ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:11976/38
Karar Sayısı:1976/46
Karar Günü:12/10/1976
Resmi Gazete tarih/sayı:20.1.1977/15825
İtirazyoluna başvuran Mahkeme: Antalya Asliye 1. Hukuk Mahkemesi.
İtirazınkonusu : 9/7/1961 günlü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 20/9/1971günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişik 38. maddesinin ikinci ve üçüncüfıkralarının, Anayasa'nın 12., 36. ve 39. maddelerine aykırı olduğu kanısınavaran mahkeme, söz konusu ikinci ve üçüncü fıkraların iptali için AnayasaMahkemesine başvurmuştur.
I.OLAY :
Turizmve Tanıtma Bakanlığınca kamulaştırılan taşınmaz mala takdir edilen bedeli azbulan davacılar, bedelin yükseltilmesi için dava açmışlardır. Buna karşılıkTurizm ve Tanıtma Bakanlığı da, takdir edilen bedelin, maliklerce bildirilenvergi değerinden daha yüksek olduğunu ileri sürerek, vergi değerineindirilmesini dava etmiştir. Birleştirilerek görülen davanın incelenmesisırasında, olayda uygulanması gereken Anayasa'nın 38. maddesinin ikinci ve üçüncüfıkralarının, Anayasa'nın 12., 36. ve 39. maddelerinde yazılı ilkelere aykırıolduğu kanısına varan mahkeme, kendiliğinden, bu fıkraların iptali için AnayasaMahkemesine başvurmuştur.
III.METİNLER:
l334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasaile değişik 38. maddesi şöyledir:
"Kamulaştırma.
Madde38- Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde,karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları,kanunla gösterilen esas ve usullere göre, tamamını veya bir kısmınıkamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Ödenecekkarşılık, taşınmaz malın tamamının kamulaştırılması halinde o malın malikininkanunda gösterilecek usul ve şekle uygun olarak bildireceği vergi değerini;kısmen kamulaştırmalarda da, vergi değerinin kamulaştırılan kısma düşenmiktarını aşamaz.
Kamulaştırılantaşınmaz mal karşılığının vergi değerinden az takdir edilmesi halinde malikinitiraz ve dava hakkı saklıdır.
Çiftçinintopraklandırılması, ormanların Devletleştirilmesi, yeni orman yetiştirilmesi veiskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarıyla kamulaştırılan taşınmaz malve kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprak bedellerininödeme şekli kanunla gösterilir.
Kanununtaksitle ödemeyi öngördüğü hallerde çiftçinin topraklandırılması, ormanlarınDevletleştirilmesi, yeni orman yetiştirilmesi ve iskân projeleriningerçekleştirilmesi için konulacak süre yirmi yılı; kıpıların korunması veturizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda ise bu süre on yılı aşamaz Butakdirde, taksitler eşit olarak ödenir ve kanunla gösterilen faiz haddinebağlanır.
Kamulaştırılantopraktan, o toprağı doğrudan işleten çiftçinin hakkaniyet ölçüleri içindegeçinebilmesi için zaruri olan ve kanunla gösterilen kısmın ve küçük çiftçininkamulaştırılan toprağının bedeli her halde peşin ödenir." (22/9/1971 günlü,13964 sayılı Resmi Gazete).
2-İtiraza dayanak tutulan Anayasa Hükümleri :
"Madde12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhepayınım gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbirkişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararıamacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.
Madde39- Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılığı kanunda gösterilen şekilde ödenmek şartıyladevletleştirilebilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngördüğü hallerde, ödeme süresion yılı aşamaz ve taksitler eşit olarak ödenir; bu taksitler; kanunla gösterilenfaiz haddine bağlıdır."
3-Konu ile ilgili öteki Anayasa Hükümleri :
"Başlangıç:
Tarihiboyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasave Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşıdirenme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti;
Bütünfertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde,milli şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleriailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içindedaima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"YurttaSulh, Cihanda Sulh" ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, milletegemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsanhak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti ferdin ve toplumunhuzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacakdemokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için;
TürkiyeCumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasa'yı kabul ve ilân veonu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerine yer aldığı inancıile, hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emaneteder.
Madde2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanan, milli, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde9- Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez vedeğiştirilmesi teklif edilemez.
Madde64- Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, Devletin bütçe ve kesin hesap kanuntasarılarını görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına, genel ve özel afilânına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesinekarar vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir.
TürkiyeBüyük Millet Meclisi, kanunla belli konularda, Bakanlar Kuruluna kanun hükmündekararnameler çıkarmak yetkisi verebilir. Yetki veren kanunda, çıkarılacakkararnamelerin amacı, kapsamı ve ilkeleriyle bu yetkiyi kullanma süresinin veyürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi ve kanunhükmünde kararnamede de yetkinin hangi kanunla verilmiş olduğunun belirtilmesilâzımdır.
Bukararnameler. Resmi Gazete'de yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler. Ancakkararnamede yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir tarih de gösterilebilir.Kararnameler, Resmi Gazete'de yayımlandıkları gün Türkiye Büyük MilletMeclisine sunulur.
Yetkikanunları ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kararnameler, Anayasa'nın veyasama meclisleri İçtüzüklerinin kanunların görüşülmesi için koyduğu kurallaragöre, ancak, komisyonlarda ve genel kurullarda diğer kanun tasan vetekliflerinden önce ve ivedilikle görüşülüp karara bağlanır.
Yayımladıklarıgün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kararnameler, bu tarihte, TürkiyeBüyük Millet Meclisince reddedilen kararnameler bu kararın Resmi Gazete ileyayımladığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilenkararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmi Gazete'deyayımlandığı gün yürürlüğe girer.
Anayasanınikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel hak vehürriyetler ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenemez. Anayasa Mahkemesi bu KararnamelerinAnayasa'ya uygunluğunu da denetler.
Madde85- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıklarıİçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzükhükümleri, siyasi parti gruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerinekuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasi partigrupları, enaz on üyeden meydana gelir.
Meclisler,kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler.
Madde91- Kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeleri yetkilidirler.
Üyeler,kendi tekliflerini her iki Meclisin ilgili komisyonlarında savunabilirler.
Madde92- Kanun tasarı ve teklifleri önce Millet Meclisinde görüşülür.
MilletMeclisince kabul, değiştirilerek kabul veya reddedilen tasarı ve tekliflerCumhuriyet Senatosuna gönderilir.
MilletMeclisinde kabul edilen metin, Cumhuriyet Senatosunca değişiklik yapılmadankabul edilirse, bu metin kanunlaşır.
CumhuriyetSenatosu, kendisine gelen metni değiştirerek kabul ederse, Millet Meclisinin budeğişikliği benimsemesi halinde metin kanunlaşır.
MilletMeclisi, Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsemezse, her iki Meclisinilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden bir karma komisyonkurulur. Bu komisyonun hazırladığı metin Millet Meclisine sunulur MilletMeclisi, Karma komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca veya daha önce kendisincehazırlanmış olan metinlerden birini olduğu gibi kabul etmek zorundadır. CumhuriyetSenatosunda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabul edilmiş olan maddedeğişikliklerinde Millet Meclisinin kendi ilk metnini benimsemesi için, üyetamsayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Bu halde açık oya başvurulur.
MilletMeclisinin reddettiği bir tasarı veya teklifi, Cumhuriyet Senatosunca dareddedilirse düşer.
MilletMeclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif Cumhuriyet Senatosunca olduğu gibiveya değiştirilerek kabul edilirse, Millet Meclisi Cumhuriyet Senatosunun kabulettiği metni yeniden görüşür. Cumhuriyet Senatosunun metni Millet Meclisincebenimsenirse, kanunlaşır; reddedilirse, tasarı veya teklif düşer; CumhuriyetSenatosundan gelen metin Millet Meclisince değiştirilerek kabul edilirse, 5inci fıkra hükümleri uygulanır.
CumhuriyetSenatosunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metninMillet Meclisi tarafından kabulü için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyulâzımdır. Bu halde açık oya başvurulur.
CumhuriyetSenatosunca üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metninkanunlaşabilmesi, Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuile kabul edilmesine bağlıdır. Bu halde açık oya başvurulur.
CumhuriyetSenatosu, kendisine gönderilen bir metni, Millet Meclisi komisyonlarında vegenel kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar, busüre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde onbeş günden, ivedi olmayan hallerdebir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler,Cumhuriyet Senatosunca Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır.Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.
YasamaMeclislerinin ve mahalli idarelerin seçimleri ve siyasi partilerle ilgilitasarı ve tekliflerin kabul veya reddinde yukarıdaki fıkralar hükümleriuygulanır. Ancak, karma komisyon kurulmasını gerektiren hallerde, karmakomisyonun raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısındagörüşülür ve karara bağlanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşiktoplantısında Millet Meclisinin ilk metninin kabulü için üye tamsayısının saltçoğunluğunun oyu lâzımdır. 8 inci ve 9 uncu fıkra hükümleri saklıdır.
Madde155- Anayasa'nın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısınınen az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasa'nındeğiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez. Değiştirmeteklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte ikiçoğunluğunun oyuyla mümkündür.
Anayasa'nındeğiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü l inci fıkradakikayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümleretâbidir."
IV.İLK İNCELEME:
AnayasaMahkemesinin 24/6/1976 gününde Kani Vrana, Şevket Müftügil, Ahmet Akar, ZiyaÖnel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, MuhittinGürün, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer, Nihat O.Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyle İçtüzüğün 15. maddesiuyarınca yaptığı ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerindedurulmuştur.
l-Anayasa Mahkemesinin itirazı incelemeye görevli ve yetkili olup olmadığısorunu:
AnayasaMahkemesinin görev ve yetkilerini gösteren Anayasa'nın 147. maddesinin birincifıkrası, "Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisiiçtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetler" biçiminde iken, 20/9/1971günlü, 1488 sayılı Yasa ile değiştirilerek "Anayasa Mahkemesi, kanunlarınve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya Anayasadeğişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunudenetler." biçimini almıştır.
Budeğişiklikle Anayasa Mahkemesinin denetim görevinin alanı daraltılarak, Anayasadeğişikliklerinin, Anayasa'da gösterilen biçim koşullarına uygunluğunudenetleme görevi, eskiden olduğu gibi, yetkisi içinde bırakılmış,değişikliklerin esastan Anayasa'ya uygunluğunu denetleme işi ise görev veyetkisi dışına çıkarılmıştır. Başka bir anlatımla Anayasa Mahkemesinin Anayasadeğişikliklerini, esas yönünden denetlemesi önlenmiş, Anayasa'da gösterilen biçimkoşullarına uygunluğu yönünden denetlemesi yolu ise açık bırakılmıştır.
Yukarıdakiaçıklamalar karşısında 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 38.maddesini değiştiren 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Anayasa değişikliğinin,Anayasa'da gösterilen biçim koşullarına uygunluğu yönünden Anayasa Mahkemesinceincelenebileceği ve başvurmanın itiraz yolu ile yapılmış olmasının, AnayasaMahkemesinin görev ve yetkisini bu yönden etkilemiyeceği kabul edilmelidir.
2-İtiraz yoluna başvuran mahkemenin yetkili olup olmadığı sorunu:
Anayasa'nındeğişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri gereğince, birdavaya bakmakta olan mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elindeusulünce açılmış, görevine giren, bakmakta olduğu bir davanın bulunması veitiraz edilen hükmün davada uygulanacak nitelikte bir hüküm olması gerekir.
Dosyadakibelgelerin incelenmesinden mahkemenin elinde usulünce açılmış, görevine girenve bakmakta olduğu bir davanın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Anayasayaaykırılığı ileri sürülen kuralların davada uygulanacak hüküm niteliğinde olupolmadığı konusuna gelince:
9/7/1961günlü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının kamulaştırmaya ilişkin 38.maddesinde genel ilke kamulaştırmalarda taşınmaz malın gerçek karşılığının ödenmesiidi. 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile getirilen yeni düzenlemede bu ilkedeğiştirilmiş ve kamulaştırmalarda, malikin kanunda gösterilecek usul ve şekleuygun olarak bildireceği vergi değerini aşmayan karşılık esası kabuledilmiştir. Ancak kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin bağlı olduğu kurallarıiçeren 31/8/1956 günlü, 6830 sayılı İstimlâk (Kanununda ve bu kanunun kimimaddelerini değiştiren 4/11/1961 günlü, 122 sayılı Yasa hükümlerinde,Anayasa'nın geçici 20. maddesindeki buyruğa uyularak, 38. maddenin yeni ilkesidoğrultusunda değişiklik yapılmamış ve bu arada itiraz yoluyla yapılan birbaşvurma sonunda İstimlâk Kanununun eski ilkeyi yansıtan 3. maddesi AnayasaMahkemesince iptal edilmiştir. (10/4/1973 günlü, E. 1972/53, K. 973/16 sayılıAnayasa Mahkemesi Kararı: Resmi Gazete: Gün :29/8/1973, Sayı: 14640) Böyleliklekonuya ilişkin yasal düzenleme kalmamış ve kamulaştırma karşılığınınbelirlenmesinden doğan anlaşmazlıkların çözümünde mahkemelerce Anayasa'nındeğişik 38. maddesinin doğrudan doğruya uygulanması zorunluluğu doğmuştur. Ohalde Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 38. maddesindeki itiraz konusukuralların mahkemenin davada uygulayacağı hüküm niteliğinde olduğu kabuledilmelidir.
Öteyandan, Anayasa değişikliklerini bakmakta oldukları davalarda uygulamadurumunda olan mahkemelerin, bu hükümlerin Anayasa'ya aykırılıkları konusundaAnayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olup olmadıkları sorunu üzerinde dedurulmuş; Anayasa'nın değişik 147. ve 151. maddelerinin getirdiği açıklık karşısında,dava mahkemelerinin de itiraz yoluyla Anayasa değişikliklerini Anayasa'dagösterilen biçim koşullarına uygunluk denetiminden geçirilmesini sağlamakereğiyle Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili oldukları sonucuna varılmıştır.
3-Anayasa değişikliklerinin biçim yönünden Anayasa'ya aykırılıklarına ilişkinincelemenin kapsamı ve Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ve teklifedilemezlik ilkelerinin hukuksal nitelikleri, etkileri ve sonuçları:
Anayasa'da,konuyla ilgili başlıca biçim kuralları 155., 85., 91., 92. ve 9. maddelerde yeralmış bulunmaktadır. Bunlardan 155. madde Anayasa değişikliklerine, 85. maddeiçtüzüklere, 91. madde kanun teklif etmeye, 92. madde kanunların görüşülmesineve kabulüne ilişkin biçimsel ilke ve kuralları içermektedir.
Devletşeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine vedeğiştirilmesinin teklif dahi edilemiyeceğine ilişkin 9. maddeye gelince:
AnayasaDevlet yapısının temelidir. Devlet Kuruluşlarının yapılan ve düzenleri, bukuruluşların yetkileri, görevleri, birbirleriyle olan ilişkileriyle karşılıklıdurumları, Devletin ve kişilerin haklarıyla ödevleri, bu hukuksal yapınınbütününü oluştururlar. Anayasa düzeni diye adlandırabileceğimiz bu yapının öylekuruluşları hak ve ödev kuralları vardır ki, bunların, hukukun üstünkurallarına ve çağdaş uygarlığın gereklerine aykırı düşen nitelikte yeniilkelere bağlanması, sözü geçen düzenin bütünlüğünü bozabilir. Anayasa'nın 1.maddesinde yer alan "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir." hükmü buçeşit kuralların başında yer alır. Bu hükmün değiştirilmesi hiç kuşku yok ki.Anayasa yapısını temelinden yıkar. Bunun gibi, bir bütün olan (TürkiyeCumhuriyeti) düzeninin niteliklerini değiştirecek derecede etkisi olacak birdeğişikliğin yapılmasına da olanak düşünülemez. Çünkü böyle bir değişikliğinbir an için teklif edilebileceği ve sonunda yapılabileceği düşünülecek olursa,nitelikleri Anayasa'da belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet düzeni debaşka nitelikteki bir devlet düzenine dönüşmüş olacağından, bu yeni düzenin,artık değişiklikten önceki Anayasa'da tanımlanan biçimde işlemesi söz konusuolamayacaktır. Bu gibi sonuçları önlemek içindir ki, çağdaş Anayasalarkendilerini, böyle değişikliklere karşı koruyan ve güvence altına alanhükümleri ve kuruluşları birlikte getirme yolunu seçmişlerdir.
1961Anayasa'sı da 9. maddesiyle bir değişmezlik ilkesi koymuş ve bir de teklifyasağı getirmiştir. Böylece 9. madde hükmü, içeriği bakımından biçime ilişkiniki yönlü bir kuraldan oluşmuştur.
Gerçekten,maddede yeralan değişmezlik ilkesinin sadece "Cumhuriyet" sözcüğünüamaç aldığını, yani Anayasa'daki "Cumhuriyet" sözcüğünündeğişmezliğini öngörerek Cumhuriyeti oluşturan ilke ve kurallarındeğiştirilebileceğini düşünmek, bu ilke ile bağdaştırılmaz. Çünkü 9. maddedekideğişmezlik ilkesinin asıl amacı, Anayasa'nın 1. maddesiyle 2. maddesinde ve bumaddenin gönderme yaptığı başlangıç bölümünde yeralan temel ilke ve kurallarlaniteliği belirtilen ve "Cumhuriyet" sözcüğüyle adlandırılan devletsistemidir. Başka bir deyimle, burada değişmezlik ilkesine bağlanmak yoluylagüvence altına alınan "Cumhuriyet" sözcüğü değil, yukarıda gösterilen2. madde ile başlangıç bölümünde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyetrejimidir. Şu halde, yalnız "Cumhuriyet" sözcüğünü saklı tutupCumhuriyeti oluşturan bütün bu nitelikleri, hangi doğrultuda olursa olsun,tümünü veya bir bölümünü değiştirmek veya kaldırmak yoluyla, 1961 Anayasa'sınınilkeleriyle bağdaşması olanağı bulunmayan bir başka rejimi meydana getireceknitelikteki Anayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin, Anayasa'yaaykırı düşeceğinin, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır.
Yukarıdakiaçıklamalara göre; Cumhuriyet rejiminin Anayasa'mızda niteliğini belirleyenilke ve kurallarında değişiklik yapmayı öngören veya Anayasa'nın ötekimaddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğrudan veya dolaylı yollardanbu ilkeleri değiştirmeyi amaç güden herhangi bir Anayasa değişikliği teklif vekabul edilemez.
Anayasa'nın1488 sayılı Kanunla değişik 147. maddesinin birinci fıkrasında yer alan"Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisiİçtüzüklerinin Anayasa'ya, Anayasa değişikliklerin de Anayasa'da gösterilenşekil şartlarına uygunluğunu denetler" hükmüne göre, Anayasa'da yapılacakdeğişikliklere ilişkin denetimin, başta Anayasa'nın 9. ve 155. maddeleri olmaküzere konumuzla ilgili 85., 91., ve 92. maddelerinde gösterilen yöntem vekoşullar açısından yapılması zorunludur.
Anayasa'nın9. maddesindeki hükümle, yukarıda değinildiği üzere bir değişmezlik kuralıkonduğu ve ayrıca teklif yasağı getirildiği görülmektedir. Değişmezlikkuralının niteliği ve sonuçları ayrıntılarıyla açıklandığından, burada sadeceteklif yasağının niteliğiyle etkisi üzerinde durmak yeterli olacaktır. Kanun veo nitelikte bulunan Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasahükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dabir biçim kuralı olduğunda kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli sayıdaki TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyelerinin esasında kendileri için bir hak teşkil eden veniteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklifetmelerini Önlemektedir. Başka bir deyimle değişiklik teklifi, değişmezlikilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygun olarakyöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiç yapılamayacak, yapılmış iseyöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilipkanunlaşamayacaktır.
Özetlemekgerekirse; Anayasa, Anayasa'nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını sürdürmek veAnayasa'da saptanan biçim koşulları ve yöntemi dışında değiştirilmesini önlemekamacıyla hükümler düzenlemiştir. Anayasa'nın değişik 147. maddesiyle"Anayasa değişikliklerinin Anayasa'da gösterilen biçim koşullarınauygunluğunu denetleme" yetkisinin ve Anayasa'yı yargısal denetim yoluylakoruma görevinin Anayasa Mahkemesine tanınmasında güdülen erek de budur.
Bunedenlerle dava konusu hükümlerin biçim bakımından anayasal denetimiyapılırken, bir biçim koşulu olduğunda kuşkuya yer bırakmayan 9. maddeninöngördüğü yasak kural açısından da inceleme yapılması zorunludur.
Böyleceyapılan ilk inceleme sonunda:
Anayasanın20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 38. maddesininikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya esastan aykırı bulunduğuna ilişkiniddiayı içeren itirazın Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bulunması nedeniylereddine, işin esasının, Anayasa'nın şekil şartlarına ve bu arada 155., 85.,91., 92., 9. ve 2. maddelerine uygun olup olmadığı yönünden incelenmesine,
24/6/1976gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
V.ESASIN BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Davanınesasına ilişkin rapor, Antalya Asliye I. Hukuk Mahkemesinin 11/6/1976 günlü,973/1275 sayılı yazısına bağlı olarak gelen 19/4/1976 günlü, E. 1973/1275sayılı kararı ve ekleri, iptali istenen ve dayanılan Anayasa kuralları, ilgiliAnayasa hükümleri, bunlara ilişkin gerekçelerle yasama meclisleri görüşmetutanakları ve gerekli öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüpdüşünüldü:
İlkinceleme kararında belirtildiği üzere, esasa ilişkin inceleme; Anayasa'nınsadece biçim koşullan açısından yapılacaktır. Anayasa değişiklikleri içinönkoşul olan 9. maddedeki "teklif edilemezlik" ilkesi, incelemenintemelini oluşturmaktadır. Ancak, bundan önce bu incelemeye ışık tutması vevarılacak sonucu belirlemeye yarar sağlaması bakımından, mülkiyet, kamulaştırmave vergilendirme kavramlarının özü, birbirleriyle olan ilişkileri ve karşılıklıetkileri üzerinde kısaca durulmak gerekir. Çünkü bu yönden yapılacakaçıklamalar 38. maddedeki Anayasa değişikliği teklifinin aynı zamanda 9. maddeaçısından da niteliğini ortaya koyacaktır.
A-Mülkiyet ve Kamulaştırma Kavramlarının anayasal ilkeler açısındandeğerlendirilmesi sorunu:
Anayasa36. maddesinde mülkiyeti, 38. maddesinde de kamulaştırmayı düzenlemiştir.
36madde şu hükmü taşımaktadır: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.Mülkiyet haklanın kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Bu hükmegöre, taşınır veya taşınmaz mallara sahip olabilme bir haktır. Ne varki, ötekitemel haklarda olduğu gibi mülk edinmek hakkı da sinirsiz değildir. Kamuyararının gerekli ve zorunlu kıldığı hallerde mülkiyet hakkına yasa kurallarıyoluyla sınır konulabilir. Medeni Kanunun 641. maddesi buna örnek olarakgösterilebilir. Bu konuda Anayasa'nın da temelde sınırlayıcı hükümler getirdiğigörülmektedir. Doğal servetler ve kaynaklara ilişkin Anayasa'nın 130. ve DevletOrmanlarına ilişkin 131. maddeleri hükümleri aynı doğrultuda örnekleroluşturmaktadır. Mülkiyet üzerinde devletin ikinci bir sınırlama yetkisi de,bireylerin sahip oldukları taşınır veya taşınmaz malların kullanılmasıkonusundadır. Genel olarak bireyler, mallarını istedikleri biçimdekullanabilirler, ve onlardan istedikleri nitelikte ve oradan da yararsağlayabilirler. Fakat devlet toplum yararına aykırı olabilecek niteliktekikullanım biçimlerini önleyici sınırları koyabilecektir. Örneğin, kat mülkiyetive şehir yapılan konusundaki düzenlemelerde olduğu gibi,
Kamulaştırmayagelince; bu, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve bu hakkı ortadan kaldıran birişlemdir. Ancak kamulaştırma işleminde kamu yararının var olması göz önündetutulacak temel öğedir. Kamu yararının bulunmadığı hallerde kamulaştırmadan dasöz edilemez. Daha açık bir deyimle, kamu yararı olmadıkça, devletin değilgerçek karşılıkla bunun çok daha üstünde olan bedellerle dahi bireylerinmülkiyet hakkına el atması düşünülemez. Devlet olarak, kamu kuruluşları olarak,halka hizmet götürmek veya istenilen ekonomik kalkınma görevini yerine getirebilmek,başka bir deyimle daha yaygın bir kamu görevi yapabilmek için bireylerin özelmülkiyetinde bulunan kimi taşınmaz malların kamulaştırılması gerekli olabilir.Bu gibi hallerde devlet zoralım hakkının sahibidir. Kamu yararı kamulaştırmayızorunlu kılıyorsa devlet bu hakkını kullanacaktır. Ancak, bu hakkın karşısındabireylerin de kamulaştırılan taşınmaz mallarının bedellerini istemek hakkıvardır. Mülkiyet hakkının doğal bir sonucu olarak, bu bedelin, taşınmaz maldeğerinin tam karşılığı olması gerekir. Bir yanda devlet veya kamu kuruluşu,kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, bireylerin rızasına bakmaksızınonların mülkiyetindeki taşınmazları alma hakkını kullanacak, öte yanda bireylerkamulaştırılan taşınmazlarının tam karşılıklarını, mülkiyet hakkının gereğiolarak, devletten istemek hak ve yetkisini ellerinde tutacaklardır. Bu haklarınyerince kullanılmasına elverişli olmayan bir hukuk düzeninin demokratik hukukdevleti ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Anayasa'nın38. maddesinin değişiklikten önceki birinci fıkrasında öteki koşulların yanındakamulaştırma bedelinin, taşınmazın gerçek karşılığı olacağı :hiç bir kuşkuyameydan vermeyecek biçimde belirlenmiştir. 38. maddenin değiştirilmesinde,birinci fıkradaki "gerçek karşılıklarını" deyiminden"gerçek" sözcüğü kaldırılmış, sadece "karşılıkları" sözcüğükullanılmakla yetinilmiştir. Değişiklik yalnız bu haliyle kalsa idi,"karşılık" sözcüğünü yine gerçek bedel niteliğinde anlamak olanağıvardı. Fakat değişiklik bununla kalmamış, "karşılık" sözcüğününanlamı, maddeye birinci fıkradan sonra eklenen ikinci ve üçüncü fıkralardakiaçıklamalarla aydınlığa kavuşturulmuştur. Malike ödenecek karşılık, onunkanunda gösterilecek usul ve şekle uygun olarak bildireceği vergi değerininüstüne çıkamıyacak bir bedeldir. Kamulaştırılan taşınmaz mal karşılığının vergideğerinden az takdir edilmesi halinde, malikin itiraz ve dava hakkı vardır.
Görülüyorki "gerçek karşılık" deyimi, değişiklikte yerini "vergideğeri" ne terk etmiştir. Anayasa koyucusu bu değişikliği, gerçek karşılıkdeyimini daha da belirgin bir hale sokmak ereğiyle yapmış değildir. Temelilkeleri bütünüyle birbirinden farklı bu iki kavramdan, niçin "vergideğeri" nin yeğ tutulduğu, gerekçelerin ve görüşme tutanaklarınınincelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Güdülen erek, taşınmaz mal sahiplerinivergi bakımından gerçek beyana zorlamaktır. Böylece Anayasa'mızın temel ilkesive karakterini oluşturan demokratik hukuk devleti düzeninden bir sapma olupolmadığı ileride incelenecektir,
B-Kamulaştırmada hakların dengeliği sorunu:
Toplumyararının bireyler yararına üstün tutulması, sosyal hukuk devletinin temelinioluşturur. Fakat bunda güdülen amaç, sonunda yine bireylerin mutluluğununsağlanmasıdır. Bu mutluluğun temelinde bireylerin maddi ve manevi varlıklarınıgeliştirme haklarının ve bunları yüceltme özlemlerinin yattığı kuşkusuzdur. Butür haklardan ve söz gelimi mülkiyet hakkından yoksun yaşamasına insanın doğalyapısı elverişli değildir. Gerçi geçmişteki kat mülkiyet anlayışı, zamanla,toplumsal yarar kavramiyle uyumlu bir karakter kazanmıştır. Nitekim, mülkiyethakkını düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesinin gerekçesinde: "Birinci fıkraile ikinci fıkranın birinci cümlesinin izahına lüzum yoktur, İkinci fıkranınikinci cümlesi hükmü ise, 19 ncu yüzyılın ikinci yansından ve bilhassa 20.yüzyılın başlarından bu yana bütün medeni memleketlerde hâkim olan ve bugüngenel olarak kabul edilen bir temayülün mahsulüdür. Artık mülkiyet hakkı. RomaHukukundaki anlamda, ferdin toplum menfaatini dahi hesaba katmaksızın istediğigibi kullanabileceği bir hak hudutsuz bir hürriyet niteliğini taşımamaktadır.Batı medeniyetinin öncüleri olan ve kollektif iktisat temayüllerinden çok uzakbulunan memleketlerde, hatta eski hukukumazda dahi mülkiyet anlayışı,mülkiyetin aynı zamanda sosyal karaktere sahip bir hak olduğu yolundadır.Medeni Kanunumuzun mülkiyet anlayışı da bu istikâmettedir. Sözü geçen hükmünbazı anayasalarda olduğu gibi, Anayasa'mızda da yer alması kanun koyucuya yolgösterecek, içtihatlara istikâmet gösterecek ve genel olarak fertler üzerindeterbiyetkâr tesire sahip olacaktır." yolundaki açıklamalar, aynı düşünseleğilimi yansıtmaktadır. Ancak mülkiyet hakkının özü kabul edildikten sonra,kamulaştırma yoluyla da olsa, bir taşınmazı bedelsiz olarak, ya da değerininaltındaki bir karşılıkla kişinin malvarlığından çıkarılmasına, yukarıdaaçıklanan hukuksal gelişim ve mülkiyet hakkının sosyal karakteri elverişlideğildir. Aslında kamulaştırmanın belirgin unsuru, mülkiyetin eldeğiştirmesinde kamu yararının bulunması ve bu yararın o işlemi gerekli halesokmasıdır. Bununla beraber, kamu yararı bir taşınmazın devlet ve kamu tüzelkişilerine geçmesini zorunlu kılıyorsa, bunun sonucu olarak o taşınmazındeğerinden aşağı bir karşılıkla özel mülkiyetten çıkarılmasına, Anayasa'nın hiçbir hükmü izin vermemektedir. "Adalet mülkün temelidir" sözünühukukunda kendisine önder kılmış bir ülkede tersinin düşünülmesine veAnayasa'nın 36. ve 38. maddelerinin buna elverişli olduğunun öne sürülmesineolanak yoktur. Kamulaştırmanın tek taraflı işleyen bir zoralım müessesesiolduğu göz önünde tutulursa, kamulaştırma işlemine girişen kamu kurumu,taşınmaz malın gerçek değerini ödemek zorunluğundadır. Bunun dışında biranlayış, yani gerçek değer yerine daha düşük bir değerin ödenmesi, o taşınmazınkısmen müsaderesi niteliğini taşır. Çünkü böyle bir durumda karşımıza şu tabloçıkmaktadır: Devlet Kamu yararı nedenini öne sürerek bireyin özel mülkiyetindeolan bir taşınmazı zorla elinden alacak, fakat kendisine bunun karşılığı olanpara verilmiyerek, taşınmazın bir bölüğü karşılıksız devletin veya kamukuruluşunun mülkiyetine geçecektir.
Haklarınbirbiriyle çatışması halinde bir dengenin bulunması demokratik hukuk devletiilkelerinin başında gelir. Kamulaştırma gibi zor alım hakkını kullanan kamugücünün karşısında, elinden taşınmazı alınan kişinin de bu taşınmazın gerçekdeğerini isteyebilmesi, haklar arasındaki dengenin gerçekleştirilmesinde önemlibir öğedir. Aksi halde denge bozulur, sosyal yaşamda kimi huzursuzluklarınpolitik ve ekonomik patlamaların nedenleri oluşmaya başlar ki bu gibidurumların ortaya çıkabilmesi sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamaz.Anayasa'nın başlangıç bölümünde yer alan "insan hak ve hürriyetlerini,milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahınıgerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukukdevleti" yerini giderek hakların dengeliği temeline dayanmayan otoriterbir yönetime bırakır.
C-Vergilendirme ile kamulaştırma ilkelerinin bağdaşıp bağdaşmadığı sorunu:
Kamulaştırmayoluyla kişilerin taşınmazını Kamuya maletme, bir hak olarak devlete tanınmış,yurttaşların vergi yükümü altına konulmaları da yine devletin egemenlikhakkının bir sonucu olarak Anayasa'da yer almıştır. Devletin bu haklarınınkarşısında bireyler de kamulaştırılan mallarının karşılıklarını istemek ve maligüçleriyle orantılı olarak vergi vermek durumundadırlar. Kamulaştırmadataşınmazın karşılığını isteme bakımından bireyler hak sahibi, yani alacaklıoldukları halde, vergi yükümünün belirtilmesinde alacaklı durumunda olan haksahibi devlettir. Devlet vergi alacağının tutarını Anayasa'nın 61. maddesinegöre, herkesin mali gücünü gözönüne alarak saptar. Bu saptama işinde hak sahibiolan devlet çeşitli ilkeler ve yöntemler öngörebilir. Bu gün uygulanmakta olantaşınmazın, gerçek değeri üzerinden emlâk vergisi alınması yöntemi her zamaniçin izlenmesi gereken anayasal bir ilkeye dayanmamaktadır. Bu vergi taşınmazınyıllık geliri veya kira tutarı, ya da o taşınmazdan yararlanma biçimi gözönündetutularak çeşitli yöntemlerle devletçe belirtilebilir. Hatta emlâk vergisi adıaltında bir vergi alınmayarak kişinin mali gücünün saptanmasında taşınmazlar,başka usul ve ölçülerle değerlendirilerek başka adlar altında vergiye konuedilebilir. Çünkü vergi yükümlülüğünün içeriğini, sınırlarını ve yönteminigöstermek sadece devlete tanınan bir yetkidir. Oysa kamulaştırmada taşınmazınkarşılığını isteme hakkı bireye tanınmış olduğundan, bu hakkın kısmen dahi olsayerine getirilmesinin önlenmesi, o hakkın özünü zedeler, üstün hukukkurallariyle bağdaşmaz.
Buradabir konu üzerinde önemle durmak gerekir. Kamu yararı kavramının kamulaştırmaiçin başka, devletleştirme için başka türlü düşünülüp değerlendirilmesineolanak yoktur. Çünkü hem kamulaştırmanın hem de devletleştirmenin temelindeaynı kamu yararı kavramı yatmaktadır. Anayasa'nın 38. ve 39. maddeleri birlikteincelendiği takdirde görülecektir ki kamusal hizmetin gerektirmesi, yani ortadabir kamu yararı bulunması halinde, bireylerin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazmallar kamulaştırılabilecek, veya sahibi bulundukları özel teşebbüslerdevletleştirilebilecektir. Kamulaştırma halinde ödenecek tutar vergi değeri ilesınırlı bir bedel olacak, buna karşılık devletleştirmede özel teşebbüsleringerçek değeri ödenecektir, kamu yararına dayanan benzer iki işlemde böylefarklı yöntemlere yer verilmesi, demokratik hukuk devletinin temel taşlarındanbiri olan hukukun üstünlüğü ilkesini de zedelemektedir.
İncelemeninbu evresinde şu yönün belirtilmesinde yarar görülmüştür: Anayasa'nın 151.maddesi ile öngörülen yöntemin ve 22/4/1962 günlü 44 sayılı yasanın 28.maddesindeki "taleple bağlı olma" ilkesinin doğal sonucu olarakitiraz yoluna başvurmada, Anayasa'ya uygunluk denetiminin, o davada uygulanacakkanun kuralı üzerinde yapılması ve o kuralın Anayasa'ya uygun olup olmadığınınsaptanması gerekmektedir. Bununla birlikte böyle bir kuralın Anayasa'yauygunluk denetiminden geçirilmesi sırasında o kuralla ilgili öteki yasakurallarının da incelemeye tabi tutulması, esas denetimden geçirilen kuralınanlam ve kapsamının yeterince belirlenmesi açısından zorunlu olabilir. Böylebir inceleme Anayasa Mahkemesinin görevini kolaylaştırabilir. Şunu hemenaçıklamak gerekirki, istem dışındaki kuralların incelenmesi bu kurallarınAnayasa'ya uygun olup olmaması açısından değil, iptali istenen kuralıniçeriğinin kimi hallerde daha açıklıkla ortaya konması bakımından zorunlubulunmaktadır.
Bunedenlerle, Anayasa'nın değişik 38. maddesinde sözü geçen "vergideğeri" konusunda yürürlükteki Emlâk Vergisi Kanununun ilgilihükümleri'nin, kamulaştırma kavramında yeralan karşılıklı hakların dengeli birbiçimde gerçekleştirilmesi ereğine uygun olup olmadığı üzerinde durulacaktır.
Anayasa'nın38. maddesinde yapılan değişiklikle getirilmiş olan yeni ilke, kamulaştırmadagerçek değeri bir yana iterek, ödenecek karşılığı, vergi kanunlarındakiyöntemlere göre bildirilen, bildirme zamanı, nasıl bir ölçüye dayandırılacağıve niteliğinin ne olacağı yine o kanunlarda gösterilecek olan "vergideğeri" ile sınırlamaktadır. Başka bir deyimle, yeni ilke, kamulaştırmakarşılığını kesin bir biçimde göstermeyerek, ödeme için sadece bir tavanbelirlemektedir. Yani kamulaştırılan malın kamulaştırma günündeki gerçekdeğerinin tamamının ödenmesini kabul etmemekte, şayet takdir olunan gerçekdeğer, taşınmazın vergisi için, özel kanunu gereğince maliki tarafından dahaönce verilmiş bildirimde gösterilmiş bulunan vergi değerinden az ise budeğerin, çok ise vergi değerinin ödenmesi ilkesini koymaktadır.
Konuyubaşka bir biçimde açıklamak gerekirse, 38. madde ile getirilen yeni hükmün ikideğişik ölçüyü uyguladığı görülmektedir. Örneğin, taşınmazın kamulaştırmagünündeki durumuna göre takdir olunan gerçek değeri, vergiye esas olmak üzereyetkili mercie bildirilen gerçek değerden daha az olabilir. Bu ya zamanladeğerin azalmasından, ya da malikin bildiriminde, gerçek değerden fazla birdeğer göstermiş olmasından ileri gelebilir. Bu gibi hallerde taşınmazın sahibininlehinde olan vergi değeri bir tarafa bırakılarak takdir olunan değerkamulaştırma karşılığı olarak ödenecektir. Gerçek, değerin, beyannamedebildirilen ve vergiye esas tutulan değerden daha çok olması halinde de hükümtersine işlemektedir. Bilinen ekonomik nedenlerle taşınmaz mal fiyatlarıyükselir, bazen bir kaç yıl içinde bu yükselme, bildirimde gösterilen değerdeniki veya üç kat yüksek bir düzeye varabilir. Bu takdirde de taşınmaz sahibininlehinde olan gerçek değer bir yana bırakılarak aleyhindeki vergi değeri,kamulaştırma bedeli olarak ödenmektedir. Gerçek değerin, bunun üstünde kalanbölümü ödenmemekte, yani bu miktar karşılıksız olarak bireyin mal varlığındançıkıp kamunun eline geçmektedir.
Anayasa'nındeğişik 38. maddesinin ikinci fıkrasındaki "kanunda gösterilecek usul veşekle uygun olarak" bir taşınmazın değerinin bildirilmesi, yani beyannameverilmesi ilkesi, beyannamenin verildiği andaki durumu saptayan bir niteliktaşır. Beyanda bulunanın iradesi dışında ve sonradan oluşan, durum ve değişikliklerdenbeyanda bulunanı hukukça sorumlu tutmaya olanak yoktur.
Yenidüzenlemenin sonucu olarak ortaya çıkan durum şudur:
YürürlüktekiEmlâk Vergisi Kanunu, vergide gerçek değerin bildirilmesi esasını getirmiş isede, bildirim dönemlerini beşer yıllık olarak kabul etmiş, bu arada taşınmazınkıymetinde meydana gelecek değişiklikleri değerlendirebilme hakkını maliketanımamıştır.
Ötenyandan 1/3/1971 gününde yürürlüğe giren 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanununundeğişik 33. maddesi de buna bir çare getirmemektedir. Bu maddenin sekizincibendi, % 25 ve daha altındaki değer artışlarım gözönüne almamakta, % 25'inüstünde olması halinde de artışın, şehir kasaba veya köyün tümünde meydanagelmiş olması koşuluna bağlamakta ve bu durumda dahi malikin kendiliğinden bildirimdebulunması söz konusu olmayıp Maliye Bakanlığının bildirime çağırmasıgerekmektedir. (Madde 23/d). Bu hükümlerden, tek başına ele alınan birtaşınmazın değerinde meydana gelen artışın miktarı ne olursa olsun, (örneğin %100 veya daha yüksek), bu yollara başvurulmasının olanaksız bulunduğu açıkçaanlaşılmaktadır.
Görüldüğügibi Anayasa'nın 38. maddesindeki değişiklik sonucunda maddeye eklenmiş bulunanyeni hüküm ile, kamulaştırma bedeli olarak, kamulaştırma günündeki gerçek değeryerine, çoğu zaman ondan çok gerilerde kalmış olan (vergi değeri) ni kabul etmezorunluğu konulmakta, ve bu sonuç doğrudan doğruya Emlâk Vergisi Kanunundandoğmuş olmayıp yeni ilkenin, kamulaştırma bedelinin tavanı olarak vergideğerini tanımış bulunmasından ileri gelmektedir. Esasen 38. maddedekideğişikliğin amacı da, yukarıda belirtildiği üzere, bundan başka bir şeydeğildir.
Sözkonusu değişikliğin, kamulaştırmada gerçek değerin saklı tutulması ilebirlikte, verginin de gerçek değere dayandırılmasının bu yoldan sağlanması gibiiki yönlü bir amacın gerçekleştirilmek istendiği görüşü de geçerli değildir.Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere, niteliği ve ereği tümü ile birbirindendeğişik olan "kamulaştırma" ve "vergilendirme" gibi ikiAnayasa müessesesini bir tek temele oturtmakta bir zorunluk yoktur. İkimüessesenin Anayasa'daki yerleri 38. ve 61. maddelerde ayrı ayrıgösterilmiştir. Bu konularda gereksinme duyulan düzenlemelerin kendimaddelerinde yapılmasına herhangi bir engel olmadığı gibi akla gelebilecek birgüçlük de yoktur. Kaldı ki, verginin gerçek değere dayandırılması için birAnayasa değişikliğine de gerek yoktur. Vergi kanunlarına konulacak hükümlerlebu ereğe ulaşma olanağı vardır ve bu yol yasa koyucu için çok kolaydır. Esasenyürürlükteki Emlâk Vergisi Kanunu, vergiyi, bildirilen gerçek değeredayandırmıştır. Ancak bildirinin beş yıllık aralarla yapılması esasını koyduğuiçin, bu süre içinde (gerçek değer -vergi) ilişkisi zayıflamaktadır. Bunun dayine Emlâk Vergisi Kanununda yapılacak değişikliklerle önlenmesi mümkündür.Vergi yükümlülerini gerçek beyana zorlamanın çareleri de yine VergiKanunlarında yapılacak düzenlemelerle ve denetimi etkin bir hale sokacakuygulama tedbirleri yoluyla bulunabilir.
Taşınmazıkamulaştırılacak olan kişilere ödenecek kamulaştırma bedeli için, bildiriyedayalı vergi değerini tavan tutma yolunun vergiyi gerçek değere dayandırmayönünden, gerek amaç gerek araç olarak, ciddi ve doyurucu olmadığını yukarıdakiaçıklamalar yeterince ortaya koymaktadır. Bundan başka bütün taşınmazların kamulaştırılmasısöz konusu olamayacağından, kamulaştırmanın da ne zaman ve nerede yapılacağıbilinemeyeceğinden Anayasa'nın 38. maddesinde yeralan hükmün, gerçekbildirimden kaçınan mâlikler bakımından yeterli bir yaptırım sayılamıyacağı daortadadır. Kamulaştırma olasılığını uzak gören kimi mâlikler, esasen gerçekbildirimden kaçınmak niyetinde iseler, bu tutumlarını engelleyecek bir nedengörmezler, taşınmazlarının vergi değerini, gerçek değerin çok altındagöstermeye devanı ederler. Buna karşı taşınmazı bir kamulaştırma olasılığıkarşısında bulunan mâlikler de, kamulaştırmadan doğabilecek zararlara karşıkendilerini fazlasiyle korumak için gerçek değerin çok üstünde bildirimdebulunmaya heves edebilirler. Görüldüğü gibi, Anayasa'nın 38. maddesine konulanyeni hüküm, vergi açısından gerçek bildirimi sağlamaya yeterli bir çareolmadıktan başka, uygulamada eşitlik ilkesini zedeleyici nitelikte bazısakıncalı ve çelişkili durumların doğmasına neden olacak pürüzleri deberaberinde taşımaktadır. Şöyle ki:
1İ)Bildirim günündeki gerçek değeri gösteren iyi niyetli mâlikler, kamulaştırmaile karşılaşmaları halinde, kamulaştırma günündeki gerçek değer yerine çokönceden bildirilen vergi değerini kamulaştırma bedeli olarak kabul edip onunlayetinme zorunda bırakılırken, gelecek kamulaştırmayı sezinliyerek zamanına göregerçeğin çok üstünde bildirimde bulunmuş olan mâlikler, kamulaştırma günündekigerçek değere eşit veya ona yakın bir bedel alabileceklerdir. Anayasa'nıneşitlik ilkesine aykırılığı meydanda olan ve 38. maddede yapılan değişikliğinkaçınılmaz bir sonucu bulunan bu uygulama ile iyi niyet sahibi kişiler, birbakıma cezalandırılmış duruma düşürülmektedir.
2)Vergi kanunlarındaki cezaları göze alarak hiç bildirimde bulunmamış olantaşınmaz mâlikleri, kamulaştırma halinde, ortada bildirime dayalı bir"vergi değeri" bulunmadığından, kamulaştırma günündeki gerçek değeri,kamulaştırma bedeline dayanak tutacak, buna karşı kanuna saygılı olaraksüresinde bildirimde bulunan kişi, kamulaştırma günündeki gerçek değer yerine,en çok, vergi değerini, yani vergi bildirimi günündeki değeri isteyebilecektir.Burada da kanuna saygılı kişinin cezalandırılması, kanunu hiçe sayanın daödüllendirilmesi sonucunu veren ve eşitlik ilkesine ters düşen bir durumunortaya çıktığı açıkça görülmektedir.
3)1/3/1971 günü yürürlüğe giren 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanunun 33. maddesi,kimi hallerde mal sahiplerine yeniden bildirimde bulunma olanağınıtanımaktadır. Örneğin paylara ayrılmış bir binanın bütün paylarınınbirleştirilmesi (Madde 33/7), bir bina veya arazinin taksim veya ifraz edilmesiveya satılarak vergi mükellefinin değişmiş olması (Madde 33/6) hallerindeyeniden bildirimde bulunulması gerekmektedir (Madde 23/C).
İçindebu niteliklerde parsellerin de bulunduğu bir kamulaştırma alanında bir bölüktaşınmaz mal maliklerinin alacakları kamulaştırma bedelleri; bir kaç yıl önceve o zamanki rayice uygun olarak yapılmış bulunan bildirime dayalı vergi değeriile sınırlandırılacağı halde" kamulaştırmaya daha yakın günlerde yenibildirimde bulunmuş taşınmaz mâlikleri, daha yeni rayiçlere uygun bir tavaniçinde kamulaştırma bedellerini isteyebileceklerdir. Görüldüğü gibi burada dakomşu taşınmaz mâlikleri arasında değişik kamulaştırma bedelleri ödenmeksuretiyle Anayasa'nın eşitlik ilkesi zedelenmektedir,
Yukarıdabelirtilmeye çalışılan, adaletsiz ve eşitsiz durumların sorumluluğunun, EmlâkVergisi Kanunu hükümlerine yükletilmesi olanaksızdır. Çünkü vergi açısındanmeydana gelebilecek farklılıkları gidermek için o kanunda öngörülmüş önlemler(Örneğin madde 31) ve Vergi Usul Kanununda ceza yaptırımları vardır. Açıklananadaletsizlikler ve eşitsizlikler (vergi) ile hiçbir ilişkisi bulunmayan, amacıve ilkeleri tümüyle değişik olan (kamulaştırma) işlemlerinde ödenecek bedelinkanunda gösterilecek yöntem ve biçim çerçevesinde mâlikin bildireceği vergideğeri tavanı ile kısıtlanmış olmasından doğmakta, yani Anayasa'nın 38.maddesine ikinci ve üçüncü fıkra olarak eklenmiş bulunan yeni bu sonuçlarmeydana gelmektedir
Ç-Anayasa'nın 38. maddesine eklenen ikinci ve üçüncü fıkraların, "teklifedilemezlik" yasağına aykırılığı sorunu:
Anayasa'nın38. maddesinde yapılan değişikliğin niteliği ve ereği ortaya konduktan sonra,şimdi de bu değişikliğin, yukarıdan beri yapılan açıklamaların ışığı altında,Anayasa'nın 9. maddesi açısından incelenmesine ve değerlendirilmesinegeçilecektir.
Anayasa'nın9. maddesi: (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmüdeğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez) kuralını koymaktadır. Buradageçen (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu) deyimin den, sadece Anayasa'nın 1.maddesinin ve o maddede yeralan (Cumhuriyet) sözcüğünün amaçlandığıdüşünülemez. Çünkü (değişmezlik) ilkesinin, çeşitli sosyal ve siyasal görüşleregöre değişik niteliği ve içeriği bulunan tek bir (Cumhuriyet) sözcüğünebağlanması halinde, Anayasa'nın 1. maddesine hiç dokunulmadan, (Başlangıç)bölümünde ve 2. maddede yapılacak değişikliklerle rejimin kökündenyozlaştırılması yolu açılmış olur. Dünya yüzeyine yayılmış ülkelere gözatılacak olursa, adları (Cumhuriyet) oldukları halde, uyguladıkları rejimbakımından Anayasamızdaki sisteme taban tabana zıt düşen pek çok devletlerinbulunduğu görülmektedir.
Halbuki,Anayasa'mızın kurduğu ve korumak istediği devlet şekli, Başlangıç bölümünde ve2. maddesinde nitelikleri belirlenmiş bulunan bir Cumhuriyettir ve 9. madde ilekonulan değişmezlik ilkesi de Cumhuriyet sözcüğü ile birlikte onun buniteliklerini koruma ve değiştirilmesini önleme ereğini gütmektedir. Esasen bukonu Anayasa Mahkemesinin başka bir iptal davası üzerine verdiği 15/4/1975günlü ve 1973/19 -1975/87 sayılı kararında geniş biçimde tartışılarak gerekliaçıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır (Resmi Gazete: 26/2/1976, Sayı: 15511, S.7-8).
Buaçıklamalardan çıkan sonuç şudur: Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunteklifleri, herşeyden önce Anayasa'nın başlangıç bölümü ile 1. ve 2.maddelerinde yeralmış bulunan ilkelerde en küçük bir sapmayı veya değişikliğiöngöremezler. Değişikliğin, sözü geçen ilkelerin tümünü veya herhangi birisinihedef almış olması arasında fark yoktur. Kapsamı ne olursa olsun, bukonulardaki bütün değişiklikler bu yasağın içindedirler. Şu duruma göreCumhuriyetin temel ilkelerinden sapma nitelikleri taşıyan bir Anayasadeğişikliği hem teklif edilemez, hem de yasama meclislerince kabul olunamaz.Buna rağmen teklif yapılmış ve kabul de edilmiş ise, Anayasa'nın 9. maddesindeyer alan biçim koşullarına aykırı olur.
20/9/1971günlü, 1488 sayılı Yasanın 1. maddesiyle Anayasa'nın 38. maddesinde yapılandeğişikliğin 9. madde hükmü açısından durumunu açıklığa kavuşturmak gerekir.Cumhuriyetin ana ilkelerinden bir veya birkaçının bu değişiklikle zedenlendiği,temel hakların özüne dokunulduğu saptandığı takdirde teklif yasağı kapsamınagirecek olan bu değişikliğin önerilmesine olanak bulunmadığı ve bu nedenleiptali gerektiği sonucu kendiliğinden ortaya çıkar.
Yukarıda(A), (B) ve (C) bentlerinde açıklandığı üzere değişiklik, mülkiyet hakkınınözünü zedelemiş, eşitlik kuralını bozmuş, böylece Cumhuriyetin temelilkelerinden biri olan demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı bir hükümgetirmiştir. Bu sonucu doğuran anayasal nedenlere burada kısaca değinerek sözkonusu değişikliğin önerilmesine ve görüşülüp kabulüne olanak bulunamadığınıözetlemek gerekecektir.
1)Özel mülkiyetteki bir taşınmazın, malikinin rızası olmasa da, kamulaştırmayoluyla, yani zorla, kamu malları arasına geçirilmesi, aslında mülkiyethakkının özüne dokunan bir işlemdir. Zorla alımın dayanağı olan kamu yarankayramı, mülkiyetin karşılıksız devrine dayanak tutulamaz. Anayasa'nın 11.maddesinin açık hükmü karşısında temel hakların özüne dokunmak mümkün değildir.Kamu yararına dayanan kamulaştırma işleminde taşınmazın gerçek karşılığınınödenmesi halinde mülkiyet hakkı paraya çevrilmek suretiyle korunmuşolacağından, "öze dokunma" durumu da "sınırlama" niteliğinedönüşmüş olacaktır.
Özedokunmayan böyle bir sınırlamaya ise, Anayasa'nın 11. maddesi kuralları ve 36.maddesi ilkeleri gözönüne alındığında karşı çıkılamaz. Nitekim 1961 Anayasası,38. maddesiyle ilkeyi bu ölçüler içerisinde düzenlemiştir. Halbuki 38. maddedeyapılan değişiklik, taşınmazın bir bölümünün parasız ve zorla alınması sonucunudoğurması bakımından "sınırlama" niteliğini aşarak mülkiyet hakkınınözüne dokunduğundan Anayasa'nın 11. ve 36. maddelerindeki temel ilkelere vedolayısiyle Cumhuriyetimizin, Anayasa'nın 2. maddesinde belirlenen hukukdevleti niteliğine aykırı ve onu bozucu bir durum yaratmaktadır. Çünkü mülkiyethakkını tanımayan bir devlet sisteminin; kamu yararı düşüncesine dayansa bile,Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen demokratik bir hukuk devleti sistemiolduğu savulanamaz. Anayasa'nın değişik 38. maddesinin üçüncü fıkrasında maliketanınan itiraz ve dava haklan da varılan bu sonucu değiştirecek niteliktedeğildir. Çünkü Anayasa değişikliğiyle Kamulaştırmada malike ödenecek bedelintavanı niteliği yukarıda açıklanmış bulunan vergi değeri ilesınırlandırıldığından, dava hakkı da böylece sınırlandırılmış ve yeterli sonuçsağlamayan bir hak durumuna düşürülmüş olmaktadır. Böyle olunca, 38. maddeninteklif edilebilme niteliğinde bulunmayan ikinci ve üçüncü fıkralarınınAnayasa'nın 9. maddesi hükmü karşısında iptal edilmeleri gerekir.
2)Anayasa'nın 61. maddesi; kamu hizmetlerinin, herkesten mali gücüne görealınacak vergilerle karşılanacağı ilkesini koymaktadır. Hiçbir yurttaştan, kamuhizmetleri zorunlu da kılsa, başkalarından değişik ölçüde hizmete katılmasıistenemez. Bunu Anayasa'nın hem 61. maddeci, hem de 12. maddesinin eşitlikilkesi yasaklamaktadır. Esasen Cumhuriyetimize (Hukuk Devleti) niteliğini verenAnayasa ilkelerinin bir bölüğünü de bunlar oluşturmaktadır. Anayasa'nın 38.maddesinde yapılmış olan değişiklik ile, taşınmazları kamulaştırılmış olanlarıntümü veya bir bölüğü, mallarının gerçek karşılığı ödenmemek suretiyle,kamulaştırma görmeyen yurtdaşlardan daha yüksek ölçüde kamu hizmetlerininyerine getirilmesine katılmaya zorlanmakta ve böylece Anayasa'nın 12. ve 61.maddeleri ilkeleri bir yana itilerek Cumhuriyetimizin (Hukuk Devleti) niteliğizedelenmektedir. Kaldı ki, yukarıda örnekleriyle de gösterildiği üzere, sözkonusu hükümler, kamulaştırma görmüş kişiler arasında bile pek açık eşitsizdurumların doğmasına neden olmaktadır. Anayasa'nın 9. maddesinde yeralan ilkeyeaçıkça aykırı olan ve 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı yasa ile değişik 38. maddeyeeklenen ikinci ve üçüncü fıkraların gösterilen nedenlerle de iptaligerekmektedir.
3)Dava konusu ikinci ve üçüncü fıkraların yarattığı haksız durumun doğal sonucuolarak Anayasa'mızın başlangıç bölümündeki (bütün fertlerini kaderde, kıvançtave tasada ortak) gören niteliğinin de zedelenebileceği; kaderde, kıvançta vetasada, bir ölçüde değişik duruma düşürülen kişilerden oluşan bir ortamındoğmasına da yol açılabileceği düşünülmelidir. Bu bakımdan iptali istenen yenihükümlerin Anayasa'nın 2. maddesinde yeralan (başlangıçta belirtilen temelilkelere dayanma) niteliğini zayıflatıcı etkisinin üzerinde de önemledurulmalıdır.
Herne kadar Anayasa'nın 2. maddesi; Cumhuriyetimizin niteliklerini sayarken sosyalbir hukuk devleti olduğunu da belirtmiş ve kimi maddelerinde Devlete, sosyaldevlet niteliğini oluşturacak bir çok görevler de yüklemiş bulunmakta vegörevlerin eksiksiz yerine getirilmesi için Devletin yeterli gelirkaynaklarıyle desteklenmesi ve mali olanaklarla donatılması gerekmekte ise de,bu yolla bireylere yansıyan yükümlülüklerin Anayasa ilkelerine uygun biçimdepaylaştırılması ve dağıtılmasının zorunlu olduğu belirtilmelidir. Anayasadevlete bu görevleri yüklerken kaynaklarını ve çarelerini de göstermiş, fakat2. maddesinde belirlenen niteliklerden bir bölüğünün ve özellikle (HukukDevleti) niteliğinin yitirilmesi ya da zedelenmesi pahasına, bu işlerinyürütülmesine ve yapılmasına izin vermemiştir.
Yukarıdakiaçıklamalardan 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile Anayasa'nın 38. maddesineeklenmiş bulunan ikinci ve üçüncü fıkraların hükümleri; Anayasa'nın 2.maddesindeki Cumhuriyetin niteliklerinden bir bölüğünü bozucu ve zedeleyicietki taşıdığından 9. maddede yer alan "teklif edilemezlik" ve"değiştirilemezlik" ilkelerine aykırı bulunmakta ve böylece aynımaddedeki biçim kurallarına aykırı olanak yasalaştığı ortaya çıkmaktadır. Davakonusu ikinci ve üçüncü fıkralar bu nedenle de iptal edilmelidir.
KaniVrana, Halit Zarbun, Abdullah Üner, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet SalihÇebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu itirazın reddi gerektirdiği görüşündebulunmuşlardır.
D-Öteki biçim koşulları yönünden inceleme sorunu:
Anayasa'nın20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişik 38. maddesinin itiraz konusuikinci ve üçüncü fıkraları, Anayasa'nın 9. maddesi açısından iptal edildiğinegöre, öteki biçim koşulları yönünden incelemenin sürdürülmesine ve bir kararverilmesine yer kalmamıştır.
VI.SONUÇ:
l-9/7/1961 günlü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20/9/1971 günlü,1488 sayılı Yasa ile değişik 38. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarınınAnayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devlet Şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakiAnayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez) yolundaki biçimkuralına aykırı olduğuna ve sözü geçen fıkraların bu yönden iptaline KaniVrana, Halit Zarbun, Abdullah Üner, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet SalihÇebi ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğuyla;
2-38. maddenin itiraz konusu ikinci ve üçüncü fıkraları, Anayasa'nın 9. maddesiaçısından iptal edildiğine göre, işin öteki biçim koşulları yönünden ayrıcaincelenip karara bağlanmasına yer olmadığına oybirliğiyle;
12/10/1976gününde karar verildi
Başkan
Kâni Vrana
Başkanvekili
Şevket Müftügil
Üye
Halit Zurbun
Üye
Ziya Önel
Üye
Abdullah Üner
Üye
Ahmet Koçak
Üye
Şekip Çopuroğlu
Üye
Fahrettin Uluç
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu
KARŞIOYYAZISI
I-Bir yasa kuralının Anayasa'ya uygunluğu Anayasa Mahkemesince denetlenirkenbaşka bir yasanın veya belli bir kuralının uygulamada iyi sonuç vermemesi veyakonusuna uygun bulunmaması Anayasa'ya aykırılığın ölçüsü yapılamaz.
Bunungibi, bir Anayasa değişikliğinde, ya değiştirme veya yeniden koyma yollarındanbiriyle Anayasa'ya getirilen yeni bir kural veya ilkenin, Anayasa'nın 9.maddesinde "Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmüdeğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez." diye yer alan veAnayasa Mahkemesince bir çok kararlarında biçime ilişkin bir kural bulunduğubenimsenen (Değiştirilemezlik ve teklif edilemezlik) yasak ve ilkesineuygunluğunun denetiminde de, sadece onun içerik, anlam ve kapsamının esastutulması zorunlu olduğuna göre, bu ilke veya kurala dayanarak belli bir alanıdüzenlemek üzere çıkarılan ve değiştirme veya. Anayasa'ya uygunluk denetimindengeçirme yollarından biriyle her zaman Anayasa'ya uygun duruma sokulması olanağıvar olan uygulama yasalarının, konularına uygun bulunmamaları veya uygulamaalanında olumsuz veya ters sonuçlar vermeleri olanak ve olasılığının, sözügeçen aykırılığın saptanmasında ölçü alınması yine düşünülemez. Üstelik, buyönün Anayasa değişikliklerinde öncelikle gözönünde bulundurulması gerekir.
Yukarıdaaçıklanan nedenle, Anayasa değişikliğinde eskisini değiştirme yoluyla yer alıpiptali istenen ilkenin, Anayasa'nın 9. maddesiyle getirilmiş bulunan(Değiştirilemezlik ve teklif edilemezlik) yasak ve ilkesine uygunluğunudenetlemede, yani Anayasa'nın Başlangıç Bölümünde ve 2. maddesinde yer alanilkelere aykırılığın saptanmasında, 1319 sayılı Emlâk Vergisi Yasasının kimihükümlerinin veya başka yasaların ölçü veya örnek alınması, Anayasa'nın 8.maddesinde "Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Anayasa hükümleri, yasama,yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temelhukuk kurallarıdır." biçiminde yer alan (Anayasa'nın üstünlüğü vebağlayıcılığı) ilkesine aykırı olarak, uygulama kanunları hükümlerine önceliktanınması demek olur.
Öteyandan, bir Anayasa kural veya ilkesinin içeriğinin anlaşılıp saptanmasında da,bu ilke veya kurala dayanarak düzenlenmiş uygulama kanunları hükümlerinin, neesas ve ne de örnek alınmasına olanak yoktur. Çünkü, Anayasa kural veyailkelerinin içerik, anlam ve kapsamlarının, aslında bir bütün olup tümüylegözönünde bulundurulması gereken Anayasa sistemi ve Anayasa'nın dayandığı veyaöngördüğü öteki üstün hukuk veyahut temel kural ve ilkeleri doğrultusundaincelenip saptanması gerekir. Daha açık bir deyimle, bu yön, Anayasa'ya'uygunluk denetimine Anayasa'mızda yer verilmesinin nedenlerinden başlıcasıdır.Çünkü, yasa koyucu, bir yasayı çıkarırken belli bir noktada Anayasa'ya tersdüşebilir. Bu aykırılık, yasada bir değişiklik yapılıncaya kadar, ancakAnayasa'ya uygunluk denetimiyle giderilebilir. Tersinin düşünülmesi ise, kanunkoyucunun Anayasa'daki bir kural veya ilkeyi tanımlamasının veya uygulamabiçiminin Anayasa koyucunun iradesinden üstün tutulması sonucunu verir ki,böyle bir kabul, yukarıda da işaret edildiği üzere, (Anayasa'nın üstünlüğü vebağlayıcılığı) ilkelerini içeren 8, maddesindeki temel kuralla asla bağdaşamaz.
Ohalde, bu işte bir Anayasa değişikliğinde yer alan kural veya ilkeninAnayasa'ya 9. maddesindeki biçim kuralı yönünden aykırılığı sözkonusubulunduğundan, yasal düzenlemelerden ötürü ortaya çıkan elverişsiz durumların,Anayasa kuralının içerik, anlam ve kapsamını saptamada esas alınabileceğini vebu yöntemle iptalini sağlayabileceğini kabul etmek olanaksızdır.
II-Bir Anayasa değişikliğinin Anayasa'nın 9. maddesindeki (Değiştirilemezlik veteklif edilemezlik) yasak ve ilkesine uygunluğunun denetiminde, yukarıdabelirtildiği üzere, aslında bir bütün olup tümüyle gözönünde bulundurulmasıgereken Anayasa sistemi ve Anayasa'nın dayandığı veya öngördüğü öteki üstünveya temel hukuk kural ve ilkelerle karşılaştırmanın aykırılığı saptamada esasalınması sonucunda:
1488sayılı Kanunla getirilen Anayasa değişikliğinde yer alan 38. maddenin ikinci veüçüncü fıkraları hükümleri, Anayasa Mahkemesinin, Resmi Gazete'nin 12/8/1976günlü, 15675 sayısında yayımlanmış bulunan 23/3/1976 günlü, Esas: 1975/167,Karar: 1976/19 sayılı kararının (V. ESASIN İNCELENMESİ), kesiminin (B) ve (C)bölümlerinde tüm ayrıntılariyle açıklanan gerekçelerle, Anayasa'nın BaşlangıçBölümünde ve 2. maddesinde yer alan ilkelerle bağdaşır bir nitelik taşıdığısaptandığından, 9. maddesindeki devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakiAnayasa hükmünün değiştirilemeyeceğine ve değiştirilmesinin teklifedilemeyeceğine ilişkin biçim kural ve ilkesine aykırı olduğu ileri sürülemez.
Bunedenlerle, söz konusu fıkralara yönelen iptal isteminin reddine karar verilmesigerektiği düşüncesiyle, iptal kararına karşıyım.
Başkan
Kani Vrana
KARŞIOYYAZISI
SayınNihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoy yazısına katılıyorum.
Üye
Halit Zarbun
KARŞIOYYAZISI
Anayasa'nın20/9/1971 günlü ve 1488 sayılı kanunla değiştirilen kamulaştırma ile ilgili 38.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının; (taşınmaz mallarınkamulaştırılmasında ölçü olarak alınan vergi değerinin gerçek değeriyansıtmadığı, çünkü yürürlükteki Emlâk Vergisi Kanununa göre beyannamelerin 5yılda bir verilmesinin öngörüldüğü ve halbuki bina, arsa ve arazi değerlerininsüratle arttığı, vergi değeri ise beyannamenin verildiği andaki durumusaptadığı, bu nedenle beyanname tarihinden sonra taşınmaz malların değerlerindemeydana gelen artışların hesaba katılmaması sonucu mal sahiplerinin zararlarave haksızlıklara uğradıkları ve bu durumun da sosyal hukuk devleti ilkeleri ilebağdaşamıyacağı ve Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan "Devlet şeklinin Cumhuriyetolduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceğine ve değiştirilmesiteklif edilemiyeceğine" ilişkin biçim kuralına aykırı düştüğü) gibi birgörüşten hareket edilerek çoğunlukla iptaline karar verilmiştir.
334sayılı Anayasa'nın, kamulaştırma ile ilgili 38. maddesinin birinci fıkrasında,kamulaştırılan taşınmaz malın gerçek karşılığının ödeneceği hükmü yer almış vebu gerçek karşılıkta yirmi yıl önce yürürlüğe girmiş olan 6830 sayılı istimlâkKanunu hükümlerince, mülk sahipleri arasından seçilen kişilerin de yer aldığıtakdiri kıymet komisyonları ve ehlivukuf heyetleri marifetiyle tesbitedilegelmiştir. Ancak, taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin bu suretlesaptanmasının çeşitli sakıncalarının meydana çıkması, türlü suistimallere vebir çok kimselerin hazine aleyhine haksız kazanç sağlamalarına yol açtığıhakkında söylentiler çıkması ve özellikle memlekette yapılan büyük bir barajalanındaki kamulaştırmalarda bu usulle devletin büyük zararlara uğratıldığınıniddia olunması nedeniyle bu yöntemden vazgeçilerek yerine daha adaletli, daharasyonel, gerçek değeri daha isabetli yansıtan bir sistemin getirilmesidüşünülmüş ve 20/9/1971 günlü 1488 sayılı Kanunla Anayasanın sözü edilen 38.maddesine eklenen ikinci ve üçüncü fıkra hükümleriyle, kamulaştırılan taşınmazmalın karşılığının o mülk hakkında mülk sahibinin bizzat vermiş olduğu emlâkvergisi beyannamesinde gösterdiği (değer) in esas alınması sistemi konulmuştur.
29/7/1970günlü ve 1319 sayılı Emlâk Vergisi (Kanununa göre ise emlâk vergisinin konusunagiren vergi değeri, taşınmaz malın rayiç bedelidir, rayiç bedelde bina vearazinin beyan tarihindeki normal alım satım bedelidir. O halde bir taşınmazmalın kamulaştırma bedelinin saptanması söz konusu olduğunda, o malın sahibininresmi mercilere bildirmiş olduğu rayiç bedelinin ölçü olarak alınması kadartabii ve isabetli bir şey olamaz. Bu sistem aynı zamanda devletin,yurttaşlarının doğru hareket edeceklerini, söz ve beyanlarının gerçeğe uygunolduğunu kabul anlamına gelmesi bakımından da ileri ve uygar bir niteliktetaşımaktadır.
Emlakvergisi beyannamelerinin beş yılda bir verilmesi nedeniyle beyanname tarihindenkamulaştırma tarihine kadar geçen zaman içinde taşınmaz malın değerinde meydanagelen artışların kamulaştırma bedelinin tayininde hesaba katılmadığı yolundakiitiraza gelince: Böyle bir durumun, itiraz olunan Anayasa'nın 38. maddesininikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri ile hiç bir ilgisi mevcut olmayıp 1319sayılı Emlâk Vergisi Kanunundaki eksik düzenlemeden ve beyannamelerin beş yıldabir verilmesi usulünün kabul edilmiş olmasından ileri gelmektedir. EmlâkVergisi Kanununda yapılacak değişiklikle beyannamelerin beş yılda bir yerinedaha az süreler içinde verilmesi usulünün kabul edilmesi ve bundan başkabeyanname verildikten sonra taşınmaz malların değerlerinde bir artış meydanageldiği takdirde bunun da ek bir beyanname ile bildirilmesi usulünün konulmasıhalinde bu kanuna yöneltilen eksiklik ve haksızlık giderilmiş olacağı gibidevlet hazinesinin de uğradığı büyük kayıplar önlenmiş olacaktır.
1319sayılı Emlâk Vergisi Kanununun eksik ve yanlış düzenlenmiş olmasından ilerigelen bu durumun, bununla hiç bir ilgisi olmayan Anayasa'nın söz konusukuralının iptalini gerektirmediği kuşkusuzdur. Nitekim bu konu, benzeri biritirazın incelenmesi sırasında daha önce Anayasa Mahkemesince tartışılmış ve"Bu davada değişiklik yolu ile getirilen Anayasa kuralının -38. maddesininikinci ve üçüncü fıkraları- Anayasa'ya aykırı bulunup bulunmadığı söz konusuolduğundan yasal düzenlemelerden ötürü ortaya çıkan durumların Anayasakuralının iptalini sağlayabileceğini kabul etmek olanaksızdır." sonucunavarılmış ve o davada Anayasa'nın söz konusu değişik 38. maddesinin sözü edilenikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. (AnayasaMahkemesi kararı, Esas: 1975/167, Karar: 1976/19, Resmi Gazete: 12 Ağustos 1976gün, sayı: 15675).
Taşınmazbir malın, vergi değeri, kamulaştırma değeri gibi ayrı ayrı ve değişikdeğerlere tabi tutulmasının çağdaş demokratik bir hukuk devletinde izahı vesavunulması çok zordur. Bir taşınmaz malın az vergi ödemek için vergi değerinindüşük beyan edilmesine ve kamulaştırılması söz konusu olduğunda devlethazinesinden fazla para çekebilmek için kamulaştırma bedelin çok yüksektutulmasına yol açabilen ve hukukta esas ilke olan iyi niyet kaideleri ilebağdaşmayan bir düzenin hukuk ilkeleri ve Anayasa kuralları ile bağdaştırmaolanağını göremiyoruz.
Anayasa'nınitiraz konusu 38. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümlerininAnayasa'nın 39. maddesiyle karşılaştırılarak 38. maddede (vergi değeri) nin ve39. maddede (gerçek karşılık) ın esas alınmış olması nedeniyle bir çelişkiyedüşülmüş olduğu da öne sürülemez. Çünkü; bilindiği gibi 38. maddekamulaştırılan taşınmaz malın bedeli ile ilgili bulunduğu halde 39. madde dekonusu kapsamı ve mahiyeti bundan tamamiyle ayrı olan özel bir teşebbüsündevletleştirilmesi söz konusu edilmektedir.
Ennihayet şu noktayı da eklemek gerekirki; taşınmaz malların kamulaştırılmasındakamulaştırma bedelinin, mülk sahibinin evvelce vermiş olduğu beyannamesindegösterdiği değer üzerinden mi yoksa bilirkişiler kurulunca saptanacak değerüzerinden mi tayin edilmesi gerektiği hususunun, Anayasa'nın 9. maddesindeyazılı (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmüdeğiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez) hükmü ile bir ilgisi debulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 38. maddesinin ikinci ve üçüncüfıkralarının yine Anayasanın işaret olunun 9. maddesine dayanılarak iptalinekarar verilmesi de mümkün görülmemektedir.
Yukarıdayazılı nedenlerle çoğunlukla verilmiş olan iptal kararına karşı bulunmaktayım.
Üye
Abdullah Üner
KARŞIOYYAZISI
9/7/1961günlü ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 20/9/1971 günlü ve 1488sayılı Yasa ile değişik 38. maddesi, kamulaştırılan taşınmazın malikineödenecek paranın, malikin, kanunda gösterilecek usul ve şekle uygun olarak,bildireceği vergi değerini aşmayacağı kuralını getirmiştir. Bu değişiklikverginin de taşınmazın gerçek değeri üzerinden ödetilmesini sağlamayayöneliktir.
Anayasa'nın61. maddesi, herkesi, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü kılmıştır. Maligücü oluşturan öğeler arasında taşınmaz malların değer ve gelirlerinin deyeraldığı kuşkusuzdur. Yükümlünün, vergisini malının gerçek değeri üzerindenödemesi gerekir. Yasaların buyruğu ve isteği de budur.
Anayasa'nınvergi konusunda öngördüğü "mali güç"ü, taşınmaz malların gerçekdeğerini hesaba katmaksızın oluşturmak olanaksızdır. Bu nedenlerle Anayasa'nındeğişik 38. maddesinde yeralan ve ödenecek karşılığın, mâlikin, kanundagösterilecek usûl ve şekle uygun olarak, bildireceği vergi değerini aşmayacağıkuralını koyan hükmün, yurttaşın taşınmaz malının, gerçek karşılığıödenmeksizin, elinden alınmasına yol açtığı sonucuna varmak doğru olamaz.
EmlâkVergi Kanununun öngördüğü vergi değerinin bildirilmesine (beyannameverilmesine) ilişkin hükümlerin yol açtığı haksızlıkları Anayasa'nın değişik38. maddesine bağlamağa yer yoktur. 38. maddenin ışığı altında özel kanunlardayapılacak düzenlemelerle yurttaşın hem malının gerçek karşılığını alması, hemde mali gücüne göre vergisini ödemesi sağlanabilir. Yürürlükteki yasaların buiki öğeyi bağdaştırmamış olmasının sorumunu, Anayasa'nın değişik 38. maddesineyüklememek gerekir.
Kamulaştırılanmalının gerçek değerini devletin ilgili kurumundan istemek yurttaşın o malınvergisinin tam olarak ödemesini istemek de devletin hakkıdır.
Kamulaştırmakonusunda karşı karşıya gelen bu iki uç ancak yasalarla birleştirilebilir.Bunun gerçekleştirilmesine de Anayasa'nın 38. maddesi engel değildir.
Özetlenecekolursa; Anayasa'nın değişik 38. maddesi, Anayasa'nın mülkiyet hakkınıdüzenleyen 36. ve vergi yükümünü düzenleyen 61. maddeleri hükümlerinibağdaştıran bir nitelik taşımaktadır. Kamulaştırma İşlemlerinden doğan ödenecekkarşılık sorunu sözü geçen 38. maddenin İkinci ve üçüncü fıkralarının iptaledilmesi yolu ile değil, maddenin taşıdığı bu niteliğin yasalara yansıtılmasıyolu ile çözülmelidir.
Bunedenlerle Anayasa'nın değişik 38. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının,Anayasa'nın 9. maddesinde yeralan (devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındakiAnayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.) yolundakibiçim kuralına aykırı bulunmadığı kanısındayız.
Üye
Lûtfi Ömerbaş
Üye
Hasan Gürsel
KARŞIOYYAZISI
Kamuyararının kamulaştırmayı zorunlu kıldığı hallerde Devletin bu hakkınıkullanması anlaşmazlık konusu değildir. Anlaşmazlık, kamulaştırılan taşınmaziçin ödenecek bedelin saptanmasına ilişkindir.
Bunungibi taşınmazı kamulaştırılan kişi veya tüzel kişinin, taşın mazınkamulaştırılması zamanındaki gerçek değerini istemesi de mülkiyet hakkınındoğal sonucudur. Bu isteği kısıtlayıcı kurallar hukuk devleti ilkesi ilebağdaşmaz.
Anayasa'nın38. maddesinin değişiklikten önceki şekli kamulaştırma bedelinin taşınmazıngerçek karşılığı olacağını hüküm altına almıştı. Değişiklikte "gerçekkarşılık" yerine "vergi değeri" esas alınmak suretiylekamulaştırılan taşınmazın gerçek değerini istemek hakkı kısıtlanmış bireyinyaran ile kamunun yaran arasındaki denge bozulmuştur.
GerçektenAnayasa'nın, 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişik 38. maddesinin 2. ve3. fıkraları çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, para değerinin düşmesi,bu nedenle ve özellikle taşınmaz malların günden güne değerlerinin büyükoranlarda artması gerçeği karşısında taşınmaz malikine 5 sene önceki değerlerigözönüne alarak verdiği emlâk vergisi bildirgesindeki meblâğın kamulaştırmabedeline esas sayılması, 5 sene içinde taşınmazın mâlikinin ödediği emlâkvergisinin dahi hesaba katılmaması, 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanunu ilegetirilen bildirim sisteminin ilk uygulamasında, kişinin kendi malına değerbiçmekteki ruhhali nedeniyle hataya düşmesinin çok kez rastlanılan vakıaolması, idarenin bildirgedeki miktar ile bağlı olmayıp kendisinin yapacağıinceleme sonucundaki değeri vergiye esas tutması karşısında kamulaştırmabedelinin bildirgedeki bedel olarak alınması hak, nasafet ve hukuk ilkeleriylebağdaşmaz. Bu itibarla dava konusu hükümlerin hukuka aykırılığı hakkındakiçoğunluk görüşü doğrudur.
Bunungibi, Anayasa'nın 9. maddesinde yeralan "Cumhuriyet" deyiminiAnayasa'nın 1. maddesindeki Cumhuriyet deyimine hasretmek de doğru değildir. 1.maddedeki "Cumhuriyet" deyimi ile bu Anayasa'nın müesseseleriyle,ruhu ile benimsenen Cumhuriyetin kasdedildiği kuşkusuzdur. Bu itibarla, 9.maddedeki "değiştirilememek ve teklif edilememek" yasağı Anayasa'nınmüesseseleriyle ve ruhu ile benimsediği Cumhuriyeti tadil, tebdil ve ilgayaelverişli tekliflerin yapılmasına engeldir. Bu yoldaki değiştirme teklifleri 9.madde yolu ile Anayasa Mahkemesince denetlenebilir. Ancak Anayasa'nın değişik38. maddesinin iptali istenen kuralı ile mülkiyet hakkı üzerinde yapılankısıtlama, Türk Devletinin "Cumhuriyet" olma niteliğini ortadankaldıracak ağırlıkta bir kısıtlama değildir. Çoğunluk görüşüne destek yapılmakistenen Anayasa Mahkemesinin 15/4/1975 günlü, Esas: 1973/19, Karar 1975/87sayılı kararı mülkiyet hakkının kısıtlanması ile ilgili olmayıp şahısözgürlüğünü yok eden bir hükmün iptaline ilişkindir. Taşınmazın gerçekbedelinden bir miktarın ödenmemesi ile ilgili hükmü, kişi özgürlüğünü ortadankaldıran nitelikteki hükümle aynı değerde tutmak mümkün değildir.
SONUÇ:
Yukarıdaaçıklanan gerekçelerle iptal hakkındaki çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Ahmet Salih Çebi
KARŞIOYYAZISI
Kamulaştırmabedeli ile ilgili itiraz konusu anayasal kuralın, Cumhuriyetimiz ilke veniteliklerine aykırı bir yönü olmadığı yolundaki 15675 sayılı Resmi Gazete'deyayımlanan 23/3/1976 gün ve 1975/167 esas ve 1976/19 karar sayılı karan ilesaptadığı görüşden Mahkememiz sayın çoğunluğu, ayrılmış bulunmaktadır. Ancak,
İncelemekonusu hüküm, kamulaştırma bedelini, mâlikin, taşınmazının vergisini öderkenbildirdiği değer ile dengeleştirmiş idi ve bunun, temel ilkelere tersdüşeceğinin kabulüne olanak yok idi. Zira,
a)Anayasa'nın 38. maddesi ile getirilmiş ilke, vergi yükümlüsünün Devlete karşıgörevleri ile ondan istenecek hak arasında bir orantı kurmak idi. Bunda daCumhuriyetimize uymayan bir yön olamazdı. Tam tersine bu kural ile, Devlet,Milletiyle bütünleşmesinin bir örneğini vermekte idi.
b)Kamulaştırma, Devlet ve kamu tüzel kişilerinden beklenen hizmetin yerinegetirilebilmesinin ön koşullarındandır. Bu nedenle de bir kaçınılmaz sosyalolay niteliğini her zaman koruyan kamulaştırmanın, bildirilen vergi değeriüzerinden yapılacağına deygin hüküm, mâlikin, taşınmazını Devlete bu bedelüzerinden verebileceğini önceden bildirişi niteliğinde idi. Bu bildirimin zamansüreci içinde geride kalması, bir sakınca olarak da düşünülemezdi. Çünkü, heran olabilecek kamulaştırma için vergi bildirimi biçiminde önerdiği bedelisonraki koşullara göre azımsayan mâlikin değer değişikliğini bildirmesiniönleyen bir kural, sayın çoğunluğumuzca iptal olunan anayasal hükümde, yok idi.
c)Eleştirilen anayasal kuralın Cumhuriyetimiz ilkelerine uygunluğunu saptayan23/3/1976 günlü ilk kararımızda gösterilen nedenler ve varılan sonuç, geçerlikve tutarlığını korumakta idi.
SONUÇ:
Açıklanantüm bu nedenlerle, sayın çoğunluk kararına karsıyım.
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu