ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1980/19
Karar sayısı:1980/48
Karar günü:3/7/1980
Resmi Gazetetarih/sayı:3.11.1980/17149
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı AskerîMahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU : 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk CezaYasası'nın, 10/6/1949 günlü, 5435 sayılı Yasa ile değişik 163. maddesinindördüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I-OLAY:
Bir hanın duvarına "İŞÇİNİN HAKKINI ŞERİAT VERİR-AKGENÇ" sözcüklerini yazarken gece bekçilerince yakalanan sanık hakkındaaçılan kamu davasında, Türk Ceza Yasası'nın uygulanacak 163. maddesinindördüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin askeri savcı tarafındanileri sürülen sav, Mahkemece ciddî görülerek sözü edilen fıkranın iptali içinAnayasa Mahkemesine başvurulmasına 15/11/1979 gününde karar verilmiştir.
III- METİNLER:
A) 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın itiraz konusufıkrayı içeren değişik 163. maddesi:
"MADDE 163- Lâikliğe aykırı olarak, Devletin içtimaî veyaiktisadî veya siyasî veya hukukî temel nizamlarını, kısmen de olsa dinî esas veinançlara uydurmak amaciyle cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idareeden kimse iki yıldan yedi yıla kadar ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.
Böyle cemiyetlere girenler veya girmek için başkalarına yolgösterenler altı aydan aşağı olmamak üzere hapis cezasıyle cezalandırılırlar.
Dağılmaları emredilmiş olan yukarıda yazılı cemiyetleri, sahtenam altında veya muvazaa şeklinde olsa dahi yeniden tesis, teşkil, tanzim veyasevk ve idare edenler hakkında verilecek cezalar üçte birden eksik olmamaküzere artırılır.
LAİKLİĞE AYKIRI OLARAK, DEVLETİN İÇTİMAÎ VEYA İKTİSADÎ VEYASİYASÎ VEYA HUHUKÎ TEMEL NİZAMLARINI, KISMEN DE OLSA DİNÎ ESAS VE İNANÇLARAUYDURMAK AMACİYLE VEYA SİYASİ MENFAAT VEYA ŞAHSİ NÜFUZ TEMİN VE TESİS EYLEMEKMAKSADİYLE DİNÎ VEYA DİNÎ HİSSİYATI VEYA DİNCE MUKADDES TANILAN ŞEYLERİ ALETEDEREK HER NE SURETLE OLURSA OLSUN PROPAGANDA YAPAN VEYA TELKİNDE BULUNAN KİMSEBİR YILDAN BEŞ YILA KADAR AĞIR HAPİS CEZASİYLE CEZALANDIRILIR.
Yukarı ki fıkrada yazılı fiil yayın vasıtalariyle işlendiğitakdirde verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.
Yayım yeri veya yayım vasıtası veya yayım konusu bakımından azzarar umulan hallerde faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
B) Dayanılan Anayasa kuralları:
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Başlanğıç'ının ilgili ikinci,üçüncü ve dördüncü bölümleri:
"Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak,bölünmez bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında toplayan vemilletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesiolarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen TürkMilliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesinin, Millî Mücadeleruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuurunasahip olarak;
İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti,ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayımümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriylekurmak için;"
2- Anayasa'nın 2., 11., 12;, 19., 20., 33., 153. ve 154.maddeleri "II Cumhuriyetin nitelikleri:
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçtabelirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukukdevletidir."
"II Temel hak ve hürriyetlerin özü, sınırlanması ve kötüyekullanılmaması.
MADDE 11- (20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişik) Temelhak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin,millî güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genelsağlığın korunması amacı ile veya Anayasanın diğer maddelerinde gösterilen özelsebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunlasınırlanabilir.
Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
Bu Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hakve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak,nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ilekullanılamaz.
Bu hükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanundagösterilir."
"III Eşitlik.
MADDE 12- Herkes, dil ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefiinanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaztanınamaz."
"VI Düşünce ve inanç hak ve hürriyetleri,
a) Vicdan ve din hürriyeti.
MADDE 19- (20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişik)Herkes, Vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılankanunlara aykırı olmayan ibadetler, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç vekanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayıkınanamaz.
Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine veküçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, iktisadî, siyasî veya hukuki temeldüzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsiçıkar veya nüfuz sağlama amaciyle, her ne suretle olursa olsun, dinî veya dinduygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüyekullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek vetüzel kişiler hakkında, kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasîpartiler Anayasa Mahkemesince temelli kapatılır."
"b) Düşünce hürriyeti.
MADDE 20- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir;düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başınaveya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir.
Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.""d) Cezaların kanunî ve şahsî olması; zorlama yasağı.
MADDE 33- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suçsaymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.
Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.
Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadandaha ağır bir ceza verilemez.
Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırmasonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsîdir.
Genel müsadere cezası konulamaz."
"I Devrim kanunlarının korunması.
MADDE 153- Bu Anayasa'nın hiçbir hükmü, Türk toplumunun çağdaşuygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğinikoruma amacını güden aşağıda gösterilen Devrim kanunlarının, bu Anayasa'nınhalkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasa'yaaykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2. 25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisasıhakkında Kanun;
3. 30 Teşrinisâni 1341 tarihi i ve 677 sayılı Tekke veZaviyelerle Türbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Menve İlgasına dair Kanun;
4. 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiylekabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru tarafından yapılacağına dairmedenî nikâh esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi hükmü;
5. 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelminel ErkamınKabûlü hakkında Kanun;
6. l Teşrinisâni 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk HarflerininKabul ve Tatbiki hakkında Kanun;
7. 26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşagibi lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına dair Kanun ;
8. 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bâzı KisvelerinGiyilemiyeceğine dair Kanun"
"II. Diyanet işleri Başkanlığı.
MADDE 154- Genel idare içinde yer alan Diyanet işleri Başkanlığıözel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir."
IV- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca, ŞevketMüftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Ahmet Salih Çebi,Muammer Yazar, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu,Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tânyıldız, Bülent Olcay, YılmazAliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 13/3/1980 günü yapılanilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasınınincelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı, itiraz konusu yasahükmü, ilgili Anayasa kuralları, bunlara ilişkin gerekçeler ve öteki yasamabelgeleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
İtiraz yoluda başvuran Mahkeme, Türk Ceza Yasası'nın 163.maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Lâikliğe aykırı olarak, Devletiniçtimaî veya iktisadî veya siyasî veya hukukî temel nizamlarını kısmen de olsadini esas ve inançlara uydurmak amaciyle .........propaganda yapmayı veyatelkinde bulunmayı" cezalandıran hükmün, salt lâikliğe aykırı sayılandüşüncelerin açıklanması ve savunulmasını yasaklayıp telkin ve propagandayapılmasını yaptırıma bağlayarak düşüncenin özüne dokunmakla, Anayasa'nın 11.,19. ve 20. maddelerine, İçerdiği kavramların açık ve duru olmamasıyla değişikuygulamalara yol açtığından, Anayasa'nın 33. maddesine aykırı düştüğünü, ayrıcaYasa Koyucunun dinsizlik propagandasını yasaklamamasını, eşitsizlikyarattığından, Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Busavlar, Anayasa maddeleri sırasına göre ele alınıp irdelenecektir.
Ancak, öncelikle, İtiraz konusu fıkranın yapısını kısaca gözdengeçirmekte yarar vardır:
Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesinin yukarda belirtilen hükmü,lâiklik ilkesine bağlı olarak, iki eylemi yasaklamıştır. Bunlar,"propaganda" ve "telkin" dir. Fıkranın birinci bölümünegöre, propaganda ya da telkin, lâikliğe aykırı olarak, Devletin sosyal,ekonomik, siyasal ya da hukuksal temel düzenlerinden birisinin, bir bölümünübile olsun, dinsel ilke ve inançlara uydurmak amacını gütmeyecektir; bunlaraaykırı propaganda ve telkinin her türlü ve biçimi yasaklanmıştır. Fıkranınikinci bölümü de, siyasal çıkar ve kişisel etkenlik sağlamak için, yinelâikliğe aykırı olarak dini, dinsel duyguları, dince kutsal tanınan şeyleriaraç kılarak yapılacak propaganda ve telkini yasaklamaktadır. Görülüyor kifıkra, tümüyle "lâikliği" korumayı amaçlamakta ve lâikliğe aykırıdavranışların ceza hukukundaki yaptırımını oluşturmaktadır.
Nitekim, Anayasa'nın vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin 19.maddesinin beşinci fıkrasında gösterilen durumlar, ayrı sözcüklerle de olsa,Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesinde yer almaktadır. Türk Ceza Yasası'nın163/4. maddesinde tanımlanan suçun maddi ve manevî öğeleri Anayasa'nın 19/5.maddesindekilerin koşutu olup, Anayasa'nın 19. maddesinde geçen "istismar,kötüye kullanma, yasak dışına çıkma ve kışkırtma" sözcükleri Türk CezaYasasının 163/ 4. maddesindeki "propaganda ve telkini" kapsamaktadır.Anılan Anayasa hükmünde, yasaklanan eylemlerin yaptırımının yasadagösterileceği de açıkça belirtilmiştir. Bu bakımdan, itiraz konusu hükmün,dayanağı durumundaki Anayasa'nın 19. maddesine aykırılığı savının kabulüneolanak yoktur.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Anayasa'nın 2. maddesi"lâiklik" ilkesinin kurallaştığı bir temel özelliğini taşımakta ve bumaddede Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, değişmezliği 9. maddeningüvencesine bağlanan düzen ana çizgileriyle ortaya konulmaktadır. Lâiklikilkesini benimseyen Cumhuriyet, hukukun lâikliğini sağlamış, böylece Devletbağımsız ve yansız bir hukuk kurumu olarak çağdaş ve uygar yapısını bulmuştur.Böylece lâikliğin Anayasa'nın 2. maddesiyle, temel kural durumunda siyasal vehukuksal yaşamda geçerli bulunması, lâikliği koruyan Türk Ceza Yasası'nın 163.maddesini Anayasa'mızın 2. maddesinin doğal ve zorunlu bir sonucu durumunagetirmektedir.
Anayasa'nın 12. maddesi, yasa önünde eşitlikte "... din vemezhep ayrımı" gözetilmeyeceğini buyurmaktadır. Bundan amaç, yasakarşısında, kişinin dini ve mezhebi ne olursa olsun, yasa kuralının ayırımsızuygulanmasıdır. Devlet, din konusundaki inancına bakmaksızın, yurttaşa eşitdavranacak, yan tutmayacaktır. Lâik devletin hukuksal yükümlülüğü de budur. Bunedenle, lâiklik ilkesini koruyan Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesinin, Anayasa'nınanılan ilkeye saygınlık sağlayan 12. maddesine aykırı yönü yoktur.
İtiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 20. maddesine aykırı olduğusavına gelince: Anayasa'nın 20. maddesi, genel olarak düşünce özgürlüğünükorumakta, güvenceye bağlamaktadır. Düşüncenin açıklanması da bu kapsamiçindedir. Ancak Anayasa'nın 19. maddesinin "her ne suretle olursaolsun", diyerek getirdiği sınırlama ve yasaklamayı içeren özel hükmükarşısında, bu maddenin kapsamına giren durumlarda 20. maddedeki genel hükümgözetilemez. Başka bir anlatımla, anayasal düzenimiz bakımından önemineyukarıda değinilen lâikliği koruyup sürdürmek için düşünce özgürlüğününsınırlanması, bizzat Anayasa'nın uygun bulduğu bir düzenlemedir. AnayasaKoyucunun zorunlu gördüğü bu düzenlemenin de düşünce özgürlüğüne aykırı biryanı bulunduğu ileri sürülemez. Bu nedenle, itiraz konusu hükmün, Anayasa'nın20. maddesine aykırı olduğu ve düşünce özgürlüğünün özünü zedeleyerekAnayasa'nın 11. maddesine de aykırı düştüğü yolundaki savlar yerindebulunmamıştır.
Son olarak, Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesindeki"lâikliğe aykırı olma", "Devletin içtimaî ve iktisadî veyasiyasî veya hukukî temel nizamları" kavramlarının, açık ve duru olmayıpgörüş ayrılıklarına yol açtığı, bu durumun da Anayasa'nın 33. maddesinde yeralan "cezaların yasallığı" kuralına aykırılığı savı da, anılankavramların uygulama ve öğretide yeterli açıklıkla belirlenmiş bulunmasıbakımından, yerinde görülmemiştir.
Bütün bu nedenlerle, yerinde görülmeyen itirazın reddine kararverilmelidir.
Yekta Güngör Özden, ek gerekçe yazma hakkını saklı tutarak, busonuca katılmıştır.
SONUÇ:
1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 10/6/1949 günlü,5435 sayılı Yasa ile değişik 163. maddesinin itiraza konu edilen dördüncüfıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine,
3/7/1980 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Şevket Müftügil
Başkanvekili
Ahmet H. Boyacıoğlu
Üye
Rüştü Aral
Üye
Osman Tokcan
Üye
Muammer Yazar
Üye
Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye
Nahit Saçlıoğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Orhan Onar
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
İhsan N. Tanyıldız
Üye
Bülent Olçay
Üye
Yılmaz Ali Efendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
EK GEREKÇE YAZISI
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'mızın temel organlarından ve önemligörevleri bulunan, özelliği olan en üst yargı kuruluşudur. Bir kuralı iptalederken bile, kural koyma niteliğinde çalışma yaptığı gözetilirse,kararları'nın Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, yönetimmakamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığı (Anayasa md. 152/son)anımsanırsa, vardığı sonuçların etkenliği kendiliğinden ortaya çıkar. Bilimkuruluşlarının "hukuk öğretimi" yanında yargı kuruluşlarının"hukuk üretimi" ağırlık taşır, ülkemizde de bu ağırlık büyük ölçüdeAnayasa Mahkemesi'nin omuzlarındadır. Çalışmalarıyla hukuk üretirken, bilimselgelişmeye katkıda bulunacak, araştırmalara ışık tutacak, yasama organına veyürütmeye yol gösterecek, gereksinimleri karşılayacaktır. Bilimsel eleştirilereaçık biçimde genişlik, derinlik, tümüyle doyuruculuk öngörmeli, boşluklarıdolduracak düzeyde "hukuksal görüş" ten kaçınmamalıdır. İtirazdavası, doğrudan lâiklik ilkesine yönelik olmamakla, Sıkıyönetim Mahkemesi de"lâikliğin, özellikle ulus egemenliği ve tam bağımsızlık ilkesininayrılmaz bir parçası olduğuna kesin inancı bulunduğunu" açıklamaklabirlikte, dolaylı yoldan lâiklik ilkesi üzerinde durulduğundan, konunun ülkemiziçin "çok önemli" olduğu bilinerek tarihsel gelişimle, Anayasal veyasal yönler (lâiklikle ilgili Anayasa ve yasalar) karara alınmalı idi.Uygulama çelişkileri, sapmalar ve tüm ayrılıklar gözetilerek lâiklikincelenmeli; hukuksal yapısı, ulusal yaşamdaki yeri, toplumsal kurumlarayansıması, yararı, olumsuz girişimlerin yönü ve kaçınılmaz kötü sonuçlarıbelirtmeliydi. Ulusal yarar yönünden güçlendirici görevimiz böylece daha çokamacına ulaşırdı. Lâikliğin ülkemize özgü anlam ve kapsamı, hukuksal tanımlarlaaçıklanmalı, hiç değilse bu konudaki 21/10/1971 gün ve Esas 1970/53, Karar1971/76 sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun20/9/1965 gün ve Esas 234, Karar 113 sayılı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin15/12/1955 gün ve Esas 395, Karar 425 sayılı kararlarına yollama yapılarakkavramın içeriği daha iyi vurgulanmalı idi. Tanımlamalarda sınırlama sakıncasıgörülürse, değeri ve önemi üzerinde durulabilirdi.
Ayrıca, ATATÜRK'e değin lâik olmayan Devlet bu uygar niteliğiniAtatürk'le kazandığından lâiklik, Atatürk devrimlerinin en önemlilerindenbirisidir. Anayasa'mızda Başlangıç'ında Atatürk devrimlerine bağlılığınbilincini kıvanç ve onur nedeni saydığından, Atatürk devrimlerine ve ilkelerine"Anayasal kaynak, hukuksal dayanak" olarak başvurulması doğaldır.Atatürk ilkeleri, devrimlerle gerçekleştirilip ulusal yaşamda kökleşmiştir.İlkeler, Kurtuluş Savaşı öncesinden ölümüne değin Atatürk'ün üstünyeteneklerinin ürünü olarak Türk Ulusu'nun benimsediği buyruklarla, yineAtatürk'ün yaşamımıza aktardığı bilimde, uygulamada yeni olan temellerdir.Bunları, olduğu gibi bırakmak, bunlara birşey katmamak, bunları yenilemek,dondurup etkisiz ve geçersiz kılmak olur. Lâiklik, Atatürk ilkelerinin en öndegelenidir. Hoşgörülü olmaktan insan olmaya, insancıl olmaya dek geniş biranlamı içeren bu ilkenin, ulusal yaşamımızı dokuyan bir öğe olduğu kuşkusuzdur.Bir yaşam ilkesi olmaktan ötede bir devrim aracıdır. Atatürk "TürkKurtuluş Savaşı, Türklerin din toplumu durumundan ulus yaşamına geçişidir"(20/3/1923) derken lâikliğin ulusun tümlüğü yolunda milliyetçilik ilkesini tamamladığını,bağımsızlığın bu yolla gerçek ve güçlü olduğunu, "ümmetçilik -şeriat" yerine "ulus-us (akıl) ."nun seçildiğini, böylecebilimden kalkınarak uygarlık ve çağdaşlaşmanın lâiklikle benimsendiğinianlatmıştır. Tıpkı, Kurtuluş Savaşı'nı devrimlerle tamamlanmasına çalışmasıgibi, Ulusal And (Millî Misak) dan beri izlenen ulusal kurtuluş ve çağdaşkuruluş süreci, Lozan Barış Antlaşması'nda kurulacağı öngörülen yeni hukukdüzeninin yeni yasalarla gerçekleşmesiyle hızlanmış, din seçimi, evlenmenin uygarlaştırılması,tek kadınla evlilik, başka dinde olanlarla evlenme, boşanma düzeni, miraskuralları vd. ile hukuk devrimimiz, lâikliği tümden yaşama geçirmiştir. Kişilikiçin, özgür düşünce yönüyle, temel nitelik sayılan lâiklik, yeterli yenikuşaklar için önkoşuldur. Atatürk'ün "vicdanı özgür, fikri özgür"bireyler istemi, lâikliğin öğretim ve eğitimdeki yerini göstermektedir.Koşullandırılmış bireyler, inanç, vicdan ve düşünce yönünden özgür olmayankişiler, uygar toplumu oluşturamaz. Bu nedenlerle, 44 sayılı Yasa uyarıncaiçtiğimiz and, Anayasa'mızı koruma konusundaki yükümlülüğümüzü açıklamakla,Cumhuriyetimizin niteliklerini ören her ilkeyi büyük bir duyarlık ve özenlesavunacağımızı yinelemektedir. Ulusal yarar açısından zorunlu bir kurum olanlâikliğin ülkemiz için özel bir önemi vardır.
Lâiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin seçkin niteliği olarakbenimsenen hukuksal, tarihsel bir olgudur. Dine özgürlüğünü veren bir devletniteliği olan lâiklik, bireylerin özgürlüklerine saygıyı sağlayan anlayıştır.Din, lâiklik yoluyla gerçek din olur. Kişiliğin en belirgin kanıtıözgürlüğüdür. Bunun başında da vicdan (özgüdü) özgürlüğü gelir. İç dünyanınbilinçle dokunmuş, kişiyi kendine karşı bile yargılayan yüce bir duygu olanözgüdü en duru kaynaktır. İnançların barınağı sayılan özgüdü özgürlüğü Devletçegüvence altına alınır ki, inançlara göre ayırım yapılmamış olsun, Devlet, dinduygusu karşısında yansızdır. Dine, inanmak gibi inanmamak da bir özgürlüktür.Lâik devlet bu iki tür inancı da tanır. Lâik düzende inanç özgürlüğü dahagerçek, daha sağlıklıdır. Din yandaşlığını yasaklayarak inanç eşitliğinisağlamak özde eşitlik kuralıdır, bu yolla bireylerin yasa önünde eşitliğigerçekleştiğinden eşitlik ilkesi de güç kazanır. Devletin ulusallığı, ulusalbağımsızlık, ulusal egemenlik, siyasal gücün birliği ve dengesi lâikliklesağlanır. Atatürk de "Din, mezhep bağı yerine Türk ulusçuluğu bağı Türkdevriminin amacıdır" (5/11/1925) demekle lâikliğin, ulusallığın aracıolduğunu belirtmiştir. Lâik nitelik, lâik yurttaşlarla oluşur ve gerçekleşir.Cumhuriyetin sahibi olan Türk yurttaşı, dinsel ilkelerle sınırlanmış hak veözgürlüklerle Devleti kuramaz, Lâiklik, kişiliğe, usa inanç duymadır. Ulusyapısını kuran anlayıştır. Bu yolla dogmatik değerler düzeni atılıp usa vebilime dayalı uygar toplum düzenine, ulus amacına ulaşılmıştır. Özgürdüşüncenin, yurt sevgisinin utkusu (zaferi) olarak hukuka güç veren lâiklik,dine öncelik verenlerin tanımak istemedikleri "ulus bilinci" ninkaynağıdır. Bir anlamda İslâmın beynelmilelciliğinden Türk Milliyetçiliğine,Atatürk Milliyetçiliğine geçişi sağlıyarak ulus kavramına gerçeklikkazandırmıştır. Ahlâkı yüceltmek, devrimin odağı etkinliğiyle usa saygı vegüveni artırmış, toplumsal ilerlemeyi dinsel denetim dışında tutarakhızlandırmış, gelişmelere ışık tutmuştur. Cumhuriyet düzeninin başlıcailkelerinden olarak Devlet yapısına biçim ve anlam kazandırmış, hukukkavramlarının özüne girmiştir. Batılı düşünmenin bir yöntemi olarak benimsenen,ulusal yaşamı dinin katı kurallarının etkisinden kurtarıp bağımsız özgürdüşünceyi, özgür inancı, bu yolla din sömürüsünü önleyen , dine saygıyısağlayan lâiklik, Kurtuluş Savaşı'nın hukuksal ve siyasal kurumlarlatamamlanmasıdır. Usa, bilime, uygar öğretime, tekniğe, çağdaş kurallara açık"Ulusal" niteliğe yaraşır düzeni sağlama yolu, din ile devlet - dünyaişlerini ayırmakta bulunmuştur. Siyasal kurumların lâik düzen içinde işlerliği,Devletin uygar, toplumsal, bilime ve yargıya değer veren yapısınıyansıtmaktadır, Lâiklik, siyasal yapının temelidir. Anayasa'nın kuşkusuz,tartışmasız, açık-seçik, kesin koruduğu bu ilke, Devlete, Cumhuriyetin niteliğiolarak adını vermiştir. Daha açık bir anlatım, yalın bir deyişle, Devletimizin"karekteri"dir. Bu özelliği gereği, ceza kurallarıyla korunmuştur.Lâiklik, Anayasal bir nitelik olmakla hukuk kurumu sayılmaktan ilerde ulusalbilinçle kökleşmiş ulusal bir değerdir. "Millî Mücadele ruhu"nunCumhuriyete yansıyan uygar yanı, Türk devriminin en etkin, en belirginaşamasıdır. Kaynağını Türk Ulusunun özlem ve gereksinimlerinden, özellik vedeğerlerinden alan bir hukuk atılımıdır. Demokrasinin gerçeklik ölçüsü,teokrasi ve monarşiye engel, haklara, bilime ve özgürlüklere kaynak, egemenlik,uygarlık ve ahlâkın hukuksal göstergesidir.
1961 Anayasa'sının 2., 11., 19., 20. ve 153. maddeleriyle ilgiligerekçelerin açıkladığı görüş, Devletimizin lâik niteliğinin övünç verenyanlarını duyurur. Ulusal devletin, hukuk devletinin gerçekleşmesidir. Uygarkuruluşa geçiş olarak Anayasa'nın Atatürkçü niteliğinin belirginleşmesidir.Lâiklik, 1961 Anayasası'nın öngördüğü, amaçladığı Devlet temellerinden birisi,Cumhuriyetin vazgeçilmez, ödün verilmez ilkesidir. Anayasa Komisyonu, lâikliğidemokratik Cumhuriyetin doğal bir yanı saymıştır. Komisyon, lâikliği"dinin devlet işlerine karışmaması ve hukukun aklî olmayan kaynaklarınınetkisi altında bulunmaması" biçiminde anlamıştır. Devletin temel ilkesi vedemokratik Cumhuriyetin doğal niteliği olduğundan, buna aykırı girişimleri veözellikle din sömürüsünü önlemek için Anayasa güvencesine bağlanmıştır.Gerçekte, lâiklik, ileri bir insanlık ve toplum görüşü, dine saygı anlayışı veözgürlük konumudur. Devletin siyasal bir kurum olarak inançlara ve dinilkelerine göre kurulmaması anlamındadır. Lâiklik, din ve devlet işlerininayrılmasındaki ölçünün adıdır. Sınırını, olayın özelliği çizer. Din devletine,dinsel hukuka giden yolun engelidir. Böylece devlet düzeninin de bir adıolmaktadır. Toplumun uygar ve bağımsız yaşamak özleminin, çağıngereksinimlerinin karşılığıdır. Tarihin gerçekçiliği egemen olmuş, lâiklikyasallaşmıştır. Devlet, din işlerini yetkisi dışına çıkararak bireyleri özgürbırakır. Yasamada din kurallarını ve buyruklarını gözetmez, yargıda dingereklerinin dışında kalır.
Anayasa'mızın "Başlangıç" ında tarih boyuncayaşadığımız belirtilen bağımsızlığımız, teokrasiden uzak yapıdan gücünüalmıştır. Hak ve özgürlüklerin dizininde, ön sıralarda din ve vicdan özgürlüğügelir. Kişiliği, bağımsız kişiler yoluyla onurla ve saygın bir ulusu oluşturanözgürlük, inanç özgürlüğünü dışarda bırakamaz. Tüm bireylerin yazgıda, kıvançtave tasada ortak, bölünmez bir bütün durumunda, ulusal bilinç ve ülkülerçevresinde toplanması, ulusumuzu Dünya ulusları ailesinin eşit hakları taşıyanşerefli bir üyesi olarak ulusal birlik ruhu içinde sürekli yücelmesi, dinsel nedenliayrılıkların atılmasıyla olmuştur ve olacaktır. Ulusal birlik, din ve mezhepayrılıklarını, dinsel yönetimi, dinin yönetime etkisini, ulusal kültürün dinleoluşma biçimlerini aykırı bulur. Bu tür dayanaklar üzerinde ulusal birlikkurulamaz. Ulusal egemenlik de, dinsel yönetimi dışarda tutar. Din kurallarınınetken ve geçerli olduğu bir düzende ulusal egemenlikten söz edilemez. Bununyanında Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam bilinci, bu devrimlerden ödünvermek, bir bölümünün bile hangi nedenle olursa olsun zayıflatmakla bağdaşamaz.Tersine, bilinçsizlik olur. Bir bütün olan Atatürk devrimleri, Türk Ulusu'nunbağımsız, egemen, özgür, mutlu ve barış içinde yaşamasını, çağdaş uygarlıkdüzeyine ulaşmasını, Cumhuriyetimizin tüm nitelikleriyle sonsuza dek sürmesinisağlıyacak araçlar olarak ulusal varlığımızın değerleri içine girmiş ,öğeler,ilkelerdir. Bu husus, Anayasamızın 153. maddesiyle de açık, seçikdoğrulanmıştır.
İnsan hak ve özgürlüklerini, ulusal dayanışmayı, demokratikhukuk devletini tüm hukuksal ve sosyal temelleriyle kurmayı amaçlayanAnayasamızın, bunların gerçekleşmesini engelleyecek nedenlere geçerliktanıması, bunları sağlayacak özgürlükleri savsaklaması, korumada ilgisizkalması, güvenceye bağlamaması beklenemez. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ndeyinelenen (mad. 18) din ve vicdan özgürlüğü, bireylerin bu konudaki özgürlüğü,birbirlerinin özgürlüklerine karşı saygı sınırıdır. Başıboş bırakılması,özgürlüğün saldırıya uğrama olasılığını getireceğinden Devletçe gözetim vedenetim altında tutulması, özüne dokunulmadan yasayla sınırlanması doğalkarşılanmaktadır (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi mad. 29 ve 30.)Uluslararası hukuk kurallarına bağlı lâikliğin modern Türkiye Cumhuriyeti'nintemel taşlarından birisi olduğu kuşkusuzdur. Büyük Atatürk'ün kuracağınıöngördüğü Cumhuriyetin niteliklerinin başında düşünüldüğü konuşmalarıyla vetutumuyla bellidir. Gerçekte ve hukuksal nitelik yönünden lâik bir kurum olanDevletin, gerçek, somut bir varlık olan Ulus'un fizikötesi bir duygu olan dinkarşısında yerinin gerçekçi yapıcı ve özellikle bağımsız olması kaçınılmaz birzorunluktur. Tarihten alınan ders en büyük öğretidir. Bilimde ve basında büyükbir çoğunluk dinin vicdanlarda yaşayıp yaptırımını "inan" danalmasından yanadır. Toplumun belleği olan tarih, yenilenme dönemiyle başlayanulusallık akımının tarihsel bir gerçek olduğunu anlatır. Bu gerçek içinde dininDevlet içindeki yeri lâiklikle belirlenip sınırlanır.
Anayasa'nın 1. maddesi "Türkiye Devleti birCumhuriyettir" derken, Cumhuriyet kavramına ters düşen teokratik çıkışı veakışlı bir yöntemi itmiştir. 2. madde açıklıkla "Türkiye Cumhuriyeti insanhaklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, Millî, demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devletidir" buyruğuyla tüm ilgili kurallarakaynak olmuştur. Ulusallık, demokratiklik başlıbaşına uygar ve çağdaş yapıyı,yeni görünümü açıklamakla birlikte, özellikle lâikliğin vurgulanması ve"sosyal hukuk devleti" tanımıyla pekiştirilmesi lâik yapının enbelirgin niteliklerinden birisi bulunduğunu aydınlık biçiminde ortayakoymaktadır. Anayasa'mızın 11., 12., 19., 22., 26., 57. ve 77. maddelerindebelirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak yasağı, din ve mezhep ayırımıgözetilmeyeceği, Devlet düzenlerini din ilkelerine uydurmak yasağı lâikliğe aykırıyayın, lâik Cumhuriyetin korunması dışındaki bir nedenle engelleme, lâikCumhuriyet ilkelerine uymak zorunluluğu, lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalmaandı, lâiklik ilkesinin Cumhuriyetimizin en değerli dayanaklarından birisiolduğunun kanıtıdır. Demokrasiye düşman olan şeriat yerine lâiklik,demokrasinin en verimli ortamıdır. Şeriat, devleti totaliter yapan bir karabağdır.
Türkiye Cumhuriyetinin hukuksallığı, lâikliği benimsemesiyletamamlanıp geçerlik kazanmıştır. Ulusal bilinci yeğleyen Atatürk, öğretimedinin el atmasını önleyerek devrimin sonuç değil, araç olduğunu da kanıtladı.Ümmetçiliğe karşı ulusçulukla batı uygarlığını seçerek yöntemde usa, bilimeöncelik veren devrimci bir önderdi. Lâikliğe inanç ve düşünce özgürlüğü olarakulusal yaşama kattı, böylece değişik inançlardan oluşan toplum kesimlerininbütünleşerek ulusal birliğin kurulup güçlenmesini de sağladı. Lâikliğinulusallık içindeki yeri, bu kavrama katkısı bu yönden çok önemlidir. Devletininanç topluluklarına, değişik inançlara ayrıcalık tanımaması sonucu eşitlikilkesi de güçlenmiştir. Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesiyle olağan birdüşünceyi değil, yıkıcı bir düşüncenin eylemsel yönünü yasaklıyor. Bu yollaDevletin modern ve hukuksal olma koşulu gerçekleşmektedir. Demokrasi, lâikliğingüvencesidir. Lâiklik, ulusal bilincin egemenliği, devlet temelinin bilimselharcı, cumhuriyetin uygar ve özgün niteliği, Atatürkçü dünya görüşünün hukuksaladı, özetidir. Müslümanlığa da ters düşmemektedir. Kur'anda ve sünnette lâikdüşünceye olur veren kurallar vardır. Zora dayanan teokratik düzen müslümanlığaaykırıdır. Hukuk yaptırımı ile din buyruğu birbirinden ayrı olduğundan Devletkurumu ile din kurumu birbiriyle bağdaşamaz. Bu, devletin denetim ve gözetimgörevini engellemez. Özellikleri gereği hıristiyan dini ile islâm dinininyaygın olduğu ülkelerdeki lâiklik uygulaması ve anlayışı da, temelde aynıolmakla, ayrıdır. Lâiklik büyük savaşların sonucudur, tarihsel bedeli ağırdır.Teokratik düzenin getirdiği nice tehlikeyi gidererek hukuksal birliği, sağlar.
Din özgürlüğünün toplumsal değeri nedeniyle Devletin korumasınaalındığı açıktır. Bu, din özgürlüğüne karşı çıkış anlamında değildir. CezaYasamız, din suçları yönünden lâik düzeni benimsemiş olanlar içindedir.Hukukumuzda lâiklik, din özgürlüğünün kanadı ve kalkanıdır. Lâik düzene karşıolan eylem, Devletin temel düzenine karşı olup siyasal nitelik taşıdığından,din özgürlüğüne karşı, din özgürlükleri kötüye kullanarak işlenen suçlardır.Türk Ceza Yasası'nın 163/4. maddesi bu suçları karşılamaktadır.
Açıklıkla saptanmıştır ki Yasa koyucu "irtica"ıönlemiş, bunu gerçekleştirmek isterken de din ve vicdan özgürlüğünü korumayıamaçlamıştır. Daha başka bir anlatımla, Devletin temel düzenlerini, bugünAnayasamızla kurulup işlerliğini sürdüren, geçerli ve saygın olan düzenlerikoruyup güçlendirmek amacına karşı çıkacak ya da bu düzenlere yönelecek dinselkaynaklı girişimleri, saldırı ve eylemleri yasaklamıştır. Buradaki ilkeDevletin tekliği, tümlüğü, egemenliği ve Anayasal erklerin temsil, görev veyetkileri içindeki düzenleri güçlü ve ölümsüz kılmaktır. Lâikliğe aykırıdavranışların ceza hukukundaki yaptırımını oluşturan fıkranın, Devletin temeldüzenlerini sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal alanlarda ayrı ayrı, özenle,dinsel, sömürü çabalarına karşı koruduğu kuşkusuzdur. Yalnızca dinsel kökenlideğil, anlayış, yaşam düzeni yönünden çağdaş olmayan, tutucu, geriye, çekici, ileriyegidişi önleyici bağnağca engellemeleri de kapsadığı, yer verilen kurumlargözetildiğinde, anlaşılmaktadır. Dinsel kılıflı girişimlerin Türkiye'yi nasılkararttığı, Türk Ulusu'na neler yitirttiği herkesin bilgisi içindedir. Bunedenle lâikliğin kökleşmesi, yıkılmaz temeller üzerinde Türk Devriminin enönemli bir bölümü olarak ulusal yaşamı yoğurması gerekir. Toplumsal dokanunözsuyu niteliğindeki bu ilkenin dine gerçek özgürlüğünü sağladığı kuşkusuzdur.Böyle önemli bir kurumun korunması da hukuk devletinde yasanın doğal görevidir.Tüm kuruluşlar, yurttaşlar ve basın özellikle bu sorumluluğu her zaman özenleduymalıdırlar.
Lâikliği "dinsizlik" ya da "dine karşı oluş"anlayıp göstermenin iyi niyetle, us,la, vicdanla, bilimle ve gerçekle hiçbirilgisi yoktur. Ulusal Devletin hukuksal yapısında lâiklik bir niteik, genelanlamda bir yansızlık ve uygarlık ilkesi ve bilimsel tutumdur. Atatürk,kuracağı cumhuriyetin en belirgin niteliği olarak lâikliği düşünmüş, teokratik,yarı teokratik ve monarşik düzenin çağlar boyu çektirdiği acıları dindirmek,bağnazlık ve karanlığı, kovmak, gerici engellemeleri kırıp önlemek istemiştir.Bu nedenle Türk Devrimine temel yapmış, adını sonra açıklama yolunu uygunluklaizlemiş, "ümmet" döneminden "ulus" dönemine geçişin aracı kılmıştır.Korunup kollanmasının gereği, ulusal birliği sürdürme ve güçlendirmezorunluluğuna bağlanmaktadır. Din baskısını kaldıran, dini kendine özgü kişiselyuvasında, kutsal ocağında tutan lâiklik dine saygıyı açıklar. Dini, dünyaişlerinin aracı yapmak, boş inan (batıl) dır. Ulusal bir Türkiye Cumhuriyetininancak ümmetçiliğin atılmasıyla yaşayacağını benimsemiştir. Lâiklikle, ulustümlüğü ve ulusal birlik yolunda Atatürk milliyetçiliği kazanılmıştır. Şeriat,lâiklikle yıkılmıştır. Bilimle bağdaşmayan, uyuşmayan şeriat atılınca, çağdaşdüşünce düzeyine ulaşan bir tümlük ve birlikle gerçek bağımsızlık sağlanmıştır.Bilinmektedir ki bilimsiz, uygarlık ve bağımsızlık olamaz. Özellikle,günümüzde, Devletimizin güvenlik gereklerinden, bağımsızlık koşullarındanbirisi olarak önem kazanan lâiklik, bir Atatürk emanetidir. Atatürk'ünlâikliğin anlamını en iyi açıklayan lâikliğin dine karşı duruş, dine baskıolmadığını bildiren şu sözleri, hukuksal alanda belirgin olarak kararaalınmalıydı:
"Büyük davamız, en uygar, en mutlu ulus olarak varlığımızısürdürmektir. Bu, yalnız kurumlarda değil, düşüncelerinde de köklü bir devrimyapmış olan Büyük Türk Ulusu'nun devrimsel (dinamik) ülküsü (ideali) dir. Buülküyü en kısa zamanda başarmak için düşün (fikir) ve eylemi birlikte yürütmekzorundayız."
"İnanıp bağlanmakla mutlu olduğumuz İslâm dinini,yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir siyasal araç durumundan kurtarmakve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan vicdan veinançlarımızı, karışık ve değişik renkte bulunan ve her çeşit çıkarlarlatutkuların alanı olan siyasetten ve onun tüm öğelerinden bir an önce kesinliklekurtarmak, ulusun, dünya ve öbür dünya (âhiret) mutluluğunun istediği birzorunluluktur. Ancak, böylece islâm dininin yüceliği gerçekleşir"(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü, 1961, Cilt I,Sayfa 330, 401 vd.). Böylece, Anayasa Mahkemesi, ulusumuza doğrulan aktararakkimi yanlış anlama ve anlatmaları da çürütmeliydi. Günün gereksinimlerini karşılamaklayükümlü Devletin lâik olma zorunluluğu, gerçek dinseverin dini siyasete,siyaseti dine karıştırmaktan kaçınacağı daha iyi anlaşılırdı.
Atatürk, yalnız zaferle ve Lozan Barış Andlaşması'ylabağımsızlığımızın korunacağı kanısında değildi. Saltanat, hilafet kurumları,Şeyhülislâmlıkla, medrese ve tekkelerle Türkiyemizin er - geç yine karanlığadüşeceğini biliyordu. Geri kalışımızı, yalnız sömürgeci dış güçlerin etkilerinedeğil, çürümüş kurumların içimizden yıkmasına bağlıyordu. Devrimlerle, gerçekbağımsızlık tamamlanabileceğinden unutulmaz girişimlerini, mistik ve metafizikilkeler dışında, lâik bir egemenliği gerçekleştirmeye yöneltmişti. Ulusalegemenlik benimsenerek din devleti tarihinin karanlığına gömülüyordu.
İslâm dininin büyüklüğü ulusun yüksek yararına, akla ve mantığauygunluğu konusunda etkili ve güzel anlatımları bulunan Atatürk, aynıkonuşmasında ulusumuzu yanlış yola sürükleyen kötülerin çoğu zaman dinperdesine bürünüp halkımızı hep "şeriat" sözleriyle aldattıklarını,kötülük ve hainliklerin bu tür davranışlardan geldiğini, dini karıştırdıklarınısöylemiş (16/3/1923 Adana esnafıyla konuşması), her konuda lâikliği Devletyaşamına sokmuş, vazgeçilmez öğe kılarak dine saygıyı sağlamıştır. Atatürk'ünnice söylev ve demecinde bu duygusunu içtenlikle açıkladığı, ancak Devlet veulus yararını gözeterek ilkeden ödün vermeyen davranışlarını sürdürdüğüsaptanır. Türkiye Cumhuriyeti kurucularının görüş ve düşünceleri Anayasagerekçesi düzeyinde değer taşıyan kaynaklardır. Geleneklerimize aykırı düşmeyenlâiklik için Atatürk "Alevilik - Sünnilik anlaşmazlığını dakaldıracaktır." demiştir. İsmet İnönü, "Türk devrimi insanlıkülküsünü izler. İnsan toplumu, evrenin en değerli, en güçlü varlığıdır. TürkUlusu olarak var olmak ve büyük insanlık ailesinde yüksek bir toplum olarakyaşamak Türk Devriminin amacıdır. Türk Devrimi, büyük insanlık ailesininmutluluğa hizmeti ereği saymıştır" sözleriyle özgür birey, özgür toplumyaratmanın yöntemi olan lâikliği açıklıyordu. Anlaşılmaktadır ki lâiklik,Atatürkçülüğün temeli ve Atatürk Cumhuriyetini en iyi simgeleyen, anlamlandıranilkedir. Anayasamız'da Atatürkçü anlayışı benimsemiş, lâiklik ilkesinivazgeçilmez nitelik saymıştır.
Bu ilkeden ödün vermek, bu ilkenin tümlüğünü bozup hukukta,öğretimde, toplumsal yaşamdaki yerini yadsımak sakıncalar, zararlargetirmiştir. Siyasal nedenlerle, daha çok oy için, daha çok milletvekili ya dasenatör için, iktidar için lâikliği çiğnemek Devletin temelini yıkmakla birdir.Tarihimiz ibret verici örneklerle doludur. Lâikliği din düşmanlığı sanıp buanlayışla uygulamaya kalkışmakla, lâikliği kötü amaçla din düşmanlığı gösteripkötülemek arasında ayrılık yoktur. Devletin tutumu, yönetim işleri ve ulusalilişkiler din kökenli çabalarla ele alınırsa, hukuk deveti çiğnenirse, dinduygularının saygınlığını, temizlik ve kutsallığını hiçe sayarak siyasalalandan, eğitim - öğretim, kültür, san'at, spor ve giderek ekonomik ve turistikalanlara uzanan değişik görünümlü sömürü çabaları dış ilişkileri de kapsamınaalacak aykırılıklara dönüşebilir. Dinayet İşleri Bakanlığı'nın Anayasa'nın 154,maddesindeki özel yeri, genç Cumhuriyetimizin denetim ve yol gösterici görevineilişkin bir yönetim birimi niteliğindedir. Din kurumu gibi değerlendirilmesi,tarihe gömülmüş acı anılan anımsatacak girişimlere kaynak, öncü ve etken olmasıdüşünülemeyeceği gibi kimi Devlet organlarının, basın-yayın kurumlarınıniktidara yaranma davranışıyla siyasal özentileri doyuracak nitelikte dinselgirişimde bulunmaları da aykırılığı oluşturur. İstanbul'un fethinde Fatih SultanII. Mehmet'in azınlıklara hoşgörüsüyle, Atatürk'ün Ayasofya'yı müze durumunagetirip evrensel bir uygarlık simgesi yapması yöneticilerin unutulmaz örnekdavranışlarının tarihsel kanıtlarıdır.
Bir "zihniyet" sorunu, bir "insan olma"koşulu da sayılan lâikliğe aykırı tutum, ayırımcı, sakıncalı bağlantılar,düzenlemelere götürebilir. Bu da Devletimizin uygar yapısını gölgeler, dışilişkilerde güvenliğimize aykırı sonuçlar getirebilir. Ulus tümlüğü içindeinanç ayırımı usa aykırı bir bölme, parçalama yöntemidir. Bu yolla ulusaldayanışma sözde kalır, ulusal birlik yıkılır, ulus tümlüğü, ülke bütünlüğügöçecek aşamaya gelir. Lâiklik konusunda verilen ödün yıkıcıdır. Siyasetinçağdaş ve demokratik, uygar bir hizmet yarışı olması gerekirken, toplumsaldüzeyimizden, kendimize özgür koşullardan yararlanılarak din sömürüsünün enucuz araç olarak kullanılması, mezhep, tarikat ayırımı, yönetimde bu bakışlayandaş yerleştirme çabaları dine saygı ile bağdaşamaz, gerçek dinseverlikleuyuşamaz.
Lâiklik, Atatürkçülüğün özüdür. Demokrasinin özsuyudur. Ama,1948 lerden beri siyasal nedenlerle verilmeye başlanan ödünler giderek artmış,öğretim-eğitim alanından seçim düzenlemelerine dek genişlemiştir. Aşırı-yıkıcıakımlar böylece açılan boşluklardan da girebilmişlerdir. Duyarlıklı izlenmeyenyayınlar, yasalara aykırı davranışlar lâikliği yıpratmıştır, iyi anlatılmayan,iyi anlaşılmayan lâiklik, tarihi bilmemekten ileri gelen yanılgılarla gereğiylebenimsenememiştir. Böylece dine ilgi de çekilememiştir. örnek davranışla,saygı, sevgi ve beğeni uyandıran tutumla, anlayış ve hoşgörüyle dine ilgiçekilir. Katılıkla, anlayışsızlıkla olmaz. Din, anlaşıldıkça etkili olur.Ezanın Türkçe olmasının bile (dönüşlerle) sağlanamadığı ortamda lâikliğintümlüğü tartışılabilir. Devlet, nasıl Anayasa ile kendini bağlamışsa, Devletitemsil edenler ve devlet organlarının da eylem ve işlemlerinde, tutum vedavranışlarında bir dine yakınlıktan, onu korumaktan ya da olumlu - olumsuzdinsel çabalarda bulunmaktan kaçınmalıdırlar. Lâiklik niteliği, demokratikliğinön koşulu olduğundan, Devletin gerçekten lâik sayılması yalnız Anayasa veyasalarda yazılı bulunmasıyla değil içtenlikle uyulup uygulanmasıyla olanakkazanır.
Anayasamızın cumhuriyetin niteliklerine ilişkin ilkesine hiçbirkişi, kuruluş savsaklayamaz. Lâiklik bir bütündür. Bir alanda lâik olup öbüralanda yarı lâik olmak ya da hiç olmamak çelişkilidir, özellikle öğretim -eğitimde lâikliğe saygı, ulusumuzun geleceği yönünden üzerinde özenle durulacakbir tutumdur. Dinsel alanda siyasal çapalarla gösterişli sapmalar yıkıcıödünler olacağı gibi, bu alandaki memurların görev sınırları dışına taşmaları,törenlerde, temel atmalarda dine bağlılığı göstermek amaciyle bulundurulmaları,siyasal nitelikli toplantılarda kutsal kitabın çıkarılması, yeşil bayrak taşınması,dinsel sözlerin kullanılması, giyim devrimine aykırı kılıklarla kimi okullardave kimi fakültelerde derslere girilip Devlet kuruluşlarında görev yapılması,aykırılığı çığ gibi büyütecek kötü örnekleri oluşturur. Seçimlik dinderslerinin de ötesinde zorunlu din derslerini giderek arapça öğretimgirişimleri izleyebilir. Değişik dinsel kursların yaygınlığı ve tarikatçılıksiyasal partilerde ikiliklere dayanabilir, sonraları ümmetçilik vatan kavramınaaykırı düştüğünden ulusal marşımıza ve bayrağımıza karşı çıkışlarakalkışılabilir. Kimi bölgesel, kimi kentsel, yerel günler turistik gösteriolmaktan çıkıp dinsel kökenli Türk - İslâm sentezi gibi aldatıcı kılıklarlatoplumu geriletip bölebilir. Kötü gidişin sonu yoktur. Denetim gereğiyleyapılmazsa yıkım önlenemez. Anayasamızın 153. maddesi göstermelik değildir. Bumaddede sayılan yasalara en küçük aykırılık Anayasa'ya aykırı davranışıoluşturur.
Lâik düzeni koruyucu kurallar, din özgürlüğüne karşı değil, buözgürlükleri korumak yoluyla lâikliği gerçekleştirmek amacını taşırlar. Dinözgürlüğü, lâiklik uyarınca, lâiklik gereğince korunmuş olmaktadır. Ceza ile,kötüye kullanma, özgürlüğü çiğneme önlenmek istenmiş, özgürlük sağlıklıkılınmış, ayakta tutulmuş ve korunmuştur. Lâikliği koruyucu kurallar, özgürlüğükoruyucu, güçlendirici kurallardır. Yasaklanan, temel düzenlere yönelikgericilik ve tutuculukla, dinsel sömürüdür. Hukuk bunları önlemelidir. Hukuküretirken aykırı olanla uygun olan gösterilmelidir. Bu, "yerinde"olanı tartışıp siyasal özgörüye karışmak, siyasetle uğraşmak, ilgilenmekdeğildir. Yargıç bunların hepsinin dışındadır. Atatürk ilkelerinin sözdekalmayıp öze geçişi, yüceltip yükseltmesi, her alanda korunupgüçlendirilmesiyle sağlanır ve Türkiye Cumhuriyeti böylece barış ve mutlulukla"payidar" olur. Hukuk, bu temele en önde hizmet eder.
Bu nedenlerle Kurulumuzun kararının daha ayrıntılı olmasıgörüşüyle ek gerekçemi yazdım.
Üye
Yekta Güngör Özden