ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1971/56
Karar Sayısı:1972/17
Karar günü:28/3/1972
Resmi Gazete tari/sayı:13.7.1972/14244
İtirazyoluna başvuran : Çelikhan Sulh Ceza Mahkemesi.
İtirazınkonusu: 8/7/1953 günlü, 6119 sayılı Adlî Tıp Müessesesi Kanununun dördüncümaddesinin ikinci fıkrası ile 10. maddesinin yedinci fıkrasının ve bunlarabağlı olarak kanunun tümünün Anayasa'nın 7. ve 132. maddelerine aykırı olduğuileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenmiştir.
I-OL A Y :
ÇelikhanSulh Ceza Mahkemesi, bakmakta olduğu dâvada sanıklardan birinin aklî durumununsaptanmasını gerekli görmüş ve o yer Sağlık Ocağı Hekiminin bu konudakidüşüncesi ile Elâzığ Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin raporlarıarasındaki çelişkinin giderilmesi için Adlî Tıp Meclisinden karar alınmasınızorunlu kılan 6119 sayılı Adlî Tıp Müessesesi Kanununun, kimi hükümlerinin vedolayısiyle tümünün, Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek iptali istemiyle AnayasaMahkemesine başvurmuştur.
III-İptali istenen kanun hükümleri :
a)Çelikhan Sulh Ceza Mahkemesinin 6119 sayılı Kanunun madde ve fıkra sayılarınıbelirterek iptalini istediği hükümleri şunlardır :
"Madde4/2- Adlî Tıp Müessesesi Reisi ile Meclis asıl ve yedek azaları, AdaletVekilinin inhası üzerine Millî irade ile tayin olunurlar"
"Madde10/7- (885 sayılı Kanunla değişik) - Meclîsin kararları nihaî olmakla berabermahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerinikayıtlamaz"
b)Öteki hükümler :
Kanununl - 3. maddelerinde Adlî Tıp Müessesesinin kurulması ereğini, uzmanlıkbölümlerini, kuruluşun görevlerini;
4.maddesinin birinci fıkrası ile 5, 6, 7. maddelerinde müessesenin başkanınınAdlî Tıp Meclisinin de başkanı olduğunu, müessesenin diğer görevlerininatanmalarını ve uzmanlıkların örgütlenmelerini;
İçerenhükümlere yer verilmiştir.
Kanunun8., 9. maddeleri ile 10. maddesinin yedinci fıkrası dışında kalan fıkraları.Adlî Tıp Meclisinin kuruluşu, görevi ve çalışma biçimini,
11-14. maddeleri Adli Tabiplerle ilgili hükümleri;
15-20. maddeleri müteferrik hükümleri; kapsamaktadır.
Kanunungeçici 1. maddesinde eski kuruluşun görevini sürdürmesi yetkisine ve koşuluna,geçici 2. maddesinde 1953 yılı Bütçe Yasa'sında fasıldan fasıla aktarılacaködeneğe değinilmiş, 21. maddesinde kanunun yürürlük tarihi ve 22. maddesinde dekanunu yürütecek Bakanlık gösterilmiştir.
IV-Konu ile İlgili Anayasa hükümleri :
"Madde7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
"Madde132- (Birinci ve ikinci fıkralar) - Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar;Anayasa'ya, Kanuna, Hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelereve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkindebulunamaz ......................"
V-İlk inceleme :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 6/1-1972 gününde, MuhittinTaylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsanEcemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, MuhittinGürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyle, yapılan ilkinceleme toplantısında, önce itiraz yoluna başvuran mahkemenin iptaliniistediği 6119 sayılı Kanunun tüm hükümlerini bakmakta olduğu dâvada uygulamadurumunda olup olmadığı sorununun çözülmesi gerekmiştir.
MahkemelerinAnayasa Mahkemesine başvurabilme koşulları, Anayasa'nın değişik 151 inci veAnayasa Mahkemesinin kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılıKanunun 27 nci maddelerinde açıklanmıştır.
Bumaddelere göre bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, o dâva dolayısiyle uygulanacakkanun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Olay bölümünde de açıklandığı üzere Çelikhan Sulh Ceza Mahkemesi,bakmakta olduğu dâvada sanıklardan birinin, ceza ehliyeti bakımından, aklîdurumunun saptanması gerektiği kanısına varmış ve bu konuda bildirilen düşünceve alınan raporlar arasındaki çelişki dolayısıyla, 6119 sayılı Kanunun 10 uncumaddesinin, kendisini Adlî Tıp Meclisinden karar alma zorunluğunda bırakan,yedinci fıkrası hükümleriyle karşılaşmıştır. Mahkeme olayın aydınlanması içinhangi uzmanlardan veya uzman kuruluşlardan rapor almış olursa olsun, 10 uncumaddenin yedinci fıkrasındaki (nihaî) sözcüğü kendisini en sonunda Adlî TıpMeclisine başvurmaya zorlamaktadır. Bu nedenle de mahkemenin, kanunun buhükmünü, bakmakta olduğu dâvada uygulama durumunda bulunduğu açıktır.
Kanunun,4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Adlî Tıp Müessesesi Başkanı ile asıl veyedek üyelerinin Adalet Bakanının önerisi üzerine millî irade ileatanacaklarından söz edilmektedir. Adlî Tıp Müessesesi Başkan ve üyelerininatanmalarında kanunun tutulmasını öngördüğü yolun, bakmakta olduğu dâvadauygulayacağı hüküm açısından, mahkemeyi ilgilendiren bir yönü yoktur.
Müesseseyiister bağımlı ister bağımsız hale getirsin, başkan ve Üyelerin atanmaları ileilgili hükümleri mahkemenin, bakmakta olduğu dâvada uygulaması, başka birdeyimle, dâvayı yürütürken veya son kararını verirken bu hükümlere dayanmasısözkonusu değildir.
Kanunun,öteki maddelerinin de bakılmakta olan dâvada mahkemece uygulanacak hükümleriiçermedikleri, bunların yukarıda, iptali istenen kanun hükümleri bölümündebelirtilen, niteliklerinden açıkça anlaşılmaktadır.
Bunedenlerle işin esasının, 6119 sayılı Adlî Tıp Müessesesi Kanununun 10 uncumaddesinin yedinci fıkrası ile sınırlı olarak incelenmesine, Recai Seçkin, ZiyaÖnel, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun 4. maddenin ikinci fıkrasının daincelenmesi ve İhsan Ecemiş' in mahkeme, kanunun hiçbir hükmünü uygulamadurumunda bulunmadığından istemin yetki yönünden reddi gerektiği yolundakikarşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
VI-Esasın incelenmesi :
Dâvanınesasına ilişkin rapor, itiraz yoluna başvuran mahkemenin kararı, Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen kanun hükümleri ve konu ile ilgili Anayasahükümleriyle, gerekçeleri ve Yasama Meclislerinin görüşme tutanaklarıokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
6119sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında (Adlı Tıp Meclisi kararlarınihaî olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundakiyetkilerini kayıtlamaz.) denilmektedir.
Mahkemeitirazında, Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin birbiriyle çelişen ikirapor verdiğini, bir başka hekimin de sanığın ceza ehliyetinin bulunmadığınıbildirdiğini, bu çelişkilerin giderilmesi için
6119sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin yedinci fıkrası uyarınca Adlî Tıp Meclisinebaşvurulacağını, bu Meclisin kararının mahkeme için kesin ve bağlayıcıolacağım, böylece mahkemenin, delilleri serbestçe takdir etmesinin önemi veanlamı kalmıyacağını ve Adalet Bakanlığına bağlı olan bu kuruluşun, kesinkararla mahkemeye düşünce vermesinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlerin;Anayasa'ya, kanuna ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm vermeleri konularınailişkin Anayasa ilkelerine ters düşeceğini ileri sürmektedir.
Sözkonusu yedinci fıkrada yer alan ve meclis kararlarının (nihaî) olduğunubelirten hükme ağırlık vererek, bu kararların, mahkemelerin delilleri serbestçetakdir hususundaki yetkilerini kayıtlamıyacağına ilişkin aynı fıkra hükmününuygulama değeri taşımadığını ileri sürmek doğru olamaz.
Fıkradaki(nihaî) sözcüğünü, itiraz eden mahkemenin anladığı doğrultuda, (kesin)anlamında yorumlamanın yeri yoktur. Buradaki (nihaî) sözcüğü, mahkemenin deliltoplama evresinde son olarak Adlî Tıp Meclisinden de karar alması gereğineişaret etmektedir. Konuyu şu yolda açıklığa kavuşturmakta yarar vardır.
Mahkeme,bilirkişi düşünceleri arasındaki çelişkiyi gidermek için bir başka uzmanbilirkişiye de başvurabilir. Ancak, alacağı sonucu Adlî Tıp Meclisine bildirmekve oradan da düşünce almak durumundadır. Hatta, Adlî Tıp Meclisinden kararaldıktan sonra dahi mahkeme, kesin bir kanıya varmamışsa, işin bir başka uzmanbilirkişiye de incelettirebilir. Fıkrada bunu önleyen bir hüküm yoktur. Ancakmahkeme, bu Uzman bilirkişinin düşüncesi ile Adlî Tıp Meclisinin düşüncesiarasında bir aykırılık görürse, Adlî Tıp Meclisinden yeniden düşünce istemekzorunluğundadır. Görülüyor ki, fıkra çelişki veya duraksama yaratan durumlardason olarak Adlî Tıp Meclisine başvurulmasını öngörmektedir. Sonuçta, Mahkeme,Adlî Tıp Meclisinin ve öteki bilirkişilerin karar ve düşüncelerini, gereği gibideğerlendirecek ve takdir hakkını serbestçe kullanarak hüküm verecektir. Fıkradayer alan iki hükmün bir arada değerlendirilmesinden çıkan anlam budur.
Kanuntasarısı üzerinde Yasama Meclisinde yapılan görüşmeler de bu yönüdesteklemektedir.
Nitekim,Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen tasarıda, söz konusu fıkra (Meclisinkarar verdiği hususlarda bilirkişi sıfatiyle başka mercie gidilemez. Meclisinkararları nihaî ve katı olmakla beraber, mahkemelerin delilleri serbestçetakdir hususundaki selahiyetlerini takyit etmez.) biçiminde iken, görüşmelerdefıkranın, mahkemeleri bağlayıcı nitelikte olduğu ve birbirleriyle bağdaşamıyanhükümleri kapsadığı ileri sürülerek verilen bir önerge ile (Bilirkişi sıfatiylebaşka mercie gidilemez.) sözlerinin fıkradan çıkarılması istenmiş, AdaletKomisyonunun isteğe katılmamasına karşın, önerinin dikkate alınması oylamasonunda kabul edilince, önerge madde ile birlikte komisyona verilmiştir.Sözkonusu yedinci fıkra bu kez komisyonca (Meclisin kararları nihaî ve katıolmakla beraber, mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundakiselahiyetlerini takyit etmez.) biçiminde düzenlenmiş ve Türkiye Büyük MilletMeclisinde yeniden açılan görüşme sırasında bir milletvekilinin "vekatî" deyiminin fıkradan çıkarılması isteğini içeren önergesi, komisyoncada benimsenerek kabul edilmiş ve fıkra böylece bu günkü haliyle kanunlaşmıştır.
Fıkranınkanunlaşıncaya kadar Yasama Meclisinde geçirdiği bu evrelerde (nihaî) sözcüğüne(kesin) anlamı verilerek mahkemelerin Adlî Tıp Meclisi kararlariyle bağlıtutulduğu ve böylece Adlî tıp Meclisinin başlı bulunduğu yürütme organınınbuyruğu altına girdiği yolundaki görüşün yerinde olmadığını açıkçagöstermektedir.
Özetlenecekolursa, 6119 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında yer alan veAdlî Tıp Meclisi kararlarının (nihaî) olduğunu belirten hükmün, Anayasa'nın 7.ve 132 nci maddelerinde öngörülen ve mahkemelerin bağımsız olmaları, hâkimlerinyargı yetkisini kullanmaları ve hüküm vermeleri konularını kapsayan ilkeleriniolumsuz doğrultuda etkilediğinden söz edilemez. Kuralın Anayasanın başkaherhangi bir ilkesine de aykırılığı yoktur, itirazın bu nedenlerle reddigerekir.
ŞahapArıç ve Recai Seçkin bu görüşe katılmamışlardır.
SONUÇ:
8/7/1970günlü, 6119 sayılı Adlî Tıp Müessesesi Kanununun sınırlama kararı uyarıncaincelenen 10 uncu maddesinin yedinci fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırıolmadığına ve itirazın reddine Şahap Arıç ve Recai Seçkin'in karşıoylariyle veoyçokluğuyla 28/3/1972 gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Kâni Vrana
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
1-Tartışma konusu kuralın kapsadığı (Nihaî olmakla beraber) deyiminin hâkiminAdlî Tıp Meclisinin kararlan üzerine yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmasınaengel olmadığı, bu deyim yalnızca bilirkişinin düşüncesini dahi Adlî TıpMeclisine bildirerek yeniden düşünce sormakla hâkimi görevlendirdiği yorumu,Adli Tıp Meclisinin hâkime kanı vermeyen düşünceler yürüterek ilk görüşündedirenmesi durumunda hâkimi bağlamaktadır; çünkü (nihaî) sözcüğü, hukukdilimizde sonuçlandırıcı, sonuca bağlayıcı anlamına gelir; bir kararın veyabilirkişi oyunun hem sonuçlandırıcı olması, hem de mahkemenin ayrıcadeğerlendirmesine bağlı bulunması, birbirine karşıt (zıt) iki kavramdır. Bu ikikarşıt kavramın bir metinde yan yana yazılmış olması dolayısiyle, o metninbunların bağdaştırılması yoluyle yorumlanması zorunludur. Böyle bir yorum, olsaolsa, Yargıtay'ın benimsediği biçimde bir yorum başka deyimle mahkemeninönceden Adlî Tıp Meclisinin görüşü ile kendini bağlı tutmaksızın başkabilirkişiye başvurmasına engel bulunmadığı, ancak o bilirkişinin düşüncesinidahi Adlî Tıp Meclisine bildirip yeniden düşünce sorması gerektiği ve Adlî TıpMeclisi ilk görüşünü değiştirmiyecek olursa onun düşüncesine aykırı bir yöndekarar veremeyeceği yollu bir yorum olabilir. Buna göre tartışma konusu kuralsonuçta hâkimi, idarenin içinde bir kuruluş olan Adlî Tıp Meclisi'nindüşüncesiyle bağlı tutarak mahkemelerin bağımsızlığını buyuran Anayasa'nın 7.ve 132 nci maddeleri kurallariyle çatışır bir nitelik göstermektedir. İmdi,metindeki (nihaî olmakla beraber) deyiminin iptali gerekli görülmektedir.
2-Anayasa'mızın, başlangıç kurallarında ve 153 üncü maddesinin ilk fıkrasındabildirildiği üzere, dayandığı temel ilkelerden biri Türk toplumunun çağdaşuygarlık düzeyine erişmesidir. Bu kural batı uygarlığını oluşturan temel hukukilkelerinin bir Anayasa ilkesi olarak bizde de uygulanmasını zorunlukılmaktadır. Ceza yargılama yöntemi (usulü) alanında batı hukukunda benimsenmişilke kanıtların hâkimce serbest biçimde değerlendirilmesidir. Yukarıki bentte açıklandığıgibi, tartışma konusu metin, buna aykırı bir nitelik göstermektedir; bundanötürü, Anayasa'nın başlangıç kurallariyle 153 üncü maddesi kurallara dahîaykırıdır.
3-Tartışma konusu Yasa metninin Mecliste görüşülmesi sırasında tasarınıngeçirdiği değişikliklere bakılarak ileri sürülen ve çoğunluk görüşünün dayanağıbulunan yorum başka deyimle tartışma konusu kuralın hâkimlerin Adlî TıpMeclisinin düşüncesine aykırı olan bilirkişi oylarına göre karar vermelerinihiç bir biçimde engellemediği düşüncesi, Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarınaaykırı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı olan metinleriniptaliyle Anayasa düzeninin gerçekten uygulanmasını sağlamak için kurulmuştur.Bir Yasa kuralının kökleşmiş Yargıtay içtihatlarına aykırı biçimde yorumlanmasısonucunda Anayasa'ya aykırı bulunmadığı kabul edilerek onun iptali isteminireddetmek, anayasal düzenin gerçekten uygulanmasını sağlama ereği ileçelişmektedir. Anayasa Mahkemesi, ancak Anayasa'ya aykırı sonuçlar verecekbiçimde yorumlanması yüksek mahkemelerin kökleşmiş içtihatlariyle benimsenenbir kuralın iptali yoluyladır ki görevini kuruluş ereğine uygun biçimde yerinegetirmiş olabilir.
AnayasaMahkemesinin Anayasa'ya aykırılık nedeniyle bir Yasa kuraklarının iptalineilişkin istemin reddi yolundaki kararının ancak sonuç bölümü bağlayıcıolduğundan, Yargıtay'ın Anayasa Mahkemesinin tartışma konusu kurala ilişkinyorumundan sonra görüşünü değiştirmek zorunda olduğu dahi, ileri sürülemez,çünkü Anayasa Mahkemesinin yorumu iptal istemini red kararının gerekçesiniteliğindedir, böyle bir gerekçe ise Yargıtay için bağlayıcı sayılamaz.
SONUÇ:Yukarıda gösterilen gerekçelerden ötürü haklı bulunan istemin kabulü gerekirkenreddi yönündeki çoğunluk kararını Anayasa'ya uygun bulmuyoruz ve bu kararakarşıyız.
Üye
Şahap Arıç
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOYYAZISI
Bilirkişioy ve düşüncesi başlı başına bir delil, değil, sadece bir delilin kapsamınısaptamaya yardımcı bir araçtır. Bilirkişi veya teknik Müşavir, hüküm verene veözellikle hâkime veya mahkemelere, teknik bilgi ve tecrübe konusunda teknikinceleme ve düşünceleriyle yardımda bulunmaktadır. Bu nedenle, bilirkişi oy vedüşünceleri tek başına bir delil sayılamazlar. Ancak, bir delilin kapsamınısaptamaya yardım ettiklerinden, sadece hüküm verenler tarafından, delillertakdir edilirken, olanların değerlendirme aracıdırlar. Bu nedenle yargılamaişlerinde bilirkişilik görevini düzenleyen kurallar, usul kuralları arasındayer almaktadırlar.
Bukurallar, Anayasa'mızın 136. maddesi uyarınca, Anayasa'nın buyurucu,sınırlayıcı veya yasaklayıcı kural ve ilkelerine aykırı bulunmamak kaydıyla,genel veya özel usul yasalarında veyahut diğer yasaların usule ilişkinhükümleri arasında yer alabilirler. Nitekim, yargılama işlerinde bilirkişilikhukuk veya ceza yargılamaları yasalarında genel olarak düzenlenmiş olmaklaberaber, adlî ekspertis olarak da ayrıca 6119 sayılı Adlî Tıp MüesesesiKanununda yer almıştır.
Esasta,yargılama çalışmalarında bilirkişiye başvurulması gerekli olup olmadığını vevarsa, bilirkişinin kişiliğini belli etmek ve sayısını da saptamak hâkime veyamahkemelere ait isede, yasalarımız ayrık olarak, bazı hallerde bilirkişiyebaşvurulması zorunluğunu koymuş veya bu biçimde bir zorunluk mahkemeiçtihatlarıyla öngörülmüş bulunmaktadır.
Yasalarımız,yine ayrık olarak, resmî bilirkişilik kurumları kurmuş ve bazı hallerde bukurumlara başvurma zorunluğunu öngörmüştür. Bu kurumlardan en önemlisi Adlî TıpMüessesesidir. Ancak, hemen, ekleyelim ki, bu biçimdeki kurumların varlığı veburaya başvurulması zorunluluğu, hâkimin, delilleri ve dolayısiyle buralarcaverilecek rapor ve düşünceleri serbestçe takdir yetkisini ortadan kaldırmışdeğildir. Çünkü bilirkişiler resmî de olsalar hüküm verenlerin ve özelliklehâkimlerle mahkemelerin sadece teknik bilgi ve düşünce danışmanı olduklarından,danışmanın niteliği gereği olarak, hüküm verenler ve özellikle hâkimlerlemahkemeler, bilirkişi rapor ve düşünceleriyle bağlı tutulamazlar.
Hukuksalve yasasal durum bu olunca, hâkimin veya mahkemelerin hukuksal anlaşmazlıklarınçözülmesi dolayısiyle yapacakları çalışmaları sırasında şimdiye kadar eldeedilmiş bulunan delilleri serbestçe takdir ederken, kendilerinin seçtikleribilirkişilerin olduğu gibi, teknik bilgi ve düşüncelerine yasa gereği olarakbaşvurdukları resmî bilirkişilerin kimliklerini ve bu görevlerine atama koşulve biçimlerini belli eden yasa hükümlerini incelemeleri ve takdir yetkilerinibuna göre kullanmaları gereklidir. Çünkü, güvencesiz bir atama yoluyla gelenresmî bilirkişilerin verecekleri rapor ve düşüncelerin yargısal çalışmalaryönünden tarafsızlık ilkesi ile olan bağlantısı ortadadır. Bir delilintakdirine etkili olan bir hüküm, davanın sonucuna onu değiştirecek ölçü venitelikte etkili bulunacağı ise çok açıktır.
Ohalde, itiraz yoluna başvuran mahkeme bu olayda, 6119 sayılı Adlî TıpMüessesesi Kanununun, Adlî Tıp Meclisi başkanı ile asıl ve yedek üyelerininatanmalarına ilişkin 4. maddesinin ikinci fıkrası hükmünü de uygulama durumundabulunmaktadır.
Yukarıdagösterilen örnek işin esasının 6119 sayılı Adlî Tıp Müessesesi kanununun 10.maddesinin yedinci fıkrası ile sınırlı olarak incelenmesine ilişkin 6/1/1972günlü sınırlama kararına, 4. maddenin ikinci fıkrasının da incelenmesigerekeceği düşüncesiyle karşıyız.
Üye
Ziya Önel
Üye
Kani Vrana
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu