ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1979/4
Karar sayısı:1979/16
Karar günü:30/3/1979
Resmi Gazete tarih/sayı:10.6.1979/16662
İtirazyoluna başvuran : İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZINKONUSU : 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun değişik 142. maddesinin1-3. bentlerinin Anayasaya aykırı oldukları ileri sürülerek iptallerine kararverilmesi istenmiştir.
I -OLAY:
Sanığın,"Türkiye Komünist Partisi - Program" adlı kitabı hazırlamak vebastırıp yayımlamak suretile komünizm propagandası yaptığı, cumhuriyetçiliğeaykırı olarak Devletin bir zümre tarafından idare edilmesi ve milli duygularıyok etmek veya zayıflatmak için propaganda yapma suçlarını işlediği ve"hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif" ettiği ilerisürülerek, hakkında T.C.K. nun 142/1-6. 159/1-6. ve 173/Son. maddelerininuygulanması isteğile kamu davası açılmıştır. Duruşmada sanıkla vekilleri,uygulanması istenen, Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3. bendlerihükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Davaya bakanİstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa'ya aykırılık savının ciddi olduğu kanısınavararak 26/1/1979 günlü, 1978/236 esas sayılı kararla sözü geçen hükümleriniptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
III- İTİRAZ KONUSU YASA KURALLARI:
1/3/1926günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 3/12/1951 günlü, 5844 sayılı Yasa iledeğişik 142. maddesinin 1-3. bentleri hükümleri şöyledir:
"Madde142 - 1. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesisetmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müessesiktisadi veya sosyal temel nizamlarından herhangi birini devirmek veya Devletinsiyasî ve hukukî nizamlarını topyekün yoketmek için her ne surette olursa olsunpropaganda yapan kimse beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası ilecezalandırılır.
2.Cumhuriyetçiliğe aykırı veya demokrasi prensiplerine - aykırı olarak Devletintek bir fert veyahut bir zümre tarafından idare edilmesi için her ne suretleolursa olsun propaganda yapan kimse aynı ceza ile cezalandırılır.
3.Anayasa'nın tanıdığı kamu haklarını ırk mülâhazasiyle kısmen veya tamamenkaldırmayı hedef tutan veya millî duyguları yoketmek veya zayıflatmak için herne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasiylecezalandırılırlar."
IV -İLK İNCELEME :
AnayasaMahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca. Şevket Müftügil, Ahmet H.Boyacıoğlu, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Ahmet SalihCebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, HüseyinKaramüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu veYekta Güngör Özden'in katılmalariyle yapılan ilk inceleme toplantısındaaşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur :
l -Başvuran Mahkemenin duruşma tutanaklarına göre, Anayasa'ya aykırılık savınınileri sürülmesinden sonra sıkıyönetim ilân olunmuş, ilâna ilişkin BakanlarKurulu Kararının, 28/12/1978 günlü oturumda Mahkemeye gelmediği gerekçesi iledavaya bakmak görevinin genel mahkeme ile askeri mahkemeden hangisine aitolduğunun "açıklığa kavuşması" için duruşmanın 26/1/1979 gününebırakılmasına karar verilmiştir. O gün açıklanan kısa kararda görev konusukesin bir çözüme bağlanmamış olmakla beraber, başvurma kararında "A -İptali istenen maddenin mahkememiz elile uygulanacak bir yasa maddesi olmasıgerekmekte olup sanık hakkında T.C.Y. 142. maddesine aykırı davranıştabulunarak cezalandırılması istemile dava açılmış olmasına göre suçundoğrulanması halinde mahkememizin itiraz konusu maddeyi uygulaması gerekeceğindenbu yöne ilişkin herhangi bir şüphenin varlığı söz konusu olmadığından bu koşulgerçekleşmiş bulunmaktadır." denilmek ve dava eylemli olarak yürütülüp8/6/1979 gününe bırakılmak suretile mahkeme, davanın görülmesinin görevi içindeolduğunu kabul etmiştir. Bu durumda, mahkemenin görev konusunda bir kararvermemesi nedenine dayanılarak dosyanın geri çevrilmesine gerek görülmemiştir.
2 -Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesine göre, itiraz yoluna başvuranmahkemenin başvurma yetkisi bulunup bulunmadığının öncelikle aranmasıgerekmektedir.
AnayasaMahkemesinin 2/3/1976 günlü, Esas: 1976/9, Karar : 1976/10 sayılı kararındabelirtildiği gibi, "Anayasanın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılıYasanın 27. maddelerine göre, mahkemeler herhangi bir kanun hükmünü Anayasa'yaaykırı görürler veya böyle bir iddianın ciddî olduğu kanısına varırlarsa, sözkonusu yasa hükmünün Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesi için AnayasaMahkemesine başvurabilirler. Bu yetkinin kullanılabilmesi için herşeyden Öncemahkemenin elinde bakmakta olduğu bir davanın varlığı gerekmektedir. AyrıcaAnayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi istenen Yasa hükmünün de bu davadauygulama alanı bulunmalıdır. Anayasa'nın "bir davaya bakmakta olanmahkeme" diye nitelediği mahkeme, her halde o davaya bakmaya, yaniuyuşmazlık konusu işi çözemeye veya suç sayılan eylemi işleyeni kanun hükümleriçerçevesinde, yargılamaya görevli mahkeme olmak gerekir. Çünkü mahkemeleringörevleri, Anayasa'nın 136. maddesi uyarınca ancak kanunla düzenlenir. Buaçıdan bakıldığında görev sorununun kamu düzeni ile ilgili olduğunu, bireyleriniradeleriyle bu sorunun çözülemeyeceğini kabul etmek gerekir. Böyle olunca;Anayasa Mahkemesi de kendisine Anayasa denetimi için itiraz yolu ile getirilenbir davada, itiraz eden mahkemenin, kanun hükümlerine uygun olarak, o davayabakmaya görevli olup olmadığını saptamak zorunluğundadır. Şu halde mahkemeninelindeki davanın, Anayasa'nın 151. maddesi yönünden var sayılabilmesi içinyöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren, geçerli bir dava olması Anayasadenetimi için öngörülen koşullardan biridir.
Bukoşulun gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda doğrudan doğruya inceleme yaparakkarar vermek, Anayasa Mahkemesinin salt yetkisi içindedir. Bu yetkininkullanılmasını; Anayasa Mahkemesinin, sanki o davada, mahkemenin görev sorununuçözen bir üst merci olması gibi, Anayasa dışı bir sıfat ve nedene bağlamaolanağı yoktur. Mahkemeler, kendi zincirleme bütünlükleri içinde yargısaldenetime bağlıdırlar. Anayasa Mahkemesi ise, sadece kendisine özgü anayasaldenetim yetkisini kullanabilme açısından ve ancak bu amaçla itirazcı mahkemeningörevini saptamak ve ondan sonra kendi görevini yerine getirmek zorundadır. Bunedenle kendi görevini yerine getirirken yaptığı bir inceleme dolayısiyle,Anayasa Mahkemesinin öteki mahkemeler karşısında bir üst inceleme göreviyaptığı anlamını çıkarmaya Anayasa'nın 151. maddesi elverişli değildir."(Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı : 14, sayfa : 56).
Başvuranmahkemenin bakmakta olduğu davada sanığa atılan suçlar arasında, Türk CezaYasasının 142. maddesinin 1-3. bendlerinde gösterilenler de vardır. Bubakımdan, itiraz konusu hükümlerin davada uygulanma niteliğinin bulunduğundakuşku yoktur.
Ancak,26/12/1978 günlü, mükerrer 16501 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan BakanlarKurulu kararile 13 ilde sıkıyönetim ilân edilmiş olup, bu iller arasında, suçunişlendiği İstanbul da bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu kararında sıkıyönetimin,"hür demokratik düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelikyaygın şiddet hareketlerinin kesin belirtilerinin ortaya çıkması"nedenlerile ilân olunduğu açıklanmıştır. Bu nedenler, sıkıyönetimin ilânedilebileceği durumları saptayan Anayasanın 124. maddesinde de yer almıştır.Sanığa atılan suç sıkıyönetimin ilânından önce işlenmiş olduğu için, görevlimahkemeyi belli ederken, 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasının 1728 sayılı Yasa iledeğişik 13. maddesi hükümlerinin gözönüne alınması gerekir. Bu maddeye göre:
1 -Sıkıyönetim ilânından önce işlenen suç sıkıyönetimin ilânına neden olansuçlardan ise,
2 -Bir suçun "Sıkıyönetim Askerî Mahkemelerinin el koyduğu herhangi bir suçlaumumî ve müşterek gaye içerisinde irtibatı" bulunuyorsa,
busuçlara ilişkin davalara sıkıyönetim askeri mahkemesinde bakılır.
Sanığaatılan ve Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3. bentlerinde yazılı bulunansuçlar hür demokratik düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmağayönelik propaganda suçlarıdır. Sıkıyönetim ilânının nedeni de, aynı amacayönelik eylemlerin yaygın şiddet hareketleri biçiminde belirmesidir. Sanığın,kendisine atılan suçu gerçekten işleyip işlemediğinin veya işlediği eylemin suçolup olmadığının, suç oluyorsa Türk Ceza Yasasının 142. maddesinin 1-3.bentlerinde gösterilen nitelikleri ve öğeleri kapsayıp kapsamadığının aranmasıve saptanması davaya bakmakla görevli mahkemeye aittir. Anayasa Mahkemesinceburada aranacak yön, sanık hakkında uygulanması istenen Türk Ceza Yasasının142/1-3, maddesinde gösterilen suçların, sıkıyönetim ilânına neden olan suçlardansayılıp sayılamıyacağıdır.
İptaliistenen hükümlerin kapsadığı suçların hür demokratik düzeni, temel hakları vehürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik bulunmaları karşısında aynı amaçlışiddet hareketlerine neden olmaları durumunda bu suçların, sıkıyönetimin ilânınedenleri arasında bulunduklarını kabul etmekte zorunluk vardır.
Ayrıca,1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası, sıkıyönetim askeri mahkemesinin bakmaklagörevli olduğu suçta belli bir nitelik de aramamış, 13. maddesinde, davayasıkıyönetim askeri mahkemesinde bakılması için "... sıkıyönetim askerimahkemelerinin el koyduğu herhangi bir suçla umumî ve müşterek gaye içerisindeirtibatlı..." bulunmasını yeterli görmüştür. Anayasa Mahkemesine başvuranmahkemenin elindeki davanın konusu olan suçların, hür demokratik düzeni, temelhak ve hürriyetleri ortadan kaldırmağa yönelik bulunmaları karşısında,"umumî ve müşterek gaye içerisinde" işlenmiş olduklarını da kabuletmek gerekmektedir.
Budurumda, davaya bakmakla görevli olmayan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesininitiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi bulunmadığından, itirazreddedilmelidir.
ŞevketMüftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Lütfi Ömerbaş, Osman Tokcan ve Ahmet Salih Cebi,mahkemenin düştüğü duraksamaya karşın görevli olup olmadığı konusunda bir kararvermeksizin Anayasa Mahkemesine başvurmasının eksiklik sayılarak dosyanın geriçevirilmesi, Yılmaz Aliefendioğlu ise, dosyada eksik bulunmadığından özünincelenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile bu görüşlerekatılmamışlardır.
MuammerYazar ek gerekçe yazma hakkını saklı tutmuştur.
V -SONUÇ:
Sıkıyönetimilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı karşısında davaya konu edilen eylemhakkında yargılama yapma yetkisi mahkemenin görevi dışında kaldığı içinbaşvuran mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir dava var sayılamayacağındanAnayasa'nın değişik 151. maddesine uymayan itirazın, itirazda bulunanmahkemenin yetkisizliği yönünden reddine, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu,Lütfi Ömerbaş, Osman Tokcan ve Ahmet Salih Çebi'nin "mahkeme, 28/12/1978günlü oturumda, ilân edilmiş bulunan sıkıyönetime ilişkin hükümetkararnamesinin itiraz yoluna başvuran mahkemenin eline geçmediği, bu itibarla1402 sayılı Yasanın 13. ve 15. maddeleri karşısında davanın SıkıyönetimMahkemesine gönderilip gönderilmiyeceğinin anlaşılamadığını neden göstererek,bu yönün açıklığa kavuşturulması için duruşmayı 26/1/1979 gününe bırakmış ve busorunu çözmeden aynı gün Anayasa'ya aykırılık savını ciddî bularak AnayasaMahkemesine başvurmuştur. Mahkemece bu konu bir sonuca bağlanmadan yapılanbaşvurma noksan bir başvuru olduğundan dosyanın geri çevrilmesine", YılmazAliefendioğlu'nun da işin esasının incelenmesi gerektiği yolundakikarşıoylariyle ve oyçokluğuyla,
20/3/1979gününde karar verildi.
Başkan
Şevket Müftügil
Başkanvekili
Ahmet H. Boyacıoğlu
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Erdoğdu
Üye
Osman Tokcan
Üye
Rüştü Aral
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Muammer Yazar
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
EKGEREKÇE
Kararıngerekçesinden çıkan anlama göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme itiraz yolileAnayasa Mahkemesine başvurduğunda, Anayasa Mahkemesi başvuran mahkemenin sözkonusu davaya bakmakla görevli olup olmadığını, hiçbir ayırım yapmaksızın, saltbir biçimde (mutlak surette) arayıp inceliyebilecektir.
Kanımca,başvuran mahkemenin başvuruya neden olan davaya bakmakla görevli olupolmadığının Anayasa Mahkemesince aranabilmesi, görev sorununun daha önce kesinolarak çözümlenmemiş bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle sorun 2 ayrı açıdanincelenmelidir.
1 -Görev konusunun daha önce kesin biçimde çözümlenmiş olması : Ceza YargılamalarıUsulü Yasasının 7. maddesine göre "davaya bakan mahkeme, muhakemenin herhal ve derecesinde davayı görmek vazifesi olup olmadığına resen kararverebilir". Bu hükmün uygulanması sonucu, iki mahkeme arasında görevuyuşmazlığı çıkmış ve yargı yerini belli eden merci görevli mahkemeyi belirtmişolabilir. Bu suretle verilen karara karşı mahkemelerin direnme yetkisi yoktur,uymak zorundadırlar. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 16/6/1942günlü, Esas 26. Karar 6 sayılı karar ile açıklığa kavuşturulan bu kural ogündenberi uygulana gelmiş ve yerleşmiştir.
Bundanbaşka, örneğin, Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 263. maddesindeki koşullardışında bir görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay'ca kaldırılmış,direnme kararı da bozulmuş olabilir. Bu durumda Mahkemece bu karara uymakzorunludur. Görev hususu artık kesinleşmiştir.
Buve bu gibi hallerde Anayasa Mahkemesi başvuran mahkemenin o davaya bakmaklagörevli olup olmadığını arıyamaz.
2 -Görev sorununun çözümlenmiş olmaması: Mahkemelerin verdikleri olumlu görevkararları kesin değildir. Son hükümle birlikte temyiz olunabilirler. Böylekesin olmayan bir karar verilmiş olsun veya olmasın görev sorunu kesin biçimdeçözümlenmemiş bulunduğu takdirde Anayasa Mahkemesi, başvuran mahkemenin,Anayasa'nın 151. maddesindeki "davaya bakmakta olan mahkeme" deyimiletarif olunan mahkeme niteliğinde olup olmadığını saptamak için görev yönünüaramağa yetkilidir. Bu arama ve saptama yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesinebaşvurabilme yetkisi olup olmadığını belli etmekten başka bir sonuç dadoğurmaz.
İstanbul2. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesine başvurusuna neden olan davayabakmağa görevli olduğu kesin bir kararla belirtilmiş bulunmadığından AnayasaMahkemesi bu konu üzerinde durabilir. Bir örnek, düşünceyi daha iyi açıklar :Zina nedenine dayalı boşanma davasına bakan Hukuk Hâkiminden davalının ayrıcaTürk Ceza Yasasının 440. maddesine göre cezalandırılmasının istendiğini vehâkimin bu yasa hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğunuvarsayalım; burada Anayasa Mahkemesinin, ceza davasına bakmakla görevli olmıyanhukuk hâkiminin başvurusunu başvurma yetkisi bulunmaması nedenile reddetmesigerektiğinde kuşku ve yadırgama duyulmaz. Çünkü bu pek açık ve belirgin birörnektir. Ancak (bu davada görev hususu belirgindir, şu davada değildir)diyecek bir başka mercii bulunmadığına göre bu alandaki takdir yetkisininAnayasa Mahkemesine bırakılması doğal ve teknik bir zorunluk olarak ortayaçıkar ki kullanılan yetki de bundan İbarettir.
Üye
Muammer Yazar
KARŞIOYYAZISI
Anayasa'nın151. ve 44 Sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un 27. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak biryasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ilerisürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa'ya aykırılıkitirazıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi'ninyetkisi, öncelikle, bu itirazın "Bir davaya bakmakta olan mahkemece"yapılmış olup olmadığını saptamaktır. Mahkemenin bir davaya bakmakta olması odavada kendisini görevli görmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi'nin, itirazyoluyla kendisine yapılan başvurularda, Mahkemenin görevli olup olmadığınıdeğil, bakmakta olduğu bir davada uygulanacağı yasa hükmünü Anayasa'ya aykırıgörüp görmediğini veya aykırılık savını ciddî bulup bulmadığını incelemesigerekir. Mahkemenin görevli olup olmadığını saptamak yetkisi, mahkemeninkararını temyizen inceleyecek Yargıtay'a aittir. Bu konuda AnayasaMahkemesi'nce karar verilmesi, kanımca, Yargıtay'ın yerine geçmek olur.
Kaldıki, Anayasa sözüyle ve Özüyle; 8. maddesinde, yasaların Anayasa'ya aykırıolamıyacağı ilkesini benimsemekle; 147. maddesinde de, Anayasa Mahkemesi'ne,kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin Anayasa'ya, Anayasadeğişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen biçim koşullarına uygunluğunudenetlemek görevini vermekle, yasaların Anayasa'ya uygunluklarının sağlanmasınıamaçladığı kuşkusuzdur. Bu nedenle, Anayasa'nın 151. maddesinde öngörülen itirazyolunun işletilmesinde, başvuran mahkemenin Anayasa Mahkemesi'nce de görevligörülmesi gibi daraltıcı bir yorum yerine, mahkemenin kendisini görevligörmesinin yeterli bulunması gibi Anayasa'nın özü doğrultusunda genişletici biryoruma gidilmesinin daha uygun olacağı görüşündeyim.
Mahkemeningörevli olduğuna ilişkin bir karar alması gerekip gerekmediği konusuna gelince:
Olayda,Mahkeme 28/12/1978 tarihli oturumda "halen ilân edilmiş bulunanSıkıyönetime ilişkin Hükümet kararnamesinin Mahkememiz eline geçmemişbulunması, bu itibarla 1402 sayılı Yasanın 13 ve 15. maddeleri karşısındadavanın Sıkıyönetim Mahkemesine gönderilmeyeceğinin anlaşılmamış bulunmasınabinaen, bu yönün açıklığa kavuşması için yargılamamızın 26/1/1979 gününebırakılmasına..." biçiminde karar vermiş, 26/1/1979 günlü oturumunda ise,sanık vekilleri tarafından mahkemeye verilen Anayasa'ya aykırılık savınıinceleyerek ve ciddî bularak uygulanacak yasa hükümlerinin iptali için dosyanınAnayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini hükme bağlamıştır.
Mahkemenin28/12/1978 gününde, Sıkıyönetim ilânına ilişkin kararnamenin henüz elinegeçmemesi nedeniyle görevi konusunda kuşku duyduğu, 26/1/1979 günlü oturumundaise bu kuşkunun kaybolduğu ve işin esasına geçmekle kendini görevli kabulettiği anlaşılmaktadır. Mahkemelerin bir görevsizlik itirazı olmadıkçakendilerinin görevli olduklarına ilişkin karar vermeleri olağan bir durumdeğildir.
Mahkemeelinde bulunan bir davayı görmeye devam ettikçe, o davada kendisini görevligörüyor demektir. Bu nedenle Savcı veya sanık veya sanık vekilince birgörevsizlik itirazı ileri sürülmediğine göre mahkemenin 26/1/1979 tarihindekendisinin görevli bulunduğunu açıkça belirtmesinde bir zorunluluk, dolayısıylamahkemenin başvurusunda bu yöne ilişkin bir noksanlık bulunmamaktadır.
Yukarıdabelirtilen nedenlerle işin esasına girilmesi oyu ile verilen karara karşıyım.
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu