ceza yaptırımı cezalandırılan kişiye bir acı getirir. Bu acıdaha ziyade bir takım yoksunlukların sonucudur. Ceza yaptırımlarınınkonulmasında ve dolayisiyle uygulanmasında daima böyle bir erek kendiniduyurur. Ancak, acının makul ve insanî bir sınırı aşmaması, eziyet ve işkencederece ve niteliğini almaması şarttır. Ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleritoplumların uygarlık düzeylerine yakından bağlı olduğundan, bugün en ileriülkelerde dahi henüz vazgeçilmesi uygun görülmeyen hürriyeti sınırlayıcıyaptırımlarda ve özellikle hapis cezasında hükümlünün en büyük yoksunluğu,irade ve hareket serbestliğini ceza süresince yitirmekte olmasıdır. Çünkühükümlü, bu yaptırımın yerine getirilmesi sırasında, örneğin istedikleriniyapamaz; dilediğini dilediği zaman yiyip içemez. Bütün bu yoksunluklar, cezanıntehdit ve dolayısiyle tenkil amaçlarım taşımasının doğal bir sonucudur.
Diğeryönden, ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleri bakımından bir sınır olarakgörülen, bunların insanın haysiyeti ile bağdaşır olması sorununa gelince; insanhaysiyeti kavramı, insanın hangi durum ve koşullar arasında bulunursa bulunsun,sırf insan olmasının kendisine tanıtıp kazandırdığı değerin, gerek ötekibireyler gerekse toplumca tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu, öyle birdavranış ve tanıma çizgisidir ki, ondan aşağı düşülünce yapılan işlemler,insanı insan olmaktan çıkarmış demektir. Ancak, insan haysiyeti kavramını,toplumların, kendi görenek ve geleneklerine ve toplum yaşantısının kurallarınagöre insanın, saygıya değer olabilmesi için onda bulunması zorunlu görülenkişisel niteliklerle karıştırmamak dahi gerekir. Çünkü insan haysiyeti kavramıinsana sadece insan olması bakımından kazandırılmış ve dolayısiyle tanınmıştoplumsal değerlerinden ibarettir. Bu açıklamaların dahi gösterdiği gibi, insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza yaptırımı konulması olanağı yoksa da, builkenin hürriyeti sınırlayıcı ceza yaptırımlarının, suçun ağırlığı ile orantılıolarak belli edilip saptanması zorunluğu bakımından mutlak bir sınır teşkiledeceği düşünülemez. Çünkü, toplum yaşantısının belli bir evresinde toplumunhuzurunu bozan ve bu nedenle suç sayılan eylemlerin önlenmesi ve suçlularıntenkil edilmesi bakımlarından, ceza yaptırımlarının, makul ve insani sayılacaksınırlan aşmamak kaydiyle, çeşitleriyle ölçülerinin değiştirilmesi veyaçoğaltılması veyahut azaltılması zorunluğu doğabilir. Nitekim, yukarıdakia-maçlarla Türk Ceza Kanunu ile öteki kanunların ceza yaptırımlarını kapsıyanhükümlerinde çeşitli zamanlarda gerekli değiştirmeler yapılmış bulunmaktadır.
Bundanbaşka, eldeki olayda olduğu gibi merciinden usulüne uygun olarak verilen birmüsaade sonunda, bir ateşli silâhın kanunda saptanan koşullar altındabulundurulması veya taşınması suç sayılmamış iken, kanunda sonradan yapılan birdeğişiklik sonunda, ruhsatlı ateşli silâhın belli yerlerde taşınmasının veyabulundurulmasının suç sayılmasına ilişkin kanun hükmünün dahi Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülemez. Çünkü Kanun Koyucu, ceza yaptırımı ile önlemekistediği eylemlerin öğelerini, yani suçluluk koşullarını genel ve soyut olarakbelli edip saptanma yetkisine sahiptir. Her ceza yaptırımı, esasında kamu hukukalanında yer alan ve amacı kamu düzenini kurmak veya korumak olan bir hukukkuralından ibaret bulunduğundan, burada bu kuralın konulmasından sonraişlenecek eylemlerde kazanılmış bir haktan söz etmeye de olanak yoktur.
İtirazkonusu edilen ek maddeyi getiren 30/6/1970 günlü, 1308 sayılı Kanunla ilgiliMillet Meclisi Adalet Komisyonu raporunda, teklif sahibi Milletvekilinin"Son günlerde öğrenciler tarafından yürütülen toplu hareketlerde ve aykırıfikirlere sahip öğrenci grupları arasında cereyan eden olaylarda, öğrencilerinve öğrenci arasına giren bazı zararlı anarşik unsurların Devlet kanunlarına vebirbirlerine karşı ateşli silâhlan, patlayıcı, yakıcı, yaralayıcı, bereleyici,suç aletlerini ve maddelerini kullandıklarının görüldüğü, aynı zamanda, kanunauygun veya kanuna aykırı grev ve lokavt olaylarında da gerek işçilerle işveren,gerek greve iştirak eden veya etmiyen işçiler veya bunlarla Devlet kuvvetleriarasında vukubulan çarpışmalarda aynı silâh ve aletlerin kullanılmasının mutadhale gelmiş bulunduğu, sportif faaliyetler arasında bilhassa muhtelif şehirtakımları arasında yapılmakta olan futbol müsabakalarında maçtan evvel veyasonra halk gruplarının birbirleriyle veya Devlet kuvvetleriyle çatışma halinegeldikleri ve bu arada yukarıda sayılan silâh ve diğer suç aletlerinin istimaledildiği" yolundaki gerekçeleri benimsendiği gibi, kanun tasarısınınMillet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda görüşülmesi sırasında da aynıgerekçenin esas alındığı görüşülmüş ve böylece, bu kanunla getirilen ek 7.madde ile toplum yaşantısının huzurunu sağlamak ve bu suçlara cüret edecekleritehdit ve edenleri de tenkil eylemek amacının güdüldüğü, kanunda yazılısuçların bir bölümünün doğrudan doğruya ve bir bölümünün de öğelerideğiştirilerek cezalarının artırıldığı ve bu arada ruhsat alınması halinde suçteşkil etmeyen bazılarına yeni öğeler eklenerek tekrar suç haline sokulduğuanlaşılmıştır. İşte Anayasa Mahkemesinin sınırlama kararı uyarınca incelemekonusu yapılmış bulunan "....... derneklerde ruhsatlı ateşli silâhlartaşımak" dan ibaret eylemin, yukarıdaki gerekçelerle Yasa Koyucutarafından yasak eylemler arasına sokulmasının, yukarıda geniş bir biçimdeaçıklanan ilkelere aykırı bir yönü görülmemesi nedeniyle, Anayasanın 11. ve 33.maddeleri hükümlerine veya başka bir hükümüne aykırılığından söz edilemez.
İtirazyoluna başvuran mahkemece, bir ceza yaptırımım kapsayan kanun hükmününAnayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi sırasında, bu yaptırımla karşılananeylemlerin, ceza yaptırımları yerine, sosyal veya ekonomik tedbirlere dayanançalışmalarla önlenmesi olanağının bulunup bulunmadığı konusu incelenerek vevarılacak sonuca dayanılarak o kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığınıbu ölçüye de vurmak yoluyla saptamak ve dolayısiyle iptal etmek olanağınınbulunduğu ileri sürülmüş ise de, toplumda belli eylemlerin işlenmesine engelolmak veya hiç olmazsa artmasını önlemek için, bunların suç sayılıp sayılmamasıve suç sayıldıklarında hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıylakarşılanmaları gerektiği konulan dahi, yukarıda gösterilen temel ilkelere,güvencelere ve Anayasadaki buyurucu veya yasaklayıcı kurallara aykırı düşmemekkaydiyle, yasa koyucunun takdirine bırakılmış bulunduğundan, o hükmün Anayasayauygunluğunun denetimi sırasında böyle bir ölçüye dayanmağa yer yoktur. Toplumyaşantısında huzurun sağlanması amaciyle gerekli düzeni, sosyal ve ekonomiktedbirler alınmaksızın, soyut olarak sadece ceza yaptırımlarının artırılmasısonunda suçların işlenmesine ve dolayısiyle artmasına engel olunamadığı yolundasosyoloji ve kriminoloji araştırmalarına dayanan verilerin dahi Anayasa'yauygunluk denetiminde bir ölçü olarak alınmasına, aynı gerekçelerle, olanakdüşünülemez.
Cezahukuku, karakteri itibariyle, eski, sosyal bakımdan toplumun kültür ve uygarlıkdüzeyi ve sosyal ve ekonomik yaşantısı koşullarıyle yakından ilgili, kurallarıeşit, tek biçimde olup kamu hukuku alanında yer alan bir hukuk dalıbulunduğundan başka, ancak Devletçe konulabilir ve biçimlendirilebilir olmasınedeniyle kuralları, bir bakıma-siyasi bir karakter de taşır. Yani, toplumunbelli bir zamandaki tüm yaşantısının siyasi oluşumu, ceza hukuku kurallarına yadoğrudan doğruya veya dolayısiyle etkili olur ve onlara yansır. Bu etkileme veyansıma Anayasa'da yer alan temel ceza kurallarına ve gerek bunlarla ve gerekseöteki hükümlerle konulan sınırlara ve genel hukuk kurallarına aykırı düşmemekkaydiyle, ceza hukuku alanında olağan bir durum sayılmak gerekir. O halde bireylemi veya davranışı yeniden suç sayan bir ceza hükmünün, soyut olarak, cezasiyaseti veya cezanın siyasiliği yönlerinden Anayasaya uygunluk denetiminebağlı tutulabileceği gibi yersiz bir düşünceye varılamaz. Çünkü, ceza kurallarıile kapsadıkları ceza yaptırımları, toplumun belli bir zamandaki tümyaşantısının çeşitli nedenlerle oluşturacağı zorunlukların doğurduğugereksinmeleri karşılamak üzere, ancak Devletçe, gerek toplumun ve gerekse onuoluşturan bireylerin yaşantılarının düzen ve güvenlerini sağlamak amaçlariylekonulabilmektedir.
Özetlenecekolursa; Yasa Koyucu, yukarıda açıklanan kayıtların belli ettiği sınırlar içindekalmak şartiyle belli bir eylem ve davranışı soyut ve genel olarak suç sayarak,onu ceza yaptırımı ile önlemek isteyebileceği gibi, önce suçluluktan çıkardığıbir eylemi, yeniden suçluluk haline sokmak veyahut ceza yaptırımlarını, çeşitve ölçüleri bakımından, soyut ve genel olarak artırmak veya azaltmak yetkisinesahiptir. Bu nedenlerle, yerinde görülmeyen itirazın reddine kararverilmelidir.
SONUÇ:
Sınırlamakaran çerçevesi içinde 6136 sayılı Kanuna 1308 sayılı Kanunun 7. maddesiyleeklenen maddenin 2 sayılı bendinin koyduğu "derneklerde ruhsatlı ateşlisilâh taşıma" yasağına ilişkin hükmün Anayasaya aykırı olmadığına veitirazın reddine 6/4/1971 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Hakkı Ketenoğlu
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Kani Vrana
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
AnayasaMahkemesi içtüzüğünün 17. maddesi uyarınca 7/1/1971 gününde yapılmış bulunanilk incelemede, dosya içindeki kağıtlar arasında, sanığın Anayasaya aykırılıkileri sürmesine karşılık Cumhuriyet Savcısının düşüncesinin alınıp alınmadığımgösteren bir kayda veya belgeye rastlanmaması nedeniyle, böyle bir düşünceninalınmamış olduğu kanısına varılmakla, çoğunluk bu noksanın tamamlanmasını uygungörmüş bulunmaktadır.
Herne kadar Cumhuriyet Savcısı duruşmasına çıktığı bir ceza dâvasında makamıyönünden taraf durumunda ve kendisinden düşünce alınması gerekir ise de, itirazyoluna başvuran mahkemece. Anayasaya aykırılık isteğinin ciddiliği kanısınavarılmış ve bundan başka, esasen mahkemenin kendiliğinden dahi itiraz yolunagitme yetkisine sahip bulunması karşısında, söz konusu noksanlık, esas yönündeninceleme yapılmasına engel sayılamıyacağından, çoğunluğun, bu noksanıntamamlaması amacı ile dosyanın geri çevrilmesine ilişkin 7/1/1971 günlükararına karşıyım.
Üye
Kâni Vrana
KARŞIOYYAZISI
Anayasa'nın151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki22/4/1962 gün ve 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükümlerine göre, bir dâvayabakmakta olan mahkeme, o dâva sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerini;
a)Kendiliğinden Anayasa'ya aykırı görmesi veya
b)Taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısınavarması takdirinde itiraz yoluna başvurarak işi Anayasa Mahkemesine getirmekyetkisine sahiptir.
Olaydasanık Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunmuş ve mahkeme C. Savcılığınındüşüncesini almaksızın aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına vararakevrakı Anayasa Mahkemesine göndermiştir.
Çoğunluk,duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarında Cumhuriyet Savcısının taraf durumundaolduğunu, bu bakımdan sanık tarafından öne sürülen Anayasa'ya aykırılık itirazıüzerine kendisinden düşünce alınmasına kanunî gerek bulunduğu belirterek budurum 22/4/1962 gün ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkındaki Kanunun 27. maddesine aykırı bularak bu eksikliğintamamlanmasına karar vermiştir.
CumhuriyetSavcıları, ceza mahkemesinde görülen dâvaların tarafları değil, o mahkemeninkuruluşunda yer alan ve adlî görev ifa eden organlardır. Ceza dâvalarındaCumhuriyet Savcılarının temsil ettiği sosyal yarar sanığın hüküm giymesindedeğildir; bu yarar, doğru, adil ve hukuka uygun karar olmasındadır. Bu hususbile Cumhuriyet Savcısının taraf sayılamıyacağını başlıbaşına ortaya koymayayeterlidir. Cumhuriyet Savcılarının duruşmalarına katıldığı ceza dâvalarındaAnayasa'ya aykırılık itirazında bulunabilip bulunamıyacaklarına gelince, buyetkinin, taraf olduğu için değil, Anayasa'nın 151. maddesinin ereği ve temsilettikleri sosyal yarar açısından Cumhuriyet Savcılarına öncelikle tanınmışolduğunu kabul etmek gerekir. Filhakika ceza hâkimlerinin ceza yargılamalarıusulü Kanunu hükümleri gereğince bir karar alırken Cumhuriyet Savcısınındüşüncesini tesbit etmesi kanuni vazifesinden ise de. Anayasa Mahkemesi, temyizmercii durumunda bulunmadığından bu hususun yerine getirilip getirilmediğinibizatihi inceleyemez ve araştıramaz. Diğer yönden Cumhuriyet Savcıları cezadâvasında taraf olmadığından, mahkemenin, Anayasaya aykırılık konusundakendisinden düşünce almamış bulunması 44 sayılı Yasanın 27. maddesine aykırı veAnayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasını önleyen bir noksanlık da teşkiletmez.
Belirtilenbu hususları 44 sayılı Kanunun 27. maddesine aykırı bir noksanlık görençoğunluk görüşüne, işin esasının incelenmesi gerekeceği kanaatiyle karşıyız.
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu