ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1973/32
Karar Sayısı:1974/11
Karar günü:26/3/1974
Resmi Gazete tarih/sayı:21.6.1974/14922
İptaldavasını açan: Cumhuriyet Halk Partisi İptal davasının konusu :
24/6/1973günlü, 14574 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/6/1973 günlü, 1739 sayılıMillî Eğitim Temel Kanununun 38. maddesinin Anayasa'nın 50. ve 12. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmüş; Anayasa'nın değişik 147., değişik 149. ve 150.maddelerine dayanılarak iptal edilmesi istenilmiştir.
II-YASA METİNLERİ:
1.Dava konusu Kanun kuralı :
14/6/1973günlü, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Anayasaya aykırılığı ilerisürülen ve iptal edilmesi istenen 38. maddesi -24/6/1973 günlü, 14574 sayılıResmî Gazete'de çıkan metne göre - şöyledir:
"Madde38- Yüksek Öğretim paralıdır. Başarılı olan fakat maddî imkânları elverişliolmayan öğrencilerin kayıt ücreti, imtihan harcı gibi her türlü öğrenimgiderleri, burs, kredi, yatılılık ve benzeri yollarla sağlanır.
Öğrenimharç ve ücretlerinin tutarları ve bunların ödenme tarzIarı ile burs ve kredilerintutarları ve bunların veriliş esasları, Maliye Bakanlığı ile birliktehazırlanacak yönetmelikle tespit edilir.
Bazıalanlar için mecburî hizmet karşılığı öğrenci yetiştirilmesi hakkındakihükümler saklıdır."
2-Davacının dayandığı Anayasa kuralları :
Davacının1739 sayılı Kanunun 38. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki iddiasınıdesteklemek üzere ileriye sürdüğü Anayasa'nın 12. ve 50. maddeleri ve yineAnayasa'nın konuyu ilgilendiren 53. ve değişik 61. maddeleri aşağıda yazılıolduğu gibidir.
"Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
Madde50- Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletin başta gelenödevlerindendir.
İlköğrenim,kız ve erkek bütün vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarındaparasızdır.
Devlet,maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerinekadar çıkmalarını sağlama amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımlarıyapar.
Devlet,durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacaktedbirleri alır.
Devlet,tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar."
"Madde53- Devlet, bu bölümde belirtilen iktisadî ve sosyal amaçlara ulaşma ödevleriniancak iktisadi gelişme ile malî kaynaklarının yeterliği ölçüsünde yerinegetirir."
"Değişikmadde 61- Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere malî gücüne göre, vergiödemekle yükümlüdür.
Vergi,resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler ancak kanunla konulur.
Kanununbelli ettiği yukarı ve aşağı hadler, içinde kalmak, ölçü ve esaslara uygunolmak şartiyle, vergi, resim ve harçların muafiyet ve istisnalariyle nispet vehadlerine ilişkin hükümlerde değişiklik yapmaya, Bakanlar Kurulu yetkilikılınabilir."
III.İLK İNCELEME :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 22/10/1973 gününde Muhittin Taylan,Avni Givda, Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar,Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Kani Vrana, Lûtfi Ömerbaş, ŞevketMüftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ileyapılan ilk inceleme toplantısında aşağıda açıklanan konular üzerinde durulmuşve yine aşağıda açıklanan sonuçlara varılmıştır.
1- 38.maddesi Anayasa'ya aykırılık iddiası ile dava konusu edilen 14/6/1973 günlü,1739 sayılı Kanun 24/6/1973 günlü, 14574 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.Dava dilekçesi Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 19/9/1973 gününde kalemehavale edilerek 2189 sıra ve 1973/32 esas sayısını almış bulunmaktadır.22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasına göre dava ogünde açılmış sayılacağı için yasal süresi içindedir.
2-Cumhuriyet Halk Partisi dava açma gününde ve daha sonra Türkiye Büyük MilletMeclisinde grubu bulunan bir siyasî partidir. Onun için de Anayasa'nın değişik149. maddesi uyarınca kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüklerinin yahut bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasa'yaaykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davasıaçmaya hakkı vardır.
3-Dava dilekçesine bağlı Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisinin 25/7/1973 günlütoplantısının ikinci oturumunda alınan kararın Parti Genel Sekreterliğinceonaylanmış örneğinden toplantıya katılan 35 üyenin oyları ile Temel Eğitimeilişkin Kanun için Anayasa Mahkemesine iptal istenerek başvurulmasına kararverildiği anlaşılmış ve davanın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı BülentEcevit'çe açıldığı görülmüştür.
CumhuriyetHalk Partisi Tüzüğünün 24. ve 25. maddelerine göre Parti Meclisinin Partinin enyüksek merkez organı sayılması gerekir; üye tamsayısı 43 tür.
Şuduruma göre 44 sayılı Kanunun 25. maddesinin l sayılı bendinde yer alan"iptal davasının siyasî partinin tüzüğüne göre en yüksek merkez organınınen az üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alacağı karar üzerine genel başkanveya vekilince açılacağı" yolundaki kurala uyulduğu anlaşılmaktadır.
4-Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisinin dava açılması kararı örneğinde kararakatılanların imzalarının bulunmaması, burada gerçekten önemli olan kararakatılanların adları değil sayısı olduğu ve bu savı da kararda belirtildiğiiçin, 44 sayılı Kanunun 26. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca giderilmesigerekli bir eksiklik niteliğinde sayılmamıştır. Kemal Berkem, Şahap Arıç,Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu PartiMeclisinin yetki verme kararının imzaları ile birlikte tam örneğiningetirtilmesi gerektiğini ileri sürerek bu görüşe katılmamışlardır.
Davadilekçesine davayı açan Parti Genel Başkam Bülent Ecevit'in bu göreve seçilmebelgesinin eklenmemiş bulunması. Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye BüyükMillet Meclisinde grubu bulunduğu nasıl biliniyorsa Genel Başkanın kim olduğuda öylecek bilindiği için, eksiklik niteliğinde görülmemiştir. Genel Başkanlığaseçilme belgesinin getirtilmesi gerektiğini ileri süren Ahmet H. Boyacıoğlu bugörüşe katılmamıştır.
5-Böylece;
Dosyanıneksiği bulunmadığı anlaşıldığından Anayasa'nın değişik 147., değişik 149., 150.ve 44 sayılı Kanunun 21., 22., 25., 26. maddelerine uygun görülen işin esasınınincelenmeline Kemal Berkem, Şahap Arıç, Şevket Müftügil, Nihat O.Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun Parti Meclisinin yetki vermekararının imzalan ile birlikte tam örneğinin ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun ayrıcaGenel Başkanlığa seçilme belgesinin de getirtilmesi gerektiği yolundaki karşıoyları ve oyçokluğu ile 22/10/1973 gününde karar verilmiştir.
IV.ESASIN İNCELENMESİ :
Davanınesasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, 38. maddesinin Anayasa'ya aykırılığıileri sürülen 1739 sayılı Kanunun, dayanılan ve konuyu ilgilendiren Anayasailkeleri, bunlara ilişkin gerekçeler ve başka yasama belgeleri, dava ileilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A)Dava konusu kuralı kapsayan Kanunun biçim yönünden Anayasa'ya aykırı olupolmadığı sorunu :
Davacı1739 sayılı Kanunun 38, maddesinin Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüş; ancakaykırılığın esas yönünden olduğunu belirleyen bir gerekçeye dayanarak iptaledilmesini istemiştir.
44sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi,kanunların ve Yasama Meclislerinin içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığıkonusunda ilgililerce ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir.Mahkeme, istemle bağlı kalmak koşulu altında, başka gerekçe ile de Anayasa'yaaykırılık kararı verebilir. Bu kural, Anayasa'ya aykırılık iddiasının yalnızesas yönünden ileri sürülmüş bulunması halinde Anayasa Mahkemesinin biçimyönünden de Anayasa'ya aykırılık bulunup bulunmadığını araştırma ve böyle biraykırılık saptanırsa bu gerekçe ile iptale gitme yetkisini de içerir.
AnayasaMahkemesi bu işte, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasındakiyetkiye dayanarak önce dava konusu 38. maddeyi kapsayan 1739 sayılı Kanununbiçim yönünden Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu üzerinde durmuştur, ilkolarak bu konu aşağıda tartışılacaktır.
1739sayılı Kanuna ilişkin tasan üzerindeki yasama çalışmalarında ilk bakışta aksakgibi görünen üç yön göze çarpmaktadır. Bunlar; Millet Meclisindeki görüşmelerdePlan Komisyonu raporunun esas alınması, öncelik ve ivedilik kararlan, bir deMillet Meclisi Genel Kurulunda bir değişiklik önergesinin işleme konulmamışbulunmasıdır.
l.Görüşmelere esas alınan komisyon raporu sorunu :
1739sayılı Kanuna ilişkin tasan Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülürken PlanKomisyonu raporu esas alınmış ve tasarıyı bu komisyon sözcüsü savunmuştur.
Anayasa'nın85. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler çalışmalarınıkendi yaptıkları içtüzüklerin hükümleri uyarınca yürütürler. Yine Anayasa'nıngeçici 3. maddesi gereğince Millet Meclisinin toplantı ve çalışmalarında, kendiiçtüzüğü yapılıncaya değin uygulanması gerekli olan ve Millet Meclisiiçtüzüğünün yürürlüğe girdiği 1/9/1973 gününe dek ve bu arada 1739 sayılıKanuna ilişkin tasarı ile ilgili toplantı ve çalışmalar sırasında da uygulamaalanında kalan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Ekim 1957 gününden önceyürürlükteki İçtüzüğünün (l Kasını 1956 günlü Dahilî Nizamname) 35. maddesinegöre kanun tasan ve tekliflerini Genel Kurulda bunların başlıca ilişkinbulunduğu komisyon savunur. 44. maddede de raporu görüşülen komisyonun üyelerininveyahut komisyon adına savunmaya yetkili "mazbata muharriri" veya birüyenin komisyonlara ayrılmış masanın başında bulunacağı yazılıdır.
Öteyandan (uzun vadeli planın yürürlüğe konulması ve bütünlüğünün korunması)hakkındaki 16/10/1962 günlü, 77 sayılı Kanunun 3. maddesinin 3 sayılı bendiuyarınca Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Plân Komisyonları ötekikomisyonların rapor ve metinlerinde yürürlükteki uzun vadeli plana aykırıyönler bularak bunları belirtmiş ve metni uzun vadeli plana uygun biçimesokmuşsa Genel Kuruldaki görüşmelerde esas, Plan Komisyonunun raporudur.
1739sayılı Kanuna ilişkin Hükümet tasarısı önce Millet Meclisi Millî EğitimKomisyonunda görüşülmüştür. Komisyon tasarının kimi maddelerinde ve bu arada38. maddede (tasarı-madde 37) değişiklikler yapmış; Millet Meclisi Başkanlığıbu komisyonun da isteği üzerine tasarıyı Plan Komisyonuna havale etmiştir.Millî Eğitim Komisyonunun Millî Eğitim Temel Kanunu tasarısının 38.maddesindeki belli başlı değiştirmesi bir öğrenci fonu kurularak öğrencilerdenalınacak ücretlerin bu fona yatırılmasını öngören fondaki paraların nerelerenasıl harcanacağını belirleyen ve her yıl sonunda fondan artan patalarıngelecek yılın fonuna eklenmesini kurala bağlayan bir düzenlemeye yer vermişolmasıdır.
PlanKomisyonu, Millî Eğitim Komisyonu metninde değiştirmeler yapmış ve bu arada 38.maddeden öğrenci fonuna ilişkin düzenlemeyi çıkarmıştır. Ancak raporundadeğiştirmenin metnin yürürlükteki uzun vadeli plana aykırı yönlerini gidermeküzere yapıldığı yolunda herhangi bir açıklama yoktur. Bununla birlikte PlanKomisyonu 77 sayılı Kanuna göre, ancak bir tasarı metnini uzun vadeli planauygun biçime sokmak için değiştirebileceğinden, değiştirmenin niteliği degözönünde bulunduruldukta değişikliğe böyle bir erekle gidildiğinden kuşkuedilemez. Raporda bu durumun .belirtilmemiş olmasının tasarının Millet MeclisiGenel Kurulunda görüşülmesinde Plan Komisyonu raporunun esas alınmasınıengelleyecek nitelikte bir eksiklik sayılması olanaksızdır.
Görülüyorki 1739 sayılı Kanuna ilişkin tasarı Millet Meclisi Genel Kurulundagörüşülürken Millî Eğitim Komisyonu raporunun değil Plan Komisyonu raporununesas alınmasında ve savunmanın Plan Komisyonu sözcüsünce yapılmasında içtüzüğeve dolayısiyle Anayasa'ya yönelmiş bir çelişki ve tutarsızlık bulunduğudüşünülemez.
2-Öncelik ve İvedilik Kararları:
1739sayılı Kanuna ilişkin tasarı Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu GenelKurullarında öncelik ve ivedilikle görüşülmüştür.
Gereko sıralarda Millet Meclisi toplantı ve çalışmalarında kuralları uygulanmaktaolan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahilî Nizamnamesinde (madde 99, 78) gerekseCumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde (madde 69, 44) kanun tasarı ve tekliflerininiki kez görüşülmesi kural olarak kabul edilmiş; gündemlerin düzenlenmesindeizlenecek sıra saptanmış; hangi tasarıların tek görüşmeye bağlı tutulacağı, ikigörüşmeye bağlı tasarı ve tekliflerin bir kez görüşülmesi ile nasılyetinilebileceği ve gündemdeki sıraların bozulması usulü istisna hükümlerihalinde ayrıca gösterilmiştir.
Birkanun tasarı veya teklifinin bir kez görüşülmesi ile yetinilmesi için o tasarıveya teklif Yasama Meclisine sunulurken veya birinci görüşmesinden önceHükümetin, teklif sahibinin yahut ilgili komisyonun ivedilik kararı verilmesiniistemesi, ortada Yasama Meclisinin kabul edeceği esaslı bir nedenin bulunması,isteminin yazılı ve gerekçeli olması gereklidir. (Dahilî Nizamname : madde 70,71, 72 - Cumhuriyet Senatosu içtüzüğü : madde 46, 47, 48).
Gündemsırasının bozulabilmesi, başka deyimle bir kanun tasarı veya teklifiningündemdeki öteki işlerden önce görüşülebilmesi için de Hükümetin veyaKomisyonun öncelikle görüşme kararı istemesi, istemin yazılı ve gerekçeliolması, Meclisin de o yolda karar vermesi koşulları vardır. (Dahilî Nizamname :madde 74- Cumhuriyet Senatosu içtüzüğü : madde 45)
1739sayılı Kanuna ilişkin tasarı için Millet Meclisinde Millî Eğitim ve PlanKomisyonlarının raporlarında ve Millî Eğitim Bakanının önergesinde; CumhuriyetSenatosunda ise Geçici Komisyon raporunda öncelik ve ivedilik kararı istendiğianlaşılmaktadır. Millî Eğitim Komisyonu raporunda ve Millî Eğitim Bakanınınönergesinde gerekçe gösterilmiş değildir. Gerekçe, Plan Komisyonu raporunda"Hükümet programında yer alan ve bir an evvel kanunlaşması ile eğitimsorunlarımızdaki aksaklık ve boşlukları giderecek olan bu tasarı......",Cumhuriyet Senatosu Geçici Komisyonu raporunda "tasarının ivedi olarakgerçekleştirilmesi icabeden reform tasarıları meyanındaki önemli yeri......." sözleriyle açıklanmıştır. Millî Eğitim Temel Kanunu tasarısınınzorunluluk vardır. Anayasa'ya uygunluk denetimi Anayasaca Anayasa'nın biçimkurallarına inhisar ettirilen veya kanunun yapısı yönünden öz üzerinde denetimolanağı bulunmayan işlerde Anayasa Mahkemesinin İçtüzük kurallarını katı birbiçimde ele alarak değerlendirmeyi buna göre yapması doğal sayılmak gerekir. Özyönünden de denetim yetkisinin veya olanağının bulunduğu konularda mahkemeninişi aynı katılıkta ele alarak bir değerlendirmeye gitmesi savunulamaz ve böylebir görüş haklı da gösterilemez. Şu duruma göre 1739 sayılı Kanuna ilişkintasarının öncelik ve ivedilikle görüşülmesi üzerinde bir karara varılırken,işin esas yönünden de Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesi olanağıbulunduğu için, ortada dava konusu kuralın biçim yönünden iptalini gerektirecekölçü ve nitelikte bir aksaklık bulunup bulunmadığı geniş ve esnek olarak elealınmalı ve araştırılmalıdır.
Böyleyapıldıkta öncelik ve ivedilik kararlarının alınması konusundaki yukarıdan beritartışılan aksaklığın incelenen kuralın biçim yönünden iptalini gerektirir birnitelik ve ağırlık taşımadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Öte yandan MilletMeclisinin 1/9/1973 günü yürürlüğe giren İçtüzüğünde kanun tasarı vetekliflerinin iki kez görüşülmesi ilkesinin bırakılmış ve tek görüşme yolununtutulmuş, bunun sonucu olarak da bir "ivedilik kararı verme"konusunun artık kalmamış bulunduğuna burada işaret edilmesi yerinde olacaktır.
3.Bir değişiklik önergesinin işleme konulmamış olması sorunu:
1739sayılı Kanuna ilişkin tasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesinebaşlanırken değiştirge önergeleri verilen maddelerin üzerinde görüşme açılması,öteki maddelerin yalnızca okunup oylanması, tümü üzerindeki görüşmelerbitinceye değin üyelerin değiştirge önergeleri vermeleri yöntemi kabuledilmiştir. 38. madde üzerinde, değiştirge önergeleri bulunduğundan, görüşmeaçılmış; görüşmelerin yeterliği karara bağlanınca da önergeler okutulmuştur.Ancak Başkan, İstanbul Milletvekili Reşit Ülker'ce verilen "38. maddenintasarıdan çıkarılması" yolundaki önergeyi, Genel Kurul kararı karşısındaişleme koymayacağını bildirmiş ve öyle de yapmıştır.
İçtüzüğün118., 119. maddeleri, bir tasarının maddeleri üzerinde görüşme bitinceye değindeğiştirge önergesi verilmesine elverişlidir. Ülker'in önergesi de 38. maddeüzerindeki görüşmeler sırasında verildiği için Başkanın bunu işleme koymamasıİçtüzük kurallarına aykırı düşmektedir. Ancak 38. maddenin tasarıdançıkarılması konusunda başka milletvekillerince verilmiş önergeler Genel Kuruldaoylanıp reddedildiği ve böylece Genel Kurulun bu konudaki iradesi oluşupaçıklandığı için önergenin işleme konulmaması sonucu etkilememiştir. Şu nedenledava konusu 38. madde için bu yönden bir biçim eksikliği söz konusu değildir.
4-Özetleme:
Yukarıdanberi ayrıntılariyle açıklandığı üzere 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunununve dolayısiyle de dava konusu 38. maddenin biçim yönünden Anayasa'ya aykırılığıyoktur.
MuhittinTaylan, Avni Givda, Muhittin Gürün ve Nihat O. Akçakayalıoğlu öncelik veivedilik kararlarında İçtüzük kurallarına uyulmamış olmasının biçim yönündenaykırılığı oluşturduğunu ileri sürerek bu görüşe katılmamışlardır.
B)Dava konusu kuralın esas yönünden Anayasa'ya aykırılığı sorunu :
1739sayılı Kanunun dava konusu 38. maddesi, inceleme ve sonuca Varmada kolaylıkbakımından, dörde bölünerek ele alınacak ve tartışılacaktır. Bunlar maddeninbirinci fıkrasının başındaki "Yüksek öğretim paralıdır" ilkesi;birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki başarılı ancak maddî olanaklarıelverişsiz öğrencilere yardım konusunu düzenleyen kural; öğrenim harç veücretlerine, burs ve kredilere ilişkin ikinci fıkrası; mecburi hizmet karşılığıöğrenci yetiştirilmesine ilişkin hükümleri saklı tutan üçüncü ve sonfıkrasıdır.
I-38. maddedeki "Yüksek öğretim paralıdır" ilkesi :
1739sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 38. maddesinin en başında "YüksekÖğretim paralıdır" ilkesi yer almaktadır. Bu ilkenin Anayasaya aykırı olupolmadığı konusunun incelenip tartışılmasına girişilirken önce bir yönünbelirtilmesinde yarar olacaktır. Anayasa'da genel nitelikte kurallar bir debelirli konulan düzenleyen özel hükümler vardır. Bir konu, kendine özgükurallarla düzenlenmemişse eldeki sorunun çözümü için genel kurallara gidilir;özel düzenleme varsa ve bu düzenleme açık ve seçikse artık genel kurallarabaşvurulması veya bu kurallardan destek aranması düşünülemez. SözgelimiAnayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrasında "Devlet, kişinin temel hak vehürriyetlerini fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriylebağdaşamıyacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engellerikaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlar" diye yazılıdır. Bu, temel hakların Devletçe korunmasına ilişkinbir genel kuraldır. Anayasa'da öğrenim konusunda Devletin yüküm ve ödevlerinidüzenleyen özel bir hüküm bulunmasaydı 21. maddede bir temel hak olarak beliren"bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme" alanında Devletinyükümlendirilmesi için sözü geçen 10. maddenin işlemesi ve işletilmesi gerekecekti.Oysa Anayasa öğrenimin sağlanması konusunda Devlete düşenleri bir özeldüzenleme ile belli etmiştir ki bunun da yeri 50. maddedir. Şu duruma göre"Yüksek öğretim paralıdır" ilkesinin Anayasa'ya uygunluk denetimiyapılırken başlıca ölçek olarak bu madde kurallarına dayanılması zorunluluğukendini göstermektedir.
Yükseköğretimin parasız olacağı yolunda bir kural ne 50. maddede ne de Anayasa'nınbaşka bir maddesinde yer almış değildir. Buna karşılık 50. maddenin ikincifıkrası ilk öğrenimin Devlet okullarında parasız olacağını kurala bağlamıştır.Bu, bir bakıma çok önemli bir belirlemedir. Çünkü Anayasa Koyucunun, yükseköğretimin mutlaka parasız olmasını öngörseydi, bu yönergesini de öylece veaçıkça ortaya koyacağını anlatmaktadır. Demek ki yüksek öğretim paralı da,parasız da olabilecektir ve paralı da parasız da olması Anayasa'ya aykırıdüşmeyecektir.
Öteyandan 50. maddenin birinci fıkrası halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarınısağlamayı Devletin başta gelen ödevleri arasına sokmuştur. Başka bir deyimlehalkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama belli başlı kamu hizmetlerindenbiri olmaktadır. Hizmetin bu niteliği karşısında Devletin vergiler dışında,hizmetten doğrudan doğruya yararlananlardan ayrıca harç, ücret, gider vebenzeri adlar altında herhangi bir karşılık isteyip isteyemeyeceği sorunukendiliğinden ortaya çıkacaktır. Davacı da bu sorun üzerinde durmakta ve birkamu hizmeti için vergi dışında herhangi bir para istenemeyeceği görüşünü ilerisürmektedir. Şu duruma göre konunun Anayasa'nın vergi ödenmesine ilişkindeğişik 61. maddesi yönünden de ele alınmasında zorunluluk vardır.
61.madde vergi ödevi ile kişinin ilişkisini düzenlemektedir. Maddenin getirdiğiilke herkesi, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlü kılmış, ancak yükümlükamu giderlerinin karşılanması koşuluna bağlamıştır. Bu, kamu giderlerigerektirmedikçe kişiden vergi alınmaması ve vergi adı altında toplananparaların kamu giderleri dışında harcanamaması demektir. Görülüyor ki vergiödevinde kişinin belirli bir hizmetten doğrudan doğruya yararlanma karşılığıolarak bir ödemede bulunması değil, bütün kamu hizmetleri giderlerine karşıanonim bir katılma payını üstüne alması söz konusudur. Burada belirli birkimsenin belirli kimi hizmetlerden hiç yararlanmadığı halde gene de tüm kamugiderlerinin karşılanmasında kendi payını katması durumu vardır.
Vergiödevinin ve bu ödevle kişi arasındaki ilişkinin niteliği böylece belirlendiktensonra şimdi de Devletçe yürütülen bir kamu hizmetinin özelliği gerektiriyorsa,bu hizmetten doğrudan doğruya yararlananlardan ayrıca bir karşılık istenmesinehukukça engel bulunup bulunmadığı üzerinde durulmak gerekecektir.
Kamuhizmetleri giderlerini önceden kuruşlandırarak tutarını yurttaşlar arasındabölüştürmeye vergi tekniği elverişli değildir. Devlet gelir kaynaklarıaraştırır. Bulunca vergi tekniğinin olanakları oranında o kaynağa yönelir vevergilendirilmesine gider. Onun içindir ki verginin her kamu hizmetinin tümgiderlerini karşılayacağı ve başka akçalı desteklere yer ve gerek kalmıyacağıdüşünülemez. Şu durum, 61. maddedeki anlatım ve "vergi" kavramıyurttaşın vergi vermesinin belirli bir kamu hizmetinden doğrudan doğruyayararlanmasına karşılık ayrıca bir ücret ödemesine engellik edemeyeceğigerçeğini ortaya koyar. Kaldı ki öğrenim çağındaki kimselerin Devlete, vasıtalıvergiler dışında, doğrudan doğruya bir vergi ödemeleri de, pek dar istisnalarbir yana, söz konusu değildir. Yurttaşlar arasında belirli bir kamu hizmetinekarşılık vergi ödeyenlerden ücret alınmaması, ödemiyenlerden alınması gibi ikive değişik bir uygulamaya da yol açacak böyle bir görüşün benimsenmesine işinbu yönü de olanak vermez.
BuradaDevletin yapmakla yükümlü bulunduğu bir kamu hizmeti için o hizmetten doğrudandoğruya yararlananlardan bir ücret isteyip işleyemeyeceği sorusunu da karşılamakgerekir. Ancak böyle bir soruyu genel, kapsamlı, değişmez bir cevaba bağlamakolanak dışıdır. Çünkü kimi kamu hizmetleri vardır ki onlar dolayısiyle bir paraalınması düşünülemez bile. Sözgelimi karakola işi düşen bir kişiden kollukhizmeti karşılığı bir para istenmesi hiç bir zaman söz konusu olamaz. Bunakarşılık adalet hizmeti ele alınınca görülecek olan şudur: Hizmetin sırf varoluşu nedeniyle tüm yurttaşlar onun manevî varlığından yararlanmakta ve vergiyolu ile bu hizmetin giderlerine katılmaktadırlar. Ancak hizmetleri belirli birkimsenin doğrudan doğruya yararlanması söz konusu oldukta o kişinin ayrıcamahkeme giderleri, harç gibi adlar altında özel bir karşılık ödemesigerekmektedir. Yatılı öğrenim kurumlarında öteden beri ücret alma yöntemigeçerlidir. Varlıksız olanlar, bu hizmetten belirli yöntemlere uyarak parasızyararlanırlar. Kimi karayollarından, köprülerden geçiş ücrete bağlıdır. Demir,deniz, havayollarından ancak para ödenilerek yararlanılabilir. Hastanelergenellikle bu durumdadır. Kişilerin su, elektrik, havagazı gibi ihtiyaçlarınınkarşılanması önemli kamu hizmetlerindendir. Bu ihtiyaçların parasız giderilmesidüşünülemez bile. Bu yolda daha bir çok örnekler verilebilir.
Öğreniminsağlanması Devletin sosyal bir ödevidir. Anayasa'nın 53. maddesi, Devleti,böyle bir ödevi ancak iktisadî gelişme ve malî kaynaklarının yeterliğiölçüsünde yerine getirmekle yükümlü tutmuş; daha ilerisini beklememiş veistememiştir. Böyle olması da doğal ve olağandır. Çünkü iktisadî gelişmeseviyesine ve malî kaynakların yeterliğine dayanan iktisadî ve sosyal ödevleribu koşullar var olmadıkça, gerçekleştirilemezler. Ülkedeki nüfus patlayışı vebuna ayak uyduramayan iktisadî gelişme oran ve kapsamı bir yandan yükseköğrenim isteklileri sayısını artırırken öte yandan yüksek öğrenim kurumlarınınihtiyacı gereği gibi karşılayacak aşama ve niteliğe ulaştırılması olanağınıvermemektedir. Bugün içinde bulunulan durum "parasız yüksek öğrenimyönteminin artık yürüyemeyeceğini ve ihtiyaçla ihtiyacı karşılama olanaklarıarasındaki uyumsuzluğun giderek daha da artacağını ortaya koymuştur. Onun içinböyle bir durumda yüksek öğrenimden doğrudan doğruya yararlananlardan paraalınmasının Anayasa'ya aykırı olmamakla birlikte işin gereklerine de uygundüştüğü ortadadır.
YüksekÖğrenimin paralı olması bir bakıma, akçalı kaynakları elverişsiz bir ülkedesosyal Devlet ilkesinin bir alan ve oranda bir çeşit uygulanışı da sayılabilir.Çünkü böylece varlıklı öğrencilerden alınacak paralar varlıksız, başarılıöğrencilere yardım olanaklarını artıracak ve Devletin yanı başında varlıklıkişilerin de bu yardımda payları olacaktır.
Anayasa'nın50. maddesi Devlete, halkın öğrenim ve öğretim ihtiyaçlarını sağlama yükümüyanında ve bundan ayrı olarak maddî olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin,en yüksek öğrenim aşamalarına kadar çıkmalarını sağlamak üzere burslar ve başkayollarla gerekli yardımları yapma ödevini de yüklemektedir. Dava ve incelemekonusu 38. maddede de yüksek öğretimin paralı olması ilkesinden hemen sonra buyolda bir kurula yer verilerek yüksek öğrenimin varlıklı kimselerin imtiyazıdurumuna dönüşmesinin engellenmesine gidilmiştir. Davacı yardımın öğrencininbaşarılı olması koşuluna bağlandığını, maddî olanakları elverişli bulunanlarınise başarı koşulu aranmaksızın yüksek öğrenimi sürdürebileceklerini, onun içinde yardım kuralının eşitsizliği ve Anayasaya aykırılığı gidermeye yeterliolmadığını ileri sürmektedir. Belirli bir başarı seviyesini gerekli kılanyüksek öğrenim alanında paranın başarısızlığı nasıl etkisiz bırakacağı biryana. Öğrencilerin Devlet yardımından yararlanabilmeleri için başarılı olmalarıkoşulunu Anayasanın koymuş bulunduğu gözden uzak tutulmalıdır. 1739 sayılıKanunun 38. maddesinin öteki kuralları aşağıda ayrıca tartışılacağından buradayardım konusu üzerinde daha çok durmanın yeri yoktur.
Özetlenecekolursa 1739 sayılı Kanunun 38. maddesinin birinci fıkrasındaki "Yükseköğretim paralıdır" kuralı Anayasa'ya aykırı değildir; davanın bu kuralayönelen bölümünün reddedilmesi gerekir.
MuhittinTaylan, Kemal Berkem, Abdullah Üner, Kani Vrana, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
2.38. maddenin öğrencilere yardım kuralı:
1739sayılı Kanunun 38. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesini"Başarılı olan, fakat maddî imkânları elverişli olmayan öğrencilerin kayıtücreti-imtihan harcı gibi her türlü öğrenim giderleri burs, kredi, yatılılık vebenzeri yollarla sağlanır." kuralı oluşturmaktadır. Bu, Anayasanın 50.maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Devlet, maddî imkânlardan yoksun başanlıöğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarım sağlama amacıyleburslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar." kuralı ilekarşılaştırılınca görülecek olan şudur: 38. madde kuralı hemen hemen tıpkıtıpkısına Anayasa'dan aktarılmış gibidir. Yalnız burada yüksek öğrenim sözkonusu olduğu için yardım bu alandaki öğrenciler yönünden Öngörülmüş; bir deyardımın biçiminde Anayasadaki "burslar ve başka yollarla" deyimi"burs, kredi, yatılılık ve benzeri yollarla" denilerek uygulamayıkolaylaştıracak bir açıklığa kavuşturulmuştur. Şu duruma göre kuralın Anayasayaaykırı bulunmadığı yolunda başkaca açıklamaya yer olmamak gerekir.
Özetlenecekolursa; 1739 sayılı Kanunun 38. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesiAnayasaya aykırı değildir; davanın bu kurala yönelen bölümü reddedilmelidir.
MuhittinTaylan, Kemal Berkem, Kani Vrana, Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu veAhmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
3.38. maddenin ikinci fıkrası :
1739sayılı Kanunun 38. maddesinin ikinci fıkrasında yönetmelikle düzenlenecekkonular belirlenmektedir. Bunlar "öğrenim harç ve ücretlerinin tutarlarıve ödenme tarzları"; bir de "burs ve kredilerin tutarları ve verilişesasları" dır.
Anayasa'nındeğişik 61. maddesinin ikinci fıkrasında "vergi, resim, ve harçlar vebenzeri malî yükümler ancak kanunla konulur." kuralı yer almaktadır.Anayasa Koyucunun, akçalı yükümlerin kanunla konulmasını buyururken keyfi vetakdiri uygulamaları önleyecek ilkelerin kanun ela yer alması gerektiği yolundabir yönerge verdiğinde kuşku yoktur.
KanunKoyucunun yalnızca konusunu belli ederek bir vergi, resim, harç veya benzeriparanın alınmasına izin vermesi bunun kanunla konulmuş sayılması için yeterlideğildir. Malî yükümlerin yükümlüleri, matrah ve oranları, tarh, tahakkuk,tahsil usulleri, müeyyideleri, zamanaşımı gibi çeşitli yönleri vardır. Bunlarkişilerin sosyal ve iktisadî durumlarını, üstelik temel haklarını etkileyecekuygulamalara yol açabilirler. Onun içindir ki kanunla düzenlenmeleri zorunludur.61. maddenin son fıkrasında da malî yükümlerin yukarı ve aşağı hadlerinin, ölçüve esaslarının, muafiyat ve istisnalarının kanunda belli edilmesine açık işaretvardır. Yine bu fıkraya göre kanunun belli ettiği yukarı ve aşağı hadler içindekalmak, ölçü ve esaslara uygun olmak şartıyle vergi, resim ve harçlarınmuafiyet ve istisnalarıyla nispet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişiklikyapmaya ancak Bakanlar Kurulu yetkili kılınabilir.
38.maddenin ikinci fıkrasında ise öğrenim harç ve ücretlerinin burada sözü edilenücretin, niteliğine göre, Anayasa'nın 61. maddesnideki "benzeri malîyükümler" deyiminin kapsamı içine girdiğinde kuşku yoktur, yalnızca sözüedilmekte ve bunların tutarlarının ve ödenme tarzlarının saptanması MaliyeBakanlığı ile birlikte hazırlanacak yönetmeliğe bırakılmaktadır. KuralınAnayasanın değişik 61. maddesine aykırı olduğu apaçık ortadadır; iptaline veikinci fıkranın geriye kalan bölümüne yönelen davanın reddine karar verilmesigerekir.
4.38. maddenin son fıkrası :
1739sayılı Kanunun 38. maddesinin üçüncü yani son fıkrası "bazı alanlar içinmecburî hizmet karşılığı öğrenci yetiştirilmesi hakkındaki hükümlerin saklıtutulduğu" na ilişkindir. Bu kuralda Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığıherhangi bir tartışma ve açıklamayı gerektirmeyecek biçimde ortadadır. Davanınbu fıkraya yönelen bölümünün reddedilmesi gerekmektedir.
V.SONUÇ :
1)Dava konusu maddeyi kapsayan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunun vedolayısiyle de dava konusu 38. maddenin biçim yönünden Anayasaya aykırıolmadığına Muhittin Taylan, Avni Givda, Muhittin Gürün ve Nihat O.Akçakayalıoğlu'nun öncelik ve ivedilik kararlarında İçtüzük kurallarınauyulmamış bulunulmasının biçim yönünden aykırılığı oluşturduğu yolundakikarşıoyları ve oyçokluğu ile;
2)1739 sayılı Kanunun dava konusu 38. maddesinin;
a-Birinci fıkrasındaki "Yüksek öğretim paralıdır." kuralının Anayasayaaykırı olmadığına ve davanın bu kurala yönelen bölümünün reddine MuhittinTaylan, Kemal Berkem, Abdullah Üner, Kani Vrana, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıoğlu'nun karşıoyları ve oyçokluğu ile;
b-Birinci fıkrasındaki ikinci cümle kuralının Anayasa'ya aykırı olmadığına vedavanın bu kurala yönelen bölümünün reddine Muhittin Taylan. Kemal Berkem, KaniVrana, Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nunkarşıoyları ve oyçokluğu ile;
c-İkinci fıkrasındaki öğrenim harç ve ücretlerine ilişkin düzenlemeninyönetmelikle yapılmasını öngören kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptalineve bu fıkranın geriye kalan bölümüne yönelen davanın reddine oybirliğiyle;
ç-Son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve davanın bu fıkraya ilişkinbölümünün reddine oybirliğiyle;
26/3/1974gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Avni Givda
Üye
Kemal Berkem
Üye
Şahap Arıç
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Kâni Vrana
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOY YAZISI
l-Çoğunluk, kararında, 38. maddede yer alan "Yüksek öğretim paralıdır"ilkesini Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirirken Anayasa'nın hangikurallarının ele alınacağını şu şekilde saptamış ve "Anayasa'da genelnitelikte kurallar, bir de belirli konuları düzenleyen özel hükümler vardır.Bir konu, kendine özgü kurallarla düzenlenmemişse eldeki sorunun çözümü içkigenel kurallara gidilir; özel düzenleme varsa ve bu düzenleme açık ve seçikseartık genel kurallara başvurulması veya bu kurallardan destek alınmasıdüşünülemez...... Oysa Anayasa öğrenimin sağlanması konusunda Devlete düşenleribir özel düzenleme ile belli etmiştir ki bunun da yeri 50. maddedir. Şu durumagöre "Yüksek Öğretim paralıdır" ilkesinin Anayasa'ya uygunlukdenetimi yapılırken başlıca ölçek olarak bu madde kurallarına dayanılmasızorunluluğu kendini göstermektedir gerekçesiyle Anayasaya uygunluk denetimindeölçü olarak yalnız Anayasa'nın 50. maddesini ele almıştır.
Anayasa'nın50. maddesinin gerekçesinde "Bu maddede yalnız 1924 Anayasasının 87 ncimaddesinde ifadesini bulan ilk öğretim mecburiyeti değil, genel olarak,Devletin her alanda eğitimi sağlama vazifesi de en kesin bir formüllevazedilmiş bulunmaktadır...." sözleri yer almaktadır. Bu açıklamadananlaşılan, 50. maddenin sadece ilköğretim mecburiyetini değil her alandaeğitimi sağlama ödevinin de Devlete yükletilmiş olduğudur. Sözü edilen maddeninbirinci fıkrasında formüle edilen bu kuraldan da aynı anlam çıkarılmakta vekural, halkın eğitim ve öğrenim gereksinmelerinin sağlanmasını başta gelen birDevlet ödevi sayarak Devleti bunun yerine getirilmesi yükümü altınasokmaktadır.
Herşeyden önce şu hususun kesin olarak açıklığa kavuşturulması gerekir ki,Devletin başta gelen ödevinden; devleti devlet yapan belirgin niteliklerindennedeni ve etkeni ne olursa olsun vazgeçme olanağı ve olasılığı olmayan birhizmet anlayışı ve özellikle o hizmetin kesinlikle yerine getirilmesiniarzulayan tutum ve davranış içinde bulunması anlaşılır. Anayasa'nın bu ilkeyebünyesinde açıkça yer vermiş ve isteğinin ne olduğunu Anayasa'nın hiç birmaddesinde yer almayan bir deyimle belirtmiş olmasından dolayıdır ki bu yoldakiyön verici buyruğu kararda açıklandığı gibi, "belli kamu hizmetlerindenbiri" anlamında ele almak ve kuralı bu biçimde yorumlamak olanağı yoktur.Demek ki Devlet, eğitim ve öğrenim açısından gereksinmenin iki yönünü birliktesağlamak durumundadır ve bu gereksinmeyi karşılamak Devletin başta gelenödevlerindendir. Başka bir deyişle Devlet, halkın öğrenimi ve eğitimi içingerekli olan yapı, araç ve gereçleri sağlamak, eğitim ve öğretim kadrosunukurarak personel yetiştirmek yükümü altında olduğu kadar halkın eğitimyolundaki isteklerini de yerine getirmek yükümü altındadır.
Devleteödev yükleyen, niteliği ve içeriği Anayasa'nın deyiş biçimiyle böylece belliedilen bu kuraldan, "yüksek öğretim paralıdır" yolunda bir anlamçıkarmak olanaksızdır.
50.maddenin ikinci fıkrası hükmünden de eğitimin paralı olacağı yolunda bir anlamçıkarılamaz. Gerçekten sözü edilen bu fıkrada "ilk öğrenim, kız ve erkekbütün vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır" kuralıyer almaktadır. Bu kuralın birinci bölümü hiç bir ayrım yapmaksızınvatandaşlara ilköğrenimi yapma yükümü yüklemiş, bu öğrenimi tamamlayanları dahaüst okullar yönünden isteklerinde serbest bırakmıştır. Kuralın ikinci bölümüise ilköğrenimin Devlet okullarında parasız olduğunu belirlemektedir. Kuralınbu açıklanış biçiminden yüksek öğretimin paralı olacağı anlamı çıkmaz. ÇünküAnayasa'nın 21. maddesinin 3. fıkrasında "Özel okulların bağlı olduğuesaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak Kanunladüzenlenir" buyruğu Anayasa Mahkemesinin özel yüksek okullar Kanunudolayısiyle verdiği kararla birlikte ele alınırsa ilk öğrenimin özel okullardada yapılabileceğini Anayasa'nın kabul ettiği anlaşılır. Anayasa'nın 50.maddesinin ikinci fıkrası bu ayrımı belirtme- ilk öğrenim yükümünün, özelokullarda yerine getiriliyorsa paralı olabileceğini. Devlet okullarında yerinegetiriliyorsa parasız olacağını bu düzenleme içinde açıklamak istemiştir.Bundan başka sözü edilen maddenin 3. fıkrasından da yüksek öğretimin paralıolacağı sonucu çıkarılamaz. Bu fıkra hükmü sosyal hukuk Devleti anlayışınındoğal bir sonucu olduğu için ayrıca açıklamada bulunmaya gerek görülmemiştir. Demekki çoğunluğun kararında yüksek öğretimin paralı ya da parasız olabileceğiniaçık ve seçik belli ettiğini sandığı 50. madde kuralı, böyle bir sanıyı haklıgöstermekten uzaktır ve böylece yoruma gitmek zorunluğu ortaya çıkmaktadır.Yorum için ise Anayasa'nın diğer hükümlerinin ele alınması gerekecektir; çünküher yasa gibi Anayasa'da bir bütündür ve tek bir kuralın yeterince açıklıkgetirmediği durumlarda bütün metnin gözönünde tutulması, başka deyimleAnayasa'nın sözünde açıklık olmayınca özüne gidilmesi ve bunun için dekuralların tümünün incelenmesi, öz yönünden yorum yapılırken ileriye dönük vegerçekçi yani yurt gerçeklerine en uygun düşen bir yolun izlenmesi yorumailişkin hukuk ilkelerindendir.
Bunedenledir ki Anayasa'nın 50. maddesiyle birlikte ilgili öteki hükümlerin tümüüzerinde bir inceleme yapıp sonuca böylece varılmak yolu öngörülmüştür.
2-Anayasa, l. maddesi hükmü ile Türkiye Devletinin şeklinin"Cumhuriyet" olduğunu saptadıktan sonra 2. maddesinde Cumhuriyetinniteliklerini belirtmiştir. Bu madde hükmüne göre, Türkiye Cumhuriyeti, insanhaklarıyle başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
AnayasaMahkemesi 1/3/1973 günlü, 14463 sayılı Resmî Gazete ile yayınlanan 1972/16 - 49sayılı kararında ... "Anayasa'nın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti,sosyal bir hukuk Devletidir. Sosyal hukuk Devleti güçsüzleri güçlülerkarşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve böylece toplumsaldengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir. Çağdaş uygar görüşe ve Anayasa'nıntemel yapı ve felsefesine göre gerçek hukuk Devleti ancak toplumsal Devletanlayışı içinde ise bir anlam kazanır. Hukuk Devletinin amaç edindiği kişiliğinkorunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yolu ilegerçekleştirilebilir" yolundaki görüşünü değişik davalarda verdiğikararlarda da tekrarlamıştır.
Diğeryandan Anayasa'nın 10. maddesinin 2. fıkrası "Devlet, kişinin temel hak vehürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriylebağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engellerikaldırır; insanın maddi ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlar" buyruğunu getirmiş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının insana veonun maddî ve manevî varlığının gelişmesine verdiği önemi açık ve seçik birbiçimde açıklamış ve bu gelişmenin ortamını hazırlamakla Devleti ödevlitutmuştur. İşte Anayasa'nın öngördüğü bu temel yapı ve felsefe, 50. maddedekikuralı oluşturmuştur.
Şurasınıkesinlikle belirtmeliyiz ki, güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplumdüzeninin gerçekleşmesinde ve onun korunarak sürdürülmesinde vatandaşlarıneğitimi ve öğretimi sorunu ön planda yer alır. Cumhuriyeti ve onun temelilkelerini koruma ereğini her şeyin üstünde sayan ve eğitime lâyık olduğu yerive önemi veren bir Anayasa'dan, Devletin bu alandaki görev, ödev ve sorunlaraseyirci kalması esasen beklenemezdi. Oysa "yüksek öğretim paralıdır"ilkesi, Devleti bu hale getirmiş; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesiiçin gereken ortamı ve koşulları, siyasî iktisadî ve sosyal bütün engellerikaldırarak hazırlamakla ödevli olan Devleti, yeni engeller koyan bir örgütdurumuna düşürmüştür. Böylece sözügeçen kuralın, Anayasa'nın özü ile ne denlibir çelişme ve çatışma içinde olduğu belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
3-Anayasa'nın 53. maddesinde "Devlet, bu bölümde belirtilen iktisadî vesosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ancak iktisadî gelişme ile malî kaynaklarınınyeterliliği ölçüsünde yerine getirir" ilkesi kurallaşmıştır. Devletinbaşta gelen ödevlerinden ne anlaşılmak gerektiği yukarıda açıklanmış, bundanbaşka 10. maddenin 2. fıkrası ile Devlete yükletilen yükümlülüğün etkinliği,niteliği ve kapsamı belirtilmiştir. Bundan dolayıdır ki Devletin başta gelenödevlerinin ekonomik nedenlerle yerine getirilmesinin engellenmesineAnayasa'nın temel felsefesinin olanak vermediği görüşündeyiz. Bununla birliktekonunun bir an için 53. maddenin kapsamı içine girdiği düşünülse bile 53.maddeyi geleceğe dönük olarak ahlamak ve yorumlamak gerekir. Dün Devletinimkânları parasız yüksek öğretim ve eğitime elverişli olduğu için parasızyerine getiren bir eğitim sistemini, bugün 53. maddenin koşulları gerekçegösterilerek paralı hale dönüştürmeye olanak yoktur. Çünkü Anayasa'nın 153.maddesinde açıklıkla belirtildiği gibi, bu Anayasa'nın hiç bir hükmü, Türktoplumunun Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasına engellik edecek bir biçimdeanlaşılmasına ve yorumlanmasına müsait değildir. O halde dava konusu kanunkuralı 53. maddede saptanan ilkeyi geriye dönük bir duruma getirdiği için deAnayasa'ya aykırıdır.
Özetlemekgerekirse. 38. maddenin "yüksek öğretim paralıdır" kuralı Anayasa'yaaykırıdır ve iptal edilmesi gerekir.
II-Karşıoy yazısının bu bölümünde 38. maddenin diğer kuralları üzerindedurulacaktır.
l-Dava konusu 38. maddenin diğer kuralları üzerinde bir değerlendirme yapabilmekiçin Millî Eğitim Temel Kanununun kimi kurallarına göz atmakta yarar vardır.Sözgelimi Kanunun yüksek öğrenime geçişi düzeri ey en 31. maddesinde"giriş, ya yalnızca diplomadaki derecelere ve notlara göre, ya merkezimüsabaka imtihanları sistemiyle, ya da her kurum tarafından münferit olarakdüzenlenebilir" kuralının konulduğu görülmektedir.
Davakonusu kural ise "... Başarılı olan ve fakat maddî imkânları elverişliolmayan öğrencilerin kayıt ücreti, imtihan harcı gibi her türlü öğrenimgiderleri burs, kredi yatılılık ve benzeri yollarla sağlanır" ilkesinigetirmiştir.
Bukuralın bir birinden ayrı olarak Anayasaya aykırılık yönünden üç sorun ortayakoyduğu görülmektedir.
a)Birinci sorun eşitlik ilkesi yönünden çıkmaktadır. Şöyleki liseyi bitiren veörneğin o liseden orta derece ile diploma almağa hak kazanan ve açılan merkeziyarışma sınavında eşit değerler alan varlıklı bir öğrenci ile maddî olanaktanyoksun diğer bir öğrenciyi ele alalım ve bunların sınav sonuçlarında aldığıdeğerlerin (A) fakültesine kayıt ve kabullerine elverişli olduğunu düşünelim.Bunlardan maddî olanağı olmayan öğrenci 38 inci madde anlamında başarılı biröğrenci olmadığı için Devlet yardımından yoksun olacak, kendi olanakları dayüksek öğretimin gerektirdiği parayı vermeye yeterli bulunmadığından kayıtişlemini yaptıramıyacak yani o fakültede okuyamıyacaktır. Buna karşılık değerleryönünden aynı durumda olan ve fakat paralı yüksek öğretimin gerektirdiğiharcamaları yapma kudretinde olan öğrenci o fakültede okuyabilecektir. Bu sonuçfırsat eşitliğini ortadan kaldıran bir durum ortaya koymakta ve Anayasanın 12.maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir.
b)İkinci sorun şöylece ortaya çıkmaktadır: Dava konusu kural şöyledir "...Başarılı olan fakat maddî imkânları elverişli olmayan öğrencilerin kayıtücreti, imtihan harcı gibi her türlü öğrenim giderleri burs, kredi yatılılık vebenzeri yollarla sağlanır" Diğer taraftan 1750 sayılı ÜniversitelerKanununun 73. maddesinde "Kanunun 6 ncı maddesinin (F) fıkrasına göreöğrencilerden alınacak ücret ve harçlar, yıllık 3000 lirayı geçmemek üzere herüniversitede kurulacak "öğrenci fonu"na yatırılır. Bu fon özelliklelisans ve lisans sonrası başarılı ve muhtaç öğrenciler için burslara ve diğeryardımlara tahsis edilir. Bunun dışında bu fon sosyal, kültürel ve sportiftesislerin kurulması, işletilmesi, öğrencilere düşük fiyatta kitap ve teksirsağlanması amaçları için de kullanılabilir..." hükmü yer almaktadır. Buiki hüküm birlikte göz önüne alınınca şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır.Başarılı ve muhtaç öğrenciler de kayıt ücreti ve imtihan harcı gibi ödemeleriyerine getireceklerdir: fakat bu gibi giderler burs, kredi yatılılık ve benzeriyollarla sağlanacaktır. Yani öğrenciye burs, kredi yatılılık ve benzeriyollarla sağlanan menfaatlerin büyükçe bir kısmı kayıt ücreti ve İmtihan harcınamı altında elinden alınmış olacaktır. Bu halin Sosyal Hukuk Devletinintemelini oluşturan sosyal adalet ve sosyal güvence kavramlariyle uyuşmasınaolanak yoktur. Bundan başka "öğrenci fonu"nda biriken paradanbaşarılı ve muhtaç öğrencilere yardım yapılacaktır. Bu (ona Devletin katkısınıemreden bir kural kanunda yer almadığı için yardımın fonda biriken para ilesınırlı olacağını başka bir deyimle öğrencinin gereksinmelerini karşılayacakölçüde bir paranın değil öğrenci fonunun malî imkânları içinde olan bir paranınödeneceğini kabul etmek gerekir. Bu sonucu Anayasaya uygun görme olanağıyoktur. Kaldıki öğrenci fonu salt bu maksatlada kullanılmayacak, sosyal,kültürel ve sportif tesislerin kurulması ve işletilmesinde de harcamalarakaynaklık edecektir. Bu durumun, Anayasaya aykırılığı daha da belirgin hale getirdiğiaçıkça ortadadır.
c)Nihayet üçüncü sorun şu biçimde ortaya çıkmaktadır. Anayasanın 50. maddesinin3. fıkrası "Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, enyüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlama amacıyla burslar ve başkayollarla gerekli yardımları yapar" buyruğunu getirdiği halde dava konusukuralı kapsayan 38. maddede bu yardımın "burs, kredi yatılılık ve benzeriyollarla" sağlanacağı saptanmıştır. Anayasanın kullandığı "başkayollarla" deyiminin Kanunun kullandığı "benzeri yollarla"deyiminden kapsam ve içerik bakımından farklı ve geniş olduğu kuşkusuzdur.
Davakonusu kanun kuralı Anayasanın kapsamını ve içeriğini böylece daraltmış olmasıbakımından da Anayasaya aykırı bir durum göstermektedir.
Özetlemekgerekirse 1739 sayılı Kanunun 38. maddesinin birinci fıkrasındaki ikinci cümlekuralı da Anayasa'ya aykırı olduğundan iptali gerekir.
III-Sonuç olarak yakanda açıklanan nedenlerle kararın sözü geçen bölümlerinekarşıyız.
Başkan
Muhittin Taylan
Üye
Kani Vrana
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOY YAZISI
14/6/1973günlü, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununa ilişkin tasan Millet Meclisi veCumhuriyet Senatosu Genel Kurullarında öncelik ve ivedilikle görüşülmüştür.
Gereko sıralarda Millet Meclisi toplantı ve çalışmalarında kuralları uygulanmaktaolan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahilî Nizamnamesinde (Madde 99, 78) gerekseCumhuriyet Senatosu içtüzüğünde (Madde 69, 44) kanun tasarı ve tekliflerininiki kez görüşülmesi kural olarak kabul edilmiş; gündemlerin düzenlenmesindeizlenecek sıra saptanmış; hangi tasarıların tek görüşmeye bağlı tutulacağı, ikigörüşmeye bağlı tasarı ve tekliflerin bir kez görüşülmesi ile nasılyetinilebileceği ve gündemdeki sıraların bozulması yöntemi istisna hükümlerihalinde ayrıca gösterilmiştir.
Birkanun tasarı veya teklifinin bir kez görüşülmesi ile yetinilmesi için o tasarıveya teklif Yasama Meclisine sunulurken veya birinci görüşmesinden önceHükümetin, teklif sahibinin yahut ilgili komisyonun ivedilik kararı verilmesiniistemesi, ortada Yasama Meclisinin kabul edeceği esaslı bir nedenin bulunması,istemin yazılı ve gerekçeli olması zorunludur (Dahilî Nizamname: madde 70, 71,72 - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü : madde 46, 47, 48).
Gündemsırasının bozulabilmesi, başka deyimle bir kanun tasarı veya teklifiningündemdeki öteki işlerden önce görüşülebilmesi için de Hükümetin veyakomisyonun öncelikle görüşme kararı istemesi, işlemin yazılı ve gerekçeliolması, Yasama Meclisince o yolda karar verilmesi koşullan vardır. (DahilîNizamname : Madde 74 - CUMHURİYET Senatosu İçtüzüğü : Madde 45).
Öncelikve ivedilik istemi ve kararları için İçtüzüklerce öngörülen gerekçe koşulu birkanunun geçerliği üzerinde etkili olabilecek nitelikte önemli ve esaslı biçimkurallarındandır. Kurala aykırı tutum o kanunun biçim yönünden iptali nedeninioluşturur. Anayasa Mahkemesinin bu karşıoy yazısının ilişkin bulunduğu26/3/1974 günlü, 1973/32 - 1974/11 sayılı kararında da söz konusu koşulun önemibenimsenmekte olduğa; ancak Anayasa'ya uygunluk denetiminin esas yönünden deyapılabilme" yetkisi veya olanağının bulunduğu işlerde, ölçünün katı değilgeniş ve esnek olarak ele alınması görüşü savunulduğu için burada öncelik veivedilik istem ve kararları bakımından içtüzüklerde öngörülen gerekçe koşulununneden bir kanunun geçeri iğini etkiliyecek nitelikle önemli ve esaslı biçimkurallarından sayılması gerektiği üzerinde ayrıntılara girilip tartışma veçözümlemelere gidilmesine yer ve gerek yoktur.
Sırasıgelmişken, tıpkı 1739 sayılı Yasa'da olduğa gibi öncelik ve ivedilikkonularında içtüzük kurallarına aykırı davranıldığı için 17/3/1972 günlü, 1576sayılı Kanunun biçim yönünden Anayasa'ya aykırı görülerek iptaline gidilmişolduğuna değinilmesinde yarar vardır. (6/4/1972 günlü, 1972/13 -18 sayılıAnayasa Mahkemesi kararı - 7/4/1972 günlü, 14152 mükerrer sayılı ve 24/7/1972günlü, 14255 sayılı Resmî Gazeteler). Bir tüzük kuralının Yasama Meclislerinceverilen kararların geçerliği üzerinde etkili olabilecek nitelik taşıdığı vekurala aykırı düşen işlemin biçim yönünden iptal nedeni sayılacağı AnayasaMahkemesince saptanmışsa bu ölçünün bütün benzeri durumlarda geçerli olmasıgerekir. Kanunların kümelendirilip bir bölümü için biçim yönünden iptal nedenisayılan durumların öteki bölüm kanunlar için iptali gerektirmez niteliktegörülmesi hukukça itibar edilebilir ve savunulur bir tutum olamaz.
Öteyandan Millet Meclisinin 1/9/1973 günü yürürlüğe giren İçtüzüğünde kanun tasanve tekliflerinin iki kez görüşülmesi ilkesinin bırakılmış ve tek görüşmeyolunun tutulmuş, bunun sonucu olarak da "ivedilik kararı verme"konusunun artık kalmamış bulunmasının 1739 sayılı Kanunun bu aykırılık yönündenhukukî durumunu etkilemesine olanak yoktur. Çünkü bir kanunun biçim bakımındanAnayasa'ya uygunluk denetiminde ancak o kanunun çıkarılması sırasındaki usulkuralları ölçü olarak kullanılabilir. Kaldı ki Anayasa'nın 155. maddesinde"Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki teklifler ivediliklegörüşülemez" denilerek ivediliğin yani bir kez görüşmenin bir karar konusuolacağı ve bunun sonucu olarak da olağan yolun iki kez görüşme biçimindebulunduğu açıklanmış ve Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünde (Madde 69, 44, 46)usulüne göre ivedilik kararı verilmedikçe kanun tasarı ve tekliflerinin iki kezgörüşülerek sonuca bağlanması kuralı yerini korumakta bulunmuştur.
Olayagelince: 1739 sayılı Kanuna ilişkin tasarı için Millet Meclisinde Millî Eğitimve Plan Komisyonlarının raporlarında ve Millî Eğitim Bakanının önergesinde;Cumhuriyet Senatosunda ise Geçici Komisyon raporunda öncelik ve ivedilik kararıistendiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiğine göreMillî Eğitim Komisyonu raporunda ve Millî Eğitim Bakanının önergesinde gerekçegösterilmiş değildir. Plan Komisyonunun raporunda "Hükümet programında yeralan ve bir an evvel kanunlaşması ile eğitim sorunlarımızdaki aksaklık veboşlukları giderecek olan bu tasarı ......), Cumhuriyet Senatosu GeçiciKomisyonu raporunda "Tasarının, ivedi olarak gerçekleştirilmesi icap edenreform tasarıları meyanındaki önemli yeri ........." denilmekleyetinilmiştir. Görülüyor ki bu iki raporda da komisyonlar yalnızca tasarınınönemine değinmiş olmaktadırlar.
Herkanun tasarı ve teklifinin kendine göre bir önemi vardır ve bu önemin gerekgerekçede gerekse komisyon raporlarında belirtilmesi olağan ve zorunlu olduğugibi o tasarı veya teklifin getirdiği düzenlemenin belirli süreler içindekanunlaşması için Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunduğu ortadadır.İçtüzüklerin aradığı ve üstünde titizlikle durduğu ise, ivedilik ve öncelikkararı verilebilmesi için esaslı bir nedenin ve gerekçenin varlığı, bunların daönerilerde açıklanmış olmasıdır. Kaldı ki bir kanun tasan veya teklifininkonusunun önemli oluşu onun olağan yöntemlerle ve konunun öneminin gereklerineuygun olarak ağır ağır, dikkat ve teenni ile incelenip görüşülmesini zorunlukılar.
Özetlenecekolursa durum şudur : 1739 sayılı Kanuna ilişkin tasarı Yasama Meclislerindegörüşülürken gerekçesiz istemler üzerine öncelik ve ivedilik kararlarıverilerek Dahilî Nizamnamenin 70., 71., 74. ve Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün45., 46. maddelerine aykırı davranılmıştır. Bu davranış kararları değersiz vehükümsüz bıraktığı için ana kuraldan ayrılma ve tasarının bir kez görüşülmesiişlemleri de böylece hukukî dayanaktan yoksun kalmış ve Dahilî Nizamnamenin99., Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 69. maddelerinde yer alan ana kurala daayıca aykırı düşülmüştür. Anayasa'nın 85. maddesinin birinci fıkrası ilegelişen şu durum 1739 sayılı Kanunu biçim yönünden Anayasa'ya aykırı kılar vedolayısiyle bu Kanunun dava konusu 38. maddesinin biçim yönünden iptalinigerektirir.
26/3/1974günlü, 1973/32-1974/11 sayılı Anayasa Mahkemesi kararının "dava konusumaddeyi kapsayan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun ve dolayısiyle dedava konusu 38. maddenin biçim yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına"ilişkin bölümüne yukarıda açıklanan nedenlerle karşıyım.
Başkanvekili
Avni Givda
KARŞIOY YAZISI
A)İlk incelemede;
Anayasa'mızındeğişik 149. ve 44 sayılı Yasa'nın 25. maddesinin bi-1 bendiyle 21. maddesininüçüncü bendi hükümleri uyarınca, siyasî partilerin, Kanunların Anayasa'yaaykırılığı iddiasiyle Mahkememizde iptal davası açabilmeleri için, tüzüklerinegöre en yüksek merkez organlarının, en az üye tam sayısının salt çoğunluğu ilekarar almaları gerekmektedir.
DavacıC.H.P. tüzüğünün 24 ve 25. maddeleri hükümlerince partinin en yüksek merkezkarar organı olan parti meclisinin gönderilen karar örneğinden toplantıya vekarara katılan üyelerin kimlikleri anlaşılmadığından dava açılmasına yetkiveren kararın, katılanları imzalariyle birlikte gösteren tam örneğiningetirtilmesi,
B)Esasın incelenmesinde;
1739sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 38. maddesine, toplumumuzun sosyalözellikleri ve eğitim sistemimizin içinde bulunduğu koşullar açısındanbakılınca maddenin birinci fıkrasının, bütün yoksul ve başarılı öğrencilerinyüksek öğrenimini sağlıyacak biçimde tedvin edilmediği görülmektedir.
Oysa,Sosyal Hukuk Devletlerinde, eğitimde genellik, fırsat ve imkân eşitliği vesosyal adalet ilkeleri esas olup, Anayasa'mızın 50. maddesine göre de halkınöğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletimizin başta gelenödevlerindendir.
Bunedenlerle 1739 sayılı Kanunun Anayasa'nın 2., 12. ve 50. maddeleri ereğineuygun düşmeyen birinci fıkrasının tümünün iptali, gerekeceği düşüncesiyleçoğunluk kararına karşıyım.
Üye
Kemal Berkem
KARŞIOY YAZISI
İlkincelemede :
PartiMeclisinin yetki verme kararının imzalarıyla birlikte tam örneğiningetirtilmesi sorunu hakkında, sayın Kemal Berkem'in karşı oy yazısının (A)bendindeki görüşüne katılıyorum.
Üye
Şahap Arıç
KARŞIOY YAZISI
Davakonusu 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 38. maddesinin birincifıkrasında, varlıklı ve varlıksız ayırımı yapılmaksızın bütün öğrenciler için"Yüksek öğrenimin paralı" olduğu kabul edilmiştir. Halbuki ;
l-Anayasa'nın 50. maddesinin ilk fıkrasında; halkın öğretim ve eğitimihtiyaçlarını sağlamak Devletin başta gelen görevlerinden sayılmıştır. Bu görevyalnız ilk öğretim için değil genel olarak her kademedeki eğitim ve öğretimiiçine alacak nitelik ve genişlik taşımaktadır.
YineAnayasa'nın 10. maddesinin son fıkrası Devleti; "İnsanın manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamak" ve 129. maddesi de"kültürel kalkınmayı sağlamak" ile yükümlü kılmıştır.
Eğitimve öğretimin, halkı çağdaş uygarlık seviyesine yükselten, toplumun her yöndengelişip ilerlemesini sağlayan faktörlerin başında geldiği gözönünde tutulursaAnayasa'da eğitim ve öğretime böylece önem verildiğinin ne kadar yerinde olduğukuşkusuz anlaşılacaktır.
Toplumiçin bu kadar önemli olan bu kamu hizmetinin gerektirdiği harcamaların da yadoğrudan doğruya diğer bir kısım kamu hizmetlerinde ve örneğin Millî Savunmadave kamu düzenini korumada olduğa gibi Anayasa'nın 61/1. maddesinde ifadesinibulan ve herkesten malî gücüne göre alınması gereken vergilerle karşılanmasıveya varlıklı öğrencilerden alınacak ücretlerin de bu harcamalara eklenmesininsağlanması Anayasa'nın bu ilkeleri icabından bulunmaktadır. Maddî imkânlarıelverişli olmayan öğrencilerden de böyle bir ücret alınması, Anayasa'nın 2.maddesinde yer alan "Sosyal Devlet" ilkesi ve 10. maddesinde saptananDevletin "bütün sosyal ve iktisadî engelleri kaldırması ve insanın manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlaması" kuralı ilebağdaştırmak olanağı da yoktur.
YüksekÖğrenimin varlıksız öğrencilere de paralı olması, bu öğrenimi varlıklı sınıfınimtiyazı haline getireceği, maddî olanağı olmayan fakir sınıfların ise buöğrenimi yapma olanağından yoksun bırakacağı şüphesizdir. Böyle bir durum daAnayasa'nın 12. maddesinin son fıkrasındaki "hiç bir kişiye aileye,zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" kuralı ile kesinliklereddedilmiştir.
BaşbakanlıkDevlet Planlama Teşkilâtı tarafından hazırlanan ikinci beş yıllık planda da;"ekonomik durumu iyi olan öğrencilerin kendileri için yapılan eğitimharcamalarına katılmalarının öngörüldüğü anlaşılmıştır. (Kalkınma Planı, ikincibeş yıl. 1968-1972. Başbakanlık Devlet Matbaası. S. 158)
2-Anayasa'nın 50. maddesinin ikinci fıkrasındaki "İlk öğrenim kız ve erkekbütün vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır."ibaresinden yüksek Öğrenimin paralı da olabileceği anlamı çıkartılmamalıdır.
Bilindiğiüzere üniversiteler ve bu arada yüksek öğrenim kurumları Anayasa'ya göre Devleteliyle ve kanunla kurulabilecektir. Özel teşebbüslerin yüksek öğrenim kurumlarıaçma olanağı yoktur. 625 sayılı özel öğretim kurumlan kanununun özel yüksekokullar açılmasına olanak veren maddeleri Anayasa Mahkemesinin 12/1/1971 günlüve esas 1969/31, karar 1971/3 sayılı kararı ile iptal edilmiştir, ilk öğretimdeise durum böyle değildir. Özel teşebbüslerin Devlet ilkokullarından ayrı özelilkokul açıp çalıştırma olanağı vardır. Bu Özel ilkokullar paralı veücretlidir. Nitekim yurdumuzda paralı özel ilkokullar mevcut bulunmaktadır.Anayasa'da ilk öğrenim mecburiyeti konduğu ve paralı özel ilkokullara da yerverildiği için ilk öğrenimin Devlet okullarında parasız olduğunun açıklanmasınagerek görülmüştür. Vatandaşlar, çocuğunu ister Devlet tarafından yönetilenparasız ilkokullarda, ister paralı özel ilk okullarda okutarak bu mecburiyetiyerine getirecektir. Halbuki yukarıda da dendiği gibi "özel yüksekokul" açma imkânı bulunmadığı ve bu itibarla özel yüksek okullara ücret vepara ödeme söz konusu olmadığı için (parasız) kaydının 50. maddenin birincifıkrasına konmasına gerek görülmemiş olmalıdır,
3-Dava konusu 38. maddenin ikinci fıkrasındaki "başarılı olan ve fakat maddîimkânları elverişli olmayan öğrencilerin kayıt ücreti, imtihan harcı gibi hertürlü öğretim giderleri burs, kredi, yatılılık ve benzeri yollarlasağlanır" biçimindeki hükmün; birinci fıkradaki yüksek öğrenimin paralıkabul edilmesi dolayısiyle varlıklı ailelerin imtiyazlı duruma düşmesiniengelleyeceği yolundaki düşünceye gelince : Bu konu ikinci ve üçüncü beş yıllıkplanlarda incelenmiş ve şu sonuçlara varılmıştır :
a -İkinci beş yıllık planda;
"Kabiliyetliolanların, eğitimin ön kademesine kadar yükselmelerini sağlayıcı bir sistem,yeterli sayıda burs ve yatılı okuma imkânı yaratılamamıştır. Bu alanda sağlananimkânların toplam öğrenciye oranı bakımından son yılarda gerileme olmuştur.1963 te orta öğrenimde toplam öğrencilerin yüzde 1,5 yatılı iken 1967 de buoran yüzde 0,7 ye düşmüştür... yurt ve yatılılık kapasitesi yeterli değildir.Üst okullara geçiş düzenli işlememektedir." (Kalkınma planı, ikinci beşyıl, 1968 - 1972, Başbakanlık Devlet Matbaası, S. 159)
b -Üçüncü beş yıllık planda:
"Yetenekli,başarılı ve dar gelirli öğrencilere, dikey sosyal hareketlilik yolunu açmaküzere, kalkınma planlarında öngörülen kredi, burs ve parasız yatılılıkolanaklarının artırılmasındaki gerçekleşmeler, bu hedefi sağlayacak düzeyeulaşamamıştır. Parasız yatılılık olanaklarının çok sınırlı ve belli meslekokullarında yaratılmış olması, öğrencilerin işedikleri üst okullara devamedebilmelerini engellemiştir."
"Planlıdönemde eğitim sistemi ekonomik ve sosyal kalkınmanın gerektirdiği nitelik venicelikteki insan gücü yetiştirme, fertlerin bilgi ve maharetlerini artırarakve değer yargılarını etkileyerek, kalkınmadan doğan değişikliklere uymalarını vekalkınmaya olumlu katkılarını sağlama ve sosyal adalet ve fırsat eşitliğinigerçekleştirme fonksiyonları tam olarak yerine getirememiştir. Eğitimde bufonksiyonları etken biçimde gerçekleştirecek köklü bir sistem ve muhtevadeğişikliği sağlanamamıştır. "
"Öğrencilerinüst eğitim kurumlarına geçiş kararları yetenekleri dışında ailenin ekonomikgücüne göre oluşmaktadır. Bu alanda fırsat eşitliğe ve sosyal adalete uygun biryöneltme sistemi geliştirilmemiş bulunmaktadır. Bunun başlıca nedeni başarılı, fakatdar gelirli öğrencilere sağlanan olanakların sınırlılığı ve öğretim kurumlarıile eğitim personelinin yurt düzeyine dağılımındaki dengesizliktir."(Üçüncü beş yıllık kalkılma planı, Resmî Gazete 27 Kasını 1972 gün ve 14374sayı. S. 47. 159-160)
Bukonuda en yetkili resmi kuruluş olan Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatıtarafından yapılan araştırmalar ve İncelemeler sonunda varılan sonuçlar buşekilde belirtilmiştir. Durum böyle olunca nazari bir düşünce ile burs veyatılılık hakkındaki hükümlerin yüksek öğrenimin paralı olmasından doğan sınıfimtiyazını engellediği yolunda varılmış olan mülâhaza ve gerekçenin geçerliolmadığı meydana çıkmaktadır.
4-(Yüksek öğrenimin parasız olacağı yolunda bir kuralın Anayasanın ne 50.maddesinde ne de başka maddelerinde yer almadığı) gerekçesine dayanmanın daisabetli olamıyacağı düşünülmüştür.
Yükseköğrenimin varlıksız öğrenciler için de paralı kabul edilmesinin Anayasa'nın 2,10, 12, 50 ve 129. maddelerinin açıklanan hükümleri ile bağdaşmadığına yukarıdakısaca değinilmiştir. O nedenler, Anayasada başka bir kural aramaya gerekolmaksızın dava konusu fıkranın başlı başına iptalini gerektiren sebeplerdir.Bundan başka, Anayasaya uygunluk denetiminde -doktrinde kabul edildiği gibi-Anayasa'nın ruhuna uygunluğunda ölçü olarak alınması gerektiğinden davanınkabul edilebilmesi için Anayasa'da ayrıca "yüksek öğrenimin parasızolduğu" yolunda bir fıkra aranmasına gerek yoktur.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle davanın kabulü ve 1739 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırıdüşen 38. maddesinin birinci fıkrasındaki "yüksek öğrenim paralıdır"hükmünün iptali gerektiğinden davanın reddine dair olan çoğunluk kararınakarşıyım.
Üye
Abdulah Üner
KARŞIOY YAZISI
Yukarıkikararın konuya ilişkin bölümlerindeki açıklamalardan da anlaşıldığı gibi 38.maddesinin iptali dava edilmiş bulunan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu,Millet Meclisi ve C. Senatosu Genel Kurullarında (Öncelik) ve (ivedilik)usulleri uygulanmak suretiyle görüşülerek kabul edilmiş bulunmaktadır.
KanununMeclislerdeki görüşmesinin yapıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan MilletMeclisi Dahilî Nizamnamesinin 70-75. ve C. Senatosu içtüzüğünün 45-49.maddeleri, (Öncelik) ve (İvedilik) usullerinin uygulanabilmesi için riayetigerekli şartları tayin ve tespit etmektedir. Bu hükümlere göre (ivedilik)yoluna başvurulabilmesi için (Meclislerin kabul edeceği esaslı bir sebebinbulunması), (Öncelik) yolunun önerilmesi için de (gerekçenin yazılı olarakbelirtilmesi) zorunludur. Bu şartlan taşımayan Öncelik ve ivedilik teklif vekararlarının içtüzüklerin ve dolayısiyle Anayasa'nın hükümlerine aykırıdüşeceği meydandadır.
Kanuntasarısının Millet Meclisindeki müzakeresinin başlangıcında Millî EğitimBakanınca verilen Öncelik ve ivedilik önergesi ile tasarıyı inceleyen MillîEğitim Komisyonu raporunda, Öncelik ve ivedilik teklifine ilişkin bir gerekçegösterilmemiştir. Buna karşı, plan komisyonu raporunda :
(Hükümetprogramında yer alan ve bir an evvel kanunlaşması ile eğitim sorunlarımızdakiaksaklık ve boşlukları giderecek olan bu tasarının genel kurulda öncelik veivedilikle görüşülmesine karar verilmiştir...) denildiği,
C.Senatosu geçici komisyon raporunda da:
(Tasarınınivedi olarak gerçekleştirilmesi icabeden reform tasarıları meyanındaki önemliyerini gözeten Komisyonumuz bu mahiyeti nedeniyle Genel Kurulda öncelik veivedilikle görüşülmesi hususunda istemde bulunulmasını da karar altınaalmıştır...) sözlerinin yer aldığı görülmüştür.
Kanuntasarısının hükümetçe hazırlanan genel gerekçesinde de bunun Milli Eğitimalanında temel ve reform niteliğinde bir tasarı olduğu belirtilmiştir.
Mahkememizkararının çoğunluk düşüncesi, tasarının genel gerekçesinde ve Komisyonraporlarında yer alan bu sözleri, öncelik ve ivedilik kararları içiniçtüzüklerce öngörülmüş bulunan gerekçe niteliğinde saymaktadır.
Halbukiher kanunun belli bir amme ihtiyacını karşılamak, veya kanunlarda mevcutboşluğu doldurmak ve aksaklıkları gidermek için yapıldığı düşünülecek olursa buyoldaki bir gerekçenin acele usullere başvurmayı gerektirmeyeceği meydandadır.
Öteyandan bu tasarının Millî Eğitim reformunun temel yasası olması halinin,tasarının .acele usullere başvurularak Meclislerden geçirilmesini değil, aksineolağan usullerden ayrılmadan tasarının enine, boyuna incelenmesi vetartışılmasına olanak sağlıyarak Meclislerce kabul edilmesini gerektirdiğindekuşku gösterilemez.
Şuhalde bu tasarıya ilişkin (Öncelik) ve (İvedilik) öneri ve kararları,içtüzüklerin aradığı şartlardan mahrum olduklarından kanunu, şekil yönündenAnayasaya aykırı duruma düşürmüş bulunmaktadırlar.
Konuyailişkin daha geniş açıklamalar, Anayasa Mahkemesinin 17.10.1972 gün ve1972/16-49 sayılı kararına ilişkin Karşıoy yazımda (Resmî Gazete : 1 Mart 1973,Sayı: 14463, Sh : 252-253) yer aldığından burada tekrarı gerekli görülmüştür.
Yukarıkinedenlerle 1739 sayılı Kanun, şekil yönünden Anayasa'ya aykırı bulunduğundan budosyaya konu olan 38. maddesi de şekil yönünden Anayasa'ya aykırıdır veiptaline karar verilmesi gerekir.
Kararınkonuya ilişkin bölümüne açıklanan nedenlerle karşıyım.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY YAZISI
Burs,kredi ve yatılılık ve ancak bunların benzeri usullerle yardımda bulunulmasınıöngörerek başarılı öğrencileri kollama olanağını kısıtladığı için 1739 sayılıKanunun 38. maddesi, Anayasa'nın bu yardımı biçimleyip sınırlamayan 50. maddesiüçüncü fıkrası hükmü ile çelişkidedir. Dava konusu Kanunun biçim yönündenAnayasa'ya aykırılık görüşü ise sayın Avni Givda tarafından belirtilmiştir.
Mahkememizceverilmiş kararın katılmadığım bölümleri için düşüncem budur.
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu