ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1979/27
Karar sayısı:1979/34
Karar günü:28.6.1979
Resmi Gazetetarih/sayı:29.11.1979/16824
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hacıbektaş Sulh Ceza Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU: 4/4/1929 günlü, 1412 sayılı "CezaMuhakemeleri usulü Kanunu"nun 22.6.1930 günlü, 3515 sayılı Yasa iledeğişik 423. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ilerisürülerek iptaline karar verilmesi istenmiştir.
I. OLAY:
Eşini yedi gün iş ve gücünden kalacak biçimde döven sanığın TürkCeza Yasasının 456/4., 457/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyleaçılan davaya bakan mahkemenin 12.10.1978 gününde verdiği karar, Yargıtay 2.Ceza Dairesince "sevkee ve sanığın üstüne atılan suçun niteliğine göre,yasal zorunluk bulunmadığı halde adlî ara vermeye rastlayan 8.8.1970 günüduruşma icrasiyle esaslı işlemlere tevessül edilmesi ....." gerekçesiylebozulmuştur. 17.5.1979 günlü oturumda yerel mahkeme, sanık avukatının Anayasayaaykırılık savını ciddi görerek bozma konusunda bir karar alınmaksızın, CezaYargılamaları Usulü Yasasınnı 423. maddesinin ikinci fıkrası hükmünün,Anayasanın 6., 7. ve l32. maddelerine aykırı olduğunu öne sürmüş ve iptaledilmesi için Anayasanın değişik 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinebaşvurulmasına karar vermiştir.
III- YASA METNİ:
4.4.1929 günlü, 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri usulükanunu"nun, 26.6.1938 günlü, 3515 sayılı Yasayla değişik 423. maddesininbirinci fıkrası ile iptali istenen ikinci fıkrası hükmü şöyledir:
"Madde 423- Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler hersene Temmuzun yirmisinden Eylülün beşine kadar tatil olunur.
Hazırlık tahkikatı ve ilk tahkikat ile mevkuflu işlere aitduruşmaların ve sair acele sayılacak hususların tatile tesadüf eden zamanda nesuretle ifa edileceği Adliye Vekâleti tarafından tayin olunur.
IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca ilk incelemeiçin yapılan toplantıda, aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur:
Anayasanın 151. ve 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddelerinegöre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o davada uygulanacak yasa hükümleriniAnayasaya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin o doğrultudaki savının ciddiolduğu kanısına varması durumlarında Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisinesahiptir. Buna göre bir mahkemenin, Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi, elindebakmakta olduğu bir davanın var olması ve iptalini istediği hükmün de o davadauygulanması koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır.
1- Olayda Mahkemenin elinde Yargıtayca bozulduğu için hüküm olmaniteliğini kaybetmiş ve yasanın öngördüğü yöntemler uygulanmak suretiyle onayeniden kudret kazandırılmasını ya da bozulan yönler açısından yenidenyargılama yapılmasını gerekli kılan bir iş vardır. Anayasa hukuku açısındanmahkemenin gördüğü bu işin dava olarak nitelendirilmesi gerekir.
Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu ve Yekta Güngör Özden bu görüşekatılmamışlardır.
2- İptali istenen ikinci fıkra hükümlerinin bakılmakta olandavada uygulanması koşulunun gerçekleşmiş olup olmadığı sorununa gelince;
Ceza Yargılamaları Yöntemi Yasasının 423. maddesinin birincifıkrası, ceza mahkemelerinin, her yılın yirmi temmuzundan beş eylülüne kadarçalışmalarına ara vermelerini kural olarak öngörmüştür.
Bu maddenin, iptaline karar verilmesi istenen ikinci fıkrasıise, kimi işlerin, adli aravermeye rastlayan zamanda nasıl yürütüleceğini debelirterek, bu işleri birinci fıkradaki kuraldan ayrık tutmuştur. Bu fıkrada,hazırlık soruşturması ile ilk soruşturmadan, tutuklu işlerin duruşmalarından veivedi sayılacak öteki işlerden söz edilmektedir.
İtirazcı mahkemenin ise son soruşturmayı yürüttüğü, sanığıntutuklu olmadığı ve suçun niteliğinin de işin ivedi sayılmasını gerektirmediğidosyadaki belge örneklerinden anlaşılmaktadır.
Hernekadar Yargıtay 2. Ceza Dairesinin bozma kararında açıkcasöz edilmemekle birlikte, bu kararın dayanağını, maddenin davalara sadece adlîara verme süresi içinde bakılmasını engelleyen birinci fıkrası hükmününoluşturduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Durum böyle olunca; itirazcı mahkemenin, Ceza YargılamalarıYöntemi Yasasının 423. maddesinin birinci fıkrası uyarınca adli araverme süresiiçinde bakamıyacağı davaya bakması ve adli araverme zamanında bakılmasıöngörülen işler için düzenlenmiş bulunan ikinci fıkra hükümlerini uygulamasıyasal bakımdan olanaksızdır.
Öte yandan, itirazcı mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nebaşvurulmasına 17.5.1979 gününde karar vermiş, 1978 yılı adli araverme süresiise temmuzda başlamış, beş eylülde sona ermiştir. Böylece adli aravermesüresinin bitiminden sonra yapılan duruşmada, Ceza Yargılamaları YöntemiYasasının itiraz konusu hükümlerini ele almaya, bir başka deyimle, o hükümlerinuygulanmasına artık olanak kalmamıştır.
Bu nedenlerle, itirazın, itirazda bulunan mahkemenin AnayasaMahkemesine başvurmaya yetkisizliği yönünden, reddine karar verilmek gerekir.
SONUÇ:
l- İtiraz eden Mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davabulunduğuna, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu ve Yekta Güngör Özden'inkarşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
2- 4.4.1929 günlü, 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri UsulüKanunu"nun, 26.6.1938 günlü, 3515 sayılı Yasayla değişik 423. maddesininitiraza konu olan ikinci fıkrası hükmü, bakılmakta olan davada uygulanacakhüküm niteliğinde bulunmadığından, başvurmanın, itirazda bulunan Mahkemeninyetkisizliği nedeniyle reddine oybirliğiyle,
28.6.1979 gününde karar verildi.
Başkan
Şevket Müftügil
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Erdoğdu
Üye
Osman Tokcan
Üye
Rüştü Aral
Üye
Muammer Yazar
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Nahit Saçlıoğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
İhsan N. Tanyıldız
Üye
Bülent Olçay
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
KARŞIOY
Bir mahkemenin, sav ya da savunma yoluyla kendisine iletilmiş"Anayasaya aykırılık" durumunu ciddî bulup dosyayı AnayasaMahkemesi'ne sunabilmesi için;
A- Mahkemenin davaya bakmakta olması,
B- İtiraz dâvasına konu alınan maddenin "uygulanacak birkanun hükmü" olması gerekir.
Anayasa Mahkemesi'nin kökleşip "ilke kararı"niteliğini almış önceki kararlarına göre de, Anayasa Mahkemesi, itiraz davasıkonusu olan yasa kuralının "mahkemenin uygulayabileceği kural" olupolmadığını, bu yolla, Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisinin bulunupbulunmadığını, Anayasa Mahkemesi'nin görevine girip girmediğini araştırıpsaptamak, koşullar uygun ve yeterli değilse olumsuz karar vermek durumundadır.Anayasa Mahkemesi, mahkemenin kabûlü ve görüşüyle bağlı değildir.,
Olayda, yerel mahkeme kararının Yargıtay'ca bozulmuş olması,hukuksal tartışmayı yaratan olgudur. Mahkeme, bozma kararı üzerine, CezaYargılama Yöntemi Yasası'nın 326. maddesi uyarınca direnme kararı vermezsebozma gereğini yerine getirmek zorundadır. Bu yöntem zorunluluğuna uymadanbaşka bir karar, özellikle dâvayı kendi yetki görevi içinde bitirici bir kararveremez. Direnme ya da uyma, karar verilinceye değin dosya, mahkemeninelindedir, uyma ya da direnme aşamasını geçmeden başka karar alabilmesi olanağıyoktur.
Bu hukuksal olanaksızlığı olanak durumuna sokup itiraz yolunagitmesi aykırılıktır. Bu durum, bakmakta olduğu bir dava koşulunun daçiğnenmesi anlamındadır. Görevsizlik itirazında bulunabilecek sanık ya davekilinin bu haklarda direnme ile etkilenmez. Direnme uygun sonuçlanırsagörüşleri doğrulanmış olur. uymak zorunluluğu doğarsa görevsizlik itirazıhakkındaki karara karşı yasal yollar izlemek olanağı vardır. Böylece UyuşmazlıkMahkemesine başvurmak hakkı sağlıklıdır. Bu yola başvurulması olanaklarından yoksunbulunması söz konusu olmadığı gibi, mahkemenin direnme ya da uyma kararıvermesi görevi, yanın başvurmasından önceliklidir.
Bundan başka, Ceza Yargılama Yöntemi Yasasının 219. maddesinegöre duruşma, ara vermeksizin yürütülür. Bu yasanın 236. maddesi uyarınca daduruşma, tanık ve bilirkişilerin yoklamasıyla başlar ve 253. maddesi gereğincede, sona erdiği bildirildikten sonra hüküm verilmekle biter. Olayda, yerelmahkeme hüküm vermiş ve bu hüküm Yargıtayca bozularak geri gönderilmiştir.Bundan sonra bozmaya uyulması ya da uyulmaması yolunda karar verilmesigerekirken böyle yapılmadan dava konusu 423. maddenin ikinci fıkrasınınAnayasaya aykırı olduğu savı ile dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi,bakılmakta olan bir dava bulunmadan itiraz yoluna başvurulduğu gerçeğini ortayakoymaktadır. Ceza Yargılama Yöntemi Yasa'mızın kaynağı olan Alman CezaYargılama Yöntemi Yasasının yorumunu yapan Alman cezacılarından Dr.Otto Schwarzve Dr. Günther Sahwarz'ın birlikte yazdıkları (Ceza Yargılama Yöntemi) adındakikitapta (Beckische Kurz- Kommentare, Band 6, München und Berlin 1955) bu konuyadeğinilmiştir. Alman Ceza Yargılama Pöntemi Yasa'sında duruşmayı belirleyen226. paragrafın adları geçen türecilere yapılan yorumunda; duruşmanın araverilmeksizin sürdürüleceğine göre onun başlamasından sonra bir yargıcın reddiveya sanığın sezginliği (temyiz kudreti) nin saptanması için bir doktorunbilgisine başvurulması gibi işlemler duruşmanın birer bölümü, parçası olmadığı,bu tür başvuruların karara bağlanmasını sağlayan işlemlerin duruşmaya ara vermeniteliğinde bulunduğu belirtilmiştir. Bu görüş, düşüncemizi doğrulamaktadır.Yargıtayca bozulan bir hüküm üzerine yöntemince bozmaya uymak ya da uymamakkonusunda bir karar verilmeden dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi,duruşmaya ara verildikten sonra ortada görülmekte olan bir dava yok iken birkarar verilmiş olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu nedenlerle yerel mahkemede bakılmakta olan dava bulunduğuyolunda verilen çoğunluk kararına karşıyız.
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Erdoğdu
Üye
Yekta Güngör Özden