ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1971/24
Karar Sayısı : 1971/55
Karar Tarihi:10/6/1971
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay Dava DaireleriKurulu
İTİRAZIN KONUSU : Görülmekte olan birdavada davacı tarafından öne sürülen 21.2.1967 günlü, 832 sayılı SayıştayKanununun 1. maddesinin, aynı Kanunun 8. bölümünde yer alan yargılama usulüneilişkin hükümlerin, 45. maddesinin son fıkrasının ve geçici birinci maddesinin,Anayasanın 4., 7., 8., 11., 12., 31., 32., 114., 127., 132., 133., 134., 140. maddelerindekiilkelere aykırı bulunduğu yolundaki iddiaların ciddi olduğu kanısına varıldığıbelirtilerek bu konuda karar verilmesi isteminden ibarettir.
I-Olay :
Bir Gümrük Başmüdürlüğü Müdür Muavinince görev yaptığı gümrüksaymanlığının 1966 yılı idare hesabının Sayıştayca incelenmesi sonunda verilenbir harcamanın kanunsuz yapıldığı gerekçesine dayanılarak tahakkuk memurusıfatiyle kendisine ve sorumlu saymana ödettirilmesine ilişkin bulunan ilâmıniptali istemi ile Gümrük ve Tekel ve Maliye Bakanlıkları aleyhine Danıştaydaaçılmış bulunan davaya ilişkin dilekçede, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 1. maddesindeyer alan (yargılama yoluyla) hükmünün, 8. bölümünde yer alan (yargılama) yadair hükümlerin, 45. maddesinin son fıkrası ve geçici 1.maddesi hükümlerininAnayasaya aykırı olduğu öne sürülmüş, davalı Bakanlıklar bu iddiaya katılmamış,davaya bakan Danıştay Dava Daireleri Kurulunca da davacının iddialarının ciddiolduğu kanısına varılarak Anayasanın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkındaki 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddelerigereğince bu konuda bir karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesine başvurulmasınave sonuç alınıncaya kadar davanın geri bırakılmasına karar verilmiştir.
II-Davacının Danıştayda öne sürdüğü Anayasaya aykırılıkiddiasının gerekçesi özeti : (Danıştay Dava Daireleri Kurulu kararındanaynen buraya alınmıştır.)
1- Anayasanın 127. maddesiyle Sayıştay’a verilmiş olan“sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak” yetkisinin sorumlularhakkında sübjektif kararlar alma yetkisini de kapsamadığı, “zararın isbatı” ile“zarardan mesuliyetin” ayrı ayrı şeyler olduğu; oysa Sayıştay Kanununun 45. maddesininson fıkrası hükmünün “mesuliyetten kurtulma” imknını ortadan kaldırdığı;
Böylece, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenliyen 31., kanunönünde eşitliği öngören 12. ve tabii yargıç önüne çıkma garantisini veren 32.maddelerine aykırı bulunduğu;
2- Anayasanın 127. maddesinin Temsilciler Meclisinde müzakeresisırasında, Sayıştayın bir yargıç mercii olduğu, bu bakımdan Anayasanın yargıkısmında yer alması ve mensuplarına hakimlik teminatı tanınması yolundakiönerilere rağmen maddenin bu günkü haliyle kabul edilmiş olması karşısında,Sayıştay Kanunun 1. maddesinin Anayasanın 127. maddesini aynen tekrar eden“Yargılama yoluyla” ibaresinin eklenmesi suretiyle Sayıştayın yargı yetkisi iledonatılmasının, Anayasanın 4. maddesindeki “Hiç bir kimse veya organ kaynağınıAnayasada almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” hükmüne aykırı bulunduğu,Anayasanın 7. maddesinin “Yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce ve TürkMilleti adına kullanılacağı” yolundaki açık emrine aykırı düşeceği;
3- Sayıştay Kanununun Anayasaya aykırılığı ileri sürülen ve burmercii yargılama yetkisiyle donatıp, ilâmlarına karşı Danıştaya başvurma yolunukapayan hükümlerinin, aynı zamanda tabii yargı yolunu düzenleyen Anayasanın 32.maddesine aykırı olarak, artık ülkemizde ve tüm hukuk devleti ilkelerinibenimsemiş ülkelerde yerleşmiş ve kesinleşmiş tabii yargılama sistemini debertaraf ettiği, bu ilkelerin, tarafsız mahkeme, hâkimin ihtilâfa kendiliğindenel koymaması, savunma hakkı, duruşmaların aleniyeti, görev ve hükümuyuşmazlıklarının uyuşmazlık mahkemeleri tarafından giderilmesi, mahkemelerinAnayasaya, kanuna, hukuk ve vicdani kanaatlere göre hüküm vermesi şeklindesayılabileceği, oysa Sayıştay Kanununu düzenlediği yargılama usulünün builkelerin uygulanmasına mani olduğu, kısaca Anayasa ile Sayıştay’a yargılamayetkisi, hele son derece görevli bir yargı yeri hüviyeti tanınmadığı haldeSayıştay Kanununun anılan hükümleriyle Sayıştayın son derecede görevli biryargı yeri, bir yüksek mahkeme haline getirildiği, bununsa Anayasa hükümlerikarşısında mümkün olmadığı;
Yolundadır.
III-Danıştay Dava Daireleri Kurulunun gerekçesi :
(Kurul kararının, konunun esasına ilişkin bölümü aynenalınmıştır.)
(… 832 sayılı Sayıştay Kanununun; 1 nci maddesi “Sayıştay, genelve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye BüyükMillet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini yargılamayoluyla kesin hükme bağlamak ve kanunlara verilen inceleme, denetleme ve hükmebağlama işlemlerini yapmakla görevlidir.” hükmünü koymuş,
2 nci maddesinde; Sayıştay Kuruluşuna dair yargı ve kararorganları şunlardır.
a) Daireler
b) Daireler Kurulu
c) Temyiz Kurulu
d) Genel Kurul
e) ……….
f)………..
ifadesi yazılmış,
Madde 14’te; Bir Başkan ve dört üyeden kurulu daireler birer hesapmakinesidir. Bir başkan ve iki üyeden kurulu daire heyeti hükme yetkilidir. denilmiş,
Madde 28 de; görevleri sayılırken C bendinde; Genel ve katmabütçeli dairelerin kanunlarla Sayıştay denetimine tabi tutulan diğer kurumlarınbütün gelir gider ve mallariyle nakit, tahvil, senet gibi kıymetlerinin (emanetniteliğinde olanlar dahil) alınıp verilmesi, saklama ve kullanılmasınıdenetler. Sorumluların hesap ve işlemlerini yargılayarak kesin hükme bağlar. denilmiştir.
Madde 38 de; Sayıştay denetimine giren idare ve kurumların;
a) Gelir, gider ve mali işlemlerini, bu işlemlere ait saymanhesaplarını bütün kayıt ve belgeleriyle birlikte incelemek ve neticede bütün buişlem ve hesapları yargılama yolu ile,
b)………………
c)………………
Denetler.
……………………………… Denildikten sonra;
Madde 45’de; sorumlularca, gelir, gider, mal ve kıymetlerdenmevzuata uygun olarak tahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı,verilmediği, saklanmadığı veya idare edilmediği Sayıştayca kesin hükmebağlananları, sorumlular keyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesindenbaşlayarak üç ay içinde hazineye ödemekle zorunludurlar.
Sayıştay’ca verilen kesin hükümler sorumlulara ve ayrıca gereklikovuşturma yapılmak üzere Maliye Bakanlığına 63 ncü madde uyarınca tebliğedilir.
Sayıştay’ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay’a başvurulamaz. şeklindehüküm sevkedilmiş,
Nihayet yargılama başlığını taşıyan 8 nci bölümde; Madde 56(dahil) dan Madde 80 ne (sekseninci madde dahil) kadar olan hükümlerdeSayıştayın yargılama görevini nasıl yerine getireceği belirtilmişbulunmaktadır.
Konunun çözümüne bağlanmasında, gerek Anayasanın gerek SayıştayKanununun yukarıda anılan hükümlerinin gözönünde bulundurulmasındaki zorunlulukaçıktır.
Daha önce de değinildiği gibi, Sayıştay Kanununun 1 nci maddesindeyer alan “sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükmebağlamak” ibaresi; 2 nci maddede Sayıştay Kuruluşuna dair yargı organlarındanbahsedilmiş olması, 14 ncü madde de yer alan “bir başkan ve iki üyeden kuruludaire heyeti hükme yetkilidir.” ifadesi, 38 nci maddeki Sayıştay denetiminegiren daire ve kurumların, gelir, gider ve mal işlemlerini, bu işlemlere aitsayman hesaplarını bütün kayıt ve belgeleriyle birlikte incelemek ve neticedebütün bu işlem ve hesapları yargılama yolu ile denetlemek şeklindeki hüküm ve45 nci maddenin son fıkrasında yer alan “Sayıştayca verilen ilâmlar aleyhineDanıştay’a başvurulamaz” hükmüyle, birlikte nazara alındığında;
832 sayılı Kanunun Sayıştay’ı tam ve kâmil bir şekilde yargıyetkisiyle donattığı ve onu yalnızca yargılama usulleri uygulayabilen bir mercideğil ve fakat bir üst derece mahkeme niteliğine kavuşturduğu açıkçaanlaşılmaktadır.
832 sayılı Kanuna göre Sayıştay’ın hüviyetini konumuz bakımındanböylece ortaya koyduktan sonra, Anayasa hükümleri karşısında, 832 sayılıKanunla Sayıştay’a böyle bir hüviyet tanınmasının mümkün olup olmadığının incelenmesinegeçilecektir.
Böyle bir inceleme, başlangıçta, Anayasamız hükümleri karşısındayargı yetkisini kullanacak organların niteliklerini ortaya koymayı sonra daAnayasanın 127 nci maddesi hükümlerinin Sayıştayı yargı yetkisi dekullanabilecek bir mercii halinde düzenleyip düzenlemediğini araştırmayagötürecektir.
Yargı yetkisinin yasama ve yürütme gibi asli bir devlet yetkisiolduğu, şüphesizdir. Anayasamız hiçbir kişi ve organın kaynağını Anayasadanalmıyan bir devlet yetkisini kullanamıyacağı ilkesini koyduktan sonra, yargıyetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını emretmiş,mahkemelerde yargı yetkisini kullanacak personel için özel teminat hükümleriöngörmüş, bünyesi içinde adli, idari ve askeri yargı sistemi olarak üçlü biryargı sistemi öngördükten sonra bunlar arasında ortaya çıkacak görev ve hükümuyuşmazlıklarını çözümleyecek bir Uyuşmazlık Mahkemesine de vücut vermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yarı sahası içinde doğacak ihtilâfınniteliklerine göre ilk ve son derece olarak ancak bu üçlü sistem içinde yeralan yargı mercilerinden birinde çözümlenmesi zorunluluğu da gene Anayasamızın32 nci maddesinde yerini alan “Tabii Hakim” ilkesi icabıdır.
Öyleyse Anayasamıza göre yargı mercileri, Anayasa ile yargılamayetkisini üstlenmiş, Türk Milleti adına karar veren, yargısal faaliyetisırasında, doğrudan doğruya ya da dolaylı şekilde hiçbir organ, makam, merci vekişiden emir, talimat almıyan, mensupları Anayasanın 133 ve 134 ncü maddelerindesayılan anayasal teminatları haiz ve görevleride bağımsız ancak Anayasaya,kanuna hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm veren mercilerdir.
Anayasanın nitelendirdiği şekilde yargı mercileri dışında birmercie yargılama yetkisi veren kanunların Anayasanın 8 nci maddesi ile konulanilkeye aykırı ve binnetice de Anayasaya aykırı olacağı tabiidir.
Anayasanın dava ve savunma hakkını düzenleyen 31 nci maddesindebelirlenen “yargı merci” lerinin yukarıda açıklanan nitelikte bir merci olduğuda aşikardır.
Nihayet adli, idari, askeri yargı mercilerinin anlaşmazlıklarıçözümler ve yargılama fonksiyonlarını yerine getirirlerken, bünyesel bazıfarklılıklara rağmen, artık ülkemizde ve başka ülkelerde klâsikleşmiş bazıtemel nitelikte müşterek ilkelere uydukları ve yargılama faaliyetinin;ihtilâfın mahkeme dışında doğması yani hakimin kendiliğinden davaya elkoymaması, tarafların karşılıklı olarak yargıç önünde iddia ve savunmalarınıyapabilmeleri, duruşmaların genel ahlâkın ve kamu güvenliğinin kesin olarakgerekli kıldığı haller dışında herkese açık olarak yapılması, hakimlerinAnayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm vermeleri şeklindeherkesçe kabul edilmiş, yargılama faaliyetine bu hüviyeti veren ilkelerçerçevesinde cereyan ettiği bilinen şeydir.
Bu ilkeler, kişiler bakımından bir garanti olarak, dava ve savunmahaklarına anlamını veren ilkelerdir. Oysa Sayıştay Kanunun kendi içindedüzenlediği yargılama usulleri, bu ilkelerin hiç birisiyle telif edileceknitelikte değildir. Böyle bir düzenleme Anayasanın 31 nci maddesinde yer alandava ve savunma hakkını açıkça zedelemekte ve bu nedenle de Anayasaya aykırıbulunmaktadır.
Bütün bu açıklamalardan sonra Anayasanın 127 nci maddesihükümlerinin Sayıştay’a yargılama yetkisini, hele bir üst ve son dereceli yargımercii yetkisi verip vermediği hususunun incelenmesine geçildiğinde;
Anayasanın 127 nci maddesinde; Sayıştay, genel ve katma bütçelidairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisiadına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak vekanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmaklagörevlidir, hükmü yer almıştır. Madde Sayıştayın anılan görevlerini yerinegetirirken Türkiye Büyük Millet Meclisi adına hareket edeceğini açıkçabelirtmiş bulunmaktadır. “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına” ibaresinin maddedekiyeri, Sayıştay’ın ancak maddede sayılan dairelerin bütün gelir ve giderleri ilemallarını denetlemek fonksiyonunu T.B.M.M. adına yapacağı “kesin hükme bağlama”fonksiyonunu ise Anayasa ile doğrudan doğruya verilmiş bir görev olarak yerinegetireceği şeklindeki bir anlayışa yer verecek durumda değildir. Sorumluluğuortaya koyma hususunun, denetlemenin amacı olması ve denetim faaliyetininsonucunu teşkil etmesi hususu ile, (ve) edatının gramer bakımından ayırıcıdeğil birleştirici bir fonksiyonu haiz olması karşısında, Türkiye Büyük MilletMeclisi adına ibaresinin sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakfaaliyetine de sari olduğunu kabul zorunludur.
Bu durumda, Sayıştay’ın yargı yetkisini tanımak, yargı yetkisininbağımsız mahkemelerce Türk Milleti adına kullanılacağı hükmünü koymuş bulunanAnayasanın 7 nci maddesi hükmüne aykırı olur.
Bir an için Anayasanın Danıştay, Yargıtay, Askeri Yargıtay veUyuşmazlık Mahkemesini düzenliyen hükümlerinde de bunların Türk Milleti adınahüküm vereceklerinin yazılı olmadığı ileri sürülerek, Sayıştay için de böyleaçık bir hüküm aramağa yer olmadığı ileri sürülebilirse de; bunların mahkemenitelikleri açık seçik olarak belirtilmiş bulunduğundan, Anayasanın 7 ncimaddesinde yer almış bulunan “Türk Milleti adına” ifadesinin Danıştay,Yargıtay, Askeri Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesini düzenliyen hükümlerde yeralması esasen gereksiz ve tekrar niteliğinde olacağından, böyle bir iddiayaitibar mümkün değildir. Tam aksine 127 nci maddede Sayıştay’ın; Yargıtay,Danıştay ve Askeri Yargıtay’dan farklı olarak T.B.M.M. adına hüküm vereceğiaçıklanmıştır.
Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrası “Sayıştay’ınkuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları,ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri ve diğer özlük işleri, Başkan veüyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.” hükmünü taşımaktadır.
Görülüyor ki Sayıştay yalnızca T.B.M.M. adına görev ifa eden birkuruluş olmayıp, mensuplarının teminatı da Anayasa ile düzenlenmemiş, kanunlarabırakılmış bir kuruluştur. Oysa Anayasamızın 7 nci maddesiyle yargı yetkisininTürk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı hükme bağlanmaklayetinilmemiş, bu bağımsızlığı sağlıyacak hususlarda, bizzat Anayasa ile 132 ncive 133 ncü ve 134 ncü maddelerinde yer alan görevsel ve kişisel teminatlarsevkedilmek suretiyle gerçekleştirmeye çalışılmıştır.
Bizzat Anayasada, hakimlerin görevlerinde bağımsız oldukları, hiç birorgan, makam, merci ve kişinin mahkemelere ve hakimlere yargı yetkisininkullanılması sırasında, emir ve talimat veremiyecekleri, genelgegönderemiyecekleri, tavsiye ve telkinde bulunamıyacakları, hakimlerin kendileriistemedikçe Anayasada gösterilen 65 yaşından önce emekliye ayrılamayacakları venihayet bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsaaylıklarından yoksun kılınamayacakları şeklinde yer alan hükümler karşısında, Sayıştay’ıdüzenliyen 127 nci maddede Sayıştay mensupları bakımından sevkedilmişhükümlerin, teminat olma değeri konusunda ikinciler aleyhine görünen fark izahamuhtaç olmayacak derecede açıktır. Diğer bir deyişle, hakimler anayasal birteminatı haiz iken, Sayıştay mensuplarının teminatı yasal bir teminat olarak birbirindenfarklıdır.
Görülüyor ki Sayıştay’a bir yargı yetkisinin tanınması; Anayasanın7.,132.,133 ve .134. maddeleri hükümlerine rağmen, yargı yetkisinin Anayasanınöngördüğü hakimlik teminatından yoksun kişilerce kullanılmasına cevaz vermekgibi Anayasanın öngörmediği ve tasvip etmediği bir sonuca müncer olacaktır.
Daha önce değinildiği üzere, yargı yetkisi asli bir Devletyetkisidir. Anayasa bu yetkiyi kullanacak organlarını niteliklerini açık seçikbelirttiği gibi hangi organlarca kullanılacağını da açıkça göstermiştir.
Anayasanın Yargıtay’a ilişkin 139., Danıştay’a ilişkin 140. veAskeri Yargıtay’a ilişkin 141. maddelerinde, bu yüksek mahkemelerin “Davayabakma” görev ve yetkileri sırasıyla “… belli davalara da …. bakar”, “…..davaları görmek ve çözülmek”, “…belli davalara da ….bakar” ibareleriyleaçıklıkla gösterildiği halde Sayıştayla ilgili 127 nci maddede bunarastlanamamaktadır. Yargı yetki ve görevini haiz tartışmasız kabul edilmesizorunlu bulunan üç yüksek mahkeme için bu derecede açık hüküm taşıyanAnayasanın Sayıştay için bunun gereksiz bulmasının tek nedeni ona yetkivermemiş olmasıdır.
Gerçekten Anayasayla Sayıştay’a verilen görev yargı göreviolmadığından yargı yetkisiyle teçhizi de gerekmektedir. “Sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak” şeklinde ifade edilen görev “davaya bakmak”veya “uyuşmazlık çözmek” değildir. Çünkü Sayıştayın denetleme görevini yaptığıana kadar ortada bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık Sayıştay’ın denetimi yanibizzat Sayıştay çıkarmaktadır. Bu uyuşmazlık dava yoluyla çözümlenecekse, buçözümü davanın bir tarafını teşkil eden Sayıştay’ın yapmasının mümkünolamıyacağı açık seçik ortadadır.
Ayrıca üç yüksek mahkemeyle ilgili olarak kanunlara bırakılanhususlar arasında açıkça “yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği” ifadeolunarak, yargısal fonksiyonları tekrar ve teyit edilmiş bulunmaktadır. OysaSayıştay’ı düzenliyen 127 nci maddede yukarda açıklanan şekilde herhangi birhüküm bulunmadığı gibi, bu kuruluş bakımından kanunlara bırakılan hususlararasında “yargılama usulleri” gibi diğer bütün yargı mercilerini düzenliyenhükümlerde yer almış bir ibareye rastlanmamaktadır. 127 nci maddenin metnindeböyle bir ibarenin bulunmayışını, bu ibarenin diğer yargı mercilerinidüzenliyen hükümlerde ısrarla kullanılmış olması vakıası karşısında,kullanılması gereksiz, ya da ihmali caiz bir ibare olarak nazara almaya imkânyoktur. Bu noksanlık, Sayıştay’a yargı yetkisinin tanınmadığının birifadesidir.
Nihayet Sayıştay’ın Anayasamızın, yargı bölümünde yer almış birkuruluş olmaması da, onun Anayasa ile yargı yetkisini kullanacak bir kuruluşolarak düzenlenmediğini gösterir bir husustur. Her ne kadar Anayasa ilegetirilen kuruluşların, Anayasada yer aldıkları bölüm ve kısımlar, bukuruluşların niteliğini tayinde gerçek ve tek ölçü olarak ele alınamazlarsa da127 nci maddenin Temsilciler Meclisinde müzakeresi sırasında geçirdiği safahatgözönüne alındığı ve bu kuruluşun yargılama fonksiyonu yaptığından bahisle,mensuplarına hakim teminatı tanınması ve yerinin yargı bölümüne nakledilmesiyolundaki tekliflerin tasvip edilmemiş olduğu da hatırlandığı takdirde,Sayıştay’ın Anayasadaki bugünkü yerinin özel bir önem kazandığı ve AnayasaKoyucunun Sayıştay’a yargı yetkisini tanımak istemediğinin bir ayrı işaretiolduğu anlaşılır.
Bütün bu açıklamalar Sayıştay’ın yargı yetkisini haiz olmadığınıortaya koymakla beraber, konunun iyice aydınlığa kavuşturulması için,Anayasanın 127 nci maddesinde yer alan ….. sorumluların hesap ve işlemlerinikesin hükme bağlamak … cümlesindeki –kesin hükme bağlamak- ibaresinin de anlamve muhtevasının tahlili gerekir. Çünkü Sayıştay’ın yargılama yetkisini de haizbir kuruluş olduğu yolundaki görüşler 127 nci maddedeki bu –kesin hükmebağlamak- ibaresine dayanmaktadır.
-Hükme bağlamak- teriminin yargılama işlemi sonucunda varılankararın resmi şekilde beyanı anlamına geldiği, bu terimin yargı faaliyetinekendiliğinden içerdiği iddiasına dayanan bir görüş, üzerinde hiçtartışılmayacak kesinlik ve açıklıkla, hiç olmazsa hukukçular arasında müşterekbir kanaatın sonucu olsa idi, böyle bir görüşe itibar mümkün olabilirdi. Oysabir yargı merciinin artık hiçbir makam ve merci tarafından değiştirilemez halegelmiş ve her merci makam ve kişi tarafından uyulması zorunluluğu bulunan,yargısal kararının niteliğini ifade eden “muhkem kaziye” teriminin yerine dezaman zaman kullanılmakta olmasına rağmen “kesin hüküm” ve “ kesin hükmebağlamak” terimleri henüz dilimizde mefhumlaşmış kelime ve deyimler halinialmamışlardır. O kadar ki, hüküm kelimesi bile bizatihi “yargısal bir sonuç”ifade etmiyen anlamlarda kullanılmaktadır. “Anayasanın şu maddesinin, filânkanunun filân maddesinin şu ya da bu yoldaki hükümleri” şeklinde halen ve sıksık dilimizde kullanılan, ifade şekilleriyle “hüküm” kelimesinin yargısal birfaaliyetle ilgili olmaksızın da kullanıldığı ortada iken, kendisi bizatihiyargısallığı içermiyen kelimenin başına bir “kesin” ifadesinin gelmesiyleyargısal bir nitelik kazandığını kabul mümkün değildir. Hüküm kelimesi kullanımyerine ve ilişkili olduğu faaliyet türüne göre bazan yargısal bir kararı, bazanyasal bir tesbiti, bazan da halk dilinde çok kullanıldığı üzere herhangi birotoritenin emrini ifade eden bir kelimedir. Eğer Sayıştay’ın yargı yetkisikullanması konusunda herhangi bir tereddüt olmasaydı o zaman 127 nci maddedeki“kesin hükme bağlar” terimine yargısal bir faaliyet sonucu varılan karar,“muhkem kaziye” terimiyle eş anlamlı bir terim demek mümkün olurdu. Diğer birdeyişle, bu ibare Sayıştay’a nitelik kazandırmaz, belki Sayıştay’ın niteliği buterime anlam kazandırır.
Görülüyor ki, “kesin hükme bağlama” deyimi, bizzat kendisiaçıklanmaya muhtaç bir terim olmakla, Sayıştay’ın niteliğinin tayininde mutlakbir veri olarak ele alınmak durumunda değildir.
Bu sonuca varıldığında ise, Sayıştay’ın yargı yetkisini haiz birkuruluş olup olmadığının ancak, Anayasada yargı erki konusunda yer alanhükümler, Anayasanın düzenlediği yargı mercilerinin; gerek müessese olarakgerekse mensupları bakımından haiz oldukları teminat hükümlerinin incelenmesiile saptanabileceği açıktır. Bu konuda yukarda yapılan açıklamalar iseSayıştay’a bu yetkinin tanınmamış olduğunu gösterecek niteliktedir.
Öte yandan, Anayasalar devletin yapısını çok geniş bir perspektifiçinde düzenliyen vesikalardır. Bütün değişebilirliklerine rağmen, toplumsalyapının dinamizmine ve zorunluluklarına cevap verebilecek yorumlumalar mümkünolduğu sürece değiştirmemeleri gereken, değiştirilmeyen yasalardır. Onları budinamizme ve toplumsal şuurun direktiflerine adapte edecek dinamik ve gününgereklerine uygun bir yorum sistemi içinde yorumlanmaları gerekmektedir.Anayasalarca sevkedilmiş hükümlerin biri birleri karşısında hiyerarşik birdurumu olmadığını, hepsinin eş değerde olduğunu kabul etmek, Anayasanın tümününgetirdiği bütün bir sistemi aksatacak yorum şeklinin de tecvizini öngörmez.Bütüne istisna durumunda bulunan hükümlerin istisnayı açıkça belli edecek, hiç birtereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmesi, hele devletin temel yapısınailişkin hususlarda bunun böyle olması yoluyla bir istisna yaratmak mümkündeğildir.
Daha önce de değinildiği gibi, Anayasanın; kişilere tanıdığı hakarama özgürlüğüne, gerek kişiler arasında, gerekse devletle kişiler arasındaortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümüyle görevlendirilmiş yargı mercilerininniteliklerine ilişkin hükümlerine, insan haklarına saygılı ülkelerin tümünde,Anayasalarda yer almasına lüzum kalmayacak kadar topluma mal olmuş, yargısalfaaliyetin doğuşu, yürütülüşü yolundaki ilkelere ters düşen böyle bir yorumlaAnayasanın 127 nci maddesinde belirtilen ve Sayıştay Kanununda tasrih edilensorumluların, diğer vatandaşlardan farklı olarak yargısal güvenceden yoksunkılınması mümkün değildir.
Sayıştay ihtilâfı kendisi yaratacak, hükmü kendisi verecek ve bukarar karşısında sorumlular tamamen pasif bir durumda kalarak Anayasanın tümvatandaşlara tanıdığı yargı mercileri önünde kendilerini savunma imkânındanyoksun kalacaklardır. Diğer yandan, Sayıştay’ın kanunda gösterilen sorumlularhakkında karar verirken uygulayacağı kanun hükümlerinin Anayasaya aykırılığıbahis konusu olduğunda, sorumluların, bu hükümlerin itiraz yoluyla AnayasaMahkemesinde incelenmesini temin imkânı bulunmaması ve bizzat Sayıştay’ın daAnayasa Mahkemesine iptal davası yoluyla müracaat imkânlarından mahrum olması,Sayıştay Kanununa göre sorumlu sayılanların nasıl bir tehlike ile karşı karşıyaolduklarını göstermektedir.
Hiçbir Anayasanın, hele Anayasaya aykırı yasal tasarruflarkonusunda çok özel bir düzenleme getirmiş Türk Anayasasının, vatandaşlardan birkısmına Anayasaya aykırı kanunlara kayıtsız, şartsız tahammül külfetiniyüklediği düşünülemez.
Oysa Anayasanın 149 uncu maddesinde, iptal davası açmaya yetkilikuruluşlar arasında Sayıştay sayılmadığı gibi, 151 nci maddede re’sen ya daitirazı ciddi görerek uygulanacak kanunun Anayasa Mahkemesinde incelenmesinisağlayacak merciler yalnızca “mahkemeler” olarak zikredilmiştir.
Anayasa bizzat kendi metni içinde mahkemelerin ne olduğunu tayinve tasrih etmiş olduğuna göre, mahkemeler tabiri kapsamında Sayıştay’ın da yeraldığı düşünülemez. Bu durumda sorumluların nasıl bir tehlikeyle karşı karşıyaolduklarını ayrıca izah gereksizdir. Anayasanın 127 nci maddesinde yer alan“kesin hükme bağlamak” terimine kesin yargısal karar vermek manasıatfedilemeyeceğinin açıklanmış olması yanında, bu terimin anlam ve niteliğinide açıklamak zorunludur.
Bilindiği gibi , İdare Hukukunda ve özel hukukta kesin hükümtabiri birbirinden farklı manalar taşımaktadır. Özel Hukukta kesin hüküm üstyargı merciine müracaatı önleyen bir hukuki müessese, İdare Hukukunda ise idariyargı mercileri dışındaki müesselerce alındığında, idareyi bağlıyan ve ancak onitelikte oldukları için de dava konusu yapılabilir kararlardır.
Sayıştay’ın Anayasa ile yükümlendiği görevlerin niteliği ve bugörevlerin T.B.M.M. adına yapıldığı gözününe alındığında, 127 nci maddede yeralan “kesin hükme bağlama” tabirinin anlamı, Sayıştay’ın faaliyet kapsamınagiren konulardan bazılarında vardığı sonuçların artık idari merciler bakımındangereğine tevessülü icabeden, geri alınamaz ve değiştirilemez kararlar olarakteminat altında bulunması, bir diğer deyişle idari tasarrufların her zaman gerialınabileceği, değiştirilebileceği yolundaki İdare Hukukuna yerleşmiş ilkeninbir istisnası olmasıdır.
Bütün bu izahlar muvacehesinde, Anayasanın Sayıştay’ı bir yargımercii olarak düzenlemediği, 127 nci maddesinde yer alan “sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak” tabirinin de, bu kuruluşu yargı yetkisiyledonatacak bir nitelik taşımadığı, “kesin hükme bağlama” ifadesiyle Sayıştaykararları üzerinde yargısal denetim yok edilmiş olmayıp ancak bu karara yargımercileri dışındaki makam ve merciler karşısında özel bir teminat tanındığıkanısına varılmıştır.
Gerçekten idari kararların her zaman alınabileceği ayni merci yada üst merci tarafından değiştirilebileceği, ortadan kaldırılacağı bilinen biridare hukuk ilkesidir. Anayasanın 127 nci maddesinde yer alan “kesin hükmebağlamak” ibaresi daha önceki açıklamalarlar birlikte ele alındığında buibareyle anılan, İdare Hukuku ilkesine bir istisna getirilmiş, Sayıştay’ınsorumlulara ilişkin kararları için yargı mercileri dışındaki makam ve mercilerekarşı teminatı sağlanmış olduğu anlaşılır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında; 832 sayılı Sayıştay Kanununun 1nci maddesinin, Kanunun 8 nci bölümünde yer alan yargılama usullüne ilişkinhükümlerin, 45 nci maddesinin son fıkrası hükmüyle, geçici birinci maddesihükümlerinin, Anayasaya aykırılığı yolundaki davacı iddiaları ciddigörüldüğünden Anayasanın 151 ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanununun 7nci maddesi gereğince Anayasaya aykırılık konusunda karar verilmek üzere,davacı ve davalılar dilekçeleriyle dava konusu kararın suretlerini de muhtevidava dosyası örneğinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine ve AnayasaMahkemesince verilecek karara kadar davanın geri bırakılmasına 6.6.1969tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.)
IV-Metinler :
A-21.2.1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun Anayasayaaykırılığı öne sürülen hükümleri :
(Madde 1- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir vegiderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek vesorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoliyle kesin hükme bağlamak vekanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmaklagörevlidir.)
(Madde 45- Sorumlularca; gelir, gider mal ve kıymetlerden mevzuatauygun olarak tahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı, verilmediği,saklanmadığı veya idare edilmediği Sayıştayca kesin hükme bağlananları,sorumlular keyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesinden başlayarak üç ayiçinde Hazineye ödemekle zorunludurlar.
Sayıştayca haklarında verilen kesin hükümler sorumlulara ve ayrıcagerekli kovuşturma yapılmak üzere Maliye Bakanlığına 63 ncü madde uyarıncatebliğ edilir.
Malın ödettirilmesi, yok olma tarihindeki rayiç bedel üzerinden,bu tarih belli değilse malın satın alındığı tarih ile kaybolmanın tesbitedildiği tarih arasındaki en yüksek rayice göre bulunacak bedel üzerinden olur.Devlet mallarının hasara uğratılması halinde uygulanacak genel hükümlersaklıdır.
Sayıştayca verilen ilâmlar Danıştaya başvurulamaz.)
Bu maddenin sadece son fıkrası hükmünün Anayasaya aykırı olduğuöne sürülmektedir.
(Geçici Madde 1- Bu kanunun yürürlüğe girdiği yıl ile öncekiyıllara ait hesap ve işlemlerin denetiminde ve yargılamasında eski hükümleruygulanır.)
Sayıştay Kanununun Anayasaya aykırılığı öne sürülen 8. bölümühükümleri (Yargılama) başlığı altında 56.-80. maddeleri kapsamakta olup aşağıdaV No.lu bölümün (b) bendi gereğince söz konusu maddelerin inceleme dışıbırakılmasına karar verilmiş olduğundan burada maddelerin konuları hakkında birfikir vermek üzere sadece başlıklarının gösterilmesiyle yetinilmiştir.
Hesapların dairelerce incelenmesi : Madde-56
Hesapların yargılanması : Madde-57
Saymanın beraatına yeterli belgeler: Madde-58
Belge ibraz edilememesi: Madde-59
Olağanüstü hallerde belge ibraz edilememesi:Madde-60
Hüküm ve tutanaklar : Madde-61
İlâmlar:Madde-62
İlâmların bildirilmesi ve tavzihi: Madde-63
İlâmların infazı: Madde-64
Suç teşkil eden fiiller: Madde-65
Hükmen onanma: Madde-66
Kanun yolları
1. Temyiz
Temyiz Mercii: Madde-67
Temyiz sebepleri:Madde-68
Temyiz isteği:Madde-69
Temyiz isteğinin karara bağlanması : Madde-70
Temyiz dilekçesinin verileceği yerler: Madde-71
Mürafaa:Madde-72
Temyiz Kurulu kararı : Madde-73
2.Yargılamanın iadesi
Yargılamanın iadesi sebepleri: Madde-74
Yargılamanın iadesi isteminin görüşülmesi:Madde-75
İcranın geciktirilmesi: Madde-76
3.Karar düzeltmesi
Karar düzeltilmesi sebepleri : Madde-77
Karar düzeltilmesi isteminin incelenmesi: Maadde-78
Bu kanunda hüküm bulunmayan haller: Madde-79
İçtihadın birleştirilmesi : Madde-80
B-İtirazın dayandırıldığı Anayasa hükümleri :
Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkiliorganlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreyeveya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almıyanbir devlet yetkisi kullanamaz.
Madde 7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelercekullanılır.
Madde 8- Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır.
Madde 11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhunauygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adâlet vemilli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özünedokunamaz.
Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefiinanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde 31- Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunmahakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktankaçınamaz.
Madde 32- Hiç kimse, tabii hakiminden başka bir merci önüneçıkarılamaz.
Bir kimseyi tabii hakiminden başka bir merci önüne çıkarmasonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağan üstü merciler kurulamaz.
Madde 114- İdarenin hiçbir eylem ve işlemi, hiçbir halde, yargımercilerinin denetimi dışında bırakılamaz.
İdarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımı,yazılı bildirim tarihinden başlar.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.
Madde 127- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelirve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek vesorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verileninceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarınınnitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri ve diğer özlükişleri, Başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.
Kamu iktisadi teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisincedenetlenmesi kanunla düzenlenir.
Madde 132- Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya,kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelgegönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclislerinde yargıyetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veyaherhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare,mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarınıhiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Madde 133- Hakimler azlolunamaz. Kendileri istemedikçe, Anayasadagösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronunkaldırılması sebebiyle de olsa, aylıklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymişolanlarla görevini sağlık bakımından yerine getiremiyeceği kesin olarakanlaşılanlar ve meslekte kalmalarının caiz olmadığına karar verilenler hakkındakanundaki istisnalar saklıdır.
Madde 134- Hakimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları veödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görevyerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplinkovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgilisuçlarından dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi,meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğerözlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre, kanunla düzenlenir.
Hakimler altmışbeş yaşını bitirceye kadar hizmet görürler. Askerihakimlerin yaş haddi kanunla belli edilir.
Hakimler kanunda belirtilenlerden başka, genel ve özel hiçbirgörev alamazlar.
Madde 140- Danıştay, kanunların başka idari yargı mercilerinebırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.
Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemek,Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek,tüzük tasarılarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunlagösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir…..)
V- İlk İnceleme :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 6.4.1971gününde Hakkı Kenetoğlu, Avni Givda, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, SaitKoçak, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun,Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil, AhmetH.Boyacıoğlu’nun katılmalariyle yapılan ilk inceleme toplantısında; “dosyanıneksiği bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının 832 sayılı Sayıştay Kanunununmahkemenin uygulama durumunda bulunduğu 45. maddesinin son fıkrası ile sınırlıolarak incelenmesine, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün’ün itirazın, itirazyoluna başvuran mahkemenin yetkisizliği yönünden reddi gerektiği yolundakikarşıoylariyle ve oyçokluğu ile” karar verilmiştir.
Kararın gerekçesi şöyledir:
Anayasanın 151. maddesinde :
(Bir davaya bakmakta olan mahkeme uygulanacak bir kanununhükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğüaykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bukonuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır….)
Kuralı bulunmakta ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkındaki 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddesinde de:
(Bir davaya bakmakta olan mahkeme:
1- O dava sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırıgörürse, bu yoldaki gerekçeli kararı; veya,
2- Taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddiolduğu kanısına varırsa, tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarını vekendisini bu konuya götüren görüşünü açıklayan kararı,
Dosya muhtevasının mahkemece bu konu ile ilgili görülen tasdiklisuretleriyle birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderir…..)
Denilmektedir.
Bu hükümlerden açıkça görüldüğü gibi bir kanun hükmü hakkındamahkemelerce itiraz yoluna başvurulabilmesinin ilk iki şartı:
a) Mahkemenin bir davaya bakmakta olması,
b) İtiraz edilecek hükmün o davada uygulanacak niteliktebulunmasıdır.
Davacının ve Dava Daireleri Kurulunun itirazında söz konusukoşulların mevcut olup olmadığına gelince:
a) Dosyanın incelenmesinden açıkça anlaşıldığına göre, sorumlu birmemur hakkında Sayıştay’ın bir dairesince verilmiş bulunan ilâmın iptali isteğiile Danıştay’da iptal davası açılmış ve dava dosyası da gerekli kararınverilmesi için Danıştay Dava Daireleri Kuruluna gelmiştir. Böylece usulüdairesinde Danıştay’a açılmış ve ilgili kurulca da görülmesine başlanmışbulunan davanın, yetki dışı olduğu öne sürülerek yok sayılması mümkün değildir.Zira yetki sorunu da davanın görülmesine başlandıktan sonra mahkeme elealınarak çözümlenecek konulardan birisini teşkil eder.
Bu duruma göre Danıştay Dava Daireleri Kurulunun davaya bakıp birkarar vermesi gerekmektedir.
Bu açıklamadan, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun bakmakta olduğubir davanın bulunduğu ve bu suretle ilk koşulun var olduğu anlaşılmaktadır.
b) Dava Daireleri Kurulu, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 1. maddesinin,kanunun 8. bölümünde yer alan yargılama usulüne ilişin hükümlerin, 45. maddesininson fıkrası hükmü ile geçici 1. maddesi hükmünün Anayasaya aykırı olduğunu önesüren davacının iddialarının ciddi olduğu kanısına vararak itirazı buhükümlerin tümüne yöneltmiştir.
832 sayılı Sayıştay Kanunun yukarıda metinleri yazılı bulunan 1. maddesiSayıştayın genel olarak görev ve yetkilerini, geçici 1. maddesi de kanununyürürlüğe girdiği yıl ile daha önceki yıllara ilişkin hesap ve işlemlerindenetiminde ve yargılamasında Sayıştayca eski hükümlerin uygulanacağınıgöstermektedir. Kanunun 8. bölümünde yer alan ve yukarıda sadece konularınıngösterilmesiyle yetinilmiş bulunan 56-80. maddeler ise Sayıştayın yargılamayolu ile yapacağı görevlerde uygulayacağı usulleri belirtmektedir.
Görüldüğü gibi bu hükümler Danıştay Dava Daireleri Kurulu dışındauygulanacak nitelikte olup bunların söz konusu davanın çözümünde hiç birşekilde adı geçen Kurulca uygulamaları da söz konusu değildir.
Buna göre 832 sayılı Sayıştay Kanununun bu davada uygulanmaolanağı bulunmayan 1. maddesi, 8. bölümünün yargılamaya ilişkin hükümleriylegeçici 1. maddesi hakkında davacının ve Dava Daireleri Genel Kurulunun Anayasayaaykırılık itirazında bulunmaya yetkileri yoktur.
Bu nedenle söz konusu maddelere yöneltilmiş bulunan itirazıninceleme dışında bırakılması zorunludur.
45. maddenin son fıkrası hükmüne gelince:
Dava Daireleri Kurulu, önüne gelen bu davayı incelemeyebaşladığında karşısına ilk çıkacak hüküm 832 sayılı Kanunun 45. maddesinin sözkonusu son fıkrası hükmüdür. Zira bu fıkrada (Sayıştayca verilen ilâmlaraleyhine Danıştaya başvurulamaz.) denildiğinde Dava Daireleri Kurulu bu hükmüuygulamak suretiyle davayı sonuçlandırmak zorunluluğundadır.
Yukarıda I işaretli (Olay) bölümünde açıklandığı gibi davacı, 832sayılı Kanunun davada uygulanma olanağı bulunmayan bazı hükümleriyle birlikte45. maddesinin davada uygulanması gerekli son fıkrası hükmünün de Anayasayaaykırı olduğunu öne sürmüş, davaya bakacak olan Danıştay Dava Daireleri Kuruluda bu iddianın ciddi olduğu kanısına vararak tarafların iddia ve savunmalarınıalmış ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü kararında geniş bir şekildeaçıklamıştır.
Bu durum karşısında, bakmakta olduğu davada uygulayacağı hükmünAnayasaya aykırı olduğu yolundaki davacı iddiasının ciddi olduğu kanısına varanve kendisini bu kanıya götüren görüşünü de kararında etraflıca açıklamışbulunan Danıştay Dava Daireleri Kurulunun, Anayasa Mahkemesine itiraz yolu ilebaşvurmaya yetkili bulunduğu, kuşkuya yer vermeyecek derecede açıktır. Bunedenle söz konusu fıkra hükmüne yönelen itirazın kabulü ile esastanincelenmesi gerekir.
Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün bu görüşlerekatılmamışlardır.
VI-Esasın incelenmesi:
İtirazınesasına ilişkin rapor, Danıştaydaki davanın taraflarının konuya ilişkin iddiave savunmalariyle Dava Daireleri Kurulunun gerekçeli kararı, Anayasa aykırılığıileri sürülen kanun hükmü ile ilgili Anayasa hükümleri ve bunlara ilişkingerekçelerle Yasama Meclislerinin görüşme tutanakları okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü:
1-Anayasaya aykırılık iddiasının daha önceki itirazlar dolayısiyle incelenmişbulunması durumu: 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasınınAnayasaya aykırı olduğu yolundaki iddia daha önce 1967/13 ve 1967/19 esassayılı işler dolayısiyle incelenmiş, hükmün Anayasaya aykırı olmadığı veitirazın reddi,14,15,16 Ocak 1969 ve 16 Ocak 1969 günlü ve 1969/5 ve 1969/6sayılarla karara bağlanmıştır.
Görüşmelerinbaşında Muhittin Gürün ve Lütfi Ömerbaş, şu duruma ve Anayasanın, AnayasaMahkemesi kararlarının kesinliğini ve bağlayıcılığını saptayan 152. maddesihükmüne göre konunun yeniden incelenemiyeceğini ileri sürmüşlerdir.
Anayasanın152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Kesin yargı kararı,kararı veren mahkemece veya başka bir yargı yerince yeniden incelenipdeğiştirilmesi olanağı bulunmayan karar demektir. Anayasa MahkemesininAnayasaya aykırılık iddialarına ilişkin kararları Anayasanın 149. veya 151. maddelerinedayanılarak yapılmış belli istemler üzerine verileceğinden her kararınkesinliği de o kararın verilmesini gerektiren belli dava veya itiraz açısındansöz konusu olabilir. Bu durumun sonucu olarak belirli bir dava veya itirazınkarara bağlanması aynı konuda bir başka dava veya itirazın Anayasa Mahkemesinegelmesine veya incelenmesine engellik edemez.
İptalkarariyle dava veya itirazın reddine ilişkin kararlar arasında açık bir ayırımvardır. İptal kararları karar gününde ve ayrıca yürürlük günü belirtilmişse ogünde iptal konusu hükümleri yürürlükten kaldırır. İptal dolayısiyle artıkyürürlükte bulunmayan bir kanunun Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinegöre böylece çözülmüş konuların bir daha mahkemeye gelmesi düşünülemez. Gelsede yeniden incelenmesinin gereği ve konusu olmaz ve iş karar verilmesine yerbulunmadığı yolunda bir sonuçla kapanır. Davanın veya itirazın reddi ilesonuçlanmış kararlara konu olan hükümler ise yürürlükte kalmış ve kararlar belirlidurumlara ve koşullara dayanmakta bulunmuştur. Kararın bağlayıcılığı da bukapsam içinde, belirli bir dava ve itiraz bakımındandır. Durumların vekoşulların değişmesi halinde sonucun da değişik olması gerekir. Böyle birdeğişmenin bulunup bulunmadığı ise ancak yeni dava veya itirazın incelenmesisonunda anlaşılabilir.
Birdava veya itiraz redle sonuçlanırsa ayın konuda gelecek başka davaların veitirazların incelenemeyiceği yolunda bir görüş kimi hükümlere dokunulmazlıktanımak, bu hükümler hakkında özellikle yargı mercilerinin yetkilerinikullanmalarını önlemek, hukuki görüşlerini dondurup kalıplaştırmak olur.Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının böyle bir ereği bulunduğu düşüncesinidestekleyecek, doyurucu bir kanıtın ileri sürülmesi olanaksızdır.
Şuduruma göre inceleme konusu hükmün daha önce denetlenmiş ve Anayasaya aykırıgörülmeyerek itiraz ve davanın reddine karar verilmiş bulunmasının konunun budosyada yeniden ele alınmasına engellik edemeyeceğine Muhittin Gürün ve LütfiÖmerbaş’ın karşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar verilerek Anayasaya aykırılıksorununun görüşülmesine geçildi.
2-Davacı tarafından öne sürülen ve Danıştay Dava Daireleri Kurulunca da ciddiolduğu kanısına varılan itirazın esasını; Anayasanın 127. maddesinin Sayıştayabir yargı yetkisi vermediği, Sayıştay kuruluşunu bir yargı yeri niteliğiningerektirdiği biçimde kurmadığı ve mensuplarına da “hakim” lerin hukukistatülerini tanımadığı, sözü geçen maddede yer alan “kesin hükme bağlamak”deyiminin açıklanmaya muhtaç ve çeşitli manalarda kullanılan bir deyim olduğu,Sayıştay bir yargı yeri olmadığı cihetle kararlarında yargısal bir nitelikbulunamayacağından bu deyimin, bir idari karar niteliğinde olan Sayıştaykararlarının, idare hukuku açısından değerlendirilerek idari merciler karşısındakesin olduklarını ifade etmek maksadiyle kullanılmış olduğunun kabulügerektiği, Anayasanın kesin idari kararlara karşı yargı denetimini koyankurallarından kurtulmanın hiçbir şekilde mümkün olamıyacağı görüşü teşkiletmektedir.
Anayasanın127. maddesinin ikinci fıkrası Sayıştayın görevlerini üç grup halinde toplamışbulunmaktadır:
a)Genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek,
b)Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,
c)Kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak,
Görüldüğügibi bunlardan ilk ikisi, Anayasanın kendisi tarafından verilmiş ve düzenlenmişgörevlerdir. Kanun Koyucu, sözü geçen 127. maddenin ikinci fıkrasına göreSayıştayın kuruluşunu, işleyişini ve denetim usullerini düzenlerken bu Anayasailkelerini gözönünde tutarak uygulama ayrıntılarını belirtmek zorunluğundadır.
Üçüncügruptaki görevler ise, inceleme, denetleme ve hükme bağlama niteliğindeolmaları şartiyle Kanun Koyuca tarafından, Sayıştayca uygun görülenhizmetlerdir.
Maddemetninde de açıkça anlaşılacağı gibi Anayasa, Sayıştaya, genel ve katma bütçelidairelerin bütün gelir ve giderleriyle mallarını, Türkiye Büyük Millet Meclisiadına denetleme görevi vermiş, buna karşılık, sorumluların hesap ve işlemlerinikesin hükme bağlama görevine ilişkin olan hükmü (Türkiye Büyük Millet Meclisiadına) deyiminin dışında bırakmıştır. Zira maddede yer alan bütün görevlerin (Türkiye Büyük Millet Meclisi adına) yapılması öngörülseydi maddedeki ( TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına) sözü, sadece (genel ve katma bütçeli dairelerinbütün gelir ve giderleri ile mallarının denetlenmesi) işine bağlılığı anlatanşimdiki yerinde değil, maddenin baş tarafına, bütün birinci fıkra hükmünü kapsamınaalacak biçimde konulur ve istenilen anlam sağlanırdı.
Görüldüğügibi, maddenin, ereğine de uygun düşen ifade biçimi, “kesin hükme bağlama”görevinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına değil, Anayasa ile doğrudandoğruya Sayıştaya verilmiş bir görev olarak yerine getirileceğini kesinlikleortaya koymaktadır.
Üçüncügruptaki görevlerinin konularının, niteliklerinin, kapsamlarının, yapılma şekilve usullerinin de, 127. maddenin buna dair olan hükmüne uygun olmak şartiyle,Kanun Koyucu tarafından belli edilmesi gerekmektedir.
Maddeninkonumuzla ilgili bölümü, Sayıştayın doğrudan doğruya Anayasadan aldığı görev veyetkiye dayanarak sorumluların hesap ve işlemlerini “kesin hükme” bağlayacağınailişkin olan hükmüdür.
Anayasanın127. maddesinin açıklanan hükümleriyle Dava Daireleri Kurulunun gerekçelikararı karşılaştırıldığında, Kurulun bir anayasal gerçek üzerinde hiçdurmayarak, kendisince var saydığı birtakım düşüncelerden hareketle işi elealdığı ve kanaatını bu açı doğrultusunda oluşturduğu ve bu suretle de konuyuasıl yerinden başka alanlara kaydırdığı görülmektedir: Zira bu dava dolayısiyleçözülmesi gereken konu Danıştayca öne sürüldüğü gibi Sayıştayın bir yargı yeriolup olmadığı, üyelerinin hâkim niteliğinde bulunup bulunmadığı değil,sorumluların hesap ve işlemleriyle ilişkin olmak üzere Sayıştayca verileceğiAnayasaca kabul edilen “hüküm” lerin “kesin” yani (aleyhlerine başka yargıyerlerine başvurulamaz) nitelikte bulunup bulunmadıklarıdır.
Bunedenle söz konusu itirazın çözümü için Sayıştayın Anayasaca öngörülen biryargı yeri olup olmadığına, üyelerinin hâkim niteliğine sahip bulunupbulunmadığına ilişkin tartışma olanaksızdır.
Öteyandan Dava Daireleri Kurulu kararında öne sürüldüğü gibi, hukuk dilinde, kanunkuralları söz konusu olduğunda kullanılan “kanun hükmü” deyimi ile bir organveya kurul kararının adını belirtmek için kullanılan “hüküm” deyiminin ayrıkavramlar olduğu açık bulunduğundan, Anayasanın 127. maddesinde geçen “hüküm”sözcüğünün, özellikle Anayasaca kullanıldığı da gözönüne alınmayarak, gerçektemevcut bulunmayan bir kavram karışıklığından söz edilmek suretiyle Anayasanınaçık ifadesi dışında kalan “idari karar” deyimi ile değiştirilmesi ve “hüküm”sözcüğüne de bu varsayım doğrultusunda bir hukuki değer biçilmesi mümkün değildir.
Görülüyorki, konu, Anayasanın 127. maddesi kuralı karşısında, Sayıştay “hükümlerinin”kesin, yani bunlar aleyhine başka yargı yerlerine başvurmanın mümkün olupolmadığının çözümünden ibaret bulunmaktadır.
Bilindiğigibi, Anayasalar, sosyal, siyasal, hukuk ve ekonomi alanlarının, kısacasıDevletin tüm yapısının temeli olan kuralları saptarlar ve gereken yerlerdebunların sınırlarını ve istisnalarını koyarlar. Kişiler ve organlar ancak bukurallar ölçüsünde ve varsa sınırlama ve istisna hudutları içinde görevlere,haklara ve yetkilere sahip olurlar. Hiçbir kimse ve hiçbir organ bu kuralındışına çıkamaz. Esasen Anayasanın 4. maddesinin son cümlesi ve 8. maddesininikinci fıkrası buna aykırı bir düşünceyi kesinlikle ret etmiştir. Anayasailkeleri, etki ve değer bakımından eşit olup hangi nedenle olursa olsun birininötekine üstün tutulması mümkün olmadığından bunların bir arada, birbirinegetirdiği sınırlamalar içerisinde ve hukukun genel kuralları da gözönünde bulundurulmaksuretiyle uygulanmaları zorunludur.
Anayasa,bir maddesiyle herhangi bir konuya ilişkin olmak üzere genel ilke koyarkendiğer bir maddesiyle de bu genel ilkeye istisna hükmü getirebilir veya onudaraltıcı bir sınır koyabilir. Örneğin Anayasanın, 114. maddesiyle idareninhiçbir eylem ve işleminin, hiç bir halde, yargı mercilerinin denetimi dışındabırakılamayacağı genel ilkesini koyarken başka Anayasa maddesiyle bazı idariişlemlerin, niteliklerinin özellikleri gözönüne alınarak, kesin olacağı, bunlarhakkında yargı yerlerine başvurulamıyacağı hükmünü koymasını hukuki engelyoktur ve bu istisna hükmü de kendi sınırları içerisinde genel kuralderecesinde etkili ve geçerlidir. Bu bakımdan bir kurul kararına “kesin”nitelik verebilmek için o kurulun behemahal bir yargı yeri olması ve üyelerininhâkim niteliğinde bulunması gibi bir zorunlukla Anayasalar bağlı değildirler. Gerekligördükleri hallede bu niteliklerde olmayan kurulların kararlarına daAnayasaların kesinlik tanımaları olağandır.
Sözkonusu 127. madde hükmü de bir Anayasa kuralı olduğuna göre Anayasada yer almışbulunan diğer ilkelerle etki ve değer bakımından eşit bulunduğunda, hatta sırfDevlet sorumlularının sorumlarına ilişkin işlemleri genel kurallardan ayrıbiçimde özel bir düzenlemeye bağlı tutmuş olduğu gözönüne alınırsa genelkurallardan önce uygulama ve etki değeri olduğunda kuşku yoktur. Anayasadabaşkaca var olan bu ve bunun gibi belli bir konuya ilişkin bulunan pek çoksayıdaki özel durumlara ilişkin hükümlerin, Anayasada yer alan genel ilkelerdendeğişik nitelikte olduklarına bakılarak Anayasaya aykırılıklarından sözedilemez ve Anayasada belli bir konuyu düzenliyen özel bir ilke varken o konuyuda kapsamı içine alabilecek nitelikte genel bir ilke bulunsa bile onun değil,konuya özgü Anayasa kuralının uygulanması zorunludur.
Buaçıklamaların ışığı altında kendiliğinde şu sonuç ortaya çıkar: Anayasanın 127.maddesi, sorumluların hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonunda Sayıştayı“kesin hüküm” vermekle görevlendirmiştir. Görülüyor ki Anayasa, bu çeşitSayıştay kararlarına “hüküm” niteliği ve “kesinlik” tanımıştır. Anayasanın bunitelikleri gelişi güzel vermediği ve söz konusu deyimleri de tesadüfenkullanmadığı, aksine Sayıştayın tarih içindeki gelişimi, ötedenberi yürürlükte olankanunlarla verilmiş bulunan görevlerin niteliği ve ilâmlarının tabi tutulduğuhükümler gözönüne alınarak Anayasa Koyucu tarafından bilerek maddeye konulduğuve buradaki “kesinlik” deyimi ile Sayıştay ilâmlarına karşı başkaca yargıyerlerine başvurulmamasının öngörülmüş bulunduğu Temsilciler Meclisindekigörüşmelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır. (Temsilciler Meclisi TutanakDergisi Cilt:4, Sayfa:61-62, 68-69)
Durumbu derecede açık iken Sayıştayın bir yargı yeri olmadığı ve bu sebeple dekararlarının bir “yargı kararı” sayılamayacağı görüşünden hareketle Anayasanınaçıkça “hüküm” olarak kullandığı bir deyimi “idari karar” niteliğinedönüştürerek, bir anayasal ilke olan “kesinlik” niteliğini de kanunlarlatanınan “idari karar kesinliği” değerine indirerek çıkarılan sonucun Anayasanınaçık hükümlerine ne derece aykırı bulunduğu ortadadır.
Üstünkural koyan Anayasanın “kesin” nitelik tanıması sebebiyle aleyhine başkaca biridare ve yargı yerine başvurulması mümkün bulunmayan bir Sayıştay “hükmü” nekarşı Danıştaya başvurma yolunun açılmasının, Anayasanın 127. maddesine aykırıolduktan başka, hiçbir organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağı ilkesini koyan 4. maddesince, Anayasa hükümlerinin diğerorganlar arasında yargı organlarını da bağlıyan temel hukuk kuralları olduğunbelirten 8. maddesine de kuşkusuz aykırı düşeceği meydandadır.
Esasen832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin Anayasaya aykırılığı öne sürülenson fıkrası hakkında daha önce de, Danıştay Dava Daireleri Kurulu tarafındanitiraz yolu ile ve Danıştay Başkanlığı tarafından da iptal davası açılmaksuretiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince, söz konusuhükümde Anayasaya aykırılık görülmediğinden her iki başvurmanın da reddinekarar verilmiştir. ( 14,15,16 Ocak 1969 günlü. 1967/13,1969/5 sayılı ve 16 Ocak1969 günlü, 1967/19-1969/6 sayılı kararlar, Resmi Gazete: 14 Nisan 1970 ve 17Nisan 1970, Sayı:13471, 13474; Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 7,Sayfa 158/227).
Konununbu açıklamaların ışığı altında incelenmesi halinde, Anayasanın 127. maddesindeyer alan ve konuya özgü bulunan Anayasa kuralının bir başka biçimde tekrarındanibaret olan, 832 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası hükmünün, buniteliği bakımından, Anayasanın:
a)Egemenliğeilişkin 4. maddesine,
b)Yargı yetkisine ilişkin 7. maddesine,
c)Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığna ilişkin 8. maddesine,
ç)Temel hakların özüne ilişkin 11. maddesine,
d)Eşitliğe ilişkin 12. maddesine,
e)Hak arama hürriyetine ilişkin 31. maddesine,
f)Tabii yargı yoluna ilişkin 32. maddesine,
g)Yargı denetimine ilişkin 114. maddesine,
ğ)Sayıştaya ilişkin 127. maddesine,
h)Mahkemelere ilişkin 132. maddesine,
ı)Hâkimlik teminatına ilişkin 133. maddesine,
i)Hâkimlik mesleğine ilişkin 134. maddesine,
j)Danıştaya ilişkin 140. maddesine,
Aykırıolmadığı gerçeği ortaya çıkar.
Yukarıdakinedenlere itirazın reddi gerekir.
AvniGivda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Kâni Vrana, Şevket Müftügil,Ahmet H.Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
VII-Sonuç:
832 sayılı Sayıştay Kanununun sınırlama kararı uyarınca incelenen45. maddesinin Sayıştayca verilen ilâmlar aleyhine Danıştayabaşvurulamıyacağı’na ilişkin son fıkrası hükmünün Anayasaya aykırı olmadığınave itirazın reddine Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin,Ahmet Akar, Kâni Vrana, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıoğlu’nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile 10.6.1971 gününde oy birliğiylekarar verildi.
Başkan Vekili
Avni GİVDA
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Fazıl ULUOCAK
Üye
Sait KOÇAK
Üye
Nuri ÜLGENALP
Üye
Muhittin TAYLAN
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Şahap ARIÇ
Üye
İhsan ECEMİŞ
Üye
Recai SEÇKİN
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Ahmet AKAR
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Halit ZARBUN
Üye
Kâni VRANA
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Muhittin GÜRÜN
Karşı oy eklidir.
Üye
Lütfi ÖMERBAŞ
Üye
Şevket MÜFTÜGİL
(Karşı oy eklidir.)
Üye
Ahmet H.BOYACIOĞLU
Karşı oy eklidir.
KARŞIOY YAZISI
I-Çoğunluğungörüşü :
1971/24esas, 1971/55 karar sayılı, 10.6.1971 günlü karar metninde de görüleceği üzereçoğunluğun görüşü, bir başka deyimle 21.2.1967 günlü, 832 sayılı SayıştayKanununun 45. maddesinin son fıkrasındaki “Sayıştayca verilen ilâmlar aleyhineDanıştay’a başvurulamaz.” hükmünün Anayasa’ya aykırı bulunmadığına ve itirazınreddine ilişkin olarak verilen kararın gerekçesi şöyle özetlenebilir:
Sayıştay’ınAnayasa’nın 127. maddesinde yer alan görevlerinden “sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlama”, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına”deyiminin dışında bırakılmıştır. Çünkü bu deyim maddenin başında değildir.Demek ki “kesin hükme bağlama” Türkiye Büyük Millet Meclisi adına değil,Anayasa ile doğrudan doğruya Sayıştay’a verilmiş bir görev olarak yerinegetirilecektir.
Buitiraz dolayısiyle çözülmesi gereken konu Danıştay Dava Daireleri Kurulunca önesürüldüğü gibi Sayıştayın bir yargı yeri olup olmadığı, üyelerinin hâkim niteliğindebulunup bulunmadığı değil sorumluların hesap ve işlemleriyle ilgili olarakSayıştayca verilmesini Anayasanın öngördüğü “hüküm” lerin “kesin” yani“aleyhlerine başka yargı yerlerine başvurulamaz” nitelikte bulunupbulunmadığıdır. Bunun dışında tartışmaya girişilmesinin yeri yoktur.
Anayasailkeleri etki ve değer bakımından eşit durumdadır. Biri ötekine üstüntutulamaz. Bunların bir arada, birbirine getirdiği sınırlamalar içindeuygulanmaları zorunludur. Anayasa bir maddesiyle bir konuda genel ilke koyarkenbaşka maddesiyle de genel hükme istisna getirebilir veya onu daraltıcı birsınır koyabilir. İstisna hükmü de, kendi sınırları içinde genel kuralderecesinde etkili ve geçerli olur. Bu bakımdan bir kurul kararına kesinnitelik verebilmek için o kurulun mutlaka bir yargı yeri olması ve üyelerininhâkim niteliğinde bulunması gibi zorunlulukla anayasalar bağlı değildir.Gerekli gördüklerinde bu niteliklerde olmayan kuralların kararlarına daanayasaların kesinlik tanımaları olağandır.
Sözkonusu 127. madde hükmü de bir Anayasa kuralı olduğuna göre Anayasanın ötekiilkeleri ile etki ve değer bakımından eşit durumdadır. Üstelik Devletsorumlularının sorumlarına ilişkin işlemleri genel kurallardan ayrı biçimde,özel düzenlemeye bağladığına göre bunların genel kurallardan önce uygulanma ve etkideğeri olduğunda kuşku yoktur. Anayasada yer alan özel durumlara ilişkinhükümlerin Anayasanın genel ilkelerinden ayrımlı niteliklerine bakılarakAnayasaya aykırılıklarından söz edilemez. Anayasada belli bir konuyu düzenleyenözel bir ilke varken o konuyu da kapsamı içine alabilecek nitelikte genel birilke bulunsa bile onun değil konuya özgü Anayasa kuralının uygulanmasızorunludur.
Buaçıklamaların ışığı altında şu sonuç kendiliğinden ortaya çıkar: Anayasa,sorumluların hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonunda Sayıştayca verilecekkararlara “hüküm” niteliği ve “kesinlik” tanımıştır. Anayasa, bu deyimlerirasgele kullanmış değildir; Sayıştayın tarih içindeki gelişimi, öteden beriyürürlükteki kanunlarla verilmiş görevler ve ilâmlarının tabi tutulduğu hükümlergözönünde bulundurulmuştur. Temsilciler Meclisindeki görüşmelerinincelenmesiyle de varılacak sonuç budur.
Anayasanın“kesin” nitelik tanıması dolayısiyle aleyhine başkaca idare ve yargı yerlerinebaşvurulmasına olanak bulunmayan bir Sayıştay hükmüne karşı Danıştaya başvurmayolun açılması Anayasanın 127.,4. ve 8. maddelerine aykırı düşer.
II.Bu karşıoy yazısına adlarını koyanların görüşü:
1-Anayasa’nın 127. maddesindeki “sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlamak” deyimi :
Yukarıdaözetlenen gerekçeden de anlaşılacağı üzere itirazın reddi kararı Anayasa’nın127. maddesindeki Sayıştay’ın “sorumların hesap ve işlemlerini kesin hükmebağlama” görevine ilişkin hükmün aydınlık olduğu; Sayıştay’ın bu görevi TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına değil Anayasa ile doğrudan doğruya verilmiş birgörev olarak yerine getireceğinin ve ilâmlarının Danıştay’caincelenemiyeceğinin 127. madde metninde açıkça anlaşıldığı görüşüneoturtulmuştur.
Anayasa’nın127. maddesi şöyle başlamaktadır:
“Sayıştay,genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak ve …………..la görevlidir.”
Bucümleden sorumluların hesap ve işlemlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adınakesin hükme bağlamak anlamının çıkarılması için “Türkiye Büyük Millet Meclisiadına” ibaresinin maddenin başında bulunması şart değildir. İbarenin şimdikiyeri de böyle bir anlamın çıkarılmasına elverişlidir. Kaldı ki genel ve katmabütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarının denetlenmesininereği ve sonucu sorumluların sorumlularını ortaya koymaktır ve bu denetlemeçalışmalarının son evresini oluşturur. “Denetleme” ve “ hesap işlemleri hükmebağlama” aralarında sıkı hukuk bağlantısı bulunan iki kavramdır. Şu durum herikisinin de aynı nitelikte sayılmasını zorunlu kılar. Onun içindir ki yalnızdenetlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapıldığı, sorumu belirtmeninTürkiye Büyük Millet Meclisi adına yapılmadığı yolunda bir görüşün hukukçasavunulabilir yönü olamaz. Öte yandan bilindiği üzere yasa metinlerde o yasanınhükümlerini yürütecek mercii açıklamak için konulan maddelerde genel olarakbakanlıklar değil bakanlar; hizmet, yasama meclislerine ilişkin ise YasamaMeclisi değil Yasama Meclisi Başkanı (Sözgelimi 9.1.1950 günlü, 5509 sayılıKanunun 9.; 16.7.1965 günlü 695 sayılı ve 1.2.1966 günlü, 787 sayılı Kanunların3. maddelerinde olduğu gibi) yürütme ile görevlendirilirler. Buna karşılıkSayıştayın yargı organlarını ve yargılama düzenini de kapsayan 21.2.1967 günlü,832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerini yürütme görevinin Cumhuriyet Senatosunave Millet Meclisine (başkanlara değil) verilmiş olduğu görülür (Madde 108).Hüküm bu açıdan üzerinde durulmağa değer.
“Kesinhükme bağlamak” deyimine gelince: Bu deyimi tutunularak Anayasa’nın Sayıştayıyargılama yetkisi ile donatıp bir yüksek mahkeme olarak kurduğu yahut çoğunlukileri sürdüğü gibi bir yargı yeri olarak kurmamakla birlikte kararlarına karşıbir son derece mahkemesi kararı imişçesine bütün yolları kapadığı ilerisürülemez. Çünkü aslında “kesin hükme bağlamak” deyimi hukuk diline ilk kezgirmektedir ve Anayasa’nın da yalnız bir yerinde kullanılmıştır; henüzaydınlığa kavuşmuş bir kavramı yoktur. Eskiden “muhkem kaziyye” deyimiyleanlatılan kavram şimdi “kesin hüküm” sözü ile belirtilmekte ise de bir işin“muhkem kaziyyeye bağlanması”ndan söz etmek Türkçeye ve “muhkem kaziyye”kavramına uymayan bir söyleyiş olur. Ancak bir kararın “muhkem kaziyye”niteliğini kazındığı veya ortada “muhkem kaziyye” bulunduğu için bir davayayeniden bakılamayacağı söylenebilir. “Mahkeme şu işi muhkem kaziyeye bağladı”sözünün değil hukuk dilinde Türkçede de yeri yoktur. “Kesin hükme bağlamak”sözünün başka bir anlamı olmak ve bu anlamı aydınlığa çıkarmak gerekir.
Anayasanın;Yüksek Seçim Kurulu için “… seçim konulariyle ilgili bütün yolsuzlukları,şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama…..” (Madde75/1),Uyuşmazlık Mahkemesi için “……. Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındakigörev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.”(Madde142/1) ve Anayasa Mahkemesi için “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir.”(Madde 152/1) sözlerini kullandığı halde Sayıştay için başka, hem de yeni birdeyime gitmesi bu üç yüksek yargı merciinin kararları ile Sayıştay kararlarıarasında bir fark gözettiği göstermesi bakımından dikkate değer.
YüksekSeçim Kurulunun, Uyuşmazlık Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin kararlarınınkesinliği konusunda kuşkuya düşmenin elbette ki yeri yoktur. Çünkü Anayasa buüç kuruluşun niteliğini açıkça belirtmiş ve kararlarının kesin olduğunu hükmebağlamıştır. Oysa Sayıştaya, “kesin hükme bağlamak” gibi kendisi müphem birdeyimden yararlanarak, Anayasanın öngördüğünden büsbütün ayrı bir nitelikverilmek istenmektedir.
AnadiliTürkçe olan kimseler Anayasa’nın 127. maddesinden birbirine karşıt anlamlarçıkarırlarsa artık o madde hükümlerinin açık ve aydınlık olduğundan sözedilemez ve Anayasa kurallarının tümü gözönünde tutularak yoruma gidilmesi;Anayasa Koyucunun Sayıştay için hukuk anlamiyle “hüküm” verebilecek ve “hüküm”leri aleyhine hiçbir yola başvurulamayacak bir kuruluş, başka deyimle biryüksek yargı mercii niteliğini öngörüp görmediğinin böylece saptanması zorunluolur. Aşağıda yapılacak olan da budur.
Öteyandan Anayasa kuralları, ilke olma yönünden eşdeğerde bulunmakla birliktehepsi de bir hukuki bütünün birbiriyle tutarlı, uyumlu parçalarıdır. Bir hükmünyorumlanmasında, aşağıda ayrıntılariyle tartışılıp açıklanacağı üzereçoğunluğun “kesin hükme bağlamak” deyimi üzerindeki görüşünde olduğu gibi, birbütünlük, tutarlılık ve uyumun kökünden bozulması yorumu hukuki dayanaktanyoksun bırakır ve inindarıcı olmaktan çıkarır. Şurası da unutulmamalıdır kiAnayasa kuralları eşdeğerde olmakla birlikte Devletin temel koşullarına ilişkinilkelerin herhangi bir kuralın yorumunda öteki kurallara üstün değerdetutulması zorunlu ve doğaldır.
2- Anayasa’yave 832 sayılı Kanuna göre Sayıştay :
Anayasa’nın127. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
(Madde127/1- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ilemallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesapve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlara verilen inceleme, denetleme vehükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. )
Şimdide 832 sayılı Kanunun “Sayıştay’ın görev ve yetkisi” başlığını taşıyan 1. maddesiniokuyalım:
(Madde1- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini yargılama yoliyle kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verileninceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.)
Görülüyorki 832 sayılı Kanunun 1. maddesi bir “bütün” sözcüğü eksik olarak, noktalamaişaretlerine varıncaya dek Anayasa’nın 127. maddesindeki birinci fıkra metninintıpkısıdır. Sadece kanundaki hükme bir “yargılama yoliyle” deyimi eklenmiştir.Anayasanın 127. maddesi Sayıştaya yargılama görevi verildiği biçimindeanlaşılmaya elverişli bulunsaydı yahut çoğunluğun düşündüğü gibi yargıyetkisiyle donatılmamış bir kurulun kesin hükümler verebilmesi olağan olsaydıkanuna bu deyimin eklenmesi gereksiz kalırdı. Madde metninin böyle biranlayışa, hattâ yoruma elverişsizliği görülmüş ve yargı yeri olmama durumu ilekesin hükümler verebilme olanağı bağdaştırılamamıştır ki 832 sayılı kanunun 1. maddesinin,Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasının tıpkı tıpkısınatekrarlanmasından ibaret metnine “yargılama yolu ile” deyimi katılarakSayıştayın yargı yetkisi ile donatılmasına çalışılmıştır.
Yalnızcabir kanunun bir kuruluşu yargılama yetkisi ile donatması kendi başına yeterlideğildir. Bu, ancak açık bir Anayasa hükmünün varlığı ile desteklenirse değerve geçerlik kazanır. Oysa Anayasa, yargılama yetkisini tanıdığı mercileri“Cumhuriyetin Temel Kuruluşu” başlığını taşıyan Üçüncü Kısmının “Yargı”başlıklı Üçüncü Bölümünde (Madde 132-152) bir bir saymıştır. Mahkemelerin veYüksek mahkemelerin görecekleri davalar da yine bu bölümde adil, idari, askeriolmak üzere üç kümeye ayrılmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesini adli, idari ve askeriyargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarakçözümleme ile yetkili kılınan hüküm de (Anayasa Madde 142) bu üç çeşit yargıdışında başka bir yargı düzeninin ve merciinin Anayasaca öngörülmediğini ayrıcateyit ve tekrar eylemektedir. Şu duruma göre bu merciler dışında hiçbir mercieyargı hakkı tanınmasına olanak yoktur. Çünkü hiçbir kimse veya organ, kaynağınıAnayasa’dan almıyan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (Anayasa:Madde 4/3).
Birmerciin yargı yetkisi ile donatılabilmesi için Anayasa’da açık hüküm bulunmasıgerekmekle birlikte Sayıştay’a yargılama yetkisi verildiğine ve kararlarıaleyhine başvurma yollarının kapatıldığına delâlet edebilecek dolaylıhükümlerin de Anayasa’da yer almadığı, üstelik bütün dolaylı hükümlerin bununaksini ortaya koyacak nitelikte bulunduğu aşağıda sırası geldikçe ayrı ayrıbelirtilecektir. Yalnız şurada Sayıştay’a ilişkin kanunların ötedenberiAnayasaların çizdikleri sınırları taşma eğilimi gösterdiğine kısaca işaretetmek yerinde olacaktır.
23Nisan 1340 günlü, 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Mevaddı Mütferrikebaşlıklı Altıncı Faslındaki (Kuvvei Kazaiye, Dördüncü Fasılda yer almıştır.)Divanı Muhasebata ilişkin 100. maddesinin “Büyük Millet Meclisinde merbut veDevletin varidat ve masarifatını kanunu mahsusuna tevfikan murakabe ilemükellef bir Divanı Muhasebat müessestir) yollu metni ile 16.6.1934 günlü, 2514sayılı Divanı Muhasebat Kanununun 1. maddesinin (Divanı Muhasebet TeşkilâtıEsasiye Kanununun yüzüncü maddesi hükmüne göre Büyük Millet Meclisine bağlı veDevletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun namına vekanun hükümlerine göre murakabe ve Devlet mallarını kabz ve sarf ve idare vemuhafaza edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyettir) ve18. maddesinin (üç aza ile bir reisten terekküp eden daireler birer hesapmakinesidir…… Daireler bu kanun mucibinde muhasiplerin idare hesaplarını tetkikve muhakeme ederek Muhasebei Umumiye Kanunu ve bu kanun hükümlerine göre yalnızmuhasip ve tahakkuk memurlariyle ikinci derece amiri italar hakkında hükümverir…..) biçimindeki metinlerinin karşılaştırılması bu konuda bir fikiredinilmesine yeteceği için başkaca açıklama ve eleştirme gerekli görülmemiştir.Çoğunluk görüşünde sözü geçen “Sayıştayın tarii gelişimi” işte budur.
a) SayıştayTürkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapar :
Yukarıdagerekçesiyle belirtildiği üzere Sayıştay Büyük Millet Meclisi adına denetlemekve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevlidir.Sayıştaya yargı yetkisinin tanınmasını önlemeğe tek başına bu hüküm bileyeterlidir. Çünkü Anayasa 7. maddesiyle “yargı yetkisinin, Türk Millet adınabağımsız mahkemelerce kullanılacağı” kuralını koymuştur.
B) AnayasaSayıştay Başkan ve üyelerine hâkimlik teminatı tanınmamıştır :
YineAnayasa’nın 7. maddesine göre yargılama yetkisi ancak bağımsız hâkimleringörevli bulunduğu mercilere verilebilir. Anayasanın 132. maddesi hâkimleringörevlerinde bağımsız olmaları ilkesini teyit etmekte ve hâkimlere tanınanteminat 133. maddede ve 134. maddenin ikinci fıkrasında açıklanmaktadır. 127. maddeninikinci fıkrasiyle Anayasa’nın Sayıştay başkan ve üyeleri için öngördüğüdüzenlenmesi kanuna bıraktığı teminat hâkimlik değil, bir çeşit memurlukteminatıdır. Burada teminatın “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıesaslarına” göre düzenleneceğinden (140. madde ile Danıştay, 141. madde ileAskeri Yargıtay ve 138. madde ile Askeri Yargı için öngörüldüğü üzere) sözedilmediği gibi 132., 133. ve 134. maddelere de herhangi bir göndermeyapılmamıştır. Üstelik Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesisırasında Meclise Sayıştay’dan katılan üye Sayıştay görevlilerine hâkimteminatının tanınmasını istemiş; bu yolda önerge vermiş; ancak Sayıştayailişkin Anayasa maddesinin aldığı kesin şekilden de anlaşılacağı üzere bu istemmaddeyi geri çeken Anayasa Komisyonunca ve komisyonun saptadığı metnibenimseyen Temsilciler Meclisince kabul edilmemiş; önergeyi veren de AnayasaKomisyonunun getirdiği metne karşı itirazda bulunmamıştır.
832sayılı Kanunun Sayıştay başkan ve üyeleri için Anayasa’da öngörülen hâkimlikteminatının tıpkısını kabul ettiği bir an için düşünülse bile gene de bununhâkimlik teminatı niteliğinde sayılmasına olanak yoktur. Çünkü kanunlarıngetirdiği teminat yine kanunlarla daraltılabilir veya kaldırılabilir. Oysasınırları ve niteliği Anayasa’da belirlenmiş hâkimlik teminatı üzerinde KanunKoyucunun tasarrufta bulunması düşünülemez.
c) Sayıştay,Anayasa’nın Yargı Bölümüne sokulmamıştır :
Sayıştayailişkin hüküm, bilindiği üzere, Anayasa’nın yargı bölümünde (ÜçüncüKısım-Üçüncü Bölüm) değil Yürütme Bölümünün İktisadi ve Mali Hükümler kesiminde(Üçüncü Kısım-İkinci Bölüm-D kesimi) yer almıştır. Bu yerin Anayasa KoyucununSayıştay için ne gibi bir nitelik öngördüğünü açıklama bakımından önemi vardır.Yüksek Seçim Kuruluna, kesin kararlar veren bir yüksek yargı olduğu halde,YargıBölümünde değil de Yasama Bölümünde yer verildiğinden söz edilerek bundan birkuruluşun Anayasadaki yerinin, niteliğini gösterecek bir ölçü gibi elealınamıyacağı sonucunun çıkarılmasına ve Sayıştay ile Yüksek Seçim Kuruluarasında bir benzerliğin oluşturulmasına çalışılabilir.
YüksekSeçim Kurulu, altı üyesi Yargıtay, beş üyesi Danıştay Genel Kurullarınca kendiüyeleri arasında seçilmek yoliyle oluşur. (Anayasa: madde 75/3) Bu üyeleraslında Anayasa uyarınca bağımsız, hâkimlik teminatı ve yargılama yetkisiyledonatılmış kimselerdir; esas yerleri Anayasa’nın yargı bölümündedir. Öte yandanYüksek Seçim Kuruluna seçimlerin yönetim ve denetimi yanında yine Anayasa ile(madde 75/1) “seçim konulariyle ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet veitirazları inceleme ve kesin karara bağlama” yetkisi verilmiştir. Niteliği,görev ve yetkileri Anayasa’nın açık hükümleriyle böylesine belirlenen birkuruluşun, Anayasa metnindeki yeri elbette ki yine Anayasa ile belirlenenniteliğini etkilemez. Fakat Yüksek Seçim Kurulu ile hiçbir benzer yönübulunmayan, baştan başa farklı bünyede; yetkileri ve karar alanı Anayasayönünden tartışmalı Sayıştay için yapılacak yorumda, bu kuruluşun Anayasadakiyerinin önemi büyüktür. Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesisırasında Sayıştay’dan bu Meclise katılan üyenin, yaptığı konuşmada ve verdiğiönergede Sayıştay’ın Anayasa’nın yargı bölümünde yer almasının gerektiğiniileri sürmesine rağmen Anayasa Komisyonunun bu istemi kabul etmediği; istemeuymayan yeni madde metni üzerinde önergeyi verenin her hangi bir itirazdabulunmadığı ve Temsilciler Meclisinin de komisyonun görüşünü benimseyerekistemi reddetmiş duruma geldiği gözönünde tutulursa Sayıştaya Anayasa metnindeverilen yerin etkenliğinin daha da güçlendiği görülür.
ç) AnayasaSayıştay için yargılama usullerinin düzelmesini öngörmektedir :
Anayasa’nın127. maddesinin ikinci fıkrası Sayıştay’a ilişkin olarak kanunla düzenlenecekkonuları şöyle sıralamıştır:
aa)Sayıştay’ın kuruluşu;
bb)Sayıştay’ın işleyişi;
cc)Denetimusulleri;
çç)Mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri;
dd)Başkan ve üyelerin teminatı.
Görülüyorki Anayasa koyucu burada “yargılama usullerin” den hiz söz etmemektedir.“İşleyiş” deyiminin “yargılama usullerini” kapsadığı ileri sürülmez. ÇünküAnayasada gerektikçe hep “işleyiş” deyiminin yanına “yargılama usulleri”deyiminin de eklenmesi yoluna gidilmiş; “işleyiş” deyiminden vazgeçilse bile“yargılama usulleri” nin yine söz edilmiştir: “Mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir” (madde 136);“Danıştay’ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ….. kanunladüzenlenir……………” (madde 140/5); Askeri Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, yargılamausulleri …………kanunla düzenlenir.” (madde 141/4); “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri kanunla…………. düzenlenir.” (madde 148/1).
Sayıştay’ınanayasal bünyesini açıklığa kavuşturacak bir maddede kanunla düzenlenecekkonular bir bir sayılırken “yargılama usulleri” ne bu konular arasında yerverilmemesinin ancak bir anlamı olabilir: O da Sayıştay için yargılama ve biryüksek yargı yeri gibi kesin hükümler verme yetkisinin öngörülmemişbulunmasıdır.
d)Anayasa Sayıştay’ı bir son derece mahkemesi olarak kabul etmemiştir :
Anayasa’da;Yargıtay’ın, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son incelememercii olduğu; kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesiolarak bakacağı” (madde 139/1); “Danıştay’ın, kanunların başka idari yargımercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idaremahkemesi olduğu” (madde 140/1); “Askeri Yargıtay’ın, askeri mahkemelerceverilmiş karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu; ayrınca kanunlagösterilen askeri işlere ait belli davalara ilk ve son derece mahkemesi olarakbakacağı” (madde 141/1) hakkında hükümler vardır. 127. maddede ise Sayıştayyönünden bunlara benzer bir hükme yer verilmiş değildir. Şu durum da Anayasa’nınSayıştay Kurulu içinde bir Temyiz Kurulu oluşturulmasını ve bu kurulunkararları aleyhine yargı mercilerine başvurma yolunun kapatılmasınıöngörmediğini kuşkuyu yer bırakmayacak açıklıkla göstermektedir. Savunulabiliryönü bulunmamakla birlikte bir an için Sayıştay’ın bir yargı mercii olduğudüşünülebilirse, Sayıştay üç çeşit yargıdan ancak idari yargı bölümünegirebileceğinden kararlarının gene de üst derece idare mahkemesi olanDanıştay’ca ve temyiz yoliyle incelenmesi gerekeceği ortadadır.
e) Sayıştayanlaşmazlıkları çözmekte değildir:
832sayılı Kanunun (madde 62-64) “Sayıştay ilâmı” diye adlandırdığı belgeler biruyuşmazlığı çözmekte değildir. Burada herhangi bir anlaşmazlık olmaksızın birdizi hesap ve işlemin incelenmesi ve ilgililerin sorumlu oldukları veyaolmadıkları yolunda bir sonuca varılması söz konusudur. Sayıştay Kanunundakiusul incelenirse görülür ki denetçiler kendilerine verilen hesapları inceleyiprapora bağlarlar. (madde 48). Raporlar Birinci Başkan aracılığiyle veyargılanmak üzere dairelere dağıtılır (madde 50). Dairelerce alınacak sonucagöre beraat, zimmet veya tazmin hükmü verilir (madde 61) ve sonuç ilâm dabelirtilir (madde 62). Yani alacaklı olması gereken idarenin istemi, üstelikhaberi olmadan yolsuz hesabın sorumluları belirlenmekte; alacağın bunlardantahsiline hüküm verilmekte; ancak bundan sonra idare “ilâm” la sonuçtanhaberdar edilmektedir. (madde 63).
Şudurum da “kesin hükme bağlama”nın bir yargı kararı niteliği taşımadığını ayrıcaortaya koyar. Hele aynı kanunun “saymanların hesaplarının, Sayıştay’a noksansızverildiği tarihten itibaren iki yıl içinde yargılanmadığı takdirde, hükmenonanmış sayılacağı” kuralını koyan 66. maddesi “yargılama” ve “hükmen”deyimlerinin bilinen hukuk kavramları olarak değerlendirilmesini büsbütünolanak dışı kılmakta ve işlemin yalnızca bir inceleme ve denetleme yolu olduğugörüşünü desteklemektedir.
f) 832sayılı Kanun, Sayıştay’ı yargı yetkisine sahip olağanüstü bir merci durumunagetirmiştir :
832sayılı Kanunun Sayıştay’ı bir hesap mahkeme olarak öngörmesi ve bu kuruluşuyargı usulleri öteki yargı mercilerinkine benzemeyen, kararlarını hiçbir yargımerciin incelemiyeceği nev’i şahsına özgü bir müessese durumuna getirmesiAnayasa’nın Cumhuriyetin Temel Kuruluşu başlıklı üçüncü kısmına bir de “hesapyargı yeri” eklenmesi demektir. Böylece “bir kimseyi tabii hâkiminden başka birmerci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü birmerci” ortaya çıkmaktadır. Bu ise, Anayasa’nın kesinlikle yasakladığı birdurumdur. (madde 32/2).
g) TemsilcilerMeclisindeki değişikliğin asıl önemli yönü :
Anayasatasarısının Sayıştay’a ilişkin hükmünün bir konuşma ve önerge üzerine(tasarı:madde126) Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca geri alınarakyeniden yazıldığı bilinmektedir. Bunun kendi başına bir önemi yoktur. Asılsorun konuşma ve önergede ileri sürülenlerin hangilerinin kabul, hangilerininreddedildiğidir. Yeniden yazılan, önergeyi verence itiraz edilmeyen veTemsilciler Meclisinde kabul olunan metinde Sayıştay’a yargı bölümünden yerverilmesine ve Sayıştay başkan ve üyelerine hâkim teminatı tanınmasına ilişkinistemler nazara alınmamıştır. Durumun ağırlık noktası budur.
h) Anayasa’nınSayıştay’a kesin yargı kararı verme yetkisini tanıdığı düşünülemez:
Bukonuda son olarak şunu da belirtmek yerinde olacaktır:
Yargıalanında ve özellikle işi kökünden çözümleyen kesin yargı kararı konusunda çoktitiz ve ayrıntılı hükümler getirmiş olan ve en küçük tazminat davalarının bilebunlardan yararlanması yollarını açık tutan Anayasa’nın, yargı merciiniteliğini tanımadığı ve üyelerin hâkim teminatı dışında bıraktığı bir kuralakesin yargı kararı verme ve böylece söz gelimi bir saymanı yerine göremilyonları bulacak bir borcu ödemekle yükümlü tutma yetkisini tanıyabileceğinive bu ereğini de Anayasa metninde benzeri durumlarda kullandığı anlatımyolundan uzaklaşarak sadece “kesin hükme bağlama” gibi yeni ve müphem birdeyimle açıklayacağını düşünmek sağduyu ile ve hukuk mantığiyle bağdaştırılamaz.
i)Özetleme :
Yukarıdaberi açıklananlar varılacak sonuç şöyle özetlenebilir:
aa)Anayasa Sayıştay’ı bir yargı mercii olarak öngörmüş, yahut çoğunluk görüşündeileri sürüldüğü gibi bunu öngörmeksizin kuruluşu bir yargı yeri gibi hükümverme yetkisiyle donatmış, bu kuruluşun kararlarına karşı yargı mercilerinebaşvurma yolunu kapatmış değildir. Sayıştay’ı Anayasa’ya rağmen bu durumagetiren; ona yargılama yetkisi tanıyan; bünyesi içinde bir Temyiz Kuruluoluşturan; bu kurulca verilen kararların kesin olduğunu saptayan; Sayıştayilâmlar aleyhine Danıştaya başvurulması yasaklayan 832 sayılı Kanundur.
bb)Anayasa’nın 127. maddesinde geçen “kesin hükme bağlama” deyiminin “kesin işlemebağlama”, “kesin sonuca bağlama, “kesin idari karara bağlama” kavramlarınınötesinde bir anlamı yoktur.
“Sayıştayilâmı” diye adlandırılan belgeye icra dairelerince infazı gerekli bir mahkemehükmü niteliği verilemez. Bu, aslında denetleme ve inceleme sonunda hesaplardave işlemlerde ortaya çıkarılacak yolsuz ve kanunsuz davranışların doğurduğuHazine zararını kesin olarak saptayan bir belgedir; delil olma yönünden değerivardır. Ancak “bir zararın saptanması” ve “bir zarardan sorumlu olma”durumlarını birbirinden ayırmak gerekir. Sorum konusunda yargı mercilerininsöyleyeceği çok söz vardır. Onun için Sayıştay’ın “sorumluların hesap veişlemlerini hükme bağlama” yetkisinin bu kişiler hakkında öznel kararlar almayetkisini de kapsadığı hukukça savunulabilir bir görüş olamaz. Sayıştay’ınTürkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapması da sorumluları şahsen borçaltına sokacak öznel kararlar vermesini haklı göstermez. Çünkü Türkiye BüyükMillet Meclisinin kendisinin bile böyle bir yetkisi yoktur.
Sayıştay’ınzararı saptayan kesin kararı üzerine sorumlu görünenler hakkında kovuşturmayageçilmesi doğaldır. Sorumlular zararı ödemeğe yanaşmazlarsa son sözü yargımercii söyler. 852 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası bu yolu tümkapsamaktadır.
3- Sayıştay’a832 sayılı Kanunun verdiği yetkiler dolayısiyle ortaya çıka sakıncalar :
Burayakadar söylenenler Anayasa’nın Sayıştay’ın bir yargı mercii olmasını veya biryargı mercii gibi hükümler vermesini öngörmediğini ve kararlarına karşı yargımerciine başvurma yolunu kapatmadığını belirtmek içindir. Ancak bu kurula 832sayılı Kanunla yargılama yetkisi verilmesi ve özellikle itiraz konusu hükümAnayasa’nın kişileri tanıdığı kimi temel hakların ve hürriyetlerinzedelenmesine yol açmakta ve bu konuya da kısaca değinmek zorunlubulunmaktadır.
a)Hakarama hürriyetleri :
Herkesin,meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı veyadavalı sıfatiyle iddia ve savunmada bulunma hakkı vardır. Hiçbir mahkeme, görevve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. (Anayasa madde 31)
Haksahibi ile kendisinden hak istemenin yargı mercii önünde davacı veya davalıolarak karşılaşabilmeleri bu hürriyetin gereğidir. Devlet haksız eylemden doğanalacakları için adliye mahkemelerine başvurur ve davalı da savunma hakkınıkullanırken yine haksız eylemlerle Devleti zarara soktuğu ileri sürülen birkimsenin, sırf Sayıştay denetimine bağlı bir görevde olması yüzünden mahkemehuzurunda kendini savunamamasını haklı gösterecek bir hukuki neden ve zorunlukortaya konulamaz.
Devletinkişilerden ayırımlı olarak, kimi alacaklarını mahkeme hükmü gerekmeksizindoğrudan doğruya kovuşturmaya yetkili olduğu durumlar vardır. Ancak bunlar kamualacaklarına ilişkin olanlardır. Kamu alacaklarının tahsiline girişilmesihalinde de kişinin ya belli itiraz ve temyiz mercilerine ve sonunda Danıştay’abaşvurarak veya doğrudan doğruya Danıştay’da iptâl davası açarak biranlaşmazlık yaratmak ve savunmada bulunmak hakkı vardır.
Anayasa’nıngerek 31. maddesi gerekse idarenin hiçbir eşlem işleminin hiçbir halde yargımercilerinin denetimi dışında bırakılamayacağı kuralını koyan 114. maddesi,anlaşmazlık halinde kişi ile idarenin yargı mercii önünde karşılaşması yolunuaçık tutmaktadır. Oysa Sayıştay’ca karara bağlanan işlerde bu yol kapalıdır.
b) Tabiiyargılamada usul :
Birkimsenin tabii hâkimi huzurunda yargılanması bir Anayasa teminatı; tabii biryargılama usuliyle yargılanması ise bu teminatın bir gereğidir. Gerçi Anayasayargı mercilerinin yargılama usullerinin düzenlenmesini kanunlara bırakmış vebu konuda ana kurallar koymamıştır. Ancak yargılama usullerine ilişkin olarakher medeni ülkede uygulanan yerleşmiş hukuk kuralları da yok değildir.Anayasanın 2. maddesiyle hukuk devleti olarak tanımlanan Devletimizde de bukuralların uygulanması gerekir. Bunların dışında kalacak bir yargılama düzenihukuk devletinin korumakla ödevli bulunduğu genel hukuk esaslarına aykırıdüşer.
Bukurallardan konu ile ilişkisi bulunan bir kaçı aşağıda gözden geçirilerekSayıştayın durumu ile kıyaslanacaktır.
aa)Tarafsız Mahkeme :
Tarafsızlığısaylayan, mahkemelerin bağımsız ve hâkimlerin teminatlı oluşudur. Türkiye BüyükMillet Meclisi adına denetimle görevli, mensupları anayasal hâkimlikteminatından yoksun bir kuruluşun tarafsızlığı kabul edilemez.
bb)Savunma :
Denetçiler,kendilerine verilen hesapların – Hesaplar Birinci Başkanın görevlendireceğidenetçilerle incelenir (Madde 46/1). –incelenmesi sırasında mevzuata uygunbulmadıkları veya eksik gördükleri işler hakkında sorumluların yazılısavunmaları alırlar (Madde 48/1). En çok otuz gün içinde cevap vermiyensorumluların savunmaları beklenmiyerek rapor düzenlenir (Madde 48/2). Hesapraporunun dairece incelenmesi sırasında uzman denetçi hesapta yeniden ilişiklihususlar görürse o da sorumlunun savunması alır (Madde 56/4).
İşte832 sayılı Kanunun tanıdığı savunma hakkı bundan ibarettir. Oysa savunma davahakkı kadar korunması gereken bir temel haktır. Anayasa (Madde 31) yalnızcaiddia ve savunma hakkını değil “yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak, iddia ve savunma da bulunmak hakkı” nı tanımıştır.
Denetçiyeverilen yazılı karşılıklarla yetinilip hükme varılmasını mümkün kılan biryargılama usulünün hukuk devletinde yeri olmamak gerekir.
cc)Duruşma :
Anayasayagöre mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmalardan bir bölümünün veyatümümün kapalı yapılamasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesinolarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir (Madde 135/1). 832 sayılıKanunda duruşma söz konusu değildir. Ancak Temyiz Kurulunda “mürafaa” ya olanaktanınmıştır. Kurulun yalnız bir tarafı davet etmek hakkı da bulunduğu için(Madde 72) bunun bile bir gerçek duruşma niteliğinde kabul edilmesi mümkündeğildir.
çç)Kanun yolu :
Mahkemekararları üst derece mahkemelerinde (Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay)temyiz yoliyle incelenebilir. Anayasa, Sayıştaya bir son derece mahkemesiniteliği tanımadığı halde 832 sayılı Kanun “Sayıştay dairelerince verilenilâmları temyiz yoliyle incelemek ve bu konuda kesin kararlar vermek üzere”Sayıştayın bünyesi içinde bir “Sayıştay Temyiz Kurulu” oluşturmaktadır (Madde67). Temyiz kurulu, 4 yıl için Sayıştay Genel Kurulunca daire başkanlarıarasından seçilecek 4 daire Başkanı ile her daireden seçilecek – Sayıştayın 8dairesi vardır, (kanuna bağlı 1 sayılı cetvel)- 2 üyeden kurulur. Kararlarıtemyiz edilen daire başkanının ve üyelerinin oy hakkı olamaz. Kurul üyetamsayısının üçte ikisi ile toplanır; mevcudun çoğunluğu ile karar verir.Temyiz Kurulu Sayıştay Dairelerince verilen ilâmların son hüküm merciidir.(Madde16).
Karşılıklıolarak birbirlerinin kararlarını üstelik kararı verenlerin huzuriyleinceleyecek üyelerden oluşan bu kurulun Sayıştay dairelerinden çıkan “ilâmların“son hüküm mercii” oluşu gibi bir durumun “hukuk devleti” ilkesiyle nasıl bağdaştırılabildiği,üzerinden önemle durulacak bir konudur.
dd)Vicdani kanaat sorunu :
Birgider hesabını inceleyen Sayıştay denetçisi genellikle giderin kanunlara,tüzüklere, yönetmeliklere, bütçedeki tertibine, ödeneğine ve kadroya uygunolarak harcanıp harcanmadığını, ödememin istihak sahiplerinin kimliğiaraştırılmak yoliyle yapılıp yapılmadığını ve bütün bu işlem ve hesaplarınbelgelere ve kayıtlara uygun olup olmadığını araştırır (832 sayılı Kanun- madde46). Beraat, zimmet veya tazmin hükümleri de bu esaslara göre verilir. Bukaskatı, dar, adeta makineleştirilmiş bir inceleme düzenidir. Oysa hâkimlerAnayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler (Anayasa:madde 132/1). Şu durum bile Sayıştay’ın bir yargı merci değil, bir idaridenetim kuruluşu olduğunu göstermeye yeterlidir.
c) Özetleme:
832sayılı Kanunun Sayıştay için öngördüğü bünye ve yetkiler dolayısiyle temel hakve hürriyetler yönünden ortaya çıkan sakıncaların en önemlileri üzerinde kısacadurulmuştur.
Devletingelir ve giderleri ile malları üzerinde çok titiz ve gerekirse olağanüstü birdenetim düzeninin kurulmasına kimsenin bir diyeceği olamaz. Bundaki kamu yararıortadadır. Ancak denetim sonunda sorumlu ve tazminle yükümlü görülenler, 45. maddeninitiraz konusu son fıkrasiyle olduğu gibi, yargı mercilerinde kendilerinisavunma teminatından yoksun bırakılırsa; bir başka deyimle denetim düzeniyüzünden birtakım temel hak ve hürriyetlerin zedelenmesine yol açılırsa o zamanAnayasaya aykırılık kendini gösterir. Çünkü kanun; kamu yararı, genel ahlâk,kamu düzeni, sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkınve hürriyetin özüne dokunamaz (Anayasa: Madde 11/2).
4- Sonuç:
832sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrasında yer alan “Sayıştayca verilenilâmlar aleyhine Danıştay’a başvurulamaz” hükmü Anayasanın 2. maddesindeki“hukuk devleti” ilkesine, yine Anayasanın “yargı yetkisi, Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılır” kuralını koyan 7., hak arama hürriyetineilişkin 31., tabii yargı yolunu belirleyen 32., idarenin eylem ve işlemleriüzerindeki yargı denetimini ilkeleştiren 114., Sayıştaya dair 127., Danıştayhakkındaki 140., “kanunların Anayasaya aykırı olamayacağını” saptayan 8. maddelerinedoğruda doğruya aykırıdır; iptali gerekir. Oysa Anayasa Mahkemesi hükmünAnayasaya uygun olduğuna karar vermiştir.
Bunedenle 1971/24-55 sayılı, 10.6.1971 günlü karara karşı karşıyız.
Avni GİVDA
Ahmet AKAR
KARŞIOY YAZISI
1-Çoğunluğunkararı Sayıştay kararlarına karşı Danıştaya başvurulamayacağı hükmününAnayasaya uygunluğunun gerekçesi olarak Anayasanın 127. maddesinin birincifıkrasındaki (Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir vegiderleriyle mallarını T.B.M.M. adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme denetleme vehükme bağlamak işlerini yapmakla görevlidir.) kuralına ve bu kuralın herhangibir yoruma yer bırakmayacak ölçüde kesin ve açık bulunduğu ve bu kuraldaki(Türkiye Büyük Millet Meclisi) sözlerinin yalnızca denetleme işlemine ilişkinbulunup sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama işleminin busözlerin kapsamı dışında kaldığı ilkesine de dayanmaktadır. Oysa sözü edilenfıkradaki (kesin hükme bağlama) sözleri bir an önce kesin yargı kararınabağlama anlamına gelse bile metin tüm olarak gözönünde tutulduğunda T.B.M.M.adına kesin hükme bağlama anlamı dahi çıktığı için metinde artık açıklıkkalmamaktadır; gerçekten azönce anılan cümle baştan aşağı okunduğunda (TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına) sözlerinin hem denetlemek sözünü, hem de dahasonraki kesin hükme bağlamak inceleme, denetleme ve hükme bağlama işleriniyapmak sözlerini kapsadığı anlaşılmaktadır. Bundan başka şu da belirtilmelidirki, sorumluların sorumluluklarını belli etmek, genel ve katma bütçelidairelerin bütün gelir ve giderleriyle mallarını denetlemek işinin ereği vesonucu olan bir çalışmadır; nitekim, hukuk dilinde denetlemek, yolsuzlukları veyolsuz iş görenleri ortaya koymak için araştırma ve inceleme yapmak ve yolsuziş görülmüşse sorumlularını ve onların sorumluluklarını belli etmek gerekir.Buna göre sorumluyu ve onun sorumunun niteliğini belirtmeyi erek edinmeyen birdenetim, denetim sayılmaz, başka deyimle, denetleme ve sorumlunun hesap veişlemlerini hükme bağlama, birbirinden ayrılamayan kavramlardır. Bu dagösteriyor ki denetleme genel bir kavram, hesap ve işlemleri hükme bağlama iseonun içinde bulunan, onun kapsamına giren özel bir kavramdır ve denetlemeçalışmalarının son evresi (nihai safhası), hesap ve işlemleri hükme bağlamaçalışmalarıdır. Bu iki kavram arasındaki çok sıkı hukuki bağlantı, her ikisininde aynı nitelikte sayılmasını zorunlu kılar; bundan ötürü, yalnız denetlemeişleminin Yasama Meclisi adına yapıldığı, bunun son evresi olan sorumluluğubelirtme işleminin ise Yasama Meclisi adına yapılmadığı yollu düşünce, hukukidayanaktan yoksundur.
Kesinhükme bağlamanın dahi Yasama Meclisi adına yapılacağı ortaya çıkınca birçelişme ile karşılaşmış olmaktayız. Çünkü Anayasanın 7. maddesi hükmünce yargıyetkisi ancak ulus adına ve bağımsız mahkemelerce kullanılabilir. Demekki çokaçık olduğu sanılan kural, özünde açık olmaktan uzaktır ve böylece yorumagitmek zorunluğu ortaya çıkmaktadır. Yorum için elbet Anayasanın öbürhükümlerini ele almak gerekecektir; zira her yasa gibi Anayasa dahi birbütündür ve tek bir kuralın yeterince açık olmadığı durumlarda bütün metningözönünde tutulması başka deyimle Anayasanın sözü açık olmayınca özünegidilmesi ve bunun için de kurallarının tümünün incelenmesi, yoruma ilişkinhukuk ilkelerindendir.
AnayasanınSayıştayın T.B.M.M. adına kesin hüküm verebileceği yollu kuralının açık birkural olmaması dolayısıyle hükümlerin tümü üzerinde inceleme yapılıp sonucavarılmak yoluna gidilmiştir.
2-Sayıştayın, Türk ulusu adına karar vermemesi nedeniyle bir yargı organıdeğildir; gerçekten az yukarıda yazılan metinden anlaşıldığı üzere, o bütünişlemlerini yaparken ve bu arada sorumluların hukuki durumunu saptarkenT.B.M.M. adına iş görmektedir. Bu yön, Anayasanın 127. maddesindeki yazılıştanbaşka Sayıştay Yasasının yürütülmesini yasama meclislerine bırakan sözü edilenYasanın 108. maddesinin yazılışından da anlaşılmaktadır; oysa, yukarıdakibentte belirttiği üzere yargı yetkisi ancak ve ancak, Türk ulusu adına bağımsızmahkemelerce kullanılabilir.
3-Üyelerinin hukuki durumu bakımından da Sayıştay bir yargı organı değildir.
Birkonuda ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı kararı vermeye yetkilikuralları oluşturan üyelerin güvencesi, hâkim güvencesi (teminatı) adı altındaAnayasamızda gösterilmiş ve bu güvencenin neleri kapsadığı dahi yine Anayasadaaçıkça anlatılmıştır. (Anayasa madde 133,134/2 ve 131/1 deki mahkemelerinbağımsızlığı ve hâkimlik güvencesine yapılan gönderme, yine madde 140/5 tekimahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik güvencesine yapılan gönderme). Anayasa,Sayıştay üyeleri için nasıl bir güvence sağlanacağını hâkim güvencesinde olduğugibi kapsamını belirterek göstermiş değildir. Anayasanın 127. maddesindeyalnızca teminattan söz edilmiştir. Demekki Sayıştay üyeleri niteliği vekapsamı Anayasada gösterilen bir teminattan yararlanmadıkları gibi kendilerinehâkim teminatı tanınacağı yollu bir Anayasa kuralı dahi yoktur.
4-Yüksek Seçim Kurulunun seçimlere ilişkin şikâyet ve itiraz konularında kesinolarak verdiği kararlar, hukuki nitelikçe kesin yargı kararlarıdır (Anayasamad.75); zira bu kurulun bu kararları, bir idare yeri olarak ya da meclis adınavereceği yolunda hiçbir kural, Anayasada yazılı bulunmadığı gibi böyle birkural Anayasanın özünden dahi çıkarılamaz. Bundan başka, Yüksek Seçim Kurulunuoluşturan hâkimlerin yine Anayasa gereğince Yargıtay ve Danıştay üyeleri olmasadahi gösteriyor ki bunlar kapsamı Anayasaca belli edilmiş bir güvenceyesahiptirler. (Anayasa mad. 75). Gerçekten Yargıtay hâkimleri Anayasanın 133. ve134. maddeleri gereğince, Danıştay hâkimleri ise Anayasanın 140. maddesinin 5. fıkrasındakigönderme dolayısiyle hâkimlik güvencesinden yararlanmaktadırlar. Bu bakımlardanSayıştayın Yüksek Seçim Kurulu ile karşılaştırılarak kendisine özgü varlığıbulunan bir yargı kurulu olduğu sonucuna varılmaz.
5- SayıştayınMeclis adına hüküm vermesi dolayısıyla yaptığı hüküm verme işlemlerinin idariişlemlerinin olmadığı ve bu yüzden Danıştayın yargı denetiminin dışında kaldığıgörüşü de doğru değildir; zira, Sayıştayın Meclis adına verdiği hüküm, hiçbirzaman Meclisin hükmü, karar demek değildir. Bundan başka Anayasamız, Meclisinkendisine bile bir yargı işinde son ve kesin karar vermek yetkisini tanımışdeğilken, onun adına karar veren bir yere böyle bir yetkiyi, öncelikletanıyamaz; işin özüne bakılırsa bütçeyi uygulamak ve onu denetlemek ve budenetleme gereği kararlar vermek, nitelikçe idare işlemleridir. Bu bakımdantartışma konumuz olan kararlara karşı idari yargı yolu, Anayasanın 114. maddesiuyarınca, açık bulunmaktadır.
6-Anayasanın yumuşak biçimde güçler ayrılığı ilkesini benimsediği ileri sürülerekSayıştayın bir yargı yeri bulunduğu savı ortaya atılmaktadır. Ancak Anayasayasama meclislerine ya da idareye yalnız bir işi esasından çözülemeyen ve kesinyargı kararı niteliğinde bulunmayan kararlar vermek yetkisini tanımıştır.Nitekim, meclisin bir başkanı Yüce Divana yollama kararı son soruşturmanınaçılması kararı niteliğinde bir yargı kararıdır, ama ceza davasını suçlulukveya suçsuzluk, ceza verilmesi veya verilmemesi yönünden kesinliklesonuçlandıran bir yargı kararı değildir. Anayasa hükümleri; gerek teker teker,gerekse tüm olarak incelendiğinde yargı konusunda ve özellikle işi esasındançözümleyen kesin yargı kararı konusunda Anayasa koyucunun mahkemelere vehâkimlere, önceki Anayasalarımızla ve yabancı ülkelerdeki Anayasaların birçokları ile karşılaştırılamayacak ölçüde geniş bir bağımsızlık ve güvencesağladığı ve bunu birçok hükümlerle belirttiği görülmektedir. Böyle birdoğrultuda hükümler koyan Anayasanın mahkeme niteliğini tanımadığı ve üyelerinihâkim güvencesinden yararlandırmadığı bir kurula kesin yargı kararı vermekyetkisini tanıyacağını düşünmek, onun yargı alanında gerçekleştirmek istediğinikendisinin engellemiş demek olur, başka deyimle bir yandan, 5-10 liralık paracezasının veya 50-60 liralık alacak davalarının bile, niteliği ve kapsamıkendisince gösterilmiş bağımsızlık ve güvenceye sahip mahkemeler ve hâkimlerceson karara bağlanmasını kesin kurallarla düzenlemiş bulunan bir Anayasanı, öteyandan, bir saymamın ya da bir tahakkuk amirinin yerine göre milyonları bulacakolan bir borcu için kesin idari bir kararla sorumlu tutulabilmesini ve bukarara karşı yargı yolunun kapalı olmasını kabul etmiş bulunması, ne genelmantık, ne de hukuk mantığı bakımından savunulamaz.
Diğertaraftan Sayıştayın vereceği –kesin hükümleri- yargı denetimi dışında tutmakdüşüncesi, hukuki dayanaktan yoksun olduğu kadar, bazı kişilerin Anayasadagüvencesinden yararlanmama durumunu da ortaya çıkarır. Anayasanın belli ettiğigüvenceden ve temel hak ve hürriyetlerden yoksun kalanlar, sadece genel vekatma bütçeli dairelerin muhasip, tahakkuk memuru ve amiri itaları gibi bellisorumlular değildir. Sayıştayın bu gibi sorumlular hakkında zimmet veyatazminat kararları alması üzerine, bunların, genel olarak usulsüz ve haksızödemelerden yararlanan üçüncü kişilere rucü etmesi ve mahkum olduklarıdeğerlerin onlardan istirdat ve tahsili yoluna gitmesi doğal sayılmak lâzımgelir. Bu durumda Anayasa güvencesinden yoksunluk dahada yaygın bir halegelecek ve dolaylı olarak bu kişilerin de etkilemek suretiyle Anayasanınöngördüğü güvenceyi ortadan kaldıracaktır.
7-Sayıştay Yasası, 67. maddesinde, Sayıştay dairelerince verilen ilâmlarınSayıştay temyiz kurulunda temyiz yolu ile incelenmesini görmekle Anayasanınöngörmediği bir yüksek mahkeme öngörmüştür; Sayıştay yasasının 45. maddesi isebu kurulun kararlarına kesin yargı kararı niteliğini vermiştir. Sayıştay dairekararları, bir an için yargı kararları sayılsalar bile idari yargı kararıniteliğinde bulunacaklarından, bunlara karşı temyiz yoluyle başvurulacak yüksekMahkeme ise Anayasamızın 140. maddesinin birinci fıkrası gereğince Danıştayolabilir, iptal konusu kural, bu yönden de Anayasaya aykırıdır.
8-Sayıştayın yetkilerini özel yasadan değil, doğrudan doğruya Anayasadan almış olmasıgörüşü, onun işlemlerinin yargı işlemi olduğunu göstermeğe yeterli değildir;çünkü Anayasada Yüksek Hâkimler Kurulu genel Kurmay Başkanlığı gibi bir takımyönetim yerlerinin yetkileri ve görevleri dahi gösterilmiştir. Bu yerler,kuşkusuz, yönetim yerleridir.
9-Sayıştay İlâmlarının bir idari uyuşmazlığı dayanmaması dahi, bunun (hüküm)adını taşıyan işlemlerinin yargı kararı olmadığını gösterir. Gerçekten idaridava, idarenin belli bir işlem ya da eyleminden çıkan uyuşmazlık üzerineaçılır, burda ise belli idari işlemler ya da eylemler üzerine çıkmışuyuşmazlıklar değil bir dizi idare işlemlerinin incelenmesi ve bunlarıyapanların sorumlu oldukları veya olmadıkları yolunda da karar verilmesi sözkonusudur. Bu kararlar ise, yönetim işlemleridir. Bu işlemlere Anayasada hükümdenilmiş olması yargılama usullerine benzeyen yöntemlere göre yapılan incelemesonunda ve yargı kararlarını andırır biçimde verilmelerinin istenildiğinigösterir. Yargılama Usulleri, bir çok bakımlardan bir takım idari işlemlerindaha doğru olmasını sağlayıcı nitelikte bulunduklarından, bu türlü işlemlerinbelli yargılama yöntemlerine göre yürütülecek incelemeler sonunda yapılmasıkamu yararı düşüncesiyle öngörülebilir. Burada tutulan yolda budur.
10-Anayasanın saymanların ve benzeri kişilerin sorumluluklarını nesnel (afaki)sorumluluk olarak öngördüğü ve Sayıştayın bu sorumluluklar üzerine hükümverdiği dahi doğru değildir.
Birkez Sayıştayın yalnızca işlemleri denetleyip onların yasalara uygun bulunupbulunmadığını sorumluların hukuki durumları üzerinde etkisi olmayacak biçimdekarara bağlayacağı anlamına gelen bir söz Anayasada yoktur. Bundan başka nesnelsorum; hukuk alanında, tehlikeden doğan sorumdur; kişisel sorum ise kurusadayanan bir sorumdur. Hükme bağlama işlemi ise, erek bakımından sorumlularınsorumlu tutulup tutulmayacaklarını belli etme işlemidir, tersine olan görüşsorum kavramı ile bağdaştırılamaz. Ancak yönetim kararı yoluyle dahi birkimseye sorumluluk yükletileceği düşünülürse Sayıştayın verdiği kararlarınyargı kararı niteliğinde bulundukları yalnızca bunların ereklerine bakılarakileri sürülemez.
11-Sayıştayı yönetim hesaplarını T.B.M.M adına denetleyen bir kurum olarakidarenin yapısı içinde düşünmek, gerçekten doğru olmayabilir ama işin özüSayıştayın gördüğü denetleme işinin hukuki nitelikçe bir yürütme işi olduğu veSayıştayın yürütme ya da yönetim işini görmekle, Anayasa gereğince,görevlendirilmiş bulunduğudur. Şunu da gözden uzak tutulmalıdır ki Anayasanın114. maddesi hükmü, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlıolduğunu öngörürken yalnızca yürütme örgütü içinde bulunan ve idari eylem veişlemler yapan kişi ya da kuruluşları erek edinmiş değildir; bunun ereği, gerekidarenin gerekse idarenin genel yapısı içine girmeyin özerk kuruluşların, gereksemahkemelerin idari işlem veya idari eylem niteliğindeki davranışlarına karşı,yurttaşları, idare görevlilerini ve başka idare yerlerini korumaktır, obakımdan örneğin Millet Meclisi başkanlığının veya Cumhuriyet SenatosuBaşkanlığının bu kuruluşlardaki bir görevli için yaptıkları işlemlerden ötürüidari dava açılabileceği gibi Anayasa Mahkemesi Başkanlığının bir görevli içinyaptığı idari işlemlerden dolayı da idari dava açılabilir, böylece, Sayıştayınidari örgüt yapısı dışında bulunması, onun (kesin hüküm) adı verilenişlemlerinin hukuki niteliklerine göre idari işlem sayılmasına ve Anayasanın114. maddesi uyarınca onlara karşı idari dava açılmasına hiçbir zaman engelsayılamaz.
12-Anayasanın 4. maddesinde egemenliğin Türk Ulusunun olduğu, ulusun egemenliğini,Anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organlar eli ile kullanacağı hükmünedayanılarak Sayıştayın Türk Ulusu adına kesin hüküm verdiği görüşü savunulamaz.İlk önce Anayasanın 127. maddesinde Sayıştayın T.B.M.M. adına işlem yaptığıkesinlikle belirtilmiştir. Bundan başka, Anayasanın 4. maddesi, yetkiliorganlarının hepsinin ulus adına egemenliği kullandığını belirtmek içinyazılmış değildir. Sözü edilen 3. madde ulusu temsil yetkisinin, yalnızcayasama meclisinin olmadığını, egemenliği yalnızca meclisin kullanmadığıbelirtmek için konulmuştur.
13-Sayıştay Yasasına göre Sayıştayın kesinleşmiş hükümlerinin İcra ve İflas Kanunugereğince yerine getirilmesi kuralı benimsenmiştir. Bunun sonucu olarakSayıştay kararlarının adli yargıca denetleneceği ve bu bakımdan Danıştayındenetimine gerek bulunmadığı dahi ileri sürülemez; zira Sayıştay ilâmları kesinmahkeme ilâmları gibi yerine getirilecektir. Kesin mahkeme ilâmına dayanan icrakovuşturmalarında ise ancak ve ancak İcra ve İflâs Yasasının değişik 33. maddesindesayılan üç nedene dayanılarak şikâyet yolu ile icra hâkimliğine baş vurulabilir.Bu nedenler ise borçlunun ibra edilmiş olması, borcun ertelenmiş bulunması vezaman aşımına uğramış olmasıdır. Görülüyor ki burada icra hâkimi yerinegetirilecek kararın esası yönünden hukuka uygun olup olmadığını incelemekyetkisine sahip değildir.
14-Anayasanın kesin yargı kararı veren mahkemelerin bu kararlarından hiç biri için(kesin hüküm) sözü kullanılmamışken, 127. maddesinde Sayıştay kararları içinkesin hüküm sözünü kullanmış bulunması, burada kesin hükme kesin yargı kararıanlamını vermediğini göstermektedir. Gerçekten Anayasanın 75. maddesinde YüksekSeçim Kurulu için (seçim süresince ve seçimden sonra seçim konuları ile ilgilibütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin karara bağlamak),uyuşmazlık mahkemesi için, 142. maddesinin ilk fıkrasında (adli, idari veaskeri yargı mercileri arasında görev ve hüküm uyuşmazlıklarının kesin olarakçözümlemek) ve Anayasa Mahkemesi için 152. maddesinin ilk fıkrasında ( AnayasaMahkemesinin kararları kesindir) sözleri kullanılmıştır.
Bugünkühukukumuzda (kesin hüküm) sözü, eski dildeki (muhkem kaziyye) yerinekullanılmaktadır. Buna göre kesin hükme bağlamak sözü, Türkçe bakımından yanlışolur; zira hiçbir zaman bir işin muhkem kaziyeye bağlanmasından söz edilemez,ancak bir kararın muhkem kaziyye niteliğini kazındığından ya da ortada muhkemkaziyye bulunması dolayısiyle bir davanın yeniden görülemeyeceğinden sözedilebilir. Hukuk diline bu biçimiyle ilk kez giren böyle bir sözün, elbetgenel yorum kurallarına göre yorumlanması ve buna Anayasa kurallarının tümgözönünde tutularak kesin işleme bağlamak anlamının verilmesi zorunlu olmuştur.
15-Çoğunluk kararında, Anayasanın 127. maddesinin Temsilciler Meclisi AnayasaKomisyonunun gerekçesinde Sayıştayın 1924 Anayasasındaki hukuki durumundadeğişiklik yapılmasının istenilmediğinin belirtilmiş olmasına ve TemsilcilerMeclisindeki görüşme sırasında bir üyenin verdiği önerge üzerine maddeninbugünkü biçimine sokulmuş bulunmasına da dayanılmaktadır.
Birkez Anayasa Komisyonu gerekçesinde Sayıştayın 1924 Anayasasında olduğu gibiTürkiye Büyük Millet Meclisine bağlı olmasında bir değişiklik yapılmakistenilmediği yazılmıştır ki bu yön, bu karşı yazısının dayandığıtemellerdendir. Gerekçede, Anayasanın yapıldığı günde Sayıştayın bağlı olduğuözel yasa hükümlerince gördüğü işlerde ve verdiği kararlarda değişiklikyapılamasının istenilmediği görüşüne dayanak olabilecek bir yazı yoktur. Sözünkısası, gerekçe eski Anayasanın Meclisi bağlı olmak ilkesinin değiştirilmekistenmediğini belirtmekle yetinmiş, özel yasa üzerinde bir şey dememiştir.
TemsilcilerMeclisindeki ilk görüşmede üyelerden Muhittin Gürün, Sayıştay’ın genel ve katmabütçeli dairelerin gelir ve giderlerini ve devlet mallarının korunmasını yasamaMeclisi adına denetlediğini, ulusal egemenliğin kullanılmasının bir evresi olanbu görevi hiç bir yasama meclisinin savsayamayacağını, batı Avrupa ülkelerindede bizde de yargı yoluyla denetleme yönteminin benimsendiğini, ancak budenetlemenin etkin olabilmesi için kuruluşun güvenceye bağlanmasınıngerektiğini tasarıdaki metnin yetersiz olduğunu bildirmiş, Sayıştayın o zaman yürürlüktebulunan yasaya göre görmekte olduğu bir çok işleri bile göremeyeceğini,kuruluşun güvencesinin sağlam temellere oturtulmasını ve özel yasayabırakıldığını, görevinin %70-80 ini yargı yoluyle yürüten Sayıştay için yargıgüvencesinin Anayasada yer almasının ve Sayıştay görevlileri için yargıgörevinde bulunanlara tanınan hakların tanınması ve özlük işlerinde onları hertürlü etki dışında bırakacak bir yolu Anayasada benimsenmesinin gerektiğiniileri sürmüş ve isteklerini (konumuzu ilgilendiren yönler bakımından)özetliyerek yargı kurumu olan Sayıştay’a bu niteliği bakımından Anayasada yargıkurumlarını düzenleyen kurallar arasında yer verilmesi, görev alanının hiç değilseo günkü çerçeve içinde saptanması, üyelerinin atama yöntemleriylegüvencelerinin, öbür yargı kurumlarından olduğu gibi, Anayasada yer alması vehâkim güvencesinin Sayıştay üyelerine de tanınması, ilâmlarının kesin olduğununbelirtilmesi gerektiğini, bu konuda önergeler düzenlediğini söylemiş, başka sözalan olmamış, önergeler okunup oya konulmadan komisyon sözcüsü komisyon adınamaddeyi geri istemiş, bu istemin Meclisce kabulü üzerine madde komisyona geriverilmiş, Komisyonun düzenlediği metin (ki bugünkü maddenin 1.,2. fıkralarımetnidir) Meclisçe tartışmasız olarak kabul edilmiştir. Üye Gürün’ün önergeleriortada olmadığı ve konu üzerinde tartışma yapılmadığı için kendisininönerilerini nasıl yazdığı bilinmemekle birlikte Sayıştay’ın görevlerine ilişkin1. fıkranın yeniden kaleme alındığı ve bu sırada cümlenin ortasına sorumluların(hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak) sözlerinin yazıldığı, metneSayıştay’ın yargı bağımsızlığından ve üyelerinin hâkim güvencesindenyararlanacaklarını bildiren bir söz yazılmadığı, maddenin iktisadi ve malihükümler arasından çıkarılıp yargı hükümleri bölümüne de alınmamış olduğugörülmektedir. Demek ki Sayıştay’ın bir yargı organı ve üyelerinin de birerhâkim olduğu görüşü Anayasa Komisyonu ve onun kaleme aldığı metni benimseyenTemsilciler Meclisi Genel Kurulunca reddolunmuştur. Diğer taraftan Anayasanın149. maddesinin Temsilciler Meclisindeki ilk görüşmesinde Temsilciler MeclisiÜyelerinden Fethi Celikbaş, Muhittin Gürün ve İhsan Ögat’ın birlikte verdikleriönerge ile “Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına mali murakabe yapan biryüksek hesap mahkeme olduğuna göre, 149 ncu maddede sayılı iptal davası açmayetkisine sahip müesseseler arasına Sayıştay’ın da ilâvesi” teklif edilmişisede, yapılan oylama sonucunda Temsilciler Meclisi Genel Kurulunca bu önergedahi reddolunmuştur. Bu durum karşısında metne konulan (kesin hükme bağlamak)sözlerine sarılarak Sayıştay’ın kesin yargı kararı vereceğinin TemsilcilerMeclisince kabul edildiğini ileri sürmek gerçeğe aykırı olur, ve bu bakımdanAnayasa’nın yapılış tarihine dayanan yorum doğru değildir. Buna karşılık,çoğunluk gerekçesinde Sayıştay’ın yargı yeri olup olmamasının önemibulunmadığı, Anayasa koyucunun metne kesin hükme bağlamak sözlerini ekleyerekne demek istendiğini açıkça anlattığı savunulmaktadır; oysa kesin hükmebağlamak sözünün hukuk dilinde ilk kez kullanılan bir söz olması bakımındanaçık bir deyim olmadığı az yukarıda anlatılmıştır.
16-Bir de, çoğunluk kararında Anayasa’nın bütün kurallarının eşdeğerde olduğugerekçesine dayanılmaktadır. Anayasa kuralları, ilke olarak eş değerde olmaklabirlikte hepsi de bir hukuki bütünün birbiriyle tutarlı, ilişkisi olan, biriöbürü ile bağdaşan parçalarıdır; oysa çoğunluk kararında benimsenen yoruma göre127. maddenin kesin hükümden söz eden kuralı, yukarıki bentlerde teker tekeraçıklandığı üzere, Anayasa’nın bütünlüğünü kökünden bozmaktadır. Kaldı kiAnayasa’nın Devletin temel kuruluşlarına ilişkin ilkeleri, ister istemez,herhangi bir kuralın yorumunda öbür kurallara üstün değerde tutulması gereklikurallardandır ve yorumda ise Anayasa’nın bütünlüğünü ve kurallarının tutarlıve birbiriyle bağdaşır nitelikte bulunmasını bozucu bir sonuca varılması, hiçbir zaman, hukuka uygun olmaz.
SONUÇ: Çoğunluğun Sayıştay Yasasının 45. maddesinin son fıkrası hükmünün Anayasa’yaaykırı bulunmadığı yollu görüşüne karşıyız.
Üye
Muhittin TAYLAN
Üye
Recai SEÇKİN
Üye
Kâni VRANA
Üye
Şevket MÜFTÜGİL
Üye
Ahmet H.BOYACIOĞLU
KARŞIOY YAZISI
1-Anayasa’nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkındaki 44 sayılı Kanunun 27. maddesi gereğince mahkemeler tarafından birkanun hükmü hakkında Anayasa’ya aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesinebaşvurulabilmesinin ilk şartı, ortada o mahkemece bakılmakta olan bir davanınbulunmasıdır.
“Bakılmaktaolan dava” deyiminin ise, Anayasa ve öteki kanunlarla çözümü bir mahkemeyegörev olarak verilmiş bulunan bir konuda usulüne uygun olarak o mahkemedeaçılmış bulunan bir davayı ifade ettiğinde kuşku yoktur. Buna göre Anayasa ileveya Anayasa’ya uygun kanunlarla görevi dışında bırakılmış konular hakkındayapılan başvurmayı mahkemenin, kendisine usulü gereğince açılmış bir davasayarak bu başvurma ile ilgili bir kanun hükmü hakkında Anayasa MahkemesineAnayasa’ya aykırılık itirazında bulunulabilmesi düşünülemez. Zira bu gibidurumlarda ortada mahkemenin “bakmakta olduğu bir dava” nın varlığından sözedilmesi mümkün değildir.
Sayıştayilâmlarına karşı Danıştay’a yapılan başvurmalara gelince:
İlkönce Sayıştay ilâmları birer idari karar değildir, bu nedenle de Danıştayındenetimi dışındadır. Zira Anayasa’nın 127. maddesi bu ilâmları “hüküm” olaraknitelendirmiş ve onlara Anayasal “kesinlik” tanımıştır. Hukuk dilinde, birmerci kararı hakkında kullanılan “hüküm” deyiminin, yargılama usulleriuygulanmak suretiyle bir yargı yeri tarafından verilen ve bu bakımdan yargısalniteliği olan “karar” demek olduğu bilinen bir gerçektir.
Yargısalnitelikteki bir hüküm kesinliği söz konusu olduktan o hüküm karşısında başkacayargı yerlerine başvurmayı düşünmek bile mümkün değildir. Özellikle bu“kesinlik” bir Anayasa hükmü ile tanımış ise artık bu konuda hiçbir kuşkununyeri olamaz. Zira Anayasa hükümlerinin “üstün kural” nitelikleri, kanunlardakiöteki başvurma yollarını da zorunlu olarak kapatmış olur.
ÖteyandanSayıştay, Anayasa ile kurulan ve belli bir konuda “kesin hüküm” vermeklegörevlendirilen, kendine özgü ve yargısal usullerle denetim yapan bir merciolduğuna göre bu kuruluşu, Anayasa’nın 140. maddesinde sözü edilen ve kanunlarakurulacağı öngörülmüş bulunan alt idari yargı yeri saymak da mümkün değildir.
Bu durumdaSayıştay ilâmlarına karşı Danıştaya başvurma yolu, Anayasanın 127. maddesiylekapatılmış olduğu gibi esasen Danıştay görevlerinin niteliklerini vesınırlarını belirten 140. maddesinde de bu konu, Danıştay görevleri arasındaalınmamıştır. Kaldı ki 24.12.1964 günlü ve 521 sayılı Danıştayın kendikanununda bile, Sayıştay ilâmlarının incelenmesi görev dışı bırakılmıştır. Bukanunla ilgili olarak yasama meclislerinde geçen görüşmelere ilişkintutanaklarda bu cehit açıkça görülmektedir.
Esasenbu konular daha önce, biri iptal davası, biri de itiraz yolu ile yapılan ikibaşvurma üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 14,15,16 Ocak 1969 günlü ve1967/13-1969/5 sayılı, 16 Ocak 1969 günlü ve 1967/19-1969/6 sayılı kararlarailişkin karşıoy yazılarımda daha ayrıntılı biçimde incelenmiştir. (ResmiGazete: 14 Nisan 1970, Sayı: 13471, sayfa: 13; 17 Nisan 1970, sayı: 13474,sayfa:10)
Açıklanannedenlerle olayda Danıştaya yapılmış olan başvurmayı, Anayasa’nın 151. ve 44sayılı Kanunun 27. maddelerinde geçen (bakılmakta olan bir dava) niteliğindesaymağa imkân olmadığından Danıştayın Dava Daireleri Kurulunun, 832 sayılıSayıştay Kanununun hiçbir maddesi ve bu arada 45. maddesinin son fıkrasıhakkında Anayasa’ya aykırılık öne sürülerek Anayasa Mahkemesine başvurmağayetkisi olmadığından itirazın esastan incelenmesine geçilmeden önce bu yöndereddi gerekmektedir.
Busebeplerle kararın konuya ilişkin bölümüne karşıyım.
2-832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin bu dosyaya konu olan son fıkrasıhükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu yolunda Danıştay Başkanlığı ve Danıştay DavaDaireleri Kurulu tarafından iptal davası ve itiraz yolu ile daha önce iki kezbaşvurulmuş ve yukarıda da değinildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 14,15,16 Ocak1969 günlü ve 1967/13-1969/5 sayılı ve 16 Ocak 1969 günlü 1967/19-1969/6 sayılıkararlariyle söz konusu hükmün Anayasa’ya uygun olduğu saptanarak her ikibaşvurma da red olunmuş ve bu kararlar da Resmi Gazetelerde yayınlanmıştır.(Bak: Resmi Gazete: 14.4.1970, sayı:13471; 17.4.1970, sayı: 13474)
Budosya ile aynı konu Danıştay Dava Daireleri Kurulunca üçüncü kez Anayasa Mahkemesinegetirilmekte ve Mahkememiz de konuyu, yeni baştan ele alarak inceleyip esasıhakkında yeniden verdiği bir kararla, önceki kararlarında olduğu gibi, sözügeçen hükmün Anayasa’ya uygun olduğunu saptayarak istemi tekrar red etmektedir.
Mahkememizceuygulanan bu usul kanaatımca Anayasa’nın 152. ve Anayasa Mahkemesi Kuruluşu veYargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 50. ve 51. maddelerinebelirtilen (Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliği ve her organ ve herkesibağlayıcı olan niteliği) ilke ve esaslarına aykırı düşmektedir.
Konuyailişkin ayrıntılı görüşlerim, başka bir konu ile ilgili olan 27.4.1971 günlü ve1971/20-1971/47 sayılı Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazımdagereği gibi açıklanmış olduğundan burada aynı görüşlerin tekrarındankaçınılmıştır.
Yukarıdaözetlenen ve sözünü ettiğim karşıoy yazımda da geniş bir biçimde açıklanannedenlerle bu kararda uygulanan usule de karşıyım.
Üye
Muhittin GÜRÜN
SayınMuhittin Gürün’ün Karşıoy yazısının (2) sayılı bendinde yazılı görüşekatılıyorum.
Üye
Lütfi ÖMERBAŞ