ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
E. Sayısı:1972/2
K. Sayısı:1972/28
Karar günü:23/5/1972
Resmi Gazete tarih/sayı:21.11.1972/14368
İstemdebulunan : Zonguldak Üçüncü iş Mahkemesi
İsteminkonusu : 1/3/1965 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncimaddesinin birinci fıkrasının Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddelerine aykırılığıgörüşüyle ve ayrıca dâvada istenilen faiz yönünden de dâvâlı vekilince ilerisürülen Anayasaya aykırılık savının ciddiliği dolayısiyle iptali istenilmiştir.
I-olay :
a)Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünün işverenin işyerinde gerekli sağlıkve güvenlik tedbirlerini alması yüzünden ölen bir işçinin geride biriktiğikişilere bağladığı gelirin sermaye değerinin faizi ile birlikte alınması istemiile işverene karşı açtığı davada mahkeme, davacının dayandığı 506 sayılı SosyalSigortalar Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası kuralını Anayasa'nın 12ve 2 nci maddesine aykırı görerek dâvanın ertelenmesine ve konunun incelenmeküzere Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.
b)Dâvâlı vekili, İş Mahkemesine verdiği dâvaya karşılıkta davacının gelecek 20 -30 yıl içinde hak sahiplerine ödeyeceği aylıklar için gelir bağlama tarihindenbaşlayarak faiz istemesinin Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüş, mahkeme iseesas alacak açısından kendisinin öne sürdüğü gerekçelerin dâvâlı vekilinin busavının da ciddî olduğunu gösterdiğini bildirmiş, bu yönün dahi AnayasaMahkemesince incelenmesini istemiştir.
III-İptali istenen Yasa kuralı :
(17/7/1964günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu).
Madde26- İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığınıkoruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahutsuç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibikimselerine yapılan ye ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerintutan ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeyegöre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır.
İşkazası veya meslek, hastalığı, üçüncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzündenolmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olanüçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunuhükümlerine göre rücu edilir. (Düstur - 5. Tertip - cilt 3/2, sayfa 2837)
IV-Konu ile ilgili Anayasa kuralları :
Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye zümreye veya sınıfta imtiyaz tanınamaz.
Madde48- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyalsigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmak Devletinödevlerindendir.
V-İlk inceleme:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca Muhittin Taylan, Avni Givda,Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, AhmetAkar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin Gürün,Lûtfi Ömerbaş ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile yapılan 3/2/1972 günlüilk inceleme toplantısında; dosyanın eksiği bulunmadığından 17/7/1964 günlü,506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasınayönelen itirazın esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI-Esasın incelenmesi :
Esasailişkin rapor ile dosyadaki kâğıtlar, itiraz konusu kural ile konuya ilişkinAnayasa kuralları ve bunlarla ilgili yasama belgeleri ve dâvayı ilgilendirenöteki belgeler incelendi gereği görüşülüp düşünüldü :
l-İstemde bulunan mahkemenin itirazına dayanak olan yön özel hukuk sigortalarındasigorta sözleşmesiyle karşılanmak istenen zarar gerçekleştiğinde sigortadanyararlanan kişiye sigorta karşılığını ödemiş bulunan sigortacının zarardansorumlu olan kişiye karşı zarara uğrayanın yerine geçerek sigorta karşılığınıtazmin ettirmek için açacağı dâvada ancak tazmin etmiş olduğu gerçek zararıisteyebilmesi kabul edilmiş iken Sosyal Sigortalar Kurumunun böyle bir durumdagerçek zararı aşkın olan bir alacağı başka deyimle Kurumun sigortalılarabağladığı gelirin sermaye değerini zarardan sorumlu olan kişiden isteme yetkisiile donatılmış ve böylelikle Kurum yararına bir ayrıcalık tanınmışbulunduğudur.
Türkhukuk uygulamasında ölüm, yaralanma ya da hastalanma nedeniyle geleceğe ilişkinzararlar için istenilen tazminat, genellikle, zararın sermaye değeri ilkesinegöre hesaplanarak hükmolunur. Buna göre bir işçinin ölmesi ya da hastalığa,sakatlığa uğraması nedeniyle işverene karşı açılacak geleceğe ilişkinzararların tazmini dâvasının doğrudan doğruya zarara uğrayanlarca ya da onlarınyerine geçen Sosyal Sigortalar Kurumunca açılmış olması, işverenin mahkûmedileceği tazminat biçimi açısından, ilke olarak durumda, herhangi bir ayıranyaratmıyacak demektir.
Gelirinsermaye değeri, mahkemenin düşündüğünün tersine, Sosyal Sigortalar Kurumununzenginleşmesi sonucunu her zaman doğurmaz çünkü, bir çok olaylarda kendisinegelir bağlanan kişinin söz konusu gelirin sermaye değerinin hesaplanmasısırasında kabul edilenlerden daha uzun yaşaması ya da bağlanan gelirde yasa ileyapılan değişiklikler dolayısiyle büyük artmalar olması gibi durumlar, SosyalSigortalar Kurumunun aldığı primleri ve sermaye değeri biçimindeki tazminatıçok aşan ödemeler yapmak zorunda bırakabilir.
Biran için Sosyal Sigortalar Kurumunun yararına ve öteki sigortacılara karşı olanbir durumun gerçekleştiği var sayılsa bile, mahkemece öne sürülenin tersine, budurumu haklı gösteren birtakım gerekçeler bulunmaktadır
a)Özel hukuk sigortası ile uğraşan kişiler kazanç sağlamak üzere çalışırlar. Heryerde, olduğu gibi ülkemizde de bunların çalışmaları ve özellikle yapacaklarısigorta sözleşmelerinin koşullan, bir çok kamu hukuku kuralları ile sınırlandırılmıştır.Kendileri bütün bunları bilerek çalışırlar ve is durumunu kendi kazançları içinelverişli bulmazlarsa çalışmalarım bırakırlar. Oysa Sosyal Sigortalar kurumudevletin çıkardığı yasalarla yüklediği toplumsal sigorta işlerini yürütmekleödevli bir örgüttür, ve çalışmaları özel sigortalarda olduğu gibi belli çevrelideğil, Türk toplumunun içinde günden güne genişleyen işçi topluluğu ileişverenleri ilgilendirir. Bu Kurumun yasal görevlerini yerine getiripgetirmemesi ise, yetkili organlarının isteğine bağlı değildir. Üstelik Kurumhiç bir zaman kazanç sağlam ve bunu belli kişilere dağıtma ereğini güdemez.
Kurumhem Anayasa'nın 48 nci maddesinin bütün yurttaşlar yararına Devlette yüklediğitoplumsal güvenlik hakkını sağlama ödevini yurttaşlardan bir bölüğü bakımındanyerine getirmek üzere, hem de Anayasa'nın 42 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki(Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içindegelişmesi için, sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve destekler.)kuralı ile Devlete çalışanlar yararına yüklenen ödevleri gereklerinden birbölümünü gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgüt niteliğini göstermektedir.
Anayasa'nıngerek 48 inci, gerekse 42 nci maddesi, 2 nci maddesinde yer alan sosyal devletilkesini gerçekleştiren kurallar durumundadır.
Buaçıklamalardan anlaşılıyor ki özel hukuka bağlı bir sigorta kurumu ile SosyalSigortalar Kurumu, anayasal açıdan hiç bir zaman eşit durumda birer kuruluşdeğildirler; bundan ötürü eşit kurallara bağlı tutulmaları gerekmez.
b)İtiraz konusu 26 nci maddenin birinci fıkrası gereğince, Sosyal SigortalarKurumunun zarar sorumlusu işverenden, hak sahiplerine bağladığı gelirin sermayedeğerim isteyebilmesi için, zararın işverenin kasti yüzünden ya da işçi sağlığıve iş güvenliği kurallarına uymamış veya bir suç işlemiş olması sonucundadoğması koşulu aranmaktadır. İşveren, bu türlü davranışlardan kaçınmak yoliyle,ağır geliyorsa, sigortaca bağlanacak gelirin sermaye değerini ödemektenkendisini kurtarabilir; çünkü kendisine iradesi dışında ortaya çıkan birzararın sorumu yükletilmekte değildir. Kaldı ki toplumsal düşüncelerle bu türlüsorumlar dahi öngörülebilir.
Tartışmakonusu kuralda işvereni işçi sağlığını ve güvenliğini titizlikte korunmadurumunda bırakarak işçilerin ölmelerini veya sağlıklarına zarar gelmesiniönleyici bir tedbir niteliği de vardır. Böyle bir tedbirin ise, Anayasa'nın 14üncü maddesinin ilk fıkrasındaki (Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıgeliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir.), 10 uncu maddesinin ikincifıkrasındaki (Devlet ............ insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesiiçin gerekli şartlan hazırlar.) kuralları ile 49 uncu maddesinin birincifıkrasındaki (Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini......... sağlamakla ödevlidir.) Kuralının dayandığı temel ilkenin, başkadeyimle kişinin canının ve sağlığının Devletçe, her türlü zarardan korunmasıilkesinin gereği bulunduğu açıkça görülmektedir. Gerçekten; bütün devletlerinilk görevi, kişilerin canlarını, sağlıklarını özellikle başka kişiler yüzündendoğacak her tehlikeden korumaktır. Devletler bu ödevlerini hukuk alanında cezaveya tazminat gibi yaptırımlar öngörerek yerine getirmektedirler.
İşinözüne bakılırsa, hukukça korunması gerekli en büyük değerin, insan canı, insansağlığı olduğu konusunda görüş, birliği vardır. Anayasa'nın az önce anılan 14,10 ve 49 uncu maddelerindeki kurallara destek olan temel ilke dahi bu düşünceyedayanır. Hukuk kurallarının gerek konuluşlarında, gerekse yorumlarında insan canıve sağlığının en yüksek ve en önemli değer olduğu yolundaki bu temel ilkeningözönünde tutulması zorunludur. İmdi, tartışma konusu kural işçilerin canınınve sağlığının etkili biçimde korunması ereğini dahi gerçekleştirmeye elverişliolması açısından Anayasa'nın az önce anılan ilkelerinin doğrultusundabulunmaktadır.
Birtakımişverenlerin ceza yaptırımları karşısında yeterince uyanık davranmayıp işsağlığı ve iş güvenliğine ilişkin ilkel tedbirleri bile savsadıkları, idareceyapılan denetimlerin dahi bu konuda etkili olmadığı gözönünde tutulunca, böylebir kuralın haklılığı daha güzel belirmektedir.
c)Anayasa'nın 2 nci maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukukdevletidir. Toplumsal devlet, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçekeşitliği ve dolayısiyle toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir.Genellikle toplum yaşamında ve özellikle sanayi toplumu olmuş ya da olma yolunagirmiş toplumların yaşamında işverenler güçlü, işçiler ise güçsüz kişilersayılır. Yukarıda (a) bendinde belirlendiği üzere, Anayasa'nın 2 ncimaddesindeki sosyal devlet ilkesinin gerçekleştirilmesi ereği ile konulmuşbulunan 42 ve 48 inci maddeler kuralları da böyle bir koruma düşüncesinedayanmaktadır. Daha açıkçası işçinin canını ve sağlığım etkin biçimde korumaküzere işverene yerine göre gerçek zararı aşkın olduğu varsayılabilecek birtazmin borcunun yükletilmesi, Anayasa'nın toplumsal Devlet ilkesine ve bununsonucu olan 42 ve 48 inci maddeleri kurallarına uygun düşmektedir. Gerçekten,tartışma konusu kural işveren üzerinde etkili olur ve işveren titizliklegerekli tedbirleri alır da işçiler bu tedbirler sonucunda ölümden hastalık veyasakatlıktan korunmuş olurlarsa sağ veya sağlam kalan bu kişilerden toplum büyükyararlar sağlar; tartışma konusu kural işveren üzerinde etkisiz kalır da bununsonucunda işçi ölür, hastalanır, ya da sakatlanırsa, o zaman, Sosyal SigortalarKurumu hak sahiplerine gelir bağlayıp, itirazda bulunan mahkemenin kabulü üzereuğradığı zarardan çok bir parayı işverenden alarak alacaklı gücünü korumuş veböylece sigortadan yararlananlar topluluğuna karşı olan borçlarını eksiksizceve kolayca yerine getirip işçilere yeterince yararı dokunmuş olur ve toplumsaldengeyi böylece sağlamış bulunur.
Buradabir yandan, kasıtlı olarak işçiyi zarara sokmuş veya ağır kusuru ile zarara yolaçmış bir işverenin yaran, öte yandan da işverenin kasıtlı davranışının veyaağır kusurunun sonucuna katlanma durumunda bulunan işçi topluluğunun ve onlarınarkasında Sosyal Sigortalar Kurumunun yararı söz konusudur. Anayasa'nın az önceanılan 2, 42 ve 48 inci maddeleri kuralları, böyle bir durumda işçilerin veonların koruyucusu bulunan Sosyal Sigortalar Kurumunun yararının üstüntutulmasını gerekli kılmaktadır.
Yukarıdakia, b, c, bentlerinde açıklanan nedenlerden ötürü itiraz konusu kuraldaAnayasa'nın 12 ya da 2 nci maddelerine aykırılık yoktur, itirazreddolunmalıdır; çünkü Anayasa'nın 12 nci maddesindeki yasa önünde eşitlikilkesi ancak birbirine benzeyen durumlardan ya da kurallardaki ayrılığı haklıkılan bir gerekçe bulunmayan hallerde çiğnenmiş olabileceği gibi yasalarıngenelliği ve dolayısıyla de Anayasa'nın 2 nci maddesindeki hukuk devletiilkesine dayanılması ise yalnızca benzer durumlarda benzer yararlarındüzenlenmesinde söz konusu edilebilir.
2-Mahkemenin tartışma konusu birinci fıkra kuralının maddenin ikinci fıkrasındakikurala göre de eşitsizlik yaratarak Anayasa'nın 12 nci maddesine aykırı düştüğüdüşüncesi de doğru değildir; çünkü, işveren Sosyal Sigortalar Kurumuna prim.ödediği için onun Kuruma karsı daha hafif biçimde sorumlu tutulması da, dahaönce prim ödemiş bulunmayan üçüncü kişinin ise genel kurullara göre daha ağırbiçimde sorumlu olması da olağandır ve işveren yararına olan bu durum haklınedene dayanmaktadır.
3-Toplumsal sigortalarda işverenin prim ödemiş olması dolayı-siyle SigortaKurumunun ondan herhangi bir biçimde tazminat istemiyeceği de ileri sürülemez;çünkü hiç kimse kendi kastı veya kusuru ile başkasının ölmesi, hasta yahutsakat olması sonucunda doğan zararlara karşı sigorta yoluna başvurarakkendisini bu tür zararlardan dolayı tazminat ödeme sorunu dışında tutamaz.Böyle bir tutum toplumsal sigorta ilişkisinin felsefesine aykırı düşer veakçalı sonucu sigorta primi ödeyerek zararı karşılama yoluna başvuran işvereninişçinin canına veya sağlığına zarar gelmesini önleme ödevinden sanki sıyrılmışsayılması gibi bir izlenim uyandırır. Bu ise Anayasa'nın insan canının vesağlığının korunmasına ilişkin olan ve yukarıda (l inci bentte) açıklanankurallariyle çelişir.
4-Mahkeme esas alacağa ilişkin gerekçelerin dâvâlı vekilinin faiz istemininAnayasa'ya aykırı olduğu savını dahi ciddi gösterdiğini ileri sürmektedir.Ancak yukarıda açıklandığı üzere esas alacak için ileri sürülen Anayasa'yaaykırılık savı doğru değildir. Kaldı ki maddede faize ilişkin herhangi birkural dahi yer almamıştır. Şu nedenle bu istemin dahi reddi gerekmektedir.
Sonuç: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasınınAnayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 23/5/1972 gününde oybirliğiylekarar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Nuri Ülgenalp
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Kâni Vrana
Üye
Mustafa Karaoğlu
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu