ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1972/56
Karar No.:1973/11
Karar günü:6/3/1973
Resmi Gazete tarih/sayı:9.11.1973/14707
İtirazyoluna başvuran : Danıştay Dava Daireleri Kurulu.
İtirazınkonusu : 21/2/1967 günlü, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 1. maddesini, SekizinciBölümünde yer alan yargılama kurallarım 45. maddesinin son fıkrası ve geçici 1.maddesini Anayasa'ya aykırı gören mahkeme Anayasa'nın değişik 151. maddesinedayanarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve sonuç alınıncaya değin davanıngeri bırakılmasına karar vermiştir.
I -OLAY :
Birbaraj işletmesi döner sermayesinde tedavi gideri olarak kanunsuz ödenmiş 12166liranın işletme müdürü ile saymandan "müştereken ve müteselsilentahsiline" ilişkin olup Sayıştay 2. Dairesince düzenlenen ve SayıştayTemyiz Kurulunca 9/6/1964 günlü, 7529 7007 sayılı kararla onanan 20/11/1960günlü, 3273 sayılı ilâmın iptali için ilgilinin Danıştayda açtığı, DavaDaireleri Kurulunun 1964/1008 esas sayısında kayıtlı davada mahkeme 832 sayılıSayıştay Kanununun 1. maddesinin, Sekizinci Bölümünde yer alan yargılamakurallarının, 45. maddesinin son fıkrasının ve geçici 1. maddesinin Anayasayaaykırı olduğu kanısına vararak Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve davanıngeri bırakılmasına 2/7/1971 gününde karar vermiştir.
III- Yasa metinleri :
1 -Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilecek Kanun kuralı :
21/2/1967günlü, 832 sayılı Sayıştay Kanununun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülenkurallarından sınırlama kararı uyarınca yalnız son fıkrası Anayasa'ya uygunlukdenetiminden geçirilecek olan 45 inci madde, Beşinci Tertip Düstur- Cilt 6-Birinci Kitap- 527 nci ve 528 inci sayfalardaki metne göre, şöyledir :
"Madde45 - Sorumlularca; gelir, gider, mal ve kıymetlerden mevzuata uygun olaraktahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı, verilmediği, saklanmadığıveya idare edilmediği Sayıştayca kesin hükme bağlananları, sorumlularkeyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesinden başlayarak üç ay içindeHazineye ödemekle zorunludurlar.
Sayıştay'cahaklarında verilen kesin hükümler sorumlulara ve ayrıca gerekli kovuşturmayapılmak üzere Maliye Bakanlığına 63 üncü madde uyarınca tebliğ olunur.
Malınödettirilmesi, yok olma tarihindeki rayiç bedel üzerinden, bu tarih bellideğilse malın satın alındığı tarih ile kaybolmanın tespit edildiği tariharasındaki en yüksek rayice göre bulunacak bedel üzerinden olur. Devletmallarının hasara uğratılması halinde uygulanacak genel hükümler saklıdır.
Sayıştaycaverilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz."
2 -Anayasa'ya aykırılık görüşüne dayanaklık eden Anayasa kuralları :
832sayılı Kanunla ilgili olarak ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık görüşünüdesteklemek üzere mahkemece dayanılan Anayasa kuralları aşağıda yazılı olduğugibidir :
"Madde4/son Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veyasınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan birdevlet yetkisi kullanamaz."
"Madde7 - Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
"Madde8 - Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz. Anayasa hükümleri, yasama, yürütme veyargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukukkurallarıdır."
"Madde11 - (1488 sayılı Yasa ile değişik) Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesive milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin kamuyararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasa'nındiğer maddelerinde gösterilen özel sebeplerle, Anayasa'nın sözüne ve ruhunauygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun,temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
BuAnayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hak vehürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünüveya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasa'dabelirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz.
Buhükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir."
"Madde31 - Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbirmahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
"Madde32 - (1488 sayılı Yasa ile değişik) Hiç Kimse, kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarılamaz.
Birkimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunudoğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."
"Madde114/1 (1488 sayılı Yasa ile değişik) idarenin her türlü eylem ve işlemine karşıyargı yolu açıktır."
"Madde127 (1488 sayılı Yasa ile değişik) Sayıştay genel ve katma bütçeli dairelerinbütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adınadenetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak vekanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmaklagörevlidir.
Sayıştay'ınkuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları,ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri ve diğer özlük işleri, başkan veüyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.
SilâhlıKuvvetler elinde bulunan Devlet mallarının Türkiye Büyük Millet Meclisi adınadenetlenmesi usulleri, millî savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarınauygun olarak kanunla düzenlenir.
Kamuiktisadî teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi kanunladüzenlenir."
"Madde132/1, 2- Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka vevicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbirorgan, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkindebulunamaz."
"Madde133/1 Hâkimler azlolunamaz. Kendileri istemedikçe Anayasa'da gösterilen yaştanönce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle deolsa, aylıklarından yoksun kılınamaz."
"Madde134/2 (1488 sayılı Yasa ile değişik Hâkimler altmışbeş yaşını bitirinceye kadarhizmet görürler. Askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunlabelli edilir."
"Madde140/1 (1488 sayılı Yasa ile değişik) Danıştay, kanunların başka idarî yargımercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idaremahkemesidir."
IV -İlk inceleme :
l -23/5/1972 günlü toplantı :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 23/5/1972 gününde MuhittinTaylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsanEcemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Kâni Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin Gürün,Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyleyapılan ilk inceleme toplantısında :
Mahkemeningerekçesinde Anayasa'ya aykırılık iddiasının davacı tarafından ilerisürüldüğüne işaret edilmekle birlikte örneği yollanan dâva dilekçesinde böylebir iddianın bulunmadığı; iddiayı kapsayan başkaca bir belgenin ve varsadâvâlının bu konudaki savunmasının 20/4/ 1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27 neimaddesi hükmüne aykırı olarak gönderilmediği, anlaşılmış ve bu eksiklik dolayısıyledosyanın geri çevrilmesine 23/5/1972 gününde 1972/21 27 sayı ile veoybirliğiyle karar verilmiştir.
2-21/11/1972 günlü toplantı :
İşinDanıştay Başkanlığının Dava Daireleri Kurulu 1962/1008 sayılı yazısı ile20/10/1972 gününde yeniden Anayasa Mahkemesine gelmesi üzerine 21/11/1972gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp,Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kâni Vrana,Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nunkatılmalariyle yapılan toplantıda şu durum saptanmıştır:
DanıştayDava Daireleri Kurulunun 2/7/1971 günlü gerekçeli kararının ikinci ve dahasonraki sayfalarında davacının Sayıştay Kanununun l inci maddesinin, SekizinciBölümünün yargılamaya ilişkin kurallarının, 45 inci ve geçici l incimaddelerinin Anayasa'ya aykırılığını ileri sürdüğünden söz edilerek iddialarözetlenmekte, tartışılmakta ve sonunda "davacı iddiaları ciddîgörüldüğünden" deyimi ile sonuca bağlanmakta olmasına karşılık DanıştayBaşkanlığından bu kez gelen yazıda söz konusu kuralların Dâva DaireleriKurulunca re'sen Anayasa'ya aykırı görüldüğü belirtildiğinden bu yazı ilegerekçeli karar arasındaki çelişmenin Dâva Daireleri Kurulunca giderilmesi veAnayasa Mahkemesinin 23/5/1972 günlü kararı gereklerinin yerine getirilmesizorunludur.
Şudurum karşısında çelişme giderilmek ve Anayasa Mahkemesinin, gerekçelikararında davacının ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddiliğikanısına varıldığına mahkemece işaret edildiğine göre davacının ve ortayakoymuşsa dâvâlının bu konudaki görüş ve savunmalariyle ilgili belgelerin de 44sayılı Kanunun 27 nci maddesine uygun olarak gönderilmesi ve böylece eksiğintamamlatılması yolundaki kararı yerine getirilmek üzere dosyanın Dâva DaireleriKuruluna geri çevrilmesine 21/11/1972 gününde 1972/48/57 sayı ile veoybirliğiyle karar verilmiştir.
3 -9/1/1973 günlü toplantı :
DosyanınDanıştay Başkanlığının 13/12/1972 günlü, 1964/1008- 152 - 205 sayılı yazısınabağlı Dâva Daireleri Kurulunun 1/12/1972 günlü karariyle birlikte yenidengelmesi üzerine 9/1/1973 gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak,Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Ziya Önal,Abdullah Üner, Kâni Vrana, Mustafa Karaoğlu, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil veAhmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyle yapılan toplantıda; iş şu yönlerdenincelenmiş ve aşağıda yazılı karara varılmıştır :
a)Danıştay Dâva Daireleri Kurulunun 1/12/1972 günlü kararında davacınınAnayasa'ya aykırılık iddiasının bulunmadığı; 832 sayılı Kanunun itiraz konusukurallarının Dâva Daireleri Kurulunca re'sen Anayasa'ya aykırı görüldüğü;gerekçeli karardaki "davacının Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddigörüldüğünden" söz edilmesinin bir yanlışlık sonucu olduğu ve yazılış hatasındanileri geldiği açıklandığından ortada bir çelişme ve eksiklik konusu kalmamışbulunmaktadır.
b)Mahkeme 832 sayılı Kanunun 1. maddesinin, Sekizinci Bölümündeki yargılamakurallarının, 45. maddesinin son fıkrasının ve geçici 1. maddesinin Anayasa'yauygunluk denetiminden geçirilmesini istemiştir.
832sayılı Kanunun l. maddesi Sayıştay'ın görev ve yetkilerini belirlemektedir.Yargılama başlığını taşıyan Sekizinci Bölümde özellikle hesapların dairelerceincelenmesine, yargılanmasına, hüküm ve tutanaklara, ilâmlara, bunlarıntebliğine, tavzihine, infazına. Temyiz yargılamanın iadesi, karar düzeltilmesigibi kanun yollarına ilişkin kurallar yer almıştır. 45. maddenin son fıkrasıSayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamıyacağını kuralabağlamaktadır. Geçici 1. madde ise bu Kanunun yürürlüğe girdiği yıl ile öncekiyıllara ait hesap ve işlemlerin denetiminde ve yargılanmasında eski hükümlerinuygulanacağına ilişkindir.
Anayasa'nın1488 sayılı Yasa ile değişik 151. maddesine göre bir mahkemenin her hangi birkanun hükmünü Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesi için, AnayasaMahkemesine getirebilme yetkisini kazanması o kanun hükmünü bakmakta bulunduğudâvada uygulama durumunda olmasına bağlıdır.
DanıştayDâva Daireleri Kurulunun bakmakta olduğu dâvanın konusu bir Sayıştay ilâmınıniptali istemidir. 832 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası Sayıştay'caverilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurma yolunu kapatmıştır. Mahkemenindâvayı karara bağlarken bu kuralı uygulayacağında kuşku yoktur. Oysa yukarıdamadde nitelik ve kapsamlarının açıklanmasiyle ortaya çıktığı üzere 832 sayılıKanunun 1. maddesi, Sekizinci Bölümündeki yargılama usulüne ilişkin maddeler vegeçici 1. madde ancak Sayıştay kuruluşunca uygulanabilecek kurallarıiçermektedir. Bunların Danıştay Dâva Daireleri Kurulunca bakılmakta olan dâvadauygulanmaları düşünülemez. Şu duruma göre Anayasa'ya uygunluk denetimikonusunun 832 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası ile sınırlandırılmasıgereklidir. Böyle yapılırsa ancak itiraz, Anayasa'nın değişik 151. ve 22/4/1962günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine uygunluk kazanmış olur.
c)Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle işin esasının 832 sayılı Sayıştay Kanununun45. maddesinin son fıkrası ile sınırlı olarak incelenmesine 9/1/1973 günündeoybirliğiyle karar verilmiştir.
V -Esasın incelenmesi :
İtirazınesasına ilişkin rapor, Danıştay Başkanlığının en son 13/12/1972 günlü,1964/1008152205 sayılı yazısına bağlı olarak gelen gerekçeli kararlar veekleri, sınırlama kararı uyarınca iptali istenen kanun kuralı, Anayasa'yaaykırılık iddiasına dayanaklık eden ve konuyu ilgilendiren Anayasa kuralları;bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunanöteki metinler okunduktan sonru gereği görüşülüp düşünüldü :
A -Anayasa'ya aykırılık iddiasının daha önceki başvurmalar dolayısiyle incelenmişbulunması durumu :
832sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu yolundakiiddia daha önce 1967/13, 1967/19, 1971/24 ve 1972/ 20 esas sayılı işlerdolayısiyle incelenmiş; kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı 14, 15, 16 Ocak 1969günlerinde 1969/5 (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 7, Sayfa 158197;14/4/1970 günlü, 13471 sayılı Resmî Gazete), 16/1/1969 gününde 1969/6 (AnayasaMahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 7, Sayfa 197227; 17/4/1970 günlü, 13474 sayılıResmî Gazete), 10/6/1971 gününde 1971/55 (27/4/1972 günlü 14771 sayılı ResmîGazete) ve 17/10/1972 gününde 1972/55 sayılarla karara bağlanmıştı.
Görüşmelerinbaşında şu duruma ve Anayasa'nın Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliğini vebağlayıcılığını saptayan değişik 152. maddesi kuralına göre konunun yenidenincelenemeyeceği ileri sürülmüştür.
Gerçektende Anayasa'nın değişik 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlarıkesindir. Kesin yargı kararı, bilindiği gibi, kararı veren mahkemece veya başkabir yargı yerince yeniden incelenip değiştirilmesi olanağı bulunmayan karardemektir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'ya aykırılık iddialarına ilişkinkararları Anayasa'nın değişik 149. veya değişik 151. maddelerine dayanılarakyapılmış belli istemler üzerine verilebileceğinden böyle bir kararın kesinliğide o kararın verilmesini gerektiren belli dava veya itiraz açısından söz konusuolabilir. Bu durumun sonucu olarak belirli bir dava veya itirazın kararabağlanması genellikle aynı konuda bir başka dâva veya itirazın AnayasaMahkemesine getirilmesine veya bu mahkemede incelenmesine engellik edemez.
AncakAnayasa Mahkemesi kararının olumlu veya olumsuz oluşudur ki duruma bir değişikyön getirir. Çünkü iptal kararları ile dava veya itirazın reddine ilişkinkararlar arasında açık bir ayrım vardır. İptal kararları, Resmî Gazete'deyayımlandıkları günde ve ayrıca yürürlük günü belirtilmişse o günde iptalkonusu kuralları yürürlükten kaldırır. İptal dolayısiyle artık yürürlüktebulunmayan bir kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğine göreböylece çözülmüş konuların bir daha mahkemeye, gelmesi düşünülemez. Gelse deyeniden incelenmesinin gereği ve konusu olamaz ve iş karar verilmesine yerbulunmadığı yolunda bir sonuçla kapanır. Davanın veya itirazın reddi ilesonuçlanmış işlere konu olan kurallar ise yürürlükte kalmış ve kararlar belirlidurumlara ve koşullara dayanmakta bulunmuştur. Kararın bağlayıcılığı da bukapsam içinde, belirli bir dava ve itiraz bakımındadır. burumların vekoşulların değişmesi halinde sonucunda değişik olması gerekir. Böyle birdeğişmenin bulunup bulunmadığı ise ancak yeni başvurmanın incelenmesi sonundaanlaşılabilir.
Birdava veya itiraz redle sonuçlanırsa aynı konuda gelecek başka davaların veitirazların incelenemeyeceği yolunda bir görüş kimi yasa kurallarınadokunulmazlık tanımak, bu kurallar üzerinde özellikle yargı yerlerininyetkilerini kullanmalarını önlemek, hukukî görüşleri dondurup kalıplaştırmakolur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın böyle bir ereği bulunduğu düşüncesinidestekleyecek, doyurucu bir kanıtın ileri sürülmesi olanaksızdır.
Şuduruma göre incelenecek kuralın daha önceki dava ve itirazlar dolayısiyledenetlenmiş ve Anayasa'ya aykırı görülmeyerek dava ve itirazların reddine kararverilmiş bulunmasının konunun 1972/56 esas sayılı dosyada yeniden ele alınmasınaengellik edemeyeceğine Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'ın karşıoylariyle veoyçokluğu ile karar verilerek Anayasa'ya aykırılık sorununun görüşülmesinegeçildi.
B -832 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olupolmadığı sorunu :
l -832 sayılı Kanunun öngördüğü Sayıştay :
832sayılı Kanunun 45. maddesinin Sayıştay ilâmları aleyhine Danıştay'a başvurmayolunu kapatan son fıkrası kuralının Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılırkenönce bu kanunca nasıl bir Sayıştay öngörüldüğünün belirlenmesi yerindeolacaktır.
21/2/1967günlü, 832 sayıh Sayıştay Kanununun ilgili kurullarına göre durum şudur :
Sayıştay,genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile mallarını TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemleriniyargılama yoliyle kesin hükme bağlamak......la görevlidir (Madde 1).Sayıştay'ın daireler, daireler kurulu, temyiz, kurulu, genel kurul, yüksekdisiplin kurulu, memurlar seçim ve disiplin kurulu gibi yarığı ve kararorganları vardır (Madde 2). Bir başkan ve dört üyeden kurulu daireler birerhesap mahkemesi olup bunlar bir başkan ve iki üye ile hüküm vermeye yetkilidir.Daireler sorumluların hesaplarını inceleyip yargılayarak haklarında beraat veyatazmin hükmü verirler (Madde 14). Temyiz Kurulu 4 yıl için Sayıştay GenelKurulunca daire başkanları arasında seçilecek 4 daire başkanı ile her dairedenseçilecek 2 üyeden kurulur. Kararı temyiz edilen daire başkanı ve üyelerinin oyhakkı olamaz. Temyiz Kurulu Sayıştay dairelerince verilen ilâmların son hükümmerciidir. (Madde 16). Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'abaşvurulamaz (Madde 45). İlâmlarda gösterilen zimmet ve tazminler İcra ve İflâsKanunu hükümlerine göre tahsil olunur (Madde 64). Sayıştay Genel Kurulu, TemyizKurulu. Daireler Kurulu ve daireleri her yılın Temmuz ayının yirmisinden Eylülayının beşine kadar çalışmaya ara verir (Madde 101). Ayrıca ilâmların tebliğ vetavzihine (Madde 63), temyiz (Madde 67 - 73), yargılamanın iadesi (Madde 7476),karar düzeltilmesi (Madde 77, 78) yollarına, içtihadın birleştirilmesine (Madde80) ilişkin kurallar da Kanunda yer almıştır.
Görülüyorki 832 sayılı Kanun Sayıştay'a ilk ve son derecelerde görev yapan bir hesapmahkemesi niteliği vermiş ve bu kuruluşu yargı usulleri öteki yargımercilerinkine benzemeyen, kararlarını hiç bir yargı merciinininceleyecemeyeceği, nev'i kindine özgü bir müessese durumuna getirmiştir.
Yalnızcabir kanunun bir kuruluşu böyle yetkilerle donatması kendi başına yeterlideğildir. Bu, ancak açık bir Anayasa hükmünün varlığı ile desteklenirse değerve geçerlik kazanır. Çünkü Anayasa'nın 4. maddesinin son fıkrasında belirlendiğiüzere hiç bir kimse veya organ, kaynağına Anayasaldan almayan birt devletyetkisi kullanamaz. Aşağıda konunun bu yönden incelenmesine geçilecektir.
2 -Anayasa'nın değişik 127 inci maddesi balonundan Sayıştay'ın durumu :
a)127 nci maddedeki "kesin hükme bağlama" deyimine göre :
Karşıoydabulunanlar Ariayasa'nın "Sayıştay; Silâhlı Kuvvetlerin mallarının ve kamuiktisadî teşebbüslerinin denetlenmeleri" kenar başlığını taşıyan değişik127. maddesinin birinci fıkrasındaki "sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlamak" deyimine dayanarak somallarının ve kamu iktisaditeşebbüslerinin denetlenmeleri" kenar başlırilecek kararlara Anayasa'nınözel bir düzenleme ile ve Sayıştay'ı bir yargı yeri yapmayı ve üyelerinin hâkimolmalarını gerekli görmeyerek, hüküm niteliği ve kesinlik, başka deyimlealeyhlerine başka yargı yerlerine başvurulamazlık tanıdığı görüşündedirler. Bugörüş 127. maddedeki söz konusu deyimin aydınlık olduğu, Anayasa'nın Sayıştay'ıhukukî anlamda "hüküm verme" yetkisiyle donattığının ve ilâmlarınınDanıştay'ca incelenemeyeceğinin madde metninden açıkça anlaşıldığı gibi birtemel düşünceye oturtulmuştur.
"Kesinhükme bağlamak" deyimine tutunularak Anayasa'nın Sayıştay'ı bir yargı yeriolarak kurmamakla birlikte kararlarına karşı bir son derece mahkemesi kararıimişcesine bütün yolları kapadığı ileri sürülemez. Çünkü aslında "kesinhükme bağlamak" deyimi hukuk diline ilk kez girmektedir ve Anayasa'nın dayalnız bir yerinde kullanılmıştır; henüz aydınlığa kavuşmuş bir kavramı yoktur.Eskiden "muhkem kaziyye" deyimiyle anlatılan kavram şimdi "kesinhüküm" ile belirtilmekte ise de bir işin "muhkem kaziyyeyebağlanması" ndan söz etmek Türkçe'ye ve "muhkem kaziyye"kavramına uymayan bir söyleyiş olur. Ancak bir kararın "muhkemkaziyye" niteliğini kazandığı veya ortada "muhkem kaziyye"bulunduğu için bir davaya yeniden bakılamayacağı söylenebilir. "Mahkeme şuişi muhkem kaziyyeye bağladı" sözünün değil hukuk dilinde Türkçe'de deyeri yoktur. "Kesin hükme bağlamak" sözünün başka bir anlamı olmak vebu anlamı aydınlığa çıkarmak gerekir.
Anayasa;Yüksek Seçim Kurulu için " ....... seçim konularıyla ilgili bütünyolsuzlukları, şikâyet ve itirazları niceleme ve kesin karara bağlama......." (Madde 75/1), Uyuşmazlık Mahkemesi için "....... adli, idarîve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesinolarak çözümlemeye yetkilidir." (Madde 142/1) ve Anayasa Mahkemesi için"Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir." (1488 sayılı Kanunladeğişik Madde 152/1) sözlerini kullandığı halde Sayıştay için başka, hem deyeni bir deyime gitmesi bu üç yüksek yargı merciinin kararları ile Sayıştaykararları arasında bir ayrım gözettiğini göstermesi bakımından dikkate değer.
YüksekSeçim Kurulunun, Uyuşmazlık Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin kararlarınınkesinliği konusunda kuşkuya düşmenin elbette ki yeri yoktur. Çünkü Anayasa buüç kuruluşun niteliğini açıkça belirtmiş ve kararlarının kesin olduğunu hükmebağlamıştır. Oysa Sayıştay'a, "kesin hükme bağlamak" gibi kendisimüphem bir deyimden yararlanarak, Anayasa'nın öngördüğünden büsbütün ayrı birnitelik verilmek istenmektedir.
Anadili Türkçe olan kimseler Anayasa'nın değişik 127. maddesinden birbirine karşıtanlamlar çıkarırlarsa artık o madde hükümlerinin açık "e aydınlıkolduğundan söz edilemez ve Anayasa kurallarının tümü gözönünde tutularak yorumagidilmesi; Anayasa Koyucunun Sayıştay için hukuk anlamiyle "hüküm"verebilecek ve "hüküm" leri aleyhine hiç bir yola başvurulamayacakbir kuruluş, başka deyimle bir yüksek yargı mercii niteliğini öngörüpgörmediğinin böylece saptanması zorunlu olur. Aşağıda yapılacak olan da budur.
Öteyandan Anayasa kuralları, ilke olma yönünden eşdeğerde bulunmakla birliktehepsi de bir hukuki bütünün birbiriyle tutarlı, uyumlu parçalarıdır. Bir hükmünyorumlanmasında, aşağıda ayrıntılariyle açıklanacağı üzere "kesin hükmebağlamak" deyimi üzerindeki yukarıda tartışılmasına başlanan görüşteolduğu gibi, bu bütünlük, tutarlılık ve uyumun kökünden bozulması yorumu hukukidayanaktan yoksun bırakır ve inandırıcı olmaktan çıkarır. Şurası daunutulmamalıdır ki Anayasa kuralları eşdeğerde olmakla birlikte Devletin temelkuruluşlarına ilişkin ilkelerin herhangi bir kuralın yorumunda öteki kurallaraüstün değerde tutulması zorunlu ve doğaldır.
b)127 nci maddenin öteki Anayasa kurallanyle bir arada ele alınması sonucundaoluşan duruma göre:
aa)Sayıştay'ın T.B.M.M. adına görev yapmakta oluşu:
Anayasanın1488 sayılı Kanunla değişik 127. maddesi şöyle başlamaktadır.
"Sayıştay,genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamak ve ...... la görevlidir."
Bucümleden sorumluların hesap ve işlemlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adınakesin hükme bağlamak anlamının çıkarılması için "Türkiye Büyük MilletMeclisi adına" deyiminin maddenin başında bulunması gerekmez. Deyiminşimdiki yeri de böyle bir anlamın çıkarılmasına elverişlidir. Kaldı ki genel vekatma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınındenetlenmesinin ereği ve sonucu sorumluların sorumlarını ortaya koymaktır, vebu denetleme çalışmalarının son evresini oluşturur. "Denetleme" ve"hesap ve işlemleri hükme başlama" aralarında sıkı hukuk bağlantısıbulunan iki kavramdır. Şu durum her ikisinin de aynı nitelikte sayılmasınızorunlu kılar. Onun içindir ki yalnız denetlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisiadına yapıldığı, sorumu belirtmenin Türkiye Büyük Milet Meclisi adınayapılmadığı yolunda bir görüşün hukukça savunulabilir yönü olamaz.
Anayasa'nın7. maddesine göre yargı yetkisi Türk Mileti adına bağımsız mahkemelercekullanılır. Böyle olunca Türkiye Büyük Millet meclisi adına görev yapan bukuruluşun 832 sayılı Kanunda öngörüldüğü üzere yargı yetkisini kullanabilmesive aleyhine yargı yerlerine başvurulamayacak "hüküm"ler verebilmesidüşünülemez.
bb)832 sayılı Kanunun l inci maddesiyle yapılan ekleme:
832sayılı Kanunun 1. maddesi bir bütün sözcüğü eksik olarak noktalama işaretlerinevarıncaya dek Anayasa'nın değişik 127. maddesindeki birinci fıkra metninintıpkısıdır. Sadece kanundaki hükme bir "yargılama yoliyle" deyimieklenmiştir. Anayasanın 127. maddesi, Sayıştay'a yargılama görevi verildiğibiçiminde anlaşılmaya elverişli bulunsaydı yahut karşıoyda bulunanlarındüşündüğü gibi yargı yetkisiyle donatılmamış bir kurulun kesir, hükümlerverebilmesi olağan olsaydı Kanuna bu deyimin eklenmesi gereksiz kalırdı. Maddemetninin böyle bir anlayışa, hatta yoruma elverişsizliği görülmüş ve yargı yeriolmama durumu ile kesin bükümler verebilme olanağı bağdaştırılamamıştır ki 832sayılı Kanunun 1. maddesinin, Anayasa'nın 127. madesinin birinci fıkrasınıntıpkı tıpkısına tekrarlanmasından ibaret metnine "yargılama yolu ile"deyimi katılarak Sayıştay'ın yargı yetkisi ile donatılmasına çalışılmıştır.
Anayasa,yargılama yetkisini tanıdığı mercileri "Cumhuriyetin Temel Kuruluşu"başlığını taşıyan üçüncü Kısmının "Yargı" başlıklı üçüncü Bölümünde(Madde 132 152) bir bir saymıştır. Mahkemelerin ve yüksek mahkemeleringörecekleri davalar da yine bu bölümde adli idari askeri olmak üzere üç kümeyeayrılmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesini adli idari ve askeri yargı mercileriarasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözme ile yetkili kılankural da (Anayasa : madde!42) bu üç çeşit yargı dışında başka bir yargıdüzeninin ve merciinin Anayasaca öngörülmediğini ayrıca teyit ve tekrareylemektedir. Şu duruma göre bu merciler dışında bir mercie yargı yetkisitanınmasına olanak yoktur.
Birmerciin yargı yetkisi ile donatılabilmesi için Anayasa'da açık hüküm bulunmasıgerekmekle birlikte Satıştay'a yargılama yetkisi verildiğine ve kararlarıaleyhine başvurma yollarının kapatıldığına delâlet edebilecek dolaylıhükümlerin de Anayasa'da yer almadığı, üstelik dolaylı hükümlerin bunun aksiniortaya koyacak nitelikte bulunduğu aşağıda sırası geldikçe ayrı ayrıbelirtilecektir.
cc)Anayasa Sayıştay başkan ve üyelerine hâkimlik teminatı tanımamıştır :
YineAnayasa'nın 7. maddesine göre yargılama yetkisi ancak bağımsız hâkimleringörevli bulunduğu mercilere verebilir. Anayasanın 132. maddesi hâkimleringörevlerinde bağımsız olmaları ilkesini teyit etmekte ve hâkimlere tanınanteminat 133. maddede ve değişik 134. maddenin ikinci fıkrasındaaçıklanmaktadır. 127. maddecin ikinci fıkrasiyle Anayasa'nın Sayıştay başkan veüyeleri için öngördüğü ve düzenlenmesini kanuna bıraküğı teminat hâkimlik değilbir çeşit memurluk teminatıdır.
Buradateminatın "mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarınagöre" düzenleneceğinden (Değişik 140. madde ile Danıştay, değişik 141.madde ile Askerî Yargıtay ve değişik 138. madde ile Askeri Yargı organları içinöngörüldüğü üzere) söz edilmediği gibi 132., 133. ve değişik 134. maddelere deherhangi bir gönderme yapılmamıştır. Üstelik Anayasa tasarısının TemsilcilerMeclisinde görüşülmesi sırasında Meclise Sayıştay'dan katılan üye Sayıştaygörevlilerine hâkim teminatının tanınmasına istemiş; bu yolda önerge vermiş;ancak Sayıştay'a ilişkin Anayasa maddesinin aldığı kesin şekilden deanlaşılacağı üzere bu istem maddeyi geri çeken Anayasa Komisyonunca vekomisyonun saptadığı metni benimseyen Temsilciler Meclisince kabul edilmemiş;önergeyi veren de Anayasa Komisyonunun getirdiği metne karşı itirazdabulunmamıştır.
832sayılı Kanunun Sayıştay başkan ve üyeleri için Anayasa'da öngörülen hâkimlikteminatının tıpkısını kabul ettiği bir an için düşünülse bile gene de bununhâkimlik teminatı niteliğinde sayılmasına olanak yoktur. Çünkü kanunlarıngetirdiği teminat yine kanunlarla daraltılabilir veya kaldırılabilir. Oysasınırları ve niteliği Anasaya'da belirlenmiş hâkimlik teminatı üzerinde KanunKoyucunun tasarrufta bulunması düşünülemez.
çç)Sayıştay Anayasa'nın Yargı Bölümüne sokulmamıştır :
Sayıştay'ailişkin hüküm, bilindiği üzere, Anayasa'nın yargı bölümünde (Üçüncü Kısım -Üçüncü Bölüm) değil Yürütme Bölümünün iktisadî ve Malî Hükümler kesiminde(Üçüncü Kısım - ikinci Bolüm - D kesimi) yer almıştır. Bu yerin AnayasaKoyucunun Sayıştay için ne gibi bir nitelik öngördüğünü açıklama bakımındanönemi vardır. Yüksek Seçim Kuruluna, kesin kararlar veren bir yüksek yargıorganı olduğu halde; Yargı Bölümünde değil de Yasama Bölümünde yerverildiğinden söz edilerek bundan bir kuruluşun Anayasa'daki yerinin,niteliğini gösterecek bir ölçü gibi ele alınamıyacağı sonucunun çıkarılmasınave Sayıştay ile Yüksek Seçim Kurulu arasında bir benzerliğin oluşturulmasınaçalışılabilir.
YüksekSeçim Kurulu, altı üyesi Yargıtay, beş üyesi Danıştay Genel Kurullarınca kendiüyeleri arasından seçilmek yoliyle oluşur (Anayasa : Madde 75/3). Bu üyeleraslında Anayasa uyarınca bağımsız, hâkimlik teminatı ve yargılama yetkisiyledonatılmış 'kimselerdir; esas yerleri Anayasa'nın Yargı Bölümündedir. Öteyandan Yüksek Secim Kuruluna seçimlerin yönetim ve denetimi yanında yineAnayasa ile (Madde 75/1) "seçim konulariyle ilgili bütün yolsuzlukları,şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama" yetkisiverilmiştir. Niteliği, görev ve yetkileri Anayasa'nın açık hükümleriyleböylesine belirlenen bir kuruluşun, Anayasa metnindeki yeri elbette ki yineAnayasa ile belirlenen niteliğini etkilemez. Ancak, Yüksek Seçim Kurulu ile hiçbir benzer yönü bulunmayan, baştan başa farklı bünyede; yetkileri ve kararalanı Anayasa yönünden tartışmalı Sayıştay için yapılacak yorumda, bu kuruluşunAnayasa'daki yerinin önemi büyüktür. Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisindegörüşülmesi sırasında Sayıştay'dan bu Meclise katılan üyenin, yaptığı konuşmadave verdiği önergede Sayıştay'ın Anayasa'nın yargı bölümünde yer almasınıngerektiğini ileri sürmesine rağmen Anayasa Komisyonunun bu istemi kabuletmediği; isteme uymayan yeni madde metni üzerinde önergeyi verenin herhangibir itirazda bulunmadığı ve Temsilciler Meclisinin de komisyonungörüşünü benimseyerek istemi reddetmiş duruma geldiği gözönünde tutulursaSayıştay'a Anayasa metninde verilen yerin yorumdaki etkinliğinin daha dagüçlendiği görülür.
dd)Anayasa Sayıştay için yargılama usullerinin düzenlenmesini öngörmemiştir.
Anayasa'nındeğişik 127. maddesinin ikinci fıkrası Sayıştay'a ilişkin olarak kanunladüzenlenecek konuları şöyle sıralamıştır :
aaa)Sayıştay'ın kuruluşu;
bbb)Sayıştay'ın işleyişi;
ccc)Denetim usulleri;
ççç)Mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlerive öteki özlük işleri;
ddd)Başkan ve üyelerin teminatı.
Görülüyorki Anayasa Koyucu burada "yargılama usulleri"nden hiç sözetmemektedir, "işleyiş" deyiminin "yargılama usullerini"kapsadığı ileri sürülemez. Çünkü Anayasa'da gerektikçe, hep "işleyiş"deyiminin yanına "yargılama usulleri" deyiminin de eklenmesi yolunagidilmiş; "işleyiş" deyiminden vazgeçilse bile "yargılamausulleri" nin yine sözü edilmiştir : "Mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir" (Madde 136);"Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, yargılama ve ......... usulleri .........kanunla düzenlenir ......." (Değişik Madde 140/5); Askeri Yargıtay'ınkuruluşu, işleyişi yargılama usulleri ...... kanunla düzenlenir." DeğişikMadde 141/4); "Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla...... düzenlenir." (Madde 148/1).
Sayıştay'ınanayasal bünyesini açıklığa kavuşturacak bir maddede kanunla düzenlenecekkonular bir bir sayılırken "yargılama usulleri" ne bu konulararasında yer verilmesinin ancak bir anlamı olabilir : O da Sayıştay içinyargılama ve bir yüksek yargı yeri gibi kesin hükümler verme yetkisininöngörülmemiş bulunmasıdır.
ee)Anayasa Sayıştayı bir son derece mahkemesi olarak kabul etmemiştir :
Anayasa'da;"Yargıtay'ın adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin soninceleme mercii, olduğu; kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derecemahkemesi olarak bakacağı" "Değişik Madde 139/1); "Danıştay'ın,kanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece vegenel olarak üst derece idare mahkemesi olduğu" (Değişik Madde 140/1);"Askerî Yargıtay'ın, askerî mahkemelerden verilmiş karar ve hükümlerin soninceleme mercii olduğu, ayrıca asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarınailk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı" (Değişik Madde 141/1)hakkında hükümler vardır. 127. maddede ise Sayıştay yönünden bunlara benzer birkurala yer verilmiş değildir. Şu durum da Anayasa'nın, Sayıştay kuruluşu içindebir Temyiz Kurulu oluşturulmasını ve bu kurulun kararları aleyhine yargımercilerine başvurma yolunun kapatılmasını öngörmediğini kuşkuya yerbırakmıyacak açıklıkla göstermektedir. Savunulabilir yönü bulunmamakla birliktebir an için Sayıştay daire kararlarının bir yargı kararı olduğu düşünülebilirse,ancak idarî yargı kararı sayılabilecek olan bu kararlara karşı temyiz yoliylebaşvurabilecek yüksek mahkemenin Anayasa'nın değişik 140. maddesinin birincifıkrası uyarınca Danıştay olacağı ortadadır.
ff)Sayıştay anlaşmazlıkları çözmekte değildir :
832sayılı Kanunun (Madde 62 - 64) "Sayıştay ilâmı" diye adlandırdığıbelgeler bir uyuşmazlığı çözmekte değildir. Burada herhangi bir anlaşmazlıkolmaksızın bir dizi hesap ve işlemin incelenmesi ve ilgililerin sorumluoldukları veya olmadıkları yolunda bir sonuca varılması söz konusudur. SayıştayKanunundaki usul gözden geçirilirse görülür ki denetçiler kendilerine verilenhesapları inceleyip rapora bağlarlar (Madde 48). Raporlar birinci başkanlıkaracılığıyla ve "yargılanmak" üzere dairelere dağıtılır (Madde 50).Dairelerce alınacak sonuca göre beraat, zimmet veya tazmin hükmü verilir (Madde61) ve sonuç "ilâm" da belirtilir (Madde 62). Yani alacaklı olmasagereken idarenin istemi, üstelik haberi olmadan yolsuz hesabın sorumlularıbelirlenmekte; alacağın bunlaıdan tahsiline hüküm verilmekte; ancak bundansonra idare "ilâm" la sonuçtan haberdar edilmektedir (Madde 63).
Şudurumda "kesin hükme bağlanma" nın bir yargı kararı niteliğitaşımadığını, bir yönetim işlemi olduğunu ayrıca ortaya koyar. Hele aynı kanunun"saymanların hesaplarının, Sayıştay'a noksansız verildiği tarihtenitibaren iki yıl içinde yargılanmadığı takdirde, hükmen onanmışsayılacağı" kuralını koyan 66. maddesi "yargılama" ve"hüküm" deyimlerinin bilinen hukuk kavramları olarak değerlendirilmesinibüsbütün olanak dışı kılmakta ve işlemin yalnızca bir inceleme ve denetlemeyolu olduğu görüşünü desteklemektedir.
gg)832 sayılı Kanun, Sayıştayı yargı yetkisine sahip olağanüstü bir merci durumunagetirmiştir :
832sayık Kanunun Sayıştay'ı bir hesap mahkemesi olarak öngörmesi ve bu kuruluşuyargı usulleri öteki yargı mercilerininkine benzemeyen, kararlarını hiç biryargı merciinin incelemiyeceği nev'i kendine özgü bir müessese durumunagetirmesi Anayasa'nın Cumhuriyetin Temel Kuruluşu başlıklı Üçüncü Kısmına birde "hesap yargı yeri" eklenmesi demektir. Böylece, "bir kimseyikanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuranyargı yetkisine sahip olağanüstü bir merci" ortaya çıkmaktadır. Bu iseAnayasa'nın kesinlikle yasakladığı bir durumdur (Değişik Madde 32/2).
hh)Temsilciler Meclisindeki değişikliğin önemli yönü :
Anayasatasarısının Sayıştay'a ilişkin hükmünün bir konuşma ve önerge üzerine (tasarı :Madde 126) Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca geri alınarak yenidenyazıldığı bilinmektedir. Bunun kendi başına bir önemi yoktur. Asıl sorunkonuşma ve önergeden ileri sürülenlerin hangilerinin kabul, hangilerininreddedildiğidir. Yeniden yazılan, önergeyi verence itiraz edilmeyen veTemsilciler Meclisinde kabul olunan metinde Sayıştay'a yargı bölümünde yerverilmesine ve Sayıştay başkan ve üyelerine hâkim teminatı tanınmasına ilişkinistemler nazara alınmamıştır. Durumun ağırlık noktası budur.
ii)Anayasanın Sayıştaya kesin yargı kararı verme yetkisini tanıdığı düşünülemez :
Yargılamaalanında ve özellikle işi kökünden çözümleyen kesin yargı karara konusunda. 2.maddesindeki hukuk devleti ilkesine de sıkı sıkı bağlı kalarak özelliklemahkemelere ve hâkimlere bağımsızlık ve güvençle sağlama yönünden çok titiz veayrıntılı hükümler getirmiş olan ve en küçük tazminat davalarının bilebunlardan yararlanması yollarını açık tutan Anayasa'nın, yargı merciiniteliğini tanımadığı ve üyelerini hâkim teminatı dışında bıraktığı bir kurulakesin yargı kararı verme ve böylece söz gelimi bir saymanı yerine göremilyonları bulacak bir borcu ödemekle yükümlü tutma yetkisini tanıyabileceğinive bu ereğini de Anayasa metninde benzeri durumlarda kullandığı anlatımyolundan uzaklaşarak sadece "kesin hükme bağlama" gibi yeni ve müphembir deyimle açıklayacağını düşünmek sağduyu ve hukuk mantığı ilebağdaştırılamaz.
SayıştayKanununda Sayıştay'ın kesinleşmiş hükümlerinin İcra ve İflâs Kanunu gereğinceyerine getirilmesi kuralı benimsenmiştir. Bunun sonucu olarak Sayıştaykararlarının adlî yargıca denetleneceği, onun için de Danıştay denetimine gerekbulunmadığı ileri sürülemez. Çünkü Sayıştay ilâmları kesin mahkeme ilâmlarıgibi yerine getirilecektir. Bu durumda ise ancak icra ve İflâs Kanununundeğişik 33. maddesine dayanılarak borçlunun ibra edilmiş, borsun ertelenmişveya zaman aşımına uğramış olması gibi üç neden ileri sürülerek şikâyet yoliyleicra hâkimliğine başvurabilir, icra hâkiminin, yerine getirilecek hükmün esasıyönünden hukuka aykırılığını inceleme ve denetleme yetkisi yoktur.
ıı)Anayasa'nın 4 üncü maddeci :
Anayasa'nın4. maddesinde egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu, milletinegemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliylekullanacağı ilkesi yer almıştır. Bu ilkeye dayanılarak Sayıştay'ın Türk Milletiadına kesin hüküm verdiği görüşü savunulamaz. Çünkü yukarıda tartışıldığı üzereAnayasa'nın 127. maddesinde Sayıştay'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi adınagörev yaptığı açık ve kesin olarak belirlenmiştir. Kaldı ki Anayasa'nın 4.maddesi yetkili organların hepsinin ulus adına egemenliği kullandığınıbelirtmek için değil, temsil ve egemenliği kullanma yetkisinin yalnızca yasamameclislerinin olmadığını açıklamak üzere getirilmiştir.
jj)Sayıştay'ın yetkilerini Anayasa'dan alması durumu :
Sayıştay'ınyetkilerini özel yasadan değil de doğrudan doğruya Anayasa'dan almış bulunmasıişlemlerinin yargı işlemleri olduğunu göstermeye yeterli değildir. ÇünküAnayasa'da Yüksek Hâkimler Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı gibi, yönetim yerleriolduğunda kuşku bulunmayan birtakım kuruluşların görev ve yetkileri debelirtilmiştir.
kk)Sayıştay'ın T. B. M. M. adına yetkilerini kullanması durumu :
Sayıştay'ınTürkiye Büyük Millet Meclisi adına hüküm vermesi dolayısiyle bu işlemin idariişlemlerden olmadığı ve Danıştay'ın yargı denetimine giremiyeceği yolunda birgörüş hukukî destekden yoksun kalır. Çünkü Sayıştay'ın T. B. M. M. adınaverdiği hüküm hiç bir zaman yasama meclislerinin hükmü, kararı demek değildir.Kaldı ki Anayasa Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisine bile bu yargı işindeson ve kesin karar verme yetkisini tanımamıştır. Gerçi Türkiye Büyük MilletMeclisinin Yüce Divana yollama kararı son soruşturmanın açılması niteliğindebir yargı kararıdır; ancak ceza davasını suçluluk veya suçsuzluk, cezaverilmesi yahut verilmemesi yönünden kesinlikle sonuçlandıran bir yargı kararıolmadığı da ortadadır.
ıı)Hak arama hürriyeti yönünden durum :
Herkesin,meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı veyadavalı sıfatiyle iddia ve savunmada bulunma hakkı vardır. Hiç bir mahkeme,görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınmaz (Anayasa - Madde 31).
Haksahibi ile kendisinden hak istenenin yargı mercii önünde davacı veya davalıolarak karşılaşabilmeleri bu hürriyetin gereğidir. Devlet haksız eylemden doğanalacakları için adliye mahkemelerine başvurur ve davalı da savunma hakkını kullanırkenyine haksız eylemlerle Devleti zarara soktuğu ileri sürülen bir kimsenin, sırfSayıştay denetimine bağlı bir görevde olması yüzünden mahkeme huzurundakendisini savunamamasını haklı gösterecek bir hukukî neden ve zorunluk ortayakonulamaz.
Devletinkişilerden ayrımlı olarak, kimi alacaklarını mahkeme hükmü gerekmeksizindoğrudan doğruya kovuşturmaya yetkili olduğu durumlar vardır. Ancak bunlar kamualacaklarına ilişkin olanlardır. Kamu alacaklarının tahsiline girişilmesihalinde de kişinin ya belli itiraz ve temyiz mercilerine ve sonunda Danıştayabaşvurarak veya yerine göre doğrudan doğruya Danıştayda iptal davası açarak biranlaşmazlık yaratmak ve savunmada bulunmak hakkı vardır.
Anayasa'nıngerek 31 inci maddesi gerekse idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargıyolunu açık tutan değişik 114. maddesi kınalı, anlaşmazlık halinde kişi ileidarenin yargı mercii önünde karşılaşmasına olanak tanımaktadır. OysaSayıştayca karara bağlanan işlerde bu yol kapalıdır.
mm)Anayasa'nın 114. maddesi karşısında Sayıştay işlemleri :
Sayıştayı,yönetim hesaplarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyen bir kuruluşolarak, idarenin yapısı içinde düşünmek, ilk bakışta aykırı gibi görünebilir.Ancak Sayıştay'ın gördüğü denetleme işinin hukukî nitelikçe gerçekte biryürütme ve yönetim işi olduğu ve bu işle Anayasa gereğince görevlendirilmişbulunduğu ortadadır, öte yandan Anayasa'nın değişik 114. maddesi kuralıidarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunu açık tutarken yalnızcayürütme örgütü için de bulunan ve idari eylem ve işlemler yapan kişi veyakuruluşları erek edinmiş değildir. Sözgelimi idarenin genel yapısına girmeyenözerk kuruluşların, yasama meclisi başkanlıklarının, mahkemelerin idarî işlemveya eylem niteliğindeki tutum ve davranışlarına karşı ilgililerin haklarınakorumak da bu ereğin kapsamı içindedir. Onun içindir ki Sayıştayın idarîörgütün yapısı dışında bulunması onun "kesin hüküm" adı verilenişlemlerinin hukukî niteliklerine göre, idarî işlem sayılmasına ve bunlarakarşı Anayasa'nın 114. maddesi kuralından yararlanılmasına engellik edemez.
C -Özetleme :
Yukarıdanberi açıklananlara göre sonuç şöyle özetlenebilir :
aa)Anayasa Sayıştay'ı bir yargı mercii olarak öngörmüş, yahut karşıoy görüşündeileri sürüldüğü gibi bunu öngörmeksizin kuruluşu bir yargı yeri gibi hükümverme yetkisiyle donatmış, bu kuruluşun kararlarına karşı yargı mercilerinebaşvurma yolunu kapatmış değildir. Sayıştay'ı Anayasa'ya rağmen bu durumagetiren; ona yargılama yetkisi tanıyan; bünyesi içinde bir Temyiz Kuruluoluşturan; bu kurulca verilen kararların kesin olduğunu saptayan; Sayıştayilâmları aleyhine Danıştaya başvurulmasını yasaklıyan 832 sayılı Kanundur.
bb)Anayasa'nın değişik 127. maddesinde geçen "kesin hükme bağlama"deyiminin "kesin işleme bağlama", "kesin sonuca bağlama" ,"kesin idari karara bağlama" kavramlarının ötesinde bir anlamıyoktur.
"Sayıştayilâmı" diye adlandırılan belgeye icra dairelerince infazı gerekli birmahkeme hükmü niteliği verilemez. Bu, aslında denetleme ve inceleme sonundahesaplarda ve işlemlerde ortaya çıkarılacak yolsuz ve kanunsuz davranışlarındoğurduğu Hazine zararını kesin olarak saptayan bir belgedir; delil olmayönünden değeri vardır. Ancak "bir zararın saptanması" ve "birzarardan sorumlu olma" durumlarını birbirinden ayırmak gerekir. Sorumkonusunda yargı mercilerinin söyleyeceği çok söz vardır. Onun için Sayıştay'ın"sorumluların hesap ve işlemlerim kesin hükme bağlama" yetkisinin bukişiler hakkında öznel kararlar alma yetkisini de kapsadığı hukukça savunulabilirbir görüş olamaz. Sayıştay'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapmasıda sorumluları şahsen borç altına sokacak öznel kararlar verilmesini haklıgösteremez. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin bile böyle bir yetkisiyoktur.
Sayıştay'ınzararı saptayan kesin kararı üzerine sorumlu görünenler hakkında kovuşturmayageçilmesi doğaldır. Sorumlular zararı ödemeye yanaşmazlarsa son sözü yargımercii söyler. 832 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası bu yolu tümkapatmaktadır.
cc)832 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrasında yer 'alan "Sayıştay'caverilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz." hükmü Anayasa'nın 2.maddesindeki "hukuk devleti" ilkesine, yine Anayasanın "yargıyetkisi, Türk Milleti adana bağımsız mahkemelerce kullanılır" kuralınıkoyan 7., hak arama hürriyetine ilişkin 31., kanuni yargı yolunu belirleyendeğişik 32., idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı denetimini açık tutandeğişik 114., Sayıştay'a ilişkin değişik 127., Danıştay hakkındaki değişik140., "kanunların Anayasaya aykırı olamıyacağını" saptayan 8.maddelerine doğrudan doğruya aykırıdır; iptali gerekir.
FazılUluocak, Sait Koçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaşbu görüşe katılmamışlardır.
VI -SONUÇ :
832sayılı Sayıştay Kanununun sınırlama kararı uyarınca incelenen 45. maddesininson fıkrasının Anayasa'ya 'aykırı olduğuna ve iptaline Fazıl Uluocak, SaitKoçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'ınkarşıoylariyle ve oyçokluğu ile 6/3/1973 gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Ünel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Kâni Vrana
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
İptalkonusu hüküm, Anayasa Mahkemesinin sınırlama kararı uyarınca 832 sayılıSayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasındaki "Sayıştayca verilenilâmlar aleyhine Danıştaya başvurulamaz" hükmünden ibarettir.
AnayasaMahkemesince; İptal konusu 832 sayılı Kanunun 45 maddesinin son fıkrasındakihüküm Anayasa'ya aykırı bulunduğundan iptaline, oy çokluğu ile kararverilmiştir.
Karardaçoğunluk görüşünün dayandığı gerekçeler;
a)Anayasa Sayıştayı bir yargı mercii olarak öngörmediği gibi, bunuöngörmeksiziii kuruluşu bir yargı yeri gibi hüküm verme yetkisi ile donatmışdeğildir. Bu kuruluşun kararlarına karşı yargı mercilerine başvurma yolunukapatmamıştır.
b)Anayasa'nın değişik 127. maddesinde yer alan "kesin hükme bağlamak"deyimi müphemdir. Bu, yargı mercii niteliğini ifade etmez ve Sayıştay'ınkararlarına karşı yargı yoluna müracaatı kapatmamıştır. Sayıştay'ın işi aslındabir yürütme işlemi olduğundan Anayasa'nın 114. maddesi hükmüne tâbi olmasılâzımdır.
c)İptal konusu 45. maddenin son fıkrası hükmü Sayıştay'ın kararlarına karşı yargımercilerine başvurma yolunu kapatmakta olduğundan bu sonuç Anayasa'nın 2., 7.,31., değişik 32., değişik 114., değişik 127., değişik 140. ve 8. maddelerinedoğrudan doğruya aykırı bulunduğundan iptali gerekir, şeklinde özetlenebilir.
Aşağıdakinedenlerle bu görüşe katılmıyorum :
Anayasa'nın127/1. maddesinde "Sayıştay'ın genel ve katma bütçeli dairelerin bütüngelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verileninceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli" olduğuaçıklanmıştır.
Yukardaaçıklanan Anayasa maddesi hükümleri karşısında ihtilâfın halli bakımından mühimolan husus kesinlik meselesidir. Sayıştay'ın işinin bir hüküm veya idarî birişlem olması konusu bu kesinlik ilkesinin niteliği üzerinde bir farkyapmamaktadır. Bu nedenle daha ziyade bu Kesinlik konusu üzerinde durulmasıuygun olacağından aşağıda bu husus gözönünde bulundurularak açıklamalaryapılmıştır.
Anayasa'nın127/1. maddesinde yer alan hükümler Sayıştay'ca, Türkiye Büyük Millet Meclisinamına yapılacak genel denetimin kül halinde bir düzenlemesidir; bir malîkontrol düzenidir bu görev ve yetkiler Anayasa hükmü ile Sayıştay'averilmiştir. Bu Anayasa hükmü Sayıştay'ın, Devletin sorumlu kimselere tevdiettiği para ve malların denetimini bu düzen içinde yapacağını ve sorumlularınhesap ve işlemlerini kesin hükme bağlıyacağını açıkça emretmiştir. Şu durumagöre bu kesinlik, bir Anayasa ilkesidir. Ve hiç bir tereddüde yer vermiyecekderecede açıktır. Bilinen hukukî anlamı da, aleyhine bir Kanun yolunagidilemiyeceğidir. İptal konusu 45. maddenin son fıkrasındaki "Sayıştayilâmları aleyhine Danıştay'a başvurulamaz" ibaresinin ifade ettiği anlamda bunun, Anayasanın 127/1. maddesinde olduğu gibi kesin olduğunu ifadeetmekten ibarettir.
AnayasaMahkemesi Kararında çoğunluk görüşünde (Anayasa'nın 127/1. maddesindeki kesinhükme bağlamak deyimi müphemdir. Anayasada, Yüksek Seçim Kurulu için"Seçim Kanunlariyle ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazlarıinceleme ve kesin karara bağlama, (Madde 75/1); Uyuşmazlık Mahkemesi için(............ adli, idari ve askeri yaıgı mercileri arasındaki görev ve hükümuyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir (Madde 142/1.), AnayasaMahkemesi için" ......Anayasa mahkemesi Kararları kesindir "maddedeğişik 152/1" sözleri kullanıldığı halde Sayıştay için başka hem de yenibir deyime gitmesi bu üç .yüksek yargı merciinin kararları ile Sayıştaykararları arasında bir ayırım gözettiğini göstermesi bakımından dikkate değer)denilmektedir. Halbuki sözü geçen 75/1, 142/1 ve değişik 152. maddelerdekikesinliği ifade eden değimlerle Anayasa'nın 127/1 madesinde yer alan"sorumluların hesap ve işlemleri kesin hükme bağlamak" deyimiarasında kesinliği ifade bakımından bir anlam farkı mevcut olmadığı ortadadır.
Yineçoğunluk gerekçesinde (Anayasa'nın 127/1. maddesindeki "kesin hükmebağlamak" deyimi "kesin işleme bağlama" "kesin sonucabağlama", "kesin idari karara bağlama" kavramlarının üstünde biranlam yoktur) denilmektedir. Bu suretle 127/1. maddedeki "kesin hükme bağlamak"deyiminin bir kesin idari işlem olduğu kabut edilmektedir. Bu kabul tarzınarağmen bu kesinliğin anlamı da şöyle açıklanmaktadır: (Sayıştay ilâmı diyeadlandırılan belge, aslında, denetleme ve inceleme fonunda hesaplarda veişlemlerde ortaya çıkarılacak yolsuz ve kanunsuz davranışların doğurduğu hazinezararını kesin olarak saptayan bir belgedir. Delil olma yönünden değeri vardır.Ancak bir zararın saptanması ve bir zarardan sorumlu olma durumlarınıbirbirinden ayırmak gerekir. Sorum konusunda yargı mercilerinin söyleyeceği çoksöz vardır. Onun için; Sayıştay'ın sorumluların hesap ve işlemlerini kesinhükme bağlamak yetkisinin bu kişiler hakkında, onları şahsen borç altınasokacak öznel karar alma yetkisini de kapsadığı hukukça savunulabilir bir görüşolamaz) denilmektedir. Bundan çıkan sonuç da Anayasanın 127/1. maddesindeki"kesin hükme bağlamak" deyiminin idari bir işlem olduğu kabuledilmekte fakat kesinliği kabul edilmemektedir. Bu kesin işlem veya kararın,hazine zararını kesin olarak saptayan bir belgeden ibaret olduğu yolundaki çoğunlukgörüşünün ise hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu açıklama tarzıAnayasa'nın 127. maddesinde yer alan (kesin) ilkesine aykırı düşmektedir. ZiraAnayasa'nın değişik 127/1. maddesinde yalnız "hesap ve işlemleri kesinhükme bağlamak" deyimi kullanılmış olmayıp "sorumluların hesap veişlmelerini kesin hükme bağlamak" deyimi kullanılmıştır ki bunun anlamısorumluyu ve sorumluluğu da birlikte kesin hükme bağlayacak demektir. Sorumluyutespit etmeden mücerret zararın tespitinde bir yarar olmayacağı gibi, bir denetlemedesorumlunun görev ve yetkisini Kanuna uygun bir şekilde kullanmış olup olmadığıtespit edilmeden çok kere zararı tespit imkânı da yoktur.
Anayasamızdakesin olduğu belirtilen bir çok kararlar da mevcuttur Meselâ: Anayasa'nındeğişik 144. maddesinde, hâkim niteliğinde olmayan Adalet Bakanının başkanlıkedebileceği Yüksek Hâkimler Kurulu Kararları idari bir karar niteliğindebulunmasına ve hâkimler hakkında meslekten çıkarma gibi mühim kararlarverebilmesine rağmen bu kararlar kesindir.
YineAnayasa'nın 142 maddesi hükmüne göre uyuşmazlık mahkemesi uyuşmazlıkları kesinolarak çözümlemeye yetkilidir.
YineAnayasanın 75/1. maddesi hükmünce : Yüksek Seçim Kurulu seçim konulan ileilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceler ve kesin karara bağlar.
Görülüyorki Anayasa'nın bir kısım maddelerinde yer alan idarî işlem niteliğinde olankararların da kesin olduğu kabul edilmiş ve bu kararlar aleyhine Danıştay'abaşvurma yolu kapanmıştır.
Açıklanannedenlerle Anayasa'nın değişik 127. maddesinde yer alan (kesin) ilkesi, alınankarar aleyhine bir kanun yoluna müracaat edılemiyeceğini ifade eder ve iptalkonusu 45. maddenin son fıkrasındaki "Sayıştayca verilen ilâmlar aleyhineDanıştay'a başvurulamaz." hükmü da Anayasa'nın 127/1. maddesindekikesinlik ilkesini ifade etmek üzere, bu Anayasa maddesine dayanılarak,düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenledir ki iptal konusu bu hüküm de kesinlikkazanmış olduğundan Anayasa'nın idarenin her türlü eylem ve işlemine karşıyargı yolu açıktır, ilkesini koyan değişik 114/1. maddesi hükmüne tâbi olacağıkabul edilemez.
Anayasamızdabir çok maddelerde kabul edilen genel esasların istisnaları da aynı maddelerdeveya diğer maddelerde kabul edilmiş bulunmaktadır. Meselâ Anayasa'nın 14.maddesinde : herkesin yaşama hakkına ve kişi hürriyetine sahip olduğubelirtilmişi fakat, aynı maddenin ikinci fıkrasında kişi hürriyetinin kanunununaçıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilmişi mahkeme kararı ilekayıtlanabileceği ve 33 ve 64. maddeleri ile de suç işlenmesi halinde kanunlakonulacak cezalarla ölüm cezası verilebileceği ve hürriyeti tehditedilebileceği belirtilmek suretiyle istisnaları gösterilmiştir.
Keza,Anayasa'nın 17 ve 22. maddelerinde de herkesin basın hürriyetine haberleşmehürriyetine sahip olduğu açıklandığı halde aynı maddede istisnalarıkonulmuştur.
Anayasa'nınbir ilkesine aykırı anlam taşıyan bir hüküm o ilkenin istisnası olarakAnayasa'da yer almaktadır. Bunun gibi çoğunluk görüşüne göre idarî bir işlemolarak kabul edilen Sayıştay kararının da Anayasa'nın 114/1. maddesinin biristisnası olarak kesin olduğunun kabul edilmesi gerekirdi. Anayasa'nın 127/1.maddesindeki "kesin" ilkesi gayet açık olup kesin olmadığı yolundabir anlayışa müsait bulunmadığından herhangi bir yorumlamayı dahi gerektirmemektedir.Bu sebeple bu "kesin" ilkesinin Anayasa'nın diğer ilkeleri ilekarşılaştırıp yorumlamalar yapmak suretiyle kesin olmadığı ve Anayasa'ya aykırıbulunduğu sonucuna varmak Anayasa'ya uygun düşmemiştir. Zira Anayasa'nınhakimiyeti prensibinde Anayasa'nın bütün hükümleri dahildir. Anayasa'nın 8.maddesinin ikinci fıkrasında (Anayasa hükümleri, yasama yürütme ve yargıorganlarını, idare makamlarını, kişileri bağlayan temel hukuk kuralları) olduğuaçıkça belirtilmiştir.
Bunedenlerledir ki Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 127/1. maddesine uygun olarakdüzenlenmiş olan iptal konusu 45. maddenin son fıkrası hükmünün Anayasa'nındiğer maddelerindeki ilkelere aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline kararveremez. Zira Anayasa'nın bir maddesinin hükmüne uygun bulunan bir kanun hükmününiptali, etkisi ve sonucu bakımından iptal edilen kanunun dayandığı Anayasamaddesinde yer alan Anayasa ilkesini de hükümsüz bir duruma düşürmüş olurkibunun sonuç bakımından o Anayasa hükmünün iptalinden farkı yoktur. HalbukiAnayasa Mahkemesi bir Anayasa hükmünün esas yönünden değil yalnız şekilyönünden Anayasa, uygunluğu denetimi yapabilir.
Yukardanberi açıklanan nedenlere göre, Anayasa'nın değişik 127. maddesindeki"....... sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak deyimindeyer alan "kesin" ilkesi hukuki bir mefhum olarak aleyhine bir kanunyoluna gidilmesi mümkün olmadığını anlatan açık bir Anayasa ilkesidir.
İtirazkonusu 45. maddenin son fıkrasında yer alan "Sayıştay'ca, verilen ilâmlaraleyhine Danışta'ya başvurulamaz" ibaresi de tamamı ile aynı anlamdakesinliği ifade etmektedir ve Anayasa'nın 127/1. maddesindeki "kesin"ilkesine dayanılarak düzenlenmiş ve Anayasa'ya uy.gun bulunmuş olduğundanAnayasa'nın diğer maddelerinde yer alan ilkelere aykırı düştüğü gerekçesi ileiptaline karar verilemiyeceği kanısında bulunduğundan sözü geçen 45. maddeninson fıkrasındaki hükmün iptaline dair karara karşıyım.
Üye
Şahap Arıç
KARŞIOYYAZISI
Budosya ile, Danıştay Dava Daireleri Kurulu, bir Sayıştay İlâmının iptali istemiile yapılmış başvurma üzerine, 832 sayılı Sayıştay Kanununun bazı maddelerinive bu arada 45. maddesinin son fıkrası hükmünü Anayasa'ya aykırı görereksözkonusu hükümlerin iptaline karar verilmesi için Anayasa Mahkemesine itirazdabulunmuş ve Mahkememiz de söz konusu hükümlerden sadece 45. maddenin sonfıkrasını bu davada uygulanacak hüküm niteliğinde görerek incelemeyi bu hükümile sınırlandırmış ve sonuçta da hükmü Anayasaya aykırı bulunarak iptalinekarar vermiştir.
Karariçinde de belirtildiği gibi sözkonusu 45. maddenin son fıkrası hükmününAnayasaya aykırılığı sorunu, daha önce üç kez Danıştay Dava Daireleri Kuruluncaitiraz yolu ile, bir kez de Danıştay Başkanlığınca iptal davası açılmaksuretiyle yapılan başvurmalar üzerine incelenerek Anayasaya aykırı bir yönbulunmadığına dört kez karar verilerek Resmi Gazetelerle ilân edilmiştir. (14,15, 16 Ocak 1969 günlü, 1967/131969/5 sayılı, 16 Ocak 1969 günlü, 1967/191969/6 Sayılı, 10/6/1971 günlü, 1971/24 1971/55 sayılı ve 17/10/1972 günlü ve1972/20 1972/55 sayılı kararlar; Resmi Gazeteler: 14 Nisan 1970, 17 Nisan 1970,27 Nisan 1972, 30 Nisan 1973, Sayı: 13471, 13474, 14171, 14522).
Bunagöre bu dosya ile aynı hüküm hakkında beşinci kez başvurulmuş olmakta vesonuçta da dört kararla Anayasa'ya uygunluğu tespit edilmiş olan hükmün bu defaAnayasa'ya aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmiş bulunmaktadır.
Kanımcabu kararın kendisi, hem takip edilen usul, hem de esas yönünden Anayasa'yaaykırıdır:
I -Usul yönünden :
Yukarıdada açıklandığı gibi 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasıhükmünün Anayasaya uygun olup olmadığı sorunu, bu kararla birlikte, beş kezkarara bağlanmış bulunmaktadır.
Mahkememizceuygulanan bu usul, Anayasanın 152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkındaki 44 sayılı Kanunun 50. ve 51. maddelerindebelirtilen (Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliği ve her organ ve herkesibağlayıcı olan niteliği) ilkesine aykırı bulunmaktadır. Zira Anayasa'nın 1488sayılı Kanunla değiştirilen 152. madesinde:
(AnayasaMahkemesinin kararları kesindir (......)
AnayasaMahkemesi kararları, Resmi Gazete'de hemen yayınlanır, ve Devletin yasamayürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,, gerçek ve tüzel kişileribağlar.) ilkesi yer almakta,
AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44sayılı Kanunun 50. maddesinde (Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir (...) ve51. maddesinde de (Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete'de derhalyayınlanır ve Devletin yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,bütün gerçek ve tüzel kişileri ve teşekkülleri bağlar.) denilmek suretiyle aynıhükümlerin tekrar edildiği görülmektedir.
Anayasa'nınve 44 sayılı Kanunun, kesinlik) ve (bağlayıcılık) niteliğine ilişkin bu açıkhükümlerinde, (iptal kararları) ile (Anayasaya uygunluğu tespit eden kararlar)arasında herhangi bir ayrım yapılmamakta, (Anayasa Mahkemesi kararı )adınıtaşıyan tüm kararları kapsamına alacak nitelikte genel bir deyim kullanılmışbulunulmaktadır. Buna karşı, Anayasa'nın 152. ve 44 sayılı Kanunun 50.maddelerinin öteki fıkralarında, sadece iptal kararlarına özgü olan hükümlerayrıca belirtilmektedir.
Hükümlerinbu derece açık olması karşısında (kesinlik) ve (bağlayıcılık) niteliklerikonusunda Anayasa Mahkemesi kararları arasında fark gözetmenin mümkün olmadığımeydandadır. Nitekim sözü geçen maddelerde yer alan ve Anayasa Mahkemesikararlarının yayınlanmasına ilişkin bulunan hükümlerin uygulanmasında, kararlararasında fark gören düşünce benimsenmekte, maddedeki ifadenin genel niteliğineve geniş kapsamına dayanılarak, Anayasa Mahkemesinin tüm kararlan ilânedilmektedir. Şayet "uygunluk" kararları, (kesin) ve (bağlayıcı)değillerse ilân edilmelerine de zorunluk duyulmamak gerekirdi. AnayasaMahkemesi tarafından, aynı maddenin çeşitli hükümlerinin uygulanmasında düşülenbu çelişkinin nedeni, kararlar arasında aslında mevcut olmayan bir farkın,mesnetsiz olarak, var sayılmasından başka birşey değildir.
Görüldüğügibi, ayna maddelerde yer alan (ilân) hükmünün uygulanması bakımından tümAnayasa Mahkemesi kararları aynı nitelikte sayılmakta, fakat bütün kararlarıkapsamı içine alacak niteliği pek açık bulunan (kesinlik) ve (bağlayıcılık)ilkelerinin uygulanmasında ise, sadece (iptal) kararlarına bu niteliklertanınmakta, (Anayasa'ya uygunluğu tespit eden kararlar) ın bu niteliklerdenyoksun bulundukları kabul edilerek bu görüş doğrultusunda bir yargılama usulüuygulanmaktadır.
Bututumun dayandığı düşünceler şöylece özetlenebilir :
1 -Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırılık ıddialanna ilişkin kararlarıAnayasanın 149. ve 151. maddelerine dayanılarak yapılmış belli istemler üzerineverilebileceğinden her kararın kesinliği de o kararın verilmesini gerektirenbelli iptal davası veya itiraz açısından söz konusu olabilir. Bu durumun sonucuolarak belirli bir iptal davasının veya itirazın karara bağlanması, aynı konudabir başka iptal davasının veya itirazın Anayasa Mahkemesine gelmesine veincelenmesine engellik edemez.
2 -İptal kararlariyle dava veya itirazın reddine ilişkin kararlar arasında açıkbir ayırım vardır. İptal kararları, iptal konusu hükümleri yürürlükten kaldınr.Yürürlükten kalkmış bir kanunun artık Anayasaya aykırılığı söz konusuolamayacağına göre böylece çözülmüş konuların bir daha mahkemeye gelmesidüşünülemez. Davanın veya itirazın reddi ile sonuçlanmış kararlara konu olanhükümler ise yürürlükte kalmış ve kararlar belirli durumlara ve koşullaradayanmakta bulunmuştur. Kararın bağlayıcılığı da bu kapsam içinde, belirli birdava veya itiraz bakımındandır. Durumların ve koşullartn değişmesi halindesonucun da değişik olması gerekir. Böyle bir değişmenin bulunup bulunmadığı iseancak yeni dava veya itirazın incelenmesi sonunda anlaşılabilir.
3 -Redle sonuçlanan bir dava veya itiraza konu olan hükümler hakkındaki başka davaveya itirazların incelenemiyeceği yolunda bir görüş, kimi hükümleredokunulmazlık tanımak, bu hükümler hakkında özellikle yargı yerlerininyetkilerini kullanmalarını önlemek, hukuki görüşleri dondurup kalıplaştırmakolur. Anayasanın böyle bir ereği olduğu yolunda bir kanıt da öne sürülemez.
Aşağıdaaçıklanan nedenlerle bu görüşlere katılmak mümkün değildir:
l -Anayasa Mahkemesi kararlarının (kesin) ve (bağlayıcı) niteliklerini gereği gibideğerlendirebilmek için (Anayasa yargısı) alanı içinde kalınarak bu yargınınamaç ve ilkelerini gözönünde tutmak özellikle bir hukuk veya ceza yargılamasınahâkim olan ilkelerin etkisi altında kalınmadan ve söz konusu alanları birbirinekarıştırmadan bu değerlendirmeyi yapmak zorunludur.
Gerçektenbir hukuk veya ceza yargılaması sonunda verilen kararların (kesinliği) ve(bağlayıcılığı) ile, Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası gereğinceolayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olmak üzere verilen kararlar hariçolmak üzere Anayasa yargılaması sonunda verilen tüm kararların (kesinlik) ve(bağlayıcılığı), kapsam ve nitelik bakımlarından kıyaslanamayacak derecedefarklılık gösterir.
Hukukveya ceza davası, belli olayların kanun hükümleri karşısındaki durumunu saptamakamacını taşır. Bu davalarda bir kanun hükmünün, olayın özelliğine ve oluşbiçimine ve tarafların o olaydaki durum ve tutumlarına göre uygulanarakuyuşmazlığın çözümü bahis konusudur. Bu bakımdan, dava sonunda verilen karar,(belirli durum ve koşullara dayandığından) bu kararın kesinliği de sadecetarafları aynı olan o dava için söz konusudur. Halbuki iptal davaları ya daitiraz yolile yapılan başvurmalar sonunda Anayasa Mahkemesince verilenkararlarda, belli bir kanun hükmünün Anayasa kuralları karşısındaki durumununobjektif olarak incelenip Anayasa'ya uygun olup olmadığının hükme bağlanmasısöz konusudur, İPTAL davalarının esasına ilişkin incelemeler sırasındadavacının durum ve tutumunun üzerinde durulması ve bunların verilecek kararaetki yapması bahis konusu olmadığı gibi itiraz yolu ile gelen işlerin esasailişkin incelemelerinde de itirazı yapan mahkeme dosyasındaki tarafların veyadavaya konu olan olayın üzerinde durulması ve bunların Anayasa'ya uygunluk veyaaykırılığın saptanmasında etki yapması da söz konusu değildir. Bu bakımlardanAnayasa Mahkemesi kararları, öne sürüldüğü gibi (belirli durum ve koşullaradayanmakta) olmadıklarından bu kararların "kesin" olma niteliğininçözümlenmesinde, öteki yargı kararları için doğru olan düşüncelerin öne sürülmesiyerinde değildir.
EsasenAnayasanın l52. maddesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının kabulü halinde,Anayasa'da "kesinlik" den ayrıca yer almış bulunan rütme ve yargıorganları da dahil olmak üzere herkesi bağlayacağı kuralını da ilâve etmekte,bu konuyu herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta çözümlemişbulunmaktadır. Zira Anayasa Mahkemesi kararlarının "kesinliğinin" ve"bağlayıcılığının" öne sürüldüğü gibi, sadece olay ve olaydakitaraflar bakımından söz konusu olabileceğinin kabulü halinde, Anayasa'da"kesinlik" den ayrıca almış bulunan "her organı ve herkesibağlayıcılık" kuralına mana verilmesi imkânsız olur.
İtirazyolu ile yapılan başvurmalar sonunda verilen iptal kararları sadece itirazavesile olan davanın taraflarına mahsus ve mümhasır olarak sırf onlar bakımındankesin ve bğlayıcı olmayıp genel nitelikte ve herkes için aynı değerde olduğugibi, itirazın "Anayasa'ya uygunluk" kararı ile sonuçlanması halindede durum aynıdır ve bu karar da genel nitelikte ve herkes için aynı değerdedir.Aksi yönde bir değerlendirmeyi haklı gösterecek Anayasa'da herhangi bir işaretolmadıktan başka, 152. maddenin hükmü Anayasa Mahkemesi kararları arasındaherhangi bir değer farkı yaratılmasını önleyecek derecede açık ve kesindir.
Kaldıki iptal davalarında, davayı açanların "taraf" sayılmaları mümkünolmayıp bunlar (Anayasa ile dava açma yetkisi verilmiş organlar) dan ibarettirve sadece davanın açılması ve takibi ile ilgilidirler. Dava sonunda verilecekkararların kendileri hakkında uygulanması ve bundan lehte veya aleyhte birfayda veya zarar görmeleri söz konusu olmadığına göre iptal davaları sonucundaverilen (Anayasa'ya uygunluk) kararlarının "kesinlik" ve"bağlayıcılık" niteliği, genel ve herkes için değilse hangi taraflarveya olay için söz konusu olabilir.
Görülüyorki Anayasa yargılamasındaki "kesinlik" ve "bağlayıcılık"niteliklerinin, genel yargılamada bu niteliklere verilen mana doğrultusundayorumlanması ile doğru sonuca varılamaz.
Buaçıklamadan anlaşılacağı gibi Anayasa Mahkemesinin tüm kararları"kesin" ve "bağlayıcı" dır ve bu konuda "iptalkararları" ile "Anayasa'ya uygunluğu saptayan kararlar" arasındabir nitelik farkı bulunduğunu öne sürmek doğru değildir.
2 -Anayasa Mahkemesine, çözümlenmesi için, iptal davası veya itiraz yoliyle geleniddia, belli bir kanun hükmünün, Anayasa'nın belli kurallarına ve ilkelerineaykırı olduğundan ibarettir.
AnayasaMahkemesince, iptal davalarında davayı açan kurum ve kuruluşların, itiraz yoluile gelen işlerde, dava mahkemesindeki olayla tarafların durum ve tutumlarıylailgilenilmeksizin Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen kanun hükmünün Anayasakuralları karşısındaki durumu ele alınarak objektif ölçüler içindedeğerlendirilmesinin yapılması ve Anayasa kurallarına ters düşüp düşmediğininsaptanmaya çalışılması gerekir Bu çalışmalar sırasında iptal davasını açanlarcaveya itirazda bulunan mahkemece ve o mahkemenin baktığı davanın taraflarıncaöne sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiaları şüphesiz incelenerekdeğerlendirilmeye çalışılır Ama Anayasa Mahkemesi bunlarla bağlı olmayarakkendisince saptayacağı gerekçeye dayanarak karar verir.
Görülüyorki Anayasa Mahkemesi kararları, davacıların durumunun ve tarafların, olaylarındışında ve üstünde olarak, kanun hükmü, Anayasa hükmü ve hukukun genelkuralları ile memleket düzeninin tümünü kapsayan koşullar gözönünde tutularakverilmekte, bu bakımdan da öne sürüldüğü gibi belli bir davanın taraflarınaveya olayına ilişkin (durumların ve koşulların) bu kararlarda etkisibulunmamaktadır. Şu halde Anayasa Mahkemesi kararlarında esasen etkisibulunmayan (durum ve koşullar) da sonradan meydan gelecek değişikliklerinkararlarda da değişiklik gerektirmesi söz konusu değildir ve böyle birdüşüncenin Anayasa'ya uygunluk kararlarının "kesinliği" ve"bağlayıcılığı" konusunda yeri yoktur.
3 -Anayasa Mahkemesince bir kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olduğuna kararverildikten sonra aynı kanun hükmü hakkında, evvelce incelenen aynı Anayasakurallarına aykırılığı iddiası ile yeniden açılan bir iptal davasının veyaitirazın, yeni baştan ve esastan incelenmeyerek evvelce verilmiş kararınbelirtilmesiyle yetinilmesi halinde, bir kısım hükümlere dokunulmazlıktanınarak imtiyazlı duruma getirilmiş olacağı ve bu hükümler hakkında yargımercilerinin yetkilerini kullanmalarının önlenmiş bulunacağı görüşüne katılmakda mümkün değildir. Zira dokunulmaz ve imtiyazlı duruma getirildiği öne sürülenhüküm hakkında her hüküm gibi Anayasa'ya aykırılık iddiası yapılmış ve AnayasaMahkemesi de görüşünü açıklamıştır. Şu halde bu hükme de dokunulmuştur ve bukonuda diğer hükümlere nazaran bir farklılık da söz konusu değildir
Öteyandan, Anayasa Mahkemesinin yargılamasından geçmiş olan bütün hükümlerhakkında da aynı kural (yani tekrar tekrar ve yeni baştan yargılamanınyapılmaması kuralı) uygulanacağından ileri sürülen imtiyazlı durum bu safhadada söz konusu değildir.
Burada(Yargı organlarının yetkilerini kullanmalarını önleme) durumundan da sözedilemez. Zira yargı organlarının yetkisi, uygulayacakları bir kanun hükmünüAnayasa'ya aykırı görmeleri halinde meselenin çözümünü Anayasa Mahkemesindenistemekten ibarettir. Şayet daha önce Anayasa Mahkemesi açık bir karariylekonuyu çözümlemiş ise ortada yargı organının Anayasa Mahkemesinden isteyeceğibir konu da kalmamış demektir.
Kaldıki Anayasa Mahkemesinin önceki kararında inceleme dışı kalmış bir Anayasakuralı evya ilkesi açısından itirazda bulunmak yolu da daima açıkbulunmaktadır.
Bunedenle bu konuya ilişkin görüş de yerinde değildir.
Öteyandan 1961 Anayasa'sı kanunların Anayasa'ya aykırılığının yoğun şeklindetartışıldığı bir devreyi kapamış ve kendinden önceki devrenin sosyal, politikve ekonomik bünyesinde görülen zararlı olayların ve çalkantıların tekrarınıönleme maksadını taşıyan kural ve ilkelere büyük ölçüde yer vermiştir.
KanunlarınAnayasa'ya uygunluğunun yargı yoliyle denetlenmesi sisteminin kurulmasınınamacı da, hem Anayasa'ya aykırı kanunların çıkartılmasını önleyerek kişiyikusursuz bir şekilde Anayasa'nın himayesi ve teminatı altına almak, hem de,yetkisiz kişilerce sürdürülen sonu gelmez Anayasa'ya aykırılık tartışmalarınayer bırakmayarak bu ortanın yarattığı huzursuzluktan yurdu kurtarmaktır.
Bumaksatla bazı organ, kurul ve kurumlara tanıdığı iptal davası açma hakkıyanında ve büyük ölçüde Anayasa denetimi ile ilk kademede yargı organlarınıgörevlendirmiş ve bir kanunun Anayasa'ya uygun olup olmadığının nihaî derecedeçözümü görevini de Anayasa Mahkemesine vermiştir.
Esaslarıve prensipleri bu nitelikte olan bir Anayasa'nın gayeleri arasında, dava veyaitiraz halinde bir kanunun Anayasa'ya aykırı olduğunun veya olmadığının kesinbir surette ve bağlayıcı olarak sonuçlandırılması maksadının da bulunduğunukabul etmek zorunludur.
Yukarıkiaçıklamaların ışığı altında varılan sonuç özetle şudur :
AnayasaMahkemesince verilen gerek iptal, gerekse, Anayasaya uygunluk kararlarıkesindir. Herkesi, her organı, bu arada Anayasa Mahkemesinin kendisini debağlar. Bu bakımdan evvelce açılan bir dava veya yapılan itiraz üzerine bellibir kanun hükmünün Anayasa'nın belli kural ve ilkelerine uygunluğu hakkındaAnayasa Mahkemesince bir karar verilmiş ise açılan yeni bir dava veya yapılanyeni bir itiraz vesilesiylea aynı hüküm hakkında Anayasanın aynı kural veilkeleri açısından yeniden inceleme yapılarak yeni bir karar verilmesine yeryoktur. Bu gibi hallerde önceki Anayasa Mahkemesi kararına gönderme yapılarak(Yeni bir karar verilmesine yer olmadığı) yolunda karar verilmesiyleyetinilmesi gerekir.
Konuyubitirmeden önce iki noktanın aydınlığa kavuşturulması faydalıdır.
a)Anayasa Mahkemesi kararlarının kesildiğinin ve bağlayıcılığının, incelemekonusu yapılan Anayasa kuralları ve ilkeleri açısından hüküm ifade ettiğindekuşku yoktur. Evvelki kararda inceleme konusu edilmemiş olan başka Anayasakuralları ve ilkeleri açısından öne sürülen yeni iddiaların, genişliğine vederinliğine esastan inceleme konusu yapılacağı ve yeni bir karara konu olacağıtabidir.
b)Anayasa, memleketin sosyal, siyasal ve iktisat alanına, kısaca tüm yaşantısınaşekil veren temel ilke ve kuralları gösterir. Bu ilke ve kurallar da, karşılıklıolarak, sözü geçen alanların etkisi altındadır ve bu sebeple de Anayasahükümlerinin yorumlanmasında bu gerçeğin göz önünde tutulması zorunludur. Bubakımdan, Anayasa'nın temel ilkeleri ve hedefleri gözden kaçırılmamak şartiylememleketin içinde bulunduğu veya bulunması gerektiği ortamın nazara alınarakAnayasa kurallarının yorumlanmsı gerekir.
Şuhale göre, memleketin tüm bünyesinde veya bunun bir kesiminde esaslıdeğişiklikler olması sonunda bu duruma ilişkin Anayasa ilke ve kurallarınınöncekinden değişik biçimde yorumlanması gerekebilir ve evvelce Anayasa'nınbelli bir kuralına uygun görüldüğü yolunda Anayasa Mahkemesinin kararına konuolmuş bulunan bir kanun hükmünün, yeni şartlara göre öncekinden değişik biçimdeyorumlanan aynı Anayasa kuralına aykırı düştüğü sonucuna varılabilir.
Buaçıklamadan da anlaşılacağı üzere (hukuki görüşlerin dondurulupkalıplaştırılmış olacağı) görüşü de haklı ve yerinde değildir.
Ancakbu dosyada görüldüğü gibi, beş yıl içinde bazen bir seneden az, bazen de birseneden biraz fazla fasılalarla söz konusu kanun hükmü hakkında aynı Anayasakuralları açısından yapılmış bulunan Anayasaya aykırılık iddialarının hiçbirisi, yukarıda açıklanan gereklere dayanmamakta ve aynı niteliktekiAnayasa'ya aykırılık iddiaları birbiri peşinden Anayasa Mahkemesinegetirilmekte ve mahkemece de memleketin, sosyal, idari ve hukuki bünyesinde,evvelce inceleme konusu yapılmış bulunan Anayasa kurallarının öncekindendeğişik biçimde yorumlanmasını gerektirecek ölçüde ve konu ile ilgili olmaküzere köklü bir değişiklik olup olmadığı yolunda herhangi bir araştırmaya gerekduyulmadan her başvurma, sanki mahkemeye bu konuda ilk kez getirilmiş bir davaveya itiraz imişcesine işleme tabi tutularak konunun esasının incelenmesinegirilmekte ve önceki kararlarda dayanılan Anayasa kuralları tekrar edilerekaynı gerekçelerle yeni baştan karar konusu yapılmaktadır. Bu durumun,(şartlarda dğişikliğin kararlarda da değişiklik getireceği) veya (hukukigörüşlerin dondurulup kalıplaştırılmış olacağı) iddialarına hak verdiren biryönü bulunmadığı, aksine Anayasa Mahkemesi kararlarının "kesin" ve "bağlayıcı"olduklarını belirten Anayasa kurallarına aykırı bir sonuç ortaya koyduğumeydandadır.
Şuduruma göre yukarıki karar ilk önce bu yönden Anayasa'ya aykırıdır.
II -Esas yönünden :
A-Kararın genel durumu:
Kararın(V- Esasın incelenmesi) bölümünün (B) bendinin l No.lu fıkrasında, 832 sayılıKanunun Sayıştaya (İlk ve son derecelerde görev yapan bir hesap mahkemesiniteliği verdiği ve bu kuruluşu yargı usulleri öteki yargı mercilerinebenzemeyen, kararlarını hiç bir yargı merciinin inceleyemeyeceği nevi kendine özgübir müessese durumuna getirdiği) ve bir Anayasa hükmüne dayanmadıkça böyle birkuruluşun geçerli olamıyacağı ileri sürülerek Anayasanın 127. maddesininincelenmesine geçilmektedir. Kararın bu kısmı, aşağıda da açıklandığı gibi 127.maddenin metnine hiç de uymayan ve maddenin amacıyla hiç bir şekildebağlaştırılması da mümkün olmayan birtakım düşüncelerden oluşmaktadır. Busuretle daha başlangıcında yanlış varsayımlara dayandırılan yukarıki kararındoğru bir sonuca ulaşması zaten beklenemezdi. Nitekim kararın (b) fıkrasının(aa) - (mm) harfleriyle işaretlendirilen onbeş paragrafında, Anayasa'nın ötekiilkeleri açısından konu incelenirken hep baştaki yanlış düşünceye dayanılarakyorumların yapıldığı ve sonuçta da bilinen karara varıldığı görülmektedir.
KanunlarınAnayasa'ya uygunluğu denetimi ile görevli olan mahkememiz, bu kararı iletamamen ters bir yöne yöneltilmiş ve 832 sayılı Kanunun bir fıkrasını iptaletmiş gibi görünmesine rağmen aslında bizzat Anayasanın 127 maddesinin birhükmünü iptal etmiş duruma girmiştir. Zira bu iptal sonucunda bir Anayasa hükmüişlemez duruma getirilmiştir.
Anayasa'yauygun hükümleri, hele bizzat Anayasa hükümlerini iptal etme işi Mahkememizingörev ve yetkileri dışında kaldığına göre ve kararın (B) bendinin l No. lufıkrasının son cümlelerinde dayanılan Anayasa'nın 4. maddesinin (hiç bir kimseveya organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisikullanamayacağını) belirten ilkesi karşısında, kararın düştüğü çelişki biryana, mahkemenin kendisi Anayasa'ya aykırı bir tutum ve davranış içine itilmişbulunmaktadır.
Bukonuları açıklığa kavuşturmak için karara dayanak yapılan görüşleri özetleyelim:
1 -Anayasa Şayıştayı bir idarî yargı mercii olarak öngörmüş, veya bir yargı yerigibi kesin hüküm verme yetkisi ile donatmış değildir. Şayıştayı yargı bölümüiçine sokmamıştır.
2 -Anayasa'nın 127. maddesinde geçen (kesin hükme bağlama) deyiminin, (kesinişleme bağlama), (kesin sonuca bağlama), (kesin idarî karara bağlama)kavramlarının ötesinde bir anlamı yoktur. Sayıştay, sorumluları şahsen borçaltına sokacak öznel kararlar veremez.
3 -Buna göre 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hükmüAnayasa'nın 2., 7., 31., 32.,., 114., 127., 140 ve 8. Maddelerine aykırıolduğundan iptali gerekir.
B -Karşı düşünce :
Aşağıdakiaçıklamalar, söz konusu fıkra hükmünün Anayasa'ya uygunluğunu, buna mukabil,iptal kararına dayanak olan görüşlerin Anayasa'ya aykırılığını ortayakoymaktadır :
a -Konunun esası :
Anayasa'nın127. maddesinin ikinci fıkrası, Sayıştayın görevlerini üç grup halinde toplamışbulunmaktadır.
1)Genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarınıTürkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek,
2)Sorumluların hesap ve işlemleri kesin hükme bağlamak.
3)Kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak.
Bunlardanilk ikisi, Anayasa'nın kendisi tarafından verilmiş ve düzenlenmiş görevlerdir.Kanun Koyucu, sözü geçen 127. maddenin ikinci fıkrasına göre Sayıştayınkuruluşunu, işleyişini ve denetim usullerini düzenlerken bu Anayasa ilkelerinigözönünde tutarak uygulama ayrıntılarını belirtmek zorunluğundadır.
Üçüncügruptaki görevler ise, inceleme, denetleme ve hükme bağlama niteliğindeolmaları şartiyle Kanun Koyucu tarafından, Sayıştay'ca yapılması uygun görülenöteki hizmetlerdir.
Maddemetninden de açıkça görüldüğü gibi Anayasa, Sayıştay'a, genel ve katma bütçelidairelerin bütün gelir ve giderleriyle mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisiadına denetleme görevi vermiş, buna karşılık sorumluların hesap ve işlemlerinikesin hükme bağlama görevine ilişkin olan hükmü (Türkiye Büyük Millet Meclisiadına) deyiminin dışında bırakmıştı. Zira 127. maddede yer alan bütüngörevlerin (Türkiye Büyük Millet Meclisi adına) yapılması öngörülseydi (TürkiyeBüyük Millet Meclisi adına) sözü, sadece (genel ve katma bütçeli dairelerinbütün gelir ve giderleri ile malarının denetlenmesi) işine bağlılığı anlatanşimdiki yerine değil, maddenin baş tarafına konulur ve istenilen anlam ona göresağlanırdı.
Görüldüğügibi maddenin, daha aşağıda belirtilen ereğine de uygun düşen bu açık ifadesi,"'kesin hükme bağlama" görevinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi adınadeğil, Anayasa ile doğrudan doğruya Sayıştay'a verilmiş bir görev olarak yerinegetirileceğini kesinlikle ortaya koymaktadır.
Üçüncügruptaki görevlerin konularının, niteliklerinin, kapsamlarının, yapılma şekilve usullerinin de, Anayasa'nın 127. maddesinin buna dair olan hükmüne uygunolmak şartiyle, Kanun Koyucu tarafından belli edilmesi gerekmektedir.
Maddeninkonumuzla ilgili bölümü, Sayıştay'ın doğrudan doğruya Anayasa'dan aldığı görevve yetkiye dayanarak sorumluların hesap ve işlemlerini "'kesin hükme"bağlayacağına ilişkin olan hükmüdür.
Anayasa'nın127 maddesinin açıklanan hükümleriyle Mahkememizin yukarıki kararıkarşılaştırıldığında, çoğunluğun bir anayasal gerçeği değiştirerek kendisincevar saydığı birtakım düşüncelerden hareketle işi ele aldığı, kanaatini bu açıdoğrultusunda oluşturduğu ve bu suretle de konuyu asıl yerinden başka alanlarakaydırdığı görülmektedir: Zira bu dava dolayısiyle çözülmesi gereken konuSayıştay'ın bir yargı yeri olup olmadığı, üyelerinin hâkim niteliğinde bulunupbulunmadığı değil, sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin olmak üzereSayıştay'ca verileceği Anayasa'ca kabul edilen "hüküm"' lerin,"kesin" yani (aleyhlerine başka yargı yerlerine başvurulamaz)nitelikte bulunup bulunmadıklarıdır.
Bunedenle söz konusu itirazın çözümü için, Sayıştay'ın Anayasa'ca öngörülen biryargı yeri olup olmadığına, üyelerinin hâkim niteliğine sahip bulunupbulunmadığına ilişkin tartışma olanaksızdır. Buna rağmen yukarıki kararda dahaçok bu konuların üzerinde durulduğu ve sonucun da büyük ölçüde bu konularadayandırıldığı görülmektedir.
b -Anayasa, "kesinlik" için hiçbir şart öngörmemiştir :
Anayasa,bir kuruluşun kararlarının "kesin" olabilmesi için :
1 -O kuruluşun behemehal bir yargı yeri olmasını,
2 -Üyelerinin hâkim niteliğine ve teminatına sahip bulunmasını,
Zorunlusaymamış ve kararda ısrarla üzerinde durulduğu biçimde bu yolda açık veyakapalı herhangi bir ilke de koymamıştır.
AksineAnayasa'da yargı yeri olmayarak kurulan müessesenin kararları kesin sayıldığı,keza üyeleri hâkim niteliğine ve teminatına sahip olmayan yargı yerlerininkurulmuş olduğu görülmektedir.
Bukonuda aşağıdaki örnekler gösterilebilir :
1 -Anayasa'nın 144. maddesiyle kurulmuş olan Yüksek Hâkimler Kurulunun üyelerihâkimlerden oluştuğu halde kuruluş bir yargı yeri değildir ve kararları dahâkimlerin özlük işlerine ilişkin ve tamamen idari nitelikte bulunmaktadır. Bubakımdan sözü geçen kararlar 1971 yılına kadar Danıştay'ın denetimine tabi iken20/9/1971 günlü ve 1488 sayılı Kanunla 144. maddede yapılan bir Anayasadeğişikliği ile bu kararların (kesin) olduğu ve aleyhlerine başka mercilerebaşvurulamayacağı ilkesi konulmuştur.
2 -Anayasa'nın 138. maddesiyle bir yargı yeri olarak kurulmuş bulunan askerimahkemelerin bir kısım üyelerinin ve yine aynı madde ile bir yargı yeri olaraktanımlanan disiplin mahkemelerinin tüm üyelerinin hâkim niteliğine sahipolmayabilecekleri Anayasa'nın kendisi tarafından kabul edilmiştir.
3 -Anayasa'nın 140. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucundayüksek bir yargı yeri olarak kurulun (Askeri Yüksek idare Mahkemesinin)kuruluşunda gözönüne alınacak ilkeler arasında (Mahkemelerin bağımsızlığı)ilkesine yer verilmemiş ve üyelerinin nitelikleri de tamamen kanunabırakılmıştır. Bu maddeye dayanılarak çıkartılan 4/7/1972 günlü ve 1602 sayılıKanunda ise sözü geçen Yüksek Mahkemenin bir kısım üyelerinin ve Başkanın hâkimniteliğinde olmayan kişilerden atanması öngörülmüştür.
4 -15/3/1973 günlü ve 1699 sayılı Kanunla Anayasa'nın 136. maddesine eklenmiş olanhükümlerle bir yargı yeri olarak kurulmuş bulunan Devlet GüvenlikMahkemelerinin üyelerinin tayin usulü ise, hâkimlere bağımsızlık sağlayan genelusullerin dışında özel bir biçimde düzenlenmiştir.
Anayasa'nınkendisinden alman bu örnekler, Mahkememizin yukarıki kararında üzerinde önemledurulan ve hatta iptal kararının esas dayanağını teşkil eden görüşleringerçekte Anayasa'da bulunmayan bir takım varsayımlarından öte hukukideğerlerinin bulunmadığını ve Anayasa'da mevcut olmayan nedenlere dayandırılanyukarıki kararın Anayasa'ya aykırı olan niteliğini ortaya koymaya yeterlidir.
c -Anayasa'nın 127. maddesinin oluş biçimi:
Sorunun,söz konusu 127. maddenin içinde bulunan gerçek cevabı, bu maddelerin 1961Anayasa'sına giriş amacının ve biçiminin araştınlmasiyle ortaya çıkar:
1961Anayasa'sının Kurucu Mecliste hazırlandığı ve görüşüldüğü tarihlerde yürürlüktebulunan ve eski Anayasanın 100. madesine dayanmakta olan 16/6/1934 günlü ve2514 sayılı Divanı Muhasebat Kanunu (832 sayılı Kanunla yürürlüktenkaldırılmıştır). Sayıştay'ı sorumluların hesaplarını tetkik ve muhakeme ilegörevli bir heyet olarak kurmuş. Sayıştay Dairelerini birer hesap mahkemesihalinde teşkilâtlandırmış, verilecek ilamlara karsı temyiz ve mahkemenin iadesiyollarını açık tutmuş ve böylece ilâmların Sayıştay bünyesi içindekesinleşmeleri usulünü koymuş ve kesinleşen ilâmların da icra Kanununa göreinfaz olunacağı sesasını kabul etmişti (2514 sayılı Kanun, Madde : l, 18,37-52, 55- 57, 67) .
TemsilcilerMeclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanmış olan Anayasa tasarısıgerekçesinin 127. madeye ilişkin bölümünde, maddenin amacı şu yolda açıklanmışbulunmaktadır:
(Sayıştayiçin, 1924 Anayasa'sında olduğu gibi, bu kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisinebağlılığı esası kabul edilmiş, Sayıştay üye ve başkanlarının teminatı,Sayıştay'ın kuruluşu ve işleyişinin tanzimi kanuna bırakılmıştır.
Sayıştay'ınbugüne kadar tatbikatı sadece şekli murakebeye inhisar etmiştir. Bumurakabenin, malî tatbikatta görülen isabetsizliklere teşmili hiç şüphesizfaydalı olacaktır. Ancak bu murakabenin ne dereceye kadar ve ne şekildegerçekleştirilebileceğini şimdiden tespit etmek mümkün görülmemiş ve meseleninhalli Sayıştay'ın Kuruluş Kanununa bırakılmıştır. Gerçekten, Kuruluş Kanununun,Sayıştay'ın klâsik vazifelerinin genişlemesini, kamu ihtiyaçları ve personelimkânlerının gelişmesine muvazi olarak düzenlenmesine hiç bir mani yoktur.........)
Görüldüğügibi maddenin amacının, 1924 Anayasa'sına göre kurulmuş ve yürümekte olanSayıştay'ın eski kuruluş bünyesinin ve görevlerinin olduğu gibi muhafazaedilmesi, hatta denetimin daha isabetli bir şekilde yürütülmesini sağlamakiçin, ileride günün koşullarına göre ihtiyaç duyulacak yetkilerin verilmesiişinin kanun koyucuya bırakılması olduğu açıkça görülmektedir. Maddenin ereğinibelli eden bu gerekçede, o zamana kadar yürütmekte olduğu yargılama görevininSayıştay'dan artık alınması veya hiç değilse Sayıştay kararlarının keşinniteliğinin değiştirilerek bunlar aleyhine Danıştaya başvurma yolunun açılmasıhususlarından açık veya kapalı söz edilmemiştir.
Tasarıda,yukarıdaki gerekçeye dayanılarak düzenlenmiş bulunan maddenin şu şekilde olduğugörülmektedir.
(Madde126 - Sayıştay, genel ve katma bütçelerin uygulanmasını Türkiye Büyük MilletMeclisi adına denetlemekle görevlidir.
Sayıştay'ınkuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları,ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri ve diğer özlük işleri, başkan veüyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.)
Tasarıdakibu maddenin, Temsilciler Meclisindeki müzakeresinin başlangıcında; teklifedilen maddenin, Sayıştayın yapmakta olduğu görevlerden, Devlet gelir vegiderleri ile sermaye ve mallarının toplanmasında, harcanmasında, idaresinde vemuhafazasında kanunların tam olarak uygulanıp uygulanmadıklarının denetlenmesi,sorumluların yargılanması ve malî sorumluluklarının hükme bağlanması gibiönemli bir bölümünü dışarda bırakarak Sayıştaya sadece genel ve katmabütçelerin uygulanmasının denetleme görevi vermekle yetindiği, bu suretle hembugün çalışır durumda olan Sayıştay'dan çok farklı nitelikte bir müessesekurulmasını önermekte, hem de maddenin gerekçesinde belirtilen amacı bilekarşılamayan ve onun çok gerisinde kalan bir düzenleme yapmakta olduğuaçıklanmış ve Sayıştay'ın yararlı olabilmesi için eksik yetkilerin tamamlanmasıve özellikle kesin nitelikte yargı görevi yaptığının maddede belirtilmesi vekuruluşa Anayasa'nın yargı bölümünde yer verilmesi gerektiği öne sürülerek bukonularda bir de önerge verilmiştir. Fakat, önerge henüz Meclisin oyunasunulmadan, Anayasa Komisyonunca istenmiş ve Başkanlıkça da önergenin Komisyonaverildiği bildirilmiştir.
Bununüzerine Anayasa Komisyonunca yeniden hazırlanarak Temsilciler Meclisince dekabul edilmiş bulunan metin, yürürlükteki 127 nci madde olarak Anayasa'daşimdiki yerini almıştır. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi : cilt : 4, sayfa: 61- 62, 68, -69),
Kanunlaşanbu madde ile tasarıda teklif edilmiş olan ilk metin karşılaştırıldığı zaman,sözü geçen önerge ile teklif edilen hususlardan, eksik yetkilerin tamamlandığı,sorumluların hesap ve işlemleri hakkında kesin hüküm verme görevinin Sayıştay'averildiği açık bir şekilde görülmektedir. Buna karşılık kuruluşun, Anayasa'nınyargı bölümüne alınmayarak şimdiki yerinde bırakılmış olması keyfiyeti,konumuzun çözümünde önemi olan bir husus değildir. Zira aşağıda açıklanacağıüzere Anayasa'nın yargı bölümünde sırf idare işi yapan kuruluş mevcut olduğugibi yasama bölümünde sadece yargı görevi yapan kurulda mevcuttur.
ç -127 nci maddenin amacı:
Buaçıklamalar, 127 nci maddenin tasarıda olduğu gibi bırakılmayarak (sorumlularınhesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak) görev ve yetkisinin de maddeyeeklenilmesi suretiyle kabul edilmiş olmasının gerçek anlamı ve amacı üzerindeözellikle durulması gerektiğini göstermektedir. Verilen önergede ve TemsilcilerMeclisinde yapılan açıklamalarda, Sayıştay'ın gerçek kimliğinin, yani, yürürlüktekikanunlarla Sayıştay'ın bir hesap mahkemesi olarak kurulmuş olduğunun, yıllardanberi o kimlikle görev yapa geldiğinin, başka hiç bir idare ve yargı yerininincelenmesine bağlı olmayan nitelikte kesin hükümler vermekte bulunduğununortaya konulması ve Sayıştay'dan gereği gibi yararalanbilmesi için bu görev veyetkilerin yine de verilmesinin zorunlu bulunduğunun öne sürülmesi üzerine sözkonusu hükmün maddeye eklenmiş olması, Temsilciler Meclisince teklifin kabulolunarak bu yetki ve görevlerin Sayıştaya verildiği gerçeğini,kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta belirten delillerdir.
Budeğişiklik ile, sözü geçen önerge esas bakamından asıl amacına ulaştığı vemadde, önergenin amacına uygun hükümle tamamlandığı için, maddenin yeni şeklininbu olayın ışığı altında yorumlanması gerekir. Bu gerçekler gözönünealınmaksızın önergenin, maddenin Anayasa'daki yerine ilişkin olup daha çokşekille ilgili sayılabilecek bölümüne Komisyonca değinilmemiş olmasınagerektiğinden fazla önem verilmesi ve konunun çözümünün büyük ölçüde bu olayadayandırılması, yukarıki açıklamalar karşısında doğru bir sonuca varmayaelverişli değildir.
Kararda,Sayıştay ilâmlarının, sorumluların sorumluluk derecelerini, sübjektif haklarıda ihlâl edici nitelikte olmak üzere hüküm altına almakta olduğuna göre idarekuruluşunun bu nitelikteki kararlarının Anayasa'nın 114 üncü maddesi gereğinceDanıştay denetimi dışında bırakılamayacağı üzerinde de durulmaktadır.
Anayasa'nın127 nci maddesinde, sadece hesap ve işlemlerin hükme bağlanmasından sözedilmeyip (sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak) tan sözedildiğine göre maddeden, hesap ve işlemler ile o hesap ve işlemleri yürütensorumluların ve onların sorum derecelerinin belli edilmesi gerektiği açıkçaanlaşılmaktadır. Esasen sorumlusu ve sorum derecesi belli edilmeyen bir hesapve işlemin "kesin hükme bağlanması" gibi, anlamı ve uygulamada yararıolmayan bir görev için Sayıştay gibi Devlet için oldukça masraflı bir Anayasamüessesesinin kurulmuş olacağına düşünmek bile konuyu gerçek değeriyle elealmamak olur. Böyle bir görüşü, 127 nci maddenin, hesap ve işlemler sonucumeydana gelen durumu, onları yürüten sorumluları, sorum dereceleri ile birliktebelli ederek Devlet zararının ödettirilmesini hüküm altına almaktan ibaret olanamacı ile bağdaştırmağa imkân bulunmadığına göre, söz konusu maddenin,Sayıştay'ın bu nitelikleri taşıması gerekli bulunan hükümlerine"kesinlik" tanıdığını kabul etmekte zorunluk vardır.
Maddeninbu amacı, metni ile de teyit olunmaktadır :
Yakarıdaaçıklanan değişiklik sonunda Anayasa'nın 127 nci maddesinin içinde, Sayıştay'ınsorumluların hesap ve işlemlerim kesin hükme bağlayacağı ifadesi açıkça yeralmıştır. "Hükme bağlamak" teriminin, (yargılama işlemi sonucundaulaşılan kanaatin resmi şekilde beyan edilmesi) durumunu ifade ettiğine,Anayasa da, Sayıştay'ın sorumluların hesap ve işlemlerini inceleme sonundavaracağı kanaatin beyanını "hüküm" olarak nitelendiğine ve ona ayrıca"kesinlik" tanıdığına göre sırf Sayıştay ile ilgili maddenin Anayasa'dakiyerine dayanan bir yoruma başvurarak Sayıştay "hükümlerine","kesinlik" niteliğinin tanınmamasını öne süren bir görüşü,Anayasa'nın söz konusu hükmünün açık ifadesi karşısında benimsenmeğe de imkânyoktur.
d -Anayasa terimlerinin değiştirilmesi mümkün değildir :
Öteyandan yukarıdaki kararda öne sürüldüğü gibi, hukuk dilinde, kanun kanunkuralları söz konusu olduğunda kullanılan "kanun hükmü" deyimi ilebir organ veya kurul kararının adını belirtmek için kullanılan "hükümdeyiminin ayrı kavramlar olduğu açık bulunduğundan, Anayasa'nın 127 ncimaddesinde geçen (hüküm) ve (hükme bağlama) sözcüğünün, özellikle Anayasa'cakullanıldığı da gözönüne alınmayarak, gerçekten mevcut bulunmayan bir kavramkarşılığından söz edilmek suretiyle Anayasa'nın açık ifadesi dışında kalan"kesin işleme bağlama," "kesin sonuca bağlama", "kesinidari karara bağlama" deyimleri ile değiştirilmesi ve "hüküm"sözcüğüne bu varsayın doğrultusunda bir hukukî değer biçilmesi mümkün değildir.
Yukarıdaaçıklamalar da göstermektedir ki Mahkememizin bu karariyle Anayasa'nın açıkifadeleri zorlanarak değiştiirlmistir.
e -Maddenin Anayasa'daki yerinin konunun çözümündeki değeri :
Anayasa'nınbu derece açık olan ifadesi karşısında, maddenin bulunduğu bölüme dayanan yorumda, esasında kandırıcı değildir. Gerçekten Anayasamızın düzenlenmesinde, benzerkurum ve müesseselerin aynı bölümlerde toplanması için çaba harcandığı, ancakçeşitli sebeplerle bunun eksizsik olarak yerine getirilemediği görülmektedir.Bu bakımdan bir kurum ve kuruluşun Anayasadaki yerinin, onun bünyesini gösterenkesin bir ölçü olarak alınması, doğru değildir. Anayasada bunun en açık örneği,Yüksek Seçim Kurulu ile Yüksek Hâkimler Kuruludur. Yüksek Seçim Kuruluna,yüksek bir yargı organı olduğu ve kararları da kesin nitelikte bulunduğu veDanıştayca da böyle kabul edildiği halde, Anayasa'nın yargı bölümünde değil,görevinin konusu bakımından olan ilgisine göre yasama bölümünde (Madde 75),tamamiyle idarî görev yapan Yüksek Hâkimler Kurluna da, görevinin çeşidine göreAnayasa'nın yürütme bölümünde değil hâkimlerle ve yargı organlarıyle yakınilişkisi nazara alınarak yargı bölümünde (Madde 143, 144) yer verilmiştir.
Kaldıki bu konuda çözümlenmesi gerekli olan nokta, yukarıda da değinildiği gibi,Sayıştayın, yüksek bir yargı yeri veya bir alt idare mahkemesi olup olmadığıdeğil, Anayasa ile görevli kılınmış olduğu (hükme bağlamak) işlemi sonundadüzenlendiği ilâmların, başka bir idare veya yargı organı önünde incelenmesininmümkün bulunup bulunmadığı, kısacası (kesin) nitelikte olup olmadığıdır.
Yukarıdakiaçıklamalardan da anlaşıldığı gibi, bir kuruluşun tasarruflarının niteliğinin,o kuruluşun Anayasadaki yerine göre değil, Anayasa hükümlerine göredeğerlendirilmesi gerektiği açık olarak ortadadır.
Anayasada,kesin hüküm ve kararlardan bahseden sadece 127. madde değildir :
1)Anayasa'nın yasama bölümünde bulunan 75. maddesinde Yüksek Seçim Kurulunungörevine ilişkin olarak (şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin kararabağlama) hükmü yer almaktadır.
2)Anayasa'nın yürütme bölümünün iktisadî ve malî hükümler kesiminde bulunan budava ile ilgili 127. maddesindeki hüküm ise (sorumluların hesap ve işlemlerinikesin hükme bağlamak) şeklindedir.
3)Anayasa'nın yargı bölümündeki 142. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin (görevve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili bulunduğu)yazılıdır.
4)Anayasa'nın yine yargı bölümündeki 152. maddesinde (Anayasa Mahkemesininkararlarının kesin) olduğu belirtilmektedir.
5)20/9/1971 günlü ve 1488 sayılı Kanunla Anayasa'nın 144. maddesinde yapılandeğişiklik ile bu listeye bir yenisi daha eklenmiştir.
Bumadde de yapılan değişikliğe göre Yüksek Hâkimler Kurulu,, adliye mahkemelerihâkimlerinin özlük işleri hakkında kesin karar verir. Bu kararlara karşı başkamercilere başvurulamaz.
Görüldüğügibi bir Anayasa hükmü ile Yüksek Hâkimler Kurulunun (idari karar) nitelikleriaşikâr olan özlük işlerine ilişkin kararları bile kesin sayılmış ve Anayasa'dakullanılan kesin teriminin Danıştayla Anayasa Mahkemesi arasında senelerdirsüregelen itiraz ve iptal davasına konu olduğunu bilen Yasa Koyucu, söz konusu(kesin) ifadesi ile başka bir mercie başvurulmasının önlenmesi amacınıngüdülmüş olduğunu da, sanki tarif yaparcasına, Anayasa metni içinde göstermezorunluğunu duymuştur.
f -(Hüküm) teriminin manası :
Sırasıgelmişken bu noktanın da açıklığa kavuşturulmasında yarar vardır :
Anayasa'nınyukarıki maddelerinde (karar terimi kullanıldığı halde sadece 127. maddede(hüküm) terimi kullanılmıştır.
Hukukdilinde (karar) terimi; yasama, yargı ve idare yerlerince hukuki bir durummeydana getirmek veya böyle bir durumu belirtmek amaciyle kanuna uygun biçimdeortaya konulan beyanı ifade eder. Bu bakımdan karar terimi yargı organlarınınhükümlerini de içine alan geniş kapsamlı bir terimdir.
Bunakarşı (hüküm) terimi, bir kanunun metninde yer alan bir kuralı veya birmahkemece yargılama sonucu verilmiş bir kararı ifade eder. Konu bir mercikararı olduğuna göre terimin bu ikinci manası ile ele alınması zorunludur. Şuhalde Anayasa Koyucunun, Sayıştay Kararlarının yargılama sonucu olduğunugözönüne alarak bu niteliği belirtmek üzere 127. madde de (hüküm) terimikullanmayı tercih etmiş olduğunu kabul etmek zorunludur. Temsilciler Meclisinde127. madde hakkında geçen ve yukarıda özetlenen görüşmeler de bu sonucudoğrular niteliktedir.
Yukarıkiaçıklamalarda da görüldüğü gibi bu maddelerde geçen benzer ifadeler aynı anlamıtaşıdıkları ve hatta Sayıştayla ilgili 127. maddedeki (hüküm) terimi, yargılamasonucu verilen kararı ifade etmesi bakımından konuya daha da açıklık veren birnitelik getirdiği ve bunlardan Sayıştay dışındaki kuruluşların kararlarının(kesinliği) konusunda hiç bir duraksama gösterilmediği halde aynı Anayasaifadesiyle nitelendirilmiş olan Sayıştay hükümlerinin kesinliğini benimsemeyenbir görüşe katılmaya imkân yoktur.
g -Mahkememizin yukarıki kararı sonucunda başkaca meydana gelen Anayasa'yaaykırılıklar :
Kesinliğiniaçık bir Anayasa ilkesinden aldığı böylece meydanda olan Sayıştay ilâmlarının,idari işlem sayılarak Danıştayda açılacak iptal davalarına konu yapılması,aşağıda açıklanan yönden de Anayasaya aykırı bir sonuç meydana getirir :
Anayasahükümleri ve 521 sayılı Danıştay Kanunu, Sayıştay ilâmlarına karşı Danıştaydadava açılmasına ve Danıştayın da bu gibi işlemlere bakmasına izin vermemektedir:
1 -521 sayılı Danıştay Kanununda Sayıştay ilâmlarına karşı dava açılabileceğinigösteren açık veya kapalı hiç bir hüküm yoktur. Bu durum, kanunun hazırlanmasısırasında konunun unutulmuş olmasından veya kanunun genel hükümlerinin esasenbu hususu sağlayıcı nitelikte bulunmasından ileri gelmiş değildir. Zira busorunun, Danıştay Kanununun yasama meclislerindeki görüşülmesi sırasındamüteaddit defalar uzun tartışmalara konu olduğu, böyle bir yetkinin Danıştayaverilmesini öngören hükümlerin tasarıya bazen eklenip, bazen çıkartıldığı vesonuçta da böyle bir yetkinin Anayasa'nın 127. maddesi hükmü ilebağdaştınlmasına imkân olmadığı gerekçesiyle kanunun son şekline alınmadığı,yasama meclislerinin tutanak dergilerinde açıkça görülmektedir.
Kendikanununun böyle bir görevi Danıştaya vermemesine, bir başka deyimle YasaKoyucunun bu konudaki açık iradesine rağmen, dolaşık yoldan aksi sonuca varmakmaksadiyle ve tamamen değişik nitelikte bir kanun yolunu düzenleyen DanıştayKanununun 31. maddesi hükümlerini öne sürerek Sayıştay ilâmlarına karşıDanıştayda bir inceleme kapısı açılmasının da Danıştay Kanununun kendisine açıkbir aykırılık teşkil edeceği meydandadır.
Buaçıklama Sayıştay ilâmlarına karşı, gerek iptal davası açılması gerek temyizyoluna başvurulması suretiyle Danıştaya müracaat edilmesine, bizzat DanıştayKanununun müsaade etmediğini ortaya koymaktadır.
2 -Anayasa açısından olan duruma gelince :
Anayasa'nın140. maddesi, Danıştay'ın kanunlarını başka idari yargı mercilerine bırakmadığıkonularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesi olduğu ve idariuyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemekle görevli bulunduğu kuralınıkoymaktadır.
Bunagöre Danıştay'a bu madde ile çizilmiş bulunan Anayasa sınırlarını aşacaksurette görev verilmesine imkân yoktur. Halbuki yukarıdaki kararlarlaDanıştaya, bu sınırların ötesinde görev verilmek suretiyle Anayasa'ya aykırıbir iş yapılmıştır.
Şöyleki :
a)Sayıştay, yukarıda da değinildiği gibi, Danıştay Kanununun 31. maddesinde sözüedilen, herhangi bir kanunla kendisine yargı görevi verilmiş bir idari yargımercii olmayıp, bizzat Anayasa'nın 127. maddesiyle sorumluların hesap veişlemlerini kesin hükme bağlamakla görevlendirilmiş bir Anayasa organıdır.
Gerekkonuşma, gerek hukuk dilinde (hükme bağlama) deyiminin, yargılama işlemi sonucuverilen kararı ifade ettiği gerçeği, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açıkve kesindir. Şu halde Anayasa, yukarıda daha geniş biçimde üzerinde durulduğugibi, sebepsiz olarak kullanmadığı bu ifade ile Sayıştay'ın sorumluların hesapve işlemlerini yargılama yolu ile kesin hükme bağlayacağı kuralını koymuştur.
Buduruma göre Sayıştay, ne Danıştay Kanununun 31., ne de Anayasa'nın 140.maddelerinde ifade edilen, kanununlarla görevlendirilmiş bir idari yargı merciiolmadığından, "kesin" nitelikteki hükümlerinin Danıştayca üst dereceidare mahkemesi olarak incelenmesi için Anayasa'nın 140. ve Danıştay Kanununun31. maddelerine dayanılması mümkün değildir.
b)Sayıştay ilâmları, bir idarî işlem veya uyuşmazlık sonucu meydana gelen idarîbir tasarruf da değildir. Zira bunlar, Devlete karşı sorum yüklenmiş bir kısımgörevlilerin kasıtlı veya kasıtsız yanlış uygulama veya kanunsuz bir işlemsebebiyle sorumluluklara altındaki Devlet para veya malına karşı zarar vermişolmalarının tespiti halinde bu zararların ödettirilmesini hüküm altına alanbelgelerdir.
AslındaDevletin, bu gibi zararların tazminini sebep olan görevlilere karşı adlîmahkemeler önünde açacağı davalarla istemesi gerekirdi. Fakat yüz yılı aşan birzamandan beri Yasa Koyucular bu işin özelliğini ve malî denetim esaslariyleyakın ilgisini göz önüne almak suretiyle bu görevi adliye mahkemelerindenalarak Sayıştay'a vermişlerdir. 1961 Anayasa'sı da aynı sistemi muhafazaetmekle beraber, 1934 yılından beri Sayıştay kanunu ile tesis edilmiş bulunansayıştay hükümlerinin kesinliği prensibini, bir Anayasa kuralı halinegetirmiştir.
Şuhale göre esas itibariyle adli yargı sahasına giren bir konuyu çözümleyen veAayasa hükmü ile de "kesinliği" kabul edilmiş bulunan Sayıştayhükümlerinin, sadece idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemeklegörevli üst derece idare mahkemesi olan Danıştay tarafından incelenmesine, Anayasa'nın140. maddesi de engel bulunmaktadır.
Mahkememizinyukarıki kararı bu yönden de Anayasa'ya aykırıdır.
III- SONUÇ :
832sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin iptali istenen son fıkrası hükmünün,Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan bir hükmü, daha açık bir biçimde tekraretmekten öte bir niteliği yoktur. Yani söz konusu hüküm olmasa bile Sayıştayilâmlarının Danıştay'da hangi yolla olursa olsun incelenmesine Anayasa'nın sözkonusu 127. maddesi hükmü izin vermez.
Bilindiğigibi Anayasalar, sosyal, siyasal, hukuk ve ekonomi alanlarının, kısacasıDevletin tüm yapısının temeli olan kuralları saptarlar ve gereken, yerlerdebunların sınırlarını ve istisnalarını koyarlar, Kişiler ve organlar ancak bukurallar ölçüsünde ve varsa sınırlama ve istisna hudutları içinde, görevlere,haklara ve yetkilere sahip olurlar. Hiçbir kimse, hiç bir organ bu kuralındışına çıkamaz. Esasen Anayasa'nın 4. maddesinin son cümlesi ve 8. maddesininikinci fıkrası buna aykırı bir düşünceyi kesinlikle ret etmiştir.
Anayasailkeleri etki ve değer bakımından eşit olup hangi nedenle olursa olsun birininötekine üstün tutulması mümkün olmadığından bunların bir arada, birbirinegetirdiği sınırlamalar içerisinde ve hukukun genel kuralları da gözönündebulundurulmak suretiyle uygulanmaları zorunludur.
Anayasa,bir maddesiyle herhangi bir konuya ilişkin olmak üzere genel ilke koyarkendiğer bir maddesiyle de bu genel ilkeye istisna hükmü getirebilir veya onudaraltıcı bir sınır koyabilir. Örneğin Anayasa'nın 114 maddesiyle idarenin hertürlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu genel ilkesini koyarkenbaşka Anayasa maddesiyle bazı idari işlemlerin niteliklerinin özelliklerigözönüne alınarak, kesin olacağı, bunlar hakkında yargı yerlerinebaşvurulamayacağı hükmünü koymasına hukuki engel yoktur ve bu istisna hükmü dekendi sınırları içerisinde genel kural derecesinde etkili ve geçerlidir(Anayasa'nın 144. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte, olduğugibi). Bu bakımdan bir kurul kararına "kesin" nitelik verebilmek içino kurulun behemehal bir yargı yeri olması ve üyelerinin hâkim niteliğindebulunması ve kararın da bir yargı kararı olması gibi bir zorunlukla Anayasalarbağlı değildirler. Gerekli gördükleri hallerde bu niteliklerde olmayankurulların kararlarına da Anayasaların kesinlik tanımaları olağandır.
Sözkonusu 127. madde hükmü bir Anayasa kuralı olduğuna göre Anayasa'da yer almışbulunan diğer ilkelerle etki ve değer bakımından eşit bulunduğunda, hatta sırfDevlet sorumlularının sorumlarına ilişkin işlemleri genel kurallardan ayrıbiçimde ve üstelik de yargılama yolu ile hükme bağlamak gibi özel birdüzenlemeye tabi tutmuş olduğu gözönüne alınırsa, genel kurallardan önceuygulama ve etki değeri olduğunda kuşku yoktur. Anayasa'da başkaca var olan buve bunun gibi belli bir konuya ilişkin bulunan pek çok sayıdaki Özel durumlarailişkin hükümlerin, Anayasada yer alan genel ilkelerden değişik nitelikteolduklarına bakılarak Anayasa'ya aykırılıklarından söz edilemez ve Anayasa'dabelli bir konuyu düzenleyen özel bir ilke varken o kunuyu da kapsamı içinealabilecek nitelikte genel bir ilke bulunsa bile onun değil, konuya özgüAnasaya kurallarının uygulanması zorunludur.
Buaçıklamaların ışığı altında kendiliğinden şu sonuç ortaya çıkar :
Anayasa'nın127 maddesi, sorumluların kesap ve işlemlerinin incelenmesi sonunda Sayıştay'ı"kesin hüküm" vermekle görevlendirmistir. Görülüyor ki Anayasa, buçeşit Sayıştay kararlarına "hüküm" niteliği ve "kesinlik"tanımıştır. Anayasa'nın bu nitelikleri gelişigüzel vermediği ve söz konusudeyimleri de tesadüfen kullanmadığı, aksine Sayıştay'ın tarih içindekigelişimi, ötedenberi vürürlükte olan kanunlarla verilmiş bulunan görevlerinniteliği ve ilâmlarının tabi tutulduğu hükümler gözönüne alınarak AnayasaKoyucu tarafından bilerek maddeye konulduğu ve buradaki "kesinlik"deyimi ile Sayıştay ilâmlarına karşı başkaca yargı yerlerine başvurulmamasınınöngörülmüş bulunduğu Temsilciler Meclisindeki görüşmelerin incelenmesindenanlaşılmaktadır. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi Cilt : 4, Sayfa : 61 -62, 68 69).
Durumbu derece açık iken Sayıştay'ın bir yargı yeri olmadığı ve bu sebeple dekararlarının bir "yargı kararı" sayılamayacağı görüşünden hareketleAnayasa'nın açıkça "hüküm" olarak kullandığı bir deyimi "idarikarar" "idari işlem" gibi başka türdeki deyimlerle değiştirerekbir anayasal ilke olan "kesinlik" niteliğini de kanunlarla tanınan"idari karar kesinliği", "idari işlem kesinliği" değerineindirerek çıkarılan sonucun Anayasa'nın açık hükümlerine ne derece aykırıbulunduğu ortadadır.
Üstünkural koyan Anayasa'nın "kesin" nitelik tanıması sebebiyle aleyhinebaşkaca bir idare ve yargı yerine başvurulması mümkün bulunmayan bir Sayıştay"hükmü" ne karşı Danıştay'a başvurma yolunun açılmasının, Anayasa'nın127. maddesine aykırı olduktan başka, hiç bir organın kaynağını Anayasa'danalmayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı ilkesini yokan 4. maddesine, Anayasahükümlerinin diğer organlar arasında yargı organlarını da bağlayan temel hukukkuralları olduğunu belirten 8. maddesine de kuşkusuz aykırı düşeceğimeydandadır.
Burayakadar yapılmış olan açıklamalar 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesininson fıkrası hükmünün, Anayasa'nın 127. maddesine olan uygunluğunu ve onun birtekrarından başka niteliği bulunmadığını belirtmekte ve bunun sonucu olarakAnayasa'nın 2., 7., 8., 31., 32., 114. ve 140. maddeleri açısından ilerisürülen aykırılık iddialarının da geçerli hiç bir hukuki dayanağı olmadığınıkuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya koymaktadır.
Bunedenlerle yukarıki karara karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün
SayınMuhittin Gürün'ün karşı oyuna aynen katılıyoruz.
Üye
Sait Koçak
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Lûtfi Ömerbaş