ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1975/144
Karar Sayısı : 1975/163
Karar Tarihi:10/6/1975
İPTAL DAVASINI AÇAN : Millet Meclisinin üyetamsayısının altıda birini aşan sayıda üyeleri.
İPTAL DAVASININ KONUSU : 1.3.1975 günlü, 15164sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27.2.1975 günlü, 1868 sayılı “1975 Yılı BütçeKanunu”nun 100. maddesinin (d) ve (e ) bentlerinin iptali istemidir.
I- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi, İçtüzüğün 15. maddesi uyarınca yaptığı ilkinceleme toplantısında:
Dava dilekçesinin Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 30.5.1975gününde kaleme havale edildiği ve 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 26. maddesininbirinci fıkrası hükmüne göre, davanın bu tarihte açılmış sayılması gerektiği;öte yandan kimi hükümlerinin iptali istenen 27.2.1975 günlü, 1868 sayılı “1975yılı Bütçe Kanunu”nun 1.3.1975 günlü, 15164 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığısaptanmıştır.
Anayasanın 150. ve 44 sayılı Kanunun 22. maddelerinde AnayasaMahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkının, iptali istenen Kanununveya içtüzüğün Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak doksan gün sonradüşeceği öngörülmüştür. Bu açık ve kesin anlatıma göre doksan günlük süreninsaptanmasında, Resmi Gazetede yayınlama gününün de hesaba katılmasının zorunluolduğu meydana çıkar. Yasanın mutlak deyimle doksan günlük süre içine aldığıyayım gününü, bir günün 24 saat olduğu esasına dayanarak ve yayım saatiüzerinde varsayımlar kurarak hesap dışı bırakmağa yer verilemez. Öte yandansürelerde kimi günlerin hesaba katılmaması öngörülmüşse Kanun Koyucu ereğinişimdiye kadar hep açık ve özel hükümlerle belli edegelmiştir. Borçlar Kanunu(madde 76), Hukuk Yargılamaları Usulü Yasası (madde 39), İcra ve İflâs Kanunu(madde 19), Vergi Usul Kanunu (madde 18) bu tutumun başlıca örnekleridir.Yukarıda sayılan kanunlarda ve benzerlerinde akdin, tevfim veya tebliğinyapıldığı, yahut sürenin başladığı günlerin hesaba katılamayacağına dair olanhükümler, ancak o yasaların kapsamına giren işlere inhisar eder. Hele Anayasanın150. maddesi gibi açıklık ve kesinlik bulunan yerlerde bu çeşit hükümleri,uygulama alanlarını aşacak şekilde destek yaparak yorumlara gidilmesi doğruolmaz.
Bu görüş bir başka dava dolayısiyle verilen ve 28.6.1967 günlü,12633 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 8.12.1966 günlü, Esas: 1964/5,Karar: 1966/45 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında da açıklanmıştır.
Yukarıda açıklanan tarihlere ve Anayasa hükümlerine göre davanın, “1975 Yılı Bütçe Kanunu’nun Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak doksanbirincigünü, yani iptal davasını açma hakkı düştükten sonra açılmış olduğu konusundakuşku yoktur. Davanın bu nedenle reddedilmesi gereklidir.
Muhittin Taylan, Halit Zarbun, Şekip Çopuroğlu ve Şevket Müftügilbu görüşe katılmamışlardır.
II-SONUÇ :
Davanın, Anayasanın 150. ve 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanunun22. maddelerinde yazılı doksan günlük süre geçtikten ve böylece dava hakkıdüştükten sonra açılması nedeniyle reddine Muhittin Taylan, Halit Zarbun, ŞekipÇopuroğlu ve Şevket Müftügil’in karşıoylarıyle ve oyçokluğu ile;
10.6.1975 gününde karar verildi.
Başkan
Muhittin TAYLAN
Başkanvekili
Kâni VRANA
Üye
Şahap ARIÇ
Üye
Halit ZARBUN
Üye
Ziya ÖNEL
Üye
Abdullah ÜNER
Üye
Ahmet KOÇAK
Üye
Şekip ÇOPUROĞLU
Üye
Muhittin GÜRÜN
Üye
Lütfi ÖMERBAŞ
Üye
Hasan GÜRSEL
Üye
Ahmet Salih ÇEBİ
Üye
Şevket MÜFTÜGİL
Karşıoy yazısı eklidir.
Üye
Nihat O.AKÇAKAYALIOĞLU
Üye
Ahmet H.BOYACIOĞLU
KARŞIOY YAZISI
Çoğunluk,Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma süresinin hesabında,Anayasanın 150. ve 44 sayılı Yasanın 22. maddelerindeki “… dava hakkının iptaliistenilen yasa veya İçtüzüğün Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak 90 günsonra düşer. “hükmüne dayanarak yayım gününün de hesaba katılacağı sonucunavarmakta ve bu nedenle davanın 91 gün açıldığı gerekçesiyle reddine kararvermiş bulunmaktadır.
1-Oysa 150. maddenin tüm metin olarak anlamı bu sonucun aksini doğrulamaktadır.
Şöyleki:
a)Madde metninde yer alan “…. başlayarak…” deyimi birçok yasalarda kullanılan(itibaren), (başlar) deyimleri ile eş anlamdadır. Bu son deyimleri kullananyasalarda ise yayım, ya da onun yerine geçen tebliğ günü süre hesabında nazaraalınmaktadır. Örneğin Danıştay’da açılacak iptal ve temyiz davalarınınsürelerini saptayan 521 sayılı Yasanın 67. maddesinin birinci ve sonuncufıkralarında “yazılı bildirim”, yada “tebliğ tarihinde itibaren 90 gün”denilmesine rağmen dava açma süresinin hesabında tebliğ yada yazılı bildirimgünü hesaba katılmamaktadır.
b)Burada kanun yapıcının amacı doğrudan açılacak iptal davalarındaki sürenin sonaermesi için 90 tam günün geçmiş olmasını belirlemektedir. Metinde dava hakkınınyayım tarihinden başlayarak 90 gün sonra düşer denilmesi bu düşüncenin ifadesiiçindir. Şayet çoğunluk kararında belirlendiği gibi yayım günü de hesaplanmaksuretiyle 90 ıncı gün dava hakkı sonuçlandırılmak istenilseydi kullanılacakifade, “90 gün sonra düşer” değil, “90 gün içinde düşer” olurdu. NitekimDanıştay’da açılan bu tür davaların tebligat ve cevap günlerini düzenleyen 521sayılı Yasanın 76. maddesinin 3. fıkrasında; taraflar, yapılacak tebliğlerekarşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde cevap vermeye mecburdurlar…”,yine aynı yasanın kararın düzeltilmesi süresini saptayan 98. maddesinde “…. ilâmıntebliğ; tarihinden itibaren 15 gün içinde…” denilmesi bu düşüncemizin yasalkanıtlarıdır.
Böylecebizatihi 150. madde metni dahi çoğunluğun anlayışına olanak sağlayacaknitelikte değildir.
c)Diğer yandan konunun Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında komisyonsözcüsünün 90 günlük dava açma süresini savunurken yaptığı beyanda; bu süreninalışılmış bir süre olduğunu, alışılmış sürede kastının da o zaman yürürlükteolan Danıştay Kanunundaki süre bulunduğunu söylemesi, 90 günlük süreninDanıştay’daki uygulama istikâmetinde olacağını göstermektedir. Danıştay’dagerek o zaman ve gerek hale 90 günlük süre hesaplanırken tebliğ tarihi nazaraalınmamak suretiyle uygulama yapılagelmekte olması, kanun yapıcının da çoğunlukkararında belirlenenin aksine süre hasında yayım gününün hesaba katılmamasıdüşüncesinde olduğu kanıtlamaktadır.
2-Çoğunluk kararında, sürenin hesabında yayım tarihinin nazara alınması Kanunyapıcı tarafından arzulansaydı bunun açıklıkla ve özellikle belirtilmesigerekeceğine kanıt olarak gösterilen yasalar hükümleri, yukarıda 1 numaralıbentde açıklanan düşünceyi değiştirecek nitelikte bulunmamaktadır.
Çünkü:
a)Kararda kanıt olarak gösterilen yasa hükümleri içerdiği konularda sürelerin neyolda hesaplanacağını saptamaktadır. Bunların tümünün amacını kapsamına girensürelerde tebliğ gününün hesaba katılmamasını belirtmeye yöneliktir. Bununla,kanun yapıcı bu yasaların uygulamalarında herhangi bir kuşkuya yer bırakmamakamacıyla bu açıklığa gerek görmüş; Yıl, ay, hafta, ve gün olarak belirlenensürelerde tebliğ gününü süre hesabı dışında bırakmış; böylece bu kuralı her türsüre hesabından genel bir kural haline getirmek istemiştir. İdare Hukukualanındaki yasaların ve uygulamaların da bu istik=amette bulunduğu yukarıdabelirtildiğinden, süre hesabında tebliğ gününün hesaba katılmaması kuralı, tümTürk hukuk sisteminde geçerli genel bir kural niteliğine girmiştir. Şu haldegerek kamu hukuku (İdare Hukuku), gerekse özel hukuk alanlarında genel kuralniteliğinde erişmiş bu kuralın, Türk Hukuk Mevzuatı içerisinde bulunan Anayasaldenetim uygulamasında bir ayrıcalık gösterebilmesi, ancak Anayasada bu konudaaksine bir hüküm getirilmiş olması ile mümkün olabilirdi. Oysa hükmünedayanılan 150. madde bu anlamda bir kural getirmek şöyle dursun, yukarıdaizahına çalışılan nedenlerle tam zıddı bir kavramı içermiş bulunmakta vedolayısıyla karardaki bu konuya yönelik gerekçe maddedeki kurala ters düşmektedir.
b)Kaldıki kanıtlayıcı yasal örnek verilmesi gerektiği hallerde, bu örneklerinuygulanan yasa ile aynı hukuk gurubu veya dalında bulunan yasalardan alınmasıhukukun genel kurallarındandır. Bu kural uyarınca alınacak örnek yasalarkararda yer verildiği gibi özel hukuk ilişkilerini düzenleyen yasalardan değil,yakın ilişkisi, hatta benzerlik ve aynı hukuk gurubu içinde bulunması nedeniyleidare hukuku alanına giren yasalardan, örneğin, Danıştay Yasasından seçilmesigerekirdi. Gerçekten konu Anayasa Mahkemesinde doğrudan açılan iptal davasıbulunması ve halbuki kıyaslama yapılan, ya da örnek alınan yasalarda (BorçlarKanununu, Hukuk Yargılama Usulü Yasası, İcra ve İflâs Kanunu, Vergi UsulüKanunun) bu tür davaların bu yasaların niteliği ve kapsamı bakımından sözkonusu olamaması nedeniyle kıyaslama yapılacak yada örnek gösterilecekkuralların iptal davası konusunu kapsayan bir yasa bulunması yönünden DanıştayKanunu içinden alınması daha doğru ve yerinde olurdu. Hernekadar AnayasaMahkemesinde doğrudan açılan iptal davalarıyle, Danıştayda açılan iptaldavaları arasında taraflar, kararların hukuki sonuçları gibi bakımlardan birtakım ayrıcalıklar var ise de, her iki Mahkemenin kamu hukukunun ilgilendirenalanlarda görev yapması, bu Mahkemelerde açılan davaların aynı adı taşımaları,(iptal davaları açısından) dava açma sürelerinin aynı bulunması ve bu sürelerinher iki Mahkemede de hak düşürücü süre niteliğini taşıması ve nihayet verilecekkararların dava konusu yasa, ya da işlemin iptali sonucunu doğurması gibiyönlerden yakın ilişkileri bulunması nedenleriyle karşılaştırmanın yada örnekalmanın bu iki Anayasal müessese arasında yapılmasında daha sağlam ve dahadoğru bir hukuki esasa dayanılmış olacağı kanısındayız. Bu açıdan durumincelendiğinde, Anayasanın Danıştayda açılacak iptal davalariyle AnayasaMahkemesinde açılacak aynı tür davalardaki süre aşımının başlangıç tarihi içinhemen hemen aynı deyimleri kullandığını görürüz. Gerçekten Danıştay için butarihi saptayan Anayasanın 114. maddesinde; “… İdarenin işlemlerinden dolayıaçılacak davalarda (İptal davaları) süre aşımı, yazılı bildirim tarihindenbaşlar.” denilmiş; Anayasa Mahkemesinde açılacak doğrudan iptal davalarınınbaşlangıç tarihi için ise “… Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak…” deyimikullanılmıştır. “Başlar” ile “başlayarak” kelimeleri arasından birinin fiil, diğerininfiilli bir bağlantı (zarf) olması dışında anlam ayrıcalığı bulunmadığı, aksineher iki deyiminin de tam eş anlamda olduğu açıktır. Buna karşı çoğunluk kararı,150. maddedeki “başlayarak” kelimesini esas alarak bu kelimeyi takip edencümlenin “…90 gün sonra düşer.” kısmını bile nazara almadan 90 günlük süreninhesabına yayım tarihini de katmakta; aynı deyim olan “başlar” kelimesinikullanan aynı yasanın 114. maddesine dayanılarak hazırlanan 521. Sayılı DanıştayKanununun süre sorununu oluşturan 67. maddesi uyarınca yapılan uygulamalardaise, işelmi belirten yazılı bildirim günü 90 günlük süre hesabı dışındabırakılmaktadır.
AynıYasanın her iki maddesinde aynı amacın belirlenmesi için aynı kelimelerkullanılmasına, daha geniş bir uygulama alanı olan Danıştaydaki iptaldavalarında sürenin 90 tam günün geçmiş olması kuralı uygulanmasına rağmen,aynı miktar süreyi esas alan aynı tür davanın Anayasa Mahkemesindekiincelenmesinde yapılan süre hesabında yayım günü de hesaba katılmak suretiylebu kural dışına çıkılması, yapıcısı aynı olan Yasanın amacını da aşar bir durumyaratmaktadır. Özellikle 150. maddedeki sürenin uygulama yönünden Danıştay’dakiuygulamaya dayanılarak konulduğunun ilgili komisyon sözcüsü tarafındanaçıklanmış bulunması ve o zamanki Danıştay uygulamasının da şimdiki gibiolması, bu düşüncemizin doğruluğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak derecedeaçıklığa kavuşturmaktadır.
3-Nihayet ortada Anayasal bir denetim söz konusu olup bu denetime imkân verenkoşulların bir haylı sınırlandırılmış bulunması karşısında hak düşürücü birsürenin hesabında, Anayasa Hukukunu da içeren kamu hukuku alanındaki içtihat dagözönünde tutulmadan buna göre yapılagelen uygulama dışına çıkılması, Anayasaldenetimin kanun yapıcı tarafından öngörülmemiş olan başka bir yönden daha dadaraltılması ve böylece Anayasaya aykırılık ihtilâflarının bu gibi hallerdeAnayasa Mahkemesince incelenememesi sonucunu doğuracaktır. Oysa bu durumAnayasa Mahkemesinin kuruluş nedenine ters düşmektedir. Çünkü hak düşürücüsürenin hesabında yasa metninde bir an için açık olmayan bir ifade bulunduğuvar sayılsa bile, bu gibi hallerde emsal uygulamalarda gönünde tutulmaksuretiyle geniş anlamlı yoruma gidelerek anayasal denetime imkân sağlanmasıgerekir.
SONUÇ:
Yukarıdaaçıklanan nedenler sürenin geçmiş olduğu yolundaki çoğunluk kararına karşıyız.
Başkan
Muhittin TAYLAN
Üye
Halit ZARBUN
Üye
Şekip ÇOPUROĞLU
Üye
Şevket MÜFTÜGİL