ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1979/8
Karar Sayısı:1979/35
Karar günü:28/6/1979
Resmi Gazetetarih/sayı:29.11.1979/16824
İtiraz yoluna başvuran : Gelibolu Asliye Ceza Mahkemesi.
İtirazın konusu : 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun1/8/1953 günlü, 6123 sayılı Kanun ile değişik 491. maddesinin son fıkrasındayer alan, "Bu maddede yazılı suçlar ikiden fazla kimseler tarafındanbirlikte yapılır..." tümcesinin, aynı maddenin ilk fıkrası hükmü ilesınırlı olarak, Anayasa'nın 8., 12., 14/1., 33/5. maddelerine aykırı olduğu önesürülmüş ve Anayasa'nın değişik 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddeleriuyarınca iptali istenmiştir.
I - OLAY:
Şikayetçinin arı kovanını çalıp suya sokan ve arılarıöldürdükten sonra birlikte balı yiyen üç kişi hakkında Cumhuriyet savcılığıncakamu davası açılmış ve duruşmada suçun niteliğinin değişmesi nedeniyle de eksavunma hakkı verilmiştir. Sanıkların üzerine atılan suçun sabit olması halinde491. maddenin ilk ve son fıkralarına gireceği sonucuna varan mahkeme, Türk CezaKanununun 491. maddenin son fıkrasının birinci tümcesinde yer alan hükmün, aynıyasasının 491. maddesinin ilk fıkrası yönünden ve bu fıkra ile sınırlı olarakAnayasa'nın yukarıda anılan maddelerine aykırı düştüğü yolundaki CumhuriyetSavcısınca öne sürülen savı ciddi bulmuş ve iptali için Anayasa Mahkemesinebaşvurmuştur.
III - YASA METİNLERİ:
A. İtiraz konusu yasa kuralı:
1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 1/8/1953 günlü6123 sayılı kanun ile değişik 491. maddesi şöyledir:
"Madde491 - Herkim, diğerinin taşınabilir malını rızasıolmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadarhapsolunur.
Hırsızlık:
1 - Resmî dairelerde ve evrak mahzenlerinde bulunan, Devlete aitmal ve evrak veya umumî müesseselerde muhafaza olunan yahut diğer mahallerdebulunup menafii umuma ait olan eşya hakkında vukubulursa;
2 - Adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyleumumun tekâfülü altında bulunan eşya hakkında işlenirse;
3 - Hırsızla malı çalınan arasında hizmet veya bir iş yapmakveya bir yerde muvakkat olsun birlikte oturmak yahut karşılıklı nezaketicaplarından ileri gelen itimadı suistimal neticesi olarak sıyanetine terk vetevdi olunmuş eşya hakkında işlenirse;
4 - Gündüzün bir bina içinde veya duvarla çevrilen müştemilâtınagirilerek işlenirse;
5 - Mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahutlüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan ve haklarında 492 ncimaddenin 9 uncu fıkrasının tatbiki mümkün olmıyan hayvanları bu yerden almaksuretiyle işlenirse;
cezası bir seneden beş seneye kadar hapistir.
Bu maddede yazılı suçlar ikiden fazla kimseler tarafındanbirlikte yapılır yahut suçun işlenmesinde yukarda yazılı hallerden iki veyadaha fazlası birleşirse cezanın aşağı haddi iki sene hapistir."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları:
"Madde 8 - Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır."
"Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaztanınamaz."
"Madde 14 - Herkes, yaşama, maddî ve mânevi varlığınıgeliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir.
Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiğihallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.
Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.
İnsan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamaz."
"Madde 33 - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunankanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.
Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.
Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olancezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırmasonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsîdir.
Genel müsadere cezası konulamaz."
IV -İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, ŞevketMüftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan,Rüştü Aral, Ahmet Salih Cebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O.Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Necdet Darıcıoğlu, Bülent Olcay, YılmazAliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 12/4/1979 gününde yapılanilk inceleme toplantısında, dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasınınincelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçeli kararı veekleri, Anayasaya aykırılığı öne sürülen yasa hükmü ve aykırılık savına dayanakgösterilen Anayasa maddeleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve yasama belgeleri,konu ile ilişkisi olan öteki metinler okunduktan sonra gereği düşünüldü:
l - Anayasanın 12. maddesi açısından inceleme:
Anayasanın sözü edilen maddesinin birinci fıkrası ile"Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhepayrımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir" kuralı konulduktan sonra,ikinci fıkrasındaki "hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaztanınamaz" biçimindeki hükümle bir bütün oluşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da açıklandığı gibi,kanun önünde eşitlik, aynı durumda olan kişilerin aynı yasa hükümlerine bağlıtutulmalarını içerir. Eşitlik, herkesin her yönden aynı yasa hükmüne bağlıolacağı anlamında ele alınamaz. Kimi kişilerin, başka kurallara bağlıtutulmalarında haklı neden varsa, bu durumda yasa önünde eşitlik ilkesineaykırılıktan da söz edilemez.
İtiraza konu edilen hüküm ile, suçun ikiden fazla kişitarafından birlikte işlenmesi durumunda suçlulara verilecek cezanın aşağıhaddinin iki yıl olarak saptanması, daha aşağı bir ceza yaptırımının etkiliolamıyacağı düşüncesine dayanmaktadır. Çünkü hırsızlık suçu ister nitelikli,ister niteliksiz olsun, ikiden fazla kişi tarafından birlikte işlenmişse,toplum düzeni daha ağır biçimde sarsılmış, eylem o oranda çabuklaşmış,işlenmesi kolaylaşmış ve suçdan zarar gören kişi de daha çok korkuya düşürülmüşolacaktır. Nitekim Millet Meclisi tutanaklarının incelenmesinden, söz konusuhükmün bu gibi nedenleri gözönüne aldığı, cezaların alt sınırının budüşüncelerle yasa koyucu tarafından yükseltildiği, bununla birlikte cezalarınüst sınırları yönünden eşdeğerde bir durumun oluşturulmadığı anlaşılmaktadır.
Türk Ceza Yasasının 491. maddesine giren bir suçta, o suç içinyasaca öngörülen en az cezanın aşılmasını gerektiren takdiri nedenler varsa,hakim, onları da gözönüne alarak birinci fıkrada üç seneye, öteki fıkralardaise beş seneye kadar hapis cezası verilebilecektir. Suçların niteliklerigözönüne alınarak cezalarda düzenleme yapıldığına ve yasanın bu hükümleri,kapsamına giren suçlara aynı şekilde uygulanacağına göre, Anayasa'nın 12.maddesine aykırılıktan ve eşitliğin bozulduğundan söz edilemez.
İhsan Tanyıldız, Bülent Olcay, Yılmaz Aliefendioğlu ve YektaGüngör Özden bu görüşe katılmamışlardır.
2 - Anayasa'nın 33/5. maddesi açısından inceleme:
Cezaların yasal ve ceza sorumluluğunun kişisel olması kuralıAnayasa'nın 33. maddesinde yer almıştır. Ceza hukuku alanında uzun bir gelişimevresinden geçerek oluşan cezaların yasallığı ve ceza sorumluluğununkişiselliği ilkeleri, gerek toplum gerek kişiler yönünden bir güvence olmaniteliğini kazanmıştır.
Anayasa'nın 33. maddesinin beşinci fıkrasında yazılı cezasorumluluğunun kişiselliği ilkesi, "cezaların, yalnız suç işleyenlerle,ortakları hakkında uygulanması", başka bir deyişle herkesin ancak kendieyleminden sorumlu tutulacağı ve suç işlenmedikçe veya işlenmesine kalkışılmadıkçakimseye ceza sorumu yükletilemiyeceği biçiminde tanımlanabilir.
Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında ise, cezaların veceza tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı ilkesi yer almaktadır.
Yasa koyucu, Anayasa'nın 64. maddesinde yazılı yetkisinedayanarak ceza koyarken, Anayasa'nın temel ilkeleri ve ceza hukukunun kurallarıile bağlı olup, bu yoldaki düzenlemelerde toplumsal yaşamın gereklerini degözönüne almak zorunluğundadır. Olayda yasa koyucunun, toplumungereksinmelerini karşılamak ve dirlikle güveni daha etkili bir biçimde sağlamakiçin, hırsızlık suçunun ikiden çok kişi tarafından birlikte işlenmesinde, osuça uygun ceza düzenlemesinde ve alt ve üst sınır arasında cezanın takdiriyetkisini hakime bırakmasında, Anayasa'nın sözü edilen maddesine aykırılıkbulunduğundan ve ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesinin zedelendiğinden sözedilemez.
İtirazın bu nedenlerle reddi gerekir.
Muammer Yazar ek gerekçe yazma hakkını saklı tutmuştur.
SONUÇ : 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun değişik491. maddesinin son fıkrasında yeralan itiraz konusu hükmün Anayasa'ya aykırıolmadığına ve itirazın reddine İhsan Tanyıldız, Bülent Olcay, YılmazAliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
28/6/1979 gününde karar verildi.
Başkan
Şevket Müftügil
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Erdoğdu
Üye
Osman Tokcan
Üye
Rüştü Aral
Üye
Muammer Yazar
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Nahit Saçlıoğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
İhsan N. Tanyıldız
Üye
Bülent Olçay
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
EK GEREKÇE
İtiraz davasının gerekçe ve dayanağı şöylece özetlenebilir :(T.C.K. nun 491. maddesinin ilk fıkrasında yazılı suçu işleyen bir sanık"altı aydan üç seneye kadar" hapsolunur. Aynı maddenin ikincifıkrasındaki bentlerden birinde yazılı suçu işleyen sanık ise "bir senedenbeş seneye kadar" hapsedilir. Bu durum gösteriyor ki ikinci fıkranındeğişik bendlerinde yazılı suçların herbiri ilk fıkradaki suçtan ağırdır. Ohalde ilk fıkradaki suçu ikiden fazla kimseler birlikte işlerse bunlaraverilecek ceza daha hafif, ikinci fıkrada yazılı suçlardan birini birlikteişleyen ikiden fazla kimselere verilecek ceza daha ağır olmalıdır. Halbuki 491inci maddenin son fıkrası her iki grubun cezalarını eşit kılmıştır. Bu daAnayasa'ya aykırıdır.) İtirazın gerekçesi işte bu anlamdadır.
İtiraz, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Redkararına katılmada dayandığım gerekçeler şunlardır:
1 - Yasa, sözü geçen fıkradaki hükmile her iki grubuncezalarının tümünü eşit kılmamış, sadece aşağı hadlerini bir tutmaklayetinmiştir. Şöyle ki, T.C.K. nun 491. maddesinin ilk fıkrasında yazılı suçubirlikte işleyen ikiden fazla kimselere verilecek cezanın alt sınırı bumaddenin son fıkrasına göre 2 yıl, üst sınırı da aynı maddenin ilk fıkrasıuyarınca 3 yıldır. Buna karşın söz konusu maddenin ikinci fıkrasının değişikbendlerinde gösterilen eylemlerden birini veya birkaçını birlikte işleyenikiden fazla kimselere verilecek cezanın alt sınırı son fıkra gereğince 2 yıl,üst sınırı ise ikinci fıkranın 5 inci bendini izliyen tümceye göre beş yıldır.Bu durumda, kuşkusuz bu iki grubun cezalarının eşit olduğu söylenemez.
2 - Bir suç için belirlenen cezanın belli bir nedenlearttırılmasında artırılacak miktara veya artırma oranına etki yapacak özellikher işte veya her zaman suçun niteliği değil, bazen de, konumuzla ilgili suçtaolduğu gibi, artırma nedeninin niteliğidir. İncelediğimiz konuda cezayı artırmanedeni, suçun ikiden fazla kimseler tarafından birlikte işlenmesinin ve busuretle meydana gelen güç birliğinin yarattığı korkutuculuk, ya da bu hâlindoğurduğu kolaylıktır. Sözü geçen her iki fıkradaki suçları ikiden fazlakimselerin birlikte işlemelerinde bu bakımdan büyük bir fark yoktur. Bu nedenlecezaların alt sınırlarının bir tutulması ceza adaletine ters düşmüşsayılmamalıdır. Çünkü ikinci fıkrayı oluşturan bendlerde gösterilen suçlarınkendi göreceli (birinci fıkradakine göre) ağırlıklarının neden olabileceğiartırma gereği, cezalarının üst sınırlarının daha yüksek tutulması yolilecezaya yansıtılma olanağı tanınarak saklı tutulmuştur.
Diğer yandan suç sayılan ve yasanın aynı hükmüne aykırı düşeneylemleri ağırlık bakımından birbirine eşit saymanın her olayda olanağı dayoktur. Hemen her eylem; işlenmesinin nedeni; işleniş biçimi; suçlunun ruhsal,sosyal, duygusal, ekonomik, suç işlemeye yatkınlık, alışkanlık gibi durumlarıyönünden veya suçtan zarar görenin suç öncesi tutumu ve benzeri etkenlernedenile bir Özellik taşır veya taşıyabilir. Bu yüzdendir ki her bir eylemebelli bir ceza yaptırımı konulmayıp genellikle cezalar iki sınır arasınasokulmuştur. Örneğin: Türk Ceza Yasasının 266. maddesinin 1. bendindeki eylemiçin 2 aydan 8 aya; bundan ağır olan 2. bendindeki eylem için 3 aydan 2 yıla;daha da ağır olan 3. benddeki eylem için de 6 aydan 30 aya kadar hapis cezasıkonulmuştur. Buna göre 1. bende değinen bir eylemden ötürü suçluya 8 ay, bundanağır olan 2. bende değinen eylemden ötürü 7 ay, daha da ağır olan 3. benddekieylemden dolayı da 6 ay hapis cezası verilebilecektir. İlk bakışta anlaşılmasıgüç ve terslik gibi görünen bu durum, aynı yasal hükme aykırı olan eylemlerinbirbirinden farklı olabileceğinin, biri diğerinin tıpkısı, olmıyabileceğininyarattığı zorunlu bir sonuçtur. Bu tür düzenleme ilkesi Türk Ceza Yasasına ençok hakim olan ilkedir. Nitekim aynı yasanın 491. maddesinin ilk fıkrasınaaykırı davranışta bulunan suçluya 3 yıl, daha ağır olan ikinci fıkranın çeşitlibendlerindeki suçları işleyenlere l yıl hapis cezası verilebilecektir. Builkeye göre eylemleri hakim değerlendirecek, ceza, bireyselleştirilmiş veeylemle ceza arasındaki denge sağlanmış olacaktır.
Yasa koyucu, iptali istenen hükmü ile 491. maddenin birinci veikinci fıkralarında gösterilen eylemlerin ikiden fazla kimseler tarafındanişlenmesi hallerini en az 2 yıllık hapse değer bulmuştur. Bunun takdiri deAnayasa'nın 64 ve Türk Ceza Yasasının 1. maddelerine göre ona aittir.
3 - İtirazda dayanılan Anayasa'nın 12. maddesinde yer alan"herkes" sözcüğünün vurguladığı gibi insanlar arasındaki eşitlikilkesi, iptali istenen 491. maddenin son fıkrası ile bozulmuş değildir. Bayağı(adi) hırsızlık suçunu işleyen iki kişiden birisi hakkında 491, diğeri hakkında492. maddesinin uygulanması sonucunu doğuran bir yasal hüküm konursa o zaman builkeye aykırı davranılmış olur. Kanunumuzda buna benzer bir durum yoktur.
Hangi eylemin suç olduğunun ve suçun cezai yaptırımının neolacağının takdir yetkisi de yasa koyucunundur. Yasa koyucunun, sözü geçenikinci fıkrayı tümüyle kaldırmasının, veya birinci fıkradaki cezayı daha daağırlaştırmasının Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemiyeceğine göre bu ikifıkradaki cezaların alt sınırının belli bir nedenle birleştirilmesi deAnayasa'ya aykırı sayılamaz.
Anayasa Mahkemesine başvurma kararında yazılı diğer Anayasalhükümler de konumuzla ilgili değildir.
Davanın bu nedenlerle reddi gerekir.
Üye
Muammer Yazar
KARŞIOY GEREKÇEMİZ
Türk Ceza Yasası'nın 491/Son maddesinin 1. tümcesinin Anayasa'yauygun bulunduğuna ilişkin çoğunluk görüşüne, aşağıdaki nedenlerle,katılmıyoruz:
Türk Ceza Yasası'nın 491/1. maddesinde taşınabilir malhırsızlığının yaptırımı "altı aydan üç yıla değin hapis", ikincifıkrasının l - 5. bendlerinde sayılan belli yerlerde belli şeylerinhırsızlıklarının yaptırımı ise "bir yıldan beş yıla değin hapis" olaraköngörülmüştür. Sözü edilen maddenin birinci fıkrasındaki "açıktanhırsızlık" suçu ile ikinci fıkranın beşinci ayrı bendinde belirtilen"nitelikli hırsızlık" suçlarının işleniş yerleri, çalınanlarınnitelikleri ve eylem biçimleri yönünden ayrılıklar taşıdığı kuşkusuzdur. İkitür hırsızlığın giderek ağırlaşan değişik cezalara bağlı tutulması doğaldır.Maddenin son fıkrası, maddede yazılan tüm suçları ikiden çok kimselerinbirlikte işlemesinde ya da belirtilen durumların iki veya daha fazlasınınbirleşmesinde cezanın alt sınırının "iki yıl hapis" olmasınıöngörmüştür. Böylece, maddenin birinci fıkrası ile ikinci fıkrası, suçu ikidençok kimsenin işlemesi ya da belirtilen hırsızlıkların iki veya daha fazlasınınvarlığında benzer duruma getirilmiştir. Birinci fıkradaki suç ile ikincifıkranın beşinci bendindeki suçlar, birinci fıkradaki ceza ile ikinci fıkradakiceza tamamen ayrı olmasına karşın, bunların ikiden çok kimse tarafındanişlenmesi ya da hırsızlık eyleminin iki veya daha çok olmasında hepsine aynı cezaverilecektir. Bir kişi işlediğinde verilecek cezalar "ayrı" iken,ikiden çok kişi işlediğinde ya da birden çok hırsızlık yapıldığında verilecekceza "aynı" olmaktadır. Temelde "ayrı" olan eylemler,işleyenlerin sayısı ikiden çok olunca ya da birden fazla hırsızlık suçuişlenince "aynı" görülmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla açıktanhırsızlık, ikinci fıkrasıyla nitelikli hırsızlık ayrı suç unsurları vekarşılarında farklı cezalarla belirlenmiş olmasına karşın, bu değişik iki türsuçun ikiden fazla kimseler tarafından birlikte işlenmesi durumunda verilecekcezaların aşağı sınırı aynı tutulmuş, dolayısıyla farklı suçlara aynı cezanınverilmesi zorunluluğu doğmuştur. Cezalandırma düzen ve oranındaki çelişkiaçıkça ortadadır. Daha ağır bir cezayı öngören suçun ikiden çok kimsetarafından işlenmesinde, daha hafif bir cezayı öngören bir suçun ikiden çokkimse tarafından işlenmesinde verilecek cezadan daha ağır bir cezaya bağlıtutulması gerekir. Bir başka anlatımla, daha ağır eylem için daha ağır cezaöngörüldüğünde, daha hafif olan eylem için daha hafif ceza öngörülmelidir. Budüşünce, ceza ilkelerine, cezalandırmanın amacına daha uygun düşmektedir.Yürürlükteki ceza sınırları ile iki eylem, sanıklarının ikiden fazla olmasında,birden fazla işlenmesinde birleştirilmiş olmaktadır. Maddenin son fıkrasının,yargıca tanıdığı takdir hakkı, alt ve üst sınır birinci ve ikinci fıkraya göre,bu fıkralar gözetilerek uygulama yapılacağını, ceza verileceğini göstermez.Bugünkü durumuyla ikinci fıkradan daha hafif bir suç olan birinci fıkradakisuçun ikiden çok kimse tarafından ve birden fazla işlenmesinde ikinci fıkradakisuçun ikiden fazla kimse tarafından ve birden fazla işlenmesinde verilencezayla karşılanması eşitlik ilkesine aykırıdır. Birinci fıkra kapsamına girecekikiden çok sanık için haksızlık doğmaktadır. Bunun hukuk alanında anlayış vehoşgörüyle karşılanması, Anayasa'ya uygun bulunması olanağı yoktur. Eşitlik,aynı eylemler için aynı cezaların verilmesini gerektirir. Aynı durumlar içinaynı uygulamanın yapılmasını zorunlu kılar. Oysa, Türk Ceza Yasası'nın 491/1.maddesi ile 491/2. maddesinin tanımladığı suçlar birbirinden nitelik olarakayrıdır. Aynı suçları içeren iki ayrı fıkrayı sayıya bakarak, sanıkların ikidenfazla olmasıyla, suçun birden fazla işlenmesiyle, bir tutmak, aynı ceza ilecezalandırmak hukuka aykırı düşmektedir. Eylemin ikiden fazla kişi tarafındanyapılması ağırlaştırıcı bir neden kabul ediliyor ise, bu durumda buağırlaştırıcı nedenin her iki suç için verilen cezalan aynı oranda etkilemesi gerekirdi.İki fıkradaki aynı suçun çoklukla ve çok işlenmesinde cezalar ağırlaştırılsa daaynı olurdu. Durumlar, düzenlemeler, yaptırımlar uygunluk taşımıyorsa,ilgililer arasında ayrılık ve haksızlık yaratacak yapıda bulunuyorsa eşitlikilkesi bozulmuş olur. Eşitlik ilkesi, herkesin yasa önünde eşitliğiniaçıklarken, ayrıcalık ve üstünlüğü yasaklarken hukuksal güvenceyi geniş veyaygın tutmuştur. 491. maddenin birinci ve ikinci fıkraları arasındaki ayrılık,son fıkrasıyla birleştirilip giderilirken birinci fıkranın kapsamına girecekleriçin ağırlık taşımakla haksızlık getirmiş ve böylece yasa önünde, yasa yönündeneşitliği bozmuştur. Eşitlik yalnız benzer durumdakilerin ayrı yaptırıma bağlıtutulmalarında değil, ayrı durumdakilerin benzer yaptırıma bağlı tutulmalarındada çiğnenmiş olur. Maddenin son fıkrası, ikiden çok kişinin birlikte suçişlemesinde yalnız cezanın alt sınırını artırmış, üst sınırını birinci veikinci fıkralarda olduğu gibi bırakmıştır. Alt sınırın değişmemesi, şiddetnedeni bulunmayan durumlarda karşıoyumuzu doğrulayan birliği içindetaşımaktadır. Birinci ve ikinci fıkralar, suçun ağırlığına göre giderekağırlaşarak değişikliği açıklarken yasa koyucunun öngördüğü farklılığı dabelirtmektedir. Bu ayrılık, son fıkrada ortadan kalkarak eşitsizlik, ayrı olayve durumlarda gereksiz bir birlik getirmiştir. Üst sınırın yargıcın ozgörüşünebağlı tutulması eşitsizliği tümüyle gidermeye yeterli değildir. Son fıkranınöngördüğü alt sınır birliği haksızlık yaratabilecektir. Uyumsuzluk uygunsuzluğugetirmektedir. Bu açık aykırılık ortada iken, maddenin son fıkrasının 1.tümcesini Anayasa'ya uygun bulmak güçtür. Mahkemenin itiraz davasında ilerisürdüğü görüşleri yerinde ve Türk Ceza Yasasının 491/Son maddesinin 1.tümcesini Anayasa'ya aykırı buluyoruz.
Üye
İhsan N. Tanyıldız
Üye
Bülent Olçay
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden