ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1973/37
Karar sayısı:1975/22
Karar günü:11, 12, 13, 14 ve 25 Şubat 1975
Resmi Gazete tarih/sayı:3.12.1975/15431
İptaldavasını açan: Ankara Üniversitesi.
İptaldavasının konusu: 7/7/1973 günlü 14589 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1750sayılı Üniversiteler Kanununun 3. maddecinin (B) bendinde yer alan "örf veâdetlerine bağlı" deyimini, 4. madde'sini, 5. maddesinin birinci, ikinci,üçüncü, fıkralarını ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "YüksekÖğretim Kurulu Millî Eğitim Bakanının daveti üzerine toplanır" deyimini,6. maddesinin (a) bendinde yer alan "... ve ilgili kuruluşlarsenatolarınca tespit edilen ideal kadrolarını dengeli bir şekildedüzenlemek" deyimini, (ç), (e), (f) ve (g) bentlerini, 7. maddesini, 8.maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerini, ikinci fıkrasını, 10.maddesinin birinci fıkrasında yeralan "Bütün Üniversiteler" deyimini,altıncı fıkrasında yeralan "Millî Eğitim Bakanı veya" deyimini, 22.maddesinin birinci fıkrasında yeralan "Yüksek Öğretim Kurulunungöstereceği bir veya birden fazla" deyimini, 29. maddenin (a) ve (ç)bentlerini, 38. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "esasları yükseköğretim kurulunca tespit edilecek" deyimini, 43. maddesinin altıncıfıkrasında yeralan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve deyimini 52.maddesinin birinci fıkrasında yeralan ve Yüksek Öğretim KurulununÖnerileri" deyimini, 56. maddesinin Birinci fıkrasında yer alan"Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca"deyimini, 57. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "ders aracı olarakkullanılan kitap ve teksirleri öğretim üye ve yardımcıları kendi hesaplarınabastıramazlar" deyimini ve aynı maddenin ikinci fıkrasında yeralan"iki yıl içinde üniversite ve öğretim birimleri tarafındanbastırılamayan" deyimini 61. maddesinin yedinci fıkrasını, 65. maddesininyedinci fıkrasını, 66. maddesinin üçüncü fıkrasını, 69. maddesinin ikincifıkrasındaki "Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri veya Türk Devletininülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhepayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadankaldırmak kasdiyle kullanılması" deyimmi ve yine aynı fıkrada yazılı"yayımlamayı müteakip 48 saat içinde" deyimini, 70. maddesininbirinci fıkrasının (a), (b), (c), bentleri ile ikinci fıkrasını, 73. maddesininbirinci fıkrasını, 74 maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yetkiliorganın teklifi ve yüksek öğretim kurulunun onayı ile" deyimini, 82.maddesinin birinci cümlesini, 83 maddesini, geçici 1. maddesinin çüncüfıkrasında yer alan "Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılıKanun uyarınca Orta Doğu Teknik Üniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük(Doçentlik) ve Profesörlük unvanları, bu Kanuna göre verilecek Üniversitedoçentliği ve Üniversite Profesörlüğü unvanları ile eşdeğerlidir"tümcesini ve Geçici 2. maddesini Anayasa'nın 149. maddesi uyarınca iptal davasıaçmış ve yukarıda sözü edilen Kanun hükümlerinin iptalini istemiştir.
II.YASA METİNLERİ:
l -20/6/1973 günlü ve 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptali istenenmaddelerile iptali istenen kimi hükümlerinin bulunduğu maddeler şunlardır:
Madde3/b. - Öğrencilerini bilim anlayışı kuvvetli, millî tarih şuuruna sahip,vatanına, örf ve adetlerine bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar veyüksek öğrenime dayanan mesleklerde türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyihazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi, sağlam karakterli vatandaşlar olarak yetiştirmek.
Madde4. - Yüksek Öğrenim Kurulu; Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaşbilim ve teknolojinin gereklerine ve Devlet Kalkınma Plânının temel ilke vepolitikalarına uygun olarak yüksek öğretim alanına yön vermek amacı ile,gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek Öğretimkurumları arasında koordinasyonu sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makamve mercilere önerilerde bulunmakla görevli bir kuruldur.
Madde5 - Yüksek Öğretim Kurulu, Millî Eğitim Bakanının başkanlığında, herüniversitenin yetkili organınca profesörler arasından 2 yıl içinde seçilecekbirer temsilci ile kuruldaki üniversite temsilcileri sayısı kadar aynı süre ileMillî Eğitim Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanacak üyelerdenkurulur. Şu şekilde atananlar arasında resmî yüksek öğretim kurumları, Maliye,Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlıkları ile Devlet Plânlama Teşkilâtından veTürkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumundan en az birer üyenin bulunmasışarttır.
YüksekÖğretim Kurulunun göstereceği üç aday arasında Millî Eğitim Bakam tarafındanbir genel sekreter tayin edilir. Genel Sekreter toplantılara oy hakkıolmaksızın katılır.
GenelSekretere bağlı olarak, sekreterlik işlerini ve kurulca verilecek diğer görevleriyürütmek üzere Millî Eğitim Bakanlığında bir sekreterya kurulur. Busekreteryada ayrıca, eğitim araştırmaları, planlaması, koordinasyonu yapacak veeğitimle ilgili çalışmaları düzenleyecek, yeteri kadar uzman bulundurulur.
YüksekÖğretim Kurulu Millî Eğitim Bakanının daveti üzerine toplanır. Üyelerin üçtebirinin isteği halinde toplantı yapılması zorunludur.
YüksekÖğretim Kurulu çalışma usulünü kendisi tayin eder ve bu husus bir yönetmeliktegösterilir.
Madde6 - Yüksek Öğretim Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
a)Yüksek öğrenim alanında yeni kurumların açılması, mevcutların geliştirilmesi,insangücü ihtiyaçlarının karşılanması, yatırımların ve kaynakların etkili birşekilde kullanılması, yüksek öğretim alanının muhtaç bulunduğu öğretim vearaştırma elemanlarının yurt içinde ve dışında yetiştirilmesi için kısa ve uzunvadeli planlar hazırlamak ve ilgili kuruluşların senatolarca tespit edilen,ideal kadrolarını dengeli bir şekilde düzenlemek;
b)Üniversite ve diğer yüksek öğretim kurumlarını ilgilendiren kanun ve tüzüktasarılarını inceleyerek görüşlerini bir ay içinde Millî Eğitim Bakanlığınasunmak;
c)Öğrenim ve öğretimin Devlet Kalkınma Planı hedeflerine uygun olarakyürütülmesini sağlamak amacı ile üniversitelerin özelliklerini, kapasitelerini,insangücü ve maddî ihtiyaçlarını dikkate alarak gerekli gördüğü öğretimdallarında dönem sayısının arttırılması, paralel öğretim veya gece öğretimiyapılması hususunda önerilerde bulunmak;
ç)Üniversitelerin, yüksek öğretimin bütünlüğü çerçevesi içinde, yüksek dereceliokullara akademik yönden yapabilecekleri yardımları ve bu alandaki gözetimhizmetlerirıin esaslarını ilgili kurumlarla birlikte saptayarak, gereğiniistemek ve sonuçlarını izlemek;
d)Görevlerine ilişkin çalışma sonuçlanın her yıl bir rapor halinde yayınlamak
e)Kalkınma planının gerektirdiği araştırma konuları ile özel araştırma fonlarınınüniversitelere dağıtımını üniversitelerarası işbirliği halinde yapmak;
f)Yüksek öğretim kurumlarının öğrencilerinden alınarak ücret ve harçlar konusundagerekli esasları tespit etmek ve denkliği sağlamak;
g)Uluslararası Bilimsel Kuruluşlara katılmak amacını güden, Millî Komitelerkurmak, denetlemek ve gereken malî desteği sağlamak;
h)Bu kanunla verilmiş diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak
Madde7 - Üniversite Denetleme Kurulu, üniversiteler üzerinde Devletin gözetim vedenetimi sağlamak üzere, Başbakanlığa bağlı olarak çalışan bir kuruluştur.
Kurul;Başbakanın başkanlığında, Millî Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, bu kanuna tabiüniversitelerin rektörlük yapmış öğretim üyeleri arasından kur'a ile üç yılsüre için seçilmiş üç üye, Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarı, Millî GüvenlikKurulunun dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl süre için seçeceğibir üyeden kurulur.
Başbakanınkatılmadığı hallerde kurula Millî Eğitim Bakanı Başkanlık eder.
Kurulunsekreterlik işleri Başbakanlık tararından düzenlenir ve yürütülür.
Madde8 - Üniversite Denetleme Kurulu, Devletin gözetimi ve denetimi görevini yerinegetirmek üzere;
a)Üniversitelerin veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerin organlarındanveya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekli gördüğü hallerde, yazılı veyasözlü bilgi istemek;
b)Üniversite veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerde görevli kişilerindisiplin veya ceza kovuşturması açılmasını gerektiren fiilleri için kovuşturmaaçılmasını yetkili makamlardan istemek; bu konuda yetkili organlarca alınandisiplin kararlarına karşı üniversitelerarası kurula itirazda bulunmak; onbeşgün içinde gerekli kovuşturmaya başlanmadığı veya aksine bir karar alınmadıkçabaşlanan kovuşturma en geç üç ay içinde sonuçlandırılmadığı takdirde, doğrudandoğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı tayin ederek sonucu, gereğiyapılmak üzere yetkili organa iletmek;
c)Üniversitelerin veya üniversiteye bağlı kurum ve kuruluşların veya birüniversiteye bağlı olmayan fakültelerin idaresine el konulmasını gerektirenhallerde Bakanlar Kurulunu haberdar etmek;
ç)Üniversitelerin işleyişi konusunda her yıl Başbakanlığa rapor vermek;
Görevve yetkilerine sahiptir.
MilliEğitim Bakanı, gecikmesinde sakınca gördüğü hallerde en geç bir hafta içindedenetleme kurulunun tasvip ve takdirine sunmak üzere, kurul adına yukarıdayazılı görevleri yapmaya ve yetkileri kullanmaya mezundur.
Madde10 - Üniversitelerarası kurul, bütün üniversitelerin rektörleri ile en yetkiliorganının üç yıl için seçeceği ikişer profesörden kurulur.
BuKurulda üye üniversite rektörleri, her yıl Haziran ayının son haftasında birarada yapacakları toplantıda, Üniversitelerarası Kurula aralarında, bir başkan,bir başkanvekili seçerler. Aynı şahıslar, aradan üç yıl geçmedenÜniversitelerarası Kurul Başkan ye Başkanvekilliğine tekrar seçilemezler.
Kurultoplantıları, rektörlerce aksi kararlaştırılmadıkça Başkanın bağlı olduğuüniversitenin bulunduğu şehirde yapılır.
Kurulraportörlüğünü oya katılmaksızın Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteriyapar. Genel Sekreter kurul tarafından tayin edilir. Genel Sekretere bağlısekreterlik bürosunun merkezi Ankara'dadır.
Raportör,kurul tutanak ve kararlarını saklar, bunların birer örneğini üniversitelere vefakültelere gönderir.
ÜniversitelerarasıKurul, Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Gerekli hallerde Millî Eğitim Bakanıveya her üniversite rektörü, kurulun toplantıya çağrılmasını Başkandanisteyebilir.
ÜniversitelerarasıKurul kararlarının birer örneği Milli Eğitim Ba kanlığına gönderilir. MilliEğitim Bakanı alınan kararların yeniden in celenmesini, gerekçe göstererek, 15gün içinde isteyebilir. Üniversiteler arası Kurul bir ay içinde aynı konuüzerinde alacağı kararı Bakanlığa bildirir.
Bukararın, toplantıya katılan üye mevcudunun salt çoğunluğu ile alınmasıgereklidir. Bu karar, ilgililerin yetkili yargı mercilerine başvurmakhususundaki haklan saklı kalmak üzere, kesindir.
Madde22 - Doçentlik unvanını kazandıktan sonra üniversitelerde çalışmak isteyenler,yüksek öğretim kurulunun göstereceği bir veya birden fazla üniversite veyabağımsız fakültenin açık doçentlik kadrolarına, tüzüğüne göre seçilerek tayinedilirler.
Tayinişlemi,Türk vatandaşı olma şartı yanında Devlet memurlarında aranan şartlar bulunmakkaydı ile fakülte kurulunun teklifi ve senatonun kararı üzerine rektörtarafından yapılır.
Gösterilenkadrolara müracaat etmeyen veya tayin edildikleri halde göreve başlamayanlarlaaçık kadro olduğu halde seçilmeyen doçentler, istifa etmiş sayılırlar.Kendilerine açık kadro gösterilmeyen üniversite doçentleri kendi asistanlıkkadrolarında öğretim ve araştırma görevine devam edebilir.
Madde29 - Asistanlığa tayin edilebilmek için Devlet hizmetine girmede aranan genelşartlardan başka aşağıdaki şartlar gereklidir;
a)Görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak,
b)Fakülte kurulunca gösterilecek iki misli aday arasından senatoya seçilecek üçkişilik bir jüri tarafından yapılacak bilimsel sınavda başarı göstermek,
c)Görev alacağı bölüm veya kürsünün gerektirdiği yönetmelikle saptanmış şartlarıhaiz olmak,
Bölümve kürsü başkanları, (b) bendinde sözü geçen jürinin tabii üyesidir.
ç)Öğrenciliğinde 64 üncü maddenin l inci paragrafında bildirilen sebeplerledisiplin cezası almamış olmak.
İnsannak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmezbütünlüğüne veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak; nitelikleriAnayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak için her ne suretle olursaolsun gösteri veya propaganda yapmamış veya anarşik hareketlere katılmamışolduğu hususunda üniversite yönetim kurulunca karar verilmiş olmak,
d)Yabancı uyruklu asistanlar, yukarıda belirtilen şartları haiz olmak şartiyle vekendilerine bir burs temin edildiği ilgili üniversite yönetim kurulunca tespitedildiği takdirde asistanlığa alınabilirler.
e)Bazı teknik branşlarda ve sanat dallarında istihdam edilecek asistanlarda (a)fıkrasındaki şartların aranıp aranmayacağına üniversitelerarası kurul kararverir.
Madde38 - Öğretim üyeleri ve asistanlar, en az Devlet Memurları için kabul edilmişolan günler çalışma süresi kadar bir süre öğrenim, bilimsel araştırma,inceleme, uygulama ve yönetim görevleri ile üniversite organlarınca veyakanunla verilen diğer görevlerin gerektirdiği yerlerde hazır bulunmak vegörevlerini yerine getirmek ve esasları yüksek öğretim kurulunca tespitedilecek belirli saatleri içinde görevleri basında bulunmakla yükümlüdürler.
Öğretimüyeleri ve asistanların devamları, kürsü, bölüm başkanları ile dekanlar verektörler tarafından kontrol edilir. Dekanlar, rektöre teklif etmek ve onayınıalmak sureti ile mesai saatleri içinde izinsiz görevi başına gelmeyenlerhakkında takdire bağlı maaş kesme cezası vereceği gibi, bu kanunda bildirilendisiplin cezaları verilmek üzere haklarında muamele de yaparlar. Doğrudandoğruya üniversiteye bağlı kurumlarda görevli öğretim üyeleri ve yardımcılarıhakkında bu işlemi rektör yapar.
Üniversiteöğretim üyeleri ve asistanlar resmi çalışma saatleri içinde ve başka yükseköğretim kurulları dışında ücretli veya ücretsiz resmî veya özel herhangi bir işgöremezler, ek görev alamazlar, serbest meslek icra edemezler. Üniversite asistanlarıbütün çalışmalarını üniversiteye hasrederler.
Ancak,resmî çalışma saatleri dışında serbest meslek icra etmek isteyen üniversiteöğretim üyeleri aşağıdaki haklardan faydalanamazlar:
a)Üniversite tazminatı veya herhangi bir yan ödeme alamazlar.
b)Bilgi ve görgülerini artırmak ve bilimsel araştırma yapmak üzere kontenjanlayurt dışındaki çalışmalara masrafları kendileri tarafından ödenmek üzerekatılabilirler.
c)Rektör, dekan yüksek okul müdürü ve bölüm başkanı seçilemezler.
Diğeröğretim yardımcılarından aylıkla tayin olunanlar da yukarıdaki esaslaratabidirler. Üniversite Öğretim üyelerine kanunlarla öngörülen resmi görevlersaklıdır.
Madde43 - Yeni üniversiteler ve fakülteler yüksek öğretim planlaması çerçevesiiçinde kurulabilir.
Üniversitelerve bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakülteler kuruluş kanunlarındaaksine hüküm bulunmadıkça bu kanun esaslarına göre kurulur.
Birüniversite içinde yeniden fakülte, yüksek okul ve okul açılması, fakültelerinveya okulların birleştirilmesi, ya da kaldırılması senatoların teklifi ve MillîEğitim Bakanının onamı ile yapılır.
Üniversiteve fakülteler, kendilerine bağlı olmak üzere, yeni enstitüler, bilim,araştırma, öğretim ve yayım kurumları açmaya yetkilidirler. Bunların yönetimşekilleri bağlı oldukları üniversite veya fakültelerce belirtilir.
Bumadde uyarınca açılacak, fakülte yüksek okul, okul, enstitü ve kurumlardan yeniödenek ve kadro alınmasını gerektirenler için genel usullere uyulur.
Birüniversite içinde açılacak yeni fakültelerin kuruluşunda istekleri ilegörevlendirilecek öğretim üyeleri senatoların, yeni bir üniversitenin veya birüniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakültelerin kuruluşlarında istekleri ileilk görevlendirilecek öğretim üyeleri, Yüksek Öğretim Kurulunun talebi veÜniversitelerarası Kurulun seçimi ile tayin olunurlar.
Madde52 - Üniversitelere giriş, İnsangücü planlaması, üniversitelerin kapasiteleri,öğrencilerin yetenekleri ve Yüksek Öğretim Kurulunun önerileri dikkatte alınmaksuretiyle Üniversitelerarası Kurulca düzenlenir.
Türlübilim ve uzmanlık kollarında bir meslek ve diploma sahibi olmak için üniversitekurumlarından birinde, öğretim ve Sınav Yönetmelikleri uyarınca kesin kayıtişlemini tamamlayarak veya kaydını yenileyerek öğrenim yapanlar üniversiteöğrencileridir.
Yönetmelikleriuyarınca doktora veya uzmanlık çalışması yapanlara doktora veya uzmanlıköğrencisi denir.
Madde56 - Üniversiteler, Yüksek Öğrenim Kurulunun yapacağı plan ve programlaruyarınca, Öğrencilerinin beden ve ruh sağlığının korunması, beslenme, çalışma,dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılamakve bu amaçla, ilgili kamu kuruluşları ile de işbirliği yapmak suretiyle,öğrenci ve mezunlarına üniversite içinde ve dışında iş bulma servisleri kurmakve çalışma şartlarını düzenlemek, mediko-sosyal merkezler, yurtlar, öğrencikantin ve lokantaları açmak, toplantı ve sinema, tiyatro salonları, spor salonve sahaları, kamp yerleri temin etmekle ve bunlardan öğrencilerinin en iyişekilde yararlanmaları için gerekli tedbirleri almakla görevlidirler."
Birdenfazla üniversitenin bu aîanlarda müşterek planlama ve malî yardımlaşmasuretiyle ortak kuruluş meydana getirmeleri de mümkündür.
Madde57 - Öğretim üye ve yardımcılarının ders kitapları ve teksirleri ilgiliüniversiteler, fakülteler ve yüksek okullarca bastırılır ve öğrencileremaliyetlerini aşmayacak fiyatla satılır. Ders aracı olarak kullanılan kitap veteksirleri öğretim üye ve yardımcıları kendi hesaplarına bastıramazlar. Bukonuda uygulanacak esaslar ve ödenecek telif hakları üniversitelerarası kurulcahazırlanacak ayrı bir yönetmelikle belirtilir.
İkiyıl içinde üniversite ve öğretim birimleri tarafından bastırılamayan kitaplarıöğretim üyeleri kendileri bastırabilir. Bu taktirde üniversite yönetim kurulukitabın fiyatını, maliyetinden aşağı olmamak üzere tespit eder.
Madde61 - Bir fakültenin öğretim üye ve yardımcılarını ilgilendiren işlerde dekan,birden fazla fakültenin öğretim üye ve yardımcılarını veya bir dekanı yadarektörlüğe bağlı kuruluşları ilgilendiren işlerde rektör, herhangi bir disiplinsuçu işlendiğini önerirse, gecikmeksizin işi başkanı bulunduğu yönetim kurulunagötürür. İlgili yönetim kurulu, suç haberinin açıkça asılsız olduğunu görürse,disiplin soruşturması yapılmasına yer olmadığına, aksi halde disiplinsoruşturmasının yapılmasına karar verir ve bir veya birden fazla soruşturmacıseçer.
Soruşturmasonunda yönetim kurulu, ya disiplin cezasını gerektiren bir durum olmadığına,ya 60. maddenin (a) veya (b) bentlerindeki cezalardan birinin verilmesine,yahut diğer bentlerdeki cezalardan birinin Senatoya teklif edilmesine kararverir. Yönetim Kurulu Karar vermeden önce hakkında soruşturma yapılan kimseyesavunma imkânı verir. Tanınan süre içinde sözlü veya yazılı savunma yapmayanlarbu haklarından vazgeçmiş sayılırlar.
YönetimKurulunun teklifi üzerine dosya kendisine gelen Senato, öğretim üyelerindenkurulu üç kişilik bir inceleme komisyonu seçer. Komisyon gerekli görürse eksoruşturma yapar ve Senatoca verilecek karar hakkındaki mütalâası ile birlikteraporunu Senatoya sunar.
Senato;ya disiplin cezasını gerektiren bir durum olmadığına, ya da 60. maddede sayılandisiplin cezalarından birinin verilmesine karar verir.
Disiplinsoruşturması öncelikle ve geciktirilmeksizin yapılır ve karara bağlanır. Buhususu sağlamaktan soruşturmacı ve dekan veya rektör sorumludur.
Disiplincezaları yazı ile ilgiliye bildirilir ve uyarma cezası hariç, kütüğe geçirilir.
Rektörhakkında yapılan disiplin kovuşturması üniversite denetleme kurulunca tayinedilecek bir soruşturmacı tarafından yürütülür.
Madde65 - Üniversite öğretim üyelerinin, öğretim yardımcılarının ve diğer memurlarıngörevleri dolayısiyle, ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ilerisürülen suçlar üzerine, ilk soruşturma rektörün tayin edeceği uygun sayıdasoruşturmacı tarafından yapılır. Rektörün işlediği ileri sürüleri suçlarınsoruşturmacıları, kendisinin katılmayacağı bir toplantıda üniversite senatosutarafından tayin edilir. Bu toplantı öğretim üyeliğinde en kıdemli rektöryardımcısının çağrısı üzerine ve onun başkanlığında yapılır.
Bumaddeye göre tayin edilecek soruşturmacıların, en az, sanığın akademik unvanınasahip bulunması şarttır.
Bumaddenin hükmüne giren bir suç fakültelerde, veya onlara bağlı kurumlardaişlendiğinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dekanlar ön soruşturmayapar, ya da yaptırabilirler. Bu takdirde, dosya gereğinin yapılması için engeç bir hafta içinde rektörlüğe gönderilir.
Soruşturmacılarınöğretim üyeleri ve yardıcıları hakkında düzenleyecekleri dosya, rektörtarafından, rektör hakkındaki soruşturmada en kıdemli rektör yardımcısıtarafından Danıştay'a gönderilir. Son soruşturmanın açılıp açılmamasınaDanıştay'ın yetkili dairesi karar verir. Bu karara ilgililerce yapılacakitirazlar Danıştay Genel Kurulunca incelenerek karara bağlanır.
Memurlarhakkında son soruşturmanın açılıp açılmamasına üniversite yönetim kuruluncakarar verilir. Bu karara karşı itirazlar Danıştayın yetkili dairesindeincelenerek karara bağlanır.
Bumadde hükümlerine göre tayin edilecek soruşturmacılar tarafından yürütülen ilksoruşturma sırasında, bir hâkimin yapması gereken tutma, arama, zabıtişlemlerin yapılmasına ihtiyaç duyulduğunda bu husuta soruşturmacı ya dasoruşturmacıların talebi üzerine asliye ceza hâkiminden karar alınır.
Devletinülke ve millet bütünlüğü, hür demokratik rejim, nitelikleri Anayasa'da yazılıCumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan Devlet güvenliği ile ilgili bulunansuçların ve suçluların kovuş turulmasında yukarıda yazılı usul uygulanmaz. Buhallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı bizzat yapar ve sonucuna göre yetkilimahkemede kamu davası açar.
Madde66 - Üniversitelerle bir üniversiteye bağlı kurumların ve bağımsız fakültelerinyetkili yönetim organları, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin korunması vebütün görevlerin düzenli şekilde yerine getirilmesi için her türlü tedbirialmakla yükümlüdür.
Rektöracele hallerde dekan veya bağlı kuruluş yetkilileri, üniversite binaları veyaekleri içinde, üniversitenin imkânları ile önlenmesi mümkün görülmeyenolayların cereyanı ihtimali karşısında, zabıtadan yardım talep edebilir. Butalep derhal yerine getirilir.
Zabıta,suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet izne bağlıolmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir. Bu takdirde,giriş sebebinin niteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsızfakültelerin dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir.
İlgilikurumlar, kovuşturma dolayısiyle zabıta kuvvetlerine, gereken her türlü yardımve kolaylığı göstermekle yükümlüdür.
Madde69 - Üniversitelerle onlara bağlı kuruluş ve kurumlarda veya bir üniversiteyebağlı olmayan fakültelerde, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeyedüşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca önlenmemesi; veya üniversiteorganlarınca alınan tedbirlerin gereken sonucu vermemesi;
Anayasa'dayer alan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak ve hürriyetleriniveya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk,sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilenCumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdiyle kullanılması; hallerinde BakanlarKurulu, ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumlarınıveya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ileelkoyabilir. Elkoyma kararı Resmi Gazetede yayımlanır. Yayımlanmayı müteakip 48saat içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamınasunulur. Elkoyma süresi 2 ay'ı geçmez.
Ancak,her defasında 2 ay'ı geçmemek üzere süre uzatılabilir. Uzatma, kararı, TürkiyeBüyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamına sunulur.
Madde70 - Elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkileri:
a)Üniversite ve bağlı kurum organlarında veya üniversiteye bağlı olmayanfakültelerde görevli bulunanların tümünün veya bir kısmının yönetim görevlerineson vermek; yönetim görevlerine son verilenlerin yerine yenilerini seçmek;
b)Elkoymayı gerektiren durumun doğmasına sebep olanların tespiti, bunlar vefailleri hakkında gerekli disiplin ve ceza kovuşturmasını yaptırmak,
c)Üniversitede ve bağlı kuruluşlarında görevli kişilerden gerekli görülenleri,kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığıhallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırmak;
ç)Elkoyma süresince, üniversiteye veya bağlı kuruluşlarını veya bir üniversiteyebağlı olmayan fakülteleri kısmen veya tamamen geçici veya sürekli olarakkapatmak veya açmak;
d)Elkoymayı gerektiren durum ve olaylar dolayısiyle gerekli görülen öğrencileriüniversiteye veya üniversiteye bağlı kuruluşlara veya üniversiteye bağlıolmayan fakültelere devamdan geçici olarak men etmek veya men'i kaldırmak;yetkilerine sahiptir.
Elkoymahalinin kaldırılmasından sonra, kesin bir yargı kararı almadıkça BakanlarKurulunun (b) ve (c) bentlerine göre almış bulunduğu kararlar yürürlükte kalır.
Madde73 - Kanunun 5 inci maddesinin (f) fıkrasına göre öğrencilerden alınacak ücretve harçlar yıllık 3.000 lirayı geçmemek üzere her üniversitede kurulacak"Öğrenci Fonu" na yatırılır. Bu fon özellikle lisans ve lisanssonrası başarılı ve muhtaç öğrenciler için burslara ve diğer yardımlara tahsisedilir. Bunun dışında bu fon sosyal, kültürel ve sportif tesislerin kurulmasıişletilmesi, öğrencilere düşük fiyatla kitap ve teksir sağlanması amaçları içinde kullanılabilir. Fonun yönetim, isletme ve denetim esasları senatolarca,tespit edilir. Her yıl sonunda fondan artan meblağ gelecek yılın fonuna eklenir.
Girişimtihanlarında alınan kaydiye ücretleri. "Bu imtihanı yapankuruluşun" yönetim ve yatırım harcamalarında kullanılmak üzere ayrı birfonda toplanır. İta âmiri ilgili rektördür.
Üniversitelerve bunlara bağlı kurumlara yapılacak her türlü bağış ve vasiyetler, vergi,resim ve harçlardan muaftır. Bağış ve vasiyetlerin kullanılmasında bağış vevasiyeti yapanların koydukları, kanuna göre muteber kayıtlara ve şartlarauyulur. Gelir veya Kurumlar Vergisine tabi mükellefler tarafından üniversitelermakbuz mukabilinde yapılacak nakdî bağışlar yıllık beyanname ile bildirilecekgelirlerden ve kurum kazancından indirilir.
Üniversitelertarafından öğretim, eğitim ve araştırma maksadı ile ithal edilen veya bağışyolu ile gelen makine, alet ve cihazlarla, ecza ve malzeme, her türlü vergi,resim ve harçlardan muaftır.
Üniversite,fakülte ve bunlara bağlı kurumlar tarafından yapılan bilim ve teknik incelemeve araştırma ile yayımların gerektireceği her türlü giderler hakkında, 2490sayılı Kanunun hükümleri uygulanmaz. Bu işlerde uygulanacak esaslar senatolarcabelirtilir.
Üniversitelerininşaat, makine ve teçhizatı ile ilgili işlerinde 1050 sayılı Muhasebe-i UmumiyeKanununun 135 inci maddesi ile 2490 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Buişlerde uygulanacak esaslar senatoca hazırlanacak bir yönetmelikle belirtilir.
Madde74 - Üniversitelerde ve bunlara bağlı kuruluş ve birimlerde; yetkili organınteklifi ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı ile döner sermaye işletmelerikurulabilir. Verilecek sermayenin miktarı kendi kanunlarında veya bütçekanunlarında gösterilir.
Dönersermaye işletmelerinin faaliyet alanları, sermaye ümitleri, işletme ile ilgiliidarî işlemlerin yürütülmesi esasları ve muhasebe usulleri, Maliye Bakanlığınınolumlu mütalâası alınmak suretiyle hazırlanacak yönetmelikle belirtilir.
Kurulacakdöner sermaye işletmeleri, 1050 sayılı Muhasebe'i Umumiye ve 2490 sayılıArtırma, Eksiltme ve ihale Kanunlarına tabi değildir Ancak malî yılın bitimindenitibaren dört ay içinde hazırlanacak bilanço ve ejderi ile, bütün gelir vegider belgeleri denetim için Sayıştay'a ve birer örneği de aynı süre içindeMaliye Bakanlığına verilir.
Madde82 - 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile bunu değiştiren 115, 119, 345, 923sayılı Kanunlar yürürlükten kaldırılmıştır.
KaradenizTeknik Üniversitesi adıyla Trabzon'da bir üniversite kurulması hakkındaki 6594sayılı Kanun ile bunu değiştiren 336, 535, 871 ve 1650 sayılı kanunların, 6990sayılı Atatürk Üniversitesi Kanunu ile bunu değiştiren 336, 535, 871, 994, 996,1499, 1573 ve 1578 sayılı kanunların hükümleri saklıdır. 6594 ve 6990 sayılıkanunlarla ek ve tadillerin de bahsedilen 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ileek ve tadilleriııdeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır. 892 sayılıHacettepe Üniversitesi kurulması hakkındaki kanunun işbu kanuna aykırıhükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Madde83 - 7307 sayılı Kanunla kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesinin kanunîhükümleri saklıdır. Bu kanunun 47 nci maddesinde sözü edilen öğretim üyesiyardımı Orta Doğu Teknik Üniversitesinin yetkili organlarınca yürütülür.
1487sayılı Kanunla kurulan Boğaziçi Üniversitesi bu Kanunun yürürlüğe girmesindenitibaren en geç üç yıl içerisinde işbu kanun hükümlerine tabidir.
GeçiciMadde l - Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce çeşitli kanunlarla kazanılmışakademik unvanlar saklıdır.
Bukanunun yürürlüğe girmesinden önce asistan kadrosunda eylemsiz doçent olarakgörev ifa edenler bu kanunun 22 nci maddesi hükümlerine, doçent kadrosundakikadrosuz profesörler de bu kanunun 24 üncü maddesi hükümlerine tabi olurlar.
Bukanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılı Kanun uyarınca Orta Doğu TeknikÜniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük (Doçentlik) ve profesörlükunvanları, bu kanuna göre verilecek üniversite doçentliği ve üniversiteprofesörlüğü unvanlarıyle eşdeğerlidir. Ancak bu kanunun yürürlüğe girmesindensonra Orta Doğu Teknik Üniversitesinde de Üniversite doçentliği ve üniversiteprofesörlüğü unvanları bu kanunda öngörülen esaslara uygun olarak kazanılır.
GeçiciMadde 2 - Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihte üniversite öğrencisi bulunanlara,üniversite yönetmeliklerinin kısıtlayıcı hükümleri saklı kalmak üzere, bukanunun 54 üncü maddesinde öngörülen süre iki yıl ilâve edilerek uygulanır.
2 -Dayanılan Anayasa Hükümleri:
DavacıAnkara Üniversitesi'nin 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptalini istediğimadde ve hükümleri bakımından dayandığı Anayasa kuralları şöyledir:
"Başlangıç:
Tarihiboyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasave Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğu kaybetmiş bir iktidara karşıdirenme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti;
Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"YurttaSulh, Cihanda Sulh" ilkesinin, Millî Mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsanhak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumunhuzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;
TürkiyeCumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân veOnu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığıinancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğineemanet eder.
Madde2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkeleredayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde20 - Herkes, düşünce kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz,yazı, resim ile veya başka yollarla tek basma veya toplu olarak açıklıyabilirve yayabilir.
Kimse,düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.
Madde21 - Herkes, bilim ve sanatı, serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma vebu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Eğitimve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir. Özel okullarınbağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygunolarak kanunla düzenlenir.
Çağdaşbilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Madde61 - Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergiödemekle yükümlüdür.
Vergi,resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler ancak kanunla konulur.
Kanununbelli ettiği yukarı ve aşağı hadler içinde kalmak, ölçü ve esaslara uygun olmakşartiyle vergi, resim ve harçların muafiyet ve istisnalarıyle nisbet vehadlerine ilişkin hükümlerde değişiklik yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilikılınabilir.
Madde111 - Millî Güvenlik Kurulu, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve kanunungösterdiği Bakanlar ile Kuvvet Komutanlarından kurulur.
MilliGüvenlik Kuruluna Cumhurbaşkanı başkanlık eder; bulunmadığı zaman bu görevibaşbakan yapar.
MillîGüvenlik Kurulu, Millî Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında vekoordinasyonun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiyeeder.
Madde120 - Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve Kanunla kurulur. Üniversiteler,özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.
ÜniversiteÖzerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik,üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasınaengel olmaz.
Üniversiteler,Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organlarıeliyle yönetilir. Özel Kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındakihükümler saklıdır.
Üniversiteorganları, Öğretim üyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca,her ne suretle olursa, olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkrahükümleri saklıdır.
Üniversiteöğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler.
Üniversitelerinkuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların seçimleri, görev yetkileri,üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri veüniversite organlarının sorumluluğu, öğrenim ve öğretim hürriyetleriniengelleyici eylemleri önleme tedbirleri, üniversitelerarasında ihtiyaca göreöğretim üyeleri ve yardımcılarının görevlendirilmesinin sağlanması, öğrenim veöğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerineve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esasları kanunla düzenlenir.
Üniversitelerinbütçeleri, genel ve katma bütçelerin bağlı olduğu esaslara uygun olarakyürürlüğe konulur ve denetlenir.
Üniversitelerleonlara bağlı fakülte, kurum ve kuruluşlarda öğrenim ve Öğretim hürriyetlerinintehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesihalinde Bakanlar Kurulu, ilgili üniversitelerin veya bu üniversiteye bağlıfakülte, kurum ve kuruluşların idaresine el koyar ve bu kararını hemen TürkiyeBüyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamasına sunar. Hangi hallerin elkoymayı gerektireceği, el koyma kararının ilân ve uygulanma usulleri ile süresive devamınca Bakanlar Kurulunun yetkilerinin nitelik ve kapsamı kanunladüzenlenir."
III.İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 22/11/1973 gününde Muhittin Taylan,Avni Givda, Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar,Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Kani Vrana, Lûtfi Ömerbaş, ŞevketMüftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ileyapılan ilk niceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur.
l -Anayasanın 149. ve 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 21.maddelerindeÜniversitelerin kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda AnayasaMahkemesine iptal davası açabilecekleri açıklanmıştır. 1750 sayılıÜniversiteler Kanununun davacı Ankara üniversitesinin varlık ve görevlerinidüzenleyen bir yasa olduğunda kuşku yoktur. Yasanın bu niteliği karşısında,Ankara Üniversitesinin 1750 sayılı Kanunun tümü veya kimi hükümleri hakkındadava açma yetkisinin varlığını kabul etmek gerekir.
Dosyadakibelgelere göre, 44 sayılı Kanunun 25/3. maddesi uyarınca dava açmaya yetkiliAnkara Üniversitesi Senatosu 25/9/1973 gününde yaptığı 3 sayılı toplantıda ikikarar almıştır. Bunlardan (36) sayılısı Rektörlüğe iptal davası açma yetkisiniveren karardır. (35) sayısını taşıyan öteki karar ise hazırlanan davadilekçesinin kabul edilerek Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ilişkindir. Sözügeçen (35) sayılı karar içeriğinden anlaşıldığına göre, Üniversite Senatosu,1750 sayılı Kanunun bu davaya konu yapılan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğusonucuna varmış ve dava dilekçesini, l oya karşı 35 oyla kabul etmiştir. Açılandavanın, Üniversitenin yetki alanı içindeki konulan kapsamakta olduğu açıkçagörülmektedir.
2 -Rektöre dava açma yetkisi verme ve dava dilekçesi içeriğini kabul ederekAnayasa Mahkemesine başvurma kararları 25/9/1973 gününde yapılan (3) sayılıtoplantıda alınmıştır. Her iki karar gün ve sayıları da belirtilmek suretile(T.C. Ankara Üniversitesi Zat İşleri Müdürlüğü) mühüriyle mühürlenerekonanmıştır. Onanlı bu örnekler 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 26/3.maddesinde sözü edilen belgeler niteliğindedir. 25/9/1973 günlü (3) sayılıtoplantıya katılanların imzalarını ve toplantı yetersayısını gösteren belge deAnkara Üniversitesi Rektörlüğünün 1/10/1973 günlü, 953 sayılı başvurma yazısınabağlı olarak gönderilmiştir. Bu durumda alınan kararlarla aynı toplantıyailişkin olmak üzere Rektörlük yazısile gönderilmiş bulunan ad ve imzacetvelinin ilintisiz saymaya ve iptal davası için yeterli geçerlilikten yoksunkabul etmeye olanak yoktur.
Öteyandan Senatoca iptal davası açma yetkisi verilen Prof. Dr. Tahsin Özgüç'ün deAnkara Üniversitesi Rektörü olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır.Örneğin Anayasa Mahkemesine başvurma dilekçesine bağlı 25/9/1973 günlü (3)sayılı Senato toplantısının ad ve imza cetvelinde Tahsin Özgüç'ün unvanı da"Rektör" olarak açıkça belirtilmiştir. Durum bu biçimde kanıtlanınca,Prof. Dr. Tahsin Özgüç'ün Rektörlüğe seçim belgesinin dosyada bulunmamasınınayrı bir eksiklik sorunu yarattığı kabul edilemez.
Yapılangörüşmeler sonunda dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşıldığından, esasınınincelenmesine Kemal Berkem, Şevket Müftügil, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve AhmetO. Boyacıoğlu'nun senatonun yetkilendirme kararının, bu karara katılanları dabelirleyen onanlı bir örneğinin ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun ayrıca, rektörlüğeseçilme belgesinin de getirilmesi gerektiği yolundaki karşıoylariyle veoyçokluğu ile karar verilmiştir.
IV.ESASIN İNCELENMESİ:
l -Sözlü açıklama:
Davanınesasını incelemek üzere Muhittin Taylan, Kani Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar,Halit Zarbun, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, HasanGürsel, Ahmet Salih Çebi, Şevket Müftügü, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğluve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarile toplanan Anayasa Mahkemesi, Orta DoğuTeknik Üniversitesi Rektörlüğünün 12/11/1974 günlü 204/4 sayılı yazı ile yapmışolduğu açıklamalarla sözlü açıklama önerisi üzerinde durulmuştur. Yapılangörüşme ve tartışmalar sonunda Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, varlık vegörevlerini ilgilendiren konulardan iptal davasının değindiği alanlarda sözlüaçıklama yapmasının, konunun yeterince aydınlanması bakımından yararlıolacağına karar verilmiştir.
MuhittinTaylan, Kani Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Şevket Müftügil ve Ahmet H.Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır. Ahmet H. Boyacıoğlu ayrıca Orta DoğuTeknik Üniversitesi hakkında, 1750 sayılı Kanunda yer alan ve iptal davasınakonu yapılan kimi hükümler dışında kalan dava bölümünün bu toplantıdaincelenmesi yolundaki karşı görüşünü belirtmiştir.
22/4/1962günlü, 44 sayılı Kanunun 29. ve 30. maddeleri uyarınca, sözlü açıklamasınındinlenmesi için Orta Doğu Teknik Üniversitesine usulünce çağın kâğıdıgönderilmiş ve 30.1.1975 gününde yapılan toplantıda Üniversite Rektörü Prof.Tarık Sorner ile Üniversitenin vekili Av. Rahmi Mağat dinlenmişlerdir.
2 -İnceleme:
Davanınesasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, sözlü açıklama tutanağı, iptali istenenyasa hükümleri, Anayasaya aykırılık iddiasına dayanıklık eden AnayasaKuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ileilgisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A -1750 sayılı Yasanın iptali davasına konu yapılan kurallarının Anayasayaaykırılığı sorunu:
l -3. maddenin (b) bendi yönünden:
1750sayılı Üniversiteler Kanununun 3. maddesinin (b) bendinde Üniversiteningörevleri sayılırken şu hükme de yer verilmektedir:
"Öğrencilerini,bilim anlayışı kuvvetli, millî tarih şuuruna sahip, vatanına, örf ve adetlerinebağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayananmesleklerde türlü bilim ve uzmanlk kolları için iyi hazırlanmış bilgi vetecrübe sahibi, sağlam karekterli vatandaşlar olarak yetiştirmek". DavacıAnkara Üniversitesi bu bette yeralan "örf ve adetlerine bağlı"deyimini, Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri saptayan 2. maddesine ve o maddeile bağlantılı olarak başlangıç bölümünün dördüncü fıkrasına ve eğitim veöğretim esaslarını belirleyen 21/4 ve 120/5. maddeleri hükümlerine aykırıbulmakta ve iptalini islemektedir.
GerçektenTürkiye Cumhuriyetinin nitelikleri, 1961 Anayasasının başlangıç bölümü ile 2.maddesinde belirgin bir biçimde saptanmıştır. Cumhuriyetimiz, millî şuur vebütünlük içinde, barışa ve insan hak ve özgürlüğüne dayalı memleketkalkınmasını sosyal adalet ve Atatürk devrimleri ilkeleri doğrultusundaamaçlayan siyasal bir varlıktır. Burada özellikle Atatürk devrimleri deyimiüzerinde durmak gerekir. Devrimin kavramı, sözcüğün açık anlamından dabelirleneceği üzere, durgunluğun, alışkanlığın, hareketsizliğin tersidir.Devrimcilikte hiçbir zaman duraklama yoktur. Bilim ve tekniğin gelişmesilemodern toplum yaşamının koşulları da sürekli olarak değişikliğe uğrar.Kendisini bu değişmeye uyduramayan, yani devrim yapamayan sosyal topluluklarçağın gerisinde kalmaya ve ileri toplumların sömürgesi olmaya mahkûmdurlar.İşte Atatürk devrimlerinde temel amaç, geri kalmışlıktan kurtulmak, çağdaşuygarlık düzeyine ulaşmaktır. Belirli bir süre geçtikten sonra Atatürk devrimlerininamaçlarına ulaştığını ve artık yeni bir atılıma gereksinme duyulmayacağınıkabul etmeye olanak yoktur. Çünki, Atatürk devrimleri, çağdaş uygarlık düzeyidoğrultusunda sürekli hareket halindedirler ve birbirini ara vermeden izlerler.Bilim özgürlüğü devrim kavramını oluşturan öğelerden biridir. Bu özgürlük veüniversite öğretiminin bağlı olacağı ilkeler Anayasanın 21. ve 120.maddelerinde gösterilmiştir. Bu maddelere göre; çağdaş bilim ve eğitimesaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz ve üniversitelerdekiöğretim ve eğitimin de özgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknolojigereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi zorunludur.
Şimdinitelikleri yukarıda belirlenen Atatürk devrimleri kavramı ve Anayasa ilkelerikarşısında örf ve adetin ne olduğunu ana çizgilerile açıklamak ve anayasalaçıdan içeriğini ortaya koymak gerekmektedir.
Örfve adetin oluşması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.Bunlardan biri süreklilik, öteki de inanıştır. Çok uzun zamanlardan berisüregelen ve halkın inanışını ile canlılığını koruyabilen örf ve adetin,uygulamada zorunlu bir nitelik kazanabilmesi, daha doğrusu hukuksal bir değertaşıyabilmesi için, ayrıca yaptırım öğesini de içermesi gerekmektedir. Budeğerdeki yöresel örf ve adetlerin özel hukuk alanında, özellikle ticarethukuku alanında örnekleri çoktur ve sosyal yaşamda etkileri büyüktür. O kadarki halkın benimseyerek sürdüregeldiği örf ve adetleri, giderek hukuk kurallarıhaline getirme eğilimi XIX yüzyıl başlarında belirli bir teorinin temelinioluşturmuştur. Ancak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için büyük ve hızlıatılımlar yapması gereken yurdumuzda, örf ve adete bağlı bir düzenin egemenolması düşünülemez. Çünkü toplumun gereksindiği dinamizm, çoğu kez yüzyıllarıngeçmişten sürekleyip getirdiği ve özniteliği durgunluk ve belirsizlik olan Örfve adetlerle çelişki halindedir.
Atatürkdevrimleri, yurdumuzun sosyal, endüstriyel ve kültürel yönlerden gereksindiğidinamizmin bir sonucu olmuştur ve bu dinamizm Türk toplumunda etkinliğini herzaman koruyacaktır. Şu halde Cumhuriyetin geleceğini güvence altına alacak olangenç kuşakları, yüzyıllar öncesi toplum düzeninin gereksindirdiği ve yarattığıörf ve adetlere bağlı tutmak, onları modern Türkiye'nin üniversitelerinde örf veadet yönteminde ve doğrultusunda yetiştirmek, Atatürk devrimlerile ve budevrimlerin temelini oluşturan ilkelerle bağdaştırılamaz.
Kaldıki 14/6/1973 günlü 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 2 maddesinde MillîEğitimin amaçları gayet açık bir biçimde ortaya konulmuştur. İlk, Orta veYüksek Öğretim kademelerinde, öğrencilere örf ve adetleri öğretmeyi ve onlarabağlılığı amaçlayan hiçbir hüküm bu kanunda yeralmamıştır ve Anayasa ilkelerikarşısında yer alması da olanaksızdır.
Çağdaşbilim ve teknoloji esaslarına göre özgür düşünceli bilim ve meslek adamı,araştırmacı ve uzman yetiştirmekle görevli üniversitelerin bütün öğretimdallarında, bu amacın dışında, ayrıca örf ve adet öğretimi de yapılmasıAnayasanın 120. maddesinin öngördüğü temel eğitim ilkelerine aykırı düşer.
Aslındaiptali istenen Kanun hükmü Hükümetin önerdiği tasarıda yer almış değildi.Tasarıda 3/b. maddesine ilişkin hüküm şöyle düzenlenmişti: "Öğrencilerinibilim anlayışı kuvvetli, sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerletürlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibielamanlar, Anayasada ifadesini bulan Türk Devletinin ve Türk devrimininilkelerine bağlı ve millî karakter sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek"
Budüzenleme Millet Meclisi komisyonlarında değiştirilmiş ve şimdiki halinialmıştır. Değiştiriliş gerekçesi de açık bir biçimde ortaya konulmuş değildir.Örf ve âdetten ne kasdedilmiştir' Kan gütme gibi akıl dışı olduğu kadar kanunlada suç sayılmış olanlardan başlayarak, konukseverlik, büyüklere saygı,küçüklere şefkat gibi tüm toplularda aynı değeri taşıyan türlerine kadar,hangilerinin öğretim konusu olarak Üniversite öğrencilerine sunulacağı belirsizbırakılmıştır.
Hertürlü örf ve adeti, akıl ve bilinç dışında bir takım kurallar topluluğu olarakniteleyen bir görüşü benimseme olanağı yoktur. Ancak, toplumun yüzyıllaröncesindeki yaşam koşullarına göre, hatta çoğu kez akılcı bir gereksinme ileoluşmuş örf ve âdetlerini, bile sonradan sosyal koşullar ve gereksinmelerdeğiştikçe akıl ve bilincin gerisinde kalmış olduklarını kabul zorunluğuvardır. Bundan başka örf ve âdetler, memleketimizin toplum yapısına ve yöreselözelliklerine göre birbiri ile kimi kez çelişir nitelik almaktadırlar. Kanunhükümlerile bağdaşmayan gelenekler bir yana bırakılsa bile, ötekilerinin Türktoplumunun tümünce benimsendiği ileri sürülemez. Kaldıkı bunların üniversitegençliğine öğrenim konusu olarak sunulması, öğretim bütünlüğünü de sarsar;Üniversiteler ve Üniversite Öğretim Üyeleri ve öğrenciler arasında çatışmalaraneden olur. Bu gibi çatışmalara, örf ve adetlerle yakından ilişkileri bulunandin ve mezhep ayrılığı ve bundan doğan sosyal görüş ve inanış nedenleri deeklenince, Türk Devletinin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğü geniş birbiçimde tehlikeye düşer.
Buaçıklamalara göre; Üniversitelere "örf ve âdetlerine bağlı" gençleryetiştirmek görevini veren 1750 sayılı yasanın 3. maddesinin (b) bendinde yeralan "örf ve adetlerine bağlı" deyiminin, Anayasanın Başlangıç Bölümüile 2., 3., 21. ve 120. maddeleri hükümlerini zedelediği ve bu maddelerdebenimsenen temel ilkelere ters düştüğü ortadadır. Bu deyim, açıklanannedenlerle iptal edilmelidir.
Bugörüşe Halit Zarbun ve Ahmet Salih Çebi katılmamışlardır. 2 - 4. maddeyönünden:
DavacıAnkara Üniversitesi, bu madde ile düzenlenen Yüksek Öğretim Kurulu'nun,üniversite dışı bir kuruluş olması nedeniyle, Üniversitelere yön vermeklegörevli tutulamayacağını böyle bir düzenlemenin idarî ve bilimsel özerkliklebağdaşamıyacağını ileri sürerek Anayasanın 120. maddesine ters düşen hükmüniptalini istemektedir.
Anayasa'nın120. maddesi, Üniversitelerin, Devletin gözetimi ve denetimi altında,kendilerince seçilen organları eliyle yönetileceği kuralını koymaktadır. Yineaynı maddede, Üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkınıkullanma yöntemleri ve Üniversite organlarının sorumluluğu öğrenim ve Öğretiminözgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ve kalkınmaplanı ilkelerine göre yürütülmesi esaslarının kanunla düzenleneceği kuralı yeralmaktadır. Devletin bu kurallar ile niteliği ve kapsamı belirlenmiş olangözetim ve denetimini Üniversiteler dışında veya Üniversiteler üstünde olmaküzere kuracağı kurullar elile uygulaması doğaldır.
Nitekim,1750 sayılı Üniversiteler Kanunu 4. - 10. maddelerinde Anayasada öngörülenDevlet gözetim ve denetiminin uygulama usullerini belirtmiş ve gereklikurulları kurmuştur. Bu kurullar: 4. maddedeki Yüksek Öğretim Kurulu, 7.maddedeki Üniversite Denetleme Kurulu ve 9. maddedeki Üniversitelerarası Kurulolup bunlardan ilk ikisi Üniversiteler dışında, sonuncusu ise Üniversitelerarasındadır.
Kanunlabunlara verilen görevler, yönetime ilişkin gözetim ve denetim niteliğindeolmaları halinde bu kurulların Üniversite dışında bulunduklarına dayanılarakAnayasaya aykırı oldukları ileri sürülemez.
Buaçıklamadan anlaşıldığı gibi, bu kurullara ilişkin olmak üzere Anyasayaaykırılık durumunun oluşabilmesi, verilen görevlerin, gözetim ve denetimsınırlarını aşarak doğrudan doğruya yönetime katılmaya olanak sağlıyacaknitelikte olmaları halinde söz konusu olabilir ve böyle bir durumda Anayasayaaykırılık iddiası kurulun kendisine değil, söz konusu sınırları aşan görevlereyöneltilebilir.
Konununbu açıdan incelenmesi aşağıdaki sonuçları ortaya koyar: İptali istenen 4. maddeYüksek Öğretim Kurulunun tanımını yapmakta, bunu yaparken de kurulungörevlerinin genel çizgilerini geniş bir çerçeve içinde göstermektedir.
Maddeyegöre sözü geçen kural: (Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilimve teknolojinin gereklerine ve Devlet Kalkınma Plânının temel ilke vepolitikalarına uygun olarak yüksek Öğretim alanına yön vermek amacı ile gerekliinceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, yüksek öğretim kurumlarıarasında koordinasyonu sağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam vemercilere önerilerde bulunmakla görevli) dir.
Bugörevlere yakından bakılacak olursa, hepsinin de Devletçe yapılacak gözetim veDenetim niteliğinde işler olduğu, Üniversitelerin kendi başlarına bunlarınüstesinden gelmelerinin söz konusu bile edilemiyeceği ve kurulun bu konulardayapacağı işin de (gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak),(yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak) ve (uygulamalarıizleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmak) gibi yönetimedoğrudan katılma niteliğinde olmayan Devletçe yapılacak denetim ve gözetime yardımcıçalışmalardan ibaret bulunduğu görülmektedir.
"YüksekÖğretim alanına yön vermek amacı ile" deyimi, Kurulun kendi başına vedoğrudan doğruya yüksek öğretim kuruluşlarını bağlayıcı kararlar verebilmesiveya yönetim yetkisi ile donatılmış bir nitelik kazanmış olması anlamınagelmiyeceği açıktır. Yüksek Öğretim kurumları arasında "koordinasyonusağlamak" görevinin de kesinlikle yönetime el uzatma yolu ile yerinegetirilebileceğini kabul etmek mümkün değildir. Kurulun varlığının temelini, Anayasa'nın22/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değiştirilen 120. maddesindeki"Devletin gözetimi ve denetimi" ilkesi oluşturmaktadır. Bu ilke dahaönce Anayasanın yalnız bilim ve sanat hürriyetine ilişkin 21. maddesinde yeralmış iken, yapılan değişiklikle Üniversitelere ilişkin 120. maddeye deaktarılmıştır. Bu değişiklik ve eklemenin bir anlamı olsa gerektir. Çünkü KanunKoyucu, hele Anayasa koyucu bir işe yaramayan, bir amacı olmayan hükümlergetirmez. O halde "Devlet gözetimi ve denetimi" deyiminin Anayasanın120. maddesine aktarılmış nedenleri üzerinde durmak gerekecektir.
Bilindiğiüzere, Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına ve Anayasanın başlangıç bölümündeyer alan temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukdevletidir.
Bunitelikteki bir devletin eğitim politikasına temel olacak ilkelerde uyum vebütünlüğün varlığı esastır. Uyum ve bütünlükten yoksun bir eğitim politikasınıngüdüldüğü memleketlerde gençliğin, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlardakikalkınmaya olan maddi ve manevi etkisi zayıflar, giderek yozlaşır ve böylece bugibi memleketlerde yabancı sömürüsü ve çıkarcılığı egemen olur. İşte bununiçindiir ki, Anayasamızın 50. maddesinde: "Halkın öğrenim ve eğitimihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir" hükmü yeralmıştır.Demek ki, Devletin ödevleri hiyerarşisi içinde eğitimin önemini ve bu öneminderecesini, Anayasa yukarıda değinilen nedenlerle, ön plânda tutmaktadır.Özellikle Devlet örgütlerinde veya özel kesimde çalışacak olanların mîllîeğitim politikasına uygun bir bütünlük içerisinde yetiştirilmesi gerekmektedir.Bu uyum ve bütünlüğü sağlamak, yüksek öğretimdeki temel gereksinmeleri vegelişmeleri izleyerek devlete gerekli öğüt ve önerilerde bulunmak üzere birkuruluşun varlığı zorunludur. Yüksek Öğretim Kurulu bu gereksinmenin karşılığıolarak 1750 sayılı Kanunda öngörülmüştür. Anayasanın 120. maddesinde yeralan"Devletin gözetimi ve denetimi" ilkesinin tam uygulama alanı olanyüksek öğretimin uyum ve bütünlüğünü korumak ve kollamak görevi, Devletin enbaşta gelen ödevlerinden biridir. Bu ödevin herhalde Anayasanın Üniversitelereözgü öteki temel ilkeleriyle bağdaştırılarak yerine getirilmesi gerekir.
YüksekÖğretim Kurulunun tanımı yapılırken, bu esasların gözönünde tutulması elbettezorunlu olacaktır. Şu halde bu kuruluş Anayasanın 120. maddesinde öngörülentemel koşullar çerçevesinde yönetim ve bilim özerkliğini zedelemiyecek hukuksalbir yapıya sahip olacak, Devlet gözetimine esas alınacak öğüt ve önerilerdebulunacaktır. Bu öğüt ve öneriler özellikle, Yüksek Öğretimin bütünlüğüanlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine ve kalkınma planınıntemel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek öğretim alanına yön verecekdoğrultuda oluşacaktır. Yüksek Öğretim Kurulu bu konularda gerekli inceleme ve değerlendirmeleriyaparak yüksek öğretim kurumları arasında bir koordinasyonun sağlanmasınaçalışacaktır. 1750 sayılı kanunun 4. maddesinde açıklanan, bu tanımın,Anayasanın millî eğitime ilişkin temel ilkeler, özellikle 120. maddeninöngördüğü üniversitelere Özgü özerklik esaslarına aykırı bir yönübulunmamaktadır.
Açıklanannedenlerle 4. maddeye yönelen iptal istemi reddedilmelidir.
Bugörüşe, Nihat O. Akçakayalıoğlu değişik gerekçe ile katılmış ve MuhittinTaylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevket Müftügil, Adil Esmer veAhmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
3 -5. Madde yönünden:
Yükseköğretimin bütünlüğünü sağlamak için önerilerde bulunmak üzere ÜniversitelerüstüYüksek Öğretim Kurulu olarak bir örgütün yararlı ve hatta Devlet gözetimi ilkesininzorunlu bir sonucu olduğuna yukarıda değinilmiş ve bu kuruluşun Üniversitelerbakımından, Anayasanın 120. maddesindeki esasları zedelemeden görev yapmasıgerekliliğine işaret edilmişti. Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişinidüzenleyen 5. maddeye ilişkin Anayasaya aykırılık iddialarını da bu açıdanincelemek gerekecektir.
5.maddenin birinci fıkrası Kurulun kimlerden oluşacağını göstermektedir. Kurul,Millî Eğitim Bakanının başkanlığında toplanır. Üyelerin yarısını herüniversitenin yetkili organınca 2 yıl için seçilecek profesörler oluşturur.Diğer yarısı da yine iki yıl görev yapmak üzere Millî Eğitim Bakanının teklifiüzerine Bakanlar Kurulunca atanır. Bakanlar Kurulunca atananlar arasında resmîyüksek öğretim kurumları, Maliye, Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlıklarıile Devlet Planlama Teşkilâtından en az birer üyenin bulunması zorunludur.
Kurulunoluşum biçimi gozününde tutulursa bu kuruluşun universitelerüstü değil,üniversiteler dışı bir niteliğe sahip olduğu hemen meydana çıkar. Bir kuruluşunüniversiteler dışı veya üstü olup olmadığı sorununu, o kuruluşun bütün üyelerininsadece üniversite profesörü olup olmamasına dayanarak çözmek olanağı yoktur.Aynı zamanda üyelerin tümünün üniversite yetkili organlarınca seçilmesi bukonudaki kesin ölçüyü belli eder. Yüksek Öğretim Kurulu üyelerinin çoğunluğuyürütme organına mensup veya yürütme organınca seçilenlerdir. Böyle olunca,Kurulun üniversitelerin yönetimine katılacak veya yönetime etki yapacaknitelikle karar alma yetkilerile donatılmış olmaması gerekir. Aksi taktirde,anlamı ve sınırları yukarıda belirtilen Devlet gözetimi ilkesinin ve 4.maddedeki tanımın dışına çıkılmış olur.
YüksekÖğretim Kurulunun bu açıdan niteliğini saptamak için tanımı ve kuruluş biçimibelirdikten sonra yapacağı görevlerin de birlikte incelenmesi zorunludur. Çünkübir kuruluşun, varlığının Anayasaya uygun olup olmadığı yalnız tanım ve oluşumbiçimine bakılarak saptanamaz; ayrıca onun yaptığı görevlerin de gözünündebulundurulması gerekir. Kanunun üniversitelerüstü olarak belirlediği YüksekÖğretim Kurulunun gerçekte üniversite dışı olduğu yukarıda açıklanmıştı. Fakat1750 sayılı Kanunun çeşitli maddelerine serpiştirilmiş olan göreve ilişkinhükümleri, özellikle 6. madde hükümleri incelendiği taktirde, kurulunüniversite içi yönetim kararları alabilme yetkilerile donatılmış olduğu gayetaçık bir biçimde meydana çıkar. Örneğin üniversite kadrolarını düzenlemek(madde 5/a) özel araştırma fonlarının üniversiteler arasında paylaştırılmasınıve uluslararası bilimsel kuruluşlara katılma olanaklarını sağlamak (Madde 5/e,g), Doçentlerin atanması (Madde 22), tam gün çalışma esaslarını saptama (Madde38) ve üniversitelerde döner sermaye işletmeleri kurulması (Madde 74) gibialanlarda Yüksek Öğretim Kuruluna verilen yetkiler değerlendirilirse, kuruluşbiçimi ve üyelerinin çoğunluğunun kişisel niteliği ve seçimlerine ilişkinkurallar bakımından üniversite dışı olduğunda hiç kuşku bulunmayan bir kurulunüniversite içi, daha açık bir deyimle, üniversite yönetimi ile ilgili kararlaraldığı görülecektir.
Bukararın kimi bölümlerinde açıklandığı ve Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü,E. 1969/52, K. 1972/21 sayılı kararında da açıkça belirtilidiği üzere,Anayasının 120. maddesinde yeralan "Devletin gözetimi" ilkesinin,yürütme organına üniversite yönetimine katılma yetkisini de içerdiği anlamınınverilmesi ve soyut "gözetim" sözcüğünün bu anlamda kabul edilmesi,yukarıda açıklanan sakıncalı sonuçları doğurmuştur. Bundan başka "Devletingözetimi" ilkesine, "Yürütme organının gözetimi" biçimindeeşdeğerli bir anlam verilerek yasal düzenlemelere gidilmiştir. Oysa Devletin;ülkesi ve milletile, yasama ve yargı yetkisine sahip olan organlarile, yürütmegörevini yerine getiren örgütleriyle oluşan bir millî bütünlüğü ifade ettiğiAnayasamızda açıklanmıştır. Anayasal kuruluşların hangi yetkilerle donatıldığıve hangi görevlerle yükümlü oldukları yine Anayasada belirtilmiştir. Yetki vegörev ilkeleri Anayasaca belirlenen kuruluşların, yasal yolla bu yetki ve görevalanlarının kısıtlanması veya bu alanlara başka kamusal kuruluşlarınelatabilmeleri Anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığım belirleyen 8. maddehükümleriyle bağdaşamaz. Bu görüşten hareket edilerek 1750 sayılı kanunun 5.maddesi İncelendiği takdirde, üniversitelerüstü Devlet gözetim kuruluşu olaraknitelenen Yüksek Öğretim Kurulunun 4. maddedeki tanımına ters düşen görevleriyüklendiği yetkilerle donatıldığı, üniversitelerin yönetimine katılma olanağınasahip olduğu görülecektir. Oysa üyelerinin kişisel nitelikleri ve seçilmekoşulları bakımından Kurul üniversiteler hakkında yönetimsel işlemlerde yetkisahibi olamaz. Böyle olunca 5. maddenin Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluşbiçimini ve işleyişini düzenleyen birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarıüniversiteler yönünden Anayasanın 120. maddesine aykırıdır ve iptaledilmelidir.
Bugörüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün,Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu katılmamışlarıdır.
4 -6. madde yönünden:
Yukarıdaaçıklandığı üzere Yüksek Öğretim Kurulunun oluşum ve işleyiş biçiminibelirleyen 5. maddenin, üniversiteler yönünden, iptali öngörülmüştür. Budurumda 5. maddede belirlenen biçimde kurulan ve işleyen bir kuruluşun,üniversiteler yönünden karar alınmasına işlemler yapmasına olanakbulunmamaktadır. 1750 sayılı kanunun 6. maddesi ise, Yüksek Öğretim Kurulunaüniversiteler açısından tanınan görev ve yetkileri belirtmektedir. DavacıAnkara Üniversitesinin 5. maddeye yönelen istemi yerinde görülerek bu maddeniniptal edilmiş olması karşısında 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 1750 sayılı kanunun 6. maddesinin,üniversiteler yönünden, artık bir uygulama alanı kalmamış olacaktır. Bu madde,anılan nedenle Yüksek Öğretim Kurulunun sadece üniversiteler alanına girengörev ve yetkileri yönünden iptal edilmelidir.
Bugörüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O.Akçakayahoğlu katılmamışlardır.
5-7. Madde yönünden:
Üniversitelerüzerindeki Devlet gözetimini ve denetimini yerine getirmek üzere kurulankuruluşlardan birisi de bu maddede yeralan (Üniversite Denetleme Kurulu) dur.
ÜniversiteDenetleme Kurulu, 1750 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan ve 1961Anayasasının kabulünden sonra da bir çok değişikliklere uğrayan 4936 sayılıKanunda yer almamıştır. Böyle bir kuruluşa yer verilmesi, Anayasa'nın 120.maddesinin 1971 yılında 1488 sayılı Kanunla değiştirilmesi sırasında,üniversitelerin Devlet gözetimi ve denetimi altına konulmasının sonucudur.Gerçekten 120. maddenin ikinci fıkrası değişiklikten önce şu biçimde idi:"Üniversiteler kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerindenkurulu organlar elile yönetilir ve denetlenir". Değişiklikten sonrafıkranın ilk tümcesi şöyle düzenlenmiştir: "Üniversiteler, Devletingözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları elileyönetilir". Görülüyor ki, değişiklik üniversitelerin yönetimi bakımındanbir yenilik getirmemektedir. Özerk üniversiteler kendileri tarafından seçilenorganları elile yönetilecek, bu organlar ve öğretim üye ve yardımcıları,üniversite dışındaki makamlarca her ne suretle olursa olsun, görevlerindenuzaklaştırılana ayacaktır. Üniversite öğretim üyelerile yardımcıları serbestçebilimsel araştırma ve yayında bulunacaklardır. Yüksek Öğrenimin uyum vebütünlüğünü koruma amacı gerçekleştirilecek, bilimin özgürlük ortamı içindeöğretilmesi koşulları sağlanacaktır. Devlet gözetim ve denetimi deyiminin,bütün bu söylenenleri kısıtlayacak doğrultuda yorumlanması olanağı yoktur.Aksine Devlet gözetimi ve denetimi, yukarıda belirtilen Anayasal amaç veilkeleri gerçekleştirmeye yararlı olmalıdır. Mahkememizin daha önce verdiği4/9/1972 günlü Esas: 1969/52 ve Karar: 1972/21 sayılı kararında Devlet gözetimve denetiminin özü ve anlamı şu biçimde açıkça ortaya konmuştur: "Devletingözetim ve denetim yetkisi, yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetimişlemlerine ve işlerine karışmasını haklı göstermez; çünkü yönetime üniversitedışındaki bir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversiteninkendisince seçilen organlar elile yönetildiğinden artık söz edilemeyeceği gibi,öte yandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesile güdülen ereğinsınırları da asılmış olur. Gerçekten yönetim çalışmalarından olan bir işlemintamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veyayerin kanşması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka biryerin yönetime ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasanın 1971değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,özerk birer kuruluş olan üniversitelerin, yalnızca bilimsel gereklere göre veözgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmalarıönleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüdeherhangi bir siyasal gücün üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunudoğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlükiçinde çalışmasını kısıtlar". (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:10, Sayfa: 352 - 353.)
Yukardaaçıklananlardan çıkarılacak sonuç şudur: Devletin gözetimi ve denetimi,üniversitenin yönetim ve bilim özerkliğini, öğretim üyelerinin serbestçearaştırma ve yayında bulunma haklarını, düşünce, bilim ve sanat özgürlüklerini,öğretim ve öğrenimin özgürlük ve güvence içinde yürütülmesi gereğini zedeleyicibir görünüm almamalıdır. Özellikle bu konularda üniversite tüzel kişiliğininhaiz olduğu Anayasal haklara siyasal iktidarı ortak yapıcı biçimde yetkilerledonatma olanağı düşünülemez. Tersine Devlet gözetim ve denetimi; belirtilen hakve özgürlükleri öğrenim ihtiyacında bulunan bütün yurtdaşlara ve öğretimkurumlarına yeterince sağlamak ve üniversitelerin Anayasanın 120. maddesindeöngörülen kurallara uygun biçimde çalışmalarına yardımcı olmak, bu çalışmalarıntam bir verimlilik içinde sürdürülmesini desteklemekle amacına ulaşmış olur.
Gözetimve denetim ereği böylece saptandıktan sonra, Denetim Kurulunun üniversite içiveya dışı bir kuruluş olmasının, sorunun çözümünde etkili olmadığı ortayaçıkar. 1750 sayılı Kanunun 7. maddesi Denetleme Kurulunu; Başbakanınbaşkanlığında, Millî Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, bu kanuna tabiüniversitelerin rektörlük yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl için kur'aile seçilmiş üç üye Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarı, Millî GüvenlikKurulunun, dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından üç yıl için seçeceği birüyeden oluşturmaktadır. Başbakan ile birlikte Millî Eğitim ve Adalet Bakanları,Devletin eğitim politikasının gerçekleştirilmesinden sorumlu olan BakanlarKurulunun konu ile en yakın ilgisi bulunan üyeleridir. Kurulun öteki üyeleriise üniversite sorunlariyle yakından uğraşmış olmaları nedenile konu hakkındayeterince bilgisi olan üniversite eski rektör ve dekanlarıdır. Öğrenim veöğretim özgürlüğünü engelleyici eylemlerin önlenmesi ve bu konuda tüm birgüvence sağlanması ereğini ortaya koyarken, Anayasa koyucusunun aynı zamandamillî güvenliği de birlikte düşündüğünü kabul etmek zorunluğu vardır. Bunedenle Millî Güvenlik Kuruluna Anayasanın 111. maddesi ile verilen genişkapsamlı görev kavramı içinde, öğrenim ve öğretim özgürlüğüne ve güvencesineilişkin tedbirlerin alınması çalışmaları da bulunmaktadır. Millî GüvenlikKurulunun, dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasında üç yıl için seçeceği birüyenin Denetleme Kurulunda görevlendirilmesi, Anayasanın 111. maddesindekiilkeye bir aykırılık oluşturmamaktadır.
Buaçıklamalara göre, 1750 sayılı Kanunun, Üniversite Denetleme Kurulunun oluşumbiçimine ilişkin 7. maddesi, Anayasanın 111. ve özellikle 120. maddelerine vebaşka hükümlerine aykırı değildir. Bu maddeye yöneltilen itirazreddedilmelidir.
Bugörüşe Ahmet H. Böyacıoğlu katılmamıştır.
6 -8Madde yönünden:
Bumadde Üniversite Denetleme Kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir.Davacı Ankara Üniversitesi maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleriyleikinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir,istem bu sıraya göre incelenecektir.
Birincifıkra bakımından:
a)Bu fıkranın (a) bendi Üniversite Denetleme Kuruluna "Üniversitelerin veyabir üniversiteye bağlı olmayan fakültelerin organlarından veya bu kurumlardagörevli kişilerden, gerekli gördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgiistemek" yetkisini vermektedir. Bu hükmün özerkliği zedeleyen, öğrenim veöğretimin özgürlük ve güvence içinde yürütülmesini engelleyen bir yönü olmasıhalinde Anayasa ilkelerile bağdaşamayacağı açıktır. Ancak böyle bir sonucavarabilmek için, Denetleme Kuruluna verilen yetkilerin, gösterilen özerklikilkeleri açısından incelenmesi gerekir.
Gözetimve denetim, kamu görevini gözaltında bulundurmak, kanunların öngördüğü gibiyürüyüp yürümediğini saptamak ve bunun için gerekli incelemeleri yapmak anlamınagelir. Fakat Anayasanın 120. maddesinde yazılı Devlet denetiminin bu anlamınsınırlarını aşan, bir denetleme olarak anlaşılması olanaksızdır. Bu konudakiayrıntılı açıklamalar, yukarıda Yüksek Öğretim Kurulu ve Üniversite DenetlemeKurulunun tanımına ve kuruluşlarına ilişkin hükümler incelenirken yapılmıştı.8. maddenin (a) bendinde Denetleme Kuruluna verilen yetki, yönetimle görevlikişilerden veya organlardan yalnız bilgi istemektir. Bu bilgi isteme yetkisi,sadece öğrenim ve öğretim özgürlüğü ve güvencesi ilkelerinin gerçekleşmesiyolundan sapmaları önlemek ve bu ilkelerle bağdaşmayan tutumları engellemekereğini güdecektir. Bilgi isteme amacının bu olduğu, özellikle aynı fıkranın(c) ve (ç) bentlerinde gösterilen görevlerin niteliğinden anlaşılmaktadır.Gerçekten Denetleme Kurulu, Anayasanın 120. maddesi uyarınca yönetime elkonulmasını gerektiren hallerde Bakanlar Kurulunu haberdar eder. Bundan başkaöğretim ve öğrenimin anayasal doğrultuda bir bütünlük ve uyum içindeyürütülmesini sağlamak, bu konudaki gereksinmeleri saptayarak zorunlu yasaltedbirleri almak üzere Başbakanlığa bilgi vermek de Denetleme Kurulunungörevleri arasındadır. Bu görevlerin yeterince yerine getirilmesi içinüniversitelerden ve bu nitelikteki yüksek öğretim kurumlarından gereklibilgileri istemek, Denetleme Kuruluna bu yetkiyi vermek, Anayasanın 120.maddesine ve öteki hükümlerine aykırı düşmez. Çünkü bu yetki, Anayasanın 120.maddesiyle Devlete yükletilen gözetim ve denetimin zorunlu bir sonucudur. 1750sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine yönelen iptalistemi, gösterilen nedenlerle reddedilmelidir.
MuhittinTaylan, KâniVrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşekatılmamışlardır.
b)Birinci fıkranın (b) bendi disiplin işlemlerine ilişkindir. Bu bent ayrınitelikte iki hükmü içermektedir. Bunlardan biri, Üniversite veya üniversiteyebağlı olmayan fakültelerde görevli kişiler hakkında disiplin veya cezakovuşturması yapılmasını yetkili makamlardan isteme yetkisini Denetleme Kurulunavermektedir. Yetkili organlar tarafından bu konuda bir karar verilmiş olsabile, bu kara karşı Denetleme Kurulunun Üniversiteler arası Kurula itirazedebilme hakkı tanınmıştır.
Görülüyorki, bu hükümle Denetleme Kuruluna, üniversite yönetim işleri için bir müdahalehakkı tanınmış değildir. Şayet üniversitede görev alan kişilerin disiplin veceza kovuşturmasını gerektiren eylemleri öğrenilirse, Kurul bunun üniversiteyetkili organlarından incelenmesini isteyebilecek, hatta işi itiraz yolu ileÜniversitelerarası Kurula getirebilecektir. Karar verme yetkisi tamamenÜniversite organlarına ait bir haktır. Bu organların da verdikleri kararlar,elbette yetkili yargı mercilerince usul veya esas yönünden incelenebilecektir.Böyle olunca, ortada, üniversite dışı bir kuruluş olduğunda kuşku olmayanDenetleme Kurulunun üniversite yönetimine katıldığından ve hele öğretim üyelerihakkındaki disiplin işlerinde esasa etkili karar verme yetkisi bulunduğundansöz edilemez. Üniversite yetkili organı katında kurulca bu konuda bir öneridebulunma hakkının tanınması, Anayasa'nın 120. maddesinde belirlenen yönetimözerkliği ilkesini bozmaz. İptali istenen kurul bu anlamda bir yoruma elverişlideğildir. Bu nedenle (b) bendinin tümüne yöneltilen iptal istemireddolunmalıdır.
HasanGürsel bu görüşe katılmamıştır.
C)Öte yandan (b) bendinde Anayasaya aykırılık iddiasına neden olan ikinci hüküm,üniversitenin yetkili organına disiplin veya ceza kovuşturması önerisindebulunan Üniversite Denetim Kuruluna, onbeş gün içinde kovuşturmaya başlanmamasıveya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturmanın en geç üç ay içindesonuçlandırılmaması hallerinde doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerindensoruşturmacı atayarak, sonucu, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletmegörevini vermektedir. Davacı Ankara Üniversitesi bu hükmü üniversite yönetimişlerine, üniversite dışı bir kuruluşun doğrudan doğruya katılması, ortakolması biçiminde yorumlayarak iptal edilmesini istemektedir. Oysa, hükme böylebir nitelik tanınmasına olanak yoktur. Denetleme Kurulunun bir soruşturmacıatamasının koşulları maddede gösterilmiştir. Kurula tanınan yetkiyi bukoşullarla birlikte ele almak ve hükmü buna göre değerlendirmek gerekmektedir.Devlet gözetimi ve denetimi ilkesinin bir sonucu olarak kurulun üniversiteDenetleme Kuruluna bir öğretim üyesi hakkında disiplin veya ceza kovuşturmasıyapılması önerisinde bulunma yetkisi tanındıktan sonra, bu önerinin yetkiliorganca hiç ele alınmaması veya alınıpta üç aydan fazla bir süre geçtiği haldebir sonuca bağlanmayarak sürümcemede bırakılması uygun görülemez. Bu gibihailerce önerinin yaptırımını da göstermek gerekir. Kaldı ki, soruşturmacıatamakla, yönetime katılmayı eşdeğerde işlemler olarak kabul etmeye olanakyoktur. Yönetime katılma, disiplin veya ceza kovuşturmasının esası hakkındakarar verme yetkisi biçiminde kendisini gösterdiği halde, koşulları çok darolan soruşturmacı atanması halinde, işin esasına ilişkin uzaktan yakından kararalma yetkisinin de içerildiği anlamı çıkarılamaz. Bu bakımdan "doğrudan doğruyasoruşturmacı tayin" yetkisini Üniversite Denetleme Kuruluna tanıyan hüküm,özerk yönetim ilkesiyle çelişkili değildir, bu hükme yöneltilen iptal istemininreddi gerekir.
MuhittinTaylan, Kâni Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Şevket Müftigil ve Ahmet H.Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
İkincifıkra bakımından:
8.maddenin ikinci fıkrası, Üniversite Denetleme Kuruluna verilen yetkilerin,gecikmesinde sakınca olan hallerde, Millî Eğitim Bakanı tarafındankullanılabilmesine izin vermektedir. Bu hüküm uygulamada, sınırları öncedenkestirilemeyen bir yetki devrine yol açar. Maddenin birinci fıkrasının (a)bendi ile Kurula verilen görevin ivedi niteliği yoktur. (b) bendinde sözüedilen görevler de aynı niteliktedir. Bu bent uyarınca yapılacak işlemleringerektirdiği süreler dikkatle gözden geçirilecek olursa, Denetleme Kurulunun bugibi hallerde hemen toplanma olanağını ortadan kaldırabilecek bir durumlakarşılaşmıyacağı kolaylıkla anlaşılır. Kaldıki Üniversite Denetleme Kurulununkendisine verilen görevleri hemen yerine getirebilme olanağından yoksun,dinamik görev anlayışı dışında çalışan bir kuruluş olarak kabul edilmesi doğrudeğildir. (c) bendinde ise, üniversite idaresine el konulmasını gerektirenhallerde, Denetleme Kurulunun Bakanlar Kuruluna haber vermesi işlemleridüzenlenmektedir. Olay çok önemlidir. Millî Eğitim Bakanı bir hafta sonraKurulun onamına sunacağı bir öneriyi doğrudan doğruya Bakanlar Kurulunagötürebilecektir. Üniversite öğretim ve öğreniminde büyük sarsıntıları dabirlikte getireceği kuşkusuz olan bu gibi tasarrufların temelini oluşturacaköneri yetkisinin, geçici bir süre için dahi olsa, devredilmesi ve bunun MillîEğitim Bakanının takdirine bırakılması Denetleme Kurulunu giderek etkisiz birKuruluş haline sokar. (ç) bendinde yazılı göreve gelince, bu görevin yerinegetirilmesinde gecikme olasılığının bulunması veya gecikmesinde sakınca unsurutaşıyabilmesi söz konusu olamaz.
Demekki, maddenin birinci fıkrası ile Üniversite Denetleme Kuruluna verilengörevlerden hiçbiri gecikmesinde sakınca koşulu ileri sürülebilecek niteliktesayılamaz. Tersine bu görevlerin Millî Eğitim Bakanına, kısa süre için dahiolsa verilmesi, üniversiteler üzerindeki Devletin gözetim ve denetim görevinibir bakana devretme sonucunu doğurur ki, böyle bir hükmün Anayasa'nın 120.maddesiyle bağdaştırılmasına olanak yoktur.
Bunedenlerle 8. maddenin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmelidir.
7 -10. madde yönünden:
Bumadde Üniversitelerarası Kurulun Kuruluş ve işleyişini düzenlemektedir. Buradaherşeyden önce şu yönü belirtmekte yarar vardır: Her Üniversite ayrı tüzelkişiliğe sahip olmakla beraber, yurdun tümünü kavrayan bir kamu hizmetinigördükleri gözönünde tutulduğunda, Üniversitelerin kendi aralarında da görev veçalışma bütünlüğünün ve bu bakımdan ortak sorunlarının varlığını kabul etmekzorunludur. Bu nedenle herbiri açısından ayrı ayrı geçerli olan özerklikkuralları herhangi bir suretle zedelenmeden, üniversitelerin bütününü temsileden kendi aralarında bir kuruluşun öngörülmesini ve ortak sorunların çözümüiçin bu kuruluş eli ile çalışmalar sürdürülmesini doğal karşılamak gerekir.
Nitekim9. madde ile kurulan bu nitelikteki Kurul, üniversitelerarasında akademikkoordinasyonu sağlamak, öğretim ve öğrenimin gerektirdiği tedbirleri almak veyasa, tüzük ve yönetmelik çalışmaları yanında kimi yönetimsel görevleriyapmakla yükümlenmiştir. (Örneğin 8, 18, 19, 20, 21, 23, 40, 41, 43, 46, 47, 52ve 53. maddelerde sözü edilen görevler gibi)
DavacıAnkara Üniversitesi 10. maddeyi yukarıda açıklanan yönü ile değil, bütününiversitelerin bu Kurulda temsil edilmesi yönünden Anayasa'ya aykırıbulmaktadır. İleri sürülüşe göre; Kurulda Atatürk, Karadeniz, Teknik, Boğaziçive Orta Doğu Teknik Üniversiteleri gibi özerk olmayan üniversitelerin siyasaliktidar tarafından atanmış temsilcileri bulunmakta ve bu oluşum biçimi, yönetimyetkileri ile de donatılmış bulunan Kurula, özerklik ilkesiyle bağdaşmayan birkarakter vermetedir. Bundan başka bu üniversiteler yönetime ilişkin konulardaoy sahibi olacaklar, fakat özerk üniversiteler onların yönetimine etkiliolamayacaklardır. Böylece Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi zedelenmişolacaktır. Örneğin Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyesi yardımıkonusunda bağımsızlığını koruyacaktır (Madde 83/1).
Ancakkonuya daha yakından bakılınca davacının iddialarına katılma olanağınınbulunmadığı saptanacaktır. Çünkü Üniversitelerarası Kurul sürekli birkuruluştur. Oysa, ileride 82. ve 83. maddeler dolayısiyle daha ayrıntılı birbiçimde değinileceği üzere, Atatürk, Karadeniz Teknik ve BoğaziçiÜniversitelerinin ilk kuruluşlarına ilişkin yönetim ve işleyiş hükümleri,geçici bir dönemi öngörmekte ve bu üniversiteleri özerk yönetime ulaştırmakiçin bir geçiş durumunu düzenlemektedir. Boğaziçi Üniversitesi, 1750 sayılıKanunun 83/2. maddesi uyarınca, esasen en geç üç yıl sonra, özel yönetimniteliğim yitirecek ve bu kanun hükümlerine bağlanacaktır. Atatürk ve KaradenizTeknik Üniversiteleri de şimdiye kadar aynı geçici niteliklerinisürdürmüşlerdir. Bu iki Üniversite, Anayasa'nın 120. maddesinin ikincifıkrasında sözü edilen ayrık kuraldan yararlanamazlar. Çünkü ayrık kural,Anayasa'nın yürürlüğe girdiği 20 Temmuz 1961 gününde Kuruluşunu tamamlamışbulunan Orta Doğu Teknik Üniversitesini kimi koşullarla, kapsamına almıştır.Atatürk ve Karadeniz Teknik Üniversitelerinin Kuruluşlarından bu yana yirmiyıla yakın bir süre geçtiği halde, özerk yönetime geçemeyişleri ve halâyürütmenin güdümünde bir yönetime bağlı tutulmaları Anayasanın 120. maddesininöngördüğü ilkelerle bağdaşamaz. Bu nedenle ve 82. maddenin iptalini öngörenhüküm karşısında artık özerk tüzel kişiliklere sahip olarak öğretim çalışmalarıyapması gereken her iki Üniversitenin, Üniversitelerarası Kurulda bu sıfatlatemsilci bulundurmaları gerekmektedir.
OrtaDoğu Teknik Üniversitesine gelince; Anayasa'nın yukarıda sözü edilen ayrıkkuralı, bu üniversitenin özel yönetim biçimini korumaktadır. Bu açıdanbakılınca Üniversitelerarası Kurulda Orta Doğu Teknik Üniversitesince temsilcibulundurulması Anayasa'ya aykırı değildir.
Bunedenle 10. maddenin birinci fıkrasına ilişkin iptal istemi gösterilennedenlerle reddedilmelidir.
DavacıAnkara Üniversitesi, 10. maddenin altıncı fıkrasında yeralan bir hükmün deiptalini istemektedir. Altıncı fıkra şöyledir: "Üniversitelerarası Kurul,Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Gerekli hallerde Millî Eğitim Bakanı veyaher üniversite rektörü kurulun toplantıya çağrılmasını Başkandanisteyebilir." Bu fıkra ile Millî Eğitim Bakanına tanınan yetkinin, yönetimözerkliği ilkesiyle bağdaşmadığı ileri sürülerek iptali istenilmiştir. Oysa,Millî Eğitim Bakanına tanınan yetki, kurulu toplantıya zorlama niteliğinde biryetki değildir. Bakan toplantı yapılması için Başkana bir öneride bulunacak vebu önerinin dayandığı nedenleri de belirtecektir. Toplantıya çağırmak Başkanınsalt yetkisi içindedir. Bu bakımdan, yönetime katılma anlamında yasal birdüzenlemenin getirildiği ileri sürülemez.
Bunedenle davacının iptal istemi reddedilmelidir.
8 -22. madde yönünden:
Doçentlerinatanması işlemlerini düzenleyen 22. maddenin birinci fıkrasında, Yüksek ÖğretimKuruluna tanınan yetkinin, yönetim özerkliği ilkesiyle bağdaşmadığı ilerisürülerek iptali istenmektedir. Doçentlik unvanını kazananlar, ancak YüksekÖğretim Kurulunun üniversitelerde veya bağımsız fakültelerde göstereceğikadrolara atanabileceklerdir. Yukarıda 5. madde incelenirken, Yüksek ÖğretimKurulunun oluşum biçimi bakımından üniversitelerin yönetimsel işlemlerindekarar sahibi olamayacağı saptanarak Kuruluşun Üniversiteler yönünden Anayasa'yaaykırı düştüğü belirtilmişti. Bu durumda sözü geçen Kurulun üniversiteleraçısından herhangi bir görev yapması söz konusu olmadığından 22. maddeninbirinci fıkrasında yeralan ve uygulama alanı kalmayan "Yüksek ÖğretimKurulunun göstereceği" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28/2.maddesi uyarınca iptali gerekmektedir.
Bugörüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O.Akçakayalıoğlu katılmamışlardır.
9 -29. madde yönünden:
Bumaddenin (a) ve (ç) bentlerinin iptali istenmektedir.
a)(a) bendi:
Asistanlığaatanmak için gerekli 'koşulların başında "görev alacağı bilim dalındadoktora veya tıpta uzmanlık diploması almış olmak" kuralı yer almaktadır.Kanunun öngördüğü bu kuralın eşitlik ve yönetim özerkliği ilkeleri ilebağdaşmadığı ileri sürülmektedir.
Halkın,öğrenim ve eğitim gereksinmelerinin sağlanması, Devletin başta, gelenödevlerindendir. Bu temel görüş Anayasa'nın 50. maddesinde açıklanmaktadır.Üniversite öğretiminin, belirtilen devlet ödevlerinden bir bölüm olduğukesindir. Şu halde bu gibi devlet ödevleri, yine Anayasa'nın 117. maddesiuyarınca, aslî ve sürekli kamu hizmeti niteliğindedir. Anayasa'nın 58.maddesine göre kamu hizmetine alınanlar hakkında kanunla kimi nitelikleröngörülebilir. Ancak bu nitelikler, hizmetin gereklerine uygun olmalıdır. (a)bendinde yeralan kural bu açıdan incelene çek olursa aşağıda açıklanacaksakıncalı sonuçlar ortaya çıkacaktır.
1750sayılı Kanunun 28. maddesine göre, asistanlar üniversite öğretimyardımcısıdırlar. Bunlar üniversite öğretim üyeliğini bir meslek olarakkendilerine amaç edinmişlerdir. Bunun için de akademik kariyerde"doktorluk" veya tıpta "uzmanlık" unvanlarını elde etmişbulunmaları zorunludur.
Birbilim dalında doktora vermek veya uzmanlık kazanmak, üniversite öğretim üyeliğimesleğinin bilimsel çalışma metodunu kavramayı hızlandırır. Ancak bundansonraki bilimsel çalışmaları yanında öğretim çalışmalarını da sürdürebilen veYaşa'nın 31. maddesinde yazılı görevleri yerine getirerek başarı sağlayabilenasistan, doçentliğe (Yardımcı Profesörlüğe) aday olacaktır. Bu nedenle öğretimüyeliği mesleği için hazırlanma ve yetişme bakımından, akademik unvanların ilkiolan doktorluk ve uzmanlığın, asistanlık görevi ile olan yakın ilişkisiortadadır. Çünkü üniversite öğretim üyeleri öğretimle öğrenimin, daha açık birdeyimle, öğretmenle öğrencinin karşılıklı etkilerini, sosyolojik, psikolojik vepedegojik bağlantılarını yeterince kavramakla başarıya ulaşmış olurlar.Asistanlık süresini, sadece doçentlik (yardımcı profesörlük) unvanı almak içingerekli çalışmalara ayırmak, mesleğin açıklanan yönü üzerinde olumsuz etkileryaratır. Esasen başarılı her bilim adamının, üniversite öğretim üyesi olamamasıbu nedenlere dayanmaktadır.
Hızlagelişmekte olan memleketimizde yüksek öğretim kurumlarına ve bu kurumlarla birlikteöğretim üyelerine olan gereksinmeler açık seçik ortadadır. Bu gereksinmelersanki önemini kaybetmiş gibi mesleğe alınmada, ilk akademik derecenin meslekdışında kazanılmış olma koşulunu öne sürmek, memleket gerçekleri ile bağdaşmazve özellikle Anayasa'nın 50. maddesinde öngörülen "halkın öğrenim veeğitim ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir" temelkuralına aykırı düşer. Bundan başka (a) bendinde yer alan kısıtlama, mesleğebir yandan çekiciliği de azaltmaktadır. Çünkü asistan olabilmek için doktora veuzmanlığı kendi malî olanaktan ile kazanmış gençlerin bulunması güçleşecektir.Bu düzenleme öte yandanda üniversite öğretim üyeliği mesleğini, varlıklıailelerin tekeline götürür ki, bu da Anayasa'nın eşitlik, sosyal adalet ve millîdayanışma ilkelerine ters düşmektedir. Her ne kadar Kanunun 32. maddesinde bazıolanaklardan söz edilmiş ise de, yürütmenin taktirine, yıllık bütçe ve kadrosınırlamalarına bağlı olan bu olanaklar yetersizdir ve güdülen ereğingerçekleşmesine elverişli olacak nitelikte değildir.
Özetlenecekolursa; asistanlığa atanabilmek için "görev alacağı bilim dalında doktoraveya tıpta uzmanlık diploması almış olmak" koşulu, üniversite öğretimüyeliği mesleğinin daha ilk basamağında gereksiz, amaca aykırı bir kısıtlamaile hakkın özünü zedelemekte, aynı zamanda genç kuşakları mesleğe alınmadaöğrenimlerindeki başarı dereceleri ile orantılı olmayan bir eşitsizliğesürüklemektedir. (a) bendi bu nedenlerle iptal edilmelidir.
HalitZarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
b)(ç) bendi:
Asistanlığaatanmada (ç) bendi aşağıdaki koşulları öngörmektedir: "Öğrenciliğinde 64.maddenin birinci paragrafında bildirilen sebeplerle disiplin cezası almamışolmak",
"İnsanhak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmezbütünlüğüne veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleriAnayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak için her ne suretle olursaolsun gösteri veya propaganda yapılmış veya hareketlere katılmamış olduğuhususunda üniversite yönetim kurulunca karar verilmiş olmak"
İptaliistenen (ç) bendinin ilk tümcesinde sözü edilen 64. maddenin ilk paragrafı iseşu hükmü içermektedir: (Üniversite içinde veya dışında üniversite öğrencilerisıfatına, şeref ve haysiyetine aykırı harekette bulunan; üniversitenin sükûn vehuzurunu ve çalışma düzenini bozan; üniversite mensuplarının şeref vehaysiyetine veya şahıslarına tecavüz eden veya saygı dışı davranışlarda bulunanöğrencilere; bu kanun ve "Üniversite Öğrenci Disiplin Yönetmeliği"uyarınca: uyarma, kınama, bir haftadan bir aya kadar üniversiteye devamdanmenedilme, bir veya iki yarı yıl için Üniversiteye devamdan menedilme veyaüniversiteden çıkarma cezaları verilir).
Görülüyorki bir kimse öğrenci iken herhangi bir disiplin yanılgısına düşerek,üniversiteden çıkarma cezası bir yana, uyarma cezasına uğrasa bile, ne kadarbaşarılı bir öğrenci olursa olsun, üniversiteye asistan olarak atanamayacaktır.Oysa aynı kişi, hâkim, subay veya memur olabilecek, kamu hizmetlerinin en sonderecesine kadar görev yapabilecektir. Bu durum hiçbir kuşkuya meydanbırakmayacak biçimde açık bir eşitsizliktir. Kaldı ki aynı kişi, üniversiteyeasistan olamadığı halde, diğer bir yüksek öğretim kurumuna asistan olabileceküniversite dışında doçentlik sınavlarına girerek öğretim üyeliği unvanınıalabilecek ve bu sıfatla görev yapabilecektir. Haklı bir nedene dayanmayan buayrıcalığın ve eşitsizliğin Anayasaca korunmasına olanak yoktur.
ç)bendinin ikinci tümcesindeki hükme gelince:
Metniyukarıda açıklandığı üzere bu bent hükmü, nitelikleri saptanan konularda"her ne suretle olursa olsun gösteri veya propaganda yapmamış veya anarşikhareketlere katılmamış olduğu hususunda" Üniversite yönetim kuruluncakarar verilmiş olmayı asistanlığa atamanın önkoşullarından birisi olaraköngörmektedir.
Bubent hükmünde belirtilen fiiller, ceza yaptırımını gerektiren eylemlerdenibarettir. Bu bakımdan bir kimsenin bu tür suçları işlediği veya işlemediğiancak yargı yerlerinin kararları ile saptanabilir.
Bunedenle bir bakıma yetki devri gibi bir sonucu içeren ve ayrıca Anayasailkelerine ve çağdaş ceza hukuku kurallarına ters düşen bu bendin ikincitümcesindeki hüküm de iptal edilmelidir.
Açıklananbu nedenlerle (ç) bendinin tümü iptal edilmelidir.
10 -38. Madde yönünden :
Bumadde tam gün çalışma ilkesini getirmekte ve öğretim üyesi ve asistanların,esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek belirli saatler içindegörevleri basında bulunmalan zorunluğunu hükme bağlamaktadır. Davacı AnkaraÜniversitesi, Yüksek Öğretim Kuruluna yetki tanıyan madde hükmünün Anayasa'yaaykırı olduğunu ileri sürmektedir. Gerçekten yukarıda 1750 sayılı Kanunun 5.maddesi incelenirken Yüksek Öğretim Kurulunun, kuruluş biçimi itibariyle iptaligerekeceği sonucuna varılmıştı. 38. maddenin birinci fıkrası, Yüksek ÖğretimKuruluna üniversite Öğretim üyelerinin ve asistanların çalışma saatlerini bellietme yetkisini vermektedir. Yukarıda belirtilen iptal hükmü sonucunda Kurulunbu yetkiyi kullanabilme olanağı artık yoktur. O halde fıkrada yer alan"esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek" deyimininuygulama alanı kalmadığından 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesiuyarınca iptal edilmesi gerekmektedir.
KemalBerkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlubu görüşe katılmamışlardır.
11 -43. madde yönünden:
Maddeninson fıkrasında yeni bir üniversitenin veya bir üniversiteye bağlı olmayarakaçılacak fakültelerin kuruluşlarında, istekleri üzerine ilk görevlendirileceköğretim üyelerinin atanmasında Yüksek Öğretim Kurulunun istekte bulunmasıkoşulu öngörülmüştür. Bu yetkiye ilişkin hükmün iptali istenmektedir. Gerçektenbelirtilen yetki, yönetimsel bir düzenleme yetkisidir. Oysa biraz önceaçıklandığı üzere, Yüksek Öğretim Kurulunu oluşturan 5. maddenin, üniversiteleryönünden iptali öngörülmüştür. Bu durumda kurulun, 43. maddenin sonfıkrasındaki yetkiyi kullanma olanağı yoktur.
Fıkradayer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve" deyiminin uygulanmaalanı kalmadığından 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarıncaiptali gerekmektedir.
KemalBerkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akakayalıoğlubu görüşe katılmamışlardır.
12 -52. Madde yönünden:
Bumadde Üniversitelere girişi düzenlemektedir. Düzenleme yetkisiÜniversitelerarası Kurula verilmekte, fakat bu yapılırken Yüksek ÖğretimKurulunun önerilerinin dikkate alınması gerekeceği belirtilmektedir.
Birüniversitenin öğrenim ve Öğretim kapasitesinin belirlenmesi ve buna göreöğrenci alınması, o üniversitenin yönetimsel yetkileri arasındadır. YüksekÖğretim Kuruluna vücut veren 5. maddenin üniversiteler yönünden iptaliöngörüldüğüne göre, 52. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve YüksekÖğretim Kurulunun önerileri" deyiminin uygulama alanı kalkmıştır. Budeyimin, 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarınca iptaligerekmektedir.
KemalBerkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlubu görüşe katılmamışlardır.
13 -56. Madde yönünden:
Bumadde üniversitelerin, öğrencilere ilişkin sosyal hizmet çalışmalarının nasıldüzenleneceğini belirtmekte ve bu çahşmalann Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağıplan ve programlar çerçevesinde gerçekleştirilmesi zorunluğunu ortayakoymaktadır. Yüksek Öğretim Kurulunun oluşum biçimini düzenleyen 5. maddeninüniversiteler yönünden iptali öngörüldüğüne göre, 56. maddenin birincifıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlaruyarınca" deyiminin uygulama alanı artık kalmamıştır. Kurula yönetimselyetki veren bu deyimin 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun 28/2. maddesi uyarıncaiptali gerekmektedir.
KemalBerkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlubu görüşe katılmamışlardır.
14 -57. Madde yönünden:
57. Maddeders kitaplarının ve teksirlerinin basılması işlemlerini düzenlemektedir.
Buradaders kitabı ve teksir deyimleri ile amaçlanan yayımın "ders aracı"kavramında olması gerektiği madde metninde açıkça belirtilmiştir.
Genellikleöğretim araçları olarak kullanılan kitapların devlet tarafından sağlanması,Anayasanın 50. maddesinin birinci fıkrasında ifadesini bulan ilkedoğrultusundan bir harekettir. Şu halde Öğretim araçlarının başında gelen derskitap ve teksirlerinden öğrencilerin rahatça yararlanabilmeleri için devletçegerekli tedbirlerin alınması zorunludur. Öğretim üye ve yardımcılarının bukonudaki çalışmaları, onların üstlendikleri görevin kaçınılmaz bir sonucudur.Ders kitap ve teksiri hazırlalamak, Öğretim üye ve yardımcıları için yerinegetirilmesi zorunlu olan bir ödevdir. Bu ödevin gereğince yerine getirilmemişolması, üstlenilen görevin niteliğinin yeterince anlaşılamamış olduğunukanıtlar. Bu nedenle öğretim üye ve yardımcılarının ders kitap ve teksiriolarak hazırladıkları yayımların baskısı ve öğrencilere dağıtılması işlerinidevlete bırakmaları doğaldır. Ancak ders aracı olarak üniversiteye teslimedilen kitapların üniversitece uzun süre bastırılmayarak elde tutulması,zorunlu nedenlere dayansa bile, haklı görülemez. Aksi halde bu hükmün öngördüğükamu yararı gerçekleşmiş olmaz. Bu nedenle yasa koyucu, pek seyrek de olsa, bugibi olasılıkları gözününde tutarak, en çok iki yıl içinde bastırılımayankitapların, öğretim üyelerince kendi hesaplarına bastırılabilmesiniöngörmüştür.
57.Maddede yeralan hükümlerin, bilimsel yayın ve araştırma özgürlüğüne dokunan biryönü yoktur. Ders aracı olarak kullanılmayan diğer bilimsel yayınlarınserbestçe yapılmasına madde hükmü esasen engel değildir. Davada öne sürüldüğügibi, Başka yüksek öğretim kurumlarında çeşitli yöntemler bulunabilmesi,üstelikte öğretim üyelerinin ders kitaplarını tamamen serbestçe kendihesaplarına bastırabilmeleri, inceleme konusu olan 1750 sayılı Kanunun 57.maddesindeki kuralları, Anayasaya aykırı duruma düşüremez. Davacı Ankara Üniversitelerininbu konuda eşitlik kuralına dayanması gösterilen nedenlerle olanaksızdır.
57.Maddeye ilişkin Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle reddedilmelidir.
15 -61. Madde yönünden:
Maddenindava konusu yapılan son fıkra hükmü, rektör hakkında yapılan disiplinkovuşturmasına ilişkin işlemlerin, üniversite denetleme kurulunca atanacak birsoruşturmacı tarafından yürütülmesini öngörmektedir.
YukarıdaÜniversite Denetleme Kurulunun görev ve yetkileri incelenirken bu kurulun,maddede gösterilen kimi koşullar altında, Üniversite öğretim üyeleri içindoğrudan doğruya soruşturmacı atayabileceği saptanmıştır. Örneğin gereklikovuşturmaya, istenildiği halde yetkili organlarca onbeş gün içinde başlanmamakveya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturmayı en geç üç ay içindesonuçlandırmamak gibi hallerde, Denetleme Kurulu, ilgili hakkında doğrudandoğruya soruşturmacı atayabilir. Oysa, 61. maddenin son fıkrasında bu koşullarbile aranmadan, rektör hakkında Kurulca doğrudan doğruya soruşturmacı atanması öngörülmüştür.Bu düzenleme Anayasanın 120. maddesinde yer alan yönetim özerkliği ilkesineaykırıdır. 61. maddenin son fıkrası bu nedenle iptal edilmelidir.
HalitZarbun ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamaşlardır.
16 -65. Madde yönünden:
Anayasayaaykırılık iddiası bu maddenin son fıkrasına karşı ileri sürülmektedir. Maddeninöteki fıkralarında üniversite öğretim üyeleri, öğretim yardımcıları ve diğermemurlar hakkında görevlerile ilgili ve görev sırasında işledikleri suçlardolayısile nasıl soruşturma yapılacağı düzenlenmektedir. Bu soruşturma,öngörülen usul çerçevesinde üniversite içinde yapılacak, Danıştaycadenetlenebilecektir. Fakat maddenin son fıkrasında öngörülen suçlar için başkahüküm getirilmiştir. Fıkra şöyledir: "Devletin ülke ve millet bütünlüğü,hür demokratik rejim, nitelikleri Anayasada yazılı Cumhuriyet aleyhine işlenenve doğrudan doğruya Devlet güvenliği ile ilgili bulunan suçların ve suçlularınkovuşturulmasında yukarıda yazılı usul uygulanmaz. Bu hallerde kovuşturmayıCumhuriyet Savcısı bizzat yapar ve sonucuna göre yetkili mahkemede kamu davasıaçar." Davacı Ankara Üniversitesi, genel idare hizmetindeki memurlarınmemurin muhakematı hakkındaki hükümlere tabi olduklarını, son fıkrada yazılısuçlar nedenile onlar için bir ayırım yapılmadığını ileri sürmekte ve eşitlikkuralına bu nedenle aykırı düşen son fıkra hükmünün iptal edilmesiniistemektedir.
Buradaher şeyden önce belirtilmesi gereken bir yasal durumu gözönünde tutmak zorunluolacaktır. 1750 sayılı Üniversiteler Kanunundan sonra, Anayasanın değişik 136.maddesine dayanılarak çıkarılan 26/6/1973 günlü 1773 sayılı Kanunun 1.maddesinde, Devletin ülkebi ve milleti ile bütünlüğü, hür demokratik düzen venitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruyadevlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet GüvenlikMahkemelerinin kurulduğu belirtilmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevkapsamına giren suçlar dikkatle incelenecek olursa, bunların 1750 sayılıÜniversiteler Kanununun 64. maddesinin son fıkrasında yazılı suçların aynıolduğu saptanacaktır. Şu halde, bu gibi suçların sanıkları Devlet GüvenlikMahkemelerinde yargılanacak ve ilk soruşturmaları da Devlet Güvenlik MahkemesiSavcısı tarafından yapılacaktır. Öte yandan Devlet Güvenlik Mahkemelerihakkındaki 1773 sayılı Kanunun 23. maddesinde, soruşturma izni işlemleridüzenlenmekte ve hangi devlet görevlileri hakkında hangi mercilerden öncedenizin alınması gerekeceği açıklanmaktadır. Bu maddede üniversite öğretimüyeleriyle öğretim yardımcıları ve Üniversite memurları hakkında soruşturmaizni alınması öngörülmemiştir. Aynı maddede genel yönetim hizmetinde bulunandiğer memurların da, sözü edilen suçlardan sanık olmaları halide, soruşturmaizni bakımından ayrık hükümden yararlanmaları öngörülümüş değildir. Şu haldeMemurin Muhakematı Kanununun özel hükümlerin, Devlet Güvenlik Mahkemelerigörevine giren suçlarda, diğer devlet memurlarına uygulanma olanağıbulunmamaktadır. Böyle olunca, davacı Ankara Üniversitesinin ileri sürüdüğügibi, genel yönetim hizmeti gören ve 773 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamıdışında kalan memurlarla üniversite öğretim üyeleri, öğretim yardımcıları veüniversite memurları arasında bir ayırım yapıldığı ve Anayasanın 12. maddesindeyazılı eşitlik ilkesinin zedelendiği ileri sürülemez.
Yukarıdakiaçıklamalar 65. maddenin son fıkrasında yazılı sorusturma yönteminin Anayasahükümlerile çelişkili olmadığını gösterdiğinden, bu yöne ilişkin iptalisteminin reddi gerekmektedir..
17 -66. Madde yönünden:
1750sayılı Kanunun 66. maddesinin üçüncü fıkrasına göre kolluk görevlileri"suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet ve iznebağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir."
Görüldüğügibi burada "suç ve cezaların kovuşturulması için çağrısız, izinsizüniversiteye girmek" ten söz edilmektedir. Anayasanın değişik 120.maddesinin birinci fıkrasında ise "Üniversite özerkliği, bu maddedebelirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında veeklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz."denilmiştir. İlk bakışta deyiş biçimleri ve içeriği yönünden yasa kuralı ileAnayasa ilkesi arasında bir benzerlik, bir aynı doğrultuda oluş gözeçarpmaktadır. Şu duruma göre önce Anayasa ilkesinin bütünü içinde yorumlanmasısonrada dava konusu kuralın yorum sonunda elde edilen verilere uygun düşüpdüşmediğinin saptanması gerekecektir
Anayasanındeğişik 120. maddesinde üniversitelerin özerk tüzel kişiler olarak tanımlanmasıve bunların ancak Devletçe ve Kanuna dayanılarak, kurulabileceklerininsaptanması ile güdülen ereğin siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların veayrıca çeşitli baskı kümelerinin üniversite çalışmaları ile öğrenim veöğretimim etki altında tutabilmeleri yolunu kapatmak ve bu çalışmalarınbilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka herhangi bir dış etkiden uzakkalacak bir ortamda sürdürmelerini sağlamak olduğunda kuşku yoktur. AnyasaMahkemesi üniversite özerkliğinin nedenini ve gerekçesini; 4/2/1966 günlü,1965-32, 1966/3 sayılı; 3/2/1968 günlü, 1967/32-1968/57 sayılı; 12/1/1971günlü, 1969/31 - 1971/3 sayılı; 25/4/1974 günlü, 1973/41 - 1974/13 sayılıkararlarda görüleceği üzere, ötedenberi böyle anlamış ve saptamışbulunmaktadır.
Başkabir deyişle, üniversite özerkliğinin bir imtiyaz veya dokunulmazlık olmadığı dasöylenebilir. Onun içindir ki, bu özerkliğin üniversite binalarında veeklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engellik etmesi düşünülemez.Çünkü gerçekte işlenmiş bir suçun ve onu işleyenlerin üniversite binalarında veeklerinde yetkililerce kovuşturulması kamu düzenini ve kamu güvenliğiniyakından ilgilendiren bir sorundur. Anayasanın 120. maddesinde 1488 sayılı yasaile değişiklik yapılmamış olsaydı bile üniversite binalarında ve eklerindeişlenmiş suçların ve suçluların veya suç işleyip de buralara sığınanlarınkovuşturulmasına özerkliğin gene de engellik edemiyeceği ortadadır.
Üniversiteözerkliği Anayasa'nın 120. maddesinde yapılan değişikliklerle belirgin durumagetirilmiş; suç ve suçluların kovuşturulması ile özerklik arasındaki ilişki vesınır açıklığa ve kesinliğe kavuşturulmuştur. Şu duruma göre kolluk gücünün bubelirli sınırı aşması; yetkisini başka alanlara taşırması düşünülemez ve neözerklik ve ne de "suçların ve suçluların kovuşturulması" kavramlarıile bağdaşamaz. Çünkü "suçların ve suçluların kovuşturulması" sözlükanlamı da açık olan hukukî bir kavramdır; kapsamı ve içeriği yasa kuralları ilebelli edilmiştir. Nitekim Anayasanın değişik 15. maddesinin birinci fıkrasındada "Adlî kovuşturma"dan söz edilmekte olması "suçların vesuçluların kovuşturulması"nın "adlî kovuşturma" niteliğiniayrıca kanıtlar. İşlenmiş bir suçun takibine, delillerinin elde edilmesinefaillerinin kovalanmasına yakalanmasına yönelmiş çalışmalar "adlîkovuşturma" kavramı içine girdiğinden Anayasanın değişik 120. maddesindeöngörülen ve özerkliğin engellrk edemiyeceği belirtilen işin adlî zabıta göreviolduğu açıkça ortaya çıkar.
Anayasanındeğişik 120. maddesindeki söz konusu kavramın içeriği, niteliği ve güdülen erekböylece saptandıktan sonra şimdi de dava konusu kuralın bu anlayışa, başkadeyimle Anayasanın özüne uygun olup olmadığı üzerinde durulacaktır.
Anayasada"suçun ve suçluların kovuşturulması" deyimi adlî kovuşturma anlamındakullanıldığına göre bu deyimin aynısının yer aldığı üçüncü fıkranın adlîzabıtanın görevi sırasında uygulanacak bir kural olduğu anlaşılır. Bu fıkradageçen "her zaman" deyiminden suç ve suçluların kovuşturulmasında,yani kolluğun adlî görevini yerine getirirken gece, gündüz ayrımı yapılmaksızınbu hizmetin görüleceği anlamının çıktığı; böyle bir görevin yerinegetirilmesinin ise çağrı ve izin koşuluna bağlanamayacağı ortadır.
Şurasınınaçıklanması da yerinde olacaktır: Anayasanın değişik 120. maddesinde ve davakonusu kuralda geçen "üniversite binaları ve ekleri" deyimindenyönetim, öğretim ve eğitimin sürdürüldüğü yerler anlaşılır. Üniversiteleriçinde görevlilere ayrılmış konutların veya bu erekle kullanılan başka yerlerinbu kavramın dışında kabul edilmesi gereklidir.
Yukarıdanberi açıklananlar gözönünde bulundurulursa, 1750 sayılı Kanunun 66. maddesininüçüncü fıkrasının birinci tümcesinin Anayasaya aykırı yönü bulunmadığı görülür.Davanın, sözü geçen kurala yönelmiş bölümünün reddedilmesi gereklidir.
Bugörüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Şevket Müftügilkatılmamışlardır.
İptalisteğine konu edilen üçüncü fıkrada yer alan "Bu takdirde, giriş sebebininniteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerindekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmüne gelince; burada kollukgücü, üniversite bina ve eklerine girme ve arama yapmada tamamen serbestbulunmakta, özerk yönetime herhangi bir haber verme zorunluğu ile dahi yükümlütutulmamaktadır. Bu kuralın, Anayasanın 120. maddesinde açıklanan Özerk üniversiteyönetimi esaslarile bağdaşamıyacağı hiç bir kuşkuya yer vermeyecek derecedeortadadır. Her ne kadar "giriş sebebinin niteliğine göre" kollukgücünün üniversite yönetimini haberdar edip etmeme konusunda takdir hakkıbulunmakta ise de, bilimsel çalışma yapılan yerlerde, laboratuvarlarda, deneybölümlerinde, üniversite öğretim üyelerinin kitaplarının bulunduğu veyazılarını hazırladıkları çalışma odalarında hiç habersiz arama yapabilmeolasılığının varlığı, takdir hakkının iyi veya kötüye kullanılabileceğitartışmasına gerek kalmadan, doğrudan doğruya üniversite bilim ve yönetimözerkliği ilkelerinin özünü ortadan kaldıracak bir uygulama olanağını ortayakoymaktadır. Esasen tamamen aynı nitelikte bulunan bir hüküm başka bir davanedenile daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti (2559 sayılı PolisVazife ve Selâhiyet Kanununda değişiklik yapılması hakkındaki 26/6/1973 günlü1775 sayılı Kanun, madde 4, Resmi Gazete 14 Eylül 1974; Sayı: 15006).
66.Maddenin üçüncü fıkrasında yeralan "Bu takdirde, giriş sebebininniteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerindekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünün, gösterilen nedenlerleiptali gerekmektedir.
Bugörüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun ve Abdullah Üner katılmamışlardır.
18 -69. Madde yönünden:
DavacıAnkara Üniversitesi bu maddenin ikinci fıkrasının iptalini istemektedir. Bufıkrada yer alan hüküm şudur: "Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi vemilliyetiyle bölünmez bütünllüğüriü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhepayırımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadankaldırmak kasdiyle kullanılması; hallerinde Bakanlar Kurulu, ilgiliüniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumların veya birüniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ile elkoyabilir.Elkoyma kararı Resmî Gazete'de yayımlanır. Yayımlanmayı müteakip 48 saat içindeTürkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının enamına sunulur. Elkoymasüresi 2 ayı geçemez."
AnayasaMahkemesinin 25/2/1975 günlü, E: 1973/38, K: 1975/23 sayılı kararında daaçıklandığı üzere, Anayasanın değişik 120. maddesinin son fıkrası, BakanlarKurulunun Üniversite yönetimine elkoymasma, çerçevesini Anayasanın çizereksaptadığı iki koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde olanak tanımaktadır.Anayasanın öngördüğü bu koşullardan birincisi, Üniversitelerle onlara bağlıfakülte, Kurum ve Kuruluşlarda öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeyedüşmesi; ikincisi de bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesihalidir. Diğer taraftan yine Anayasanın değişik 120. maddesinin son fıkrasında"Hangi hallerin elkoymayı gerektireceği, Kanunla düzenlenir" yollubir buyruk yeralmaktadır.
Anayasanındeğşik 120. maddesinde yer alan ve yukarıda açıklanmış olan bu kurallarınbirarada incelenmesinden çıkan sonuç sudur; Üniversitelerde öğrenim ve öğretimözgürlüklerinin hangi hallerde tehlikeye düştüğü veya tehlikeye düşmüşsayılacağı; Üniversite organlarınca bu tehlikenin giderilmesi için alınacaktedbirlerin nelerden ibaret olduğu ve ne gibi hallerde tehlikenin giderilmediğiveya tehlikenin giderilmiş sayılmayacağı hususları yasaca belirlenecektir.Başka bir deyimle, Üniversite yönetimine Bakanlar Kurulunca elkoymayı gerektirenhallerin yasama organınca yasa kuralı konulmak yoluyla saptanmasının istenmesi,Anayasanın bu buyruğu gereğidir. O halde dava konusu kural bu açıdan Anayasayauygunluk denetiminden geçirilmelidir.
Davakonusu kanun kuralı ele alındığında, Bakanlar Kurulunun üniversite yönetimineelkoyması için:
Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden her hangi birisinin;
a)İnsan hak ve hürriyetlerini veya
b)Türk Devletinin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya
c)Dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri
Anayasadabelirtilen Cumhuriyeti;
Ortadankaldırmak kasdiyle kullanılmasını koşul olarak aramaktadır.
Görüldüğügibi bu fıkra hükmünde, söz konusu edilen eylemlerin üniversitede oluştuğuna vebu yüzden üniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tehlikeye düştüğüne veüniversite yönetiminin bu tehlikeyi gideremediğine ilişkin hiç bir kural veaçıklama yer almamaktadır. Oysa yukarıda açıklandığı gibi Anayasa'nın değişik120. maddesinin son fıkrasında bu koşullar belli edilmiş ve hangi hallerinelkoymayı gerektireceği, elkoyma kararının ilân ve uygulama usulleri ile süresihakkındaki düzenlemelerin özel kanunda belirleneceği kurala bağlanmıştır.
Davakonusu fıkrada öngörülen eylemlerin ağır suç oluşturmalarına karşınüniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğünü her halde tehlikeye düşürdüğü deileri sürülemez. Bundan başka dava konusu fıkrada söz konusu edilen eylemler, oüniversitede oluşmasa bile üniversite yönetimine el konulabilecektir. Gerçifıkra içinde "İlgili üniversitenin" denilmiş olması bu eylemlerin oüniversitenin içinde geçmiş olması anlamına gelmez. Örneğin, üniversite dışındaoluşan bazı olaylara o üniversite öğrencilerinin katılmış olmalarınadayanılarak ve böylece öğrenci ile üniversite arasında Anayasanın öngörmediği birbağlantı ve ilişki kurulmak suretiyle o üniversitenin yönetimine elkonulabilecektir. Bundan dolayıdır, ki, üniversite dışında oluşan olaylar nedengösterilerek o üniversitedeki öğrenim ve öğretim özgürlüğü tehlikeye düşmemişve olağan çalışmalarda hiç bir aksaklık görülmemiş olsa bile üniversiteyönetimine elkonulabilecek; üniversite içinde oluşmaya başlayan olaylarnedeniyle de üniversite yönetimince gereken önleyici, giderici ve yeterlitedbirlerin alınıp alınmadığına ve bunların sonuçlarına bakılmaksızın el koymaicararı verilebilecektir. Her ne kadar Yasanın 8. maddesinin (c) bendi hükmünegöre, Üniversite Denetleme Kurulunun, bu konuda inceleme yaparak durumdanBakanlar Kurulunu haberdar etme göreviyle yükümlü olduğu açıklanmış ise de,Denetleme Kuruluna böyle bir yetki verilmesi, 69. maddenin ikinci fıkrasındabelirlenen biçimdeki bir düzenlemeye, Anayasa kurallariyle bağdaşabilme olanağısağlayamaz.
Öteyandan elkoyma kararının hemen Türkiye Büyük Millet Meclisi BirleşikToplantılarının onayına sunulması gerekirken, yasa düzenlemesine göre, elkoymakararı önce Resmî Gazete'de yayımlanacak, yayımı izleyen 48 saat içindeBirleşik Toplantının onayına sunma işlerine geçilecektir. Anayasanın 120.maddesinin son fıkrasında yeralan "Hemen" sözcüzünün içerdiği kavramve amaç ile bu tür düzenlemenin uyum halinde olduğu ileri sürülemez.
Bunedenlerle, 69. maddenin ikinci fıkrası, Anayasanın 120. maddesinin sonfıkrasında yazılı ilkelere aykırıdır ve iptal edilmelidir.
Bugörüşe Halit Zarbım katılmamıştır.
Maddeninikinci fıkrasının tümünün iptal edilmesi karşısında, üçüncü fıkrada yeralan"Ancak, her defasında 2 ayı geçmemek üzere süre uzatılabilir. Uzatmakararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onanımasunulur" hükmünün bu fıkra açısından uygulama alanı kalmamıştır. 22/4/1962günlü 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 1750 sayılıYasanın 69. maddesinin son fıkrasının da söz konusu ikinci fıkra yönünden iptaledilmesi gerekmektedir.
19 -70. Madde yönünden:
a)Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleriyle son fıkrası iptaldavasına konu yapılmaktadır. Konunun bu sıraya göre incelenmesine geçilmedenönce maddenin tamamının 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesininikinci fıkrası uyarınca iptali gerektiği görüşü ortaya atıldığından herşeydenönce bu yön üzerinde durulmuştur.
70.madde, elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenlemektedir. 69.maddede yer alan elkoyma hallerinin belirtilmesi ve elkoyma karannın TürkiyeBüyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onayına sunulması işlemleri ile 70.maddenin konusu ayrıdır. Bakanlar Kurulunun yetkilerinin neler olduğunusaptayan 70. madde hükmünün, elkoyma hallerini belirleyen ve onaya sunmaişlemlerini düzenleyen 63. madde hükmünün iptalini öngören Mahkeme kararıileuygularıma değerini yitirdiği kabul edilemez. Çünkü hangi hallerde BakanlarKurulunca Üniversite yönetimine elkonulacağınm yasal yolla belirtilmesi Anayasabuyruğudur. Yasama Organı bu hallerin kapsamım ve içeriğini olabildiğince ayrıntılıbir biçimde ve Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında açıklanan koşullarçerçevesinde düzenleme zorunluğundadır. 70. madde 1750 sayılı Kanunun öngördüğüsistem içindeki yerini koruduğu ve yasa koyucu da, yukarıda belirtildiğibiçimde el koyma hallerini ve koşullarını yeniden düzenlediği takdirde,Bakanlar Kurulu yetkilerinin neler olduğunu belileyen hükümler yürürlüktekaldığından bu konuda başkaca yasal bir düzenlemeye gereksinme duyulmayacaktır.Soruna bu açıdan bakılınca, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28/2 maddesininolayda uygulanması bir yarar sağlamıyacaktır.
Bugörüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ziya Önel, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel,Ahmet Salih Çebi ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
b)70. maddenin (a) bendinde iki hüküm yeralmaktadır. Bunlardan biri"Üniversite ve bağlı kurum organlarında veya üniversiteye bağlı olmayanfakültelerde görevli bulunanların tümünün veya bir kısmının yönetim görevlerineson vermek" işlemlerinin yönetime elkoyan Bakanlar Kurulunca yürütüleceğinibuyurmaktadır. İptali istenen (a) bendinin bu bölümünde Anayasaya aykırılığıoluşturan bir neden bulunmamaktadır. Gerçekten Anayasanın 120. maddesinin sonfıkrasında öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, Bakanlar KuruluncaÜniversite yönetimine elkonulacağı açıklanmaktadır. Bu demektir ki, olağanüstüolaylar nedenlerle tehlikeye düşen öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tekrarsağlanmasına ve olaylar etkisiz kalıncaya kadar özerk üniversite yönetimiyerine yürütme organının yönetimi geçecek, bu yönetim özerk yönetimin bütünyetkilerini kullanabilecektir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da açıkçabelirtildiği üzere, "Bir kuruluşun yönetilmesi, ona yükletilmiş olanişleri görmek için gereği gibi işlemesinin sağlanması anlamına gelir. Düzenlibir işleminin sağlanması ise, ilk önce, o örgütte çalışacakların atanması,gerektiğinde disiplin cezalarına çarptırılması ve görevden çıkarılmasile olur.Demekki yönetim yetkisi, özünde görevlileri atama, disiplin cezası verme vegörevden çıkarma yetkilerini içerir" (Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü,E: 1969/52. K: 1972/21 sayılı kararı, 23/1/1973 günlü, 14426 sayılı ResmîGazete'de yayımlanmıştır.) Şu halde belirli bir süre özerk yönetimin yerinegeçen Bakanlar Kurulunca, o yönetimin gerekleri ne ise, elkoyma koşullarile sınırlıolarak ve yetkilerini bu sınırların dışındaki alanlarla taşırmadan o işleriyerine getirebilecektir. Bakanlar Kurulunun, Üniversitenin haiz olduğuyetkilerden daha fazlasını kullanması düşünülemez, esasen (a) bendi hükmü deböyle bir yoruma elverişli değildir. Bu duramda (a) bendinin birinci tümlecininiçerdiği hükümde anayasaya aykırılık nedeni bulunmamaktadır. İstemin bu hükmüamaçlayan yönü reddedilmelidir.
c -(a) bendinde yeralan ve Anayasaya aykırılık iddiasına konu yapılan ikinci hükmegelince, bu hüküm; yönetimine elkonulan üniversitede, yönetim görevile yükümlükişilerin bu görevlerinden çıkarılması halinde, yerlerine başkalarını seçebilmeyetkisini Bakanlar Kuruluna tanımaktadır.. Biraz önce değinildiği gibi, yönetimyetkisi, özünde görevlileri atama, disiplin cezası verme ve görevden çıkarmayetkilerini içerir. Bu kavramda olan bir yetkinin, özel ve açık bir sınırlamaolmadıkça, bir bölümünün kullandırılıp öbür bölümünün, kullandırılmamasıAnayasanın 120. maddesinin son fıkrasile getirilen hükmün amacına aykırıdüştüğü gibi uygulamada da ters sonuçlar doğurur. Unutulmamalıdır ki (a)bendinde sözü edilen görevliler, yönetimde görev alan kişilerdir. Yoksa sadeceöğretimle ilgili görevliler bu hükmün kapsamı dışındadır. Yönetim görevileyükümlü kişilerin bu görevlerinden alınabilmelerinde Anayasaya aykırılıkgörülmediği saptandıktan sonra, yerlerine yenisini seçme yetkisinin tanınmamasıhalinde yönetim aksar ve Üniversitenin düzeninde işlemesini sağlama amacınıngerçekleşmesi yerine, yönetimde kargaşalık olur. Bakanlar Kurulunun bu görevi,yürürlükteki kuralları uygulamak suretile yerine getireceği kuşkusuzdur. ÇünküYasa, olağanüstü yönetimde dahî Bakanlar Kuruluna, hiç bir kurala bağlıolmaksızın, kendi takdiri ile görevlendirme yetkisi tanımayı düşünmemiş, sadeceüniversite seçim organlarının yerine geçerek, belirli bîr süre, yürürlüktekikurallara göre görevlileri seçme hakkını kullanma yetkisi tanımıştır.
Öteyandan Anayasanın 120. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının yazılışbiçimindeki farklılıklardan yararlanarak amaca ters düşen sonuçlar çıkarmak dadoğru değildir. Gerçekten 120. maddenin üçüncü fıkrasında: "Üniversiteler,devletin gözetim ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organlarıeliyle yönetilir. Özel Kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındakihükümler saklıdır." Denilmekte ve dördüncü fıkrasında da: "ÜniversiteOrganları, öğretim üyeleri ve yardımcıları, Üniversite dışındaki makamlarca,her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılazlar. Son fıkrahükümleri saklıdır" diye yazılmaktadır. Son fıkra hükmü ise Üniversiteyönetimine elkoyma ile ilgilidir. Bu yazılış biçiminden, yönetim organlarının,üniversite dışındaki makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamayacaklarıhakkındaki ilkenin üniversite yönetimine elkonulması halinde geçerliliğinikoruyacağı anlamını çıkarmaya olanak yaktur. Öte yandan bu sınırlamanın,üniversite özerk yönetiminip seçilen organları eliyle yürütülmesine ilişkinüçüncü fıkrada yeralan ilkenin uygulama alanını daraltmadığı ve yönetime elkonulması halinde üniversitelerin kendileri tarafından seçilen organları eliyleyönetilmesine devam edileceği anlamını çıkarmak da olanaksızdır. Zira 120.maddenin son fıkrasile, belirli bir süre için üniversitenin kendisini yönetmesiyetkisi elinden alınmakta, yerine Bakanlar Kurulunun yönetimi konulmaktadır.Aksi düşünce, daha yukarıda açıklanan ve Anayasa Mahkemesinin çeşitlikararlarında belirtilen "Yönetim" kavramına ters düşer. Çünkü,üniversite yönetimi bir bütündür; görevden uzaklaştırma ile görevliyi seçmeyetkilerini birbirinden ayırmak Anayasa'nın 120. maddesi ile bağdaştırılamaz.
Gösterilennedenlerle, 70. maddenin (a) bendinde yeralan "Yönetim görevlerine sonverilenlerin yerine yenilerini seçmek" kuralı Anayasaya aykırı değildir.Bu hükme yönelen iddianın reddi gerekmektedir.
MuhittinTaylan, Kani Vrana, Ahmet Salih Çebi, Adil Esrner ve Ahmet H. Boyacıoğlu bugörüşe katılmamışlardır.
ç)Bakanlar Kurulu Üniversite yönetimine elkonulması halinde (b) bendine göre şuyetkiyi de kullanabilecektir: "Elkoymayı gerektiren durumun doğmasınasebep olanların tesbiti, bunlar ve failleri hakkında gerekli disiplin ve cezakovuşturmasını yaptırmak." Bu yetki, elkoyma yönetiminin amacıdır.Olayları yaratanlar ve bunlara katılarak etki çevresinin genişlemesine veböylece öğrenim ve öğretim özgürlüğünün tehlikeye düşmesine sebep olanlarhakkında, yönetime elkoyan Bakanlar Kurulunca gerekli disiplin ve cezakovuşturması yaptırmak zorunludur. Bu gibi tedbirleri alma ve yetkilerikullanma olağanüstü yönetimin gereğidir. Esasen olağan zamanlarda ÜniversiteDenetleme Kuruluna verilen disiplin ve ceza kovuşturmasını harekete geçirireyetkisinin (Madde 8), olağanüstü zamanlarda, Özellikle yönetime elkoymayıgerektiren durumun doğmasına sebep olanlar hakkında, Bakanlar Kurulunatanınmaması yadırganacak bir çelişki oluşturur. (b) Bendine ilişkin Anayasayaaykırılık itirazının bu nedenlerle reddi gerekmektedir.
d)(c) bendindeki hükme göre, "Üniversitede ve bağlı kuruluşların da görevlikişilerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturmasonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerindenuzaklaştırmak" yetkisi Bakanlar Kuruluna tanınmaktadıır. Buradaki yetkininkullanılmasında yönetim veya sadece Öğretim görevi yapanlar arasında bir ayırımgözetilmemiştir. Şu halde yönetim görevi olmasa bile, sadece öğretim göreviolan bir kişinin dahi Bakanlar Kurulunca görevine son verilebilecektir. Fakatbu işlemlerin de koşulları olduğu kabul edilmelidir. Bakanlar Kurulunun bukonuda tamamen serbest ve hatta keyfi hareket edebileceğini düşünmekolanaksızdır. Herşeyden önce Yürütme organına, üniversite yönetimine hanginedenlerle elkoyma yetkisinin tanındığı gözden kaçırılmamak gerekir. Bununtemel ilkeleri Anayasanın 120. maddesinin son fıkrasında gösterilmiştir.Üniversite içinde veya dışında meydana gelen olaylar öyle bir genişlik veetkinlik kazanabilir ki, öğrenim ve öğretimin özgür bir ortamda gerçekleşmesitehlikeye düşebilir ve Üniversite yönetimi de bu tehlikeyi giderecek tedbirlerialmakta güçsüz kalabilir ve olayların bu nitlikte gelişmesinde payı olanöğretim üyeleri ve yardımcıları da bulunabilir. İşte (c) bendindeki hükmünamacı bu nitelikteki öğretim elemanlarıdır. Yönetimde görev almış bile olsa, elkoymayı gerektiren durumun doğmasına neden olan olaylara karışan, bunlarda payıolan öğretim üye ve yardımcıları (c) bendinin kapsamına girmektedirler. 70.maddenin basında (Elkoyma halinde Bakanlar Kurulunun yetkisi) biçiminde biraçıklama bulunmasına, elkoyma koşullarının kesinlikle belli olmasına ve (c)bendinde de (gerekli görülenler) denilerek elkoyma koşul ve nedenlerile birbağlantı kurulmasına göre, Bakanlar Kurulunun yetkilerini kullanırken keyfihareket edemeyeceği, olaylarla hiç ilgisi olmayan öğretim üyeleri hakkındagörevden uzaklaştırma yetkisini kullanamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Esasenbir maddenin içinde bulunan fıkra ve bentleri ayrı ayrı ele alıp inceleyerekyorum yapmak ve anlamlarını belli etmek yerine, maddenin tamamını, hattakanunun tümünü gözeterek değerlendirmek gerektiği genel bir hukuk kuralıdır. Buaçıdan (c) bendine bakılınca, Bakanlar Kurulunun kovuşturma sonuçlanıncaya veyakesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırabileceği öğretim üye veyardımcılarının elkoyrnaya neden olan olaylarda payı bulunanlar olduğu açıkçaortaya çıkmaktadır. Özerk yönetimin yerine geçen Bakanlar Kuruluna bu konudayetki tanınmasının, Anayasanın herhangi bir hükmü ile bağdaşmadığını ilerisürmek olanaksızdır. Aksine bu hüküm, Anayasa'nın 120. maddesinde öngörülenelkoyma halinin kaçınılması mümkün olmayan bir sonucudur. Bu kurala yönelenistemin gösterilen nedenlerle reddi gerekmektedir.
MuhittinTaylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel, Şevket Müftügil, Adil Esmer, Nihat O.Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
e)70. maddenin ikinci fıkrası da iptal davasına konu yapılmaktadır. Bu fıkraşöyledir: "Elkoyma halinin kaldırılmasından sonra, kesin bir yargı kararıolmadıkça Bakanlar Kurulunun (b) ve (c) bentlerine göre almış bulunduğukararlar yürürlükte kalır." Bu fıkrayı (b) ve (c) bentlerile ilgili olarakayrı ayrı inceleme gerekecektir:
(b)bendi yönünden:
Bubent, elkoymayı gerektiren durumun doğmasına sebep olan görevliler hakkındadisiplin ve ceza kovuşturması yaptırmaya Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır.Böylece başlanan bir disiplin ve ceza kovuşturmasının elkoymanınkaldırılmasından sonra da sürdürülmesi doğaldır. Yeter ki bu konuda kesin biryargı kararı alınmış olsun. Özerk yönetim düzeninde başlanan disiplin ve cezakovuşturmalarının yürütülmesindeki kural da budur. Hüküm bu bakımdan Anayasayaaykırı değildir. 70. maddenin ikinci fıkrasında yeralan kurala yönelen istemin(b) bendi açısından reddi gerekmektedir.
(c)Bendi yönünden:
Bubent, görevli kişilerden gerekli görülenlerin, kovuşturma sonuçlanıncaya kadarveya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadargörevlerinden uzaklaştırmaya Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır. ŞimdiBakanlar Kurulunca uzaklaştırılan bir öğretim üyesi, elkoyma halininkaldırılmasından ve özerk üniversite yönetimi tekrar kurulduktan sonra dahigöreve başlayamayacaktır. Yeter ki bu öğretim üyesi hakkında göreve başlamasınaengel olmadığını belirten kesin bir yargı kararı olsun. Olağanüstü zamanlardaolağanüstü nitelikteki tedbirlerin gereği olarak görevden uzaklaştırılan biröğretim üyesinin bu süre devamınca kovuşturma sonucu alınıncaya kadar tekrargöreve başlamasında sakıncalar olabilir. Fakat olağanüstü yönetim kalktıktansonra gerekli tedbiri almaya artık özerk üniversite yönetimi yetkilidir. (b)bendi ile (c) bendi arasındaki ayırımı burada tekrar belirtmekte yarar vardır:(b) bendinde, Öğretim üyesi görevinden alınmamış, sadece hakkında disiplin veceza kovuşturması açılmış ve elkoyma halinin kalkmasından sonra bukovuşturmanın sürdürülmesi öngörülmüştür. Oysa (c) bendine göre, öğretim üyesigörevinden alınmıştır, onun yaşamına çok ağır etkisi olan bir işlem ortayakonmuştur. Elkoyma hali kalksa bile ilgili kesin yargı kararı getirmedikçegörevine başlayamayacak, belki ekonomik ve sosyal çöküntüye uğrayacaktır.Görevine tekrar başlayabilmek için, hakkındaki suçlamaların aksini ispat etmekdurumunda kalacak, yıllarca yargı mercileri önünde çaba harcayacaktır. Cezahukukunun temel kurallarından olan "Aslolan suçsuzluk" ilkesi yerine,bunun tamamen tersi olan "Aslolan suçluluk" gibi bir ilke değerkazanacak, ilgili, üstüne atılan suçları işlemediğini kanıtlama zorunluğundabırakılacaktır. 70. maddenin ikinci fıkrası, (c) bendi yönünden bu sonucudoğuracak bir nitelik göstermektedir ve bu nedenle Anayasanın 120. maddesineolduğu kadar, demokratik hukuk devleti ilkesine de aykırıdır ve iptaledilmelidir.
HalitZarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.
20 -73. Madde yönünden:
a)Bu maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesinede, öğrencilerden alınacak"ücret" den söz edilmektedir. Oysa ücret alma kuralının esasınıoluşturan yöntem 72. maddenin (c) bendinde yer almaktadır. 72. Maddenin(c)bendinde sözü edilen ücret kuralı ise, Anayasa Mahkemesince 25/2/1975 günlü E:1973/38, K: 1975/23 sayılı kararla iptal edilmiş olduğundan 73. maddeninbirinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan "Ücret" deyimininuygulama alanı kalmamıştır. Böyle olunca 22/4/1962 günlü 44 sayılı Kanunun28/2. maddesine dayanılarak birinci tümcedeki "Ücret" sözcüğününiptali gerekmektedir.
b)73. maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesinde "Ücret" lebirlikte "harç" lardan da söz edilmektedir. Bu tümce aynen şöyledir:"Kanunun 6. maddesinin (f) fıkrasına göre öğrencilerden alınacak ücret vehaçlar, yıllık 3000 lirayı geçmemek üzere her üniversitede kurulacak"Öğrenci fonu'na yatırılır." denilmektedir. Kanunun 6. maddesi isetüm olarak üniversiteler bakımından Anayasaya aykırı bulunmuş ve iptaliöngörülmüştür. (Bak. Yukarıda IV. Esasın incelenmesi, 5. ve 6. maddeleryönünden). Üniversiteler yönünden iptal edilen 6. maddenin (f) fıkrasında,öğrencilerden alınacak harçlara ilişkin esasların yüksek öğretim Kuruluncatesbit edileceği ve 73. maddenin şimdi iptal davası konusu yapılan birincifıkrasile bu harçların bir "Öğrenci fonun" da toplanacağıbelirtilmektedir. Oysa Anayasanın 61. maddesinde yukarı ve aşağı sınırları ileölçü ve esasları kanunla belli edilmek şartile vergi, resim ve harçlarınmuafiyet ve istisnalariyle nisbet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişiklikyapmaya, sadece Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Şu halde öğrencilerdenalınacak olan ve tavanı kanunda gösterilmiş bulunan harcın esasları venispetleri üniversiteler yönünden Anayasaya aykırı bir kuruluş tarafındansaptanamaz. Aynı zamanda Bakanlar Kuruluna tanınan bir yetkinin, genel yönetimhizmetlerine ilişkin bir kuruluşa bırakılması da Anayasanın 61. maddesilebağdaştırılamaz. Böyle olunca, 73. maddenin birinci fıkrasının birincitümcesinde yeralan hükmün tümünün iptal edilmesi gerekmektedir.
Öteyandan ayni fıkrada, öğrenci fonunun denetim esaslarının senatolarcasaptırıcağı belirtilmektedir. Oysa öğrencilerden alınacak harç üniversite katmabütçesine ilişkin bir gelir kaynağıdır ve bu niteliğile Anayasanın 127maddesinin kapsamına girmektedir. Anayasanın 127. maddesinin birinci fıkrasındaise, "Sayıştay, Genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleriile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek... ilegörevlidir" denilmektedir. İptali istenen hüküm ise bu denetici,Sayıştayın yetki alanından çıkarmakta ve böylece Anayasaya aykırı bir malîdenetleme olanağı meydana getirmektedir. Bu nedenle 73. maddenin birincifıkrasının sondan bir önceki tümcesinde yer alan "Denetim" deyimininharç açısından iptali gerekmektedir.
21 -74. Madde yönünden:
Üniversitelerdeve bunlara bağlı kuruluş ve birimlerde, yetkili organın teklifi ve yükseköğretim Kurulunun onayı ile döner sermaye işletmeleri kurulabileceği 74.maddenin birinci fıkrasında açıklanmıştır. Oysa Yüksek Öğretim Kurulunun,Kuruluş biçimine ilişkin Kuralın Üniversiteler yönünden Anayasa aykırıbulunarak iptali öngörülmüştür. (IV Esasın incelenmesi, Bölüm A, Bent 3). Halböyle olunca birinci fıkrada yeralan "Ve Yüksek Öğretim Kurulununonayı" deyiminin uygulama alanı kalmamış bulunmaktadır. Bu deyimin,22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28/2. maddesi uyarınca iptal edilmesigerekmektedir.
Bugörüşe Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O.Akçakayalıoğlu katılmamışlardır.
22 -82. Madde yönünden:
1750sayılı Yasanın 82. ve 83. maddeleri, yürürlükten kaldırılan kanunlar başlığıaltında düzenlenmiştir. Gerçekten 82. maddenin birinci fıkrasında 4936 sayılıKanun ile bunun ek ve değişikliklerine ilişkin 115, 119, 345 ve 923 sayılıKanunların yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiş ancak maddenin ikincifıkrasında, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu kapsamı dışında bırakılan kimiÜniversitelere ilişkin kanunların yürürlüklerini koruyacaklarına işaretedilmiştir. Bu fıkra ile hükümleri saklı tutulan üniversiteler Karadeniz TeknikÜniversitesi ve Erzurum Atatürk üniversitesidir. Karadeniz Teknik Üniversitesi20/5/1957 günlü 6594 sayılı Kanunla kurulmuş, sonradan 336, 534, 871 ve 1650sayılı kanunlarla bu kanunda eklemeler ve değişikler yapılmıştır. AtatürkÜniversitesi ise 7/6/1957 gününde 6990 sayılı Kanunla kurulmuş, sonradan 336,535, 871, 994, 1499, 1573 ve 1578 sayılı Yasalarla bu kanuna ek ve değiştiricihükümler getirilmiştir. Davacı Anakara Üniversitesi sözü edilen ikiüniversiteye ilişkin Yasa hükümlerini saklı tutan 82. maddenin ikincifıkrasının birinci tümcesinin iptalini istemektedir.
Saklıtutulan hükümlerin iptali gerekip gerekmeyeceği konusunda karar verebilmek içinher şeyden önce bu üniversitelerin hukuksal statülerinin yeterince saptanmasızorunludur. Bilindiği üzere, 1961 Anayasasından önceki dönemde de üniversitelerve bir üniversiteye bağlı olmayarak açılacak fakülteler birer kanunlakurulmakta idi. 4936 sayılı Üniversiteler Kanununun birinci maddesine göreüniversiteler özerkliği ve tüzel kişiliği olan yüksek bilim, araştırma veöğretim birlikleridir. Şu halde kanunla kurulacak üniversitelerin gösterilennitelikte olmaları gerekmektedir. Gerek Karadeniz Teknik Üniversitesi, gerekAtatürk Üniversitesi Kuruluş kanunları ve bunların ek ve değişiklikleriincelendiği tadirde görülür ki, bu öğretim kurumları hakkında sevkedilenhükümler geçici niteliktedir ve esas amaç, 4936 sayılı Kanunun birincimaddesinde yazılı özerkliğe ve tüzel kişiliğe bir an önce ulaşmaktadır. NitekimKaradeniz Teknik Üniversitesi hakkındaki 6594 sayılı Kanunun 2. maddesinde vegeçici maddelerinde bu yön açıkça belirtilmiştir. 6990 sayılı AtatürkÜniversitesi Kanununa gelince, bu kanun hükümleri de sürekli değildir, tüzelkişilik alıncaya kadar yönetim biçimi geçici olarak düzenlenmiştir. Kanunungeçici maddeleri dikkatle incelendiğinde, amacın, 4936 sayılı Kanun hükümlerinebağlı bir üniversite oluşturmak olduğu açıkça anlaşılmaktadır. ÖzellikleKanunun geçici 4. maddesini değiştiren 30/1/1968 günlü ve 996 sayılı Yasada"bu üniversite tüzel kişilik kazanıncaya kadar" denilmek suretile,kuruluşa ilişkin hükümlerin geçici nitelikte bulunduğu görülmektedir.
Heriki üniversitenin hukuksal yapısı böylece saptandıktan sonra 1961 AnayasasınınÜniversiteler için getirdiği ilkeler karşısındaki durumlarının incelenmesigerekecektir. Bilindiği üzere Karadeniz Teknik ve Erzurum AtatürkÜniversiteleri, özel kanunlardaki hükümler uyarınca, Millî Eğitim Bakanlığıtarafından yönetilmektedir. 1924 Anaya'sası, Üniversiteler için herhangi birhükmü içermemesine karşın, 1961 Anayasası bu konuda bir ilkeler topluluğugetirmiştir. Üniversiteler özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Devletingözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları elileyürütülür. Bu organlar ve öğretim üye ve yardımcıları üniversite dışındakimakamlarca görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Araştırma ve yayın serbesttir.Öğrenim ve Öğretimin Özgürlük ve güvence içinde ve çağdaş bilim ve teknolojigereklerine ve kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esastır. Builkelerle, yürütmenin yönetim ve denetimi altında bulundurulan birüniversitenin hukuksal statüsünün bağdaşmayacağı açıktır. Anayasanın 120.maddesinin üçüncü fıkrasında sözü edilen Devlet gözetim ve denetiminden,yönetimin siyasal iktidarca yürütülmesi anlamı çıkarılamaz, aksi takdirdeyukarıda belirtilen ilkeler etkinliklerini ve uygulama alanlarını yitirirler.Anayasa Mahkemesinin bir kararında da belirtildiği gibi: "Devletin gözetimve denetim yetkisi, yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetim işlemlerineve işlerine karışmasını haklı göstermez, çünkü yönetime üniversite dışındakibir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversitenin kendisinceseçilen organlar eliyle yönetildiğinden artık söz edilemeyeceği gibi, öteyandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesile güdülen ereğin sınırlarıda asılmış olur. Gerçekten yönetim çalışmalarından olan bir işlemintamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veyayerin katılması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka biryerin ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasanın 1971değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,özerk birer kuruluş olan üniversitelerin, yalnızca bilimsel gereklere göre veözgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmalarıönleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüde,herhangi bir siyasal gücün, üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunudoğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlükiçinde çalışmasını kısıtlar." (Anayasa Mahkemesinin 4/5/1972 günlü, Esas:1969/52, Karar: 1972/2 sayılı kararı Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı:10, Sayfa: 352 - 353).
KaradenizTeknik ve Erzurum Atatürk Üniversitelerinin hukuksal yapıları Anayasanın 120.maddesinde belirtilen yönetim ve bilim özerkliğinin öğretim ve öğrenimingereksindiği siyasal baskılardan uzak bir özgürlük havası içindegerçekleşmesine elverişli değildir. Bu bakımdan sözü edilen üniversitelerinkuruluşlarını düzenleyen kanun hükümleri Anayasa ilkelerile bağdaşmamaktadır.Bu hükümlerin yürürlüğünü saklı tutan 1750 sayılı Yasanın 82. maddesinin ikincifıkrasının birinci tümcesi iptal edilmelidir.
Öteyandan Karadeniz Teknik Üniversitesile Erzurum Atatürk Üniversitesinin,Anayasanın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında hükümleri saklı tutulan yasalkuruluşlardan olup olmadıkları üzerinde de durulmuştur. Yukarıda açıklandığıüzere, bu iki üniversitenin hukuksal yapıları geçicidir, yani özerk bir tüzelkişiliğe kavuşuncaya kadar millî Eğtim Bakanlığının yönetimi altındadır.Kuruluş tamamlanıp 4936 sayılı Kanun uyarınca gerekli organlar oluştuktan sonraMillî Eğitim Bakanlığının yönetimsel vesayeti son bulacak, her iki üniversitede özerk birer tüzel kişiliğe sahip olacaklardır. Demek oluyor ki, bu gibigeçici üniversite kuruluşları için amaç, Anayasanın 120. maddesinin üçüncüfıkrasında öngörülen ayrık hükümlerden yararlanmak değildir. Ayrık hüküm,Kuruluşunu 1961 Anayasasından önce tamamlamış ve aslında 4936 sayılı Kanundagösterilen genel hukuksal statünün dışındaki üniversite kuruluşlarınıamaçlamaktadır. Nitekim bu konu üzerinde Kurucu Mecliste Anayasa görüşmelerisırasında da durulmuştur. Görüşmelere temel tutulan Anayasa tasarısında sözüedilen aynk hüküm yoktu. Temsilciler Meclisinde ikinci görüşme yapılırkenmaddeye böyle bir hükümün konulması üyelerden biri tarafından önerilmiş, ancakAnayasa Komisyonu şu gerekçe ve koşullarla öneriye katılmıştır: "... builâveye, gayet mahdut bir sahaya inhisar ettiğinden, bir istisna olmak üzereiltihak ediyoruz. Mesela Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Milletlerarasıişbirliğile kurulmuş olan üniversitenin, yönetim organı olan "mütevelliheyeti" seçilmediğinden, bu gibi özellikleri nazarı itibara almaklâzımdır. Ama belirtmek isteriz ki, Genel Üniversiteler Kanununa zıt olarak birtakım özel kanunlarla kurulmuş olan ve şimdi ilâve edilmek istenen kayıttakişarta uygun olmayan üniversitelerin vaktile muhtariyet esasına aykırı olarakkurulmuş olanlar bile, bünyelerini değiştirmek mecburiyeti vardır. MeselâAtatürk Üniversitesi, Millî Eğitim Bakanlığına bağlılığı bakımından, durumunumuhtariyet esaslarına uygun olarak ayarlamaya mecburdur. Arzettiğim gibi,organlar bakımından getirdiği istisnalar, tamamile özel hallere münhasır olmaküzere, ek mahiyetindeki bu teklife katılırız."
Demekoluyor ki, 1961 Anayasasından önce özel kanunlarla kurulmuş bütününiversitelere ilişkin hükümlerin yürürlüğünü saklı tutmaya olanak yoktur.Saklı tutulan hükümler, ancak kuruluşunu tamamlamış milletlerarası işbirliğlekurulmuş, özel ve zorunlu nedenlerle 4936 sayılı Kanunun genel yönetimesaslarından ayrı bir sistem getirmiş olan Orta Doğu Teknik Üniversitesinikapsamına almaktadır. Hukuksal yapıları ve kuruluş amaçları gözönündetutulursa, Karadeniz Teknik ve Erzurum Atatürk Üniversitelerinin, Anayasanın120. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ayrık hükümden yararlanmalarına vevarlıklarını bilim ve yönetim özerkliğine aykırı bulunan kuruluş hükümleriylesürdürüp götürmelerine olanak yoktur, 82. maddenin ikinci fıkrasının birincitümcesi bu bakımdan da Anayasaya aykırı düştüğünden iptal edilmelidir.
AhmetSalih Çebi değişik gerekçe ile sonuca katılmış, Hali Zarbun Abdullah Üner veNihat O. Akçakayahoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
23 -83. Madde yönünden:
Bumaddenin birinci fıkrası, Orta Doğu Teknik Üniversitesine vücut veren yasahükümlerini saklı tutmakta, ikinci fıkrası ise, Boğaziçi Üniversitesine,kendisini bu kanuna uydurmak için üç yıllık bir süre tanımaktadır. DavacıAnkara Üniversitesi maddenin tamamının iptalini istemektedir
Yukarıda10. madde ile ilgili iptal istemi incelenirken belirtildiği üzere, Orta-DoğuTeknik Üniversitesi için öngörülen yönetim biçimi, diğer Devlet üniversiteleriiçin öngörülen yönetim biçiminden oldukça farklıdır. Bu üniversitede"Mütevelli Heyeti" sistemi vardır. Yani bir yönetici grubu, üniversiteyeilişkin öğrenim ve öğretim gereksinmelerini yakından izleyerek gereklikararları almak ve işlemleri yapmakla görevli tutulmuştur. Ancak hemen şunubelirtmek yerinde olacaktır ki, Orta Doğu Teknik Üniversitesi için öngörülenözel yönetim sistemi, Anayasanın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında yeralanayrık hükümden yararlanmak yoluyla hukuksal yapısını korumaktadır. Bu sisteminAnayasanın sözü geçen maddesinde belirtilen diğer Devlet üniversiteleri yönetimbiçimine ters düştüğü kabul edilmek gerekir. Esasen bu düşüncedir ki, Anayasakoyucuyu Orta Doğu Teknik Üniversitesi için özel hükümler getirmeyezorlamıştır. Bununla beraber getirilen özel hükümden, öğretim görevindeçalışanların diğer Devlet üniversiteleri öğretim üyeleri ve yardımcılarına tanınankamusal güvenceden yoksun bırakılabilecekleri ve böylece öğrenim ve öğretiminözgürlük ve güvenlik içinde yürütülmesi esaslarına aykırı bir düzenlemeninkorunabileceği anlamını çıkarmaya olanak yoktur. Anayasa koyucunun, ayrıkkuralı 120. maddeye eklerken, bütün bu ilkelere aykırı düşen bir üniversiteyönetim türünü amaçladığı kabul edilemez. Ayrık hükmün korumayı amaçladığıyönetim biçimi, ayrıntılarına girmeden, yalnız "Mütevelli Heyeti"sistemine dayanan, fakat diğer temel ilkelere sadık kalan bir yönetimbiçimidir. 120. maddenin düzenlenmesinde öngörülen yöntem de Anayasa koyucununereğini açıkça belirtmektedir. Gerçekten ayrık, kural 120. maddenin üçüncüfıkrasına eklenmiş ve sadece üniversitelerin "kendileri tarafından seçilenorganları elile yönetilir" hükmüne karşı yöneltilmiştir. Şu halde"kendileri tarafından seçilen organları eliyle" yöneltilmeyen, yani"Mütevelli Heyeti" sistemiyle yönetilen ve 1961 Anayasa'sından öncekuruluşunu tamamlamış olan Orta-Doğu Teknik Üniversitesinde, öğretim ve öğrenimile ilgili diğer temel ilkelerin de yürürlüğünü ve etkinliğini sürdürmesidoğaldır. Bununla beraber adı geçen üniversitenin yeni bir yasama tasarrufu ile1750 sayılı Kanunun kapsamı içine alınmasına veya özerklik ilkelerile bağdaşanyeni bir düzenleme içine konulmasına hiçbir Anayasal engel bulunmamaktadır.
Öteyandan120. maddenin üçüncü fıkrasına eklenen ayrık hükmün sadece soyut biçimde OrtaDoğu Teknik Üniversitesi yönetim sisteminin korunması amacile sevkedildiği,Anayasa görüşmelerine İlişkin tutanakların incelenmesinden anlaşılmaktadır.Gerçekten, yukarıda 82. madde ile ilgili iptal isteği incelenirken değinildiğiüzere, Anayasa koyucunun ereğinin, özellikle Orta Doğu Teknik Üniversitesinin"Mütevelli Heyeti" sistemine dayalı yönetim yapısını zedelememekolduğu ve bu ayrıcalığın nedeninin de milletlerarası işbirliğile kurulanüniversitenin özelliğini saklı tutmak bulunduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. (Bukonuda: Kâzım Öztürk; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı, Ankara 1966, Cilt: 3,Sahife: 3034 - 3035). Durum böylece saptandıktan sonra 83. maddenin birincifıkrasının. Anayasaya aykırılığından söz edilemez. İptal istemi bu nedenlerlereddedilmelidir.
Maddeninikinci fıkrasında yer alan Boğaziçi Üniversitesine gelince, bu üniversite9/9/1971 günlü 1487 sayılı Kanunla kurulmuştur. Kanunun 2. maddesinde,üniversitenin 4936 sayılı Kanun hükümlerine uyması için üç yıllık bir süreöngörülmüştür. Bu süre Eylül 1974 de sona ereceği bir sırada 20/6/1973 günlü1750 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılmış ve bu Kanunun 83/2. maddesindeyeralan hükümle üç yıllık geçici dönem, Temmuz 1976 gününe kadar uzatılmıştır.Boğaziçi Üniversitesine varlık veren 1487 sayılı Yasanın incelenmesindenanlaşılacağı üzere, geçici dönem içinde üniversite Millî Eğitim Bakanıtarafından atanan rektörün başkanlığındaki bir yönetim kurulunca yönetilir. Bukurul rektörden başka, yine Millî Eğitim Bakanınca Robert Kollej YüksekOkulunun öğretim üyeleri arasından görevlendirilecek dört üye ile halen mevcutüç bölümünün seçilmiş başkanlarından oluşmaktadır.
Yasanınbirinci maddesinde, istanbul Robert Kollej Mütevelli Heyetince T. C. Hükümetinedevri kararlaştırılan taşınır ve taşınmaz her türlü malların bu üniversiteyetahsis olunacağı belirtilmektedir. Demek ki, kuruluş, özel ve sermayesi yabancılaraait İstanbul Robert Kollej Yüksek Okulunun T. C. Hükümetince devralınmasıkonusundaki bir anlaşmaya dayanmakta ve özerk üniversite, bu anlaşma hükümlerigözönünde tutulmak suretile Kanunla kurulmaktadır. (Bak: 1487 sayılı BoğaziçiÜniversitesi Kanununa ilişkin Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 16, Dönem:3, Toplantı: 2, 141 ve sonraki Birleşimler, Cumhuriyet Senatosu TutanakDergisi, Cilt: 67, Toplantı: 10, 112 ve sonraki Birleşimler). Bu gibidurumlarda temeli özel, hatta yabancı yatırımlı olan bir yüksek okulun Devletüniversitesi haline dönüştürülmesinde geçici bir yönetim döneminin öngörülmesizorunludur. Taşınmaz malların, gelir getiren malların, personelin ve öğretimüyelerinin üniversite amaçlarına yöneltilmesi, intibaklarının yapılması ve benzeriişler ve işlemler, geçici bir yönetim dönemini, kısa bir süre için zorunlukılan nedenlerdir. Bu gibi haklı nedenler karşısında, kısa süreli özel biryönetim biçiminin, üniversiteler arasında eşitsizlik yaratacağı ilerisürülemez. Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle yerinde değildir.
24 -"Geçici madde l" yönünden:
Davayakonu yapılan hüküm, bu maddenin üçüncü fıkrasında yer almaktadır. Hükümşöyledir:
"Bukanunun yürürlüğe girmesinden önce 7307 sayılı Kanun uyarınca Orta-DoğuÜniversitesinde kazanılmış Asosye Profesörlük (Doçentlik) ve profesörlükunvanları, bu kanuna göre verilecek üniversite doçentliği ve üniversiteprofesörlüğü unvanlarile eşdeğerlidir." Böylece Devlet üniversiteleriöğretim üyeleri arasında akademik unvanlar bakımından uyum sağlanmış, başkaadlar altında, taşınan unvanların değerleri saptanarak anlaşmazlığa meydanverilmesi önlenmiştir. Şimdiye kadar 4936 sayılı Kanuna göre alınmış doçentlikunvanına karşı, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Asosye Profesörlük unvanıverilmekte, fakat bu ara kademenin akademik değeri konusunda duraksamalarortaya çıkmakta idi. İptal isteğine konu olan hüküm, bu yöndeki bulanıklığıgidermiş, akademik unvanların hukuksal değerini yasal yolla aydınlığakavuşturmuştur. Esasen sözlü açıklama sırasında Orta Doğu TeknikÜniversitesince yapılan açıklamalar ve verileri belgeler, profesörlük ve Asosyeprofesörlük sanının alınması için kurulan beş kişilik bilimsel jürilerde 2-4üyenin 4936 sayılı Kanuna bağlı üniversitelerin profesörlerinden oluştuğuanlaşılmaktadır. Bu bakımdan Orta Doğu Teknik Üniversitesinde alınan akademikunvanlarla 4936 sayılı Kanuna bağlı üniversitelerde alınan unvanlardan birinindiğerinden üstün olduğu ve bu nedenle eşdeğerli sayılamayacakları yolundakigörüşler doğru olmadığı gibi, kuruluşlundanberi bir Devlet üniversitesi olanOrta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerine yasa yolu ile üniversitedoçentliği veya profesörlüğü unvanının verildiği biçimindeki görüşlerdehukuksal dayanaktan yoksun bulunmaktadır. Bu hükme yönelen Anayasaya aykırılıkiddiası gösterilen nedenlerle reddedilmelidir.
25 -"Geçici madde 2" yönünden:
Bumadde, şimdiye kadar öğrenimlerini tamamlayamayan öğrencilere ek iki yıl dahasüre tanınmasına ilişkindir. Olağan öğrenim süresi 1750 sayılı Kanunun 54.maddesinde gösterilmiştir. Bu süre, öğrencinin içinde bulunduğu öğretimkademesi için öngörülen süredir. Öğrenciler öğrenimlerini olağan süreye, busürenin yarısı eklenmek suretile bulunacak toplam süre içinde bitirmekzorundadırlar.
Busüre içerisinde öğrenimlerini, ilgili yönetmeliklerin belirttikleri meşru vemakbul bir sebep olmaksızın, tamamlamayan veya tamamlayamayacakları anlaşılanöğrencilerin, üniversite ile ilişkileri kesilir. Şimdi iptal istemine konuyapılan geçici 2. madde hükmü, kanunun yürürlüğe girdiği günde olağan ve eksürelere rağmen öğrenimini tamamlayamamış öğrencilere iki yıllık bir ek süredaha tanımaktadır. Bu kural kazanılmış hakları bozmuş değildir. Yönetmeliklerdekısıtlayıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, öğrenim süresinin alabildiğineuzayıp gitmesine de memleketimizin gerçekleri elverişli değildir. Çünkü her yılyüksek öğrenim yapmak isteyip te bu olanağa erişemeyenlerin sayısı artmaktadır.Bunun nedeni de, üniversite ve diğer yüksek öğrenim kurumlarının yeterliolmamalarında aramak gerekir. Öğrenim süresinin sınırsız uzayabilmesi, sonrakidönem gençliğinin öğrenim, gereksinmelerini kısıtlar ki, bu da davacıüniversitenin ileri sürüşünün aksine, bir eşitsizlik yaratır, toplumun gençkuşaklarında çözülmesi gittikçe zorlaşan sorunların doğmasına neden olur. Bugerçek, öğrenim süresinin belli bilim ve meslek dallarına göresınırlandırılmasını gerektirmektedir. Kaldı ki, iptal istemine konu yapılankural 54. maddede yazılı uzatmalı öğrenim süresine iki yıl daha eklemektedir.Anayasaya aykırılık iddiası bu nedenlerle yerinde görülmediğindenreddedilmelidir.
B)İptal hükmünün yürürlüğe gireceği gün sorunu:
Anayasanın152. maddesinin ikinci fıkrasında; iptaline karar verilen kanun veya içtüzükveya bunların iptal edilen hükümlerinin, gerekçeli kararın Resmî Gazete'deyayımlandığı günde yürürlükten kalkacağı belirtilmekte, ancak, gerekenhallerde, Anayasa Mahkemesinin, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği günü ayrıcakararlaştırabileceği, ancak bugünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığıgünden başlayarak bir yılı geçemeyeceği açıklanmaktadır. Anayasa kuralınındikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere, iptal hükmünün yürürlüğe gireceğigünü ayrıca saptama konusunda Anayasa Mahkemesi takdir hakkına sahiptir. İptaledilen kuralın ortadan kalkmasiyle, Kanunun öteki hükümleri hukuksaldeğerlerini sürdürebilecekler ve böylece uygulamada herhangi bir aksaklıkmeydana gelmeyecekse, Mahkemenin yürürlük bakımından süre belirlemesine degerek yoktur. Fakat bir yasa kuralı iptal edilmekle, o yasanın düzenlediği kamuhizmetlerinin görülmesinde yeterli bir etkinlik sağlanamaz ve kuralın ortadankalkmasile doğacak boşluk kamu düzenini tehdit edici bir nitelik alırsa, AnayasaMahkemesi bu boşluğun yasama meclislerince yapılacak yeni bir düzenleme iledoldurulabilmesi için, durumu değerlendirerek takdir edeceği bir süreöngörebilir. Bu süre içinde Anayasaya aykırı görülen yasa kuralı yaşamınsürdürebilir. Mahkemenin burada takdir hak ve yetkisini kullanırken gözönündetutacağı ölçü, iptal ile meydana gelen boşluğun kamu düzenini ne dereceye kadartehdit altında bulunduracağı sorunudur. Ancak verilecek süre kararın ResmîGazete'de yayımlandığı günden başlayarak, bir yılı aşamaz.
AnayasaMahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü 44 sayılıKanunun 50. maddesinde aynı hüküm daha açık bir biçimde düzenlenmiştir.
Yukarıdakiaçıklamalar karşısında 1750 sayılı Üniversiteler Kanunun bu kararla iptaledilen hükümlerinden hangilerinin, yeni yasal düzenleme getirilinceye kadaryürürlüklerini sürdürmeleri gerekli olduğu konusunda da görüşmeler yapılmıştır.
I -Yukarıda Esasın İncelenmesi kesiminin (A) bölümünün (2) sayılı bendinde,kanunun 4. maddesinde tanımı yapılan (Yüksek Öğretim Kurulu) nun bu tanımçerçevesindeki varlığı Anayasaya uygun bulunmuş, bu suretle, geniş çizgileriylemaddede belirtilen görevlerin üniversiteler açısından yerine getirilebileceğiilkesi kabul edilmiştir.
Ancakaynı bölümün 3 sayılı bendinde söz konusu kurulun, kanunun 5. maddesiyledüzenlenmiş bulunan kuruluş biçiminin, üniversiteler açısından, Anayasaya uygunbulunmadığı saptanarak iptali öngörülmüştür.
Budurumda iptal hükmünün yürürlüğe girdiği günde sözü geçen Kurulun üniversiteleraçısından görev yapmasına olanak kalmayacağından, 4. maddede niteliğibelirtilen önemli hizmetlerde bir boşluk meydana gelecektir.
Yasakoyucuyu bu boşluğu doldurması ve üniversitelerle ilgili hizmetleri degörebilecek nitelikte bir kuruluş kurması için olanak sağlanması gerekligörüldüğünden (A) bölümünün 3. bendinde öngörülen 5. maddeye ilişkin iptalhükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıl sonrayürürlüğe girmesi uygun olacaktır.
Öteyandan kararın (A) bölümünün 4., 8., 10., 11,. 12., 13. ve 21. bentleriylekanunun 6., 22., 38., 43., 52., 56. ve 74. maddelerinde yer alan ve (YüksekÖğretim Kurulu) ile ilgili bulunan hükümlerin de, Kurulun oluşumuna ilişkinkuralın iptali gerekmiş olması karşısında, uygulanmalarına olanak kalmayacağından,44 sayılı Kanunun 28 maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptalleriöngörülmüştür.
Kuruluşailişkin iptal hükmünün bir yıl sonra yürürlüğe girmesi esası kabul edildiğinegöre, ona bağlı olan yukarıki maddelere ilişkin iptal hükümlerinin de bir yılsonra yürürlüğe girmelerine karar verilmelidir.
Bugörüşe Muhittin Taylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, ŞevketMüftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
2 -21. maddenin son fıkrası, rektör hakkında disiplin soruşturmasının kimintarafından yapılacağını göstermektedir. Bu hükmün iptali kararın (A) bölümünün15. bendi ile öngörülmüş bulunduğuna göre, Rektör hakkındaki soruşturmanınyürütülmesile yükümlü kişi veya kurulun belirtilmesi için yeni bir düzenlemeyegerek duyulacaktır. Bu yeni düzenleme için kararın yayım gününden başlıyarak,bir yıl süre verilmesi uygun görülmüştür.
Bugörüşe Muhittin Taylan, Kani Vranâ ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.
3 -Bakanlar Kurulunun Üniversite yönetimine elkoymasına ilişkin 69. maddeninikinci ve üçüncü fıkralarının iptali yukarıda (A) bölümünün 18. bendindeöngörülmüştür. Elkoyma hallerini ve biçimini gösteren bu hükümlerin iptalindensonra yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, kararın yürürlük gününün,Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonraya bırakılmasıgerekli bulunmuştur.
4 -73. maddenin birinci fıkrasındaki harçlarla ilgili hükmünün iptali yukarıda (A)bölümünün 20-b bendinde öngörülmüştür. Öğrencilerden alınacak harçlara ilişkinyeni yasal düzenleme getirilinceye kadar, yukarıda olduğu gibi, iptal hükmününsadece harçlar bakımından, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günü izleyenbir yıl sonra yürürlüğe girmesi yerinde bulunmuştur.
V -SONUÇ:
1.20/6/1973 günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun:
1 -3. maddesinin (b) bendinde yer alan "örf ve adetlerine deyiminin iptalineHalit Zarbun ve Ahmet Salih Çebi'nin karşıoylarıle ve oyçokluğu ile;
2 -4. maddesine yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, LütfiÖmerbaş, Hasan Gürsel, Şevfet Müftigil, Adil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nunkarşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
3 -5. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının sadeceüniversiteler yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Kemal Berkem,Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Muhittin Gürün, Ahmet Salih Çebi ve NihatO. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
4 -5. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının üniversiteleraçısından iptali üzerine artık üniversiteler yönünden uygulama yeri kalmayan 6.maddesinin de 22/4/J962 günlü, 44 sayılı kanunun 28. maddesinin ikincifıkrasında tanınan yetkiye dayanarak sadece üniversiteler yönünden iptalineKemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet, Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O.Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
5 -7. maddeye yönelen iptal isteminin reddine Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoyu ileve oyçokluğu ile;
6 -8. maddesinin.
A)Birinci fıkrasının,
a)(a) bendine yöneten iptal isteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, LütfiÖmerbaş, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğuile;
b)(b) bendinin tümüne yönelen iptal isteminin reddine Hasan Gürsel'in karşıoyuile ve oyçokluğu ile;
c)(b) bendinde yer alan "doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerindensoruşturmacı tayin ederek sonucu" biçimindeki kurala yönelen iptalisteminin reddine, Muhittin Taylan, Kani Vrana, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel,Şevket Müftigil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile,
B)Son fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle;
7 -10. maddesinin birinci ve altıncı fıkralarına yönelen iptal isteminin reddineoybirliği ile;
8 -22. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunungöstereceği" deyiminin uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem,Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyleve oyçokluğu ile;
9 -29. Maddesinin,
A)(a) bendinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun ve Nihat O.Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
B)(ç) Bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliği ile,
10 -38. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "esasları Yüksek ÖğretimKurulunca tesbit edilecek" deyiminin uygulama olanağı kalmadığından22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarıncaiptaline, Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O.Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile,
11 -43. Maddesinin son fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun talebive" deyiminin uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılıKanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, HalitZarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayahoğlu'nunkarşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
12 -52. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim Kurulununönerileri" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesininikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, AhmetSalih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
13 -56. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulununyapacağı plan ve programlar uyarınca" deyiminin 22/4/1962 günlü, 44 sayılıKanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasındaki yetkiye dayanarak iptaline KemalBerkem, Halit Zarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nunkarşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
14 -57. Maddesine yönelen iptal isteminin reddine oybirliğiyle; 15 - 61. Maddesininson fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun ve MuhittinGürün'ün karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
16 -65. Maddesinin son fıkrasına yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile;
17 -66. Maddesinin,
A)Üçüncü fıkrasındaki "zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için,herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerineher zaman girebilir." hükmüne yönelen iptal isteminin reddine MuhittinTaylan, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Şevket Müftigil'in karşıoylarıyla veoyçokluğu ile,
B)Aynı fıkranın "Bu takdirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgiliüniversite Rektörlüğü veya bağımsız fakültelerin dekanlığı teşebbüsden haberdaredilebilir" biçimindeki hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptalineKemal Berkem, Halit Zarbun ve Abdullah Üner'in karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile;
18 -69. Maddesinin,
A)İkinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Halit Zarbun'unkarşıoyu ile ve oyçokluğu ile,
B)Son fıkrasının, ikinci fıkra yönünden uygulama yeri kalmadığından 22//4/1962günlü, 44 sayılı kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptalineoybirliği ile;
19 -70. Maddesinin,
A)22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarıncaiptaline yer olmadığına, Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ziya Önel, Lütfü Ömerbaş,Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla veoyçokluğu ile;
B)Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan (görevli bulunanların tümünün veya birkısmının yönetim görevlerine son vermeye" ilişkin kurala yönelen iptalisteminin reddine oybirliği ile;
C)Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "yönetim görevlerine sonverilenlerin yerine yenilerini seçmek" biçimindeki kurala yönelen iptalisteminin reddine Muhittin Taylan, Kani Vrana, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer veAhmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile,
Ç)Birinci fıkrasının (b) bendine yönelen iptal isteminin reddine oybirliği ile,
D)Birinci fıkrasının (c) bendine yönelen iptal isteminin reddine Muhittin Taylan,Kani Vrana, Hasan Gürsel, Şevket Müftigil, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğluve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile,
E)Son fıkrasındaki kurala yönelen iptal isteminin aynı maddenin (b) bendiyönünden reddine oybirliği ile,
F)Son fıkrasındaki kuralın aynı maddenin (c) bendi yönünden Anayasaya aykırıolduğuna ve iptaline Halit Zarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nunkarşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
20 -73. Maddesinin,
A)Birinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan kuralın, sadece"ücret" bakımından uygulama yeri kalmadığından 22/4/1962 günlü, 44sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yalnız "ücret"yönünden iptaline oybirliği ile,
B)Birinci fıkrasının "Kanunun 6. maddesinin (f) fıkrasına göre öğrencidenalınacak ücret ve harçlar, yıllık 3000 lirayı geçmemek üzere her üniversitedekurulacak "Öğrenci fon'una yatırılır." Tümcesi ile aynı fıkranınsondan bir öncesindeki tümcesinde yer alan "denetim" deyiminin harçaçısından Anayasa'nın 61. ve malî denetime olanak vermemesi yönünden deAnayasa'nın 127. maddeleri hükümlerine aykırı olduklarına ve iptallerineoybirliği ile;
21 -74. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretim Kurulununonayı" deyiminin uygulama yeri bulunmadığından 22/4/1962 günlü, 44 sayılıKanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptaline Kemal Berkem, HalitZarbun, Ahmet Koçak, Ahmet Salih Çebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nunkarşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
22 -82. Maddesinin ikinci fıkrasının "Karadeniz Teknik" sözcükleri ilebaşlayıp "hükümleri saklıdır" sözcükleri ile biten birinci tümcesininAnayasaya aykırı olduğuna ve iptalline Ahmet Salih Çebi'nin değişik gerekçesive Halit Zarbun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle veoyçokluğu ile;
23 -83. Maddesine ve GEÇİCİ 1. maddesinin üçüncü fıkrası ile GEÇİCİ 2. maddesineyönelen iptal istemlerinin reddine oybirliği ile; II. Bu kararın (I) sayılıbölümünün:
A -3., 4., 8., 10., 11., 12., 13., ve 21. maddelerindeki iptal hükümlerininAnayasanın değişik 152. maddesinin İkinci fıkrası uyarınca kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmelerine MuhittinTaylan, Kani Vrana, Hasan Gürsel Ahmet Salih Çebi, Şevket Müftigil ve Ahmet H.Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
B -15. Maddesindeki iptal hükmünün aynı yolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığıgünden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine Muhittin Taylan, Kani Vranave Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
C -18. Maddesindeki iptal hükmünün aynı yolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığıgünden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine oybirliği ile;
Ç -20. Maddesinin (B) bendindeki iptal hükmünün sadece harçlar bakımımdan aynıyolla kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıl sonrayürürlüğe girmesine oybirliğiyle; 11. 12. 13. 14. ve 25. Şubat 1975 günlerindekarar verildi.
Başkan
Muhittin Gürün
Başkanvekili
Kâni Vrana
Üye
Kemal Berkem
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
1.Kararın 1/17-A bölümü hakkında:
20/6/1973günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun "Organların güvenliği sağlamagörevleri" başlığını taşıyan 66. maddesinin üçüncü fıkrasının birincitümcesinde "Zabıta, suçların ve suçluların kovuşturulması için, herhangibir davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversite binalarına ve eklerine her zamangirebilir." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. Bu hüküm 2559 sayılı PolisVazife ve Selâhiyet Kanununun daha sonra 26/6/1973 günlü, 1775 sayılı Kanunun4. maddesi ile değiştirilen 20. maddesinin ikinci fıkrasında "Zabıtaaşağıda yazılı hallerde üniversite, bağımsız fakülte, veya üniversiteye bağlıkurumların binalarına veya bunların eklerine girebilir.-A).... B) Herhangi birdavet veya izne bağlı olmaksızın suç ve suçluların kovuşturulması için her zaman,"biçiminde yinelenmiş bulunmaktadır.
PolisVazife ve Selâhiyet Kanununun bazı maddelerini değiştiren 26/6/1973 günlü, 1775sayılı Kanunun 2., 3,. ve 4. maddelerinin iptali hakkında açılan dava üzerineAnayasa Mahkemesince verilen 25/4/1974 günlü, Esas: 1973/41, Karar: 1974/13sayılı kararda, yukarıda sözü geçen hükme yönelen iptal isteminin reddi bölümühakkındaki karşıoy yazımızda (Resmî Gazete Gün: 14 Eylül 1974, Sayı: 15006)belirttiğimiz gibi, Kolluğun bu kurala dayanarak, üniversiteye ve eklerine her zamangirebileceği anlaşılmaktadır.
Üstelik,1750 sayılı Kanunun 66. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci tümcesinde "Butaktirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgili Üniversite Rektörlüğü vebağımsız fakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir."deyiminden de, söz konusu girişimden yetkilileri haberdar edip etmemenin,Kolluk görevlilerinin kendi istek ve seçmelerine ve dolayısiyle kendideğerlendirmelerine bırakılmış bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
Öteyandan, Anayasa'nın üniversitelerle ilgili 120. maddesinin ikinci fıkrasında"Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır vebu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçlularınkovuşturulmasına engel olmaz." hükmü de yer almaktadır.
Yukarıdasözü geçen dava konusu tümcedeki kuralın, buraya Anayasa'nın 120. maddesininikinci fıkrasından aynen aktarılmış ve dolayısiyle oradaki hükmünyinelenmesinden ibaret olduğu yolundaki bir benimseme ile, Anayasaya uygunluğugibi bir düşünce ileri sürülebilir. Ancak, her iki hüküm amaçlarına görekarşılaştırıldığında birbirinden çok aynmh bulunduktan hemen ortayaçıkmaktadır. Anayasanın 120. maddesindeki hüküm, Üniversite özerkliğinin suç vesuçluların kovuşturulması bakımından sadece engellik edemiyeceğini göstermekteve böylece olumsuz yönden bir sınır getirmektedir. Yoksa, bu özerkliğin böylebir halde de yok sayılmasını gerektirmemekte; tersine, her iki konuyubirbirleri ile bağdaşır bir duruma sokarak, bir yandan üniversite özerkliğinisaklı tutmakla birlikte, öbür yandan kolluğun suçlara ve suçlulara karşıyasadan gelen görevlerini geciktirmeden yapmak olanağını sağlamaktadır. Demekki, Anayasanın 120. maddesi hükmü, suç ve suçluların kovuşturulması halindebile Üniversite özekliğinin gözününde bulundurulması ve korunması zorunluğunukoymaktadır.
Durumunböyle olmasına karşılık, dava konusu kural, üniversitelerin Anayasadan gelenözekliğini hiç hesaba katmadan madde metnine sanki salt bir yetki imiş gibikonulmuş ve böylece kolluğun sonuçta, uygulamalardan önce veya sonra olmaküzere, Yasada gösterilen yerlerin yetkililerine haber verme gereğini bileduymadan, bu yerlerle eklerine izinsiz, çağrısız ve yalnız kendi istek, ölçü veseçmelerine dayanarak, her zaman girebilmelerine olanak, hazırlanmış bulunmaktadır.Böyle bir öngörme ve buna dayanan uygulamanın ise giderek sonunda keyfiliğedönüşmesi ve dolayısiyle her iki kamu idaresi arasında çelişme, sürtüşme veuzlaşmazlıklara yol açması olasılığı her vakit vardır.
CezaUsul Hukukunda, suçluların kovuşturulması deyim ve kavramı sadece bir kamu veyaşahsî ceza davasının açılması ile başlayan sonraki soruşturma evrelerinikapsadığına göre, Anayasanın 120. maddesinin ikinci fıkrasında "Suç vesuçluların kovuşturulması" deyimine yer verilmesi, dava konusu kuralınKanunda salt bir yetki biçiminde yer almasını gerektirici diye yorumlanamaz.Çünkü, Kollukça suçların kovuşturulmasından değil, yalnız izlenmesinden vearaştırılmasından söz edilebilir. Burada suçlarında suçlularla birliktekovuşturulmasından söz edilmesindeki amaç, işlenmiş bir suç karşısındaÜniversite özerkliğinin, bir suçun işlenmesinden sonra sanığının bulunması,yakalanması ve gerekli cezasal kovuşturma yapılmak üzere yetkili adaletyerlerine teslim edilmesi gibi görevleri bakımından sadece engelleyiciolmamasını sağlamaktan ibarettir. Demek ki, Üniversite özerkliğinin böyle birhalde dahi işler durumda olduğu kabul edilmiştir. Bundan başka, birer kamukuruluşu olan Üniversite, bağımsız fakülte veya bunlara bağlı kurumların, buözerk varlıkları gereği olarak Kolluğun, suç ve suçluların kovuşturulması vedaha yerinde bir yasasal deyimle izlenmesi, araştırılması ve yakalanması amaçve nedenleri ile de olsa, karşılıklı ve bağdaşır bir tutum içinde davranma vegörevlerini yerine getirme durumunda olması zorunludur. Bu bakımdan, sözü geçenkural Anayasa'nın 120. maddesine önce yukarıdaki nedenlerle aykırıbulunmaktadır.
Ayrıca,Üniversite binaları ile eklerinin çevrelerinde yurtlar ve lojmanlar gibi saltmesken olan veya meskenden sayılan yerler dahi bulunmaktadır. Bunlar hakkındaAnayasa'nın 16. maddesi ile öngörülüp diğer ilgili yasalarca da benimsenen(Konut dokunulmazlığı) nı ortadan kaldıracak ve böylece sözü geçen temel hakkınözüne dokunabilecek bir Yasa kuralının Anayasa'nın bu konudaki ilkeleri vehükümleri ile bağdaşamayacağı açıkça ortadadır. Nitekim, dava konusu kuralKanuna konulurken, böyle bir sonucun doğacağı da hiç düşünülmemiş denebilir.Çünkü, bu kurala göre, Kolluğun Üniversiteye ve eklerine veya bunlarınçevrelerinde bulunan yurt ve lojman gibi yerlere, bu yerlerin yetkililerine vesakinlerine hiç haber vermeden ve bir çağrı ile istek olmadan veya diğeryasalarda konu ile ilgili koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakmadan,soyut olarak kendi istek, ölçü ve seçmelerine dayanarak yapacağı birdeğerlendirme üzerine her zaman girebileceği anlaşılmaktadır.
Kararın,sonuç kesiminin I/17-A bölümüne yukarıdaki nedenlerle karşıyız.
II.Kararın sonuç kesiminin I/2, I/6-A-a ve c, I/19-A, C ve D ve II/A-Bbölümlerine, Sayın Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşı oy yazısında bu konularda yeralan düşüncelere katılmak yoluyle karşıyız.
Başkan
Muhittin Taylan
Başkanvekili
Kani Vrana
KARŞIOYYAZISI
A)İlk İncelemede:
Anayasa'nındeğişik 149 uncu maddesiyle 44 sayılı, Yasa'nın 21 inci maddesinin 10 uncubendi ve 25 inci maddesinin 3 üncü bendi hükümleri uyarınca, üniversitelerin,kanunların Anayasa'ya aykırlığı iddiasiyle Mahkememizde iptal davasıaçabilmeleri için Senatolarının üye tam sayısının salt çoğunluğuyle kararalmaları gerekmektedir.
Yapılanilk incelemede, davacı üniversite senatosunun hangi üyelerden oluştuğunugösteren belge ile 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun, dava konusumaddelerinin iptali için Mahkememize başvurulmasına ilişkin olarak Rektörlüğeyetki veren ve Senato üyelerinin imzalarını taşıyan kararın onanlı örneğinindosyada bulunmadığı görülmüştür.
Davacıya,44 sayılı Yasa'nın 26 ncı maddesi uyarınca verilecek bir önel içinde, bueksikliklerin tamamlanması için dosyanın geri çevrilmesi gerekeceğidüşüncesiyle, esasın incelenmesine karşıyım.
B)Esasın incelemesinde:
I.Anayasa'nın 120 nci maddesinde, üniversite özerkliğinin bu maddede belirtilenkurallar içinde uygulanacağı ve bu özerkliğin üniversite binalarında veeklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmayacağıbelirlenmiştir.
Millîgüvenliği ve kamu düzenini ilgilendiren önemli suçların kovuşturulmasının gizliyürütülmesi zorunlu olan hallerde (önceden haber verme) nin sakıncalı görüldüğüve 1750 sayılı Yasa'nın 66 ncı maddesinin 3 üncü fıkrasında bu deyimin (haberverebilir) biçiminde düzenlendiği anlaşıldığından bu düzenlemenin özerkliğe veAnayasa'ya aykırı düşmediği görüşündeyim.
II.Üniversitelerin Kuruluş ve İşleyişleri, organları ve bunların seçimleriylegörev ve yetkileri üzerinde, Devletin gözetim ve denetim hakkı bulunduğu ve buhakkın kullanılması usullerinin Kanunla düzenlenmesi Anayasa'nın 120. maddesigereği olup, 1750 sayılı Yasa'nın 5 inci maddesinde belirlenen Yüksek ÖğretimKurulunun kuruluş ve işleyişini gösteren kuralların da (gözetim) kavramı içindebu ereğe uygun olarak düzenlenmiş olması sebebiyle bu maddenin Aanayasa'yaaykırı bir yönü bulunmamaktadır.
III.Çoğunluk kararında; 1750 sayılı Yasa'nın, yüksek öğretim kurulunun kuruluş veişleyişini gösteren 5 inci maddesinin iptal edilmiş olmasına dayanılarak gerek6 ncı maddesinde, gerek diğer maddelerinde bu kuruma ilişkin kuralların daüniversiteler yönünden 44 sayılı Yasa'nın 28 inci maddesi işletilerek iptalleriyoluna gidilmiştir.
Oysa,gerekçesinde de açıklandığı üzere 28. madde, "iptal davası açılması veyaitiraz yoluyla yapılan müracaat, bir Kanunun belirli madde ve hükümlerini hedeftutuyorsa, bazı hallerde bu madde ve hükümlerin iptali neticesinde aynı Kanununmüracaatta istihdaf edilmeyen diğer bazı madde veya hükümlerinin gayrikabilitatbik hale gelebileceği ve bu gibi maddelerin uygulanması hukuk düzenindekeşmekeş doğurabileceği" düşünülerek bu sakıncaları önlemek ereğiyledüzenlenmiştir.
Ohalde 28 inci maddenin,
1)Yalnız müracaatta istifdaf edilmeyen maddeler hakkında işletilmesi, müracaatedilenlerin anayasal denetime tabi tutulması,
2) Omadde veya hükümlerin uygulanamaz hale gelmiş bulunması, gerekmektedir.
İtirazkonusu olayda ise 1750 sayılı Kanunun (yök) ün varlığına ilişkin 4 üncümaddesinin iptali istemi Anayasa Mahkemesince red edildiğinden bu Kuruluşortadan kalkmamış ve üniversiteler dışında da olsa uygulanma olanağınıyitirmemiş bulunduğu için müracaatta bu Kurula ilişkin olarak ileri sürüleniptal sebepleri varitmidir, değilmidir, birer birer ele alınıp Anayasa'yauygunluk denetimine tabi tutulması gerekirdi.
Bunedenlerle çoğunluk kararının 28 inci maddenin uygulanmasına ilişkinkesimlerine karşıyım.
Üye
Kemal Berkem
KARŞIOYYAZISI
l -1750 sayılı Kanunun 3/b maddesi hakkında:
1750sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendindeki (Örf ve âdetlerine) deyimininiptaline karar verilmiştir. Çoğunluğun, örf ve âdet hakkındaki görüşlerrine veiptal kararına aşağıdaki nedenlerle karşıyım:
A)"Örf ve âdet" e verilen anlam yanlıştır:
"Örf",iman, görenek, töre, kaide, kanun demektir. "Âdet", nizam tarz,üslup, ölçü, kalıp, model anlamındadır. (bknz. Radloff lügati, Kamusu Türki,Büyük Türk lügati, Uygur metinleri, Elidrak Lisan-il-etrak ve haşiyesi. vs.)
"Örf"insanlarca iyi sayılan ve kabul edilen, mantıken ve hukuken iyi olan ve bunedenle inkâr edilmeyen âdetlerdir. "Âdet" deyimi daha geniş olupaklın ve hukukun kabul edemeyeceği itiyatları da kapsar. Örf hem düşünceye hemeyleme şâmildir. Âdet sadece eyleme inhisar eder. "Örf ve Âdet" ise,görenek ve töreye dayanan düşünce ve davranışlara ilişkin kurallara verilenaddır. Aklın ve hukukun kabul edemeyeceği bir kural, örf ve âdet deyimi içinegirmez. (Türk hukuk lügati)
Şayet,bu kurallara riayet, amme kudreti ile sağlanmış, başka deyimle bunlara, yazılıhukukça bir kıymet atfedilmiş ve uyuşmazlıkların çözümünde kullanılmalarıöngörülmüş ise, "Örf ve âdet Hukuku" ndan söz edilir. Buradakaynağını yazılı hukuktan almayan, yazılı olmayan fakat uyulması gerekenkurallar bahse konudur. Bu tür kurallar, nisbeten uzun bir süre uygulanmış,toplumsal vicdan tarafından uyulması gerekli nitelikte kabul edilmiş ve Devlettarafından da benimsenerek Devlet müeyyidesi ile kuvvetlendirilmişlerdir.(Bknz. Prof. Velidedeoğlu, T.M.H.U. Esasları, Shf.: 102 - 111)
1750sayılı K.m: 3/b'ye göre Üniversiteler, maddede sayılı diğer nitelikleri yanındaöğrencilerini "Örf ve âdet" lerine bağlı vatandaşlar olarakyetiştireceklerdir. Demekki bu deyim, Üniversitelerin, (toplumu oluşturankişilerin iyi saydıkları, kabul ettikleri, mantık ve hukuk kurallarının dareddetmediği törelere bağlı vatandaşlar yetiştirmesi) anlamını taşımaktadır.Mevzu hukukun bir parçası olan dava konusu fıkra, örf ve âdete, öğrencilerinbağlı yetiştirilmesi biçiminde bir kıymet vermekte ise de, burada,uyuşmazlıkların çözümünde Örf ve âdet kurallarının kullanılmasını buyurma, örfve âdet hukukuna riayeti sağlama söz konusu olmayıp, örf ve âdet hukukumertebesine varmamış insancıl ve ahlâki düşünce ve davranışlara saygılı vebağlı bir gençlik oluşturma esprisi vardır. Yoksa çoğunluğun ileri sürdüğügibi, örf ve âdete dayalı bir hukuk düzeni oluşturma önerisi, çağ, akıl vehukuk dışı Örf ve âdet, öğrencilerin örf ve âdet hukukuna uymaları, ya da Örfve âdet hukuku yaratılması söz konusu değildir. Buna gerekte yoktur. Çünkü, örfve âdet, hukuk haline gelmişse, öğrenciler buna esasen uyacaklardır. Hukukyaratmak, ise, üniversitenin işi değildir. Öteyandan bölgesel değil, genelgenel nitelikteki Örf ve âdet kurallarından bahsedildiği anlaşılabilmekte veakla uygun ve mevzuu hukukça yasaklanmamış olmak, örf ve âdetin unsurlarındanbulunmaktadır. O halde üniversiteler araştıracaklar, inceleyecekler, gerekliçabaları gösterecekler, ülke çapındaki genel ve geçerli kuralları saptayıpöğreterek onların bunlara bağlanmalarını sağlayacaklardır.
Binaenaleyh,çoğunluğun örf ve âdete, anlatılanlar dışında bir anlam vermesi, çağ, akıl,hukuk dışı sayması, bilimsel gerçeklere uymamaktadır.
B)Atatürk devrimlerine verilen anlam ile, dava konusu kuralı Anayasa'nın ikincimaddesi ve "Başlangıç" kısmına aykırı sayan görüşde hatalıdır. Söyleki:
Anayasa'nın2 nci maddesi uyarınca, Anayasa'nın başlangıcındaki temel ilkeler Cumhuriyetinniteliklerindedir. Bu ilkelerden birisi de "Atatürk devrimlerinebağlılığın tam şuuruna sahip olmak" tır. Anayasa'nın 153 üncü maddesi,Atatürk devrimlerine ilişkin kanunları tadadi bir şekilde tespit etmiş vebunların Anayasa'nın halk oyuyla kabul edildiği tarihteki metinlerini korumuş,bunların Anayasa'ya aykırı sayılamayacağını ifade etmiştir. Görülüyor ki,Atatürk devrimleri geçmişteki bir olgudur, yasalaşmıştır, Anayasaylakorunmuştur ve yaşamaktadır. Türk toplumunda, bunlara aykırı örf ve âdetdüşünülemez ve bunlara aykırı örf ve âdetin Üniversitelerde öğretilmesi sözkonusu değildir. Bu Devrim kanunlarına aykırı davranışlar, sadece"âdet" tir, "Örf" niteliği yoktur. O halde Atatürkdevrimleriyle örf ve âdetin bağdaşmayan bir yönü düşünülemez.
Öteyandan,Anayasa ve ilgili kanunların öngörmediği ve Atatürk zamanında yapılmamış,özellikle ondan sonra yapılmış veya yapılacak bir devrimi, Atatürk'e maletmeyeve Atatürk Devrimi saymağa da imkân mevcut değildir. Örneğin, bazı çevrelerinsavunduğu gibi, sosyalist veya Marksist bir hareketi, Atatürk devrimlerinindevamı gibi tanıtmak olanaksızdır. Bu nedenlerle çoğunluğun"Başlangıç" taki devrim deyimim Atatürk sözcüğünden ayırarak, saltbir anlam ve yoruma tâbi tutulması açıkça Anayasa'nın lâfzına ve ruhuna aykırıdır.
Kuşkusuz,bilim ve teknikteki gelişmelere, çağa uymak, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmakzorunludur. Bu amaçla yapılacak girişimler, geniş anlamda devrim sözcüğününkapsamına girebilir. Fakat bunlara, "Başlangıç" ta "daimayüceltmek" sözcüğüyle, 21, 41, 120 nci ve öteki maddelerde işaretedilmiştir. Şu halde çağdaş, uygarlık düzeyine ulaşmak, bilim ve tekniktekigelişmelere uymak için, "Atatürk Devrilmeleri" deyimine dayanılamaz.Bunlar dışında, Anayasa'da bir "devrim" kelimesi yoktur. Bu nedenlekararda devrimcilikten ve felsefesinden söz edilmesi gereksiz bir yanılgıdır.
c)Çoğunluk karannda, örf ve âdete bağlılığın çağdaş uygarlık düzeyineerişilmesine, çağdaş bilim ve teknolojinin kazanılmasına, hızla ilerleme vekalkınmaya, bu amaçla atılımlar yapmağa, dinamizme engelmiş gibi gösterilmeside yanlış bir yargıdır. Şöyleki:
1 -Örf ve âdetlere bağlılık, öğretim ve öğrenimin çağdaş bilim ve teknolojigereklerine göre yapılmasına ve bunların kazanılmasına, toplumun çağdaşuygarlık düzeyine erişmesine, kalkınmasına ve bu amaçla hızlı atılımlaryapılmasına engel teşkil etmez.
Dünyayabir göz atacak olursak, örf ve adetlerini korumuş, bunlara bağlı kalmışmilletlerin, tamamen maddeci ve eyyamcı milletlerden çok daha ileri bilim veteknoloji seviyesine ulaştıklarım, kalkındıktan ve hızlı atılımlar yaptıklarınıgörürüz. Örneğin Japonya, İngiltere, İsviçre bir ölçüde bütün hür batı âlemiböyledir. Bu görümüm, milletler için olduğu kadar, kişiler için de aynıdır.Bilim ve teknolojide isim yapmış kişilerden, örf ve âdetlerine bağlı olanlarınsayısı, maddeci, çıkarcı ve dinsiz olanlardan çok daha yüksektir. (Bknz. ProfDr. O. Düzgüneş, öğretimde çağdaşlık, milliyetçilik, örf ve âdetlere bağlılık)
2 -Üniversite öğrencilerine, Türk Kültür, tarih ve Örf ve âdetler öğretilmeden,Anayasa'nın başlangıcındaki "...bütün fertleri, kaderde kıvançta, tasadaortak bölünmez bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafındatoplamak..." mümkün olmaz. Bu nedenle çoğunluk kararı anayasal amaçlarıngerçekleşmesine de ters düşmektedir.
3 -Tarihî incelemeler göstermektedirki, Türk tarihinde, gerilemeler, felâketler,örf ve âdete bağlılığın zayıfladığı dönemlere rastlamaktadır. İlerleme vebaşarılar ise, bağlılığın arttığı dönemlerde gerçekleşmiştir. Bizatihi TürkiyeCumhuriyeti bile, örf ve âdetine, dinine, Türk milliyetçiliğine bağlı kişilerineseridir.
4 -Son yıllarda Üniversitelerde ortaya çıkan durumun müşahadesi, milliyetçi, örfve âdetlerine bağlı öğrencilerin, ilim ve teknolojide ilerleme arzu vebaşarılarının, solcu materyalist öğrencilerle kıyaslanamayacak kadar fazlaolduğunu, örf ve âdetlerine bağlı olanların düzenli bir öğrenimi istemelerinekarşın, ötekilerin, Markscı, Leninci Maocu düşünce ve eylemlerle üniversitelerikarıştırdıkları, öğretim ve öğrenim hürriyetini ortadan kaldırdıkları,baltaladıklarını ortaya çıkarmaktadır. Esasen, bu olaylar nedeniyle vegençliğin anarşist, Marksist; Maoist yollara sapmaması ve vatana millete bağlı,ülkenin bilim ve teknikte ilerlemesi çağdaş uygarlığa erişmesi konusundaçalışmasını sağlamak için, dava konusu hüküm sevkedilmiş bulunmaktadır.
Bunedenlerle, söz konusu kural Anayasa'nın 21 ve 120 nci maddelerine aykırıolamaz.
D)Çoğunluğun, örf ve âdeti, tutuculuk ve gericilik kavramlarıyle karıştırması dahatalıdır.
Örfve âdetin, çağdaş bilim ve tekniğin kazanılmasına engel olmadığı, teknik vebilimsel bir duraksamayı öngörmediğini, yukandanberi açıkladık. Kaldıki, örf veâdet, bizatihi kendi içerisinde, sosyal yapının değişmesiyle birlikte değişir,(Bknz. Spencer ve Westermark'a atfen Prof. Dr. Fındıkoğlu, İçtimaiyet,) Ohalde, örf ve âdetin bünyesinde gericilik ve tutuculuk bulunduğu savı hatalı veabartılmış bir yargıdır. Esasen hukukumuzda, Örf ve âdeti kabul eden ve onlarahukuki güç tanıyan kanunlar vardır. (Örneğin Türk Ticaret Kanunu, MedenîKanunun l, 325, 590, 592, 598, 661, 619, 621, 675, 739, Borçlar Kanununun 111,156, 186, 208, 210, 220, 221, 257, 258, 262, 266, 270, 281, 285, 296, 298, 308,326, 331, 334, 375, 406, 420, 423, 476, vs. maddeleri gibi.
Şayet,örf ve âdet, çoğunluğun tanımladığı gibi, tutucu ve gerici nitelikte olsaydı,Atatürk'ün sağlığında yapılan kanunlarda, "örf ve âdet" e bu kadargeniş bir yer verilmez ve hukuki güç tanınmazdı. Öyle sanıyorum ki, çoğunluğunyorumu, bir kavram karışıklığı sonucu ortaya çıkmıştır.
E) Yukarıdakiaçıklamalarımızla, örf ve âdetin normal karakterli olduğunu savunduk. Biraniçin bunun aksi düşünülse ve bunlar içinde patolojik karakterde olanlarınbulunabileceği kabul edilse bile, Üniversiteler normal ve patolojik örf veâdetin ve sonucuna göre toplumun sosyal sağlığının saptanması ve bunlardannormal olanların gençlere öğretilmesi görevinin verilmesindeki yararlar inkâredilemez. Terimlere, sırf bir tutuculuk ve gericilik isnadı ve kuşkusuyla,Üniversitelerin, böyle bir görevden yoksun bırakılması, ülkenin zararınaolmuştur.
F)Dava konusu madde örf ve âdeti, Atatürk devrimleri, çağdaş uygarlık ilebirlikte benimsemiştir. Madde tümüyle incelenmeli ve manâlandırılmalıdır. Böyleyapılsaydı bu kavramlar arasında bir çelişki bulunmadığı görülürdü.Çoğunluğunun bu yöntemi benimsememesi de hatalı sonuca ulaşılmasına nedenolmuştur.
II -1750 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin 1-4 üncü fıkraları hakkında:
ÇoğunlukYüksek Öğretim Kurulu üyelerinin çoğunluğunun yürütme organınca seçilmesini vebu kurula yönetimi etkileyecek yetkiler verilmesini, Anayasa'nın 120. ncimaddesine aykırı bularak söz konusu maddeyi iptal etmiştir.
Anayasa'nın120. maddesine göre, üniversite yönetimi Devletin gözetim ve denetimialtındadır. Üniversiteler kendi seçtikleri organlar, eliyle yönetilecek, fakatDevlet bu yönetimi gözetecek ve denetleyecektir. Özerklik kötüye kullanılıyormu' Öğretim ve Öğrenim hürriyet ve teminat içinde çağdaş bilim ve teknoloji vekalkınma planı ilkelerine göre yürütülüyor mu' Aksine öğretim ve öğrenimhürriyetinden eser kalmamış, üniversiteler marksist militanların ve hocalarınyuvası haline mi gelmiş, anarşi mal ve can emniyeti bile bırakmamış, çağdaşbilim ve teknik yerine Marks'tan, Lenin'den, Mao'dan Engels'ten pasajlar mıöğretiliyor. Kemalizm mi horlanıyor' Bütçe ile verilen ödenekler, Türk milletive Devletini yok etmeye yönelik yabancı ideolojilerin emrinde, millet zararınamı kullanılıyor' Devlet bunları denetleyecek ve gözetecektir. Çünkü 12 Martöncesinde, üniversiteler maalesef bu hale düşürülmüş ve bugün dahi bazıfakültelerde Anayasal çizgi içersinde bir eğitime geçilememiştir. Şimdi Devletbu gözetim ve denetim görevini nasıl yapsın' Bunu üniversitelerin kendisine mibıraksın' Bir çeşit otolimitasyon yöntemi mi uygulasın' Yani gözetilecek vedenetlenecek kişilere Devlet adına gözetim ve denetim yetkisini terk mi etsin'Çoğunluk bunu tasviye ediyor, ya da bu sonuca ulaşıyor. Oysa, böyle bir yöntemaçıkça Anayasa'ya ve mantık kurallarına aykırıdır. Bir kuruluşu gözetecek vedenetleyecek organın o kuruluş dışında bir teşkilât olacağı açık ve seçikolarak ortadadır. Bu böyle olunca, Üniversite dışında kurulacak organa hepÜniversiteye mensup kişilerin atanmasını öne sürmekte tutarsızdır. Böyle birşey Devlet yetkisini onlara terketmek olur. Bu kuruluşa yürütme ve yasamaorganına mensup kişilerin atanması zorunludur. Aksine görüş denetim vegözetimin temelinden kaldırılmasını savunmak anlamındadır.
Öteyandan,Anayasa Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kurumunun üniversiteler açısından görevyapabileceğini kabul etmiş iken, bu kurula verilen yetkiler nedeniyle kuruluşuniptal edilmesi, gereksiz bir çelişkidir. Şayet, söz konusu kuruma Anayasa'yaaykırı bir yetki verilmişse, talep bulunması kaydıyla, bu yetkiyi verenmaddenin iptal edilmesi gerekirdi. Yoksa kuruluş maddesinin değil.
Bundanbaşka, kurula Millî Eğitim Bakanının başkanlık etmesi ve üyelerinin yarısınınHükümetçe atanması da, Anayasa'nın 120 nci maddesine aykırı sayılamaz. Birdefa, atananlar içinde Öğretim üyesi olanlar vardır. Gerek atananlar ve gerekseatayanların en az kurulun öteki yarısını oluşturan üniversite öğretim üyelerikadar dürüst, faziletli Anayasa ve kanunlara sayılı olacaklarını kabul etmekgerekir. Kamu oyu ve parlamento denetimi ve görev suistimalini önleyen yasalar,bunların görevi kötüye kullanmalarına engel olur.
III- 1750 sayılı Kanunun 6, 22, 38, 43, 56, 74, ncü maddeleri hakkında:
Çoğunluk,1750 sayılı Kananun 5 inci maddesinin Üniversiteler yönünden iptali sebebiyle,artık ygulama yeri kalmayan 6 ncı maddesini, 22/1. maddesindeki "Yükseköğretim Kurulunun, göstereceği...", 38/1. maddesindeki "... esaslarıYüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek..." 43 üncü maddesinin sonfıkrasındaki "Yüksek Öğretim Kurulunun talebi ve..." 56/1. maddesindeki"Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca...",74/1. maddesindeki "... ve Yüksek Öğretim Kurulunun onayı..."deyimlerini, 44 sayılı Yasa'nm 28/2 nci maddesi uyarınca iptal etmiştir.
Oysa,44 sayılı Kanunun 28/2 nci maddesinin olayda uygulama yeri yoktur. Çünkü, bumaddenin uygulanabilmesinin başta gelen şartı, Anayasa Mahkemesine yapılanmüracaatın kanun veya içtüzüğün sadece belirli bir madde veya hükümlerialeyhine yapılmış olması ve bunların iptaline karar verilince kanun veyaiçtüzüğün diğer bazı hükümleri veya tamamının uygulanamaması sonucunundoğmasıdır. Hem maddenin gerekçesinden, hem de metninden, açıkça anlaşıldığıveçhile, 28/2 nci madde uyannca iptal edilen hükümler aleyhine yöneltilmiş birdava bulunmamalıdır. Metindeki "...Eğer müracaat... belirli bir madde vehüküm ...aleyhine yapılmış olupta... diğer bazı hükümler veya tamamınınuygulanmaması sonucunu doğuruyorsa..." deyimleri, bu ciheti açıkçaispatlamaktadır. Dil kurallarına göre, maddeden başka anlam çıkarmakolanaksızdır. O halde, Anayasa Mahkemesine açıkça iptalleri için başvurulmuşhükümler hakkında 28/2 nci madde uygulanmaz. Açıkça iptalleri istenilmişmaddeler hakkında Anayasa Mahkemesi usulünce incelemesini yapar, şekilden veesastan bir iptal nedeni bulunup bulunmadığını araştırır, inceler tartışır vesonucuna göre iptale, ya da istemin reddine karar verir, örneğin böyle birinceleme yapılsa, nedenleri varsa, söz konusu maddelerin çoğunluk kararındayapıldığı gibi bazı deyimlerinin değil, belki tümünün iptali gerekebilirdi.Esasen, yapılan müracaatlar hakkında, gerekli incelemeyi yapıp karar vermek,Anayasa Mahkemesinin, Anayasa ve 44 sayılı Yasayla belirlenmiş görevidir.Nitekim, olayımızda, Ankara Üniversitesi, söz konusu maddelerin Anayasa'yaaykırılığını ileri sürerek, iptallerini, Anayasa Mahkemesinden istemiştir. Şuhalde, Anayasa Mahkemesinin, dava konusu olan bu maddeler üzerinde gerekliinceleme ve görüşmeleri yaparak sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken, 44sayılı Kanunun 28/2 nci maddesinin uygulanmasının zorunluğundan söz ederek, bumaddelerdeki bazı deyimlerin iptali yoluna gitmesi, Anayasa ve 44 sayılı Yasayaaykırıdır.
Öteyandan,yüksek öğretim kurumuna söz konusu maddelerle verilen yetkilerin Anayasa'yaaykırı olup olmadığı, 1750 sayılı Kanunun 5/1-4 maddeleri iptal edilirken dearaştırılmamış, genel bir biçimde yönetimi etkileyeceğinden bahsedilmekleyetinilmiştir. Şu halde, anılan maddelerin, vaki talebe rağmen, şekil veesastan Anayasa'ya aykırı olup olmadıkları yönü incelenmeksizin 28/2 maddeyeyanlış anlam verilerek, açıklanan biçimde iptale karar verilmesi, tetkiksiz vegörüşmesiz ve kolay bir yöntemin benimsenmesi yönünden de sakıncalıdır.
Busebeplerle çoğunluk kararına muhalifim.
IV -1750 sayılı Kanunun 29/a maddesi hakkında: Çoğunluk, asistanların tayinindearanacak şartlan belirleyen 1750 sayılı Kanunun 29/a maddesindeki "..görev alacağı bilim dalında doktora veya tıpta uzmanlık diploması almışolmak" hükmünü, memleket gerçeklerine, Anayasanın 50 nci maddesine,eşitlik, sosyal adalet, millî dayanışma ilkelerine, üniversite öğretim üyeliğimesleğini malî olanakları iyi olanların tekeline bırakacağından dolayı, fırsateşitliğine aykırı görerek iptal etmiştir.
Çoğunluğunda kabul ettiği ve Anayasanın 50 nci maddesinde açıkça belirtildiği gibi,halkın eğitim ve öğrenimini sağlamak, Devletin başta gelen ödevlerindendir.Üniversite öğretimi de bu ödevlerin bir bölümüdür ve Anayasanın 117 nci maddesiuyarınca kamu hizmetidir. Memurlar eliyle görülür ve bunların niteliklerikanunla düzenlenir. Ayrıca Anayasanın 58/2 nci maddesi, kamu hizmetine alınmadaödevin gerektirdiği niteliklerin aranabileceğini, açıkça öngörmektedir. Bundanbaşka 1750 sayılı Kanunun 58 nci maddesine göre, asistanlar üniversite öğretimüyesi yardımcısıdırlar, eğitimle görevli ve yükümlüdürler.
Birbilim dalında doktora yapmak ve uzmanlık kazanmak, kişiye belirli bir bilimselseviye ve eğitime ve öğretme gücü, bilimsel çalışma metodu kazandırır. Bunitelikteki bir kişi, böyle nitelikleri olmayanlara kıyasen, daha kolay ve iyiöğretir. Bizzat kendisi de, doçentlik payesine daha kolay erişmek imkânımbulur. O halde, bu düzenleme, çoğunluğun kabulünün aksine, hem hizmete, hem debizzat kişiye yararlıdır ve yukardanberi sayılan Anayasa maddelerine uygundur..
Hükmün,memleket gerçeklerine aykırı bir yönü de yoktur. Bugün için ülkemizde doktorave uzmanlık kazanmış kişiler kolaylıkla bulunabilmekte ve bunların sayısı hergeçen gün artmaktadır. Nitekim, Yasa koyucu da durumu böyle takdir etmiştir. Butakdir ve kabulün aksini ileri süren çoğunluğun, bu konuda ayrıntılı bilgi,istatistik ve dokümanlara dayanması gerekirdi. Oysa çoğunluk, kuralın memleketgerçeklerine aykırı düştüğü yolunda mücerret ve ispatlanmamış bir faraziyeyedayanarak, söz konusu hükmü iptal etmiştir. Böylesine doğruluğu kanıtlanmamışfaraziyelere istinaden parlamentonun siyasi takdirlerine müdahale ederek, kanuniptal etmek, Anayasa yargısı için sağlıklı bir usûl değildir.
KuralınSosyal adalet, millî dayanışmaya ters düştüğüne ilişkin görüşler içinde aynıdüşünceleri tekrarlamak gerekir.
Kuralınüniversite öğretim üyeliği mesleğini zenginlerin tekeline bırakacağından dolayıfırsat eşitliğine aykırı olduğu görüşüne de katılmak mümkün değildir. Çünkü,Kanun 32 nci maddesiyle "Doktora veya tıpta uzmanlık öğrenciliği ve buöğrenciliğin devam etme koşullarını düzenlemiş ve olanaklar getirmiştir. Buhüküm işletilerek, malî durumu eiverişli olmayan vurt çocuklarına da doktoraveya uzmanlık kazandırılması pekâlâ mümkündür. Çoğunluk 32 nci maddedekiolanakları, yürütmenin taktiri, yıllık bütçe ve kadro sınırlamalarına bağlıtutulması nedeniyle yetersiz görerek yukarıdaki yargıya ulaşmakta ise de, birülkenin yürütme organını, ülkenin ihtiyaç duymasına rağmen gençlerin doktoraveya uzmanlık kazanmasını istememekle ve yasama organını yeterli bütçe ve kadroimkânlarını sağlamamakla suçlamak, kanaatimce, adil ve insaflı bir yargı olmaz.Aksine gerekli bütçe ve kadro imkânlarının zamanında sağlanacağı ve yürütmenintakdir yetkisini iyi kullanacağını kabul etmek gerekir. Hüsnüniyet asıldır.Üstelik Hükümetleri takdir haklarını iyi kullanmaya yönelten, parlamento, kamuoyu, basın gibi güçler, kazaî denetim, hukukî ve cezaî sorumluluklar vardır.Bütün bu unsurları görmemezlikten gelerek, doğruluğu kanıtlanmamışfazaziyelerle, aslında Anayasaya uygun olan kuralın iptaline karar verilmişolmasına karşıyım.
V -1750 sayılı Kanunun 61/ son fıkrası hakkında:
Çoğunluk,1750 sayılı Kanunun 61/ son maddesini Anayasanın 120. maddesindeki yönetimözerkliğine aykırı bularak iptal etmiştir. Bu fıkra "Rektör hakkındayapılan disiplin koğuşturması, üniversite denetleme kurulunca tayin edilecekbir soruşturmacı tarafından yürütülür." kuralını taşımaktadır.
Rektör,üniversite yönetim kurulunun başıdır. Rektör hakkında da disiplin koğuşturmasıgerekebilir. Fakat görevinin niteliği itibariyle bu soruşturma, Üniversiteprofesörleri veya yönetim kurulu üyelerinden birine verilemeyeceğine göre,Devlet adına denetim hakkını kullanan üniversite denetleme kuruluna verilmesizorunludur, en doğru yöntemdir.
Soruşturmayıyapmakla görevlendirilen üniversite denetleme kurulu soruşturma sonucunu,yetkili üniversite organına ulaştırmakla yetinecek öteki işlemler, buorganlarca yapılacaktır. Bu nitelikteki bir fonksiyonun, üniversitenin yönetimözerkliğini bozan bir yönü olamaz. Esasen çoğunluk kararında, üniversitedenetleme kuruluna verilen soruşturma yetkisinin Üniversite yönetim özerkliğiniihlâl etmesi veçhi de izah edilmiş değildir. Karara bu nedenle muhalifim.
VI -1750 sayılı Kanunun 66/3. maddesi hakkında:
Anayasa'nın1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesi, üniversite özerkliğinin, üniversitebinaları ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olamayacağınıaçıkça belirtmiştir. Bu hüküm, 1488 sayılı Anayasa değişikliği ile 120. maddemetnine sokulmuştur. Bu düzenlemenin sebebi vardır. Bu ülkede 12 Mart öncesindemarksist ve anarşistlerin işbirlikçisi bazı üniversite yönetici ve öğretimüyeleri, üniversite bina ve eklerinde zabıtanın suç ve suçluları koğuşturmasınaüniversite özerkliği ihlâl ediliyor iddiasıyla engel olmak istemişlerdir.Üniversiteler, anarşist saldırganların, Marksist, Leninist, Maoist'lerinDevleti yıkmak, milleti ve ülkeyi bölmek isteyenlerin karargâhı halinegetirilmiş ve üniversite özerkliğinin, bu gibilerin kalkanı olarak kullanılmasıtemayülü belirmiştir. İşte bu gibi yorum ve uygulamaları ortadan kaldırmak içinyukarıdaki hüküm sevkedihniş bulunmaktadır. Çoğunluğun, Anayasa'nın 120. maddesideğiştirilmemiş olsaydı bile, Üniversite özerkliğinin üniversite binalarında veeklerinde işlenmiş suçların ve suçluların veya suç işleyip te buralara sığınmışolanların koğuşturulmasına engellik edemeyeceğine ilişkin yorumu, biraz önceaçıklanan olaylara ve ülke gerçeklerine ters düşmekle birlikte, iyimser biryorumdan ibarettir. Şu halde, çoğunluğun kabul ettiği gibi islenmiş bir suçunve faillerinin takibi, yakalanması, suç delillerinin toplanması amacıyla zabıtagece ve gündüz herhangi bir çağrı ve izne gerek olmadan, üniversite bina veeklerine girebilir, gerekli çabaları gösterebilir.
1750sayılı Kanunun İptal edilen 66/3. maddesi, "Bu takdirde giriş sebebininniteliğine göre ilgili üniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültelerindekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünü taşımaktadır. Çoğunluk,bu hükümle zabıtanın üniversite bina ve eklerine girme ve arama yapmada tamamenserbest olduğunu ve özerk yönetime herhangi bir haber verme zorunluğu ile dahiyükümlü tutulmadığını, bu durumun özerk üniversite yönetimi esaslarıylabağdaşmayacağını kabul etmekte ve kuralı Anayasa'nın 120. maddesine aykırıbulmaktadır. Bu nun niçin böyle olduğunun inandırıcı gerekçesini göstermemekte,sade ce görüşünü "Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede ortada" sözlerineve benzer bir kuralın evvelce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişbulunması vakıasına dayandırmaktadır. Bu görüşe katılmak imkânsızdır. Şöyle ki:
A)Suçların ve suçluların üniversite binaları ve eklerinde koğuşturabileceği birkere kabul edildikten sonra, bu teşebbüsten üniversite yönetiminin girişsebebinin niteliğine göre haberdar edilebilmesini içeren kuralın, üniversiteözerkliğine aykırı düştüğü savunulamaz. Çünkü, zabıta, üniversite binalarına veeklerine koğuşturma için girmektedir. Suç ve suçluların koğuşturulması gizlilikister. C. M. U. Kanununa göre hazırlık tahkikatı gizlidir. Bu gizliliğin ihlâlikoğuşturmanın başarısız kalmasına yol açar. Nitekim 12 Mart öncesinde, anarşistve marksistleri korumak, zabıtanın üniversitelerdeki koğuşturmasını engellemekisteyen işbirlikçi Üniversite yöneticileri çıkmıştır. Bu tür kişilerin herdönemde görülebileceği tahmin edilmelidir. İşte, kanun koyucu üniversitebinaları ve eklerinde yapılacak koğuşturmanın herhalûkârda üniversiteyönetimine haber verilmesinin mahzurlu olabileceğini düşünmüş, haber vermekeyfiyetini, koğuşturmayı yapanın takdir ve sorumluluğuna bırakmıştır.Koğuşturmadan amaç başarıya ulaşılmasıdır. Haber vermenin başarısızlığa yolaçacağı kuşkusu varsa, haber vermenin, gerektiğinde değil de, mutlakayapılmasını arzulamak, koğuşturmanın başarısızlığını istemek olur. Çoğunluk,hem üniversite bina ve eklerinde koğuşturma yapılabilir, diyor, hem dekoğuşturmayı haber verme mecburiyeti önererek, koğuşturmanın başarıyaulaşmaması olasılığına yol açıyor. Bu tam bir çelişkidir.
B)Anayasanın gerek 120. maddesi ve gerekse öteki maddelerinde, üniversite bina veeklerinde yapılacak koğuşturmanın üniversite yönetimine haber verilmesimecburiyetini koyan hiçbir kural yoktur. Bu nedenle de dava konusu hükmün 120.maddeye aykırılığından söz edilemez.
C)Kovuşturmayı haber vermenin üniversite özekliği ile bir ilişkisi ve özerkliğibozan bir yönü de yoktur. Çoğunluğun "hiçbir kuşkuya yer vermeyecekderecede ortada" sözleriyle güya bir ilişki kurması, tamamen dayanaksız veyetersizdir. Çoğunluğun kararında da kabul edildiği gibi "ÜniversiteÖzerkliği, siyasal çevreler, iktidarlar, baskı kümelerinin, üniversiteçalışmaları ile öğretim ve eğitimi etki altına almaları yolunu kapayan ve bufaaliyetlerin bilimsel gerek ve gereksinmelerden başka herhangi bir düşüncedenuzak kalacak bir ortamda sürdürmelerini sağlayan bir müessese" olarakkabul edilse bile, kuralın özerkliğe aykın tarafı bulunamaz. Zira, zabıtaüniversiteye suçları ve suçluları koğuşturmak için girecektir. Üniversiteyisuçlardan ve suçlulardan temizleyecektir. Yoksa, üniversite eğitimi, öğretimi,ve çalışmalarını etkilemek gibi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Suçlardan vesuçlulardan arınmış bir üniversitenin ise, gerçek anlamda özerk bir üniversitehaline geleceği izahtan varestedir. Zabıtanın koğuşturmayı haber vermesi,koğuşturmayı başarısız kılabileceğine ve amaca ters düşebileceğine,üniversiteler gereği gibi suçlar ve suçlulardan arınamayınca, bu sonuçtan,kuşkusuz üniversite özerkliği zarargörecektir. Binaenaleyh, koğuşturmanın haberverilmesinin, işin gereğine göre zabıtanın taktir ve sorumluğuna bırakılması,üniversite özekliğinin yararına, aksine mecburi kılınması bu özerkliğinzararınadır. Bu nedenledirki, çoğunluğun yorumu üniversite özerkliği zararınabir sonuç yaratabilecektir.
D)İptal kararı, yol açtığı sonuç itibariyle de tutarsızdır. "Takdiren haberverme"yi öngören hüküm, iptal edilince, ortada haber vermeyi gerektirenhiçbir kural kalmamıştır. Anayasa Mahkemesi, Yasama organına yeni düzenlemelerive biçimini buyurma yetkisine sahip ve boşluğun doldurulması da kesinolmadığına göre çoğunluğun yorumuna ters düşen bir sonuç ortaya çıkmıştır.
Busebeplerle çoğunluk kararına katılmıyorum.
VII- 1750 sayılı Kanunun 69/2. maddesi hakkında:
Çoğunluk,1750 sayılı Kanunun 69/2. nci maddesini iptal etmiştir. Bu fıkra"Anayasada yeralan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak vehürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünüveya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak nitelikleri Anayasadabelirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdıyla kullanılması hallerinde,Bakanlar Kurulu ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş vekurumların veya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli birsüre ile elkoyabilir. El koyma kararı Resmî Gazete'de yayımlanır. Yayımlanmayımüteakip 48 saat içinde T.B.M.M. Birleşik toplantısının onanıma sunulur.Elkoyma süresi 2 ayı geçemez." şeklindedir.
Anayasanın120. maddesinin son fıkrasına göre, üniversitelerle onlara bağlı fakülte, kurumve kuruluşlarda, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve butehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesi halinde, Bakanlar Kuruluilgili üniversitelerin veya bu üniversiteye bağlı fakülte, kurum vekuruluşların idaresine elkoyar ve bu kararını hemen T.B.M.M. Birleşiktoplantısının onamasına sunar. Hangi hallerin elkoymayı gerektireceği kanunladüzenlenir. O halde, kanun, üniversite özgürlüğünün hangi hallerde tehlikeyedüştüğü veya düşmüş sayılacağını belirleyecektir. Özel kanun bunu açıklamıştır.Bir üniversitenin içinde, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden herhangibirisinin insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din, mezhep ayırımına dayanaraknitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdıylakullanılması halini, öğrenim ve öğretim hürriyetinin tehlikeye düşmesi veelkoymayı gerektirir hal olarak kabul etmiştir. Fıkradaki "ilgiliüniversite" sözcüğü anılan eylemlerin üniversite içinde geçmesi gereğiniifade etmektedir.
Bunedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.
VIII- 1750 sayılı Kanunun 70/C maddesi hakkında:
Çoğunluk1750 sayılı Kanunun 70/C maddesini iptal etmiştir. Bu bentle "Üniversiteyönetimine elkonulması halinde, Bakanlar Kuruluna üniversitelerde ve bağlıkuruluşlarda görevli kimselerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncayakadar veya kovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncayakadar görevlerinden uzaklaştırma" yetkisi verilmiştir.
Üniversitedevazifeli kişilerden bazıları, üniversite yönetimine el konulmasına yol açanolaylara karışmışlar, bu olayların tertipçi veya işbirlikçisi ve sanıklarıiseler, bunların görevlerinden uzaklaştırılması kadar doğal bir tedbir olamaz.Bunların haklarındaki kovuşturmaya rağmen, görevlerinde bırakılmaları,elkoymayı gerektiren olayların tekrarını, üniversitelerin bunalımdan çıkıpnormal döneme dönmemesini arzulamak olur. Üstelik madde, kovuşturma sonuçları gereklikılmıyorsa görevden uzaklaştırmanın söz konusu olmadığını açıkçabelirtmektedir. Çoğunluğun yorum ve gerekçesi ceza ve ceza yargılama hukukuilkelerine aykırıdır. Haklarında görevden uzaklaştırma işlemi uygulananlarmasum kişiler olmayıp, olaylara iştirak ettikleri hakkında kuvvetli delil vebelirtiler bulunan kişilerdir. Suç işleyenlerin suçsuzlukları anlaşılıncayakadar ceza yargılama hukukunun koruma tedbirlerine maruz kalmaları kaçınılmazbir durumdur. "Masumiyet asıldır" kuralı, suçluluğu kanıtlamadıkçakişinin cezai müeyyidelere çaptırılmaması anlamındadır. Yoksa hakkındakidelillerin toplanması, delillere tesir etmesinin önlenmesi, ceza davasınınmuvafakiyetine yönelik koruma tedbirlerinin, suçluluğu hakkında kuvvetlibelirtiler bulunan kişiye uygulanmaması, yeni olaylara yol açması olasılığıbulunan bu gibilerin bu ortamdan uzaklaştınlmaması manasına gelmez. Kuralınhukuk devletine aykırı bir yönü yoktur, benzer tedbirler hukuk devleti sayılanbütün devletlerde mevcuttur.
Üniversiteözerkliği, üniversite yönetimine el konulmasını gerektiren ağır suçlarıişleyenlerin, her kim olursa olsunlar, korunmasını içermediğine göre, kuralınAnayasanın 120. maddesine aykırı bir yönü de olamaz.
Bunedenlerle çoğunluk kararına muhalifim.
IX -1750 sayılı Kanunun 82/2 nci maddesi hakkında:
Çoğunluk,82 nci maddenin Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversiteleri ile ilgilihükümlerini iptal etmiştir.
Oysa,Anayasanın 120/3 maddesinde "Özel Kanuna göre kurulan Devletüniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." denilmiştir. KaradenizTeknik ve Atatürk Üniversiteleri de özel kanun ile kurulmuş Devletüniversiteleridir. Aslında Anayasanın yukarıdaki fıkrası bu gibi üniversiteleriçin sevkedilmiştir. Anayasa, kendi kendini idare eden tek tip üniversitedeğil, çeşitli tiplerde Üniversitenin varlığını düşünmüştür. Hangi tipin ülkeyeyararlı ve verimli olduğunu uygulama ve tecrübeler ortaya koyacaktır. Nitekimkendi kendini yöneten, otonom üniversiteler, öğretim ve eğitimi sağlayamaz vebaşarılı olamaz, kendini idarede aciz kalırken, özel kanunla kurulmuş olanlarındaha verimli ve başarılı oldukları müşahade edilebilmektedir.
Bundanbaşka, iptal edilen fıkra, bazı özel kanunları mahfuz tutmaktadır. Bumahfuziyet hükmü iptal edilince, fiilen sanki mahfuz tutulan kanunlarda ilgaedilmiş gibi bir durum doğmaktadır. Anayasa Mahkemesi Yasa koyucu yerinegeçmekte, adete bir yasama tasarrufunu dolaylı bir biçimde yapmış olmaktadır.Böyle bir girişime Anayasa ve 44 sayılı Yasa yönünden yetkili değildir.Çoğunluk kararına bu nedenlerle muhalifim.
Üye
Halit Zarbun
KARŞIOYYAZISI
1750sayılı Üniversiteler Kanununun 4. maddesi ile 70. maddesinin (A) bendininiptali isteğinin reddine ilişkin çoğunluk kararına, Sayın Ahmet H.Boyacıoğlu'nun ve 5. Maddesinin l, 2, 3, ve 4, üncü fıkralarının Üniversiteleryönünden iptaline mütedair kararına Sayın Muhittin Gürün'ün karşıoy yazılarındaaçıkladıkları nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Ziya Önel
KARŞIOYYAZISI
I -1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 66. maddesinin üçüncü fıkrasında:
"Zabıta,suçların ve suçluların kovuşturulması için herhangi bir davet ve izne bağlıolmaksızın, Üniversite binalarına ve eklerine her zaman girebilir"dendikten sonra "Bu taktirde, giriş sebebinin niteliğine göre ilgiliÜniversite rektörlüğü veya bağımsız fakültenin Dekanlığı teşebbüsten haberdaredilebilir." diye yazılıdır. Bu hükme göre, suç ve suçlularınkovuşturulması maksadıyle Üniversite binalarına ve eklerine giren Zabıta,girişi gerektiren sebebi gözününde bulundurarak keyfiyetten Rektör veya Dekanıhaberdar edebilecektir.
Üniversiteözekliğiyle ilgili Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesininikinci fıkrasında, "Üniversite özerkliği bu maddede belirtilen hükümleriçinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçlarınve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz" hükmü konulduktan sonraüniversite özerkliği:
A -Üniversitelerin Devletin gözetimi ve denetimi altında kendileri tarafındanseçilen organları eliyle yönetilmesi,
B -Üniversite organlarının, Öğretim üyeleri ve yardımcıların Üniversite dışındakimakamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamıyacakları,(son fıkra hükümleri saklıdır.)
C -Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe araştırma ve yayımdabulunmaları,
Ç -Öğrenim ve Öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknolojigereklerine ve kalkınma plan ilkelerine göre yürütülmesi,
Biçimlerindebelirlenmiştir.
Görüldüğügibi Anayasanın bu maddesinde (Üniversite özerkliği) nin mahiyeti vekapsamı busuretle nitelendirilmiş ve bu özerkliğin Üniversite binalarında ve eklerindesuç ve suçluların kovuşturulmasına engel olmadığının ayrıca belirtilmesine delüzum görülmüştür.
Anayasada,suç ve suçluların kovuşturulması maksadıyle Üniversite binalarına ve eklerinegiren polisin bunu ve sebebini her halde ilgili rektörlük veya Dekanlığabildirmesi gerektiğini emreden bir hüküm mevcut değildir. Ve esasen bu hususunAnayasa'da belirtilen ve nitelikleri yukarıda açıklanan Üniversite özerkliğiylede bir ilgisi yoktur.
Suçve suçluların kovuşturulması sırasında, suçu ve suçluları araştırmak, izlemekdelillerini tespit için başta gelen hususlardan birisi gizliliğe riayetolduğunda şüphe yoktur. Hele Millî Güvenliği, kamu düzenini yakındanilgilendiren suçların kovuşturulmasmda bu husus daha çok önem kazanır. Bu gibisuçların soruşturulmasında dahi her halde haber verme şartının aranması, işinşayi olmasına, delillerin kaybedilmesine, suçluların savuşmalarına vekovuşturmanın başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açabilecektir. Kanun koyucusu,bu noktaları dikkate alarak bir sakınca yoksa bu gibi teşebbüslerden Rektörveya Dekanın haberdar edileceğini kabul etmiştir.
Bunlardanbaşka, Üniversiteler Kanununun sözü edilen maddesindeki "Bu takdirde girişsebebinin niteliğine göre ilgili üniversite Rektörlüğü veya bağımsızFakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir" hükmünün nesebeple konduğunu ve bu fıkranın iptalinde ne gibi sonuçlar meydana geleceğinide incelemekte yarar vardır:
Bilindiğigibi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre, Cumhuriyet savcısı veyaonun yerine Zabıta tarafından yapılan Hazırlık Soruşturması gizlidir. Busoruşturmadan hiç bir kuruma ve kimseye bilgi verme olanağı kanunen yoktur.Üniversiteler Kanununun 66. maddesinin söz konusu hükmü, Usul Kanununun buhükmüne bir istisna getirmektedir. Kanun koyucu bu istisna hükmü ile,Üniversitelerde ve Fakültelerde yapılan suç ve suçluların kovuşturulmasında,bir sakınca yoksa Rektörlük veya Dekanlığın haberdar edilebilmesi yolu açıktutulmuş ve bu suretle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bahsedilen gizlilikkuralına burada bir istisna getirilmiştir. Bu da Rektör veya Dekanın yönetimgörevini daha iyi yapmasına yardım edebilecektir. Üniversiteler Kanununun 66. maddesindekibu haber verme olanağı da -iptal karariyle- ortadan kalkınca, Üniversitebinalarında yapılan suç ve suçluların kovuşturulmasından artık Rektör veyaDekana haber verme imkânı büsbütün ortadan kalkacaktır.
Görüldüğügibi, Üniversiteler Kanununun 66. maddesindeki "Bu taktirde girişsebebinin niteliğine göre ilgili Üniversite Rektörlüğü veya bağımsızFakültelerin Dekanlığı teşebbüsten haberdar edilebilir." fıkrası,üniversite özerkliğini zedelediği şöyle dursun aksine üniversite özerkliği veyönetimi lehinde konulmuş bir hüküm olduğundan iptal kararında isabetgörmüyorum.
2 -Üniversiteler Kanununun 70. maddesinin (C) fıkrası:
ÜniversitelerKanununun 70. maddesinin (C) fıkrasında, "Üniversite yönetimine elkonulması halinde, Bakanlar Kuruluna, Üniversitelerde ve bağlı kuruluşlarındagörevli kimselerden gerekli görülenleri kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veyakovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadargörevlerinden uzaklaştırma yetkisi verilmiştir.
Bilindiğigibi, Üniversitelerde öğretim ve öğrenim hürriyetinin tehlikeye düşmesi ve butehlikenin üniversite organları tarafından önlenememesi veya Anayasada yer alanhak ve hürriyetlerin, Türk Devletinin Ülkesi ve Milleti ile bütünlüğünü bozmakve Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle kullanılması hallerinde hükümetinidareye el koyma yetkisi vardır. (1750 sayılı Üniversiteler Kanunu Md. 69) Busebeplerden birisi mevcut olup da Üniversite idaresine el koyan BakanlarKurulunun el koymaya sebep olan üniversitedeki görevli kimseler hakkında cezave disiplin kovuşturması yaptırabilecek, haklarında kovuşturma yapılan kişileride kovuşturmanın sonuna kadar görevlerinden uzaklaştırabilecektir.
Üniversitelerdegörevli bazı kimselerin, örneğin ideolojik tahriklerde bulunmak, ırk ve mezheppropagandası yapmak suretiyle memlektin bütünlüğünü ve Cumhuriyeti tehlikeyedüşürebilecek kargaşalıklara, çatışmalara sebebeyit vermeleri halinde bunlarıngörevlerine devamdaki sakıncaları izaha lüzum yoktur. Böyle kimselerin,kovuşturmanın selameti bakımından, kovuşturma sonuna kadar görevlerindenuzaklaştırılmalarının yukarıda esasları açıklanan üniversite özerkliğine ters düşenbir yönü yoktur. Kovuşturmanın ve yönetime el koyma halinin uzayabileceği gibiihtimâller ve varsayımlar, kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığını kanıtlayacakneden olamaz. Kaldı ki, Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesininson fıkrasında, "hangi hallerin el koymayı gerektireceği el koymakararının ilân ve uygulama usulleri ile süresi ve devamınca Bakanlar Kurulununyetkilerinin nitelik ve kapsamı kanunla düzenlenir." diye açık hükümkonulmak suretiyle bu konuların düzenlenmesi, bir sınırlamaya tâbitutulmıyarak, Özel Kanuna ve Üniversiteler Kanununa bırakılmıştır.
Anayasa'nınbu hükmü karşısında, Üniversiteler Kanununun 70. maddesinin dava konusu (C)fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı düşünülemez.
3 -Üniversiteler Kanununun 82. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"KaradenizTeknik Üniversitesi adiyle Trabzon'da bir üniversite kurulması hakkındaki 6594sayılı Kanun ile bunu değiştiren 336, 535, 871 ve 1650 sayılı Kanunların, 6690sayılı Atatürk Üniversitesi Kanunu ile bunu değiştiren 336, 535, 871, 994,1499, 1573, ve 1578 sayılı Kanunların hükümleri saklıdır. 6594 ve 6690 sayılıKanunlarla ek ve tadillerinde bahsedilen 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ileek ve tadillerindeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır. 892 sayılıHacettepe Üniversitesi kurulması hakkındaki kanunun iş bu kanuna aykırıhükümler yürürlükten kaldırılmıştır."
Bumaddenin, Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversiteleri ile ilgili hükümlerininiptaline ilişkin çoğunluk kararına karşı görüşümüz aşağıdadır.
Anayasanındeğişik 120. maddesinin üçüncü fıkrasında "Üniversiteler Devletin gözetimve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları eliyleyönetilir" dendikten sonra " Özel Kanuna göre kurulan DevletÜniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." diye yazılı bulunmaktadır.Bu hüküm, maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında verilen altıimzalı bir önerge üzerine kabul edilerek madde metnine ilâve edilmiştir.Temsilciler Meclisinde önerge sahiplerinden bir zat bu önergenin maksat veamacını şu sözlerle açıklamıştır:
"Arkadaşlarmesele şudur. 4936 sayılı Kanuna göre Türkiye'de kurulmuş üniversiteler vardır.Yani bu kanıma göre işlemekte olan üniversiteler vardır. Ankara, istanbul veTeknik Üniversiteler gibi. Bir de Atatürk Üniversitesi, Orta Doğu Üniversitesigibi yine Devlet tarafından kurulmuş, Büyük Millet Meclisinin kabul ettiğikanunlarla kurulmuştur. Bu üniversitelerin de bu prensiplere tabi olmalarıtabiidir. Fakat bunların organları bir başka yapıdadır. Yarın Adana'da ZiraatFakültesi kuracaksınız. Karadeniz de bir başka üniversite kuracaksınız. Yenikurulacak bütün üniversitelerin bütün organları kendi mesupları tarafındanseçilmesi olmaz. Buradaki cümle, kurulmuş ve işlemekte olan üniversitelerinhalen tatbik etmekte oldukları idare usulü, kendi öğretim üyelerinden kuruluorganlarla yönetme esasına istinat eder. Eski üniversiteler Kanunununuygulanışı bu tarzdadır.
Amerikada Üniversiteler muhtardır. Onların muhtariyet anlayışları MütevellilerHeyetinin idaresi esasına göre düzenlenmiştir. Meselâ bir bölgenin ziraatınıinkişaf ettirmek üzere kurulmuş olan bir üniversiteye O bölgenin ZiraatOdasından temsilci de Mütevelliler Heyetine iştirak eder. Aynı zamanda Mahalliİdareler de para verir, idaresine iştirak için temsilci gönderir. Bizde de bu şekildeüniversiteler kurulabilir. Mahalli İdareler ve ilgili teşekküllerintemsilcilerinin bulunması gerekebilir.
Meselâbir bölgenin hayvancılığını inkişaf ettirmek üzere bir Veteriner Fakültesikurulacak, o zaman ne alacak' Elbette mahalli idareler ve varsa VeterinerlerOdası da katılacaktır.
Buitibarla, fakültelerinin idareleri değişebilir. Üniversitelerin hususiyetinegöre, arzettiğim gibi Mütevelliler Heyetine verilebilir. Belki yeniÜniversiteler teşekkül edecek, bunun idaresinde fahri olarak MütevellilerHeyeti çalışacakdır. Tamamiyle hayır işi olarak çalışacaktır. Gidip haftada birkere toplanacaktır.
Diğertaraftan üniversite ile ilgili diğer teşekküller, meselâ Sanayi Odalarıtemsilcileri de üniversitenin idare ile ilgili heyetlerine girebilirler.
Eğermadde tasarıdaki şekliyle çıkacak olursa, Atatürk Üniversitesi, Orta - DoğuTeknik Üniversitesi Anayasaya aykırı bir kuruluş haline gelmiş olacaktır.
Buitibarla, Özel Kanunlarına göre idare edilebileceklerini ve bunun mahfuzolduğunun tebarüz ettirilmesini teklif ediyoruz. İdarenin bilimsel özerkliğimahfuz, Akademik araştırma, yayın yapması mahfuz, yalnız biraz elestikiyetveriyoruz. Aksi halde 4936 sayılı Kanunun kurduğu idade tarzı değişmez nashalinde eski yeni bütün üniversitelere şamil olur. Bu itibarla kabulünüistirham ediyorum." demiş ve Anayasa Komisyonu sözcüsü de, önergesahibinin bu açıklamasına karşı bazı mülahazada bulunmakla beraber önerilen bumetnin aynen kabulüne komisyonun da taraftar olduğunu bildirmiş (Kâzım Öztiirk- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Cilt 3, sh. 3304 - 3305) ve bu suretle"Özel Kanununa göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümlersaklıdır." hükmü, Anayasaya, yukarıda açıklanan amaçları sağlamak ve özelkanunlarına göre kurulmuş; olan Karadeniz Teknik, Atatürk ve Orta - Doğu TeknikÜniversitelerinin yönetimle ilgili statülerini saklı tutmak için bilhassakonulduğu anlaşılmıştır.
Şurasınıda dikkatten uzak tutmamak lazımdır ki: Üniversitelerin, çağdaş bilim veteknoloji doğrultusunda insan gücünü ve maddî kaynaklarını kullanmak suretiylememleketin her yönden ilerleme ve gelişmesinde yardımcı olmak gibi (1750 sayılıÜniversiteler Kanunu md. 3) çok önemli görevleri de vardır. Hangi tip vestatüye tabi üniversitenin bu önemli çalışmalarında ve bu görevlerin yerinegetirilmesinde daha başarılı olabileceğini araştırmak ve denemekte de sayısızyararlar vardır. Bütün üniversitelerin klasik anlamda tek tip ve aynı statüyebağlamak istenmemesinin diğer bir nedeni de bu olmak lâzımdır.
Yukarıdayapılan bütün açıklamalar göstermektedir ki: Türkiyede, klasik anlamda tek tipve genel idare statüsüne tabî Üniversitelerin yanıbaşında daha değişikyöntemlere bağlı ve özel kanunlara göre kurulacak diğer üniversitelere de yerve imkân verebilmek için Anayasanın 120. maddesine "Özel Kanuna görekurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır." hükmüözellikle konmuş ve bu hükmün Temsilciler Meclisinde müzakeresi sırasında,bununla Karadeniz Teknik, Atatürk ve Orta - Doğu Teknik Üniversitelerinin ÖzelKanun hükümlerini saklı tutmak amacı güdüldüğü tebarüz ettirilmiştir.
Böyleolunca, Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulmasına dair olan 6594 sayılı Kanunlaek ve tadillerinin ve Atatürk Üniversitesi kurulmasına dair olan 6990 sayılıKanunla ek ve tadillerinin Anayasaya aykırılığının söz konusu olmamasıicabeder.
Arzettiğimbu nedenlerle, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun yukarıda işaret olunanhükümlerinin iptaline dair olan çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Abdullah Üner
KARŞIOYYAZISI
l -Yüksek Öğretim Kurulunun Kuruluş ve İşleyişinin Anayasaya aykırlığı sorunu:
DevletinÜniversiteler üzerindeki anayasal gözetim ve denetim hakkını kullanmausullerini düzenleyen 20/6/1973 günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 4.maddesinde tanımı yapılan Yüksek Öğretim Kurulunun varlığı ve yapacağı görevinniteliği ile kapsamı Anayasa Mahkemesin'ce denetlenerek Anayasaya uygungörülmüştür.
YüksekÖğretimi, toplumun ihtiyaçlarına, Anayasanın temel ilke ve politikasına enyararlı, düzenli ve üniversiteler arasında koordineli bir biçimde yürütmekdevletin anayasal yetkisi ve sorumluluğu alanına girer. 4. maddede öngörülen buamaçlara yönelik gözetim ve denetim hakkının, tüm üyeleri üniversitelerceseçilecek organlar eliyle kullanılması düşünülemez. Zira o taktirde devletgözetim ve denetiminin yapıldığından söz edilemeyeceği gibi Anayasa'nın devletgözetim ve denetimiyle güttüğü amaç da ortadan kalkmış olur.
Buitibarla Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişinin 5. maddede öngörülenbiçimde düzenlenmiş olmasında (Üniversitelerin kendileri tarafından seçilenorganları eliyle yönetileceği) yolundaki Anayasa kuralına aykırı bir yönbulunmamaktadır. Bu nedenle iptal konusu 5 maddenin bir, iki, üç ve dördüncüfıkraları Anayasa aykırı görülmememiştir.
2 - 22/4/1962günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri HakkındakiKanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasının iptal davalarına konu yapılan kanunmaddeleri için de uygulanıp uygulanamıyacağı sorunu:
DavacıAnkara Üniversitesi Rektörü tarafından Anayasa Mahkemesine açılan iptaldavasında 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 6., 22., 38., 43., 52.., 56. ve74. maddelerinin de kısmen veya tamamen Anayasa' nın 120. ve diğer bazımaddelerine aykırı oldukları ileri sürülerek iptalleri istenmektedir. Başka birdeyimle, davacı bu maddelerin Anayasaya aykırı kurallar getirdikleri kanısınıtaşımakta olduğundan, bunların Anayasa ilkeleri açısından Anayasa denetiminetabi tutulmasını istemektedir.
Buradaöncelikle Anayasa denetimi kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerek iptaldavalarında ve gerekse itiraz yoluyla mahkemelerce Anayasa Mahkemesinegetirilen işlerde iptale ve itiraza konu yapılan kanunların veya ilgilihükümlerinin Anayasa'ya uygunluklarını denetlerken, kuşkusuz bu metinlerin Öncebiçim koşulları ve sonra de esas yönünden Anayasanın koyduğu ilkelere uygunolarak oluşturulup oluşturulmadıkları üzerinde durularak enine boyuna etraflıcaincelenip tartışılmasına girişilmesi gerekir.
Öteyandan, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, eğermüracaat kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhindeyapılmış olupta bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanun veya içtüzüğündiğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu da doğuruyorsaAnayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla kanun veyaiçtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline de kararverebilir.
Demekoluyorki:
a)Bir kanun veya içtüzüğün belirli madde veya hükümleri aleyhinde yapılmış olanmüracaat üzerine Anayasa Mahkemesi ilk önce o madde veya hükümlerin biçim veesas yönünden Anayasaya aykırılığını saptayacak ve bu gerekçeyle iptallerinekarar verecektir.
b)Belirli madde veya hükümlerin iptal edilmesi şayet kanun veya içtüzüğün diğerbazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu da doğuruyor ise ancako takdirde 28. maddenin ikinci fıkrası uygulanarak kanun veya içtüzüğün sözkonusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline de bu gerekçeyle kararverebilecektir.
Görülüyorki, iptal davasına konu yapılan kanun maddeleri hakkında gerek Anayasa vegerekse, 44 sayılı kanun açısından 28. maddenin ikinci fıkrasına öngörülengerekçeyle iptal kararı verme olanağı yoktur. Anayasa Mahkemesi, iptali istenenmaddeleri önce Anayasa denetimine tabi tuturak inceleme ve tartışmaları sonundaAnayasa kurallarına aykırı bulur ise iptal edecek ve bu iptal nedeniyle kanunveya içtüzüğün öteki hükümleri veya tamamı artık uygulanamıyacak hale gelmişise, sadece bu hükümler veya tümü için 28. maddenin ikinci fıkrasındakigerekçeye dayanarak iptal kararı verebilecektir. Yoksa maddeler üzerindeherhangi bir inceleme ve tartışma açmadan ve Anayasaya aykırılıklarınısaptamadan, sadece 28. maddenin ikinci fıkrasındaki gerekçeye dayanarak iptalkararı veremez.
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Ahmet Koçak
KARŞIOYYAZISI
l -1750 sayılı Üniversiteler Kanununun, yukarıki kararla (1973/37-1975/22)Anayasaya aykırı bulunarak birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları,üniversiteler açısından, iptal edilen 5. maddesi, 4. maddede tanımı yapılan vegörevleri genel çizgileriyle belirtilmiş bulunan (Yüksek öğretim Kurulu)nunkuruluş biçimini ve işleyişini göstermektedir.
Anayasanın1488 sayılı Kanunla değişik 120. maddesine göre, Üniversiteler, Devletingözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilirler.Yine aynı maddeye göre, Üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetimhakkını kullanma usulleri ve Üniversite organlarının sorumluluğu, (...) Öğrenimve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve toknolojigereklerine ye kalkınma planı ilkelerine göre yürütülmesi esaslarının kanunladüzenlenmesi gerekmektedir.
1750sayılı Üniversiteler Kanunu, sözü geçen Anayasa kuralları uyarınca,Üniversitelerin yönetilmesi üzerindeki Devletin gözetiminin ve denetiminin nesuretle uygulanacağını düzenlemiş ve bu görevin yerine getirilmesini sağlayacakkuruluşları da 4. - 10. maddelerinde kurmuştur. Bunlar, 4. maddede tanımıyapılan (Yüksek Öğretim Kurulu), 7. maddede tanımı yapılan (ÜniversiteDenetleme Kurulu), 9. maddede tanımı yapılan (Üniversitelerarası Kurul) dur.Bunların ilk ikisi Üniversitelerin dışında üçüncüsü ise Üniversitelerarasındadır.
Yukarıkikararda, (bölüm IV, altbölüm 2/A, bent: 2) , 4. maddede tanımı yapılan vegörevinin niteliği ve kapsamı genel çizgilerle belirtilen Yüksek ÖğretimKurulunun Üniversiteler açısından da görev yapabileceği Anayasaya uygunbulunmuşken, hemen ardından, aynı kurulun 5. maddedeki biçimde kurulmuş olmasıneden gösterilerek, Üniversiteler açısından, 4. ve 6. maddelerdeki görevleriyapması Anayasa'ya uygun bulunmayarak çelişkili bir duruma düşülmüştür. (Bölüm:IV, altbölüm; 2/A, bent; 3)
Çoğunluğunbu konudaki gerekçesi özetle şöyledir:
YüksekÖğretim Kurulunun üyelerinin çoğunluğu yürütme organınca seçilmektedir. Böyleolunca kurulun üniversitelerin yönetimine etki yapacak nitelikte karar almayetkileriyle donatılmaması gerekir. Halbuki kanunun çeşitli maddeleriyle bukurula verilen yetkilerin üniversite yönetimine katılma niteliğinde olduklarıgörülmektedir. Üyelerinin kişisel nitelikleri ve seçilme koşulları bakımındankurulun, bu nitelikteki yetkilerle donatılması Anayasa'nın 120. maddesineaykırıdır.
Budüşüncelere katılmak mümkün değildir. Çünkü Anayasa, Üniversitelerin yönetimiüzerinde, esasları, kanunla belirlenecek bir gözetim ve denetim hakkını Devletetanımıştır. Söz konusu gözetim ve denetimin üniversiteler dışında ve üstündeolacağı, Anayasa'nın bu hükmünden açıkça belli olmaktadır. Yukarıki kararın IV- A bölümünün 2. bendinde ayrıntılarıyle belirtildiği gibi gözetim ve denetimişinin, gözetime ve denetime tabi tutulacak kuruluş tarafından yapılmasına bugörevlerin niteliği izin vermez. Şu halde Yasa Koyucu, Anayasa gereğince konuyudüzenlerken sözü geçen gözetimin ve denetimin yapılmasında görevlendirilecekkuruluşları, Devlet içinde, fakat Üniversiteler dışında ve aynı zamanda görevinetkili bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaya yeterli bilgi ve tecrübeyesahip kişilerden oluşturmak zorundadır.
Bukurulun işinin, üniversitelerin yönetimi üzerinde Devletin gözetimini vedenetimini sağlamak olduğuna ve esasen Devlet hizmetleri de yasama, yürütme veyargı organları arasında Anayasaca paylaştırılarak yürütüldüğüne göre bu kurulunyaptığı görevin niteliği açısından yürütme organına bağlı olarak çalışması vçyasama organının da, denetimi altındaki yürütme organı aracılığıylaüniversitelerin yönetimi üzerindeki Devletin gözetimine ve denetiminekatılması, demokratik düzenin doğal bir sonucu sayılmalıdır.
5.madde hükümleri, bu açıklamanın ışığı altında incelendiğinde Anayasaya aykırıbir yönü bulunmadığı görülmektedir.
Maddeyegöre Yüksek Öğretim Kurulu, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesi içindekurulmaktadır. Kurulun Başkanı Millî Eğitim Bakanıdır. Kurula, her üniversite,yetkili organınca 2 yıl için seçilecek bir temsilcisi ile katılmaktadır.
Bununkarşısında Üniversiteler temsilcilerine eşit sayıda Millî Eğitim Bakanınınteklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanacak üyeler yer almaktadır. Görüldüğügibi üniversite temsilcileriyle yürütmenin atadığı üyeler eşit sayıdadır.
Kurulbaşkanı olan Millî Eğitim Bakam, bu eşitliği üniversite temsilcileri aleyhinebozar gibi görünmekte ise de idarece atanacak üyeler arasında, resmî yükseköğretim kurumlarından ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumundan en azbirer üyenin bulunması zorunluğu, öğretim ve bilim kurumlarından gelen üyelereçoğunluk kazandırmakta ve bu suretle kurulun hem yürütme, hem de üniversitekarşısında tarafsızlığı sağlanmış olmakta ve aynı zamanda kuruldan beklenengörevleri yerine getirecek yetenekte üyelerden oluştuğu görülmektedir.
Kanununöteki maddeleriyle bu kurula, üniversite yönetimine katılma niteliğindesayılabilecek yetkiler verilmiş bulunduğu görüşüne gelince:
Konununbu madde vesilesiyle tartışılması olanaksızdır. Sırası geldikçe, söz konusumaddelerin bu açıdan incelenerek, öne sürüldüğü gibi Anayasaya aykırı yetkihükümleri bulunduğu takdirde iptali cihetine gidilmesi gerekir. Yoksa yukarıkikararda yapıldığı gibi, bir başka maddedeki Anayasaya aykırı yetkiden dolayı, oyetkiyi kullanacak olan kurulun, Anayasaya uygun bulunan kuruluş maddesininiptaline karar verilmesi mümkün değildir.
Açıklanannedenlerle (Yüksek Öğretim Kurulu) nun 5. maddedeki kuruluş biçimindeÜniversiteler açısından Anayasaya aykırı bir yön bulunduğu görüşüne katılmakmümkün değildir.
Buyüzden yukarıki kararın, 1750 sayılı Kanunun 5. maddesinin birinci, ikinci,üçüncü ve dördüncü fıkralarının üniversiteler açısından iptaline ilişkin bölümünekatılmıyorum.
2 -Kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 15. bendiyle 1750 sayılı Kanunun 61.maddesinin son fıkrası hükmünün iptaline karar verilmiştir.
Sözkonusu fıkra (Rektör hakkında yapılan disiplin kovuşturması, üniversitedenetleme kurulunca tayin edilecek bir soruşturmacı tarafından yürütülür)hükmünü taşımaktadır.
1750sayılı Kanunun 8. maddesi ile, Üniversite Denetleme Kuruluna, Üniversitelerdegörevli kişilerin disiplin veya ceza kovuşturması açılmasını gerektirenfiilleri için kovuşturma açılmasını yetkili makamlardan istemek, yetkiliorganlarca alınan disiplin kararlarına karşı Üniversitelerarası Kurula itirazdabulunmak, onbeş gün içinde gerekli kovuşturmaya başlanmadığı veya aksine birkarar alınmadıkça başlanan kovuşturma en geç üç ay içinde sonuçlandırılmadığıtakdirde, doğrudan doğruya üniversite öğretim üyelerinden soruşturmacı tayinederek sonucu, gereği yapılmak üzere yetkili organa iletmek görevi verilmiş vekararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün, söz konusu maddeye ilişkin 6 sayılı bendindeaçıklanan gerekçelerle bu hükmün Anayasa'ya uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
1750sayılı Kanunun, son fıkrasının iptali istenen, 61. maddesi ise Öğretim üye veyardımcıları ile dekanlar hakkındaki disiplin suçlarına ilişkin soruşturmanınusulünü göstermektedir. Madde hükmüne göre görevliler hakkında, ilgisine göredekanlar veya rektör tarafından, balkanı bulundukları yönetim kurullarına işingötürülmesi ve soruşturma yapılmasına karar verilmesi halinde bu kurullarcasoruşturmacı da seçilerek soruşturmanın başlatılması gerekmektedir.
Maddeniniptali istenen son fıkrası hükmü ise, rektör hakkındaki disiplinkovuşturmasını, doğrudan doğruya Üniversite Denetleme Kurulunca tayin olunacaksoruşturmacının yürütmesi usulünü koymaktadır.
Ötekiöğretim üyeleri ve dekanlarda olduğu gibi rektörler içinde disiplinkovuşturması gerekebileceği varsayımına karşı belli bir soruşturma usulünekanunda yer verilmesi zorunludur. Rektörler, görevde bulundukları dönemde tümÜniversitenin yönetiminin başında olduklarına ve hatta, Kanunun 12. maddesinegöre Üniversite Yönetim Kurulunun da Başkanı bulunduklarına göre rektörlerhakkında disiplin kovuşturmasını kim, nereden isteyebilecektir'
Sözkonusu 61. maddenin son fıkrası hükmü bu soruya en uygun cevabı vermekte veüniversite üzerindeki Devletin gözetim ve denetim hakkına dayanarak bu göreviyürütmekte olan kurullardan birisine yani Üniversite Denetleme Kurulunasoruşturmacı tayini görevini yüklemektedir.
Soruşturmacınınbu konudaki görevinin sadece gerekli soruşturmayı yaparak sonucu, 61. maddeninÖnceki fıkralarında yer alan yetkili üniversite organlarına iletmekten ibaretolduğu da gozönüne alınacak olursa söz konusu son fıkra hükmünün üniversiteözerkliğine aykırı düşen bir yönü bulunmadığı da daha açık bir biçimde ortaya çıkar.
Bunedenlerle yukarıki kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 15. bendinde yer alanve 1750 sayılı Kanunun 61. maddesinin son fıkrasının iptaline ilişkin olankısmına katılmıyorum.
3 -Yukarıki kararın IV. bölüm, 2/A altbölümünün 17. bendiyle, 1750 sayılı Kanunun66. madesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Zabıta, suçların ve suçlularınkovuşturulması için, herhangi biır davet ve izne bağlı olmaksızın, üniversitebinalarına ve eklerine her zaman girebilir" hükmünün Anayasaya uygunolduğu sonucuna varılarak bu hükme yönelen iptal isteminin reddine kararverilmiştir.
Halbuki,2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanununun, 26/6/1973 günlü ve 1775 sayılıKanunla değiştirilen 20. maddesinde yer alan ve bunun tıpkısı olan hükümhakkında daha önce açılmış bulunan iptal davası sonunda verilen 25/4/1974 günlüve (1973/41 -1974/13) sayılı, (Resmî Gazete: 14/9/1974, sayı: 15006) AnayasaMahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazımda da belirttiğim gibi sözü geçen hükümAnayasaya aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
Bukonudaki, gerekçeler, gün ve sayısı gösterilen karardaki karşıoy yazımdaaçıklanmış olduğundan burada tekrarı gereksiz bulunmuştur.
Aynınedenlerle kararın bu konuya ilişkin bölümüne katılmıyorum.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOYYAZISI
1 -1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 4. maddesi ile "Yüksek Öğretiminbütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolijinin gereklerine ve DevletKalkınma Planının temel ilke ve politikalarına uygun olarak yüksek öğretimalanına yön vermek amacıyla gerekli inceleme araştırma ve değerlendirmeleriyapmak, yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak, uygulamalarıizleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmakla görevli bir yükseköğretim kurulu" kurulmuştur.
Anayasa'nın120. maddesine göre üniversiteler özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir veüniversite özerkliği maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır.
ÜniversitelerKanununun dava konusu 4. maddesinde yer alan Yüksek Öğretime yön vermekamacıyla gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak, uygulamalarıizleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerde bulunmak gibi çerçevesi,açıklığa kavuşturulmamış kavramlarla oluşan hükümler, üniversite Özerkliğinizedeleyici etkilere yol açan ve Anayasa'nın 120. maddesi sınırlarını aşan ve bunedenle de onunla bağdaşmayan bir nitelik taşımaktadır.
Kanunun,dava konusu 4. madde ile ilgili öteki hükümleri ve özellikle yüksek öğretimkurulunun kuruluş biçimi gözününe alınınca, 4. madde hükümlerinin, Anayasa'nın120. maddesinin "Üniversite Özerkliği, bu maddede belirtilen hükümleriçinde uygulanır." yolundaki açık hükmüne karşın, Anayasa'nın 120. maddesidışına çıkabilmek olanağına yol açabileceği görüşü güç kazanmaktadır.
2 -Üniversiteler Kanununun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, ÜniversiteDenetleme Kuruluna, üniversitelerin veya bîr üniversiteye bağlı olmayanfakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekligördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek yetkisini vermektedir. Bubentte yer alan "gerekli gördüğü hallerde" deyimi, yoluna, kuralınabakmadan, istendiği gibi hareket etme olanağını sağlayan bir nitelik taşımaktave özerkliğe sahip üniversite ve fakültelerin organlarını veya görevlikişilerini her istenen bilgiyi vermek yükümü altında bırakmaktadır. ÜniversiteDenetleme Kurulunun, bilgi isterken, üniversite özerkliğini gözönündebulundurmasının doğal olduğu görüşü, bentte yer alan "gerekli gördüğühallerde" deyimi ile bağdaştırılamaz. Çünkü, gerekli görülen halin neolabileceğinin bilinmemesi, yani, bilginin hangi hallerde istenebileceğininmaddede açıkça belirtilmemesi, bilim özerkliğini, öğrenim ve öğretimin özgürlükve güvence içinde yürütülmesi ilkesini, hatta düşünce özgürlüğünü zedeleyicidurumlar yaratılmasına olanak sağlayıcı bir nitelik taşımaktadır.
3 -Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan hüküm ise, üniversitedenetleme kuruluna kimi hallerde, doğrudan doğruya üniversite öğretimüyelerinden soruşturmacı atamak yetkisini vermektedir. Disiplin veya cezakovuşturması, yönetim dışında kalan bir işlem değildir. Devletin gözetim vedenetim yetkisini, özerk bir kuruluş olan üniversitelerin yönetim işlerinekadar uzatmağa olanak yoktur. Üniversite denetim kuruluna böyle bir olanaktanımak, üniversitlerin kendilerince seçilen organları eliyle yürürtüleceğiyolundaki Anayasa kuralı ile bağdaştırılamaz.
Üniversiteleringözetimi ve denetimi ile yönetimi konularından ne anlaşılmak gerektiği AnayasaMahkemesi'nin 4/5/1972 günlü ve 1969/52-1972/21 sayılı kararında açıklanmışbulunmakta ve o kararda yer alan gerçekler yukarıda belirtilen görüşleri haklıçıkarmaktadır.
4 -Bakanlar Kurulunca yönetime el konulabileceğini öngören 69. madde iptaledildiğine göre, bu konuda Bakanlar Kurulunun yetkilerini saptayan 70. maddeninde 44 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekirdi, iptalkararının yürürlüğe girdiği günde Bakanlar Kurulunun üniversite yönetimineelkoymasına olanak kalmayacaktır. O halde Bakanlar Kurulunun yetkilerinidüzenleyen dava konusu 70. maddenin yürürlüğünün sürdürülmesine yerbırakılmamak ve madde üzerinde esas yönünden bir inceleme yapılmamak gerekir.
Bunedenlerle kararın yukarıda belirtilen konulara ilişkin bölümlerine karşıyım.
Üye
Lûtfi Ömerbaş
KARŞIOYYAZISI
20/6/1973günlü, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunun ikimi maddelerinin Anayasa'yaaykırlığı ileri sürülerek iptalleri hakkında Ankara Üniversitesince açılmışbulunan davaya ilişkin Esas 1973/37, Karar: 1975/22 sayılı Mahkememiz kararınınçoğunluk görüşüne katılmadığım ve karşıoy kullandığım kısımları ile ilgilinedenler aşağıdadır:
l -1750 sayılı Kanunun 4. maddesindeki "Yüksek Öğretim Kurulu"üniversitelerin dışında ve üstünde, "Yüksek Öğretim alınana yön vermekamacı ile gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak,YüksekÖğretim Kurumları arasında koordinasyon sağlamak, uygulamaları izleyerekyetkili makam ve merciilere önerilerde bulunmak" görevleri ilekurulmuştur. Üstelik, bu Kurulun görevi yalnız "önerilerde bulunmak"dan ibaret değildir. Kanunun 6. maddesindeki ve diğer çeşitli maddelerdekiyetki ve görevleri incelendiğinde bu Kurula üniversitlerin idarî, malîyönetimine ve bilim özerkliği ile doğrudan ilişkisi bulunan öğretim elamanlarıkadrolarının oluşturulmasına karışma, hatta yalnız karışma değil, Üniversiteorganlarından üstün durumda bulunma olanakları sağlanmıştır.
BuKurulda herne kadar üniversitelerin birer temsilcisi bulunmakla beraber, MillîEğitim Bakanı'nın başkanlığında ve Üniversite temsilcilerinin sayısı kadarBakanlar Kurulunca atanan çeşitli bakanlıklar elemanlarından oluşmaktadır. Vebu hali ile Hükümetin, siyasal kuruluşun eli ve emri altındadır. Oysa; 1961Anayasa'nın 120. maddesi ile üniversitelere yönetim ve bilim özerkliği tanımaereğinin gerekçelerinden birisi ve başlıcası, onları siyasal çevrelerin veitkidarın etkisi altında bulundurmamak, üniversitelerde geçici siyasalgörüşleri yerine çağdaş bilimin gereklerini üstün tutmaktır.
Üniversitlerin,Rektörleri, her derecedeki öğretim üyeleri ve elemanları ile memleketimizde,bilim, yurt, sevgisi ve ahlâkı yetenek bakımlarından üst düzeyde bulunduklarıveya bulunmaları gerektiği cihetle; Üniversitenin gerek yönetiminde ve gereköğrencilerine bilim vermede, yurda bilim yaymada çağdaş bilimin gereklerini,kanunların rehberliğini ve memleket ihtiyaçlarını gözününde tutarak görevlerinitam yaptıklarından veya yapacaklarından kuşkuya düşülemez. Başlarına,Anayasanın, kendilerine tanıdığı Özerklikle bağdaşmayan kurullar getirmeksunîlikten ibaret kalacaktır ve onların bilim gücünü ve onurunu kıracaktır.
Anayasa'nın120. maddesindeki. Devletin Üniversite üzerindeki gözetim ve denetim hak veyetkisi, Mahkememizin bundan önce konu ile ilgili bir kısım kararlarında daaçıkladığı gibi. Üniversitenin yönetimine siyasal kuruluşun el atması veÜniversite yönetimini gözetim ve denetim yetkisini kullananın istek veiradesine göre çalışmaya zorlaması biçiminde uygulanamaz. O takdirde uygulamadayönetim ve bilim özerkliğinden söz edilemez.
1750sayılı Kanunun Üniversiteler dışında ve üstünde" Yüksek ÖğretimKurumu" adı ile bir kurul oluşturan 4. maddesinin Anayasaya aykırıolmadığına ve bu maddeye yönelen iptal isteminin reddine ilişkin çoğunlukkararına yukarıdaki nedenlerle katılmadım.
2 -1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b)bentleri ile "Üniversite Denetleme Kurulu"na, ikinci fıkrası ile deMillî Eğitim Bakanına tanınmış olan yetkiler, yönetim ve bilim özerkliğinesahip üniversite organlarını, öğretim üyelerini ve yardımcılarını bu Kurulun vedolaylı olarak siyasal iktidarın tam bir baskısı altına sokabilme olanaklarıyaratabilir. Denetleme Kurulu bilgi isteme yetkisini, kendi görüşüne uymayanveya bağlı olduğu siyasal iktidarın hoşuna gitmeyen Üniversite tutum vedavranışlarını veya öğretim üyelerinin ve yardımcılarının yayınlarını önlemekveya baltalamak için kullanabilir. Sorguya çekmek veya disiplin soruşturmasıaçılmasını istemek yetkilerini dahi siyasal maksatlarına alet edebilir.Üniversite Denetleme Kuruluna, kamu idaresinin özerk olmayan ve hiyerarşiiçindeki bir Dairesinin Teftiş ve denetim yetki ve görevleri gibi görevlervermek, o yöntemleri uygulatmak özerklikle bağdaştırılamaz ve Anayasa'nın 120.maddesine uygun düşmez.
Bunedenlerle 8. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin ve ikincifıkrasının iptali isteğinin reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmadım.
3 -Dava konusu 1750 sayılı Kanunun, öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeyedüşmesi ve bu tehlikenin Üniversite Organlarınca önlenmemesi; veya ÜniversiteOrganlarınca alınan tedbirlerin gereken sonucu vermemesi gibi hallerdeHükümetin Üniversite yönetimine el koyması yetkisini veren 69. maddesininikinci fıkrası, el koyma nedenlerinin Anayasa'nın 120. maddesine uygun biçimdegösterilmemiş olmasından ötürü iptal edilmiş bulunması karşısında, el koymahalinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddenin de AnayasaMahkemesi'nin Kuruluş ve Yargılama usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 28/2.maddesindeki yetkiye dayanılarak tümünün iptali gerekeceği kanısındayım. Çünkü,70. maddedeki elkoyma ile, Üniversite üzerinde kullanılacak yetkiler 69.maddenin ikinci fıkrasına mütenazır olarak düzenlenmiştir.
Sözkonusu 70. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile Bakanlar Kuruluna verilen,yönetimine el konulan Üniversite ve bağlı kuruluşlarında her çeşit ve kademedegörevli kişilerden gerekli gördüklerini kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veyakesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırma yetkisininÜniversitenin yönetim ve öğretim görevlileri için hem siyasal iktidarın etkilibaskı aracı ve hem de adaletsiz işlemlere neden olacaktır.
4 -1750 sayılı Kanunun 3, 4, 8,10,11, 12, 13, ve 21. maddelerine ilişkin iptalhükümlerinin yürürlüğünün Resmî Gazete'de yayın tarihinden bir yıl sonrayabırakılma kararına da katılmadım. Zira; iptal hükümlerinin yürürlüğünün,Anayasa'nın 152/2 ve 44 sayılı Kanunun 50. maddelerine göre geriye bırakılması,onu gerektiren bir hal veya iptalin Kanun veya içtüzüklerde kamu düzeninitehdit edici bir boşluk meydana getirmesi gibi birdurumun bulunması lâzımdır.Yukarıdaki maddelerin iptal olunan hükümleri ile böyle bir halin doğacağıkanısında değilim.
Üye
Hasan Gürsel
KARŞIOYYAZISI
Çoğunlukkararına katılmadığımızı belirten görüşümüz aşağıda üç kısımda toplanmıştır.
A -1) 1750 sayılı Kanunun 3. maddesi yönünden:
Çoğunluk,"Örf ve adete bağlı" deyimini Atatürk ilkelerine, bilim özgürlüğüneters düştüğü gerekçesi ile Anayasa'nın başlangıç kısmındaki ilkelere ve 21.,120. maddelerindeki kurallara aykırılığın oluştuğunu kabul etmiştir.
Kanımızcabu görüş tutarlı değildir: Geri kalmış ülkemizin kalkınmasının büyük ve hızlıadımları gerektirdiği, Atatürk devrimlerinin de bunu öngördüğü doğrudur. Ne varki, Örf ve adete bağlı olmanın toplumun sosyal yaşamını durgunlaştıracağı,ileri toplum düzeyine ulaşmayı engelleyeceği var sayımı tutarlı bir varsayımdeğildir. Zira, örf ve adet çoğunluğun sandığı gibi gerilik amili sayılmaz. Örfve adeti gerilik amili saymak, bu nedenle de Atatürk devrimleri ilebağdaşmayacağını iddia etmek Örf ve adeti oluşturan süreklilik ve geçerlilikÖğelerine ters bir savdır. Gerçekten, örf ve adetin sürekliliği ve geçerliliğiaklın ve yaşamın gereklerine uygunluğu ile mümkündür. Aklın ve yaşamıngereklerine ters düşen örf ve adet toplum yaşamında süreklilik ve geçerliliksağlayamaz.
TürkHukuk Kurumu tarafından hazırlanıp 1944 senesinde yayımlanan Türk HukukLügatinin 275 inci sayfasında, "Örf" tanımlanırken aynen "Örf,mâruf yani bilinen manasınadır ki insanlarca hüsni telâkki ve kabul olunan şeydemektir." olarak tanımlandığı gibi aynı kitabın 276 nci sayfasında"örf ve adet" tanımlanırken de "....... bir kaidenin örf veadete istinat ettiğini kabul edebilmek için onun bu isme liyakat kesbedecekkadar devamlı ve sabit olması ve hukukî ehliyete haiz olanların bunu hukukîmahiyette tanımaları lâzımdır." denilmek suretiyle aklın, yaşamıngerekleri ve hukuk ilkeleriyle koşullandırılmıştır. Bunun gibi Meydan Larus'un9, ciltinin 769 sahifesinde de "Örf ve adetin" belirgin bu niteliğineişaret olunmuştur.
Bu itibarla,örf ve adeti akla ve yaşama ters düşen, ilerlemeyi engelleyen kurallartopluluğu olarak saymak doğru değildir.
Nitekimbütün dünya hukukunda ve özellikle Medenî Kanunumuzun 1. maddesiyle TürkTicaret Kanununun 1. maddesinde, örf ve adetin hukuk hayatındaki etkinliğikanunlarla pekiştirilmiştir, ingiltere gibi bazı ileri memleketlerinAnayasa'ları bile Örf ve adete dayanmaktadır. Çoğunluk, İngiltere ve Japonyagibi devletlerin çağdaş uygarlığın doruğunda oldukları bu itibarlamemleketimizle kıyaslanamıyacağını savunmakla çelişkiye düşmektedir. Zira budevletler, çağdaş uygarlığın doruğuna vardıktan sonra ve bu yaşamlarının sonucuolarak örf ve adete değer vermemişler, aksine Örf ve adete bağlı kalmışolmalarına rağmen çağdaş uygarlığın doruğuna ulaşmışlardır. Örf ve adete bağlıolmak yükselmelerine, ilerlemelerine engel olmamıştır. Bu da örf ve adetlerebağlı olmanın zannedildiği gibi ilerlemeyi önleyici nitelikte olmadığınıgösterir.
Esasenmaddedeki, "örf ve adetlerine bağlı" aydın yetiştirmek ibaresiilerlemeyi, yükselmeyi önleyen, kanunlara ters düşen örf ve adetlerinöğretilmesini değil, bu öğelere ters düşmeyen, milletçe değer veriler. Örf veadetlere bağlı gençlik yetiştirilmesini öngörmektedir. Nitekim, bizim de dahilolduğumuz batı uygarlığını kabul etmiş milletler öğretim ve eğitimlerinde buesaslara yer vermişlerdir.
Kaldıki, devlet, ilerlemeyi ve yükselmeyi, çağdaş uygarlık düzeyine çıkmayı Önleyenörf ve adetleri yasaklayıcı kanun kurallarını koymak iktidarını haizdir. Değilsade bu kabil örf ve adetleri yasaklamak, bir dönemde kendinin vücut verdiğikanun kurallarının da geçersizliğine kani olduğu anda bunları uygulamadankaldırabilir ve yasaklayabilir. Nitekim, çoğunluğun da işaret ettiği "Kingütmek adeti" kanunlarımızda yasaklandığı gibi, zamanında kanun niteliğihükmünde olan "kısas" kuralda da yasaklanmıştır.
2)5. madde yönünden:
YüksekÖğretim Kurulunu tanımlayan 4. maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığı çoğunlukçabenimsenmesine rağmen bu kurulun kuruluşu ile ilgili 5. maddenin Anayasa'yaaykırı olduğu kabul olunarak, iptaline karar verilmiştir. Bununla ilgiliçoğunluk gerekçesinde de belirtildiği üzere "Yüksek Öğretim Kurulu"Üniversite dışı bir kuruluştur. Bu kuruluşa Üniversiteler Kanununda yerverilmiş olması, üniversitelerce seçilen Profesörlerin kurula katılmış olmalarıbu niteliği değiştirmez. Devlet bütçesinde üniversitelerin inkişafını sağlayıcıödeneklere yer vermek, kalkınmamızın gerekli kıldığı öğrenim sahalarınıbelirtmek, gereksinme derecelerine göre bir sıraya koymak, üniversitelerdenyetişecek gençlerin işsiz kalmamalarını sağlamak noktasından gereksinmemiktarlarını saptamak ve bu uğraşıların gerektirdiği hazırlıkları yapmak,tedbirler almak bir kelimeyle devletin ve öğretim eğitim siyasetine yön vermekdevletin Anayasal görevidir. Bu amaçla kurulan bir kurula üniversitelerdenprofesör alınması sakınca değil, üniversitelerin bu yemlerdeki görüşlerinindevletçe bilinmesini sağlamak bakımından yararlıdır. Kaldı ki bu kurulunüniversitelerin bilimsel ve idare özerkliklerini zedeleme iktidarı yoktur.Yetkileri gerekli hallerde görüşlerini üniversitelerin yetkili organlarınaulaştırmağa münhasırdır.
Çoğunluğun,üniversite yönetimine müdahale niteliğinde gördüğü 6. maddenin bazı hükümleribizce müdahale niteliğinde değildir. Devletin; yukarıda açıklanan Anayasalgörevlerinin gereğidir. Devletin ana siyaseti ile ters düşecek şekil vemiktarda üniversite açmak, devletçe istihdam yeri olmayan alanlarda gençleryetiştirmek, üniversitelere rastgele fonlar ayırmak savunulacak ve devletyönetimiyle bağdaştırılacak hareketler değildir. Esasen bunlar mutlak olarak,üniversite içi uğraşılar sayılamazlar. Kaldı ki bu ve bunun gibi bir takımkurallar, üniversitelerin bilimsel ve idari özerklikleri ile ters düşen niteliktaşıdıkları takdirde ancak ters düşen ve müdahale niteliğini haiz olankuralların iptalinden söz edilebilir. Üniversite dışı olduğu çoğunlukça da kabuledilmiş olan bu kuruluşun üniversitenin idarî yönetimine katılma olanağıolduğunu kabullenmek de mümkün değildir.
3)70. madde yönünden:
1750sayılı Üniversiteler Kanununun 69. maddesinin 1. fıkrası Mahkememizin 25/2/1975gün Esas: 1973/38, Karar: 1975/23 sayılı Karan ile iptal edilmiş olduğu gibi 2,3. fıkralarının da iptaline bu kere karar verilmiştir. Bu durumda 70. maddeninuygulama yeri kalmamıştır. 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2 nci fıkrasıgereğince maddenin iptaline karar vermek gerekir.
4) 82.maddeye ilişkin gerekçe yönünden.
1750sayılı Kanunun 82. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde "6594 ve 6990sayılı Kanunlarla ek ve tadillerinde bahsedilen 4936 sayılı ÜniversitelerKanunu ile ek ve tadillerindeki hükümler yerine bu kanun hükümleri uygulanır."denilmek suretiyle her iki üniversitenin 1750 sayılı Üniversiteler Kanunununhükümlerine tabi olacakları açıklanmıştır. Bu itibarla bu üniversiteleri özelkanuna göre kurulmuş üniversitelerden saymak mümkün değildir. Bu nedenle deAnayasa'nın 120. maddesinin 3. fıkrasının 2. satırında yer alan ayrık hükümdenyararlanmaları söz konusu olamaz.
Bugerekçe ile 82. maddenin ikinci fıkrasının 1. cümlesinin iptali hakkındakiçoğunluk kararına katılmaktayım..
B -44 sayılı Kanunun 28. maddesinin uygulanması açısından:
Çoğunlukça1750 sayılı Yasanın, Yüksek Öğretim Kurulunun kuruluş ve işleyişini gösteren 5.maddesinin iptaline karar verilmiş olması nedeniyle bu kanunun 6. maddesinintümünün 22. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulunun göstereceği",38. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Esasları Yüksek ÖğretimKurullarınca tesbit edilecek", 43. maddesinin son fıkrasında yer alan"Yüksek Öğretim Kurulunun ve" 52. maddesinin l nci fıkrasında yeralan "Ve Yüksek Öğretim Kurulu Önerileri" 56. maddesinin 1.fıkrasında yer alan "Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlaruyarınca" ve 74. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Yüksek ÖğretimKurulunun Onayı" deyimlerinin üniversiteler yönünden uygulama olanağıkalmadığından 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iptallerinekarar verilmiştir.
YüksekÖğretim Kurulunu tanımlayan 4. maddenin iptaline ilişkin itiraz reddedilmişolmakla bu kurul varlığını muhafaza etmektedir. Bu durumda, 44 sayılı Kanunun28. maddesine dayanılarak yukarıda yazılı hükümlerin iptaline karar verilmesidoğru değildir. İptal edilen bu hükümlerin ne suretle Anayasa'ya aykırıoldukları üzerinde ayrı ayrı durulmak, aykırılık saptanması halinde aykırılığıoluşturan sebepler açıklanarak iptallerine aksi halde itirazların reddine kararvermek gerekir.
C -İptal kararının yürürlüğe girmesi açısından:
Anayasa'nındeğişik 152. maddesinde öngörülen, gereken hallerde iptal hükümlerininyürürlüğe konulması tarihinin ayrıca kararlaştırılacağına ilişkin kural herzaman kullanılması zorunlu bir kural değildir. Mahkeme, bu yetkisinikullanırken iptal hükmünün kapsamını, iptal hükmü sonucu uygulamada bir boşlukoluşup oluşmadığını, böyle bir boşluğun oluşması halinde de bunun kamu düzeninisarsıcı ve tehdit edici niteliğe haiz olup olmadığını araştırması ve tespitetmesi gerekir. Bu haller olmadıkça iptal edilen hükümlerin bir müddet içinaskıya almak yarar değil zarar verir. 1750 sayılı Kanunun iptal edilen 5, 6,22, 38, 43, 52, 56 ve 74. maddeleri hükümlerinin iptali bir boşluk meydanagetirdikleri, bunların iptali sonucu kamu düzeninin sarsıldığı kesinlikle iddiaolunamaz.
SONUÇ:
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.
Üye
Ahmet Salih Çebi
KARŞIOYYAZISI
1 -22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 26. maddesinde, "davanın açıldığıtarihte dilekçede imzası bulunanlar, ayrıca yetkilerini belirten belgelen vekurum, kurul ve siyasi partilerle siyasî parti guruplarının kendilerine yetkiverilmesine dair kararlarının tasdikli örneklerini, dilekçe ile birlikte, GenelSekreterliğe vermek zorundadırlar" denilmektedir. Davacı AnkaraÜniversitesinin, dava açmak üzere, rektörü yetkilendirdiği konusunda, senatokararının, bu karara katılanları da gösteren bir örneğinin dava dilekçesineeklenmesi, yukarıda belirtilen yasa kuralı gereğidir. Oysa dosyada bu niteliktebir belge yoktur. Senato kararı olduğu ileri sürülen belge ise yasal niteliktenyoksundur. Bu eksiklik giderilikten sonra esasın incelenmesine geçilmesigerektiği halde, çoğunluğun bu konuda eksiklik bulunmadığı yolundaki görüşünekarşıyım.
2 -Ortadoğu Teknik Üniversitesi, dava hakkında görüşlerini açıklıkla veayrıntılarıyla dilekçesinde belirtmiştir. Dilekçeye gerekli belgeler deeklenmiştir. Bu durumda ayrıca sözlü açıklama yersizdir. Sözlü açıklamayapılması için incelemenin başka güne bırakılmasına bu nedenle karşıyım.
3 -1750 sayılı Kanunun 4. maddesinde, yüksek öğretim kurulunun tanımıyapılmaktadır. Tanım, yani bir şeyin tanımlanması işi, o şeyi özel ve temelnitelikleriyle tanıtma anlamına gelmektedir. (Bak: Türkçe Sözlük, Türk DilKurumu, Altıncı Baskı, 1974, Ankara). Demek ki yasa, yüksek öğretim kurulununözel ve temel niteliklerini 4. maddesinde belirtmekte ve bu nitelikteki birkuruluşa, daha aşağıdaki maddelerde gösterilen kimi görevler vermektedir. Şunuhemen belirtmek yerinde olacaktır ki, görev ve yetki kurallarıyle kuruluşuntanımı arasında sıkı bir bağ vardır. Görevler ve yetkiler, kuruluşun özel vetemel niteliklerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tanımı gösteren 4. maddeincelendiği takdirde hiçbir yoruma gereksinmeden açıkça söylemek gerekir ki, yükseköğretim kurulu yönetim yetkileriyle donatılmış bir kuruluştur. Çünkü yükseköğretim alanına yön vermek ereğiyle kurulduğu maddede açıklanmaktadır. Amacı buolan kuruluşa, üniversite yönetimine ortak olacak nitelikte kimi görevlertanımak zorunluğu doğacaktır. Nitekim yasa koyucu da bu tanımı yaptıktan sonra,görev ve yetkileri gösteren maddelerde, kuruluşa kimi yönetim görev veyetkilerini tanımıştır. Çünkü böyle bir tanım yapıldıktan sonra, görevsorunlarını da ona göre düzenlemek zorunluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.4. maddenin başlığı (Üniversitelerüstü kuruluşlar - Devlet denetimi ve gözetimiI - Yüksek Öğretim Kurulu) biçimindedir. Şu halde yönetim yetkileriyledonatılacak olan yüksek Öğretim kuruluşu üniversitelerüstü bir kuruluşolacaktır. Yurt düzeyinde kurulu Üniversitelerin herbirinin katılmasıyle ortaksorunların çözümlenmesini amaçlayan bir kuruluş ortaya konulabilir. Nitekimyasa bu amaçla "üniversitelerarası kurul" diye bir kuruluşu 9.maddesinde öngörmüştür. Böyle bir kuruluş varken, yasanın yüksek öğretim kuruludiye bir başka kuruluşu öngörmesi, buna üniversite dışı veya karma birhüviyetle, üniversite içi yönetim yetkilerini tanıması, yasa koyucunun esasamacını belirlemektedir. Gerçekten yasa bu amaç doğrultusunda görev ve yetki kurallarınıdüzenlemiştir. Üniversite dışı bir kuruluşun, yüksek Öğretim alanına görevvermek amacıyle de olsa, üniversite içi yönetim yetkileriyle donatılmasıAnayasa'nın 120. maddesinde belirlenen ilkelerle bağdaşamaz.
Devletdenetimi ve gözetimi ilkesini, üniversite içi yönetime siyasal iktidarı ortakedecek nitelik ve genişlikte yorumlayarak yapılacak bir düzenleme de 120.maddede yazılı üniversite öğretim ve öğretime ilişkin temel ilkeleri,üniversite özerkliğini yok edecek bir sonuca ulaşılabilir. Nitekim dava konusuişte yasa düzenlenmesi bu doğrultuda oluşmuştur. Şu halde Devlet gözetim vedenetimi ilkesinden hareket ederek de yüksek öğretim kurulunun Anayasa'yauygunluğunu savunmak olanağı bulunmamaktadır. Çoğunluğun aksi görüşle vardığısonuca katılmıyorum.
4 -8. madde üniversite denetleme kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir.Bu maddenin -(b) bendinde, denetleme kuruluna, üniversitede görevli kişilerhakkında yetkili makamlardan disiplin veya ceza kovuşturması istemek yetkisitanınmaktadır. Disiplin veya ceza kovuşturması için soruşturma açmak veyayürütmek bir yönetim işidir. Üniversite dışı bir niteliği olan denetlemekurulunun bu konuda yetkili makama sunulmak üzere sadece bir öneri hakkıolabilir, fakat kendiliğinden soruşturmaya geçmesi ve bu doğrultuda kimiişlemlere girişmesi olanağı bulunamaz. Oysa (b) bendinin ikinci tümcesindeyazılı hükme göre belirli süre içinde yetkili makamca, öneri hakkında gerekliişlemlerin yapılmaması halinde, denetleme kurulu kendiliğinden soruşturma işlemlerinegeçebilecek ve soruşturmacı atayarak bu konudaki kovuşturmayı yürütebilecektir.Böyle bir yöntem Anayasa'nın 120. maddesinde belirlenen yönetim özerkliğiilkesine aykırı düşmektedir. Devlet denetimi ve gözetimi ilkesine dayanarak,yasa kuralını savunmaya giriş menin hukuksal temelden yoksun olduğunu kabuletmek zorunludur. Ters doğrultuda oluşan çoğunluk görüşüne bu nedenlekatılmıyorum.
5 -66. maddenin üçüncü fıkrasının ilk tümcesinde, "Zabıta, suçların vesuçluların kovuşturulması için, herhangi bir davet ve izne bağlı olmaksızın,üniversite binalarına ve eklerine girebilir" hükmü yer almaktadır.Çoğunluk, bu hükmün, Anayasa'nın 120. maddesinin birinci fıkrasında yer alanilkeye dayanarak, Anayasa'ya aykırı bir nitelik taşımadığını kabul etmektedir.Bu görüş, sözü edilen fıkranın dayanılan hükmüne yanlış anlam verilmesininsonucudur. 120. maddenin birinci tümcesinde şöyle denilmektedir:"...üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanırve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçlularınkovuşturulmasma engel olmaz." bu hükme göre, üniversite özerkliği anakuraldır. Suç ve suçluların kovuşturulması söz konusu olduğunda, bu ana kuralortadan kalkmış olmaz. Tersine, üniversite özerkliği, suç ve suçluların kovuşturulmasınıkolaylaştırıcı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu işlemlere engellik etmemelidir.Şu halde bu ilke doğrultusunda bir yasal düzenleme getirilmelidir. Oysa 66.maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hüküm, suç ve suçluların kovuşturulması sözkonusu olduğunda üniversite özerkliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Çünkübu halde kolluk gücü üniversite özerkliğini bir tarafa itmekte ve üniversitebinalarına ve eklerine istediği zaman, her hangi bir davet ve izne bağlıolmaksızın girebilmektedir. Bu düzenleme biçimi Anayasa'nın 120. maddesinin ilktümcesinde yer alan ilkeye ve özellikle yönetim ve bilim özerkliği kurallarınaters düşmektedir.
Bundanbaşka üniversite bina ve eklerinin dar yorumu da uygulamanın dar yöntemdeoluşacağını sağlamaktan uzaktır. Çünkü bugünkü eğitim planlamasına göreüniversiteler, yurt ve lojman binalarını da içerecek genişlikte kentlerindışında kurulmaktadır. Üniversite deyince, yurt ve lojman binaları da dahilolmak üzere bir bütün olan üniversite binalarının ve eklerinin hepsigözetilmektedir. Çoğunluk kararında, üniversite bina ve ekleri denildiği zamansadece öğrenim ve öğretim yapılan yerlerin anlaşıldığının açıklanması genişyorumlu bir uygulamayı bertaraf edecek, hele yetkilerin kötüye kullanılmasınaengellik edecek nitelikte değildir. Tersine bu düzenleme, yetkilerin kötüyekullanılmasını teşvik eder biçimde anlaşılacak ve böylece Anayasa'nın 15.maddesinde yazılı özel hayatın gizliliği ve 16. maddesinde yazılı konutdokunulmazlığı ilkeleri etkilerini yitirecektir. Çoğunluk görüşüne bu nedenlekatılmıyorum.
6 -Elkoyma hallerinde Bakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddenin (c)bendinde, "Üniversitede ve bağlı kuruluşlarında görevli kişilerden gerekligörülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veya kovuşturma sonucunun gereklikıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadar görevlerinden uzaklaştırmak"siyasal iktidara tanınan yetkiler arasında gösterilmiştir. Burada üniversiteyönetimi ile ilgili olsun olmasın, herhangi bir görevliyi işinden uzaklaştırmakyetkisi söz konusudur. Elkoyma nedenlerini oluşturan olaylarla ilgisi bulunangörevlilerin söz konusu edildiği yolunda maddede hiçbir işaret yoktur. O haldebu olayları hazırlayan ve körükleyen kişilerden olmasa bile, herhangi biröğretim üyesi veya diğer bir görevli işinden alınacak ve ne zaman biteceği vesonuçlanacağı bilinmeyen bir kovuşturma neden gösterilerek işinden alınacak vebu işlemler tehlikeye düşen öğrenim ve öğretim özgürlüğünü yeniden kurma amacıiie yapıldığı ileri sürülecektir. Bu yetkiler çok tehlikeli doğrultudakullanılabilir ve öğrenim ve Öğretim özgürlüğünü koruma değil, tersine bozmaveya iktidara hakim olan siyasal düşünce doğrultusunda oluşturma biçimindeuygulama alanı bulabilir. Her türlü kötü uygulamaya elverişli olan bu düzenlemeyerine, 120. maddenin son fıkrasında yazılı amacın gerçekleştirilmesine olanaksağlayan bir düzenlemenin getirilmesi gereklidir. (c) bendinin iptal edilmemesigörüşüne bu nedenle karşıyım.
7 -1750 sayılı Kanunun 5. maddesi yüksek öğretim kurulunun kuruluş ve işleyişineilişkindir ve üniversiteler yönünden iptal edilmiştir. Bu durumda Kanunun 6.,22., 38., 43., 52., 56-, ve 74.. maddelerinde belirtilen ve iptal edilenkuruluş için öngörülen görevlerin yapılmasına olanak ve gerek yoktur. Budurumun kamu düzenini bozduğu ve yasada boşluk yarattığı ileri sürülemez. Çünküsöz konusu görev ve yetkilerin niteliği itibariyle, Yüksek öğretim kuruluncakullanılıp kullanılmaması, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde bir aksaklıkmeydana getirmeyecektir. Bu bakımdan kararın 3., 4., 8., 10., 11., 12., 13., ve21. maddelerinde gereçleri belirtilen ve yüksek öğretim kurulunun görev veyetkileriyle ilgili iptal hükümlerinin, kararın yayım gününde yürürlüğe girmesigerektiği halde, sanki bir kanun boşluğu meydana gelmiş de bu boşluğun yasakoyucu tarafından doldurulması zorunluğu varmış gibi, iptal hükmünün yürürlüğegiriş günü için bir yıl süre tanınması, Anayasa hükümleriyle ve 44 sayılıYasanın 50/4. maddesinde yazılı kurallarla bağdaşmamaktadır. Ters yönde belirençoğunluk görüşüne açıklanan nedenlerle karşıyım.
Üye
Şevket Müftügil
KARŞIOYYAZISI
ÜniversitelerKanununun 4. maddesi ile 70. maddenin a ve c bendlerine ilişkin karşıoygerekçem, CHP. since aynı Kanunun bir kısım maddelerinin iptali isteği ileaçılmış davanın Esas: 1973/38, Karar: 1975/23 sayılı kararında yazdığım gerekçegibidir.
Üye
Adil Esmer
KARŞIOYYAZISI
1 -Anayasa Mahkemesine başvurmaya Rektörü'nü yetkileyen Üniversite Senatosutoplantısına katılanların ad ve soyadlarının tutanakta açıklanması, toplantınıngeçerliğini belirleme yönünde zorunludur. Bunda eksiklik giderilmeden esasınincelenmesi caiz değildir.
2 -Özellikle, Devletin gözetim ve denetim hakkının bütün Üniversitelerikapsadığını belirleyen ve bir gerçek sorun olarak ortada duran belirli yerlereöğretim üyesi ve yardımcısı sağlanması gereğini bir emir olarak ortaya koyanT.C. Anayasası 120. madde altıncı fıkra hükmü karşısında Yüksek öğrenimKurulunun yalnızca "öneri mercii" gibi tanımlanması bir yorumeksikliğidir.
Bunedenle 4. maddeye yönelen iptal dileğinin reddi gerekçesini yeterlibulmuyorum.
3 -Anayasamız 120. maddesi üçüncü fıkrası ile Üniversitelerin ancak Devlet eliylekurulacağını ve kurulduktan sonra da "Devletin gözetimi, ve denetimialtında" bulunacağını açıkça belirlemiştir. Bunun anlamı özerklikuygulamalarının devlet ve milletin topyekün çıkarlarına ters düşürülüp işletilemiyeceğidemektir.
Bundanbaşka "gözetmek" kendinden beklenen görevi serbestçe yerinegetirebilmesi için, gözetilen varlığı gerek kendi içinden gerekse dışındangelen saptırıcı etkilere karşı uyarmak ve korumaktır.
AçıklananAnayasal hak ve yetkilerini Devletin, Üniversiteler dışında ve onların tümünügören bir kuruluş eliyle kullanması zorunludur. Buna göre Yüksek ÖğrenimKurulunu var eden 5. madde birinci fıkrası hükmünün iptali görüşünekatılmamaktayım.
4 -Beşinci madde 1. fıkra hükmü ile ilgili kararından ve diğer maddelerle ilgiliitirazları incelerken değinmelerinden anlaşıldığı gibi Mahkememiz sayınçoğunluğu, vardığı sonuçlama ile Yüksek Öğretim Kurulu'nu üyelerinin kişiselnitelikleri ve seçilme koşulları bakımından" yani, oluşum biçimine göre.Anayasaya aykırı bulmaktadır. Şu halde, kendi önerileri gibi oluşturulduğutaktirde, sayın çoğunluğumuz Yüksek Öğrenim Kurulu'na karşı çıkmayacaktır.
Açıklanandurumda anılan Kurul'a yükletilen özel görevlerin ve tanınan yetkilerin nicelikve nitelikleri incelenmeden 5. maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncüfıkralarının; 6. maddenin; 22. maddenin; 38. madde birinci fıkrasında yer alan"esasları Yüksek Öğretim Kurulunca tespit edilecek" deyiminin ve 43.madde son fıkrasında yer alan "Yüksek Öğretim Kurulu'nun talebi ve"deyimi ile 52. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek ÖğretimKurulu Önerileri" deyiminin ve 56. madde birinci fıkrasında yer alan,"Yüksek Öğretim Kurulunun yapacağı plan ve programlar uyarınca" deyimive 74. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ve Yüksek Öğretini Kurulu'nunonayı" deyiminin 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrası iletanınan yetkiye dayanılarak iptal edilişine karşıyım.
5 -Sayın çoğunluğun dahi özenle belirttiği veçhile Üniversite öğretim üyesiyardımcılığı ile görevlendirileceklerine göre, asistanların sadece Yükseköğrenim görmüş bulunmaları ile yetinilemeyeceği ve bunların bilimsel daha üstbir düzeye ulaşmış olmalarını beklemenin doğal olduğu açıktır. 29. maddenin "a"bendinin taşıdığı hükmün Anayasaya aykırı bir yönü bu nedenle yoktur. Kaldı kibu yasal kural ile Üniversite öğretim üyeliğinin varlıklı ailenin tekelinegireceği yolunda sayın çoğunluğun ileri sürdüğü sebep, bilim yoluyla saptanmışda değildir.
6 -Bir üniversitenin yönetimine el konulduktan sonra Bakanlar kuruluna"gerekli görülenleri" görevden uzaklaştırma yetkisini veren 70.maddenin (c) bendindeki hüküm, haklarında soruşturma ve kovuşturmayageçilmeyenlerin de uzaklaştırılmalarını olanaklı kılan ve taktirini BakanlarKuruluna ölçüsüz biçimde bırakan bir yetki hükmüdür. Bunu, sayın çoğunluğunkabulü gibi, el koyma halinin zorunlu bir sonucu saymaya olanak bulunmadığıkanısındayım ve bu nedenle bu hükmün iptal edilmeyişine karşıyım.
Aynımaddenin ikinci fıkrası hükmünün ilk fıkra -c- bendi yönünden iptal edilişineise el koyma hali ortadan kalktıktan sonra, özerk Üniversite'nin, serbestçetasarrufta bulunabileceği düşüncesiyle katılamamaktayım.
7 -Davacının iptal isteği ve sayın çoğunluğun kararı Karadeniz Teknik Üniversitesiile Atatürk Üniversitesinin kuruluş Kanunlarını saklı tutan hükmüneyöneltilmiştir. Oysa ki bir Kanun hükmünün saklı tutulmasının Anayasal ilkelereters düşen bir yanı olamaz.
İsteksaklı tutulan Kanunun Anayasa'ya aykırı hükümlerine yöneltilmeli ve Mahkememizkararı da yine saklı tutulan yasal hükümler için olmalı idi. 82. maddeninikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline bu nedenle karşıyım.
Sonuç:Mahkememiz 39/24 sayılı kararının belirli gerekçe ve sonuçlarından, yukarıdaaçıkladığım nedenlerle, ayrılmaktayım.
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
KARŞIOYYAZISI
l -1750 sayılı Yasa'nın 4. maddesi açısından:
AnayasaMahkemesinin 25/3/1975 günlü, E. 1974/42, K. 1975/62 sayılı kararında"kural olarak Anayasa Mahkemesinin, pozitif hukuk bakımından Anayasa'yauygunluk denetiminde önüne getirilen davadaki istemin konusu ile bağlıbulunduğunda kuşku yoktur. Bununla beraber bir yasanın belli bir hükmününAnayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesinde, Anayasa Mahkemesinin, söz konusuhükmün anlam ve kapsamını saptamak için o yasanın diğer hükümlerini veya başkayasaların öngördüğü öteki hükümleri inceleme yetkisinin varlığından da kuşkuedilemez" denilmekte ve öteden beri Anayasa Mahkemesi önüne getirilendavalarda bu yöntemi uygulamaktadır.
1750sayılı Üniversiteler Kanununun dava konusu 4. maddesinde "Yüksek ÖğretimKurulu, Yüksek Öğretimin bütünlüğü anlayışı içinde çağdaş bilim ve teknolojiningereklerine ve Devlet Kalkınma Planının temel ilke ve politikalarına uygunolarak yüksek öğretim alanına yön vermek amacı ile, gerekli inceleme, araştırmave değerlendirmeleri yapmak, yüksek öğretim kurumları arasında koordinasyonusağlamak, uygulamaları izleyerek yetkili makam ve mercilere önerilerdebulunmakla görevli bir kuruldur" hükmü yer almıştır. Maddede yer alan"yön vermek" ve "değerlendirmeleri yapmak" deyimlerininneyi içerdiğini saptayabilmek için yasanın diğer hükümlerinin gözdengeçirilmesi doğaldır. Bu hükümler incelendiğinde yüksek öğretim kurulunutanımlayan 4. maddenin içeriğinin üniversitelere yön vermek ve onun yönetimselve bilimsel özerkliğine böylece müdahalede bulunmak olduğu açıkça ortayaçıkmaktadır. Oysa Anayasa'nın değişik 120. maddesinin ikinci fıkrasında"üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içindeuygulanır." denilmekte ve sözü edilen 120. maddede üniversite dışı birkuruluşa, üniversitelere yön vermeyi öneren bir kuralın yer almadığı görülmektedir.
Diğeryandan, yön verme ilkesi bu maddede yer almış, yasanın diğer maddelerinde builkenin uygulanacağı yer ve konular belirtilmiş bulunmaktadır. Bu durumkarşısında 4. madde hükmünün Anayasa'nın 120. maddesine aykırı bulunduğunukabul etmek gerekir ve Anayasa Mahkemesinin yasanın öteki maddeleri üzerindedurarak bir takım kararlar alması olanak ve olasılığı da, sözü edilen maddeninAnayasa'ya aykırılığını giderici bir durum yarattığı kabul edilemez.
Bunedenlerle anılan maddenin Anayasa'ya aykırılığı yüzünden iptali gerektiğikanaatiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
2 -7. madde açısından:
Yasanındava konusu edilen 7. maddesi "Üniversite Denetleme Kurulu "nutanımlamakta ve kurmaktadır.
Anayasa'nındeğişik 120. maddesinin ikinci fıkrasında "Üniversiteler, Devletingözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyleyönetilir" kuralı yer almaktadır. Devlet kavramı ile siyasal iktidarkavramlarının eşdeğerde olmadığı bilinen bir gerçektir. Başka bir deyişleDevlet demek siyasal iktidar demek değildir. Oysa bu kurula Başbakan ve ikibakan, Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarı, bu kanuna tabi üniversitelerderektörlük yapmış öğretim üyelerinden kura ile seçilecek üç üye, Millî Güvenlikkurulunun dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından seçeceği bir üye ki cem'an8 üye katılacaktır. Başbakanın ve bakanların katılacağı bir kurulda örneğinDevlet Plâanlama Müsteşarının serbest olarak düşüncesini açıklaması ve oyunubağımsız olarak kullanması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu durumda siyasaliktidarın, üniversiteler üzerinde egemen olacağını ve üniversitelerdekiçalışmaların kendi isteklerine uygun olarak yürütülmesi eğilimi içindebulunacaklarını peşinen kabul etmek gerekir. Kaldı ki Anayasa "Devletingözetim ve denetiminden" söz etmektedir. Yönetimden ayrılmaz bir parçaolan denetimi, siyasi iktidarın başı olan Başbakanın başkanlığında iki Bakanlabir müsteşarın katılacağı bir kurula bırakmak Anayasa'nın temel ilkesiyleçatışır.
Diğeryandan Millî Güvenlik Kuruluna bu yasa ile bazı görevler yüklemek Anayasa'nın111. maddesiyle saptanan ilkelerle çelişik bir durum yaratmaktadır.
Bunedenle bu madde hakkındaki davanın reddine ilişkin çoğunluk görüşünekatılmıyorum.
3 -8. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendi açısından:
a)(a) bendi açısından:
Sözüedilen bent hükmü ile "üniversitelerin veya bir üniversiteye bağlı olmayanfakültelerin organlarından veya bu kurumlarda görevli kişilerden, gerekligördüğü hallerde, yazılı veya sözlü bilgi istemek;" üniversite denetlemekuruluna verilmektedir. Kanunun 7. maddesi açısından konu ele alındığında, bukurulun kuruluş biçimi siyasî iktidarla eşdeğerlik arzetmektedir. Böylecesiyasî güç, üniversite organlarını, daha önemlisi öğretim üye veyardımcılarını; kararları, yazıları ve söyledikleri her konu hakkında bilgiisteme yetkisini kullanmak suretiyle bir bakıma sorguya çekme olanağına sahipolmaktadır. Bu ortamda Anayasa'nın öngördüğü "öğretim ve öğreniminhürriyet ve teminat içinde"yürütülmesi ilkesinden söz edilemez. Kaldı kiböyle bir yetkiyi Anayasanın 20. maddesiyle saptanan ilke ile de bağdaştırmaolanağı yoktur.
b)(b) bendi açısından:
1750sayılı Yasa'nın (b) bendi ile "... onbeş gün içinde gerekli kovuşturmayabaşlanmadığı veya aksine bir karar alınmadıkça başlanan kovuşturma engeç üç ayiçinde sonuçlandırılmadığı takdirde, doğrudan doğruya üniversite Öğretimüyelerinden soruşturmacı tayin ederek, gereği yapılmak üzere yetkili organailetmek;" yetkisi Üniversite Denetleme kuruluna verilmektedir.
AnayasaMahkemesi, 4/5/1972 günlü, E 1969/52, K. 1972/21 sayılı kararında (Devletingözetim ve denetim yetkisi yönetim özerkliği bulunan bir kuruluşun yönetimişlemlerine ve işlerine karışmasını haklı göstermez; Çünkü yönetime üniversitedışındaki bir organ veya yerin karışması durumunda, bir yandan üniversiteninkendisince seçilen organlar eliyle yönetildiğinden artık söz edilemiyeceği gibiöte yandan Devlet gözetim ve denetiminin kabul edilmesiyle güdülen ereğinsınırları da aşılmış olur. Gerçekten, yönetim çalışmalarından olan bir işlemintamamlanmasına veya bir işin görülmesine üniversite dışında bir organın veyayerin karışması, o işlem veya işin ancak üniversite organlarından başka biryerin yönetime ortak olması sonunda tamamlanması demektir. Yine Anayasa'nın1971 değişikliği ile üniversitenin Devlet gözetim ve denetimi altına konulması,özerk birer kuruluş olan üniversitelerin yalnızca bilimsel gereklere göre veözgürlük ortamında öğretim ve araştırma yapmak olan amaçlarından sapmalarıönleyerek bu ereklere varılmasını sağlamak düşüncesine dayanmaktadır;üniversite dışındaki bir yerin yönetime katılması ise, belli bir ölçüde,herhangi bir siyasal gücün üniversite yönetimi üzerinde etkili olması sonucunudoğurup üniversitenin yalnızca bilimin nesnel gereklerine göre ve özgürlükiçinde çalışmasını kısıtlar) yine aynı kararda (demekki yönetim yetkisi, özündegörevlileri atama disiplin cezası verme ve görevden çıkarma yetkilerini içerir.Anayasa'nın değişik 120. maddesinin 2. fıkrasındaki üniversitelerin Devletingözetim ve denetimi altında kendilerince seçilen organlar eliyle yönetileceğikuralı, atama, disiplin ve görevden çıkarma işlemlerinin, başka organ veyayerin karışması söz konusu olmaksızın ancak üniversitelerce yapılacağınıanlatmaktadır) denilmek suretiyle bu konudaki görüşünü açık ve kesin birbiçimde ortaya koymuştur.
ÜniversiteDenetleme Kurulunun bizzat soruşturmacı saptaması, yönetime açıkça karışmaanlamına gelirki bunu Anayasa'nın 120. maddesiyle bağdaştırma olanağı yoktur.
Bunedenlerle bu yönlere yönelik davanın reddine dair çoğunluk görüşüne karşıyım.
4 -70. madde açısından;
a)1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 69. maddesinin ikinci fıkrası, yani(Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden herhangi birisinin, insan hak vehürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütüntüğünüveya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak Anayasa'da belirtilenCumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle kullanılması; hallerinde BakanlarKurulu, ilgili üniversitenin veya bu üniversiteye bağlı kuruluş ve kurumlarınveya bir üniversiteye bağlı olmayan fakültenin idaresine belli bir süre ile elkoyabilir. El koyma kararı Resmî Gazete'de yayınlanır. Yayınlanmayı müteakip 48saat içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Birleşik Toplantısının onamınasunulur. El koyma süresi 2 ayı geçemez.) kuralı Anayasa'ya uygunlukdenetiminden geçirilmiş ve iptaline karar verilmiş, aynı maddenin son fıkrasıda 44 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal olunmuştur. Bundan başka 69.maddenin birinci fıkrası da 25/2/1975 günlü E. 1973/38, K. 1975/23 sayılıkararla iptal edilmiş ve bu maddenin bütünüyle iptaline, karar verilmişbulunmaktadır. Kanunun 69. maddesi bütünüyle iptal edilince, el koyma halindeBakanlar Kurulunun yetkilerini düzenleyen 70. maddesinin de uygulanma olanağıkalmamış demektir. Çünkü 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrasında"ancak, eğer müracaat kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veyahükümleri aleyhinde yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptalikanun veya içtüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmamasısonucu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmekşartiyle, kanun veya içtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümününiptaline karar verebilir" denilmektedir.
El koymayıdüzenleyen kural iptal edilince, el koyma halinden ve bu hal içindekiyetkilerden söz edilemez. O halde 69 uncu maddenin iptali karşısında 70.maddenin uygulanma yerinin kalmadığı açıktır. Şu yönü de açıklamak gerekir kikanunun 28. maddesinde "iptaline karar verebilir" sözcüğü ve buyruğu,Anayasa Mahkemesinin takdirine göre değil, maddede öngörülen şartlarıngerçekleşmesi halinde iptaline karar verilir biçiminde anlaşılmayaelverişlidir.
Bunedenlerle 70. maddenin, 28. maddenin ikinci fıkrası uyarınca iptaline yerolmadığı yolundaki çokluk görüşüne karşıyım.
b)Kanunun 70. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi "yönetim görevlerineson verilenlerin yerlerine yenilerini seçmek" yetkisini Bakanlar Kurulunatanımaktadır.
Anayasa'nındeğişik 120. maddesinin dördüncü fıkrasında "Üniversite organları, öğretimüyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursaolsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkra hükümleri saklıdır" veikinci fıkrasında da "Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümleriçinde uygulanır" ilkeleri yer almaktadır. Görülüyor ki Anayasa elkoymahalinde görevden uzaklaştırmayı istisna olarak kabul etmiş ve fakat yerineyenilerini getirme yetkisini Bakanlar Kuruluna tanımamıştır.
Bukarşı oy yazısının 3. paragrafında belirtilen hususlar bu kısımda dageçerlidir.
Bunedenlerle bu bölüme yönelen iptal isteminin reddine dair olan çoğunlukgörüşüne katılmıyorum.
c)70. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi "üniversitede ve bağlı kuruluşlardagörevli kişilerden gerekli görülenleri, kovuşturma sonuçlanıncaya kadar veyakovuşturma sonucunun gerekli kıldığı hallerde kesin sonuç alınıncaya kadargörevlerinden uzaklaştırmak" yetkisini Bakanlar Kuruluna vermektedir.
Anayasa'nın120. maddesinin üçüncü fıkrası, üniversite Öğretim üye ve yardımcılarınınüniversite dışı makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamıyacağı ilkesine birayrıcalık getirmiş, elkoyma halinde bu ilkeye uymayan işlemlerde bulunmaolanağını Bakanlar Kuruluna tanımıştır.
Sözüedilen (c) bendi, hiç bir sınırlama ve niteleme getirmeksizin "gerekligörülenlerin" görevlerinden uzaklaştırılacağı yolunda bir yetkiyi BakanlarKuruluna vermektedir. El koyma kararı verildiği zaman, Bakanlar Kurulu, elkoymayı gerektiren olaylarla uzaktan yakından ilgisi ve ilişkisi olmayanöğretim üye ve yardımcılınnı da bu kuralı uygulamak suretiyle görevlerindenuzaklaştırabilecektir. Bu türlü sınırsız bir yetkinin siyasî bîr organatanınması, bilimsel araştırmayı ve yayında bulunmayı kökünden zedeler ve tahripeder. Bundan dolayı Üniversitelerin normal çalışma düzeni içinde bulunduğuzamanlarda dahi bu hüküm öğretim üye ve yardımcılarını manevi baskı altındatutacak, eğitim, araştırma ve öğretim görevini bir yana iterek siyasî iktidarlarakendisini şirin gösterme çabalarına itecek niteliktedir.
Bunedenlerle bu bent hükmünü Anayasa'ya uygun bularak davayı reddeden çoklukgörüşüne karşıyım..
5 -İptal kararının yürürlüğe girmesi için süre verilmesi açısından:
AnayasaMahkemesi 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun iptaline karar verdiği 5., 6.,22., 38., 43., 52., 56., 61. ve 74. maddeler hakkındaki iptal hükmünün ResmiGazete'de yayımlandığı günden başlıyarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesinekarar vermiştir.
Anayasa'nındeğişik 152. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen yetki kullanılırken AnayasaMahkemesi iptal hükmünün kapsamını ve iptal hükmü ile bir boşluk oluşupoluşmadığını, bir boşluk oluşuyorsa bunun kamu düzenini tehdit edici birnitelik taşıyıp taşımadığını araştırmak ve saptamak durumundadır. İptal hükmüile yasal bir boşluk oluşmadığı hallerde Anayasa'ya aykırlığı saptanmış veResmî Gazete ile de yayınlanmış kanun kurallarının özel haklar üzerinde birsüre daha etkilerini sürdürmesine olanak tanımak Anayasa'nın ilkeleriylebağdaşan bir görüş değildir.
Bunedenlerle sözü edilen madde hükümlerinin iptaline dair kararın Resmî Gazete'deyayımından bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hakkındaki çoğunluk kararınakarşıyım.
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu