ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1975/197
Karar Sayısı:1975/213
Karar günü:9/12/1975
Resmi Gazete tarih/sayı:9.4.1976/15554
İtirazyoluna başvuran Mahkeme: Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi.
İtirazınkonusu: 15/5/1974 günlü, 1803 sayılı "Cumhuriyetin 50. Yılı Nedeniyle BazıSuç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun" un 2. maddesinin (A) bendinin Türk CezaKanununun 168. maddesi yönünden iptali istemidir.
I -OLAY:
Hükümlülervekilince Adana Devlet Güvenlik Mahkemesine verilen dilekçede; 1803 sayılıKanunun 2. maddesinin (A) bendinin Türk Ceza Kanununun 168. maddesi açısındaniptali için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi istenmiştir.
CumhuriyetSavcısı bu istemlerin reddi gerekeceğini ileri sürmüş, Mahkeme ise infazevresinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402/1., 405. maddelerine göreçözülmesi gereken bir uyuşmazlığın bulunduğu sonucuna varmakla birlikte,hükümlüler avukatının Anayasa'ya aykırılık istemini de ciddî görerek itirazkonusu kuralın iptali için Anayasa'nın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44sayılı Kanunun 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasına kararvermiştir.
III- İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yaptığı ilk inceleme toplantısındaaşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur:
l -Mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın bulunup bulunmadığı sorunu:
Anayasa'nındeğişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre birMahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için öngörülen koşullardanbirisi, bakılmakta olan bir davanın bulunmasıdır. Bir davanın varlığının kabuledilebilmesi için de onun, kanunlara uygun biçimde açılmış olması ve ilgilimahkemenin görevi içine girmiş bulunması gerekir.
İtirazyoluna başvuran Mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın var olupolmadığının saptanabilmesi için, infaz evresinde hükümlülerin CumhuriyetSavcısına ve mahkemeye başvurmalarının içeriği ve uyuşmazlığın niteliğiüzerinde durulmalıdır.
Silahlıcemiyet ve çete teşkil etmek suçlarından yargılanarak Adana 6. KolorduSıkıyönetim Mahkemesince Türk Ceza Kanununun 146/1. maddesi delaletiyle, 168.maddesine göre 15 er yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu cezalarıkesinleşmiş olan üç hükümlünün vekillerince Adana Devlet Güvenlik Mahkemesineverilen 16/7/1975 günlü dilekçede, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlan gözönünealınarak müvekillerinin 12 yıllık ceza indiriminden yararlandırılmalarıistenilmiş, ancak, Cumhuriyet Savcısı bu istemin reddi gerekeceği görüşündebulunmuştur.
Böylece,hükümlüler ile Cumhuriyet Savcısı arasında cezanın kısmen veya tamamen infazılâzım gelmeyeceği konusunda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402/1. maddesinegöre yeni bir uyuşmazlık çıkmış ve 405. maddesi uyarınca da bu uyuşmazlıkkonusu hakkında ilgili mahkemece bir karar verilmesi gerekmiştir.
Mahkemeise, infaz evresinde Cumhuriyet Savcısı ile hükümlüler arasında CezaMuhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi kapsamına giren bir uyuşmazlıkdoğduğu ve aynı Kanunun 405. ve 1773 sayılı Kanunun 9. maddeleri gereğince debu uyuşmazlığı çözmeye kendisini görevli ve yetkili gördüğü için elindebakılmakta olan bir davanın bulunduğu sonucuna vararak Anayasa'nın 92.maddesinin beşinci fıkrasına göre, 1803 sayılı Kanunun 2. maddesinin .(A)bendinin Türk Ceza Kanununun 168. maddesi açısından iptali için AnayasaMahkemesine başvurmuştur.
Uyuşmazlık,çözüme bağlanmak üzere, görevli bir mahkeme önüne kanuna uygun biçimdegetirilmiş ve mahkemece çözülmesi gerekmiş olduğuna göre, bu uyuşmazlığı birdava olarak nitelemek ve böylece mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanınvarlığım kabul etmek gerekir.
KaniVrana, Ahmet Akar, Abdullah Üner, Şekip Çopuroğlu, Hasan Gürsel, Nihat O.Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
2 -Anayasa Mahkemesinin itirazı incelemeye görevli ve yetkili olup olmadığısorunu:
Suçve cezaların affını öngören yasaların da Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlıolup olmayacağı sorunu üzerinde durulmuş, öteki kanunlarda olduğu gibi bunlarında Anayasal denetimden geçirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Konuyailişkin ayrıntılı gerekçeler Anayasa Mahkemesinin 28/11/1974 günlü, Esas:1974/34, Karar: 1974/50 sayılı kararında, tümüyle açıklanmış bulunduğundanburada yinelenmesine gerek görülmemiştir. (Resmî Gazete, gün: 21/1/1975,sayı:15125).
Şuduruma göre. itiraz yoluyla gelen bu işe bakmanın Anayasa Mahkemesinin göreviiçinde bulunduğu açıktır. Bu görüşe Halit Zarbun katılmamıştır.
3 -1803 sayılı Af Kanununun 2. maddesinin (A) bendinin davada uygulanacak hükümolup olmadığı sorunu:
Anayasa'nındeğişik 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerinde öngörülen koşullardanötekisi de, itiraz konusu yapılan hükmün, Mahkemenin bakmakta olduğu davadauygulayacağı hüküm olmasıdır.
Mahkemeninönüne getirilen işte itiraz konusu kuralı uygulama olanağı yoktur. Çünki,hükmün kesinleşmesinden sonra ve infaz evresinde Anayasa Mahkemesince 1803sayılı Kanunun 5. maddesinin (A) bendinin iptal edilmesi üzerine, hükümlülerAdana İnfaz Savcılığına başvurarak 12 yıllık ceza indirimindenyararlandırılmalarını istemişlerdir. Cumhuriyet Savcılığınca cezanın infazındatereddüde düşülerek Mahkemeye başvurulmuştur. 6. Kolordu SıkıyönetimMahkemesince verilen 17/7/1974 günlü ve 1973/68-69 sayılı tavzih kararındaözetle; Türk Ceza Kanununun 146. maddesindeki suçun işlenmesi maksadıylasilahlı cemiyet ve çete kurulduğundan, hükümlüler hakkında uygulanan asılcezalandırma maddesinin 168. madde olduğu, bu nedenle hükümlülerin 1803 sayılıKanunun 5. maddesinin (A) bendinde yer alan 146. madde ile ilgileri bulunmadığıve ancak 2. maddenin (A) bendi uyarınca 5 yıllık
cezaindiriminden yararlandırılmış oldukları açıklanmıştır. Sıkıyönetim Mahkemesininbu karan, hükümlülerin temyiz etmeleri üzerine Askerî Yargıtay 2. Dairesinin22/8/1974 günlü ve 1974/731-725 sayılı karan ile onanarak kesin hüküm halinegelmiştir. Bu durumda, Mahkemece artık Türk Ceza Kanununun 168. maddesiaçısından, yeniden 1803 sayılı Kanunun 2. maddesinin (A) bendinin uygulanmasısuretiyle uyuşmazlığın çözülmesi olanağı kalmamıştır. Dava, ancak kesinleşmişolan kararla bağlı olarak bu karardaki esaslara göre çözülebilir. Böylece,itiraza konu edilen bendin "dava sebebiyle uygulanacak kanun hükmü"niteliği de ortadan kalkmıştır.
Bunedenle, 1803 sayılı Kanunun 2. maddesinin (A) bendi davada uygulanacak hükümolmadığından itirazın, Mahkemenin yetkisizliği yönünden reddi gerekir. ŞevketMüftügil, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Ziya Önel, Lütfi Ömerbaş ve Ahmet SalihÇebi bu görüşe katılmamışlardır.
IV -SONUÇ:
1 -Mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın bulunduğuna Kani Vrana, AhmetAkar, Abdullah Üner, Sekip Çopuroğlu Hasan Gürsel, Nihat O. Akçakayalıoğlu veAhmet H. Boyacıoğlu'nun karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile;
2 -İşin incelenmesinin Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi içinde bulunduğunaHalit Zarbun'un karşı oyuyla ve oyçokluğuyla;
3 -1803 sayılı Af Yasasının 2-A maddesi, davada uygulanacak hüküm olmadığındanitirazın, Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine Şevket Müftügil, İhsanEcemiş, Halit Zarbun, Ziya Önel, Lûtfi Ömerbaş ve Ahmet Salih Çebi'ninkarşıoylariyle ve oyçokluğuyla;
9/12/1975gününde karar verildi.
Başkan
Kâni Vrana
Başkanvekili
Şevket Müftügil
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Şekip Çopuroğlu
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
I.İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz yazısına bağladığı belgelere göre olayaşağıda açıklandığı gibidir.
1 -Dosyada isimleri geçen sanıklar, Türk Ceza Kanununun 146. maddesinde yazılıcürmü işlemek maksadiyle silahlı cemiyet ve çete teşkil etmek suçundan aynıYasanın 168. maddesi uyarınca Adana 6. Kolordu Sıkıyönetim Askerî Mahkemesinceyargılanmışlar ve haklarında tesis olunan hükümlülük kararı kesinleşerek infazabaşlanmıştır.
2 -1803 sayılı Af Yasasının 5/A maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 2/7/1974 günlü,19/31 sayılı karan ile iptali üzerine, hükümlüler, 5. maddenin (A) bendindegeçen 146. maddenin, iptal kararı sonucunda aynı Yasanın 1. maddesi kapsamınagirmiş olduğunu belirterek kendilerinin de 12 yıllık aftanyararlandırılmalarını istemişler, infaz savcılığı da başvurmayı yerinde görerekbu konuda bir karar verilmesini Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinden talepetmiştir.
3 -Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi 17/7/1974 gününde konuyu incelemiş, Türk CezaKanununun 146. ve 168. maddelerindeki suçların birbirinden ayrı ve müstakilsuçlar olduğunu belirterek iddiayı reddetmiş ve 168. madde 1803 sayılı Yasanın2. maddesinin (A) bendinde yer aldığından Af Yasasının bu maddesi uyarıncamahkûmiyet müddetlerinden beşer yılın tenziliyle geri kalan cezanınçektirilmesine karar vermiş ve bu karar dahi Askeri Yargıtay 2. Dairesinin22/8/1974 günlü, 1974/731-725 sayılı kararıyle onanmıştır.
4 -Bu defa hükümlüler vekili 16/7/1975 günlü dilekçe ile 1803 sayılı Yasanın 2.maddesinin (A) bendinin Anayasa'ya aykırılığım öne sürerek Adana DevletGüvenlik Mahkemesine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402 ve 405. maddeleriuyarınca başvurmuş, Cumhuriyet Savcılığı mahkemece yapılacak bir görevolmadığından talebin reddine karar verilmesini istemiştir.
II.Bir mahkemenin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi içinAnayasa'nın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddeleriuyarınca o mahkemenin elinde yolunca açılmış, görevine giren ve bakmakta olduğubir davanın var olması ve ayrıca itiraza konu yapılan hükümlerin de o davadauygulanma yeri bulunması koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu'nun 402. maddesi uyarınca, cezanın yerine getirilmesisırasında, bir mahkûmiyet hükmünün yorumlanmasında veya tayin olunan cezanınhesabında tereddüt edilmesi yahut cezanın kısmen veya tamamen yerinegetirilmesi gerekmediğinin ileri sürülmesi hallerinde, mahkemeden bir kararalınması öngörülmüştür. Yine aynı Kanunun 405. maddesinde cezanın yerinegetirilmesi sırasında yukarıda sözü edilen 402. madde gereğince verilecekkararların başvurma yeri olarak mahkeme gösterilmiş ve yalnız, anılankararların mahkemece duruşma yapılmaksızın verilmesi yolu benimsenmiştir.
Öğretidegenel olarak ve uygulamalarda da çoğu kez benimsendiği üzere, genel anlamda herdava, yasalarda gösterilen ve orada çözülmesi gereken bir uyuşmazlıktanoluşmaktadır. Uyuşmazlık yargı yerince çözülmüş ise, Anayasa'ya uygunlukdenetimi yönünden mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın varlığındanartık söz edilemez. Bu bakımdan, hükümlü hakkında kesin mahkûmiyet kararı ilesonuçlanmış bulunan asıl ceza davasını, mahkemenin bakmakta olduğu bir davaolarak nitelendirmeye olanak yoktur.
Diğeryandan hükümlünün 12 yıllık aftan yararlandırılması yolundaki istemi üzerineoluşan uyuşmazlık Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi uyarıncaMahkemeye intikal ettirilmiş ve Mahkeme bu isteği reddederek 1803 sayılıYasanın 2. maddesinin (A) bendini uygulamak suretiyle hükümlülük müddetindenbeşer yılın indirilmesine ve geri kalan cezanın çektirilmesine karar vermiştir.Hükümlü vekilleri, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince uygulanan 1803 sayılıYasanın 2. maddesinin (A) bendi hakkında, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nebaşvurarak Anayasa'ya aykırılığım öne sürmüşler ve Cumhuriyet Savcılığıyukarıdaki konulara değinerek ve mahkemece yapılacak bir görev olmadığını dabelirterek talebin reddini istemiştir.
Şudurumda Cumhuriyet Savcılığı ile hükümlü arasında cezanın yerine getirilmesigerekip gerekmiyeceği konusunda oluşmuş bir uyuşmazlığın var olduğu ve CezaMuhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi uyarınca başvurulan mahkemenin elindeusulünce açılmış, bakılmakta olan yeni bir davanın bulunduğu söylenemez.
Durumböyle olduğu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi uyarınca oluşmuşbir uyuşmazlık söz konusu olmadığı halde, hükümlü vekilinin başvurmasını davasayan çokluk görüşüne karşıyız.
Başkan
Kani Vrana
Üye
Sekip Çopuroğlu
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
1)Kanaatımızca olayda kesin hükmün "muhkem kaziye" varlığındansözedilemez. Hükümlülerin redle sonuçlanan ilk müracaatlarındaki istekleri,1803 sayılı Af Yasasının 5/A maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesisonucu bu maddede yazılı T. C. K. nun 146. maddesindeki suçun 12 senelikindirime tabi olduğu, cezalandırıldıkları T. C. K. nun 168. maddesinindayanağının sözü edilen 146. madde olması nedeniyle kendilerinin de 12 senelikindirimden yararlanmaları lâzım geldiği nedenine dayanmaktadır. Daha açık biranlatımla 1803 sayılı Kanunun 5/A maddesinin iptal edilmesi nedeniyle aynıKanunun 1. maddesi hükmünden yararlandırılmalarını istemişlerdir. İtiraz konusuise 1803 sayılı Kanunun başka bir maddesinin, 2/A maddesinin iptaline ilişkindir.Bu itibarla dava sebepleri ve son istek birbirinden tamamen ayrıdır. Davasebebi ve son isteğin ayrılığı halinde ise kesin hükümden söz edilemez. İsteğinyeni bir dava olarak ele alınması gerekir.
2 -Af Kanunundan yararlanma isteği bu yönden bir zamanla da sınırlandırılmışdeğildir. Bu itibarla hükümlülerin evvelce yararlanmak istedikleri Af Kanunuhükmünün haklarında uygulanma olanağı olmadığının hükme bağlanmış olması, AfKanununun diğer hükümlerinden yararlanmalarını önleyici bir sebep değildir.Hükümlülerin, lehlerine sonuç verecek bir hükümden yararlanmalarını -olayımızda Af Kanununun l. maddesinden yararlanmalarını - önleyen kanunun başkabir hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptalini istemeleriniyasaklayan bir kural yoktur. Aksi görüş Af Kanunun niteliği ve adaletilkeleriyle bağdaşmaz.
3 -Öte yandan, hükümlüler haklarında evvelce verilmiş olan mahkeme ilâmının tadilve tebdilini istemiş değildirler. Sonradan lehlerine çıkan bir kanun hükmündenyararlanmalarına engel saydıkları ve Anayasa'ya aykırı buldukları Af Kanunununbaşka bir maddesinin iptalini istemektedirler. Hükümlülerin bu kanunun iptalihakkında daha evvel Anayasa Mahkemesine başvurmaları olmadığı gibi bu yoldaverilmiş bir karar da bulunmadığı cihetle Sıkıyönetim Mahkemesinin vermişolduğu kararın bu olayda kesin hüküm sayılması mümkün değildir. HükümlülerinSıkıyönetim Mahkemesindekî istekleri bir kanun hükmünün uygulanmasına ilişkinolduğu halde Mahkememizden istenilen kanun maddesinin iptalidir. Bir davadakesin hükümden bahsedilebilmesi için son istekte ayniyat olması gerekir. Buitibarla da davamızda kesin hükmün varlığından söz edilemez.
4 -Nitekim, T. C. K. nun 168. maddesi ile mahkûm olan ve hakkındaki hükümkesinleşmiş bulunan herhangi bir kimsenin cezasının infazının her safhasında,ceza gördükleri T. C. K. nun 168. maddesini kapsayan 1803 sayılı Af Yasasınındava konusu 2/A maddesinin iptalini istemek hakkı bulunduğu kuşkusuzdur.Bidayette Af Kanunundan yararlandırılmamış olmaları buna engel teşkil etmez.
5 -Diğer taraftan kesin hükmün varlığı halinde mahkemenin yapacağı iş bunusaptamaktan ibaret olup yeni bir inceleme yapmasına olanak yoktur. Bu itibarlakesin hükmün kabulü halinde dava o noktada sonuçlanmış olacağından artıkmahkemenin elinde bakmakta olduğu bir davanın varlığından sözedilemez. Çoğunlukise davanın varlığını kabul etmiş olmasına karşın kesin hüküm nedeniyleitirazın reddine karar vermiştir. Biz bunun bir çelişki olduğu sanısındayız.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle olayda kesin hüküm olmadığı ve 1803 sayılı AfYasa'sının 2/A maddesinin uygulanacak hüküm olduğu ve bu itibarla işin esasınınincelenmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına karşıyız.
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Salih Çebi
KARŞIOYYAZISI
"Dava,açılması, gelişmesi ve sonuçlanması" yargılama yöntemleri yasalarındabelirli biçimlere ve açık kurallara bağlanmış ve delâlet ettiği anlam ve kavrambu kurallarla nitelendirilmiş bir hukukî girişimdir. Anayasa'nın değişik 151.maddesinde sözü geçen "bakılmakta olan dava" deyimi ile de ancak bunitelikte bir hukukî girişimin kast olunduğundan kuşku edilemez.
CezaMuhakemeleri Usulü Kanununun 402. ve 405. maddeleri kurallarının aynı yasanınceza davalarımı düzenleyen kuralları ile karşılaştırılması sonucunda açıkçagörülür ki bu iki maddeye konu olan başvurma ve incelemelerin ceza davalarınabenzeyen veya onlarla tedahül eden bir yanı yoktur. Bu durumda Adana DevletGüvenlik Mahkemesine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. ve 405. maddeleriuyarınca intikal eden iş ister ilgililer ile Cumhuriyet Savcısı arasındakianlaşmazlığın çözümü için gelmiş, ister ilgililerin doğrudan doğruya mahkemeyebaşvurmaları biçiminde oluşmuş bulunsun bunun Anayasa'nın değişik 151.maddesinin uygulanması yönünden bir dava sayılması düşünülemez.
AdanaDevlet Güvenlik Mahkemesinin elinde bakılmakta olan bir dava bulunmadığından veşu nedenle de Anayasa'nın Mahkemelerin, yasaların Anayasa'ya uygunlukdenetiminden geçirilmesini isteyebilmeleri için öngördüğü koşullardan"bakılmakta olan bir davanın bulunması" koşulu gerçekleşmemişolduğundan itirazın bu gerekçe ile red edilmesi gerekirken 9/1271975 günlü,1975/197-213 sayılı Anayasa Mahkemesi hükmünde yazılı olduğu üzere kararverilmesine karşıyım.
Üye
Ahmet Akar
KARŞIOYYAZISI
Buolayda sanıklar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sını cebren tağyir, tebdil ve ilgaetmek için silâhlı cemiyet ve çete kurduklarından dolayı T.C.K. nun 146.maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 168. maddesine göre 15'er yıl ağır hapiscezalarıyla cezalandırılmalarına karar verilip hüküm Askeri Yargıtay'ca onanmaksuretiyle kesinleşmiş ve cezalarının çektirilmesine başlanmıştır.
1803sayılı Af Kanununun yürürlüğe girmesi üzerine hükümlüler, infazın sürdürüldüğüNiğde Cumhuriyet Savcılığına başvurarak 12 yıllık aftan yararlanmalarıgerektiğini öne sürmüşler. Savcılıkça bu istek reddedilmiştir. Bundan sonrahükümlüler Adana Devlet Güvenlik Mahkemesine başvurmuşlar ve bu Mahkemece de,C.M.U.K. nun 402. maddesine göre yapılan incelemede, 1803 sayılı Af Kanununun2. maddesinin (A) bendinin T.C.K. nun 168. maddesi yönünden Anayasa'ya aykırıolduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
Sanıklarhakkında açılmış olan kamu davası, Mahkemece verilen ve Askerî Yargıtay'ca onanmaksuretiyle kesinleşmiş olan hükümle sona ermiş, bundan sonra infaz evresibaşlamıştır. Oysa Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre,bir mahkemenin bir kanun hükmünü, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle,Anayasa Mahkemesine gönderebilmesi için gerekli şartlardan birisi de elindebakmakta olduğu bir (dava) nın var olmasıdır. Bu hükümlerdeki (dâva)kavramının, Yargılama Usulü Kanunlarındaki kurallar dairesinde mahkemelerdeaçılan ve yine o kurallara göre görülmesine başlanmış olan (dâva) nınkastedildiği kuşkusuzdur. Mahkemelerce verilen hükümlerin kesinleşmesinden veböylece dâva münasebeti hukuken sona erdikten sonra C.M.U.K. nun 402. maddesinegöre yapılan başvurmaların ve cezanın infazı sırasında meydana gelen heruyuşmazlığın bu nitelikte bir (dâva) olarak kabulü dava tekniğine ve hukukkurallarına uygun düşmemektedir.
Yukarıdayazılı nedenle, (Mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir dava bulunduğu)yolundaki görüşe katılmıyorum.
Üye
Abdullah Üner
KARŞIOYYAZISI
Anayasa'nın151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri ilk fıkraları ile itiraz yoluna, ancak"bir davaya bakmakta olan" mahkemenin başvurabileceği buyruğunun,itiraz edilen kuralın "O dava sebebiyle" uygulanacak olmasını öngörenöteki hükümle birlikte incelenmesinden çıkan sonuç;
İtirazcımahkemenin elindeki davanın "bakılabilecek nitelikte" bulunmasıdır.
Olayda,1803 sayılı Kanunun yargı yolu ile kesinleştirilmiş bir uygulaması, yeniden elealınmak istenmektedir. Bu ise olanaksızdır.
Açıklanandurumda itirazcı mahkeme elinde, bakılabilecek bir dava olmadığı için,itirazın, sonraki inceleme yapılmadan reddi gerekirdi.
Üye
Nihat O. Akçakayaoğlu