ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1973/19
Karar sayısı:1975/87
Karar günü:15/4/1975
Resmi Gazete tarih/sayı:26.2.1976/15511
İptaldavasını açan: Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısının altıda birini aşansayıda üyeleri.
İptaldavasının konusu: 20 Mart 1973 günlü, 14482 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan"T. C. Anayasası'nın 30., 57., 136., 138. ve 148. maddelerinin BazıFıkralarının Değiştirilmesi ve 2 Geçici Madde Eklenmesi Hakkındaki 15/3/1973günlü, 1699 sayılı Kanunun 3 ve 6. maddelerinin biçim yönünden Anayasa'ya veCumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisi içtüzüklerine ve ayrıca 1., 3., 4. ve 6.maddelerinin esas yönünden Anayasa'ya aykırı bulundukları ileri sürülerekiptallerine karar verilmesi istemidir.
II -METİNLER:
l -15 Mart 1973 .günlü, 1699 sayılı Kanunun iptali istenen 1., 3., 4. ve 6.maddeleri:
"Madde1 - T, C. Anayasa'sının 30 ncu maddesinin 4 ncü fıkrası aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir:
Madde30, Fıkra 4- Yakalanan veya tutuklanan kimse tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesiiçin gerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevve yetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belli ettiği hallerde topluolarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş veya sıkıyönetim hallerinde,kanunlarda gösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılır; bu süre onbeş günügeçemez. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın,hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimsenin durumu hemenyakınlarına bildirilir.
Madde3 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 136 ncı maddesine aşağıdaki fıkralareklenmiştir:
Madde136 - Ek fıkra: 2, 3, 4, 5, 6, 7 -
Devletinülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa'dabelirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet Güvenliğiniilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur.Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır.
DevletGüvenlik Mahkemesinde bir başkan, dört asıl ve iki yedek üye ile bir savcı veyeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, iki asıl ve bir yedek üye ilesavcı, birinci sınıfa ayrılmış Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları arasından; ikiasıl ve bir yedek üye birinci sınıf askerî hâkimler arasından; savcıyardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askerî hâkimler arasından atanır.
DevletGüvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği, yedek üyeliği, savcılığı ve savcıyardımcılığı atamalarında Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli adaygösterilir. Bu adaylar arasından Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlerininatanması Yüksek Hâkimler Kurulunca; savcı ve yardımcılarının atanmaları YüksekSavcılar Kurulunca; askeri hâkimlerden üye yedek üye ve savcı yardımcılarınınatanmaları ise Özel Kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.
DevletGüvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcıyardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler.
DevletGüvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtayda yalnız bumahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacak daire veya daireler; GenelKurul ise, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kuruludur.
DevletGüvenlik Mahkemelerinin kuruluş ve işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılamausulleri ile ilgili diğer hükümler kanunda gösterilir.
Madde4 - T.C. Anayasa'sının 138 nci maddesinin 4 ncü fıkrası aşağıdaki şekildedeğiştirilmiştir:
Madde138 - Fıkra 4 -
AskerîMahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şarttır.Ancak savaş halinde bu şart aranmaz.
Madde6 - T.C. Anayasasına aşağıdaki geçici 21 nci madde eklenmiştir:
GeçiciMadde 21 -
Sıkıyönetiminkaldırıldığı tarihte sıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte bulunan davalarsonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerin görev ve yetkileri devam eder. Kamudavası açılmamış dosyalar ile duruşmanın tatiline karar verilmiş davalardurumlarına, niteliklerine ve kanun hükümlerine göre görevli ve yetkilimercilere verilir."
2 -İptal isteminin dayandırıldığı ve dolayısiyle incelenen Anayasa hükümleri:
"BaşlangıçBölümü:
BAŞLANGIÇ:
Tarihiboyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasave hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşıdirenme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;
Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"YurttaSulh Cihanda Sulh" ilkesinin, milli mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahibolarak;
İnsanhak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumunhuzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için;
TürkiyeCumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân veonu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve İradelerinde yer aldığıinancı ile, hürriyete adalete ve fazilete aşık evlatlarının uyanık bekçiliğineemanet eder.
Maddel - Türkiye Devletî bir Cumhuriyettir,
Madde2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde7 - Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Madde8 - Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasahükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileribağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Madde9 - Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemezve değiştirilmesi teklif edilemez.
Madde14 - Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını geliştirme haklarına ve kişihürriyetine sahiptir.
Kişidokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göreverilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.
Kimseyeeziyet ve işkence yapılamaz.
İnsanhaysiyetiyle bağdaşmayan ceza konulamaz.
Madde30 - Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veyadelillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlargibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkimkararıyla tutuklanabilir. Tutukluğun devamına karar verilebilmesi aynı şartlarabağlıdır.
Yakalamaancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir;bunun şartlarını kanun gösterir.
Yakalananveya tutuklanan kimselere yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların yazılı olarak hemen bildirilmesi gerekir.
Yakalananveya tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi içingerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev veyetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarakişlenen suçlarda ve genellikle savaş veya sıkıyönetim hallerinde, kanunlardagösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılır; bu süre onbeş günü geçemez.Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın, hürriyetinden yoksunkılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimsenin durumu hemen yakınlarınabildirilir.
Buesaslar dışında işleme tabi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlarkanuna göre Devletçe ödenir.
Madde32 - Hiç kimse, kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüneçıkarılamaz.
Birkimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunudoğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
Madde33 - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı birfiilinden dolayı cezalandırılamaz.
Cezalarve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.
Kimseye,suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez.
Kimse,kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucunu doğuracakbeyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Cezasorumluluğu şahsidir.
Genelmüsadere cezası konulamaz.
Madde132 - Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka vevicdani kanaatlarına göre hüküm verirler.
Hiçbirorgan, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekteolan bir dava hakkında Yasama Meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ileilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; buorganlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunlarınyerine getirilmesini geciktiremez.
Madde134 - Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık veödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçiciveya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılmasıve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı soruşturmayapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayıgerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri,mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre, kanunla düzenlenir.
Hâkimleraltmışbeş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askerî hâkimlerin yaşhaddi, yükselme ve emeklilikleri kanunla belli edilir.
Hâkimler,kanunla belirtilenlerden başka, genel ve özel hiç bir görev alamazlar.
Madde138 - Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafındanyürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin askerî olan suçları ile, bunlarınasker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet vegörevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmaklagörevlidirler.
AskerîMahkemeler asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçlan ilekanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilenaskerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara bakmakla görevlidirler.
Askerîmahkemelerin, savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişilerbakımından yetkili olduğu kanunla gösterilir.
Askerîmahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahibolması şarttır.Ancak savaş halinde bu şart aranmaz.
Askerîyargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerîsavcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin refakatinde bulunduklarıkomutanlarla ilişkileri mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı veaskerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.
Madde139 - Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son incelememerciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesiolarak bakar.
Yargıtayüyeleri birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile bumesleklerden sayılanlar arasından Yüksek Hâkimler Kurulunca üye tamsayısınınsalt çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir.
YargıtayBirinci Başkanı ile Cumhuriyet Başsavcısının, kendi üyeleri arasından, üyetamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçer.
YargıtayBirinci Başkanıyla ikinci Başkanlarının ve Cumhuriyet Başsavcısının görevsüreleri dört yıldır. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Yargıtay'ınkuruluşu, işleyişi, başkan ve üyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri veikinci başkanların seçim usulleri kanunla düzenlenir.
Maddeİ44 - Yüksek Hâkimler Kurulu, adliye mahkemeleri hâkimlerinin özlük işlerihakkında kesin karar verir. Bu kararlar aleyhine başka mercilere başvurulamaz.Ancak, disiplin ve meslekten çıkarma cezaları ile ilgili kararların bir defadaha incelenmesini, Adalet Bakanı veya hakkında karar verilen hâkimisteyebilir.
Birhâkimin her ne sebeple olursa olsun, meslekten çıkarılması hakkındaki kararYüksek Hâkimler Kurulu Genel Kurulunun salt çoğunluğu ile alınır.
AdaletBakanı gerekli gördüğü hallerde, bir hâkim hakkında disiplin kovuşturmasıaçılmasını Yüksek Hâkimler Kurulundan isteyebilir.
Birmahkemenin veya bir hâkimin kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargıçevresinin değiştirilmesi, Yüksek Hâkimler Kurulunun uygun görmesine bağlıdır.
Hâkimlerindenetimi ve haklarındaki soruşturma, Yüksek Hâkimler Kuruluna bağlı ve sürekliolarak görevli müfettiş hâkimler eliyle yapılır. Müfettiş Hâkimler, hâkim veCumhuriyet savcıları ile bu mesleklerden sayılanlar arasından Yüksek HâkimlerKurulunca atanır. Müfettiş hâkimlerin nitelikleri ile atanma usulleri, hakları,ödevleri, ödenek ve yollukları, meslekte ilerlemeleri, haklarında disiplinkovuşturması yapılması ve disiplin cezası uygulaması, hâkimlik teminatıesaslarına göre kanunla düzenlenir.
Madde85 - Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıklarıİçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzükhükümleri, siyasî parti guruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerinekuvvetleri oranında katılmalarım sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasi partigurupları, en az on üyeden meydana gelir.
Meclisler,kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler.
Madde91 - Kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri yetkilidirler.
Üyeler,kendi tekliflerini her iki Meclisin ilgili komisyonlarında savunabilirler.
Madde92 - Kanun tasarı ve teklifleri önce Millet Meclisinde görüşülür.
MilletMeclisinde kabul, değiştirilerek kabul veya reddedilen tasarı ve tekliflerCumhuriyet Senatosuna gönderilir.
MilletMeclisinde kabul edilen metin, Cumhuriyet Senatosunca değişiklik yapılmadankabul edilirse, bu metin kanunlaşır.
CumhuriyetSenatosu, kendisine gelen metni değiştirerek kabul ederse, Millet Meclisinin budeğişikliği benimsemesi halinde metin kanunlaşır.
MilletMeclisi, Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsemezse, her iki Meclisinilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden bir karma komisyonkurulur. Bu komisyonun hazırladığı metin Millet Meclisine sunulur. MilletMeclisi, karma komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca veya daha önce kendisincehazırlanmış olan metinlerden birini olduğu gibi kabul etmek zorundadır.Cumhuriyet Senatosunda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabul edilmiş olanmadde değişikliklerinde, Millet Meclisinin kendi ilk metnini benimsemesi içinüye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Bu halde acık oyabaşvurulur.
MilletMeclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca dareddedilirse düşer.
MilletMeclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca olduğugibi veya değiştirilerek kabul edilirse, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosununkabul ettiği metni yeniden görüşür. Cumhuriyet Senatosunun metni MilletMeclisince benimsenirse, kanunlaşır; reddedilirse, tasarı veya teklif düşer.Cumhuriyet Senatosundan gelen metin Millet Meclisince değiştirilerek kabuledilirse, 5 nci fıkra hükümleri uygulanır.
CumhuriyetSenatosunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metinMillet Meclisi tarafından kabulü için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyulâzımdır. Bu halde açık oya başvurulur.
CumhuriyetSenatosunca üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metinkanunlaşabilmesi, Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuile kabul edilmesine bağlıdır. Bu halde açık oya başvurulur.
CumhuriyetSenatosu, kendisine gönderilen bir metni Millet Meclisi komisyonlarında vegenel kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar; busüre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde onbeş günden, ivedi olmayan hallerdebir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler,Cumhuriyet Senatosunca Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır.Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.
YasamaMeclislerinin ve mahalli idarelerin seçimleri ve siyasi partilerle ilgili tasanve tekliflerin kabul veya reddine yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır:Ancak, karma komisyon kurulmasını gerektiren hallerde, karma komisyonun,raporu, Türkiye Büyük Millet Meclîsinin birleşik toplantısında görüşülür vekara bağlanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında MilletMeclisinin ilk metninin kabulü için üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyulâzımdır. 5 inci ve 9 uncu fıkralar hükümleri saklıdır.
Madde155 - Anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısınınen az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasa'nındeğiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez. Değiştirmeteklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte ikiçoğunluğunun oyuyla mümkündür.
Anayasanındeğiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, l nci fıkradakikayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümleretabidir."
III- İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesinin, İçtüzüğün 15. maddesi uyarınca 3/7/1973 gününde yaptığı veMuhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Kemal Berkem, ŞahapArıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Ziya Önel, Abdullah Üner, Kani Vrana, MuhittinGürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katıldıklarıilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur.
1 -Davanın süresinde açılıp açılmadığı:
Kimihükümlerinin iptali istenilen 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 20/3/1973günlü, 14482 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı ve dava dilekçesinin AnayasaMahkemesi Genel Sekreterliğince 18/6/1973 gününde 1264 sayı ile Kaleme havaleedildiği görülmüş ve Anayasanın 150. maddesinde iptal davası açılması süresiolarak konulan 90 günlük sürenin son gününün Pazara rastlaması nedeniyle,sonraki ilk iş günü olan 18/6/1973 de dava dilekçesinin Genel SekreterlikçeKaleme havale edilmiş olması karşısında, davanın süresinde açıldığıanlaşılmıştır.
2 -Davanın açılmasında sayı koşulu:
Davanınaçıldığı günde Cumhuriyet Senatosunun, 150 si genel oyla ve 15'iCumhurbaşkanınca seçilen 2'si eski Cumhurbaşkanı olan 20 tabiî üye olmak üzeretoplam 185 üyeden oluştuğuna ve bu nedenle Cumhuriyet Senatosunun üyetamsayısının en az altıda biri tutarındaki üyeleri sayısının 31 olduğuna vedava dilekçesinde de 32 imza bulunduğuna göre, Anayasanın değişik 149. ve22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrasının 5.bendinde yer alan yeter sayı koşulu gerçekleşmiştir.
3 -Dava dilekçesinin düzenleniş biçimi:
Davadilekçesi iki bölümden oluştuğu, birinci bölümün metin, ikinci bölümün ise imzaçizelgesi olduğu anlaşılmıştır. İmza çizelgesinin ikinci yaprağında"Yukarıdaki imzaların kendilerine ait olduğu tasdik olunur." kaydıile 18/6/1973 günlü, ve Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterliği Mühürü ile kiminolduğu gösterilmeyen bir imzanın yer aldığı ve bu çizelgenin birinci yaprağındayalnız mühür ile bir imzanın bulunduğu görülmektedir. Dilekçe metnini içerenbirinci bölümün ilk sayfasında "İptal isteyenler" hanesi karşısında"Özer Derbil, Cumhuriyet Senatosu Üyesi ve ilişik listede isimleri yazılıCumhuriyet Senatosu Üyeleri, İptal isteyenlerin Cumhuriyet Senatosu üyesiolduğu onanmıştır. (Anayasamızın 149 uncu maddesinin aradığı koşullaryönünden)" diye yapılan açıklamanın, dilekçeye ekli imza çizelgesiyledilekçe metni arasında bir bağlantı kurulmasına ve böylece iptal davasınınçizelgede imzaları bulunan ve bu imzaların kendilerine ait olduğu onanan 32Cumhuriyet Senatosu Üyesince açıldığının saptanmasına yeterli olduğu sonucunavarılmıştır.
Onamadakiimzanın kime ait olduğunu gösteren bir açıklama ve İki yapraktan oluşan imzaçizelgesinde sahife numarası bulunmaması, her .ikî yaprakta resmî mühürünbasılı ve üzerinde aynı imzanın atılı olması nedeniyle, yukarıdaki sonucaetkili görülmemiştir.
Ohalde, çizelgedeki kimi imzaların üst yanında imza sahiplerinin ad vesoyadlarından başka, kimliklerini, yani seçim çevrelerini veya Cumhurbaşkanıncaseçilmiş veyahut tabiî üye olduklarını belirtmek yoluyla Cumhuriyet Senatosuüyesi bulunduklarına ilişkin tam bir açıklamaya yer verilmemesi, yetkidurumunun saptanmasına engel ye dosyanın geri çevrilmesini gerektirir niteliktebir eksiklik sayılmamıştır.
Bugörüşe Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ziya Önel, KaniVrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
4 -Dava dilekçesinin gerekçeyi ve dayanılan Anayasa maddelerini içerip içermediği:
Davadilekçesinde iptali istenen yasa maddeleri birer birer sayılarak konular tümbelirtilmiş, istemin dayandırıldığı gerekçeler de gösterilmiş ve sadecegerekçelerde dayanılan kimi Anayasa maddeleri gösterilmemiştir. Ancak, aynımaddelerin Anayasanın belirli maddelerindeki ilkelere aykırı düştüklerigerekçelerle açıklanmış ve bu yolla Anayasanın o maddelerinin saptanması olanakiçine girmiş bulunmaktadır.
Öteyandan, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi İçtüzüklerinin ilgilimaddelerinin yazılmamış olması, dilekçedeki açıklamalar karşısında bir eksiklikdeğildir.
Bundanbaşka, davada 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin sadeceesas yönünden Anayasaya aykırılıkları ileri sürülmüş ve dava dilekçesindeyalnız bu ileri sürmenin gerekçeleri gösterilmiş ise de, Anayasa Mahkemesi 44sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrası gereğince davacının gösterdiğigerekçe ile bağlı bulunmadığından, sözü geçen maddelerin biçim yönündenAnayasaya aykırılıklarına ilişkin bir gerekçenin dava dilekçesinde yeralmaması, bir eksiklik sayılamaz.
5 -Anayasaya esastan aykırılık yönünden inceleme yapılıp yapılamayacağı:
Davacılardilekçelerinde 1699 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddelerinin biçim yönündenAnayasada gösterilen şekil şartlarına ve Cumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisiiçtüzüklerine aykırılıklarını ileri sürmekle birlikte, bu maddelerin ve ayrıcaaynı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin Anayasaya esastan aykırı olduklarım dabildirerek iptallerine karar verilmesini istediklerinden, Anayasa Mahkemesinin,Anayasa değişikliklerinin esastan Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli veyetkili olup olmadığının incelenmesi gerekmiştir,
Anayasanın,Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini gösteren 20/9/1971 günlü, 1488 sayılıKanunla değişik 147. maddesinin birinci fıkrasında "Anayasa Mahkemesi,kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasaya, Anayasadeğişikliklerinin de Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygunluğunudenetler." Hükmü yer almıştır.
Bufıkranın değişiklikten önceki metni ise, "Anayasa Mahkemesi kanunların veTürkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunudenetler." biçiminde idi.
Bumetnin yürürlükte bulunduğu sıralarda açılmış iki iptal davası üzerine AnayasaMahkemesince verilen kararlarda, Anayasa değişikliklerinin hem biçim ve hemesas yönlerinden Anayasa'ya uygunluğunu denetlemenin Anayasa Mahkemesinin görevve yetkisi içinde bulunduğu esası benimsenmiştir. (16/6/1970 günlü, E. 1970/1,K. 1970/31 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı; Resmî Gazete, gün: 7/6/1971, sayı:13858; 13/4/1971 günlü, E, 1970/41, K. 1971/37 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı;Resmî Gazete, gün: 17/3/1972, sayı: 14131).
Ancak,Anayasa'nın 147. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle AnayasaMahkemesinin denetim görevinin alanı bu konuda daraltılarak, Anayasadeğişikliklerinin sadece Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygunluğunudenetleme görevi, eskiden olduğu gibi, yetkisi içinde bırakılmış ve budeğişikliklerin esastan Anayasa'ya uygunluğunu denetleme ise görev ve yetkisidışına çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece, bu maddede gerçekleştirilendeğişiklikle Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini esas yönünden denetlemesiönlenmiştir.
Anayasa'nın147. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonunda yürürlüğe girenyeni metin ve gerekçesi açık bulunduğundan, bu konuda başkaca bir açıklamayayer kalmamıştır. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, dönem: 3, toplantı: 2,Birleşim: 151462, Cilt; 17 sıra sayısı: 419, sahife: 16-17).
Bunedenle, 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4. ve 6. maddelerininAnayasa'ya esastan aykırı olduğu yolundaki iddianın incelenmesini kapsayanistemin, Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bulunması dolayısiyle yetkiyönünden reddine karar verilmelidir.
6 -İncelemenin kapsamı:
15/3/1973günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin yalnız esas yönündenAnayasa'ya aykırılıkları ileri sürülerek iptalleri istenmiş ve dava dilekçesindesadece bu istemin gerekçesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 22/4/1962günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasının "AnayasaMahkemesi, kanunların ve Yasama Meclisleri İçtüzüklerinin Anayasayaaykırılıkları hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçeleredayanmaya mecbur değildir. Mahkeme, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçeile de Anayasaya aykırılık kararı verebilir." biçimindeki hükmü uyarınca,davacının gösterdiği gerekçeye dayanmak zorunluğunda olmayıp sadece istemlebağlı bulunduğundan, şimdiye kadar geçen uygulamalarda öngörüldüğü üzere, bumaddelerin Anayasa'ya biçim yönünden uygunluğunu esastan inceleyebilir.
7 -Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesiyle teklif edilmezlik yasağınınhukuksal nitelikleri ve etkileriyle sonuçları:
Anayasa'dakonumuzla ilgili görülen başlıca biçim kuralları ve esasları 155., 85., 91.,92. ve 9. maddelerde yer almış bulunmaktadır. Bunlardan 155. madde Anayasadeğişikliklerine, 85, madde içtüzüklere, 91. madde kanun teklif etmeye, 92.madde kanunların görüşülmesine ve kabulüne ilişkin biçimsel kuralları veesasları içermektedirler. Sözü geçen maddelerde yer alıp konumuzla ilgiligörülen kurallarla esasların biçimsel olduğu açıktır. Devlet şeklininCumhuriyet olduğu hakkında -Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine vedeğiştirilmesinin teklif dahi edilemiyeceğine ilişkin 9. maddeye gelince:
AnayasaDevlet yapısının temelidir. Devlet kuruluşlarının yapısı ve düzeni, bukuruluşların yetkileri, görevleri ve birbirleriyle olan ilişkileriylekarşılıklı durumları Devlet ve kişilerin haklarıyla ödevleri, bu hukuksalyapının bütününü oluştururlar. Anayasa düzeni diye adlandırabileceğimiz buyapının öyle kuruluşları, hak ve ödev kuralları vardır ki, bunların hukukunüstün kurallarına ve çağdaş uygarlığın oluş'um ve gelişim süreci gereklerineaykırı düşen kimi hükümlere bağlanması, sözü geçen düzenin bütünlüğünübozabilir. Anayasamızın 1. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti birCumhuriyettir" hükmü bu çeşit kuralların başında yer alır. Bu hükmündeğiştirilmesi, hiç kuşku yok kî, Anayasa yapısını temelinden yıkar. Çünkü,Cumhuriyet denen devlet şekli temel kuruluşları, hak ve ödev kurallariyle birilkeler topluluğudur. Buna göre, devlet biçimini değiştirerek ortadan kaldıranve onu hukuk alanında yer aldığı ve istendiği biçimde artık işlemez durumasokacak olan bir Anayasa değişikliği yapılmasına olanak düşünülemez. Nitekim,Anayasanın 9. maddesinde yer alan "Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğuhakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez"hükmü bu olanaksızlığı çok açık olarak göstermektedir. Böyle bir değişikliğinbir an için teklif edilebileceği ve sonunda yapılabileceği düşünülecek olursa,Anayasanın yerleşmiş düzeninin, değişiklik ölçü ve doğrultusunda ahengi ortadankalkacak ve sonucunda Devletin niteliği de değişikliğe uğrayacağından artıkAnayasa'da tanımlanan ve istenen biçimde işlemesi söz konusu olamayacaktır.
Şuhalde denilebilir ki, çağdaş Anayasalar, kendilerini böyle istenmeyen ve uygunolmayan değişikliklere karşı koruyan ve güvence altına alan hükümleri vekuruluşları birlikte getirme yolunu seçmişler ve sonunda sağlamayıbaşarmışlardır. Bu nitelikte bir yolu seçmenin bir anlamı da, klâsikdemokrasiden daha ayırımlı bir sistem olarak, Anayasayı yasama organınınkendisine ve daha açık bir deyimle çoğunluğun baskısına karşı koruyacakhükümlere ve kurumlara da yer verilmiş bulunmasıdır. Böyle bir sisteme gidiş,yurdumuzda siyasal iktidarın bütün öğeleri ile birlikte Ulusa geçici demek planCumhuriyetin kurulmasından sonra, onu, temelinden sarsacak tutum vedavranışlara karşı Ulusun direnişinin ve yine temeline oturtularak bu kez dahada kuvvetli anayasal ilke ve güvencelere ve hukuksal kurallara bağlamazorunluğunun doğurduğu gereksinmelerin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur.
Yukarıkiaçıklamalara göre 1961 Anayasası, 9. maddesiyle önce bir değişmezlik ilkesikoymuş ve sonra bir de teklif yasağı getirmiştir. O halde, 9. madde hükmüiçeriği bakımından biçime ilişkin bulunan iki yönlü bir kuraldan oluşmaktadır.
Gerçekten,maddede yer alan değişmezlik ilkesinin sadece "Cumhuriyet" sözcüğünüamaç aldığı, yani Anayasadaki "Cumhuriyet" sözcüğünün değişmezliğiniöngörerek, Cumhuriyeti oluşturan onun dışındaki ilke ve kurallarındeğiştirilebileceğini düşünmek, bu ilke ile bağdaştırılamaz. Çünkü 9. maddedekideğişmezlik ilkesinin asıl amacı, Anayasa'nın 1. maddesiyle 2. ve 2. maddeningönderme yaptığı Başlangıç bölümünde yer alan temel ilke ve kurallarla niteliğibelirtilerek "Cumhuriyet" sözcüğüyle adlandırılan Devlet sistemidir.Başka bir deyimle, burada değişmezlik ilkesine bağlanmak yoluyla güvence altınaalınan "Cumhuriyet" sözcüğü değil, yukarıda gösterilen 2. madde ileBaşlangıç bölümünde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyet rejimidir. Şuhalde, yalnız "Cumhuriyet" sözcüğünü saklı tutup, Cumhuriyetioluşturan bütün bu nitelikleri, hangi doğrultuda olursa olsun, tümünü veya birbölümünü değiştirmek veya kaldırmak yoluyla, 1961 Anayasasının ilkeleriylebağdaşması olanağı bulunmayan bir başka rejimi meydana getirecek niteliktekiAnayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin, Anayasa'ya aykırıdüşeceğinin, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır.
Yukarıdakiaçıklamalara göre, Cumhuriyet rejiminin Anayasamızda niteliğini belirleyen ilkeve kurallarında değişmeyi öngören veya Anayasanın öteki maddelerinde yapılandeğişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı yollardan bu ilkelerideğiştirmeyi amaç güden herhangi bir kanun teklif ve kabul edilemez.
Anayasa'nın1488 sayılı Kanunla değişik 147. maddesinin birinci fıkrasında yer alan"Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisiiçtüzüklerinin Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilenşekil şartlarına uygunluğunu denetler." hükmüne göre. Anayasa'da yapılacakdeğişikliklerin, başta Anayasa'nın 155., 9. maddesi olmak üzere, konumuzlailgili görülen 85., 91. ve 92. maddelerinde gösterilen yöntem ve koşullarauyulmak yoluyla çıkarılacak kanunlarla yapılması zorunludur.
Anayasa'nın9. maddesindeki hükümle, yukarıda değinildiği üzere, bir değişmezlik kuralıkonduğu ve ayrıca teklif yasağı getirildiği görülmektedir. Değişmezlikkuralının niteliği ve sonuçlan ayrıntılarıyla açıklandığından, burada sadeceteklif yasağının niteliğiyle etkisi üzerinde durmak yeterli olacaktır.
Anayasa'yaböyle yasaklayıcı bir hüküm koymaktaki amacın, tarihsel bir oluşum ve gerçekolarak doğan ve bu süreci izleyerek bugünkü biçimini alan TürkiyeCumhuriyetini, çeşitli görüş, varsayım, yöntem ve ideolojilere dayanarakinceleyip değişik sonuçlara varan Cumhuriyet tanımlarına veya diğermemleketlerde uygulanan Cumhuriyet tiplerine bakarak incelemek ve bir sonucavarmak doğru ve yerinde bir inceleme yöntemi olamaz. Bu yolda yapılacak birincelemede, başlangıç noktası alınan değişik benimseme ve uygulama biçimlerinegöre yine ayırımlı yargılara varmaktan kaçınılamaz. O halde TürkiyeCumhuriyetinin niteliğini, tarihsel bir oluşum ve gerçek olarak ele alıp onabugünkü biçimini veren 1961 Anayasasında gösterilen ilkelerle konulan hukuksalkurallara göre belirlemek gerekir.
Anayasanın1. maddesinde Cumhuriyet olduğu belirtilen Türkiye Devleti, 2. maddesindeaçıklandığı üzere insan haklarına ve ayrıca Başlangıç bölümünde belirtilentemel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
O halde,yalnız "Cumhuriyet" sözcüğünün değil, Türkiye Devletinin dayandığı builkelere ve onun "İnsan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelerdayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti" olarakAnayasaca tanımı yapılan niteliklerini değiştirmeyi öngören bir Anayasadeğişikliğinin teklif edilmesi, sözü geçen yasak karşısında olanaksızdır.Çünkü, bunlarda yapılacak bir değişiklik, yukarıda tanımlanan nitelikte birCumhuriyet olan Türkiye Devletinin temel kuruluşunda ve işleyişinde de birdeğişiklik olması sonucunu doğurur. Anayasanın 91. maddesine göre, kanun teklifetmeye Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkilioldukları halde, Anayasanın değiştirilmesi, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisiüye tamsayısının en az üçte birince yazılı olarak, teklif edilebilir. Demek ki,Anayasa'nın 9. maddesinde Anayasa değişiklikleri için öngörülen teklif yasağı,doğrudan doğruya yasama meclisleri üyelerini ilgilendirmektedir.
Kanımve o nitelikte bulunan Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyenAnayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan birkuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda hiç kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, bellisayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin esasında kendileri için birhak teşkil eden ve niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasadeğişikliği teklif etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklikteklifi, değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasada gösterilen şekilşartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiçyapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemiyecek, yürütülmüş isekabul edilip kanunlaşamayacaktır.
Özetlemekgerekirse: Anayasa, Anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını sürdürmek veAnayasaca saptanan şekil şartlan ve yöntemi dışında değiştirilmesini önlemekamacıyla hükümler düzenlemiştir.
Anayasanındeğişik 147. maddesiyle "Anayasa değişikliklerinin Anayasada gösterilenşekil şartlarına uygunluğunu denetleme" yetkisinin Anayasayı yargısaldenetim yoluyla korumakla görevli Anayasa Mahkemesine tanımakla güdülen erek debudur. Yukarıda açıklandığı üzere 9. maddede yer alan yasak kuralı da bir şekilşartı olduğundan, 1699 sayılı Kanunun dava konusu maddeleri, diğer şekilşartları arasında bu yasak açısından da Anayasaya uygunluk denetimindengeçirilmelidir.
Böyleceyapılan ilk inceleme sonunda:
1 -Dava dilekçesindeki imzalara ilişkin eksikliğin geri çevirmeyi gerektirmediğineSait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ziya Önel, Kani Vrana veAhmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
2 -Dava dilekçesinin gerekçe yönünden eksiği bulunmadığına oybirliğiyle;
3 -1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin Anayasa'ya esastan aykırıolduğu yolundaki iddianın incelenmesini kapsayan istemin Anayasa Mahkemesiningörevi dışında bulunması dolayısiyle reddine oybirliğiyle;
4 -İşin esasının 1699 sayılı Kanunun dava konusu 1., 3., 4. ve 6. maddelerininAnayasa'nın şekil şartlarına ve bu arada 155,, 85., 91., 92. ve 9. maddelerineuygun olup olmadığı gözönünde bulundurularak incelenmesine oybirliğiyle;
Kararverilmiştir.
IV-ESASIN İNCELENMESİ:
Davanınesasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen kanun maddeleri iledayanılan Anayasa hükümleri, bunlarla ilgili gerekçelerle yasama meclislerigörüşme tutanakları ve gerekli öteki metinler okunduktan sonra, gereğigörüşülüp düşünüldü:
A -İncelemede izlenecek sıra:
Görüşmelerinbaşında konunun özelliği bakımından incelemede izlenecek sıra söz konusuedilmiştir. İlk inceleme evresinde 1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4., ve 6.maddelerinin Anayasa'ya esastan aykırı oldukları yolundaki iddianınincelenmesini kapsayan istemin Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi dışındabulunması dolayısiyle reddine karar verilmiş bulunmaktadır. O halde, aynıhükümlerin biçim yönünden Anayasa'ya aykırılıkları incelenirken, ilk olarakKanunların yapılmasında izlenecek işlemlerin sırasına uyulması uygundur.Kanunların yapılmasına önce teklif ile başlanacağına ve teklif yasağı da ilkolarak bu evrede gözönünde bulundurulacağına göre, bu yasağın yer aldığıAnayasa'nın 9. maddesinden başlanarak diğer şekil şartlarını gösterenmaddelerin sırası, yani 155., 85., 91., ve 92. maddeler izlenmek yoluylainceleme yapılması yerinde görülmüştür. Çünkü bu işte teklife geçerlilik veren,(Teklif edilebilir) olmasıdır; yani (Teklif edilebilir) olursa, öteki şekilşartlarına göre incelemeyi sürdürmek olanağı vardır. Üstelik bu yol kanunlarınyapılışı yoluna da uygun düşmektedir.
B -Sözlü savunmaya gerek olup olmadığı:
Yinegörüşmelerin başında, dava dilekçesinin başlangıç bölümüne, "SözlüSavunma: Sözlü Savunma, Özer Derbil tarafından yapılacaktır." biçimindebir kaydın konulması karşısında, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 29. maddesinden yararlanmakyoluyla ilgililerden sözlü açıklamalarda bulunmalarının istenmesine gerek olupolmadığı konusu üzerinde durulmuştur.
Sözügeçen maddede Anayasa Mahkemesinin, iptal davalarına dosya üzerinde incelemeyapmak yoluyla bakacağı, ancak gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarınıdinlemek üzere ilgilileri de çağırabileceği hükmü yer almaktadır.
Davacıtarafından dilekçede bu konuda bir istek ileri sürülmediği ve dilekçenin başlangıçbölümünde yer alan "Sözlü Savunma: Sözlü Savunma Özer Derbil tarafındanyapılacaktır." biçimindeki kayıt da bir istem niteliğinde bulunmadığı gibiesasen sözlü açıklama yoluna gidilmesi bir isteğe de bağlı değildir.
Kaldıki, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacının konuya ilişkindüşüncelerini dava dilekçesinde yeter derecede açıklamış olması ve AnayasaMahkemesi raportörünce hazırlanan raporda da konu hakkındaki gerekli bilgilerintoplanmış bulunması, gerek bunlar gerek kanun metinleri, gerekçeler vetutanaklar gibi resmi belgeler karşısında tam bir kanıya varılması olanakiçinde bulunduğundan, ilgililerin sözlü açıklama yapmalarında bir yarar yoktur
Bunedenlerle 15/4/1975 günlü oturumda, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 29.maddesi uyarınca, sözlü açıklamaları dinlenmek üzere ilgililerin çağırılmasınagerek görülmediğine., Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nunkarşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.
C -Anayasa'nın 9. maddesindeki şekil koşuluna aykırılık sorunu:
Bubölümde 1699 sayılı Kanunun iptali istenen 1., 3., 4. ve 6. maddelerininAnayasa'nın önce 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğuhakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesinin teklifedilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı bulunup bulunmadığıincelenecektir.
l -1699 sayılı Kanunun 1. maddesi:
1699sayılı Kanunun 1. maddesiyle Anayasa'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrası"Yakalanan ve tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeyegönderilmesi için gerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet GüvenlikMahkemelerinin görev ve yetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belliettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş vesıkıyönetim hallerinde, kanunlarda gösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılırbu süre onbeş günü geçemez. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararıolmaksızın, hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan ve tutuklanan kimsenindurumu hemen yakınlarına bildirilir." biçiminde değiştirilmişbulunmaktadır.
Anayasa'nın30. maddesinin dördüncü fıkrasının ilk metni "yakalanan veya tutuklanankimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç,yirmidört saat içinde hâkim önüne çıkarılır ve bu süre geçtikten sonra hâkimkaran olmaksızın hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanankimse, hâkim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarına bildirilir. "biçiminde idi.
Aynıfıkra metni 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonunda "yakalanan veyatutuklanan kimse tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gereklisüre hariç kırksekiz saat ve kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarakişlenen suçlarda yedi gün içinde hâkim önüne çıkarılır ve bu süre geçtiktensonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veyatutuklanan kimse, hâkim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarınabildirilir." haline gelmişti.
30.maddenin dördüncü fıkrasının bu üç ayrı metni karşılaştırıldığında, yakalananveya tutuklanan kimsenin hâkim önüne çıkarılması için belirlenen yirmidörtsaatlik sürenin 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte kırksekiz saate vekanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda yedi güne,Î699 sayılı Kanunla getirilen değişikle ise, aynı süre kırksekiz saat olarakbelirlenmekle birlikte, kanunun belli ettiği hallerde toplu olarak işlenensuçlarda ve genellikle savaş ve sıkıyönetim hallerinde onbeş günü geçmemekkaydıyla kanunlarda gösterilecek süreye çıkarıldığı görülür.
Davadilekçesinde bu konuda Anayasaya aykırılık gerekçesi olarak, özetle (Yapılandeğişiklikte kişinin temel hakları arasında bulunan ve kişi güvenliğiningüvencesini oluşturan ve hâkim kararı olmadan gözaltına almağa ve tutuklamayaolanak vermeyen uluslararası görüşe ve bu arada İnsan Hakları Beyannamesineayrık bir durum getirilmek istenmiştir. Böylece kişinin en kısa sürede keyfiveya eksik veya bir yanlış veya peşin görüşle ve durumunu en iyi değerlendirmeolanağına sahip hâkimin değerlendirmesi olmaksızın tutuklanması görüşübenimsenerek yürütme gücüne Türk vatandaşlarına hâkim önüne çıkarmadan onbeş,gün süre tutuklama hakkı gibi yersiz bir yetki verilmektedir.) denmektedir.
Anayasa'nın30. maddesinin dördüncü fıkrasında önce 1488 sayılı Kanunla yapılmış bulunandeğişikliğin gerekçesi, ilgili yasama belgelerine göre ana çizgileriyle, (ilkmetinde yer alan yirmidört saatlik sürenin yaşadığımız çağda Öncelikle kamudüzenini bozucu suçların işlenişinde gelişen özellikler karşısında suçdelillerinin kaybına yer verilmeden tümüyle saptanabilmesi ve böylece bulunacaksuçluların yakalanıp hâkim önüne çıkarılabilmesi için gerekli adlî kollukişlemlerinin tamamlanabilmesi bakımından yetmediği, yine günümüzde gittikçeartarak oluşan ve toplu olarak işlenen suçlarda bu eylemsel zorunluğun kendinidaha büyük ölçülerde duyurduğu ve yapılan değişiklikle bireyin temelhaklarından bulunan kişi özgürlüğünü kısıtlamak ve kaldırmak veyahut bu yollagüvencesini zedelemek amacı güdülmeyip, tüm tersine, bu çeşit suçlarda doğrudandoğruya ve dolayısiyle hedef altına alınan kamu düzenini, Devlet varlığınıkorumak ve dolayısiyle de kişi özgürlük ve güvenliğini sağlamak olduğu)biçiminde özetlenebilir.
Maddedesayılan suçların kovuşturulmasında hâkim önüne çıkarma için kabul edilen 15günlük süre, kişi güvenliği bakımından önemli bir sınırlama olmakla birlikte,bu sınırlama Cumhuriyetin niteliklerini zedeleyen veya onları ortadan kaldıranölçüde görülememiştir. Bu hüküm kamu düzeni ile kişi özgürlüğü arasındabulunması gerekli dengenin zorunlu bir sonucu olarak kabul edilebilir niteliktebir düzenlemeden ibarettir. Çünkü bu düzenleme ile güdülen amaçlar, bir yöndenDevlet varlığının ve nitelikleri Anayasa'da belirlenen Cumhuriyetin, yaniCumhuriyet rejiminin ve diğer yönden de kişilerin özgürlüklerinin vegüvenliklerinin birlikte korunmasıdır. İnsan haklarına saygılı veözgürlüklerinin demokrasi sistemi uygulayan böyle bir Cumhuriyette, kişiözgürlükleriyle güvenliğinin korunması hukuk devleti ilkesi gereğibulunduğundan, 30. maddede yapılan değişiklikle, kişi özgürlüklerinin veyagüvenliğinin ortadan kaldırıldığı veya zedelendiği de öne sürülemez.
Ohalde, Anayasanın 30. maddesinin 1699 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değiştirilendördüncü fıkrasının, Anayasada nitelikleri belirtilen Cumhuriyetin, insanhaklarına dayalı bir hukuk devleti olması ilkesini değiştirir bir yönübulunmadığından, Anayasanın 9. maddesinde yer alan, Devlet şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesininteklif edilemiyeceğine ilişkin biçim kuralına da aykırı olduğu düşünülemez. Bunedenle, anılan maddeye yönelen iptal isteminin reddine karar verilmelidir.
2 -1699 sayılı Kanunun 3. maddesi:
15/3/1973günlü, 1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle Anayasa'nın mahkemelerin kuruluşunailişkin 136. maddesine (2, 3, 4, 5, 6 ve 7.) nci fıkralar olarak aşağıdakimetin eklenmiş bulunmaktadır: "Mahkemelerin Kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Devletinülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasadabelirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet güvenliğiniilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur.Ancak, sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır.
DevletGüvenlik Mahkemesinde bir başkan, dört asıl ve iki yedek üye ile bir savcı veyeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, iki asıl ve bir yedek üye ilesavcı, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından; ikiasıl ve bir yedek üye birinci sınıf askerî hâkimler arasından; savcıyardımcıları ise Cumhuriyet Savcıları ve askerî hâkimler arasından atanır.
DevletGüvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği, yedek üyeliği, savcılığı ve savcıyardımcılığı atamalarında Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli adaygösterilir. Bu adaylar arasından Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlerininatanması Yüksek Hâkimler Kurulunca, savcı ve yardımcılarının atanmaları YüksekSavcılar Kurulunca; askerî hâkimlerden üye, yedek üye ve savcı yardımcılarınınatanmaları ise özel kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.
DevletGüvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcıyardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler.
DevletGüvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay'da yalnız bumahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacak daire veya daireler; Genel Kurulise, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kuruludur.
DevletGüvenlik Mahkemelerinin kuruluş ve işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılamausulleri ile ilgili diğer hükümler kanunda gösterilir."
Bunlardan(2) nci fıkrada Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşu; (3) üncü ve (4) üncüfıkralarda bu mahkemelerin kuruluş biçimiyle başkan, üye, savcı ve savcıyardımcılarının nitelikleriyle atanmaları yöntemleri; (5) inci fıkrada,bunların süreleri; (6) ncı fıkrada, bu mahkeme kararlarının temyiz mercii ileGenel Kurulu ve (7) nci fıkrada da aynı mahkemelerin kuruluş ve işleyişi, görevve yetkileri ve yargılama usulleriyle ilgili diğer hükümlerin kanundagösterileceği konulan düzenlenmektedir.
Budeğişikliğin gerekçesi, yasama çalışmalarına ilişkin belgelere göre, anaçizgileriyle; (Bütün dünyada olduğu gibi memleketimizde de son yıllarda yenisuç ve suçluluk kavranılan ortaya çıkmış, suçların kovuşturulmasında vesuçluların yargılanmasında yeni yöntemler bulunması zorunlu hale gelmiş,özellikle Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen venitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudandoğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçların kovuşturulmasında vesuçlularının yargılanmasında, gerek cezanın etkisini artırmak için hızlıyargılamayı, gerekse özellik taşıyan bu suçların uzman mahkemelerce görülmesinisağlamak amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması öngörülmüştür.
Devletvarlığının, ülke ve millet bütünlüğünün ve nitelikleri Anayasa'da gösterilen veözgürlükçü bir demokrasiye dayanan Cumhuriyet rejiminin her çeşit anarşiksaldırılara, eylemli sağ ve sol akımlara, uluslararası komünizmin bölücü veyıkıcı çalışma ve girişimlerine karşı korunmasını, yaşatılmasını ve kendiilkeleri doğrultusunda işlemesini sağlayıcı ve bu konulardaki çok ivedi veşiddetli eylemsel gereksinmeleri karşılayıcı anayasal ve hukuksal bir tedbirolarak düşünülen Devlet Güvenlik Mahkemeleri, hukuk devleti ve doğal hâkimilkelerine ters düşen ayrıcalıklı ve olağanüstü bir mahkeme olmayıp, hızlıyargılama yöntemleriyle çalışan uzman bir mahkeme niteliğindedir. Bumahkemelerin, Anayasa'nın diğer ilkeleri ile hükümlerine ters düşen bir yönleriolamaz) diye özetlenebilir.
1699sayılı Kanunun 3. maddesinin iptali isteminin gerekçesi ise; kararın (I.)bölümüne tümü geçirilen dava dilekçesinin incelenmesinden de anlaşılacağıüzere: (Eklenen 2 nci fıkra ile Türk Ceza Kanununda bulunmayan şarta bağlı yenibir suç türü ortaya çıkarılarak Ceza Hukukunun Anayasamızca da öngörülen"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine aykırı davranılmıştır. 3. fıkraile, Anayasamızın 138. maddesinde ayrı ilkelere bağlanmış bulunan askerî yargıile sivil yargının birleştirilmesi yoluyla olağanüstü bir yargı mercii kurulmakistenmiştir. Böylece, Anayasanın 32. maddesinde belirtilen "Bir kimseyikanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuranyargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." diye yer alıp aslı"Hiç kimse tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz." olankesin kurala aykırı düşülmüştür. Sonunda, bağımsız mahkeme özelliğini taşımayanyeni bir yargılama yeri yaratılmıştır. Anayasanın 134 üncü maddesinin atanmalarve 144 üncü maddesinin Yüksek Hâkimler Kurulunca yapılan denetim konularındakihükümlerinin işlemediği yeni bir mahkeme kuruluşu oluşturulmuştur. Ayrıcaüyelerin atanmaları yürütme organına ve başkanın atanması da olağan dışıyöntemlere bırakılarak yargının bağımsızlığı ortadan kaldırılmak istenmiştir.Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kararlarını incelemek üzere ayrı bir temyizmercii kurulması ve genel kurulunun saptanması Anayasamızın temel ilkelere ve139 uncu maddesi hükmü ile bağdaşmamaktadır. Anayasamızın genel ve hukukdevleti ilkeleriyle bağdaşmasına olanak bulunmayan hükümlerin iptalizorunludur.) biçiminde özetlenebilir.
a)1699 sayılı kanunun 3. maddesiyle eklenen ikinci fıkra:
1961Anayasası, suç ve ceza konularıyla yargılama yöntemleri hakkında birkaç temelilkeyi belirtmekle yetinerek, bu konularla yöntemleri düzenleme yetkisini kanunkoyucuya bırakmış ve "Mahkemelerin kuruluşu" başlığını taşıyan 136.maddesinin " Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi veyargılama usulleri kanunla düzenlenir" biçimindeki hükmüyle de,mahkemelerin kuruluşu görev ve yetkilen işleyişleri ve yargılama yöntemleri konularınınkanunla düzenlenmesini öngörmüştür. Ancak, Anayasanın 136. maddesine 1699sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen altı fıkra ile, belli bir mahkeme türününbir Anayasa hükmü ile kurulması esaslarının ve göreviyle yetki alanınınbelirtilmesi yönüne gidilmiştir. Anayasamızda, ayrıca engelleyici veyasaklayıcı bir ilke ve kural olmadığına ve Anayasa metninde kimi düzenleyicikurallar da yer alabileceğine göre, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin sözü geçenAnayasa hükmüyle kurulması ve yetki alanı ile görevinin belirtilmesi olanağıvardır. Bu bakımdan ve bir yargı yerinin yetki ve görev alanının Anayasa dayani üst kurallarla gösterilmesi gerek kuruluş ve gerek kişiler yönünden dahagüçlü ve güvenceli bir durum yaratacağından, Anayasanın 9. maddesinin koyduğuteklif yasağına bu yolla aykırı davranıldığından söz edilemez,
DevletGüvenlik Mahkemeleri, yasama çalışmaları belgelerindeki gerekçelere göre, uzmanbir mahkeme olarak kurulmuştur. İptal istemi gerekçesinde ise, bu mahkemelerinolağanüstü bir nitelikte olduğu ileri sürüldüğünden, yasal ve hukuksal durumun,özetle de olsa, tartışılmasında yarar vardır.
Anayasımızagöre birden fazla yasama erki ve yürütme görevi olamayacağı gibi, birden fazlayargı erki de olamaz. Yargılama görevi yapan kuruluşların birden fazla olmasıda bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Çünkü, burada amaç, yargı yetkisini kullananmahkemelerin bağımsızlığıdır. Nitekim Anayasa'da adlî, idarî ve askerîayırımına yer verilmiştir.
Cezaalanındaki özel mahkemeler, genel yargılamanın bir kolu olup, görev veyetkileri görecekleri işlerin niteliğine göre Anayasa'ca veya kanunla kesinbiçiminde sınırlanarak belirtilmektedir. Bu Mahkemeler, sosyal ve hukuksalgereksinmeler karşısında Devletin ceza siyasetinin bir uygulaması olarak bellisuçların ve suçluların daha çabuk ve iyi yargılanmaları için öngörülmektedir.Özel mahkemeler genel adliye mahkemeleri içinde olabileceği gibi, adliye dışıyargı yerlerinde de kurulabilir. Yine bu mahkemelerin görevine Ceza Kanunundakisuçlar alınabileceği gibi, Özel ceza kanunlarındaki suçlar da alınabilir.Ancak, genel adliye içinde olan özel mahkemeler yargılama birliği ilkesineaykırı olmadığı, aynı kuruluş içinde uzmanlığa dayanan bir çeşit iş bölümüdolayısiyle kurulmuş uzmanlık mahkemeleri niteliğini taşırlar.
Yukarıdakitanımlamalara göre, Trafik Mahkemeleri, Türk Parasını Koruma Hakkındaki Kanunagöre suç sayılan eylemleri işleyenleri yargılamakla görevli kılınan mahkemelerve Toplu Basın Mahkemeleri gibi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri de genel adliyeiçinde kurulmuş özel bir mahkeme türü olmaktadır.
Bunakarşılık, öğretide ve uygulamalarda olağanüstü mahkemeler söz konusu edilmekteve dava dilekçesinde de Devlet Güvenlik Mahkemeleri bu niteliktegösterilmektedir. Anayasa'nın 1488 sayılı Kanunla değişik 32. maddesi "Hiçkimse, kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. -Birkimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunudoğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz. - biçimindekihükümleriyle, olağanüstü mercilerin tabiî yargılama yeri veya hâkimiolamayacağı esas kuralını koymuştur. Anayasa'nın 32. maddesinde 1488 sayılıKanunla yapılan değişiklikte, her ne kadar eski metindeki "tabiîhâkim" yerine "kanuen tabi olduğu mahkeme" deyimi kullanılmışise de, olağanüstü bir yargı yerinin kanunla kurulması, onu, Anayasa'ya uygunduruma getirmez. Çünkü anayasal düzen kanun devleti temeline değil, hukukdevleti temeline oturtulmuştur. Nitekim, değişikliğin gerekçesinde de, ortadabir anlam ayırımı bulunmadığına işaret edilmek yoluyla, bu görüş benimsenmişolmaktadır. Anayasa'nın bu temel kuralına göre, olağan ile olağanüstü mercileribirbirinden ayırmaya elverişli ölçünün saptanması gerekmektedir. Öğretide buölçü, olağan yargılama yerlerinin olaylardan önce ve genel olarak herkes için,olağanüstü mercilerin de olaylardan sonra ve elaya özel olarak kurulmuş olmalarıdiye gösterilmekte olaylardan önce genel biçimde kurulmuş olup da belli birolayla ilgili bulunmayan yargı yerlerine "olağan yargı yeri" ve böyleyerlerin hâkimlerine de "olağan hâkim" denilmektedir. Nitekim26/6/1973 günlü, 1773 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununun sonradanAnayasa Mahkemesince biçim yönünden iptal edilen (Anayasa Mahkemesinin21/5/1974 günlü, Esas: 1974/8, Karar: 1974/19 sayılı karan; Resmî Gazete, gün:4/8/1974 sayı: 14966) geçici 1. maddesiyle, bu Kanunun yürürlüğe girdiği gündenbaşlayarak işlenen ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçlarhakkında, bu Kanun hükümlerinin, uygulanması kuralı konulmak yoluyla,yukarıdaki görüş bu yönden benimsenmiş bulunmaktadır.
Mahkemeleringörev ve yetkilerini belirleyen usul hükümleri, kamu düzenine ilişkin kurallarolmaları nedeniyle, genel ceza hukukunda geriye işleyecekleri ilkesi kabuledildiğinden, Anayasa'da veya kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, yenikurulan olağan yargı yerlerine, kurulmalarından, önce işlenmiş suçlara ilişkinkamu davalarının da gördürülmesi veya önce işlenmiş olup da bu mahkemelerinkurulmasından sonra meydana çıkan suçlara ilişkin davalara da bakma görevininverilmesi bile, onların olağan bir yargı yeri sayılmalarına engel olamaz.
Anayasa'nın"Temel haklar ve ödevler" kısmının "Kişinin hakları veödevleri" bölümünde yer alan 32. maddesiyle benimsenen olağan yargı yerive olağan hâkim ilkeleri, kişiler için konulmuş birer anayasal güvenceolduklarından, bunlar. Cumhuriyetin, insan haklarına ve hürriyetlerine dayalıdemokratik bir hukuk devleti olması niteliğiyle sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ohalde, egemenlik hakkını kullanmasının doğal bir sonucu olarak Devletin, sosyalve hukuksal veya eylemsel gereksinmeleri karşılamak üzere ve ceza siyasetininbir uygulaması niteliğinde özel, yani uzman yargı yerleri kurması ve yetki vegörev alanlarını belirtmesi, böyle yerlerin Cumhuriyetin Anayasaca belirtilennitelikleriyle bağdaşmayan bir yönü bulunmadığından, Anayasa'nın 9.maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına da aykırıolamaz.
Anayasa'nın1488 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin birinci fıkrasında (Temel hak vehürriyetlerin, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, millîgüvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığınkorunması amacıyla veya Anayasa'nın diğer maddelerinde gösterilen nedenlerle,Anayasa'nın sözüne ve. ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabileceği) veikinci fıkrasında (kanunun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamayacağı)ilkelerine yer verildikten sonra, "İnsan Hakları EvrenselBeyannamesi" ile Türkiye'nin de katıldığı "İnsan Haklarını veHürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşme" den de esinlenerek, üçüncüfıkrasiyle "Bu Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç birisi, insanhak ve hürriyetlerini veya Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünüveya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasa'dabelirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kastıyla kullanılamaz" buyurucu veyasaklayıcı kuralı konulmuş ve son fıkrasında da "Bu hükümlere aykırıeylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir" denilmiş bulunmaktadır.
DevletGüvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin bu hükümler, nitelikleri bakımındanaslında birer yargılama usulü hükmü olun. bu mahkemelerin yalnız yetki ve görevalanım. Anayasa'nın değişik 11. maddesinin yukarıda gösterilen tanımlamalarınauygun biçimde "Devlerin ülkesi ve milleti ile bütünlüğünü, hür demokratikdüzen ve nitelikten Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen vedoğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmak" diyesaptamış bulunduğundan, Anayasa'nın 33. maddesinde öngörülen Ceza Hukukunun"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine aykırı düşen yeni bir suç türüyaratıldığından söz edilemez. Çünkü ortaya yeni bir suç ve yeni bir cezakonulmamıştır; sadece Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine girenleri veyasokulmak istenenleri ayırabilmek için, genel veya özel ceza kanunlarında esasenvar olan suçlar, nitelikleri yönünden Anayasa'daki tanımlamaya göre yeni birsınıflandırmaya bağlı tutulmuşlardır.
Anayasanın,suç ve ceza konularıyla yargılama yöntemleri hakkında sadece birkaç temelilkeyi belirtmekle yetinerek, bu konularla yöntemleri düzenleme yetkisini yasakoyucuya bırakmış ve "Mahkemelerin Kuruluşu" başlığını taşıyan 136,maddesinin birinci fıkrası hükmüyle de, mahkemelerin kuruluşu, görev veyetkileri, işleyişleri ve yargılama yöntemleri konularının yasa iledüzenlenmesini öngörmüş bulunduğuna, yukarıda değinilmişti. Demek ki, Anayasa'datersine buyurucu, yasaklayıcı veya engelleyici bir kural olmadıkça ve Anayasacaöngörülen insan hak ve hürriyetlerine dayalı demokratik bir hukuk devletindebenimsenen temel ilkelere ve hukukun üstün kurallarına aykırı bulunmadıkça, suçve ceza alanında tüm düzenlemelerin kanunla ve bu arada üstün bir kural olarakbir Anayasa hükmüyle de yapılması olanağı vardır. O halde genel veya özel cezayasalarında yer alan suçların, Anayasadaki tanımlara uygun biçimde yeni birsınıflandırmaya bağlı tutulmasının, "Kanunsuz suç ve ceza olmaz"kuralıyla bir ilişkisi olmadığı gibi. Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilennitelikleriyle de ters bir yönü bulunmadığından, ortada Anayasa'nın 9.maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısıyle teklif yasağına aykırı bir durumdansöz edilemez.
o)1699 sayılı kanunun 3. maddesiyle eklenen üçüncü fıkra:
DevletGüvenlik Mahkemesi, başkan ve üyelerinin çoğu ve savcısı adlî yargıdan olmaküzere birinci sınıfa ayrılmış adlî ve askerî hâkimlerle adlî yargı alanındauzman bir ceza mahkemesi niteliğinde kurulmuştur. Anayasamızda bu çeşit birözel mahkemenin kurulmasını önleyen hiç bir kural yoktur. Tersine genel yargıyerleriyle askeri yargı yerleri, yukarıda açıklandığı üzere, bağımsız bireranayasal yargı kuruluşlarıdır. Anayasaca hem kuruluş biçimi gösterilmiş ve hemde yargılayacağı suçların niteliği belirtilerek yetki ve görev alanı çizilmişböyle bir mahkemeye, Anayasaca kurulmuş iki ayrı bağımsız yargı yerinden hâkimatanması, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen niteliklerine aykırı düşemez.
Aslındabağlı oldukları statü aynı oldukça, Devlet Güvenlik Mahkemeleri hâkimlerinin,Anayasaca yargı yetkisine sahip değişik yargı yerlerinden alınmaları ayrımlıbir durum da yaratamaz. O halde, uzman olarak kurulan bu mahkemelerde, görevalanına göre değişik bağımsız yargı yerlerinden hâkim alınmasında, Anayasa'nın32. maddesinde yer alan"olağan yargı yeri" ve "Olağanhâkim" ilkelerine aykırılık düşünülemez. Her iki yargı yerinden alınanüyelerin, belirli bir kıdemle ehliyet ve nitelik ifadesi demek olan birincisınıf hâkim niteliğini taşımaları nedeniyle, aralarında her yönden bir ayırımdüşünmek olanağı olmadığı gibi, bu mahkemelerin üye sayısı, başkan ile üyelerinve savcının birinci sınıf hâkimlerden seçilmesi, yargılanacak kişiler için ayrıcagüvence Kaynağı olan öğelerdir. Böylece hâkim atanması ile, Anayasanın 134.maddesinde hâkimlerin atanmalarına ilişkin hükümlerin kaldırıldığı da ilerisürülemez. Çünkü, aynı maddede, hâkimlerin atanmalarının, mahkemelerinbağımsızlığı esaslarına göre kanunla düzenleneceği ilkesi öngörülmüştür. Öteyardan, bu mahkemeler adli yargı alanında kurulmuş uzman bir ceza mahkemesiolduğundan, 1773 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle öngörüldüğü üzere,Anayasanın 144. maddesi uyarınca Yüksek Hâkimler Kurulunca yapılmakta olandenetime ilişkin kuralların işlemez hale geldiği iddiası yersizdir.
c)1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen dördüncü ve beşinci fıkralar:
Maddeninek dördüncü fıkrasiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlik, savcılık ve savcıyardımcılıklarına yapılacak atamalar. Bakanlar Kuruluna yani yürütme organına,bir ön işlem olarak, her boş yer için iki olmak üzere, aday gösterme yetkisigibi, önemli bir fonksiyon verilmesi bu adaylardan adlî hâkimlerin YüksekHâkimler Kurulunun, savcı ile yardımcılarını Yüksek Savcılar Kurulunun veaskeri hâkimlerle askerî savcı yardımcılarını da özel kanunlarında gösterilenyönteme göre görevli yerlerin atama yetkileri, belirlenen adaylarlasınırlandırılarak saklı tutulmuş bulunmaktadır.
Böylece,aday gösterme ön - işlemi dışında, gerek Anayasa sistemi ve gerekse özelkanunlar yönlerinden yeni bir atama yeri veya yöntemi getirilmiş değildir.Diğer bir deyimle, eski Anayasal sisteme ve özel yasalara aykırı düşen, yürütmeorganına aday gösterme yetkisinin tanınması ve bu adaylardan atama yapmazorunluğunun konulması yoluyla eski atama yerlerinin, yetkilerinin daraltılmışve sınırlandırılmış bulunmasıdır.
Burada,esas sorun olarak, aday gösterme yetkisinin yürütme organına verilmesinin vedolayısiyle atama yerlerinin yetkilerinin aynı konuda sınırlandırılmasınınCumhuriyetin Anayasa'da gösterilen nitelikleriyle ters ve bu yolla Anayasa'nın9. maddesindeki değişmezlik ilkesiyle teklif vasağına aykırı düşüp düşmediğiyönünün tartışılması gerekmektedir. Mukayeseli Hukukta, hâkimlerin atanmasıkonusunda, hâkimleri halkın; hâkimlerin, yürütme organının ve bağımsız birorganın seçmesi gibi o memleketin devlet şekline, hükümet sistemine ve rejiminebağlı olmayarak başlıca dört değişik sistemden yalnız birisinin veya busistemlerin değişik karma biçimlerinin uygulandığı görülmektedir. Değişikmemleketlerdeki uygulama çeşitleri, dört sistemin yarar ve sakıncaları oülkenin tarihsel gelişim sürecine, sosyal ve hukuksal yapı koşul vegereksinmelerine ve Anayasalarıyla hukuksal uygulamalarda öngörülen ilkelere veyer alan kurallara göre düzenlediği görülmektedir.
Yurdumuzdaönceleri hâkimlerin yasama ve yürütme organlarınca atanması sisteminin siyasaliktidarlarca kötüye kullanılmasının bir tepkisi olarak, bu kez Anayasayla,ayrık nitelikteki düzenlemeler dışında, "hâkimi hâkimlerin seçmesi"sistemi benimsenmiş bulunmaktadır. Anayasanın 143. maddesinde 1488 sayılıKanunla yapılan değişiklik sonunda, Yüksek Hâkimler Kurulunun aldığı yenihukukî durumu nedeniyle, adlîye hakimleri hakkında sözü geçen sistemin daha tambir biçimde öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık, öteki yargıyerlerindeki hâkimlerin atanmalarında Yasama Meclislerine, Cumhurbaşkanına veyürütme organlarına belli biçim ve ölçüde bir yetki tanınması yoluyla, oldukçakarma bir sisteme gidilmiştir. Bu düzenlemeler, hâkim atanması konusunda yasamaerki ile yürütme organlarına değişik biçim ve ölçülerde ve ancak belirli bir yetkiverildiğini ortaya koymaktadır.
Hâkimlerinatanması yetkisi, esasta Anayasa'nın 132. maddesiyle benimsenen ve aynı zamandakişiler içinde bir güvence teşkil eden "Mahkemelerin bağımsızlığıilkesiyle doğrudan doğruya ilişkili bir etkendir. Ancak, bu ilke, hâkimlerinkararlarını verirken sırasıyla Anayasa, kanun hukuk ve vicdani kanılan dışındaherhangi bir Karışmanın etkisinde kalmamaları, anlamını tanıdığından görevyaptıkları yer ve kişilikleri gözününde bulundurulduğunda, hâkimleri atamayetkisinin, bir yandan Anayasanın 7. maddesiyle konulan yargı yetkisinin, birDevlet erki olarak, Devletin yasama yetkisi ile yürütme görevi karşısındabağımsızlığı ilkesi ve öte yandan Anayasanın 133. ve 134. maddelerindeöngörülen hâkimlik güvencesi esasları ile de dolayısiyle ilgili olduğunda kuşkuyoktur. Devlet Güvenlik Mahkemelerine yapılacak atamalarda bir ön işlem olaraknitelikleri Anayasaca saptanan hâkimler arasından sadece aday göstermeyetkisinin yürütme organına tanınması, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilenniteliklerinden insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik bir hukuk devletiolmasıyla bağdaşmayan bir yönü yoktur. Bu konuda, Anayasa'nın 9. maddesindekideğişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasasına aykırı durumun varlığı önesürülemez. Kaldı ki, atama yetkisiyle donatılan organın, bu yetkiyi kullanırkenherşeyden önce aday gösterme yolundaki işlemi incelemek ve bunun Anayasa'da veyasalarda öngörülen kurallara uygun olduğunu saptamak zorundadır.
NihatO. Akçakayalıoğlu ek gerekçe yazmak hakkını saklı tutmuştur.
"DevletGüvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcıyardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yenidenatanabilirler." yolundaki beşinci fıkra hükmüne gelince: Dava dilekçesindebu fıkra hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiası, "Bağımsız Türkyargıçlarının vicdan kanılarına göre verebilecekleri hükmün zaman içerisindeyürütme organını tatmin etmemesi olanağını karşılamak üzere, görev süreleri üçyıla sınırlanmış ve tutum ve kararları vicdan kanılarına göre biçimlenecekolanları, elemek yetkisi de yürütme organına tanınmıştır" yolundakigerekçeye dayandırılmaktadır.
İncelemekonusu fıkra hükmü, iddianın tersine, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Başkan, üyeve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcılarına güvence sağlamaktadır. Şöyleki, Anayasanın güvenceyi sarsmayacak bir ölçü saptadığı bu süre içinde, atamayayetkili organlar dahil, hiç bir merci tarafından bu görevlilerin görev yerlerideğiştirilemiyecektir. Bu hükmün, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıilkelerini oluşturduğu ise açıktır.
Diğeryandan sözü edilen görevlilerde bu mahkemelere kimi zaman yeterince işgelmemesi, kimi zamanlarda da yoğun ve yorucu çalışmalar gibi etkenlerle,Anayasaca belli edilen bu süre sonunda esas görevlerine dönme arzusu uyanabilirve bu istek bir yerde olağan da sayılabilir. Uzman bir hâkimin göreve yenidenatanmasına veya yerine kendisi gibi uzman birisinin gelmesine olanak tanıyanböyle bir hükmün, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen niteliklerine ters düşen veAnayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağınaaykırı bir yönü yoktur.
ç)1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen altıncı fıkra:
Anayasa'nın139. maddesinin son fıkrası uyarınca, Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, başkan veüyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri ve ikinci başkanların seçimusulleri kanunla düzenlendiğine ve Yargıtay Ceza Daireleriyle Genel Kurulununbakacağı işlerin kanunda gösterilmesine engel bir hüküm de Anayasa'da yeralmadığına göre, adliye mahkemeleri alanında bir ağır ceza mahkemesiderecesinde görev yapan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz merciiolarak, aslında Yargıtayın ceza işlerinde yetkili olan belli daire veyadairelerinin ve Genel Kurulunun da, zaten yetkili bulunan Ceza Daireleri GenelKurulunun görevlendirilmesi ve bu konuların özel yargı yerlerinin uzmanlıkesasına uygun biçimde kurulmakta olduğuna ilişkin gerekçeye dayanarak, birAnayasa hükmü ile belirlenmesinde, Anayasa'nın 9. maddesindeki teklif yasağınaaykırılık bulunamayacağı ortadadır.
d)1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen yedinci fıkra: Anayasa, yargıalanında genel ilkeleri koymakla yetinmiş ve bu alanda kimi konulardadüzenleyici kurallar getirmekle birlikte ilgili öteki konuların kanunladüzenlenmesi esasını benimsemiştir. Anayasanın 136. maddesinin birincifıkrasiyle, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılamausullerinin kanunla düzenleneceği ilkesi konulduktan sonra, ek 7 nci fıkra ilede, adliye mahkemeleri alanında görev yapmak üzere kurulmuş ağır ceza mahkemesiderecesinde özel bir mahkeme olan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşu veişleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümlerinkanunda düzenleneceği kuralının getirilmesinin Anayasa'nın 9. maddesindekideğişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırı bir yönü olamayacağıaçıktır.
Ohalde, maddeye yönelen iptal isteminin yukarıda gösterilen nedenlerle reddinekarar verilmelidir.
3 -1699 sayılı Kanunun 4. maddesi:
Askerîmahkemelerdeki üyelerin çoğunluğunun hâkim niteliğine sahip bulunmamasınınyarattığı sakıncaları ortadan kaldırmak amacıyla, 1961 Anayasa'sıhazırlanırken, askerî yargı alanım düzenleyen 138. maddenin dördüncü fıkrasiyle"Askerî mahkemelerde üyelerin tamamının hâkimlik niteliğine sahipbulunması" teklif edilmişse de yapılan görüşmeler sonunda fıkra,"Askeri mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahipolması şarttır" biçiminde yasalaşmıştır.
Anayasa'da20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte 138. maddenin sözkonusu dördüncü fıkrası hükmüne dokunulmamış ise de, sonradan 15/3/1973 günlü,1699 sayılı Kanunun 4. maddesiyle fıkra "Askerî mahkemelerde üyelerinçoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahibolması şarttır. Ancak, savaş halinde buşart aranmaz." biçimine sokulmuştur.
Davadilekçesinde, 1699 sayılı Kanunun 4. maddesinin iptali isteminin gerekçesi,özetle (Savaş sırasında dahi Türkiye Cumhuriyetinin adalet, dağıtımında AskerîCeza Kanunumuz hükümlerine uyulması, bu yönden hâkimlik niteliğini taşıyanlarınçoğunlukta olması zorunludur. Savaş halinde birçok hukukçu yedek subaylıkgörevine çağırılacağından, hâkim ihtiyacının fazlasiyle karşılanması olanağıvardır. Bu nedenlerle, gerekçesi güç anlaşılır bu değişiklik, hukuk devletiilkeleriyle uzlaşacak nitelikte değildir. Anayasa'nın 132. maddesinden itibarengetirilen yargı ve yargılama ilkeleriyle bağdaşmayan bu değişikliğin iptaliuygun olacaktır.) biçiminde gösterilmiş bulunmaktadır.
Değişikliktekliflerinde ise bu fıkra hakkında özetle, "Savaş halinin özelliği,savaşta belirecek ihtiyaçların, askerî mahkemelerde hâkim niteliğine sahipüyelerin çoğunlukta olması şartından vazgeçilmesini gerektirdiği"gerekçesi gösterilmiş, Anayasa Komisyonunda "Teklif gerekçesindeki espriyebağlı kalındığının" belirtilmesiyle yetinilmiş, Millet Meclisindekigörüşmelerde "Bu teklifin olağanüstü halin ve savaşın doğal bir sonucuolduğu, savaşta hâkimlerin çoğunlukta olması kuralının tatbik edilemiyeceği veböyle bir kuralın pratik bir değeri olmadığı" ileri sürülmüş, CumhuriyetSenatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu da sevk gerekçesini tekrarlamış veCumhuriyet Senatosundaki görüşmeler sırasında ise, başkaca bir gerekçe ortayakonulmamıştır.
Bukararda yeri geldikçe yinelediğimiz üzere, Anayasa yargı alanında genelilkeleri koymakla yetinmiş ve kimi konularda düzenleyici kurallar getirmeklebirlikte, bu alanla ilgili öteki konuların kanunlarla düzenlenmesi esasınıbenimsemiştir.
Yargıile ilgili düzenlemeler, Anayasa'nın 132-152. maddelerinde yer almış ve bu aradaaskerî yargı alanına ilişkin ilkeler 138. maddesinde gösterilmiştir. Builkelerin çoğu kuruluşa ve yargılama usulüne ilişkin niteliktedir. İşte, 138.maddenin 1699 sayılı Kanunun 4. maddesiyle ve bir tümce eklenerek değiştirilendördüncü fıkrası, askerî mahkemelerin kuruluşuna ilişkin bulunmaktadır.
Yukarıdakiaçıklamaya göre, bu değişikliğin Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilennitelikleriyle bağdaşması gerekmektedir.
Askerîmahkemeler, Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasına göre çıkarılankanunlarla, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatiyle askerîhizmetlerin gereklerine ve maddenin dördüncü fıkrasındaki ana kurala uyularak,üyelerin çoğunluğu hâkimlik niteliğine sahip olması koşuluyla, karma bir yapıdakurulmaktadır. Yani bu mahkemeler askerî hâkimlerle, hâkimlik niteliği olmayansubaylardan oluşmaktadır. Değişiklikten önce olağan zamanlar için öngörülen bukuruluş koşulunun, fıkrada 1699 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilensavaş halinde aranmayacağına ilişkin hükümle, askerî mahkemelerin savaşhalinde, üyelerin çoğunluğu subaylardan olmak üzere dahi kurulabilmesi olanağıyaratılmış demektir.
Böylece,savaş halinde askerî mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğinesahip olması koşulunun aranmamasının, hem Anayasa'nın yargı alanındakiilkelerine ve hem de Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen nitelikleriyle ilgilitemel ilkelere etkili olacağı kuşkusuzdur.
Ohalde, bu çeşit bir kuruluşun, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen ilkeleriylebağdaşır olup olmadığını, önce Anayasa'nın 7. maddesinde yer alan yargı yetkisiyönünden incelemek gerekecektir. Yargı yetkisinin, bir devlet erki olarak,yasama erki ile yürütme görevi karşısında bağımsız olduğunu kabul eden Anayasa,bu ilkeyi 7. maddesinde "Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsızmahkemelerce kullanılır." diye tanımlamıştır. Üyelerinin çoğunluğu hâkimsınıfından olmayan görevlilerden oluşan bir mahkeme, Anayasa'nın 7. maddesiuyarınca yargı yetkisini Türk Ulusu adına kullanan bağımsız bir mahkeme olarakkabul edilemez.
Bundanbaşka hâkimlik mesleki, bilgi ve tecrübeyi, liyakat ve ehliyetigerektirdiğinden bu niteliklerden yoksun bulunan ve üstelik hâkimlikgüvencesine sahip olmayan görevlilerden kurulu, yargı yerlerinin doğru ve hiçbir etki altında kalmaksızın karar verebilecekleri kuşkuludur.
Yargıalanının bu üç Anayasal ilkesine aykırı bulunan bir kuruluşun, insan hak vehürriyetleri bakımından da kişi için bir güvence olmasına olanak düşünülemez.Çünkü çoğunluğu yargı için zorunlu öğrenim, bilgi, tecrübe ve bunlarınoluşturacağı hâkimlik ehliyet ve liyakatından yoksun ve ayrıca her yöndenhiyerarşiye bağlı üyelerden kurulu bir mahkemede yapılan yargılamada, olayın vesorumlusunun ve hukuksal durumun saptanmasında, yani hükümde istenmiyerek veelde olmayarak, büyük yanılgılara düşülmesi olasılığı karşısında, kişininkendini güvence içinde görmesi ve duyması olanaksızdır. Bu durumda, istenmediğihalde bile, insan hak ve hürriyetlerinin ve bunların en önemlilerinden olankişi hak ve hürriyetleriyle yaşama hakkının dahi tehlikeye düşebileceğisöylenebilir. Askerî mahkemelerin öneminin, yalnız barışta onların yetkilerinegiren işler ve kişiler yönünden değil, sıkıyönetim ve savaş hallerinde bumahkemelerin gerek konu ve gerekse kişi bakımlarından yetki alanlarının çokgenişleyip adeta bir genelmahkeme kimliğini kazanacakları gözönündebulundurularak, tüm kişiler yönünden düşünülmesi gerekir.
Askerîyargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri ve askerîsavcılık görevlerini yapan askeri hâkimlerin refakatlerinde bulunduklarıkomutanlarla ilişkilerinin yalnız askerî gereklere göre değil, baştamahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı olmak koşuluyla, askerîgereklerle birlikte kanunla düzenlenmesi, Anayasa'nın 138. maddesinin sonfıkrası gereği bulunmaktadır. Anayasa'nın temel yapısı, bu zorunluğun yalnızbarışta var olduğunun kabulüne elverişli değildir. Çünkü, mahkemelerinbağımsızlığı ve dolayısiyle hâkimlik teminatı ilkelerinin kaynağını,Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen insan haklarına ve başlangıçta belirtilentemel ilkelere dayalı, demokratik ve özgürlükçü bir hukuk devleti olması teşkiletmektedir. O halde aynı zorunluğun, askerî mahkemelerin savaş halindekikuruluşu için de geçerli sayılması kaçınılmaz bir sonuçtur.
Yukarıdakiaçıklamalara göre, 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun Anayasanın 138.maddesinin dördüncü fıkrasını, bir hüküm eklemek yoluyla değiştiren 4.maddesinin, "Ancak, savaş halinde bu şart aranmaz" biçimindeki sontümcesi Anayasa'nın Cumhuriyetin insan hak ve hürriyetlerine dayalı olduğunubelirleyen Başlangıç bölümüyle 2. maddesinde gösterilen insan haklarına vebaşlangıçta belirtilen temel ilkelere dayalı bir hukuk devleti olma niteliğineaykırı bulunduğundan, Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine vedolayısiyle teklif yasağına da ters düşmektedir. Bu nedenle "Ancak, savaşhalinde bu şart aranmaz." kuralının iptaline karar verilmesigerekmektedir.
HalitZarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
4 -1699 sayılı Kanunun 6. maddesi:
Anayasa'ya15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen geçici 21. maddeile, sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte, sıkıyönetim mahkemelerinde görülmektebulunan davalar sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerin görev ve yetkilerinindevam edeceği ilkesi konulmuş ve ancak, kamu davası açılmamış dosyalarladuruşmanın tatiline karar verilmiş davaların, durumlarına, niteliklerine vekanun hükümlerine göre görevli ve yetkili mercilere verilmesi öngörülmüşbulunmaktadır.
Bumadde için teklifte "Son yasama yılındaki durum gözonünde tutularak,bugünkü gereksinmeleri karşılamak" gerekçesi yer almış ve AnayasaKomisyonu raporunda başka bir gerekçe gösterilmemiştir. Millet Meclisindekigörüşmelerde özetle, (Görülmekte olan davaların nitelikleri ve sanıklarınınçokluğu nedeniyle hüküm evresine yaklaşan davaların olağan mahkemeleredevredilmeleri, yargılamaların hızını birçok yönden keserek işleri gereksizuzatacağı, bir davanın içeriğinin yargılama evresinde öğrenmiş bulunanhâkimlerin değişmesinin çeşitli sakıncalar yaratacağı, delillerin takdirinde,davalara yeni bakacak hâkimlere zorluklar yaratılacağı, böyle davalarınbitirilmesini sağlamak için sıkıyönetimin bir bakıma uzatılması istenebileceğive sanıkların davalarını yersiz ve nedensiz uzatma istemeleri eğilimine yardımedileceği) gerekçeleri üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet Senatosu Anayasa veAdalet Komisyonu raporunda, (Uygulamada sıkıyönetim kalkınca, sıkıyönetimmahkemelerinde görülmekte olan davaların çeşitli anlayışlar nedeniyle ortadakaldığı, bir konunun olağan dönemde de aynen uygulanacağı, sıkıyönetimmahkemelerinde uygulanmasiyle adliye mahkemelerinde uygulanmasının değişik birsonuç doğuramıyacağı, sıkıyönetim kalktıktan sonra görev ve yetkinin eldekidavalarla sınırlı olarak devamı kuralı getirilerek ortada kalma durumunungiderildiği) gerekçesine dayanılmaktadır. Cumhuriyet Senatosundaki görüşmelerdede, Millet Meclisindeki görüşmelerde ileri sürülen bir bölüm gerekçeleryinelenerek, (Bu madde ile sıkıyönetim zamanındaki suçlarla ilgili davalarıntasfiyesi amacının güdüldüğü ve davaların devredilmesiyle sıkıyönetimle eldeedilmek istenen sonuçlara erişilemiyeceği, kimi hallerde bu amaca ters düşensonuçlar doğacağı ve sıkıyönetim kalktı diye yapılacak devrin mantıkiolamayacağı) gerekçelerine yer verilmiştir.
Davadilekçesinde ise "Getirilmiş olan bu yeni ek (Geçici) madde ile,Anayasamızda yer alan ilkelere ve hükümlere aykırı bir hüküm konulmuşolmaktadır. Gerçekte, 1402 sayılı Kanunun 23. maddesinin iptali konusundakikararıyla Anayasa Mahkememiz bu durumu saptamıştır. Uygulamada, sıkıyönetiminkalkmasından sonra Anayasa'mızın 32. maddesine de aykırı düşecek iki ayrıadalet dağıtımının nedeni olabilecek bu hükmün iptali zorunlusayılmalıdır." denmektedir.
Gerçekten,13/5/1971 günlü, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 23, maddesinde, 15/5/1973günlü, 1728 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce yer alıp, eldeki bütünişleri kapsayan benzer nitelikteki kural, Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 32.,124. ve 138. maddelerindeki hükümlere aykırı bulunarak iptaline kararverilmiştir. (15 - 16/2/1972 günlü, E; 1971/31, K: 1972/5 sayılı AnayasaMahkemesi kararı Resmî Gazete, gün: 14/10/1972, sayı: 14336). Ancak, bu kararınkonusu olan işte, bir yasa hükmünün Anayasa'ya esastan aykırılığı yönündeninceleme yapılarak hüküm kurulmuştur. Buna karşılık burada ise, geçici de olsayeni ve ayrıklı bir kural getiren bir Anayasa değişikliğinin, CumhuriyetinAnayasa'da gösterilen niteliklerini zedeleyicek ve bu itibarla 9. maddesindekideğişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırı olup olmadığı,açısından, yani biçim yönünden sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bunedenlerle, anılan kararda varılan sonucun burada dayanak alınmasıolanaksızdır.
Anayasa'ya1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen geçici 21. maddesinin ikincitümcesinde kamu davası açılmamış dosyalar ile duruşmanın tatiline kararverilmiş davaların durumlarına, niteliklerine ve kanun hükümlerine göre yetkilive görevli mercilere verilmesine ilişkin kuralın, Cumhuriyetin Anayasa'dagösterilen niteliklerine ters düşen bir yanı olmadığı ve esasen cezayargılamaları alanındaki ilkelerle uygulamaya da aykırı bulunmadığı açıkolduğundan, Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyleteklif yasağına aykırılığı yönünden bir tartışmaya bile yer görülmemiştir.
Geçici21. maddenin birinci tümcesinde ise, sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihtesıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya kadarbu mahkemelerin görev ve yetkilerinin devam edeceği kuralı yer almaktadır.Maddenin ikinci tümcesindeki kuralla karşılaştırıldığında, bu kurallasıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin, sıkıyönetimin kaldırıldığıgünde sadece elde görülmekte olan davalarla sınırlı olarak süreceği ilkesiningetirildiği görülmektedir.
Anayasa'nınsıkıyönetim ve savaş hallerinde uygulanacak ilkeleri gösteren 124. ve askerîyargı alanını düzenleyen 138. maddelerine göre, sıkıyönetim mahkemeleriningörev ve yetkilerinin sıkıyönetim süresiyle sınırlı olacağı anlaşılmakta isede, geçici 21. madde ile getirilen kural, bu mahkemelerin görev ve yetkisinin,ayrıklı olarak, görülmekte olan davalarla sınırlı biçimde sürmesini öngörmüşbulunmaktadır.
İşte,burada ayrıklı olan bu kuralın, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilenniteliklerini değiştirmekte olup olmadığının belirtilmesiyle yetinilmesigerekmektedir.
SıkıyönetimMahkemelerinin sıkıyönetimin kalkmasından sonra görev ve yetkileriningörülmekte olan davalarla sınırlı olarak sürmesinin Anayasa'nın 32. maddesiylekonulmuş bulunan kanunî, yani tabiî yargı yolu ilkesiyle ilişkili olduğu dakuşkusuzdur. Anayasa'nın 32, maddesindeki "Kanunî yargı yolu" ilkesiüzerinde, bu karanınızın (II.) Bölümün 2. kesiminde yeteri kadar durulmuşolduğundan, burada aynı ilke hakkında ayrıca bir açıklama yapılmasına yerkalmamıştır.
Geçici21. madde, geçici diye adlandırılmış ise de, amaçları bakımından, hersıkıyönetim ilânından sonra kurulacak sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırıldığıgünde, bu maddenin hükmünü yürütecek kuralları içerdiği ortadadır. Şu halde,Anayasa'ya 1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenmiş bulunan geçici 21.maddede yer alan, sıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin,sıkıyönetimin kalkmasından sonra da görülmekte olan davalarla sınırlı olaraksüreceğine ilişkin kural, sürekli nitelikte demektir ve şu tanımlamaya göre,sıkıyönetime ve sıkıyönetim mahkemelerine ilişkin kuralları içeren 124. ve 138.maddelerle birlikte düşünülmesi gereklidir. Diğer bir deyimle, yukarıda işaretolunduğu üzere, geçici 21. maddedeki kural, bir balama ayrıklık teşkiletmektedir.
Sıkıyönetimhalinde, görev yapan sıkıyönetim askerî mahkemelerinin hangi işlere bakacağı vebunlardan görülmekte olan davalardaki görev ve yetkisinin sıkıyönetiminkalkmasından sonra da süreceği kişilerce olaylardan önce belli bulunduğundan,geçici 21. maddedeki bu kuralın ileriye dönük, genel ve objektif bir hükümsayılması gerekir. O halde bu hüküm sıkıyönetim mahkemelerini, sıkıyönetiminkalkmasından sonra görülmekte olan davalar bakımından olağanüstü bir yargı yeriniteliğine sokamayacağından, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen insan hak vehürriyetlerine dayalı demokratik bir hukuk devleti olması niteliğinideğiştirdiği öne sürülemez.
Yukarıdanberi açıklanan nedenlerle bu maddeye yönelen iptal isteminin reddine kararverilmelidir.
Ç -Anayasa'nın öteki biçim kurallarına aykırılık sorunu:
KararınIV/A bölümünde, biçim yönünden yapılacak incelemede izlenecek sıra saptanmıştı.Buna göre incelemenin Anayasanın 155.., 85., 91. ve 92. maddeler izlenmek suretiyleyapılması gerekmektedir. Gerçekten "Anayasa'nın değiştirilmesi" kenarbaşlığını taşıyan, Anayasanın 155. maddesinin ikinci fıkrasının"Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü,birinci fıkradaki kayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındakihükümlere tabidir." hükmüne göre, aynı maddenin birinci fıkrasında yeralan "Anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebilir. Anayasa'nındeğiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez. Değiştirmeteklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte ikiçoğunluğunun oyu ile mümkündür." biçimindeki kurallar, özel bir değiştirmeyöntemini saptayan ayrıklı kurallardır. Bu bakımdan, esasın incelenmesinekanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki genel hükümlere ayrık düşenkurallardan başlanması daha mantıkî görülmüştür. Kaldı ki, incelemede bu yolunizlenmesi, kanunların yapılışında esasen teklif ile başlamakta olan yönteme deuygun düşmektedir. Ayrıca, Anayasa, kanunların görüşülmesi için öngörülen genelyöntem ilkesini, Anayasa değişiklikleri için de benimsemiş olduğundan, 155.maddedeki biçim koşulları, Anayasa'nın 85. maddesindeki sözü geçen içtüzükkurallarına göre de ayrıklıdır. Bu nedenle Anayasa değişikliklerinde,Anayasa'nın 155. maddesindeki özel ve aylıklı yönteme ters düşen içtüzükhükümleri de uygulanamaz.
Ohalde, biçim yönünden esasın incelenmesine, Anayasa'nın 155., 85., 91. ve 92.maddelerindeki biçim koşullan sırasının izlenmesi de uygundur.
l -Anayasa'nın 155. maddesindeki biçim koşullarına aykırılık sorunu:
Anayasa'nın155. maddesinin birinci fıkrasında özel bir değiştirme yöntemi koyan başlıca üçayrıklı kural bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, Anayasa değişikliğiteklifleri yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biritarafından ve ancak yazı ile yapılabilir. İkinci kural ise, bu tekliflerinivedilikle görüşülmesini yasaklamaktadır. Üçüncü kural da teklifin kanunlaşabilmesiiçin, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyunugerekli görmektedir.
Davadilekçesinde yer almamakla birlikte, görüşmeler sırasında, yukarıdaki ayrıklıkurallardan önce ivedilikle görüşme yasağını koyan ikincisi üzerinde durulmuşve öncelikle görüşmenin de bu yasağın kapsamına girip girmediği tartışılmıştır.Gerçekten, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasının ikinci tümcesindeAnayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin sadece ivedilikle görüşülmesiyasaklanmış ve bu tekliflerin öncelikle görüşülmesinden hiç söz edilmemiştir.
1699sayılı Kanun 15/3/1973 gününde kabul edilmiş ve 20/3/1973 günlü, 14482 sayılıResmî Gazetede yayımlanmış olduğundan, tüm kanunlaşması evrelerinde,Anayasa'nın geçici 3. maddesi uyarınca, 27 Ekim 1957 den önceki biçimi ileyürürlükte olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahili Nizamnamesi ile 18/1/1964günlü, 11610 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğününuygulanması gerekmiştir.
Yukarıdasözü geçen Dahili Nizamnamenin beşinci babında "Müstaceliyet (İvedilik) vetakdimen (Öncelik) Müzakere (Görüşme)" başlığı altında, bu iki ayrıklıgörüşme yöntemi, birbirinden ayrımlı hukuksal kuruluş olarak düzenlenmişbulunmaktadır.
Bunlardanivedilikle görüşme, kanun tasarı veya tekliflerinin iki yerine yalnız bir kezgörüşülmesini öngörmesine karşılık, öncelikle görüşme, aynı gündemde yer alanbir teklif veya tasarının öteki işlerden önce görüşülmesini sağlamayı amaçgüden, bu nedenle, gerek hukuksal nitelik ve gerekse amaçları yönünden biriötekinden tüm başka olan ve ortaklaşa etkileri yalnız görüşmelerde çabukluksağlamaktan ibaret kalan iki ayrı görüşme yöntemidir. Nitekim DahiliNizamnamede her ikisi ayrı kurallarla ve bağımsız bir babda düzenlenmiş, 75.maddesinde, bir kanun tasarısı veya teklifinin yalnız hemen veya önceliklegörüşülmesi hakkında alınacak kararın, ivedilik karan sayılamayacağı ve bunedenle iki kez görüşme yapılması gerekeceği belirtilmiş bulunmaktadır. BuBakımdan, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasında sadece ivediliklegörüşme yasağının konulması ve öncelikle görüşme yönteminden ise hiç sözedilmemesi, nedensiz değildir. Anayasa, Anayasa değişikliği tekliflerininöncelikle görüşülmesini de yasaklamak istese idi, içeriğinde yer alan ötekiyasaklayıcı kurallarda olduğu gibi, bunu da 155. maddeye açıkça koyardı.
Burada,155. madde düzenlenirken, Anayasa Koyucunun 27 Ekim 1957 gününden öncekiİçtüzük hükümlerinin niteliğini ve ivedilikle öncelik konularındaki kapsamınıgözden kaçırdığı da ileri sürülemez. Çünkü Anayasa'nın, Türkiye Büyük MilletMeclisinin 27 Ekim 1957 gününden önce yürürlükte olan İçtüzüğüne, yenileriyapılıncaya kadar geçerlilik tanıyan geçici 3. maddesi 155. maddesinden öncegeldiği gibi Anayasa Koyucunun, İçtüzük hükümlerini tüm ayrıntıları ile bildiğigözönünde tutularak 155. maddeyi düzenlediğinin kabul edilmesi gerekir.Anayasa'nın 155. maddesindeki (İvedilik) sözcüğü ile güdülen amacın, kanunlarıngörüşülmesinde çabuklaştırmayı öngören tüm hükümleri değil, yalnız İçtüzüktesözü geçen (İvedilikle .görüşme) yöntemi olduğu ortadadır.
Anayasa'nın1488 sayılı Kanunla değişik 64. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü ile yetkikanunları ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kararnamelerin,Anayasa'nın ve Yasama Meclisleri İçtüzüklerinin, kanunların görüşülmesi içinkoyduğu kurallara göre, ancak komisyonlarda ve genel kurullarda diğer kanuntasan ve tekliflerinden önce ve ivedilikle görüşülüp karara bağlanacağıöngörülerek, her ikisine ayrı ayrı yer verilmiş bulunmaktadır.
Ohalde, Anayasa'nın 155. maddesinde ivedilikle görüşme için konulan yasağınyalnız çabukluğu sağlamaktan ibaret olan ortaklaşa etkilerinden söz edilerek,ayrı ayrı nitelik ve amaçlan bulunan öncelikle görüşme yöntemini de kapsadığıdüşünülemez.
DahilNizamnemenin 74. maddesine göre, bir kanun tasarısı veya teklifinin gündemdebulunan öteki maddelerden önce görüşülmesini, yalnız hükümet veya bir komisyon,ancak yazı ile ve gerekçesini de göstererek isteyebilir. Olay da böyle geçmişbulunmaktadır.
Anayasanın155. maddesi ivedilikle görüşmelerde uygulanacak süreler hakkında genel veyaözel bir açıklamayı da içermemektedir. Bu nedenle, Anayasa'nın 85. maddesiuyarınca Anayasa değişikliği tekliflerinin görüşülmesinde de gözönündebulundurulması gereken İçtüzüklerdeki sürelere ilişkin kayıtların benimsenmesiesastır. Bu bakımdan olayda Dahili Nizamnamenin 100. maddesindeki ikincigörüşmenin birinci görüşmeden ancak beş gün geçtikten sonra gündeme alınacağınailişkin kurala 76. maddesi uyarınca verilecek bir genel kurul kararı ile uyulmamasıolanağı da vardır. O halde, bu sürelere, yine İçtüzük hükümlerine uygun olarakalınacak bir kararla uyulmaması, İçtüzük hükümlerinin Anayasa kurallarındanüstün tutulduğunu veya onları kaldıracak nitelikte sayıldığını gösteremez.
15/3/1973günlü, 1699 sayılı Kanuna ilişin teklifin Millet Meclisinde birinci ve ikincikez görüşülmesi ve Cumhuriyet Senatosunda birinci kez görüşülmesi sırasında,komisyonları adına başkanlarınca yazılı olarak verilen ve kabul edilebilirgerekçeleri de içeren önergeler üzerine, genel kurallarca alınmış kararlaradayanılmak yolu ile görüşmelerin öncelikle yapılmasında, yukarıda sözü geçenDahilî Nizamname ile Cumhuriyet Senatosu içtüzüğü hükümlerine ve dolayısiyleAnayasa'nın 155. maddesindeki biçim koşullarına aykırı bir yön saptanmamıştır.
Yukarıdakigörüşler, 17 Mart 1971 günlü 14131 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 13/4/1971günlü, E: 1970/41, K: 1791/37 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında da benimsenmişbulunmaktadır.
AhmetAkar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
2 -1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin Anayasa'daki öteki biçim kurallarına aykırıolup olmadığı sorunu;
1699sayılı Kanunun 1. maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan, Devletşeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine vedeğiştirilmesi teklif edilemiyeceğine ilişkin biçim kuralına aykırı düşüpdüşmediği konusu kararın (IV.) Bölümünün (C) bendinin (1) sayılı fıkrasındaayrıntıları ile incelenmiş bulunduğundan, burada sözü geçen 1. maddenin sadeceAnayasa'daki öteki biçim kurallarına aykırı olup olmadığı yönünün incelenmesigerekmektedir.
Ancak,bundan önceki (l) sayılı fıkrada, Anayasa'nın 155. maddesinin birincifıkrasının ikinci tümcesindeki ivedilikle görüşme yasağına aykırı bir yönünbulunmadığı ve 1. maddenin bu bakımdan Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucunavarılmıştır. O halde aynı maddenin, yukarıda işaret edilenlerin dışında kalanAnayasa'daki öteki biçim koşullarına aykırı olup olmadığı yönünün incelenmesiile yetinilmesi uygun olacaktır.
TürkiyeBüyük Millet Meclisi üye tam sayısının, 450 si milletvekilliği ve teklif vegörüşmeler sırasında 184 ü Cumhuriyet Senatosu üyeliği olmak üzere 634 ve bununüçte biri de 212 olduğuna göre, 1699 sayılı Kanunun birinci maddesine ilişkinyazılı teklifin 309 milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyesince imza edilerekyöntemine uygun biçimde ve yazılı olarak verilmesinde ve öte yandan bu teklifinMillet Meclisinde 308 ve Cumhuriyet Senatosunda 130 oyla, yani her iki Meclisteayrı ayrı üçte iki çoğunlukla kabul edilmesinde, Anayasa'nın 155. maddesininbirinci fıkrası hükmüne bir aykırılık görülmemiştir.
Davacılarca1699 sayılı Kanunun 1. maddesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin,Anayasa'nın gerek 9. ve gerekse 155. maddeleri ile başlıca öteki biçimşartlarını içeren sırası ile 85., 91., ve 92. maddelerindeki biçim koşullarınaaykırılıkları ileri sürülerek sözü geçen maddenin incelenmesi istenmemiş veyalnız Anayasa'ya esastan aykırılığı yönünden incelenerek iptali dava edilmişise de, Anayasa Mahkemesince, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28, maddesininbirinci fıkrası hükmüne dayanılarak biçim açısından da yapılan inceleme sonunda9. ve 155. maddelerdeki biçim koşullarına bir aykırılık görülmediği gibi 85..,91. ve 92. maddelerle Yasama Meclisleri İçtüzüklerine aykırı düşen ve iptaligerektiren bir yön de yoktur. Bu bakımdan, yasama Meclisleri tutanaklarındaesasen tüm ayrıntıları ile yer alan görüşme evrelerini, özetle de olsa kararaaktarmaya gerek kalmamıştır.
Bu nedenlerle,1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin yukarıda değinilen öteki biçim kurallarıbakımından da Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmelidir.
3 -15/3/1973 günlü 1699 sayılı Kanunun 3 ve 6. maddelerinin Anayasa'daki ötekibiçim kurallarına aykırı olup olmadığı sorunu:
Davadilekçesinde özet olarak: (Teklifin, Anayasa'nın 136. maddesine 2., 3., 4., 5.,6. ve 7. fıkraların eklenmesine ilişkin 3. ve geçici 21. maddenin eklenmesineilişkin 6. maddeleri, birinci görüşmelerinde, Millet Meclisi üye tamsayısınınüçte iki oranındaki oyu sağlayamadıkları için reddedilerek düşmüşlerdir.Reddedilen bir teklifin, Anayasa'nın 155. maddesindeki koşullara uyulmaksızın,yani bu koşullar içinde yeni bir teklif getirilmeksizin, değişiklik önergeleriüzerine ele alınmasına olanak yoktur. Çünkü içtüzüğün "ikinci görüşmedetasarı ve tekliflerin tümü üzerinde konuşulamaz. Ancak tadil teklifleriüzerinde görüşülebilir" hükmünden, birinci görüşmede kabul edilenmaddelere ilişkin olarak verilen değiştirge önergeleri üzerinde görüşmeaçılabileceği sonucu çıkmaktadır. Redddedilen maddelerin, ikinci görüşmeevresinde değiştirge önergeleri verilmek yolu ile canlandırılmasına olanakyoktur. Kaldı ki Millet Meclisi içtüzüğü hükümlerine göre, reddedilen birteklifin devre sonuna kadar ele alınmasına da olanak bulunmamaktadır. Bundanbaşka gerek Millet Meclisinde, gerek Cumhuriyet Senatosunda, bu maddelerinreddedilmesi nedeniyle görüşülemiyeceği yolundaki önergemiz hakkında, açıkoylama yerine işaret oyuna sunulmak suretiyle karar alınmıştır ve nihayet bumaddelerin Millet Meclisindeki ikinci görüşmelerinde, 3. madde, metni okunmadanoylama yoluna gidilmiş ve her iki Mecliste oylanan metinlerin ayrı oluşu veResmî Gazete'de yayımlanan metne uygun olmayışı nedeniyle bir boşluk ortaya çıkmıştır)yolundaki iddialara dayanılarak sözü edilen maddelerin iptallerine kararverilmesi istenmektedir.
Bumaddeler hakkında ileri sürülen görüşlerin değerlendirilebilmesi için, önceyasama organındaki oluşumu gözden geçirmek, sonra Anayasa ve İçtüzük kurallarınıincelemek ve bunlardan çıkan sonuçlara göre durumu saptamak yöntemininuygulanması yerinde olacaktır.
A)İddiaya ağırlık veren Millet Meclisindeki işlemler özetle şöyledir:
MilletMeclisi Anayasa Komisyonu, teklif üzerinde bir değişiklik yapmadan raporunudüzenlemiş, Millet Meclisi Genel Kurulunda 7/2/1973 günlü birleşim açılınca, adokunmak suretiyle yoklama yapılmış, oturuma 325 üyenin katıldığı saptanmıştır.
Teklifintümü üzerinde görüşme açılarak tamamlanmış ve maddelere geçilmesi 321 oyla kabuledilmiştir. Gerek 3. madde gerek 6. madde üzerinde açılan görüşmeler içtüzükkuralları içinde yürütülmüş, bu maddelerin teklif metninden çıkarılmasınailişkin önergeler oya sunulmuş ve reddedilmiştir.
Görüşmelersonunda açık oya başvurulmuş ve 3. maddeye 292. ve 6. maddeye de 288 kabul oyuverildiğinden Anayasanın değiştirilmesine yeterli çoğunluk oluşmamıştır.
İkincigörüşmeye 15/2/1973 günlü, 58. Birleşimde başlanmıştır. Birleşim açılıncayoklama yapılmış ve 306 üyenin hazır olduğu saptanmıştır.
"Başkan....ikinci müzakereye başlıyoruz... bu müzakerelerde tümü üzerinde görüşmelercereyan etmez. Maddelerin ve maddeler üzerinde verilmiş değişikliktekliflerinin bütün işlemleri tamamlandıktan sonra tümü açık oya sunulur.Bilgilerinize sunarım." demek suretiyle bir hatırlatma yapmış ve teklifin1. ve 2. maddelerinin ikinci kez görüşmesi tamamlandıktan sonra 3. maddeningörüşülmesine sıra geldiğinde (ki madde üzerinde bir değişiklik önergesiverilmiş bulunmaktadır) kimi milletvekilleri birinci görüşmede 300 kabul oyunutoplayamayan bir maddenin reddedilmiş sayılacağını ve ikinci görüşmeye tabitutulamayacağını, değişiklik önergeleri üzerinde de işlem yapılamayacağını önesürmüşler, buna karşı olan görüşler de belirtildikten sonra, Başkan bu konudaizleyeceği yöntemi "Efendim, 3. madde yok, teklif yok denildi, usulhakkında tutumumuzun aleyhinde konuşanlar tarafından.
3.madde var, teklif var, teklifte de Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının 1/3 ünün üzerinde imza var.
Bumadde, birinci müzakere sırasında kabul için gereken 2/3 oy çoğunluğunusağlamamıştır. Birinci müzakere sırasında madde metninden çıkarılmasına dairbir önerge Yüce Heyetinizce redlenmiş, yeniden bir önerge var, .............,metinden çıkarılması isteniyor, onu da oylayacağım. Ondan sonra birincimüzakerede kabul edilmemiş olduğu için, biraz evvel arzettiğim 55 numaralı dipnot gereğince yeniden üzerinde değişiklik teklifi verildiği için bu maddeninmetne ithali için ikinci görüşme sonunda, yani görüşmenin İçtüzük hükümleriuyarınca önerge sahipleri ile komisyon arasında geçmesi şartı ile sonundaoylama yapacağım... bütün bunların sonunda çok önemli bir usul müzakeresiolduğu için sayın...... nın Birinci müzakerede kabul edilmemiş olan bir metnin,ikinci müzakerede verilen değişiklik önergeleri üzerinde işlem yapılamaz-şeklindeki ileri sürdüğü öneriyi oylarınıza arz edeceğim. .Sayın.... teklifikabul edilirse, birinci müzakerede kabul edilmemiş olan Anayasa değişiklikteklifinin üçüncü ve altıncı maddeleri üzerinde müzakere yapılmayacaktır. Eğerreddedilirse Başkanlığın görüşü kabul edilmiş olacaktır......" yolundakisözlerle açıklamış, 3. maddeyi okuttuktan ve değişiklik tekliflerini de GenelKurula sunduktan sonra bu maddenin metinden çıkarılması yolundaki önergeyiokutmuş, bu önergeye komisyonun katılmadığını da saptamış ve önerge sahibineaçıklamada bulunmak üzere söz vermiştir. Bundan sonra oylamaya geçilmiş veönergenin kabul edilmediği Başkan tarafından bildirilmiştir. Verilen birdeğişiklik önergesine Anayasa Komisyonu katılmış ve komisyonun "Anayasanın5. maddesinin değiştirilmesi ve Anayasaya 2 geçici madde eklenmesine dairteklifin komisyonca kabul edilen 3 üncü maddesinin değiştirilmesine dairverilmiş olan önergeler komisyonumuzca da görüşülmüş ve ..... tarafından verilmişolan önergeye katılmaya ve bu katılma sonunda adı geçen önergeler Genel Kurulcaüçte iki çoğunlukla kabul edildiği takdirde maddenin yeniden değişiklikönergesine göre tanzimine karar verilmiştir" yolundaki raporu açık oyasunulmuş ve 303 oyla kabul edilmiştir.
Maddedeğişikliklerle birlikte açık oya sunulmuş, Başkan, "3 üncü maddeninikinci açık oylamasına 388 sayın üye katılmış, 309 kabul, 77 ret, 2 boş oyçıkmıştır. Bu suretle Anayasanın gerektirdiği üçte ikinin üstünde oyçokluğu vemadde Meclisimizce kabul edilmiştir" diyerek sonucu açıklamıştır.
6.Madde üzerindeki görüşmeler de 3. maddede olduğu gibi cereyan ettiğindenayrıntılarına girmeye gerek görülmemiştir.
Bumaddenin ikinci görüşmesi sonunda yapılan açık oylamada 312 kabul oyu aldığısaptanmıştır.
Teklifinmaddeleri üzerinde ikinci görüşme sonuçlandıktan sonra tümü açık oya sunulmuşve oy ayırımından sonra Başkan, sonucu "....... 308 kabul, 63 ret ve lçekimser, bir boş oy kullanılmıştır.
Busuretle Anayasanın gerektirdiği 2/3 ün üstünde oyçokluğu sağlamak suretiyleAnayasa değişiklik teklifi Meclisimizce kabul edilmiştir" diyerekaçıklamıştır. (M. M. Tutanak Dergisi, Dönem 3. toplantı 4, birleşim 49- 58,cilt 33, sayfa 618- 656).
CumhuriyetSenatosundaki işlemler de şöyle özetlenebilir:
Konu,Cumhuriyet Senatosunun 27/2/1973 günlü, 37. Birleşim gündemine alınmıştır.
Oturumbaşında bir üye önerge vererek, teklifin 3. maddesinin Millet Meclisininbirinci oylamasında reddedildiğini, Anayasa ivedilikle görüşme yasağıkoyduğuna, göre iki defa görüşme ve iki defa kabul kuralını benimsediğini,böylece bu maddenin Mîllet Meclisinde usulüne uygun olarak kabul edilmediğini,bu durumun Anayasaya aykırı olduğunu, komisyonun söz konusu maddeyi teklifmetninden çıkararak yeniden rapor hazırlamasını ve metin değişikliği yapmasını,İçtüzüğün 58. maddesine göre raporun ve ona bağlı metnin görüşülemiyeceğiniileri sürmüş, İçtüzük hükümleri uyarınca yerine getirilen işlemler sonucundaoya sunulan önerge 104 oyla reddedilerek görüşmeler sürdürülmüştür.
Teklifintümü üzerindeki görüşmeler sonuçlandıktan sonra maddelere geçilmesi 139 oylakabul edilmiş. 3. madde birinci müzakerede 126, ikinci müzakerede de 130 oyla,6. madde ise birinci görüşmede 129, ikinci görüşmede de 130 oyla kabuledilmiştir. Teklifin tümü açık oylamaya sunulmuş ve sonuçta 130 oyla kabuledilmiştir.
İddiaaçısından şu yönün de açıklanmasında zorunluk görülmüştür. Millet Meclisinin58. birleşiminin 15/2/1973 günlü 1. oturumunda başkanlıkça okutturulan 3.maddenin 6. fıkrasının "Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyizmercii Yargıtay'da yalnız bu mahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacakdaire veya daireler; Genel Kurul ise; Yargıtay Ceza Daireleri GenelKuruludur." ve 4. fıkrasının son tümcesinin de "askerî hâkimlerdenüye ve savcı yardımcılarının atanmaları ise özel kanunlarda gösterilen usulegöre yapılır." biçiminde kaleme alındığı görülmektedir. Anayasa KomisyonuBaşkanının uyarısı üzerine Başkan, "üye yardımcısı değil, yedek üye oşekliyle tashih edilmiştir" diyerek düzeltmeyi, açıklamış, böylece 4.fıkranın son tümcesinin, "askerî hâkimlerden üye, yedek üye ve savcıyardımcılarının atanmaları ise özel kanunlarında gösterilen usule göreyapılır" yolunda düzeltildiği anlaşılmıştır. (Aynı tutanak dergisi sayfa434 - 439).
B)Yukarıda açıklandığı gibi Yasama Meclislerindeki işlemlerden sonra Anayasa veİçtüzük kurallarının da gözden geçirilmesinde yarar görülmektedir.
Anayasa'nın155. maddesi Anayasa'nın değiştirilmesini bazı koşullara bağlamıştır.Anayasa'nın 9. maddesi ile ilgili açıklamalara yukarıda geniş bir biçimde yerverildiği için burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.
Anayasa'nın155. maddesinde öngörülen koşullar şöylece özetlenebilir: Anayasa'nındeğiştirilmesine ilişkin teklifler Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az üçte biri tarafından ve yazılı olarak yapılacaktır. Butekliflerin kabulü Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğununoyu ile mümkündür. Anayasa değişikliği teklifi ivedilikle görüşülemez.
Anayasa'nındeğiştirilmesine ilişkin tekliflerin görüşülmesi ve kabulü yukarıda belirtilenkoşullar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabiolacaktır.
Örneklemekgerekirse Anayasa'nın 86. maddesindeki "Her Meclis üye tamsayılarının saltçoğunluğuyla toplanır ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa, toplantıyakatılanların salt çoğunluğuyla karar verir" kuralı da Anayasa'nın 155.maddesiyle birlikte uygulanacaktır. Başka bir deyimle Anayasa değişikliğikonusundaki tekliflerin görüşülmesine üye tamsayısının salt çoğunluğununbulunması yeterli olduğu halde karar üçte iki çoğunlukla, usul konularındakikararlar da toplantıya katılanların salt çoğunluğunun oyuyla alınabilecek vegörüşmeler, Anayasa'nın 85. maddesinde öngörülen içtüzük kuralları içindesürdürülecektir.
İddianınağırlığını Millet Meclisindeki görüşmeler teşkil ettiğinden, görüşmelersırasında yürürlükte olan Millet Meclisi İçtüzüğü "Dahilî Nizamname"hükümlerinden konu ile ilgili olanlarının belirtilmesinde de yarar görülmüştür:
"Madde77 - Heyeti umumiyece reddolunan lâyiha ve teklifler aynı içtima senesinde birdaha Meclise takdim olunamaz."
"Madde99 - Kanun lâyiha veya teklifleri ancak iki müzakereden sonra katı surettekabul edilmiş olur."
"Madde105 - Heyeti umumiye müzakeresi bittikten sonra maddelere geçilmesi reye konur.
Reyeiktiran etmezse lâyiha veya teklifin reddedilmiş olduğunu reis tebliğeder."
"Madde107 - İkinci müzakerede lâyiha ve teklifin heyeti umumiyesi hakkında müzakerecereyan etmez.
Bumüzakere ancak tadil teklifleri üzerinde cereyan eder."
"Madde109 - Lâyiha veya teklifin katiyen kabulü reye konmadan evvel, ibare ve üslup,yahut tertip ve tevsik itibariyle noksan veya iltibas olduğu aza veya encümentarafından dermeyan olunursa metin, ait olduğu encümene gider.
Edilentashihlerin reye iktiran etmesi lâzımdır."
"Madde117 - Kanun lâyihası veya teklifinin birinci müzakeresi bittikken sonra arzolunan yeni tadilnameler o lâyihanın tetkikine memur encümene verilmeklâzımdır."
"Madde122 - Tadilnameler asıl maddeden evvel reye konur."
"55No. lu dipnot - Birinci görüşmede çıkarılması kabul edilen bir maddenin tekrargörüşülmesi hakkında ikinci görüşmede değiştirge verilebilir."
"61No. lu dipnot - Birinci görüşme sırasında bir maddenin kanundan çıkarılmasıteklifi redlenmiş ve madde kabul edilmiş iken ikinci görüşme sırasında omaddenin çıkarılması yine teklif olunabilir."
C)Konunun değerlendirilmesi:
YasamaMeclislerindeki görüşmelerde iki temel fikrin ortaya atıldığı anlaşılmaktadır.Bunlardan birincisi, davaya dayanak yapılan, yani her iki görüşmede deAnayasa'nın 155. maddesinin öngördüğü karar yeter sayısının olumlu olarakoluşması koşulunun gerçekleşmesini arayan görüştür, ikincisi ise, YasamaMeclislerinin çoğunluğu tarafından benimsenen ve böylece Anayasa değişikliğinioluşturan görüştür.
Konunundoğru olarak anlaşılabilmesi için Anayasa'nın 155. maddesi üzerinde yenidendurulması gerekmektedir. Bu maddenin içeriği doğru bir biçimde saptanmalıdırki, yapılan yasama çalışmalarının Anayasa'ya uygun veya aykırı olduğu ortayakonulabilsin.
GerçektenAnayasa Koyucusu, Anayasa değişiklerinin bir oldu bittiye getirilmesiniistememiş ve bu isteği doğrultusunda kurallar koymuştur. Bir kez değişiklikteklifinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biri gibiazımsanmâyacak üyeleri tarafından verileceği koşulu, Büyük Meclisi tedirgineden ve bir çözüm veya çare getiren bir halin varlığına delâlet eder. ikincisi,bu koşul içinde gelen teklif, ivedilikle değil, kesinlikle iki kezgörüşülecektir. Yani Meclisler Kanunun üzerinde genişliğine ve derinliğineduracaklar, araştırma, inceleme ve değerlendirmelerini yapma olanağıbulacaklardır. Sırası gelmişken, Anayasanın uygulanmasını istediği (geçicimadde 3) İçtüzük kurallarından haberdar olmadığını ve bu bilmezlik içerisinde155. maddeyi düzenlediğini de öne sürme olanağı yoktur. O halde"Değiştirme tekliflerinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarınınüçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür." yolundaki 155. maddenin birincifıkrası kuralına, aynı maddenin ikinci fıkrası hükmü görmezlikten gelinerek,Anayasa ve İçtüzük kuralları dışında anlam vermeye olanak yoktur.
MilletMeclisi İçtüzüğü kural olarak dört oylama öngörmektedir. Bu oylamalardanbirincisi, maddelere geçilmesinin oylanması, ikincisi, birincisi görüşmede hermaddenin teker teker oylanması, üçüncüsü, ikinci görüşmede yine her maddeninteker teker oya sunulması dördüncüsü, yani sonuncusu ise teklifin tümünün oya sunulmasıişlemleridir. Burada değiştirge önergelerinin oylanması konusundadurulmamıştır.
Açıklamayagerek yok ki, bu dört oylamada da Anayasa'nın 155. maddesinde öngörülen kararyeter sayısı aranacaktır. Ancak kimi oylamaların bitirici ve kesin olmasına karşın,maddelerin birinci görüşmeleri sonunda yapılan oylama böyle bir sonuç ortayakoymaz. Yani bu oylama sonunda madde kesin olarak kabul veya reddedilmiş olmaz.Çünkü o madde ister kabul edilmiş, ister kabul edilmemiş olsun, mutlaka ikincioylamadan geçecek ve bu oylamada belirecek haliyle tasarı veya teklifin tümüaçık oya sunulacaktır. Başka bir deyimle ikinci oylama, birinciye nazaranbitirici bir sonuç ortaya koyar. Yani birinci ve ikinci görüşmede kabuledilmeyen yahut birinci görüşmede kabul edildiği halde ikinci görüşmede kabuledilmeyen madde teklif metninden kesin olarak düşecek ve teklifin tümü buhaliyle açık oylamaya sunulacaktır.
MilletMeclisindeki uygulamalar da, birinci görüşme sonundaki oylamanın kesin vebitirici olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim bu uygulamaları bellieden 55 ve 61 numaralı dipnotlar, Millet Meclisinin de kanunlar açısındankonuyu böyle anladığını belirtmeye yeterlidir.
Yukarıdada değinildiği gibi Anayasa değişikliklerinde ivedilikle görüşme usulüuygulanmayacak ve bu teklifler, Anayasa'nın öngördüğü koşullar ve kayıtlamalardışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki kural ve hükümlere tabiolacaktır. Tümü üzerindeki görüşme tamamlanarak maddelere geçilmesi üyetamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul edilen Anayasa değişikliği teklifininbir veya birkaç maddesinin, birinci görüşme sonunda, Anayasa'nın 155.maddesindeki oy oranına ulaşmaması nedeniyle kesin olarak düşeceğinin kabuledilmesi, her şeyden önce Anayasa değişiklikleri tekliflerinin ivediliklegörüşülemez yolundaki buyruğuna aykırı düşer. Çünkü böyle bir düşüncenin kabuledilmesi dolaylı bir biçimde ivedilikle görüşme usulünün uygulanması sonucunudoğurur ki böyle bir kabulün Anayasa'ya aykırı düştüğü açıkça ortadadır
Ohalde teklifin 3. ve 6. maddelerinin birinci görüşme sonundaki oylanmalarındakabul için yeterli oyu sağlayamamış olmasının bu maddeleri düşürmediği, verilendeğiştirge önerleri üzerinde ikinci görüşme açılarak bunların oya sunulmalarıve bundan sonra da maddelerin ayrı ayrı oylanarak kabulü üzerine teklifintümünün oylanması işlemlerinde Anayasa hükümlerine ve özellikle 155. maddeyeaykırılık yoktur.
YukarıdaMillet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu işlemleri açıklanırken belirtildiğiüzere, tutanakların incelenmesinden 15/2/1973 günlü 58. Birleşimde teklifinokunduğu, görüşmelerin sonunda kabul edilen metinlerle Resmî Gazete'deyayımlanan kanun metni arasında bir ayrılık ve boşluk olmadığı anlaşılmaktadır.
Diğeryandan usul tartışmalarına ilişkin görüşmeler sonunda, aksi davranış İçtüzükkurallarına uygun olarak istenmiş olmadıkça, işaret suretiyle oyabaşvurulmasında da İçtüzüğe aykırı düşen bir yön görülmemiştir.
Bunedenlerle 3. ve 6. maddelere yöneltilen iptal istemi reddedilmelidir.
KaniVrana, Ahmet Akar, Hasan Gürsel ve Şevket Müftügil bu görüşe katılmamışlardır.
V-SONUÇ:
l -15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'nın 30. maddesinin dördüncüfıkrasını değiştiren 1. maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devletşeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceğine vedeğiştirilmesi teklif edilemeyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırıbulunmadığına oybirliğiyle;
2-15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasanın 36. maddesine 2., 3., 4., 5.,6., ve 7. ek fıkraları ekleyen 3. maddesinin Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan(Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünündeğiştirilemeyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemeyeceğine) ilişkin biçimkuralına aykırı olmadığına oybirliğiyle;
3 -15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncüfıkrasını değiştiren 4. maddesinde yer alan "Ancak, savaş halinde bu şartaranmaz" kuralının, Anayasanın 9. maddesindeki (Devlet şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesiteklif edilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı olduğuna ve bu nedenleiptaline Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylariyle veoyçokluğu ile;
4 -15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'ya geçici 21. maddeyi ekleyen 6.maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesiteklif edilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı bulunmadığınaoybirliğiyle;
5 -Dava konusu maddeler açısından 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanuna ilişkinteklifin Meclislerde tümünün öncelikle görüşülmesinin Anayasa'nın 155.maddesindeki biçim kuralına aykırı olmadığına Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ünkorşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
6 -15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin öteki biçim kurallarıbakımından da Anayasa'ya ayıkırı olmadığına oybirliğiyle;
7 -15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddelerinin öteki biçimkuralları bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu maddelere yönelen iptalistemlerinin reddine Kani Vrana, Ahmet Akar, Hasan Gürsel ve Şevket Müftügilinkorşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
15/4/1975gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Kâni Vrana
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
15/3/1973günlü, 1699 sayılı Yasa ile Anayasa'nın 30., 57., 136., 138. ve 148. maddelerideğiştirilmiş ve Anayasa'ya geçici 21. ve 22. maddeler eklenmiştir. Bunlardan136. maddenin değiştirilmesine ve geçici 21. maddenin eklenmesine ilişkinişlemler Anayasaya ve Millet Meclisi İçtüzüğünün buyurucu hükümlerine biçimyönünden aykırı olarak gerçekleştirilmiş bulunduğu kanısına vardığımızdan,aşağıda açıklanan nedenlerle bu konudaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
l -Anayasa değişikliklerine ilişkin tekliflerin, olağan yasa tekliflerine göreiçerik ve nicelik bakımlarından önemli ayrılıkları vardır. Yasama organınasunulan metin, Anayasanın belirli bir maddesi veya maddeleri, yahut maddede yeralan belirli bir hükmü ele almalı, değiştirilmesi öngörülen biçimiyle ortayakoymalıdır. Öneride bulunan parlamenterlerin değiştirme istek ve iradelerininkapsamı, sundukları metinden açıkça anlaşılmalıdır. Çünkü Anayasa Koyucu,Anayasa değişikliklerini tüm olarak yasaların yapılması yöntemine bırakmamış,haklı olarak bunu güçleştirici hükümler getirmiş, Cumhuriyet ilkesiylebağdaşmayan tekliflerin yapılamayacağı kuralını koymuş ve böylece Anayasayıkoruma ve kollama göreviyle yasama organını da bağlı tutmuştur.
Anayasanın155. maddesinde, değiştirme tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biri tarafından yazılı olarak yapılması gereğinden sözedilmektedir. Şu halde bu yöntem dışında bir değişiklik teklifinin yasamaorganına getirilmesi olanaksızındır. Komisyonlarda ve genel kurullardakigörüşmeler sırasında teklifin tüm olarak kabulü veya reddi ya da bir bölümününkabulü veya reddi mümkündür. Redaksiyon düzeltmeleri dışında teklifindeğiştirilmesi veya buna kimi hükümler eklenmesi, yukarıda açıklandığı üzere,teklif sahiplerinin iradelerinin dışına taşırılmış bir işlem olur ve bu yönüile 155. madde hükmüne aykırı bir davranış ortaya çıkar. Çünkü yönteminceteklif bulunmadığı halde, bu davranış yolu ile Anayasa değişikliği yapma yoluaçılmış olacaktır. Kabul edilen 136. ve geçici 21. madde hükümlerine bu açıdanbakıldığı zaman saptanacak durum şudur:
TeklifinMillet Meclisi Genel Kurulunda ikinci kez görüşülmesi sırasında birmilletvekilinin önergesi üzerine 136. maddenin ikinci fıkrası için öngörülenmetnine "Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümlersaklıdır." tümcesi eklenmiştir. Aynı suretle geçici 21. maddenin teklifedilen metnine de bir milletvekilinin önergesi üzerine "...duruşmanıntatiline karar verilmiş davalar durumlarına..." deyimi konulmuştur.Anayasa'nın 155. maddesi uyarınca; teklif edilmeyen, bağımsız hüküm niteliğindebulunan ve redaksiyon düzeltmeleri dışında kalan bir metnin bu yolla eklenmesiolanağı yoktur. Sözü geçen ek metinlerin gösterilen nedenlerle iptaligerekirken buna aykırı yönde oluşan karara katılamıyoruz.
2 -Her iki maddeye ilişkin görüşmeler Millet Meclisinde tamamlandıktan sonraoylama yapılmış ve Anayasa'nın 155. maddesinde öngörülen üçte iki çoğunluksağlanamamıştır. 136. maddeye ilişkin metin için yapılan oylamaya 359 üyekatılmış, 292 kabul, 67 ret oyu kullanılmıştır. Geçici 21. maddeye ilişkinmetin için yapılan oylamaya 357 üye katılmış 288 kabul, 69 ret oyukullanılmıştır. Teklif edilen metinler Anayasa'ca öngörülen 300 oyusağlayamadığından Millet Meclisinin kabul iradesi gerçekleşmemiştir. Hal böyleiken her iki maddeye ilişkin teklif, Millet Meclisinde ikinci kezgörüşülmüştür. Oysa Millet Meclisinde reddedilen ve hele birbirinden tamamenfarklı konuları içermesi bakımından önceki ve sonraki maddelerle hiç birbağlantısı bulunmayan, bağımsız hükümler niteliğindeki bu madde metinlerininikinci kez görüşülmesine ne Anayasa ve ne de Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerielverişli değildir.
Anayasa'nın155. maddesinin ikinci fıkrasında: "Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındakitekliflerin görüşülmesi ve kabulü, l inci fıkradaki kayıtlar dışında,kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabidir"denilmektedir. 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunla yapılan değişikliksırasında, Anayasa'nın geçici 3. maddesi uyarınca Millet Meclisi için, 27 Ekim1957 gününden önce uygulanmakta olan içtüzük hükümleri yürürlüğünü korumaktaidi. Bu içtüzüğün 99. maddesi gereğince "Kanun lâyiha ve teklifleri ancakiki müzakereden sonra katî surette kabul edilmiş olur." İkinci görüşmeninniteliğini belirten 107. maddede ise ; "İkinci müzakereye lâyiha veteklifin heyeti umumiyesi hakkında müzakere cereyan etmez. Bu müzakerede ancaktadil teklifleri üzerinde müzakere cereyan eden" denilmektedir. Maddeninaçık anlamına göre, metindeki bir madde görüşmede esas itibariyle kabuledilecek, fakat üzerinde değişiklik yapılması önerilmiş ve bu önerilendeğişiklik benimsenmemiş ise, ikinci görüşmede sözü edilen öneriler gözdengeçirilerek madde son şeklini alacaktır. Madde ilk görüşmede kabul edilmemişise, bunun ikinci görüşme yolu ile canlandırılmasına olanak yoktur. Bu metin,yapılan değişiklik önerileriyle birlikte birinci kez görüşülmüş, fakat oylamasonunda reddedilmiş ve böylece varlığı kalmamıştır. Reddedilen ve MilletMeclisinin kabul iradesini sağlayamayan bir metnin ikinci kez görüşülmesineİçtüzüğün 107. maddesi hükmü elverişli değildir. Çünkü böylece birincioylamanın sonucu, ikinci görüşme sonundaki oylama ile ortadankaldırılabilecektir. Oysa oylamanın anlamı bir metnin kabul edilip edilmediğinigöstermekten ibarettir. Değeri olmayan, sonuç doğurmayan bir oylama ile yasamameclislerinin yükümlü ve hatta üçte iki çoğunluğu sağlamakla zorunlututulmaları düşünülemez. Yasa koyucu, eski deyimi ile "abesleiştigal" etmez.
Oylamanınredle sonuçlandığı durumlarda Anayasa, sadece kanunlar bakımından başka yollargöstermiştir. Millet Meclisinde reddedilen tasan .ve teklifler Anayasa'nın 92.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aynen Cumhuriyet Senatosuna gönderilir.Burada kabul veya değiştirilerek kabul edilirse, yeniden Millet Meclisinegelir. Millet Meclisi metni benimserse, bu metin kanunlaşır. Aksi halde aynımaddenin beşinci fıkrasında sözü geçen Karma Komisyon kurulur. Mîllet Meclisi;Karma Komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca hazırlanan metinlerden biriniolduğu gibi kabul edebilecek veya daha önceki tutumunu değiştirmeyerekreddedecektir. Ancak öğretide mekik sistemi diye tanımlanan bu kurallar Anayasadeğişiklikleri için geçerli değildir. Çünkü 155. madde uyarınca değiştirmeteklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte ikiçoğunluğunun oyu ile mümkündür. Şu halde Millet Meclisinde bu çoğunluksağlanmadığı takdirde, mekik sisteminin işlemesi olanağı yoktur. Teklif artıkCumhuriyet Senatosunca görüşülemez.
Birincigörüşmede kabul edilmeyen Anayasa değişikliği teklifinin ikinci görüşmeyealınması için Millet Meclisinde dayanak tutulan 55 ve 61 numaralı dip notlarınagelince; bu notlar 1957 yılından önceki Büyük Millet Meclisi teamülünügöstermektedir. Bunlardan 61 numaralı dip not olayımızla ilgili değildir. Çünkübu dipnot birinci görüşmede kabul edilen, fakat üzerinde değiştirge önerileriolduğu için ikinci görüşmeye alınan bir metne ilişkindir. 55 nolu dipnot iseolayımızla ilgili bir durumu kapsamaktadır. Birinci görüşmede metindençıkarılması kabul edilen bir maddenin tekrar görüşülmesi hakkında ikincigörüşmede değiştirge verilebileceğini açıklamaktadır. Yani reddedilen birmaddenin ikinci görüşmede ele alınabileceğini göstermektedir.
Buradaher olayın kendi zamanındaki hukukî durumuna ve yürürlükteki hükümlere göredeğerlendirilmesi gerektiğine işaret etmek yerinde olacaktır. Şurasını hemenbelirtmek gerekir ki, tartışma konusu olan şey bir kanun tasarısı veya teklifideğil, bir Anayasa değişikliğidir. Bu Anayasa değişikliği teklifinin hermaddesi gerçekten ayrı bir konuyu ilgilendirmekte, bağımsız bir teklifniteliğini göstermektedir. Değişiklik teklifinin, Anayasa'nın bir kaç maddesineilişkin olması, bunun bir bütün olduğunu göstermez. Her madde için yapılanteklif, kendi kapsamı içinde bağımsız bir teklif gibi kabul edilmek gerekir. Buitibarla Anayasa değişiklikleri tekliflerinin bir Kanun tasarı veya teklifigibi alınıp değerlendirilme olanağı yoktur. Kanun tasarı veya teklifi, belirlibir konuyu baştan sona ele alan ve birbirleriyle bağlantılı hükümleri içerenbir metindir. Hükümleri arasında tam bir uyum sağlanması gereken böyle birmetinden meclislerdeki görüşmeler sırasında bir maddenin herhangi bir nedenleçıkarılmış olması karşısında, uyumluluğu ve bütünlüğü korumak için kimihukuksal tedbirlerin öngörülmesi zorunlu olabilir. Fakat Anayasa'nın her biribaşlı başına birer ilke niteliğinde olan kurallarının düzenlenmesinde vedeğiştirilmesinde meclislerin iradelerini bir kez açıklamalarından sonra, buiradelerin ikinci kez yön dönüştürebilmesini amaçlayan tedbirlerin alınmasınıhaklı gösterecek zorunlu bu neden düşünülemez.
Öteyandan, 1957 yılından önce yürürlükte bulunan Anayasamızın koyduğu sistemdeçift meclis yöntemi de yoktur. Bir mecliste reddedilen metnin mekik sistemidiye adlandırılan yöntemle canlandırılması mümkün değildir. Böyle olunca,sadece kanunlar için 55 nolu dipnotun öngördüğü teamülün, eski Anayasa'nınorganik yapısına göre isabeti üzerinde durulabilir. Yukarıda da açıklandığıüzere, belirli bir düzenleme sistemi içinde bulunması zorunlu yasamaddelerinden bir veya bir kaçı üzerindeki uyumsuzluğun giderilmesi yolunu açıktutmak gibi bir düşüncenin, eski Anayasa zamanında içtüzüğün 107. maddesiniyorumlama açısından bir değer taşıyabileceği ileri sürülebilir. Fakat 1961Anayasasından sonra hukuksal durum değişmiştir. Özellikle Anayasa değişikliğitekliflerinin Millet Meclisinde reddi kararlaştırılmış iken, ikinci görüşmeyolu ile canlandırılarak kabul edilmesi ve böylece Cumhuriyet Senatosunda daele alınabilmesinin sağlanması olanağı yoktur. Ters yönde oluşan çoğunlukgörüşüne gösterilen nedenlerle katılmıyoruz.
Başkanvekili
Kani Vrana
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Şevket Müftügil
KARŞIOYYAZISI
l -Sözlü açıklama sorunu:
Bilindiğigibi 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasa (madde 29) Anayasa Mahkemesinin iptaldavalarına dosya üzerinde inceleme yoluyla bakması yöntemini benimsemeklebirlikte Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemeküzere ilgilileri çağırabilmesine olanak tanımıştır.
15/4/1975günlü, 1973/19-1975/87 sayılı kararla sonuca bağlanan davada 15/3/1973 günlü,1699 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırılığı Cumhuriyet Senatosunun üyetamsayısının altıda birini geçen sayıda üyelerince ileri sürülmüş ve iptaliistenmiştir. 1699 sayılı Kanun Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5. maddesinindeğiştirilmesine ve Anayasa'ya iki geçici madde eklenmesine ilişkindir. Dava vekarar konusu yasanın önemini ortaya koyabilmek üzere bu konunun Anayasa'daöngördüğü belli başlı değişikliklere kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
1699sayılı Kanunun l inci maddesinde Anayasa'nın "kişi güvenliği"konusunu düzenleyen 30 uncu maddesinin yakalanan veya tutuklanan kimseleri nesüre içinde mahkeme önüne çıkarılacaklarına ilişkin dördüncü fıkrası elealınmıştır. Bu süre 1961 Anayasasında 24 saat iken 1699 sayılı Kanunda ikikatına çıkartılmakta ve ayrıca bir takım belirli suçlarda ve hallerde süreninyukarı haddi 15 gün olarak belirlenmektedir.
AynıKanunun 3 üncü maddesi Anayasa'nın "Mahkemelerin kuruluşu"na ilişkin136 ncı maddesine altı fıkra eklenmesini ve bu fıkralarla da özel koşullarabağlı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngörmüştür. Aynı kanunun 4üncü maddesi Anayasa'nın "askerî yargı"yı düzenleyen 138 inci maddesinin4 üncü fıkrasını değiştirmekte ve askeri mahkemelerde üyelerin çoğunluğununhâkimlik niteliğine sahibolması koşulunun savaş halinde aranmayacağı ilkesinigetirmektedir. Sözü geçen kanunun 6 ncı maddesi ile Anayasa'ya eklenen geçici21 inci maddede ise sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte sıkıyönetimmahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya değin bumahkemelerin görev ve yetkilerinin devam etmesi hükme bağlanmıştır.
Görülüyorki 1699 sayılı Yasa yalnız Anayasa'yı değiştirmesi yönünden değil, ayrıca elealdığı Anayasa konulan bakımından da büyük önem ve ağırlık taşımaktadır. Böylebir kanunu konu eden davanın, Anayasa Mahkemesinin çalışmaya başlamasındanbugüne değin inceleyip karara bağladığı işlerin en önemlileri arasında yer alacakbir niteliği vardır ve ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesindeki büyükyarar ve hatta zorunluk ortadadır. Bugüne değin daha az önem ve ağırlıkta olanişlerde ilgililerin sözlü açıklamaları dinlenmek üzere, çağrılmış olduklarıunutulmuş ise eski kararların taranması bu gerçeği kolayca meydanaçıkaracaktır. Bu davada sözlü açıklamaların dinlenmesine gidilmemesi davanınuzatılmaması gibi, bir düşünce île de desteklenemez. Dosyada görüldüğü üzeredava 18/6/1973 gününde açılmış ve ancak 15/4/1975 gününde kararabağlanabilmiştir. Sözlü açıklama işi, ancak daha 20 gün kadar uzatabilirdi. lyıl 10 aylık bir gecikmenin yanında 20 günün bir etkisi olmayacağı ortadadır.
15/4/1975günlü toplantıda sözlü açıklamaları dinlenmek üzere ilgililerin çağrılmasınagerek görülmediği yolunda verilen karara yukarıda açıklanan nedenlerlekarşıyım.
2 -1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin görüşülmesi sırasında olağan yöntemindışına çıkılması sorunu:
1699sayılı Kanuna ilişkin teklifin Millet Meclisindeki birinci ve ikinci görüşmelerinde,Cumhuriyet Senatosunda ise l nci görüşmede öncelik (O sırada Millet Meclisininkendi içtüzüğü yapılmamış olduğu için Anayasa'nın geçici 3 ncü maddesi uyarıncatoplantı ve çalışmalarda uygulanmakta olan l Kasım 1956 günlü DahilîNizamnamenin 74 üncü maddesindeki terimle "Takdimen müzakere") kararıverildiği; başka bir deyimle yasaların görüşülmesindeki olağan yönetimin dışınaçıkıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa,Anayasa'nın değiştirilmesi konusunda (madde 155) üç özel kural koymuş vedeğiştirmeyi bunların dışında kanunların görüşülmesine ve kabulüne ilişkinhükümlere bağlamıştır.
aa)Anayasa'nın değiştirilmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının enaz üçte biri tarafından yazı ile teklif edilmesi;
bb)Tekliflerin ivedilikle görüşülmemesi;
cc)Değiştirme teklifinin Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte ikiçoğunluğunun oyu ile ancak kabul edilebilmesi,
BuÖzel kuralları oluşturur.
lKasım 1956 günlü Dahilî Nizamnamede "ivedilik" deyimi bir içtüzükterimi olarak kullanılmış değildir ve Anayasa Koyucunun bu deyim söz konusuDahilî Nizamnamenin 70 inci, 71 nci, 72 nci, 73 üncü maddelerinde"müstaceliyet kararı" terimi ile adlandırılan görüşme yöntemini kastederek ve terimi türkçeleştirmeyi düşünerek kullandığı yolunda bir görüşüdestekliyecek doyurucu bir kanıta rastlamaya ve böyle bir görüşü hukuk mantığıile bağdaşabilir biçimde savunmaya olanak yoktur.
Anayasa'nınAnayasa'yı değiştirme tekliflerinin ivedilikle görüşülmesini yasaklayanhükmünün bu görüşmelerde içtüzükteki kanunların olağan görüşülmelerine ilişkinyöntemlere uyulmasını sağlama, bu arada olağan süreleri az veya çok kısaltanistisnaî yollardan yararlanılmasını, başka deyimle görüşmeleri olağan yöntemlerdışına çıkarak az veya çok ivedileştirme eğilimini engelleme ereğini güttüğüortadadır. Anayasa'nın değiştirilmesi gibi, bir Devletin ve Ulusun yaşamı veyapısı bakımından hayatî önemi bulunan bir konuda Yasama Meclisleri üyelerininişi bütün ayrıntıları ile ölçüp tartmalarında, sükûnet içinde ve sağduyununışığı altında düşünüp isabetli bir kanıya varabilmelerinde olağan yöntem vezaman öğelerinin büyük etkisi vardır. Onun için Anayasa'nın 155 nci maddesindeyer alan ve Anayasa'yı değiştirme tekliflerinin ivedilikle görüşülmesiniyasaklayan kuralın kapsamım belirlerken bu ereğin gözönünde tutulması gerekirve şu durumda da sarılacak sonuç 1599 sayılı Yasaya ilişkin teklifin gerekMillet Meclisi gerekse Cumhuriyet Senatosu Genel Kurullarında görüşülmesisırasında Anayasa'nın sözü geçen kuralına aykırı davranıldığının ve budavranışın kanunun şekil yönünden iptalini zorunlu kıldığının saptanmışbulunması olur.
15/4/1975günlü, 1973/19-1975/87 sayılı kararın (1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifintümünün Meclislerde öncelikle görüşülmesinin Anayasanın 155 nci maddesindekibiçim kuralına aykırı olmadığı) nı belirleyen bölümüne yukarıda yazılınedenlerle karşıyım.
3 -1699 sayılı Kanunun 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin öteki biçim kurallarıbakımından Anayasa'ya aykırılığı sorunu:
1699sayılı Yasanın 3 üncü maddesi Anayasa'nın 136 ncı maddesine 6 fıkra, 6 ncimaddesi ise Anayasa'ya geçici 21 nci maddeyi eklemektedir. Sözü geçen 3 üncü ve6 nci maddeler Millet Meclisindeki birinci görüşme sırasında Anayasa'nın 155nci maddesinde öngörülen Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğununoyunu, başka deyimle 300 oyu sağlayamamış, buna rağmen bu maddeler ikincigörüşmede yeniden oylama konusu yapılmıştır. Öte yandan yine sözü geçen 3 üncüve 6 ncı maddelere birer milletvekilinin önerileri üzerine değişik yenikurallar eklenilmiştir. Her iki işlem, aşağıda ayrıntıları ve gerekçeleri ileaçıklanacağı üzere, 1699 sayılı Kanunun 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin biçimyönünden Anayasa'ya aykırı kılmakta ve iptallerini gerektirmektedir. Şöyle ki:
a)1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin görüşülmesi sırasında Anayasanın geçici 3üncü maddesi uyarınca Millet Meclisinde uygulanmakta olan Türkiye Büyük MilletMeclisinin 27 Ekim 1957 tarihinden önce yürürlükteki İçtüzük (yukarıda sözüedilen l Kasım 1956 günlü Dahilî Nizamname) ilke olarak kanun tasan veyatekliflerinin kesin biçimde kabul edilmiş sayılabilmeleri için iki kezgörüşmeyi şart koşmuştur. (Sözü edilen îçtüzük, madde 99). Bu maddede yalnızca"kabul" den söz edilmiş olmasının anlamı açıktır. Demek ki bir kanuntasarı veya teklifinin birinci görüşme sonunda red edilmesi red kararınınkesinliği yönünden yeterli bulunmaktadır. Öte yandan aynı İçtüzüğün ikincigörüşmeye ilişkin 107 nci maddesinde bu görüşme sırasında ancak değişiklikÖnergeleri üzerinde konuşulabileceği yazılıdır. Birinci görüşme sonunda rededilmiş tasan veya teklif maddelerinin ikinci görüşmede değiştirilmesinin, eldedeğiştirilebilecek bir madde bulunmadığı için, söz konusu olamıyacağıortadadır.
Bukarşıoy yazısının ilişkin bulunduğu Anayasa Mahkemesi kararında birinci görüşmesonunda red edilmiş tasarı veya teklif maddelerinin ikinci görüşmedecanlandırılabileceği konusunda içtüzüğün konu ile ilgili 99 uncu, 105 inci, 107nci, 110 uncu maddelerinde bir destek ve dayanak bulunamadığı için Meclistekiiçtüzük uygulamalarına ışık tutmak üzere içtüzüğün basılı metninin sonunaeklenmiş "not" lardan 55 ve 61 sayılıların gerekçe olarakbenimsenmesine gidilmiştir. 61 sayılı notta sözü edilen uygulamaya göre birincigörüşme sırasında bir maddenin tasarıdan çıkarılması önerisi, red edilmiş vemadde benimsenmişken ikinci görüşmede o maddenin tasarıdan çıkarılması yenidenönerilebilmektedir. İkinci görüşmede ancak birinci görüşmede kabul edilmişmaddelerin değiştirilmeleri söz konusu olabileceği için olağan ve yerinde olanbu uygulamanın eldeki konu ile bir ilişkisi yoktur. 55 sayılı not'a gelince;burada, birinci görüşmede çıkarılması kabul edilen bir maddenin yenidengörüşülmesi için ikinci görüşmede değiştirge verilebilmesi yolunda 26/4/1940 günlübir uygulamadan söz edilmektedir. Otuzbeş yıl önce, tek Meclisli birParlamentoda Anayasanın değiştirilmesi sırasında değil, bir olağan yasatasarısının görüşülmesinde bir kez yer almış bir uygulamanın bağlayıcı biriçtüzük kuralı imiş gibi benimsenerek 35 yıl sonra bu Anayasa değişikliği,Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilirken Anayasa Mahkemesince hukukî birdestek ve dayanak olarak ele alınabilmesi düşünülemez. Kaldı ki Meclisinherhangi bir iç tüzük uygulamasını, Meclis çoğunluğunca uygun görülmüş olduğuiçin doğru saymaya olanak yoktur. Meclislerin yasama işlemlerinde yanılmazoldukları ilkesi kabul edilmiş olsaydı yasaların ve Türkiye Büyük MilletMeclisi içtüzüklerinin Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi içinAnayasa'da yollar, yöntemler öngörülmesine yer ve gerek kalmazdı.
Özetlenecekolursa: 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin, teklif içinde tüm bağımsızniteliklerde olan 3 üncü ve 6 ncı maddeleri birinci görüşme sonunda Anayasa'nın155 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Millet Meclisi üye tamsayısınınüçte iki çoğunluğunun oyunu alamamak suretiyle red edilmiş bulunduğu haldebunlara, ikinci görüşmede yeniden ele alınarak, teklifin metni içinde yerverilmesi Anayasa'ya açıkça aykırıdır.
b)Yukarıda belirlenen Anayasa'ya aykırı tutumdan ayrı olarak ikinci görüşmesırasında birer milletvekilinin verdiği değiştirgelerle 3 üncü maddeninAnayasa'nın 136 ncı maddesine eklenmesini öngördüğü 6 fıkradan ilkinin metnine"Devlet Güvenlik Mahkemeleri yönünden sıkıyönetim ve savaş haline ilişkinhükümleri farklı tutan" ve 6 ncı maddenin Anayasa'ya eklenmesini öngördüğügeçici 21 inci madde metnine "sıkıyönetim mahkemelerinin görevli veyetkili mercilere verecekleri işler arasına duruşmanın tatiline karar verilmişdavaları da katan" iki yeni kural eklenerek Anayasa'ya yeni bir aykırılıkdurumu oluşturulmuştur. Çünkü Anayasanın 155 inci maddesinin l inci fıkrasıAnayasanın değiştirilmesinin ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebileceği kuralınıkoymuştur. 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin ikinci görüşmesinde ise,yukarıda belirtildiği üzere, birer üyenin önerisi üzerine Anayasa'da "beşmaddenin kimi fıkralarının değiştirilmesine ve iki geçici maddeeklenmesine" ilişkin teklifin öngörmediği yeni değişikliklere gidilmiş veböylece Anayasa'da yapılacak değişikliklerin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebileceği yolundakibuyurucu kural kökünden zedelenmiştir.
c)1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin, Anayasa'nın155 inci maddesine açık aykırılığı dolayısiyle, iptalleri zorunlu iken sözügeçen maddelerin "Öteki biçim kuralları bakımından Anayasa'ya aykırıolmadığına" karar verilmesi yerinde değildir. 15/4/1975 günlü,1973/19-1975/87 sayılı Anayasa Mahkemesi kararının bu bölümüne de yukarıda(3-a, b) açıklanan nedenlerle karşıyım.
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOYYAZISI
Dörtmaddesi iptal davasının konu edilmiş bulunan l5/4/1975 günlü ve 1699 sayılıKanun, aşağıdaki nedenlerle biçim yönünden Anayasa'ya aykırı bulunduğundan davaedilen maddelerin iptallerine karar verilmesi gerekmektedir.
I -Söz konusu Kanunun yasama meclislerindeki görüşülmesinde "öncelik"usulü uygulanmıştır. Şöyleki:
a -Millet Meclisinde:
Anayasa'nınbeş maddesinin değiştirilmesine ve iki geçici madde eklenmesine ilişkin kanunteklifinin, Millet Meclisinin 7/2/1973 günlü 52. birleşim gündeminin (V. ikidefa görüşülecek işler ....B - Birinci görüşmesi yapılacak işler) bölümünün 1.sırasında yer aldığı görülmektedir. Aynı gündemin III. bölümünde evvelkibirleşimlerde öncelikle görüşülmeleri kararlaştırılan üç kanun teklif vetasarısı ile bir Millet Meclisi İçtüzük teklifi ve IV. bölümünde de İçtüzükgereğince bir defa görüşülecek bir kanun tasarısı bulunmaktadır.
Açıklananbu duruma ve Mîllet Meclisi İçtüzüğünün ( Dahili Nizamname) name) normalgörüşme usullerine göre, dava konusu Anayasa değişikliğine ilişkin kanunteklifinin görüşülmesine, gündemde kendisinden önce yer alan bütün işleringörüşülmeleri tamamlandıktan sonra başlanması gerekmektedir. Ancak içtüzüğeuygun olarak alınacak kararla bu sıranın değiştirilmesi mümkün bulunmaktadır.(Millet Meclisi Dahili Nizamname: Madde 78, 73-74)
Halböyle iken, sözü geçen birleşim açıldıktan ve gündemin 1. bölümündeki oylamaişlemleri tamamlandıktan sonra, gündemin III. bölümündeki işlerin görüşülmesinebaşlanacak yerde, Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından verilen bir önerge oyasunularak Anayasa değişikliğine ilişkin kanun teklifinin öncelikle ve gündemdemevcut sair işlere takdimen görüşülmesi kabul edilmiş ve daha önce gündemegirmiş bulunan öteki işlerin görüşülmeleri geri bırakılarak sözü geçen Anayasadeğişikliği teklifinin görüşülmesine başlanmış ve 7, 8, 9 Şubat 1973 günlü ve52., 53., 54. birleşimlerde birinci görüşmesi tamamlanmıştır.
Oylanansöz konusu önergede öncelik gerekçesi şöyle açıklanmaktadır:
(.......Adı geçen Anayasa değişikliği teklifleri, Devletimizin güvenliğini sağlamak vehür demokratik düzenimizin korunmasını temin etmek maksadıyla gerekli kanunîtedbirlerin alınmasına imkân sağlıyacağından komisyonumuz adı geçen Anayasadeğişikliğini öncelikle ve gündemde mevcut sair işlere takdimen görüşülmesininyüce meclise teklif edilmesine karar vermiştir.
Komisyonkararı muvacehesinde konunun öncelikle ve gündemde mevcut sair işlere takdimengörülmesini arz ve teklif ederim.......... Anayasa Komisyonu Başkanı, imza.)(Millet Meclis Tutanak Dergisi: Dönem:3, toplantı:4,cilt: 33, S:149 ve 52.birleşim sonundaki 794. Sayılı basma yazı)
AnayasaKomisyonunun konuya ilişkin Esas: 2/815, Karar; 7 sayılı raporunda, teklifinöncelikle ve gündemde yer alan öteki işlere takdimen görüşülmesi için herhangibir önerinin yer almadığı görülmekte ve tutanak dergisinde, bu konuda alınmışayrı bir karara da rastlanmamaktadır. Komisyon Başkanının önergesinde, bukonuda komisyon kararından söz edilmiş olmasının neye dayandığı belli değildir.
b -Cumhuriyet Senatosunda:
Sözkonusu kanun teklifinin, Cumhuriyet Senatosunun'27/2/1973 günlü 37. birleşimgündeminin (V iki defa görüşülecek işler ...... B - Birinci görüşmesi yapılacakişler) bölümünün 1. sırasında yer aldığı görülmektedir.
Aynıgündemin, (II. Sorular ve genel görüşme) bölümünde on üç sözlü soru, IV.bölümünde de daha önce ivedilik kararı verilmiş bulunan bir kanun tasarısı ileiçtüzük gereğinin bir defa görüşülecek altı araştırma önergesi bulunmaktadır.
Açıklanalıbu duruma ve C. Senatosu içtüzüğünün normal görüşme usullerine göre, davakonusu Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine, gündemde kendisinden önceyer alan bütün işlerin görüşülmeleri tamamlandıktan sonra başlanmasıgerekmektedir. Ancak İçtüzüğe uygun olarak alınacak kararlarla bu sıranındeğiştirilmesi mümkündür. (C. Senatosu İçtüzüğü, Madde: 4445)
Halböyle iken, sözü geçen birleşim açıldıktan ve gündemin I. Bölümündeki Başkanlıksunuşlarına ilişkin işlemler tamamlandıktan sonra, gündemin U. bölümündekiişlerin görüşülmesine sıra geldiğinde, Başkanlıkça, Anayasa değişikliğineilişkin kanun teklifinin gündemdeki diğer işlere takdimen önceliklegörüşülmesini isteyen Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanının önergesiokutularak oya sunulmuş ve kabulü üzerine de, gündeme göre daha öncegörüşülmesi gereken öteki işler geri bırakılarak söz konusu teklifingörüşülmesine başlanmış, 27, 28 Şubat ve l, 6 Mart 1973 günlerinde 37., 38.,39., 40. birleşimlerinde birinci görüşülmesi tamamlanmıştır.
Anayasave Adalet Komisyonunun teklife ilişkin 19/2/1973 günlü ve Esas: 2/46, Karar: 40sayılı raporunda, "öncelik" usulü önerilmemiştir. Komisyonca bukonuda alınmış başkaca bir karara da tutanaklarda tesadüf edilmemiştir.Komisyon Başkanının bu konudaki önergesinde ise: (gündemde bulunan Anayasa'nınbeş maddesinin değiştirilmesi ve iki geçici madde eklenmesine dair kanunteklifinin meselenin önemi ve Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu düzelticitedbirler getirmek bakımından gündemdeki diğer işlere takdimen önceliklegörüşülmesini arz ve teklif ederim.) Denilmekte ve öncelik konusunda birkomisyon kararının varlığından söz edilmemektedir. (Cumhuriyet Senatosu TutanakDergisi: Toplantı: 12, cilt: 10, S: 22 ve 37. Birleşim sonundaki 225 S. sayılıbasma yazı)
II -Yukarıda açıklanan işlemlerin Anayasa ve İçtüzükler kuralları açısındandeğerlendirilmesi:
a -Anayasa'nın 155. maddesinde: (...... Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındakiteklifler ivedilikle görüşülemez.
Anayasa'nındeğiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü birinci fıkradakikayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümleretabidir.) kuralı yer almaktadır.
Bunagöre Anayasa değişikliğine ilişkin kanun tekliflerinin Meclislerde ivediliklegörüşülmesi mümkün değildir. Burada geçen (ivedilik) deyimi ile, içtüzüklerdesadece (ivedilik) sözcüğü ile adlandırılmış olan görüşme usulü hedef tutulmuşolmayıp, normal usullerin dışında, çabuklaştırmayı sağlamaya yönelik görüşmeusullerinden hiç birisine başvurulamayacağının öngörülmüş bulunduğunun kabuledilmesi zorunludur. Çünkü bu hükümle, Anayasa Koyucunun Anayasadeğişikliklerinin aceleye getirilmemesini sağlamayı düşündüğü meydandadır. Bubakımdan sözü geçen hükmün, bir içtüzük deyimine bağlanarak, çabuklaştırmayısağlayıcı usullerden yalnız bir tanesini kapsadığını ileri sürmek, hükmün amacınaaykırı düşer.
Meclisleriçtüzüklerinde ise çabuklaştırmayı sağlamaya yönelik usullerden birisi de(öncelikle) görüşme (eski deyimle takdimen müzakere) dir.
Nitekimsöz konusu kanunun Millet Meclisinde görüşüldüğü sırada yürürlükte bulunan(Dahilî Nizamname) nin 78. maddesinde, kanun tasarı ve tekliflerinin normalgörüşme sıralan belirlenmiş, 74-75. maddelerinde, sırayı bozmak suretiyle(takdimen) ve (hemen), yeni içtüzükteki deyimiyle (öncelikle), yapılacakgörüşme usulleri düzenlenmiştir. Esasen Millet Meclisinin 1/9/1973 günündeyürürlüğe giren yeni içtüzüğünde ivedilikle görüşme usulü, yani kanunların tekgörüşme ile sonuçlandırılması usulü, normal usul haline getirilerek bu deyimuygulamadan kaldırılmıştır.
Bunungibi Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 44. maddesi kanun tasarı ve tekliflerininnormal görüşme sıralarını belirlemekte ve 45. maddesi de bu sıranın bozularak(öncelikle) görüşmeyi düzenlemektedir.
Görüldüğügibi öncelikle görüşme usulleri de çabuklaştırıcı nitelikte olduklarından,Anayasa değişikliklerine ilişkin kanun tekliflerinin Meclislerde görüşülmesindebu usullere başvurulması Anayasa'nın 155. maddesine aykırı bulunmaktadır.
Bukonuya ilişkin düşüncelerim, 13/4/1971 günlü ve 1970/41-1971/37 sayılı AnayasaMahkemesi Kararına ilişkin karşıoy yazımda daha ayrıntılı biçimde açıklanmıştır(Resmî Gazete: 17/3/1972, Sayı: 14131, S: 7-3.1
b -Millet Meclisi İçtüzüğünün (Dahilî Nizamname) 74. maddesi, öncelikle görüşmeönerilerinin gerekçesinin belirtilmesini, yani çabuklaştırmayı zorunlu kılan nedenlerinaçıklıkla ortaya konulmasını öngörmektedir.
HalbukiMillet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından verilen ve metni 3'ukarıdayazılı bulunan önergede öncelikle görüşme için gösterilen nedenler, teklifin,çabukça sonuçlandırılmasını değil, aksine getirdiği değişikliklerin önemibakımından Meclisin konuya genişliğine ve derinliğine eğilmesine olanakverilmesi için olağan usuller içinde görüşülmesini zorunlu kılmaktadır. Buaçıdan geçerli bir neden yokken Millet Meclisinde öncelikle görüşme usulününuygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.
CumhuriyetSenatosu İçtüzüğünün 45. maddesi de öncelik önerilerinin gerekçeli olmasını,yani çabukluğu zorunlu kılan nedenin bu konudaki öneride açıkça belirtilmişbulunmasını şart koşmaktadır.
Bunakarşılık Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanının metniyukarıya aynen alınmış bulunan önergesinde, öncelik usulünün uygulanması içinöne sürülen nedenler aynen Millet Meclisinde olduğu gibi, geçerli nitelikteolmayıp aksine normal görüşme usulünün uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Yukarıdakiaçıklamadan, söz konusu Anayasa değişikliği teklifinin Millet Meclisinde veCumhuriyet Senatosunda "Öncelikle" görüşülmüş olmasının, her ikimeclisin içtüzükleri hükümlerine de aykırı bulunduğu anlaşılmakta ve bu nedenleAnayasa'nın 85. maddesine aykırı işlem yapıldığı sonucuna varılmaktadır.
17/10/1972,26/3/1974 günlü ve 1972/16-49, 1973/32-1974/11 sayılı Anayasa Mahkemesikararlarına ilişkin karşıoy yazılarımda konuya ilişkin daha ayrıntılı açıklamalaryapılmıştır. (Resmî Gazete; 1/3/1973, 21/6/1974; Sayı: 14463, S: 252-253 14922.S: 8-9)
c -Millet Meclisi içtüzüğünün (Dahili Nizamname) 74. ve Cumhuriyet Senatosuiçtüzüğünün 45. maddelerine göre (öncelik) önerilerinin sadece hükümet veyakomisyonlar tarafından yazılı ve gerekçeli olarak yapılabileceği kabuledilmekte, Komisyon Başkanlarına bu konuda bir yetki tanınmamış bulunmaktadır.Komisyonlar ise görevlerini, ancak usulüne uygun biçimde alacakları kararlarlayerine getirebilirler, yetkilerini de aynı suretle kullanabilirler .
Yukarıdakiaçıklamalardan da görüldüğü gibi, ne Millet Meclisi Anayasa Komisyonunun, ne deCumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunun bu konuda yazılı vegerekçeli bir önerisi bulunmadığı halde, sözü geçen Komisyonların Başkanlarınınöncelik önergelerinin oya sunulması ve kabulü üzerine de görüşmelerin (öncelik)usulü uygulanmak suretiyle yürütülmesi ve sonuçlandırılması, İçtüzükhükümlerine ve bu nedenle de Anayasa'nın 85. maddesine aykırı bulunmaktadır.
Açıklanannedenlerle biçim yönünden Anayasa'ya aykırı bulunan 15/3/1973 günlü ve 1699sayılı Kanunun dava edilen maddelerinin iptali gerektiğinden kararın bukonulara ilişkin bölümlerine katılmıyorum.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOYYAZISI
a)Devlet Güvenlik Mahkemeleri hâkimlerini atayacak organ, aday gösterme işlemini,yalnızca bu işlemin oluşması bakımından değil, aday gösterilen hâkimin de bugöreve atanmasında, yasalar yönünden, sakınca bulunup bulunmadığını dahi,denetleme durumundadır.
b)Anayasa 138. maddesinin beşinci fıkrasının askeri mahkemelerde üyelerinçoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şartının, "savaşhalinde" aranmıyacağını öneren hüküm, aslında, Anayasa'ya saygıyıpekiştirir. Zira;
Buhüküm kalkınca, savaş şartlarının zorlaması ile; Anayasa hükümlerinin bir yanabırakılması, savunulması kolay bir tutum olacaktır.
SONUÇ:Yukarıda (a) bendindeki açıklama sayın çoğunluk kararına "ek gerekçe"ve (b) bendindeki açıklama yine kararın ilgili bölümünde belirtilmiş"karşıoy" nedenidir.
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
SayınNihat O. Akçakayalıoğlu'nun görüşlerine katılıyorum.
Üye
Halit Zarbun
KARŞIOYYAZISI
YasamaMeclislerinin altıda bir oranındaki üyeleri tarafından açılacak iptaldavalarında dava dilekçesinin düzenlenme koşullan 22/4/1962 günlü ve 44 sayılıYasada gösterilmemiş ise de, bu dilekçelerin genel usul kuralları içindedüzenlenmesi ve duraksamaya yer bırakmayacak bir nitelik taşıması AnayasaMahkemesinin yargısal denetiminin olağan bir sonucu olmak gerekir. Oysa davadilekçesinin metin kısmı ile imza çizelgesi arasında bağlantı yoktur. Şöyle kimetin kısmı teselsül eden sayfa numarası aldığı halde, çizelge kısmında busayfalara numara konulmamıştır. Dava dilekçesi bir bütün olduğuna göre, işinmuhtelif kıyım veya bölümler halinde ele alınmasına olanak yoktur.
Bundanbaşka dava dilekçesini imzalayanların ad ve soyadlarından başka seçimçevrelerini, bir seçim çevresi yoksa Cumhurbaşkanınca seçilmiş veya tabii üyeolduklarını belirten açıklamalara kesinlikle dilekçede yer verilmesi işinbünyesinden doğan bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Oysa davadilekçesinde ad ve soyadından başka bir açıklama yer almamıştır. Ve nihayetçizelgenin ikinci yaprağında "yukarıdaki imzaların kendilerine ait olduğutasdik olunur" meşruhatiyle Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterliğimührünün ve kime ait olduğu belli olmayan bir imzanın konulması keyfiyeti, davadilekçesindeki noksanlıkları ortadan kaldıran ve dilekçeyi geçerli hale sokanbir nitelik taşımaz.
Açıkolan bu noksanlıklar karşısında, belirtilen bu halleri eksiklik saymayan çoklukgörüşüne karşıyım.
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu