ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1975/198
Karar Sayısı:1976/18
Karar Günü:18/3/1976
Resmi Gazete tarih/sayı:15.7.1976/15647
İtirazyoluna başvuran : Eskişehir İş Mahkemesi,
İtirazınkonusu : 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birincifıkrasında yer alan "....... ve ileride yapılması gerekli bulunan hertürlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlamışa bu gelirlerin 22. maddede sözügeçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverendenalınır." yolundaki hükmü kendiliğinden Anayasa'nın 8., 10., 11. ve 12.maddelerine aykırı bulan mahkeme. Anayasanın 1488 sayılı Yasa ile değişik 151.maddesine dayanarak bu konuda bir karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesinebaşvurmuştur.
I-OLAY:
EskişehirBelediyesi, 7/6/1969 gününde Bahçelievler Mahallesi Ataç Sokak civarındabulunan bir fosseptik çukurunun temizlenmesi için üç işçisini görevlendirmiş vebu işçilerden biri çukurdaki zehirli gazlarla zehirlenerek ölmüştür.
SosyalSigortalar Kurumu, ölümle sonuçlanan bu iş kazası nedeniyle ölen işçininmirasçılarına gelir bağlamış ve bunun sermaye değeri ile aynı iş kazasındayaralanan diğer bir işçi için yaptığı masrafın toplamı olan 29.048,48 liranınişverenden tahsili için 7/9/1970 günlü dilekçe ile dava açmıştır. İş Mahkemesibu dava sonucunda istenen paranın işverenden tahsiline 8/12/1970 gününde ve1970/370-565 sayı ile karar vermiş ve bu karar 16/1/1971 günündekesinleşmiştir.
SosyalSigortalar Kurumu, 25/8/1971 günlü, 1474 ve 7/3/1973 günlü, 1698 sayılı Yasahükümlerinin uygulanması sonucu 7/6/1969 günündeki iş kazasında ölen sigortalıişçinin hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin değerinde 18.655,57 liralık birartış husule geldiğim belirterek ölen sigortalının hak sahiplerine ödenengeliri artıran kanunların uygulanması suretiyle doğan bu zararın yüzde yetmişiolan 13.058,85 liranın gelir bağlama tarihinden itibaren faiz yargılama giderive avukatlık ücretiyle birlikte işverenden tahsilini 9/7/1975 günlü dilekçe ileaçtığı davada istemiştir. Esasın 1975/214 sırasına kaydı yapılan bu davadaMahkeme,
506sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrasında yer alan....... ve ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile,gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede sözü geçen tarifeye göre hesapedilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır." Yolundaki hükmükendiliğinden Anayasa'ya aykırı bulmuş ve iptali için Anayasa Mahkemesinebaşvurulmasına, duruşma gününün sonradan saptanmasına karar vermiştir.
III.YASA METİNLERİ :
l-Mahkemenin itiraza dayanak yaptığı Anayasa kuralları:
"Madde8- Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.
Anayasahükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarım ve kişileribağlayan temel hukuk kurallarıdır."
"Madde10- Fıkra 2-
Devlet,kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukukdevleti ilkeleriyle bağdaşamıyacak surette sınırlayan siyasi, iktisadi vesosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesiiçin gerekli şartları hazırlar."
"Değişikmadde 11- Fıkra 2-
Kanun,temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz."
"Madde12- Fıkra- 2-
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
2-İtiraz konusu Kanun metni :
İtirazakonu edilen kısmı da ihtiva eden 17/7/1964 günlü, 506 sayılı Sosyal SigortalarKanununun 26. maddesinin birinci fıkrası hükmü Beşinci Tertip Düstur, Cilt 3,ikinci Kitap, sayfa 2837 deki metne göre şöyledir:
"Madde26- Fıkra 1-
İşkazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını korumave iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suçsayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibikimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerintutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede sözü geçen tarifeye görehesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır."
3-Konu ile ilgili Yasa hükümleri :
a)25/8/1971 günlü, 1474 sayılı Yasa hükmü, Beşinci Tertip Düstur, Cilt 10,- Sayfa3101 deki metne göre şöyledir:
"Maddel- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 1186 sayılı Kanunla değişik 78 ncimaddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde78- Bu kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esastutulan günlük kazançların alt sınırı 18 lira, üst sınırı 165 liradır. Günlükkazançları yukarıda belirtilen asgari hadden daha az olanlarla, ücretsizçalışan sigortalıların kazançları alt sınır üzerinden, günlük kazançları 165liranın üstünde olanların kazançları da 165 lira olarak hesaplanır.
Sigortalınınkazancı alt sınırın altında ise, bu kazanç ile alt sınır arasındaki farka aitsigorta primlerinin tümünü işveren öder.
Aynızamanda l den fazla işyerinin işinde çalışan sigortalıların ücretlerindenkesilen primler yukarıda yazılı üst sınır üzerinden hesaplanacak miktarı aşarsafark, sigortalının müracaatı üzerine hissesi oranında kendisine ödenir.
Bukanun yürürlüğe girdiği tarihten önce bağlanmış ve bağlanmasına hak kazanmışolan maluliyet ve ihtiyarlık aylıkları ile ölen sigortalıların hak sahibikimselerine bağlanan aylıklar ve işkazası veya meslek hastalığı dolayısiylebağlanan aylıklara esas tutulan günlük kazançların alt sınırı, bu Kanunun yayımtarihini takibeden dönem başından itibaren 18 liraya çıkarılarak ödeme buesaslara göre yapılır.
Madde2- Bu kanun hükümleri yayımı tarihini takibeden Kurumun ödeme dönemi başındanitibaren yürürlüğe girer.
Madde3- Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür."
b)7/3/1973 günlü, 1698 sayılı Yasa Hükmü, Beşinci Tertip Düstur, cilt 12. ikincikitap, sayfa 1887 deki metne göre şöyledir :
"Maddel- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 73 üncü maddesinin (D) bendi aşağıdayazılı olduğu şekilde değiştirilmiştir:
D)Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, sigortalının kazancının % 13üdür. Bunun % 6 sı sigortalı hissesi, % 7 si de işveren hissesidir.
Ancak,maden işyerlerinin yeraltı işlerinde çalışanlar için malûllük, yaşlılık ve ölümsigortalan primi, sigortalının kazancının % 16 sıdır. Bunun % 7 si sigortalıhissesi, % 9 u da işveren hissesidir.
Madde2- 506 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
Geçicimadde l- Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte iş kazasiyle meslek hastalıklarısigortasından gelir almakta olanlarla gelir bağlanmasına hak kazanmış oluphenüz işlemi tamamlanmamış bulunanların gelirleri, 1/4/1973 tarihinden başlamaküzere, işkazasının vukubulduğu veya meslek hastalığının anlaşıldığı yıllaragöre, aşağıda yazılı katsayılarla çarpılmak suretiyle arttırılır;
1968veya daha eski yıllar 1,40
19671,30
19701,20
19711,10
Ancakyukarıdaki fıkra hükmünün 18 liradan daha az günlük kazançlara göre bağlanmışolup 25/8/1971 tarih, 1474 sayılı Kanunla bu sınıra yükselmiş olan gelirlere uygulanmasında,bu yükseltmeler nazara alınmaz.
Artırılangelir tutarı, 78 nci maddede öngörülen günlük kazancın alt sınırına görehesaplanacak gelir tutarından az ve üst sınıra göre hesaplanacak gelirtutarından fazla olamaz.
Yukarıdakifıkralar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra bağlanacak gelirler içinde uygulanır.
Geçicimadde 2- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, malûllük, yaşlılık veya ölümaylığı almakta olanlarla bu aylıklara hak kazanmış olup henüz işlemitamamlanmamış bulunanların aylıkları, 1/4/1973 tarihinden başlamak üzere,aylığın hesabına esas olan ortalama yıllık kazancın tayininde nazara alınan sontakvim yıllarına göre, aşağıda yazılı katsayılarla çarpılmak suretiyleartırılır :
1968veya daha eski yıllar 1,40
19691,30
19701,20
19711,10
Ancakmalûllük veya yaşlılık aylıklarıyla ölen sigortalıların hak sahibi kimselerinebağlanan aylıklara esas olan aylığın yıllık tutarı 6480 liradan az olup25/8/1971 tarih ve 1474 sayılı Kanunla bu hadde yükselmiş olan aylıklarınartırılmasında, yukarıda yazılı katsayılar, aylığın bu hadde yükselmesindenönceki tutarlarına uygulanır.
Yukarıdakifıkralar, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra bağlanacak aylıklar için deuygulanır.
506sayılı Kanunun 1186 sayılı Kanunla değiştirilen 96 ncı maddesi hükmü saklıdır.
Geçicimadde 3- 991 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalar Kanununa devredilen AskeriFabrikalar Tekaüt ve Muavenet Sandığı ile Devlet Demiryolları ve Limanlarıİşletmesi Genel Müdürlüğü işçileri Emekli Sandığı mevzuatına göre bağlanmış işkazası, emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylığı almaktaolanlarla bu aylıklara hak kazanmış olup henüz işlemleri tamamlanmamışbulunanların bu aylıkları, 1/4/1973 tarihinden başlamak üzere geçici l veyageçici 2 nci maddelerde belirtilen katsayılarla çarpılmak suretiyle ve bumaddelerde belirtilen esaslara göre artırılır.
Geçicimadde 4- Geçici l nci ve 2 nci maddeler gereğince yapılacak aylık ve gelirartırmaları, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en çok 9 ay içindetamamlanır.
SosyalSigortalar Kurumunun bu işler için görevlendirilecek personeline, yukarıdayazılı süre içinde, ayda 80 saati geçmemek üzere fazla çalışma yaptırılabilir,ödenecek fazla çalışma ücreti. Bütçe Kanunundaki sınırlan aşmamak üzere,Kurumun Müdürler Kurulunca tesbit edilir.
Madde3- Bu Kanun yayımı tarihini takibeden aybaşından itibaren yürürlüğe girer.
Madde4- Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür."
IV.İLK İNCELEME :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 9/12/1975 gününde Kani Vrana, ŞevketMüftügil, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner,Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel,Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nunkatılmalarıyla yapılan ilk İnceleme toplantısında, dosyanın eksiğibulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V.ESASIN İNCELENMESİ :
İşinesasına ilişkin rapor ve ek rapor, iptali istenilen kanun kuralı, Anayasa'yaaykırılık iddiasına dayanak gösterilen Anayasa ilkeleri; bunlarla ilgiligerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan Öteki metinlerokunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü ;
İtirazyoluna başvuran Mahkeme, yukarıda da açıklandığı gibi 506 sayılı SosyalSigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrasının bütününün değil, birbölüğünün yani "ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerintutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede sözü geçen tarifeye görehesap edilecek sermaye değerleri toplamı İşverenden alınır." yolundaki hükmününAnayasa'ya aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini öne sürmektedir. O haldeiptali istenilen hükmün yer aldığı fıkranın bütününün içeriği ortayakonulmalıdır ki, Anayasa'ya uygunluk denetimi açısından bu kuralın bir bölüğünüoluşturan hükmün niteliği, anlamı ve kapsamı doğru bir biçimde saptanabilsin.
A)Başka bir işte 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birincifıkrası hükmünün bütünü ile Anayasa'ya aykırılığı öne sürülmüş ve AnayasaMahkemesi 23/5/1972 günlü, 1972/2-28 sayılı Kararla sözü edilen fıkranınAnayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. (AnayasaMahkemesi Kararlar Dergisi, sayı 10, sayfa 406-414). Bu Kararda açıklananlarınyinelenmesine gerek görülmemekle birlikte konunun belirginleşmesi amaciyle kimiyönlerin belirtilmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın42. maddesiyle, Devlete, çalınanların insanca yaşaması ve çalışma hayatınınkararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, ekonomik ve parasal tedbirlerleçalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek; işsizliği önleyici tedbirlerialmak görevi yükletilmiştir. Diğer yandan Anayasa'nın 48. maddesi "Herkes,sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için Sosyal Sigortalar veSosyal Yardım Teşkilâtı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir."buyruğunu getirmiştir. Sosyal Sigortalar Kurumunun, hem Anayasa'nın 48.maddesinin bütün yurttaşlar yararına Devlete yüklediği toplumsal güvenlikhakkını sağlama ödevini yurttaşlardan bir bölüğü bakımından yerine getirmek,hem de Anayasa'nın 42. maddesinin ikinci fıkrasındaki kural ile Devlete,çalışanlar yararına yüklenen ödevlerin bir bölümünü gerçekleştirmek üzerekurulmuş bir örgüt olduğunda kuşku yoktur.
Şuyönü de açıklamak gerekir ki, hukuk devletinde korunması gereken en büyükdeğerin insanın cam ve sağlığı olduğu açıktır ve bu konuda görüş birliğivardır. Nitekim Anayasa'nın 10., 14. ve 49. maddelerindeki kurallara desteklikeden temel ilke dahi bu düşünceye dayanmaktadır. Hukuk kurallarının konulusundave yorumlanmasında, insan canı ve sağlığının en yüksek ve en önemli değerolduğu yolundaki bu temci ilkenin sürekli olarak gözönünde tutulmasızorunludur, öte yandan Anayasa'nın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti,sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlülerikarşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve böylece toplumsaldengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir. Çağdaş uygar görüşe ve Anayasa'nıntemel yapı ve felsefesine göre gerçek hukuk devleti, ancak toplumsal devletanlayışı içinde ise bir anlam ve değer kazanır ve hukuk devletinin amaçedindiği kişiliğin korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletinsağlanması yolu ile gerçekleştirilebilir.
B)506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrası işvereninsorumluluğunu düzenlemekte ve bu sorumluluğu bazı koşullara bağlamaktadır. Bufıkra hükmü gereğince, Sosyal Sigortalar Kurumunun zarar sorumlusu işverenden,hak sahiplerine bağladığı, gelirin sermaye değerini isteyebilmesi için, zararınişverenin kastı yüzünden yada işçi sağlığı ve işgüvenliği kurallarına uymamışveya bir suç işlemiş olması sonucunda doğması koşul olarak aranmaktadır,işveren, maddenin öngördüğü bu tür davranışlardan kaçınmak suretiyle sigortacabağlanacak gelirin sermaye değerini ödemekten kendisini kurtarabilir. Çünküsözü edilen hükümlü kendisine iradesi dışında ortaya çıkan bir zararınsorumluluğu yükletilmekte değildir.
Sorumluluğunsözü edilen fıkradaki koşulları böylece belirttikten sonra bu sorumluluğunkapsamı ve sınırlarının belli edilmesi gerekmektedir.
1-Sözü edilen fıkra hükmü, sorumluluğun kapsamını şu biçimde çizmiştir."Kurumca sigortalıya veya haksahibi kimselerine yapılan ve ilerideyapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile gelir bağlanırsa bugelirin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleritoplamı işverenden alınır." Bu kural incelendiğinde iki husus gözeçarpmaktadır. Bunlardan birincisi, iş kazası neticesinde kesin, değişmeyen,fiili ve hukuki bir sonucun ortaya çıkması halidir. Fıkra hükmünün öngördüğükoşullar içinde oluşan bir iş kazasında sigortalı bir işçinin hayatınıkaybetmiş olması bu hale örnek olarak gösterilebilir. Burada değişmeyen birdurum oluşmuş, işverenin sorumluluğu ve bunun sınırları kesin bir biçimdeortaya çıkmıştır. Bu durumda yargı organının görevi, ölen işçinin hak sahiplerineKurumca bağlanan gelirin, varsa kusur oranlarını ve Kanunun 22. maddesindebelli edilen sermaye değerini saptayarak işverenden tahsiline karar vermektenibaret kalmaktadır. Bu işlem sonucunda işverenin olayla ilgisi kesilmekte vesorumlu tutulduğu yüküm böylece yerine getirilmiş olmaktadır. Kanuna uymayaneyleminin sonucu hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun neticesi olarak dabağlanan gelirin sermaye değerini Kuruma ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisikesilen işverenin, sosyal hukuk devletinin gereğince olmak üzere çıkarılacakyasa hükümleriyle, Kurumca bağlanmış eski gelirlerdeki artışlardan ve buartışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutulmasını hukukla bağdaştırmaolanağı yoktur. Kaldı ki, işvereni bu durumda da sorumlu tutmak, Devleteyükletilmiş kimi ödevlerin işverenlere devredilmesi gibi bir sonuç ortaya koyarki, Anayasa'nın böyle bir neticeyi öngördüğü de öne sürülemez.
İkincihalde ise, böyle kesin bir durum söz konusu değildir. Gerçi bir iş kazası olmuşve örneğin kazaya uğrayan işçiye sürekli iş göremezlik geliri bağlanmıştır.Kanunun 25. maddesinde belirtildiği üzere sigortalı işçi her zaman işgöremezlik derecesinde bir artma olduğunu ya da başka birinin sürekli bakımınamuhtaç duruma girdiğini öne sürerek bağlanan gelirde değişiklik yapılmasınıisteyebilecek ve Kurum da sigortalıyı her zaman kontrol muayenesine tâbitutabilecektir. Bu gibi hallerde bir iş kazası sonucu sigortalı işçiye bağlanangelir bir kesinlik taşımamakta, artırılması, eksiltilmesi veya kesilmesi gerekenbir nitelik göstermektedir.
Bunedenlerle 26. maddenin birinci fıkrasındaki "ve ileride yapılması gereklibulunan" deyiminden, neden - sonuç ilişkisi süregelen ve işverenle kesinhesaplaşması yapılmamış olan haller anlaşılmak gerekir. Sözü edilen bu kuralın,neden - sonuç bağı kesin olarak kalkmış ve tasfiyesi yapılmış durumlarıamaçlamadığı ise açıkça ortadadır.
C)Yeri gelmişken şu yön de açıklanmalıdır ki, Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa'yauygunluk denetimi görevini yaparken bir Kanun hükmünün yüksek mahkemelerceuygulanmasında benimsenen görüşlerle bağlı olduğunu gösteren bir hüküm,Anayasa'da ve Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki44 sayılı Kanunda yer almış değildir. Yüksek mahkeme içtihatlarının değişmezolmadığı; zaman zaman içtihad değişikliklerinin ortaya çıktığı; yüksek mahkemedaireleri ile genel kurul kararlarının aynı kuruluş içindeki daireleri dahibağlayıcı bulunmadığı, gözönünde tutulunca, bunların Anayasa Mahkemesi'nibağlayacağını savunabilmek için haklı bir hukuki neden de gösterilemez. Bu yön,Anayasa Mahkemesi'nin 18/11/1969 günlü, 1969/30-65 sayılı Kararında"Anayasa Mahkemesi, gerek iptal davası gerekse itiraz yolu ile Anayasa'yaaykırılığı öne sürülen bir kanun hükmünün anlamını, kendi hukuk görüş ve anlayışıaçısından incelemeli ve o hükmün bu anlam içinde Anayasa'ya uygunluğudenetlenmelidir" (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, sayı 8, sayfa 146)yolunda açıklanmıştır.
Kaldıki, Anayasa Mahkemesi, 23/5/1972 günlü, 1972/2-28 sayılı Kararında"gelirin sermaye değeri, mahkemenin düşündüğünün tersine, SosyalSigortalar Kurumunun zenginleşmesi sonucunu her zaman doğurmaz. Çünkü, bir çokolaylarda kendisine gelir bağlanan kişinin söz konusu gelirin değerininhesaplanması sırasında kabul edilenlerden daha uzun yaşaması ya da bağlanangelirde yasa ile yapılan değişiklikler dolayısiyle büyük artmalar olması gibidurumla, Sosyal Sigortalar Kurumunun aldığı primleri ve sermaye değeribiçimindeki tazminatı çok aşan ödemeler yapmak zorunda bırakabilir"denilmek suretiyle, bağlanan gelirlerde kanunlarla sonradan yapılanartırmalardan işverenin sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir.
Özetlemekgerekirse, iş kazası sonucunda ölen bir işçinin hak sahiplerine kesin olarakbağlanan gelirde, ekonomik ve sosyal bazı nedenlere dayanılarak sosyal hukukdevletinin gereklerinden olan sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamakmaksadı ile yasa ile sonradan artırma yapılmasının, 26. maddenin birincifıkrasında "ve ileride yapılması gerekli bulunan" biçiminde yer alankuralın kapsamı dışında kaldığı ve bu niteliğiyle itiraz konusu hükmünAnayasa'ya uygun bulunduğu sonucuna varıldığından itiraz reddedilmelidir.
KaniVrana, Halit Zarbun, Hasan Gürsel ve Nihat O. Akçakalıoğlu bu sonuca başkagerekçelerle katılmışlar; Ziya Önel dava konusu hükmün tümünün; Muhittin Gürünise sadece sözü geçen hüküm içinde yer alan "ileride yapılması gereklibulunan" bölümünün iptaline karar verilmesi gerektiği görüşündebulunmuşlardır.
SONUÇ:1/3/1965 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın 26. maddesinin birincifıkrasında yer alan ....... ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlügiderlerin tutan ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede sözü geçentarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır."yolundaki hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına, itirazın reddine Kani Vrana,Halit Zarbun, Hasan Gürsel ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun değişikgerekçeleriyle; Ziya Önel'in dava konusu hükmün tümünün; Muhittin Gürün'ün isesadece sözü geçen hüküm içinde yer alan "....... ileride yapılması gereklibulunan" deyiminin iptaline karar verilmesi yolundaki karşıoylariyle veoyçokluğu ile, 18/3/1976 gününde karar verildi.
Başkan
Kâni Vrana
Başkanvekili
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Fahrettin Uluç
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
DEĞİŞİKGEREKÇE YAZISI
506sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrasındaki kuralınAnayasa'ya aykırılığını ileri süren Eskişehir İş Mahkemesinin bu itirazınınreddine ilişkin Anayasa Mahkemesinin 18/3/1976 günlü, E. 1975/198, K. 1976/18sayılı kararı gerekçesinde katılmama nedenlerimiz ile değişik gerekçemizaşağıdadır:
506sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrası hükmüşöyledir :
"İşkazasıveya meslek hastalığı, işverenin kasdı veya işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılırbir eylemi sonucunda olmuşsa, kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerineyapılan ve ilerde yapılması gerekli bulunan hertürlü giderlerin tutarı ile,gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede sözü geçen tarifeye göre hesapedilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır."
Kanunkuralı gayet açık olarak, fıkrada yazılı koşullar gerçekleştiğinde iş yerindehayatını yitiren işçinin haksahibi kimselerine veya kendisi devamlı çalışamazduruma girmişse kendisine Sosyal Sigortalar Kurumunun yaptığı hertürlügiderleri ve ileride yapacağı ödemeleri ve ölüm ve maluliyet aylıklarıtutarlarını kurumun işverenden alacağını hükme bağlamış bulunmaktadır.
İşvereninkasdi hareketi veya suç sayılan sair bir eylemi veya işçinin sağlığını korumave iş güvenliğini sağlama hususundaki mevzuat hükümlerini çiğnemiş olması ileişçinin ölümüne veya devamlı çalışamaz, artık hayatını kazanamaz hale düşmesinedoğrudan doğruya neden olmuş bulunduğu cihetle, gerek işçinin ve gerekgeçindirmekle mükellef bulunduğu çoluk çocuğunun, Ödenecek ölüm veya maluliyetyardımları ile onları geçindirecek olan Sosyal Sigortalar Kurumunun 506 sayılıKanun gereğince onlara yaptığı ve yapacağı bütün bu ödemeleri buna sebebiyetveren kişiden alması, Borçlar Hukukunun "gerek kasden, gerek ihmal veteseyyüp, yahut tedbirsizlik ile haksız surette diğer kimseye bir zarar ikaeden şahıs o zararın tazminine mecburdur." biçimindeki ana kuralına uygundüşmektedir.
Zararın,meydana geldiği tarihteki değerinden fazla olarak ileriye yönelik ve devamlıartabilecek bir ödemenin haksızlığı ve adaletsizliği ileri sürebilirse de; 506sayılı Kanunun 26. maddesinde bahis konusu olan "zarar" ölen veyasürekli çalışamaz duruma düşen işçinin kendisini ve ailesi fertlerinigeçindirmekte olduğu işgücüdür. Bu gücünün olay tarihindeki değeri kadar,yasama ve geçinme koşullarının gittikçe değiştiği ve ağırlaştığı ileritarihlerde o koşullara göre sağlayacağı olanakların da dikkate alınmasıgereklidir. Örnek olarak, olay tarihinde işçi 150 lira gündelikle geçinmekteise, artan geçinme koşulları karşısında 2 yıl sonra bu gündelikle geçinemiyecekve toplu sözleşme ile gündeliği artırılacaktır. Olay ile işçi çalışamaz halegelince Sosyal Sigortalar Kurumu yapmakta olduğu belli ölüm veya maluliyetyardımını kanuni bir zorunlulukla artırma durumunda kalırsa aradaki farkıdaölüm veya maluliyete neden olan işverenden alması gerekecektir. Ve 26. maddeninbirinci fıkrası hükmü bu ereği sağlamak için konmuştur.
AnayasaMahkemesinin yukarıda gün ve sayısı yazılı red kararında 26. maddenin birincifıkrası kuralının yalnız iş görmezlik derecesinin artması koşuluna bağlanarakred gerekçesinin bu doğrultuda yazılması, madde kuralının açıklığına rağmen bukuralı gereksiz bir yorumla Sosyal Sigortalar Kurumunun ve dolayısiyleçalışanların zararına yeni bir durum yaratılmıştır. Halbuki Zonguldak 3. İşMahkemesinin, 26. maddenin birinci fıkrası ile ilgili itirazı üzerine AnayasaMahkemesince aynı konuda oybirliğiyle verilmiş 23/5/1972 günlü, E. 1972/2. K.1972/28 sayılı red kararı gerekçesinde ise böyle bir yoruma ve daraltmayagidilmeyerek 26. madde kuralı Anayasanın çalışma hakkı ve ödevlerinden sözeden42. ve Sosyal güvenlikten söz eden 48. maddelerine uygun bulunmuştur. 1972/2Esas, 1972/28 Karar sayılı bu ilk karar gerekçesi Anayasanın Sosyal Devlet veSosyal Adalet ilkelerine ve Kanun Koyucunun ereğine daha uygun bulduğundan E.1975/198, K. 1976/18 sayılı karar gerekçesine katılmıyoruz.
Başkan
Kâni Vrana
Üye
Halit Zarbun
Üye
Hasan Gürsel
KARŞIOYYAZISI
İşvereninde kusurlu olduğu bir iş kazası sonunda ölen işçinin hak sahiplerine SigortaKurumunca o günkü kanun hükümlerine göre ödenen tüm giderlerin işverendenalınması yolundaki dava, mahkemece bütünüyle kabul edilmiş ve hükümkesinleşmiştir. Kurum, sonradan çıkan 1474 ve 1698 sayılı kanunlarla gelirlerinartırıldığından ve 506 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin l nci fıkrasında yeralan "ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile,gelir bağlanırsa gelirlerin 22. maddede yazılı tarifeye göre hesap edileceksermaye değerleri toplamı işverenden alınır." hükmünden yararlanmaksuretiyle, yeniden bir dava açmıştır. Mahkeme, gerekçeleri kararda özetlendiğişekilde, sonradan çıkacak kanunların geçmiş olaylara uygulanmasının Anayasa'yaaykırı düşeceği görüşü ile, davaya dayanak söz konusu hükmün iptaliniistemiştir.
Çoğunluk,ne Anayasa'da ve ne de 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve yargılamausulleri hakkındaki kanunda, Anayasa Mahkemesinin denetim görevi yaparken birkanun hükmünün yüksek mahkemelerce uygulanmasında benimsenen görüşlerle bağlıolduğunu gösteren bir hükmün yer almadığı, yüksek mahkeme içtihatlarınındeğişmez olmadığı Yüksek Mahkeme daireleri ile, genel kurul kararlarının aynıkuruluş içindeki daireleri dahi bağlayıcı bulunmadığı gözönünde tutuluncaAnayasa Mahkemesini bağlayacağını savunabilmek için haklı hukuki bir nedengösteremeyeceğini, bu yönün Anayasa Mahkemesinin 969/30-65 sayılı kararında"Anayasa Mahkemesi, gerek iptal davası gerekse itiraz davası yoluyla Anayasayaaykırılığı ileri sürülen bir kanun hükmünün anlamını, kendi hukuki görüş veanlayışı açısından incelemeli ve o hükmün bu anlam içinde uygunluğudenetlenmelidir." şeklinde belirtildiğini saptadıktan sonra :
İşkazası neticesinde, değişmeyen kesin fiili ve hukuki bir sonucun ortaya çıkmasıhalinde, işverenin sorumluluğu ve bunun sınırları kesin bir biçimde ortayaçıkmıştır. Bu durumda yargı organının görevi ölen işçinin hak sahiplerineKurumca bağlanan gelirlerin, varsa kusur oranlarını ve kanunun 22. maddesindebelli edilen sermaye değerini saptayarak işverenden tahsiline karar vermektenibarettir. Bu işlem sonucunda işverenin olayla ilgisi kesilmekle ve sorumlututulduğu yüküm böylece yerine getirilmiş bulunmaktadır. Kanuna uymayan eyleminsonucu, hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun neticesi olarak da bağlanangelirin sermaye değerini kuruma ödeyen ve böylece ilgisi ve ilişkisi kesilenişverenin sosyal hukuk devletinin gereğinden olmak üzere çıkarılacak hükümleriile, kurumca bağlanmış eski gelirlerdeki artışlardan ve bu artışların peşinsermaye değerinden sorumlu tutmak, devlete yükletilmiş kimi ödevlerinişverenlere devredilmesi gibi bir sonuç ortaya koyar ki, Anayasa'nın böyle birneticeyi öngördüğü de öne sürülemez. Bu nedenlerle iptali istenen hükmün,olayda uygulama yeri bulunmadığı gerekçesiyle, istemin reddine karar vermiştir.
Kanımızcaçözüm, yorum yetkisinin saptanması sorunu altında yatmaktadır. Bu bakımdanyorum konusunda, iptali istenen kanun hükmünün yoruma ihtiyaç hissettirmeyenaçık ve seçiklikte olduğunu belirtmekle yetiniyor, başkaca bir açıklamayıgerekli görmüyorum. Ne var ki soruna çözüm getirmediği ve çözümün yorumyetkisinin saptanmasını gerektirdiği kanısı ile, yukarıda söz konusu edilenkararın karşıoy yazısına göndermede bulunmakla kalmayarak, aşağıda yazılıdüşüncelerimin açıklanmasında yarar görüyorum.
Mahkeme,yorum yoluna gitmeden ve doğrudan, iptali istenen hükmün olaya uygulanırnitelikte olduğu kanısındadır. Mahkememiz çoğunluğu ise, yorum yolu ile, hükmünolaya uygulanamayacağı görüşünde bulunmuştur. Mahkemeler önceleri benzeridavaları kabul ederken, o zamanın denetim mercii yüksek Yargıtay 9 uncu hukukdairesi, "sonradan çıkan kanunların geçmişe uygulanmayacağı"gerekçesi ile bu hükümleri bozmuş ve uygulamalar bu bozma doğrultusunda yöndeğiştirerek, açılan davalar reddedilmiştir. Sonradan yapılan iş bölümü iledenetim görevi 10 uncu daireye verilmiş ve bu daire ise, "kanunun hiçbirayırım gözetmeyen açık hükmüne ve esasen ayrıcalık getirmenin haklı bir nedenide bulunmadığına ..." gerekçesi ile redde ilişkin kararları bozmuş vebozmaya mahkemeler uymuş ve uygulamalar böylece sürdürülmüştür. Bu durumdabüyük bir olasılıkla iptal isteği reddolunan mahkeme açıkladığı kanaatiistikametinde işvereni mahkûm edecek ve bu şekilde yol gösteren ve görüşünüortaya koyan özel daire de hükmü onayacaktır. Hal böyle olunca, dolaylıolarakta olsa, yorum gerekçesinde açıkça kabul edildiği gibi hükmün, mahkemeninanladığı anlamda Anayasa'ya aykırılığı belirtilmiş iken, benzeri olaylarda da uygulanmasısürüp gidecek ve faturaları karşılıklarının işverenlerce ödenmesine devamedilecektir. Ortaya çıkan bu sonucun küçümsenmiyecek ölçüde büyük birhuzursuzluk ve ıstırap kaynağı olacağında kuşku yoktur.
Anayasamahkemesinin görevi, Anayasa'yı korumak, geçerlik ve işlerliğini sağlamaktır.Sorun, toplumun huzur ve sükununu sağlayan sosyal hukuk devletinin korunması,Anayasa'ya aykırı uygulamaların önlenmesi sorunudur. Oysa bu karar ne yukarıdadeğinildiği gibi Anayasaya aykırı uygulama olasılığını ve Anayasa'nınişlerliğini sağlayamamış soruna çözüm bulamıyarak amacına ulaşamamış ve oaçıdan bakılınca adeta havada kalmış bir karar hüviyetine bürünmüştür.
Gerçektençoğunluk, kendi hukuki görüşüne göre yorumunu yaparak bu anlam içinde Anayasayauygunluk denetimi yapmış mahkemenin anlayışına göre Anayasa'ya aykırı gördüğühükmü kendi yorumuna göre ve olayda uygulanamıyacağı nedeniyle iptaletmemiştir. Anayasa Mahkemesi yorumu Anayasa hükümleri gereği mahkemeleribağlar olmadığı için Anayasa'ya aykırı uygulamayı önliyememiş çözüm yolugösterilmemiş ve kabul edilmemiştir. Böyle olunca, Anayasa'nın geçerliliği veişlerliği görevi yerine getirilmemiş olmaktadır. Deyelim ki konu hukuk veiçtihatları birleştirme genel kurallarında görüşüldü ve mahkeme görüşübenimsedi, kanun koyucu çoğunluğu da bu uygulamadan yanadır. Bu hazin o denliaçıklı durum ne olacaktır. Yüksek mahkemelerde, Anayasa Mahkemesi de kendihukuki görüşlerine göre yorum yaparlar deyip bırakmanın sorunu çözmediği veçıkar yol olmadığı anlaşıldığına göre konuyu enine boyuna düşünmek ve kesinsonuca varmak gerek.
Kanımcaaynı konuda biri diğerini bağlamıyan ters ve çelişik görüşlerde çözüm yolugöstermeyen bir çok başlı ve hepsi kendi başına buyruk hukuki bir müessesedüşünülemez. Böyle bir görüşün savunulması ve benimsenmesi kolay değildir.Böyle bir görüşün akıl ve mantıkla olduğu kadar, hukuk kuralları ile debağdaşır yönü yoktur. Çoğunluk, ne Anayasa'da ve ne de kuruluş ve işleyişkanunumuzda yüksek mahkemelerin yorumu ile Anayasa Mahkemesinin bağlılığınıgösteren bir hüküm bulunmadığım öne sürmektedir. Sanırım ki daha çok doğrudanveya dolaylı bir şekilde bu yetkinin kullanılmasını sağlıyacak bir hükümbulunmak lâzımdır. Uygulayıcılar için açık hükümler bir yana uygulamanınicaplarından olarak yetkinin, uygulamanın tabiatında mevcut olduğunu kabuletmek icap eder. Aynı konuda değişik kuruluşların yetkili kılınışını da buradaolduğu gibi daha bir çok emsallerinde de sakıncalı sonuçlar vereceği anlaşılmışve yetki belli bir kuruluşta toplanmıştır. Yorum değişikliklerini ortayakoyarken mahkememizi düşünmemek olanaksızdır. Değişmezliğin sakıncalarımünakaşasız kabul edilmekte, yürüyen zaman ve değişen koşullar içindeyorumların değişeceği de cümlece kabul edilmektedir. Genel Kurul kararlarınınbağlayıcı olmamasına gelince, onun ayrı bir prosedürü vardır. Gerektiğindeiçtihatları birleştirme yolu ile bağlayıcılık sağlanmaktadır. Bu durumda ilerisürülen gerekçeler tutarı, inandırıcı ve doyurucu gözükmemektedir. Diğertaraftan uygulama alanlarına giren kanun hükümlerini ve hükmün bu kanunlarıntümü veya ilgili maddeleri ile bağlantısını Anayasa Mahkemesinden daha iyikurabilecekleri ve böylece daha isabetli bir yorumda bulunabilecekleridüşünülebilir. Mahkememizin Yüksek mahkemelerin yorum görüşlerini saptamalarıolanağı da vardır.
Bütünbunlar ve özellikle Anayasa Mahkemesinin yoruma ilişkin kararlarınınmahkemeleri bağlamayışı ve Anayasa'nın işlerliğini sağlama sorumluluğugözönünde tutulursa, yetkinin mahkemelerde olduğunu kabul gerekir.
Sonuç:
Yukarıdaaçıklanan nedenlerle, mahkemenin yorumunun doğru oluşu bir yana, yorumyetkisinin mahkemelere ait olduğunun bir gerek ve zorunluluk bulunduğukanısıyla, iptal isteğinin kabulü oyundayım.
Üye
Ziya Önel
KARŞIOYYAZISI
506sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesinin birinci fıkrası, İş kazası vemeslek hastalığının, işverenin kasdı veya işçilerin sağlığım koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılırbir eylemi sonucu olmuşsa işvereni, Sosyal Sigortalar Kurumunca yapılan veileride yapılması gerekecek olan bütün giderlerden sorumlu tutmaktadır.
Buhükmü aslında doğal karşılamak gerekir. Çünkü bu maddede sözü edilen kaza vemeslek hastalığı, işverenin, maddede belirtilen işlem ve eylemleri sonucuoluşmuş bulunduğundan, bunun sorumluluğunun Sosyal Sigortalar Kurumunayükletilmesi, Sigorta prensipleriyle bağdaşmadığı gibi işvereni bu gibi eylemve işlemlere özendirir, hiç değilse görevlerini yerine getirmede gerekli dikkatve ihtimamı gösterme çabasından alıkoyar, İlgisizliğe iter.
Ancakbu maddede öngörülmüş bulunan yaptırımın haklı sayılabilmesi için, işvereneyükletilen yükümlülüğün, kaza ve meslek hastalığı ile bağlantılı ve onun sonucubulunması zorunludur. Bu bağlantıyı, işçinin hiçbir sorumluluğu olmaksızın,hastalık ve sakatlıklarda zaman ile meydana gelecek ilerleme ve ihtilatlarsonucu yapılması gerekecek yeni ödemelere kadar uzatmak da doğaldır.
Bunakarşı, sorumluluğu, kaza ve hastalıkla hiçbir bağlantısı olmayıp, sırfDevletin, Sosyal Güvenlik görevini yerine getirme amacı ile alacağı yeni tedbirve düzenlemeler sonucu kabul edilecek yeni kanunlarla aylık ve öteki ödemelerdeyapılacak artışlara kadar uzatmayı ve bu çeşit ödemeleri de işverenin sırtınayüklemeyi, haklılık ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaştırmak da mümkün değildir.
Nitekimyukarıki kararda da bu esas böylece benimsenmekte ve madde hükmünün bu düşüncedoğrultusunda uygulanması gerektiği görüşüne dayanılarak hükmün Anayasa'yauygun olduğu sonucuna varılmaktadır.
Nevarki Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı olmakla beraber, gerekçeleri aynıniteliği taşımadığından, bu kararın da sadece sözügeçen madde hükmününAnayasaya uygunluğu belirtilen sonucu bağlayıcı olup, bu sonuca varılmak içindayanılan ve maddenin ne yolda uygulanması gerektiğine ilişkin olan düşüncelerbağlayıcı değildir, İdare makamları ve öteki yargı organları, Anayasaya uygunbulunmuş olan madde hükmünü, kendi düşünceleri doğrultusunda uygulamaya devamedebilirler.
Böylebir durum ise, kişiyi Anayasa'ya aykırı kanunların uygulanmasından kurtarmakiçin Anayasa'ca öngörülmüş bulunan Anayasa Mahkemesi denetimi amacınaulaşmaktan alıkoyar.
Dosyadakibelgelerden, Sosyal Sigortalar Kurumunca, madde hükmünün, sakatlık ve meslekhastalığının durum ve derecesinde hiçbir değişiklikle olmasa bile, sırf SosyalGüvenlik düzenlemeleri amacı ile kabul edilen yeni kanunlar gereği olmak üzereyapılacak yeni ödemelerden işverenlerin sorumlu tutulması cihetine gidildiği,bunun için işverenler aleyhine davalar açıldığı, Yüksek Yargıtay'ın bu konularabakmakla görevli dairesinin kimi kararlarında da, Mahkememizin yukarıkikararında belirtilen düşüncenin aksine, sonradan çıkacak, kanunlarla kabuledilen yeni hükümler gereği yapılacak yeni ödemelerin de madde kapsamınagirdiği ve bu ödemelerden işverenlerin sorumlu tutulması gerektiği görüşününbenimsenmiş olduğu görülmektedir.
Buradabir Yüksek Mahkeme kararından söz edilmiş olmasını, bu kararda belirtilendüşüncenin Anayasa Mahkemesini bağladığı ve Anayasa denetimi yaparken budüşünceye uyma zorunda bulunduğu yolunda değerlendirmek doğru değildir. Çünküyüksek mahkemeler kararlarının Anayasa Mahkemesini bağlamayacağı, kanunların,Anayasa'ya uygunluk ve aykırılıklarını, kendi görüş ve düşüncesine göresaptayacağı kuşkusuzdur.
Belirtilmekistenilen konu şudur :
Sözügeçen 26. maddenin birinci fıkrasında yer alan (ileride yapılması gereklibulunan) deyimine, uygulamada ve hatta bir yüksek mahkeme tarafından,Anayasa'ya aykırı sonuç verecek bir mana verilmektedir.
Maddeninaçık hükmü, hiçbir ayırım yapmaksızın ileride yapılması gerekli her türlügiderlerin işverenden alınacağını göstermekte olduğundan bu yoldaki uygulamanınve kararların kanuna uymadığı da söylenemez ve bu derece açık bir hükmünkapsamı, yorum yolu ile daraltılamaz. Bu bakımdan Mahkememizin yukarıkikararında yer alan yorum biçimini, maddenin pek açık ve kapsamı geniş olanhükmü ile bağdaştırmak zordur. İdare makamlarının ve yargı organlarının,zorlanmış niteliği ilk bakışta göze çarpan ve pek de kandırıcı olmayan bu yorumdoğrultusunda uygulamaya yön verecekleri şüphelidir.
Şuhalde Anayasa Mahkemesinin yukarıki kararına rağmen, sözü geçen hükmünAnayasaya aykırı sonuç verecek biçimde uygulanmasının sürdürülmesi olasılığıdevam etmektedir. Halbuki Anayasa denetiminden beklenen bu değildir.
Özetlemekgerekirse, maddenin yürürlükteki şekli, Anayasaya aykırı uygulamaya elverişlidir.Bunu yorum yoluna başvurarak Anayasaya uygun biçimde dönüştürmek mümkündeğildir. Bu yüzden, maddedeki bu sonuca neden olan deyim iptal edilmeli,böylece, sakatlık ve hastalıkların durum ve derecelerinde kendiliğinden meydanagelecek değişikliklerle ilgili olmaksızın, sonraki kanun değişikleriyle sırfDevletçe yapılan yeni sosyal güvenlik düzenlemeleri gereği olarak yapılacaködemeleri kapsam dışında bırakacak yeni bir kanun düzenlemesinin yoluaçılmalıdır.
Bunedenlerle 506 sayılı Kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasında yer alan (....ileride yapılması gerekli bulunan) deyiminin iptaline karar verilmelidir.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOYYAZISI
Anlamındaher tür sermayeyi de içeren "işyeri" ve "işveren" ile"işçi", ekonomsal düzeyde yerini almış bir "işletme" yioluşturan ve fakat birbirlerine karşı öz varlıklarım koruyup sürdüren ve bununsağlanmasında sorumluluklar yüklenmiş "birey" lerdir.
Pazariçin hazırlanan "ürün" ve bunun paraya dönüşümü olan"gelir" işletmede toplanır ve üretime katılanlar paylarını"işletme" den alırlar. Diğer deyimle işçiye karşı her yönden sorumluolan "işletme" ve bu sorumluluğu yerine getirmekle yükümlü olan ise"işveren" dir.
Hesabınınkapatılmasından sonra dahi olsa, bir dönem için tanınan yasal haklarım yalnızcaişini sürdürene teslimi, temeldeki "emek" in ve eşitlik ilkesininreddi ve hakkı teslim yükümlülüğünün geçmiş dönem işverenine ait olacağındansöz edilmesi ise "işletme" nin inkârı olur.
SONUÇ: Anayasa'ya aykırılık itirazının reddi kararına katılışımın nedeni budur.
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu