Anayasa Mahkemesi Kararı EsasSayısı : 1981/13 KararSayısı : 1983/8 KararTarihi : 28/4/1983 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Asliye 1. HukukMahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 25.8.1971 günlü, 1475 sayılıİş Kanunu’nun 5. maddesi 10. bendinin 1961 Anayasası’nın eşitlik ilkesineaykırılığı nedeniyle iptali istemidir. I- OLAY: Ankara 7. İş Mahkemesi esasında kayıtlı 6.5.1930günlü dava dilekçesinde davacının 1969 yılından 1980 yılına kadar davalı YardımSevenler Derneğinde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı, 15.1.1980 günündeakdin haksız ve kötü niyetle feshedildiği belirtilerek fazla çalışma ücreti,asgari ücret farkı, ihbar ve kıdem tazminatları, çalışan cumartesi günleriücretleri ile kötü niyet tazminatından oluşan alacağının adı geçen Dernektentahsiline karar verilmesi istenmiş ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5/10. maddesininAnayasa’ya aykırılığı savında bulunmuştur. Ankara 7. İş Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerinedavaya bakan Ankara Asliye 1. Hukuk Mahkemesi, ileri sürülen Anayasa’yaaykırılık savını ciddi görerek dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesinekarar vermiştir. III- YASA METİNLERİ: A- İptali İstenenYasa Metni: 25.8.1971 günlü, 1475 sayılı İş Kanunu’nun itirazkonusu kuralın da yer aldığı 5. maddesinin birinci fıkrası hükmü şöyledir: “Madde 5.-Aşağıda belirtilen hususlarda bu kanun hükümleri uygulanmaz: 1- Deniz ve hava taşıma işlerinde, 2- Tarım işlerinde (Orman tali yolları dahil) 3- Bir ailenin üyeleri veya hısımları arasındadışarıdan başka birisi katılmayarak evlerde ve el sanatlarının yapıldığıişlerde, 4- Ev işlerinde, 5- 507 sayılı Esnaf ve Küçük SanatkarlarKanunu’nun 2. maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde 6- 18 yaşını bitirmemiş çıraklar hakkında, 7- Aile ekonomisi hududu içinde kalan tarımlailgili her çeşit yapı işlerinde, 8- Konutların kapıcılık hizmetlerinde, 9- Sporcular hakkında 10- Yardım Sevenler Derneği merkez ve taşraatelyelerinde çalışanlar hakkında, 11- Rehabilite edilenler hakkında”. B- Dayanılan Anayasa Maddesi: 1982 Anayasasının 10. maddesi şöyledir: “Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfaimtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerindekanun Önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” IV- İLK İNCELEME: Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesiuyarınca Şevket Müftügil Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Zeyneloğlu, HakkıMüderrisoğlu, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, H. Semih Özmert,Orhan Onar, Selahattin Metin, Mehmet Çınarlı, Mahmut C.Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu,Servet Tüzün, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden’inkatılmalarıyla 26.11.1981 gününde yapılan toplantıda 9.4.1981 günlü karardabelirtilen noksanlıkların giderildiği ve böylece dosyada eksiklik bulunmadığıanlaşıldığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar vermiştir. V- ESASIN İNCELENMESİ: İşin esasına ilişkin rapor, Ankara Asliye 1.Hukuk Mahkemesinin başvurma kararı ve ekleri, Anayasa’ya aykırılığı ilerisürülen yasa kuralı ve Mahkememizin 11.11.1982 gününde yaptığı toplantıda“Yürürlüğe giren yeni Anayasa hükümlerine ve bunların dayanağı belgelere göreraportörce incelemenin derinleştirilerek ek rapor düzenlenmesine” dairoybirliğiyle verdiği ara kararı üzerine hazırlanan ek rapor, sözü edilenyasalarla ilgili gerekçeler ve öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşüpdüşünüldü: Anayasa’ya uygunluk denetimine geçilmedenönce aşağıdaki sorun üzerinde durulması zorunlu olmuştur: Bilindiği üzere 9.11.1982 günlü, 17863mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2709 sayılı Türkiye CumhuriyetiAnayasası, 177. maddesinde belirtildiği biçimde aynı gün yürülüğe girmiş ve1961 günlü, 334 sayılı Anayasa bütünüyle yürürlükten kalkmıştır 1475 sayılı İşKanunu’nun itiraz konusunu hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddiasını ciddi bulanMahkeme, karar verdiği tarihte yürürlükte olan 1961 Anayasası hükümlerinidikkate alarak bu sonuca varmıştır. Bu durumda, sözü edilen yasa kuralınınAnayasa’ya uygunluk denetiminde 334 sayılı Anayasa’nın da Anayasa’ya aykırılık sorunununçözümünde esas ve ölçü olarak ele alınıp alınamayacağı husususun saptanmasıgerekmiştir. Yasa koyucu herhangi bir yasada değişiklikyaptığı veya yeni bir düzenlemede bulunduğu takdirde bu yasa kurallarınınyürürlüğe girmeleriyle birlikte uygulamalarını da istemiş demektir. Bu kural,Anayasa değişikliklerinde veya yeni bir Anayasa’nın yürürlüğe girmesi hâllerindeöncelikle geçerlidir. Anayasa kurallarının bir taraftan kamudüzenini doğrudan ilgilendirmesi, öte yandan Anayasaların üstünlüğü prensibigereği olarak yürürlüğe girdiği andan itibaren etkisini göstermesi zorunludur.Anayasa yargısı ile güdülen Anayasa kurallarının üstünlüğünü koruma, Anayasa’yıegemen kılma gereğini gerçekleştirmenin doğal sonuca da budur. Anayasa Mahkemesi, bir yasa kuralının Anayasa’yaaykırı olup olmadığını inceleyip Anayasa’ya aykırı yasa kurallarını iptaletmekle, hukuk düzenini Anayasa’ya aykırı kurallardan arıtma görevini yaptığınagöre bu denetimin elbette yürürlükte bulunan Anayasa’ya göre yapılmasıgerekecektir. Diğer taraftan yürürlükten kalkan Anayasa’nınbelli koşullarla uygulana bileceğine dair geçici bir hüküm de yeni Anayasa’dayer almış değildir. Bu nedenledir ki yenibir Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra karara bağlanacak davalarda buAnayasa hükümlerinin Anayasa’ya aykırılık denetiminde ölçü olarak elealınmaları, tüm hukuk kurallarının bu Anayasa hükümlerine uygun hâlegetirmeleri gerektiğinde kuşku yoktur. Aksi hâlin kabulü, yürürlükte olmayanbir Anayasa’nın varlığını sürdürdüğü sonucunu doğurur ki elbette bu sonuç,Anayasa’nın üstünlüğü ilkesine ve kamu düzeni düşüncesine aykırı düşer. Anayasa açısından anılan bu kurala ayrıkdurum sayılabilecek birtakım olayların söz konusu edilip edilmeyeceği, ayrıcatartışılmaya değer bir yöndür. Anayasa’nın 11. maddesinde yer alan kuralkarşısında ve ayrıca eldeki iş bakımından ayrık sayılabilecek bir durum da sözkonusu olmadığından “itiraza konu edilen yasa kuralının Anayasa’ya uygunlukdenetiminin 2709 sayılı Anayasa hükümlerine göre yapılması gerektiği” sonucunavarılmıştır. Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, YardımSevenler Derneği’nin merkez ve taşra atelyelerinde çalışanları, İş Kanunu’nunkapsamı dışında bırakan söz konusu hükmün Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıolduğu savında bulunmaktadır. Anayasanın 10. maddesinde herkesin, hiçbirayırım yapılmadan kanun önünde eşit olduğu kabul edilmiştir. Madde metninden deaçıkça anlaşılacağı üzere, yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle bir ayırımyapılamayacak, yasalar herkese eşitlikle uygulanacaktır. Şu kadar ki "kanunönünde eşitlik" ilkesi Mahkemenizin pek çok kararlarında belirtildiği gibitüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmalarızorunluğunu da içermez. Birtakım yurttaşların başka kurallara bağlı tutulmalarıhaklı bir nedene dayanmakta ise böyle bir durumda kanun önünde eşitlik ilkesineters düşüldüğünden söz edilemez. İnsanlar arasında yaradılış ve çalışma gücüveya sağlık bakımından veya nitelikçe buna eşit nedenler dolayısıyla pek çokayırım bulunduğu açık bir gerçektir. Bundan dolayıdır ki eşitliği bozan birkuralın varlığı ancak o kuralın kamu yararına veya başka haklı bir nedenedayanmamış olması hâllerinde ileri sürülebilecektir. Yardım Sevenler Derneğinin kamu yararınaçalışan bir kuruluş olduğu kuşkusuzdur. Derneğin kuruluş amacına ve bu amacayönelik çalışmalarına bakıldığında çalıştırılanların emeğinden şu veya bu kişiadına bir kazanç sağlanmadığı, emeğin ve emek mahsulü değerin sakat, hasta,güçsüz ve bu nedenle yardıma muhtaç kimselere yoksul annelere, fakir öğrencilereaktarıldığı, böylece o kimselerin başkalarına el açmadan yaşayabilmelerini,okuyabilmelerini sağlamaya yönelik olduğu görülmektedir. Derneğin bunun dışında ve faaliyetlerininbaşında, bedeni sakatlıkları, yaşlılıkları ve benzeri nitelikteki arızalarınedeniyle hiçbir yerde belli koşullarla çalışamayan muhtaç kimseleri açmışolduğu iş yerlerinde çalıştırmak, onlara iş öğretmek gelmektedir. Dernekte bu şekilde çalışan, iş öğrenenkimselerin emeği de karşılıksız bırakılmamakta, belli ölçülere veya toplu işsözleşmelerine göre bir ücret de kendilerine ödenmekte ve Derneğe yardımlarıböylece değerlendirilmektedir. Çalıştırılanlar açısından bakıldığında bukimseler hem geçim sağlayan bir uğraşı bulmakta ve hem de emekleriyle kendilerigibi bakıma muhtaç diğer kimselere yardım etmiş olmaktadırlar. İtiraz konusukuralla, gerçekte dernek değil derneğin iş sağladığı kimseler korunmuşbulunmaktadır. Derneğin faaliyetini sürdürebilmesi bu muhtaç kimselerinyararınadır. Bu da ancak Derneğin kimi yasaların hükümlülükleri dışındabırakılmasıyla mümkün olabilir. Nitekim bu gerçekten hareketle Derneğin vergidışı bırakılmasıyla yardıma muhtaç birçok kişiye iş sağlama olanağıyaratılmıştır. Nitelikçe yukarıda belirtilenlerin dışındakimi kişilerin bu dernekte çalışmış olmaları, Derneği faaliyetlerinin gereğiolarak tanınan bu ayrık durumu etkileyemez. Görülüyor ki burada bilinen anlamda birişçi-işveren bulunmamaktadır. Bu işçi ve işveren münasebetinde kişilerin yararıyanında daha çok sosyal yarar gözetilmektedir. Bundan dolayı, davalı Dernekteçalışanların değişik bir yasal düzenlemeye bağlı tutulmaları zorunlu olmuştur.Böyle haklı bir nedene dayandığı içindir ki yasa önünde eşitlik ilkesininihlali ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırılık söz konusu olamayacaktır. Anayasa’ya aykırılık savında bulunan davacıvekilinin bu konudaki dilekçesinde itiraz konusu hükmün aynı zamanda 1961Anayasası’nın 2. ve 42. maddelerine aykırılığının da ileri sürdüğügörülmektedir. Sözü edilen bu maddelerle ilgili olarakdilekçede özetle İtiraz konusu hüküm Anayasanın “sosyal-hukuk devleti” ilkesineaykırıdır. Dernek atelyelerinde çalışanlar İş Kanunu’na tabi olmayı önleyenneden ne olursa olsun hukuk devleti ile bağdaşmaz. Çalışanların korunması, emeğin sömürü aracıolmasının (angarya) önlenmesi devletin en büyük ve en önde gelenödevlerindendir. Devlet bunu sosyal içerikli birçok yasa ile yerinegetirmiştir. Öteki derneklerde çalışanların İş Kanunu’na güvencesindenyararlandırılıp Yardım Sevenler Derneği işçilerinin bu yararlandırılmanındışında bırakılmasının anayasal kurallarla bağdaşır yanı yoktur, denilmektedir. Bu hükümler, 2079 sayılı Anayasa’da şuşekilde düzenlenmiştir: “Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumunhuzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” “Madde 18.- Hiç kimse zorla çalıştırılamaz.Angarya yasaktır. ......................” “Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı veödevidir. Devlet çalışanların hayat seviyesiniyükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayıdesteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak içingerekli tedbirleri alır. …” Anayasa’nın 2. maddesine tanımlanan “sosyalhukuk devleti” ilkesinden ne anlaşılması gerektiğini Anayasa koyucu bu maddeyeait gerekçede açıklamıştır. Bu gerekçeye göre sosyal hukuk devleti ilkesindendevletin kendi koyduğu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı haldekarşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilereyardımcı olunacağının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu ilke ile, devletin yürürlüğe koyduğuyasalara bağlı kalacağı vurgulanmakta; kişilerin huzur ve refahının sağlanmasıamaçlanmaktadır. Kişi ile toplum arasında denge kurulması,çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde geçmesinisağlayıcı önlemlerin alınması da bu amaca dâhildir. Anayasa’nın 49. maddesi de bu amacın gerçekleştirilmesiereğiyle konulmuş diğer bir hükümdür. Bu madde ile aynı zamanda herkese çalışmabir hak ve ödev olarak tanınmış ve devlete çalışanların korunmasıyla ilgiliönemleri almak görevi verilmiştir. Bu nedenle sağlıklı bir sonucu varılabilmesi açısındanbu iki Anayasa hükmünün birlikte gözönünde bulundurulmasında yarar vardır. Gerek 2. maddenin gerek 49. maddeninöngördüğü ilkeler açısından itiraz konusu kurala bakıldığında Yardım SevenlerDerneğinin merkez ve taşra atelyelerinde, yukarıda belirtilen niteliktekiçalışanların İş Kanunu kapsamı dışında tutulmuş olmalarının Anayasanın buhükümleriyle bağdaşmaz bir yönü yoktur. Çünkü devlete, anılan maddeler uyarıncaverilen önemli ödevler arasında güçsüzlerin, yoksulların korunması da vardır.Devlet, bu yükümlülüğünü ancak olanakları ölçüsünde yerine getirebilecektir. Bunedenle yurttaşların hayır kurumlarının bu konuda devlete yardımcı olmalarıyurttaşlık ödevidir. İşte bu düşüncelere Yardım Sevenler Derneği,yardıma muhtaç kimselere bir iş, bir güvence ve dolayısıyla huzur sağlamıştır.Devlete görev olarak verilen hizmeti, henüz devlet eli uzatılmadan yapma çabasıiçerisinde bulunmuştur. Öte yandan davacı vekilinin de kabul ettiği gibi bukimseler aynı zamanda 274 sayılı Sendikalar Kanunu, 275 sayılı Toplu İşSözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gibiçalışanların korunması ve sosyal yardım amacıyla yürürlüğe konulan kanunlarıntanıdığı tüm hak ve olanaklardan da yararlanmışlardır. Bu Dernekte çalışanlar,yalnız İş Kanunu kapsamı dışında bırakılmışlardır ki bu da sayılan hizmetlerinyapılabilmesi için gereklidir. Açıklanan bu nedenlerle itiraz konusu kuralınAnayasa’nın 2. ve 49. maddelerine de aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Anayasa’nın 18. maddesiyle “zorla çalıştırma”ve “angarya” yasaklanmıştır. Olayda bir zorlama ve bir ücret ödenmedençalıştırma bulunmadığına göre itiraza konu kuralın bu yönlerden Anayasa’yaaykırılığının ileri sürülmesi mümkün değildir. İtiraz konusu kural ile yalnız YardımSevenler Derneğinin korunup diğer kamuya yararlı derneklerin dışarıdabırakılmaları ve bu Dernekte çalışanlardan (kapıcı, bekçi, büro hizmetlilerigibi) bir kesimin İş Kanunun kapsamına alınıp bir kesiminin kapsamtutulmalarının da “yasa önünde eşitlik” ilkesi ile bağdaşmadığı yolundakisavlarına gelince: Kuşkusuz ülkemizde kamu yararına çalışan pekçok dernek bulunmaktadır. Fakat Yardım Sevenler Derneğini bu kuruluşlarla birtutmak, özellikle bu Dernekte çalışanlar açısından mümkün değildir. Çünkü anılanDernekte çalışanlar başka yerlerde çalışma olanağı bulunmayan ve bu yüzdenDemek tarafından korunmaya alınmış kimselerdir. Çalışma yöntemleri ve çalışmasüreleri de farklıdır. Belli bir zaman birimi içinde çalışmak gibi birzorunlulukları yoktur. Parça başına iş yapmakta ve geçici olarakçalışmaktadırlar. Bu etkenler, bu Dernekte ve burada çalışanları diğerlerindenayıran en belirgin özelliklerdir. Öte yandan Mahkememizin daha önce verdiği birkararında açıklandığı üzere "Bir yasanın Anayasaya aykırılığı savı, söz konusuyasanın metin olarak Anayasa ilkelerine aykırı bir kural koyması durumundaileri sürülebilir. Anayasa Mahkemesinden ancak Anayasaya aykırı olan bir yasakuralının uygulama alanından kaldırılmasını sağlamak amacıyla iptal kararıistenebilir. Yoksa bir kuralın uygulama alanının genişletilmesi amacıyladeğiştirilmesini sağlamak için iptali istenemez. Çünkü, böyle bir istemde sözkonusu kuralın iptali değil, daha kapsamlı olarak uygulanması amacıbulunmaktadır ki, istemin kendisi bile, mevcut kuralda Anayasaya aykırılıkdeğil, ancak bir eksiklik bulunduğunu anlatmış olur."(Anayasa Mahkemesi KararlarDergisi S l, s. 442). Bu nedenlerle itiraz konusu kuralın, diğer kamuya yararlıdernekler açısından bir eşitsizlik yarattığı savı ile Anayasaya aykırılığının ilerisürülmesine olanak yoktur. Davalı Dernekte çalışanlardan bir kesimin İşKanunu kapsamına alınıp bir kesiminin kapsam dışında bırakılmaları, bunlarınniteliklerinden ve çalışma koşullarından ileri gelen bir ayrımdır. İş Kanunu’nagöre çalışanlar olağan iş ilişkisiyle sürekli çalışan kimselerdir. Sözüedilenlerin yaşlılık veya sakatlık gibi özürleri nedeniyle başka yerlerde işbulamamaları söz konusu değildir. Böyle kimselerin İş Kanunu kapsamı dışındatutulmalarının haklı bir nedeni olamayacağından bunlar için ayrımlı hükümlerkoyma yoluna gidilmemiştir. Derneğe tanınan olanak salt korunmaya muhtaççalışanlara özgüdür. Yardım Sevenler Derneğinin kamu yararına olansosyal yardım faaliyetlerini daha etkin bir biçimde sürdürülebilmesi amacıylayasaya konulan itiraz konusu hükmün Anayasa kurallarına aykırı bir yönübulunmamaktadır. İtirazın bu nedenle reddi gerekir. Ahmet H. Boyacıoğlu, H. Semih Özmert, MehmetÇınarlı, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün ve Yekta GüngörÖzden bu görüşe katılmamışlardır. VI- SONUÇ: 1- İtirazakonu edilen yasa kuralının Anayasaya uygunluk denetiminin 2709 sayılı Anayasahükümlerine göre yapılması gerektiğine, Muammer Turan’ın incelemenin ayrıca1961 Anayasasına göre de yapılması gerektiği yolundaki karşıoyuyla veoyçokluğuyla, 2- 25.8.1971günlü, 1475 sayılı İş Kanunu’nun "Yardım Sevenler Derneği merkez ve taşraatelyelerinde çalışanlar hakkında” uygulanmayacağını öngören 5. maddesinin 10.bendinin Anayasa hükümlerine aykırı olmadığına ve başvurunun reddine Ahmet H. Boyacıoğlu,H.Semih Özmert, Mehmet Çınarlı, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzünve Yekta Güngör Özden’in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 28.4.1983 günündekarar verildi. Başkan Ahmet H. BOYACIOĞLU Başkan vekili H. Semih ÖZMERT Üye Adil ESMER Üye Nahit SAÇLIOĞLU Üye Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU Üye O. Mikdat KILIÇ Üye Mithat ÖZOK Üye Orhan ONAR Üye Selahattin METİN Üye Muammer TURAN Üye Mehmet ÇINARLI Üye Mahmut C. CUHRUK Üye Necdet DARICIOĞLU Üye Servet TÜZÜN Üye Yekta Güngör ÖZDEN Karşıoy Yazısı Anayasa’nın 10. maddesinde “eşitlik ilkesi”, “Herkes,dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümrüye veya sınıfaimtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar." biçiminde düzenlenmiş; Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında,örneğin 29.11.1966 günlü, 1966/11-44 sayılı kararında, Anayasaca öngörüleneşitliğin yurttaşların tümünün her yönden aynı kurallara bağlı tutulmalarıanlamına gelmeyeceği, bir bölük yurttaşın başka hükümlere bağlı tutulmalarıhaklı bir nedene dayanıyorsa böyle bir durumda kanun önünde eşitlik ilkesininihlalinden söz edilemeyeceği açıklıkla ortaya konulmuş bulunmaktadır. Yasa koyucunun Yardım Sevenler Derneğininmerkez ve taşra atelyelerinde çalışan kimseleri İş Kanunu’nun kapsamı dışındatutan itiraz konusu hükmü düzenlerken anılan Derneğin kamu yararına çalışanbir yardım derneği olduğu düşüncesinden hareket ettiğinde kuşku duyulamaz.Sözü edilen Yardım Sevenler Derneği Tüzüğü’nün sosyal çalışma konularınıbelirleyen 5. maddesinde “iş evleri açmak, iş bilmiyenlere iş evlerinde iş öğretmek,bu iş evlerine iş sağlamak için gereken ihale ve pazarlıklara katılmak” gibiçalışmalar, Derneğin amaçları arasında gösterilmektedir. Yardım Sevenler Derneğinin Tüzük’ün bumaddesinde sayılan amaçları gerçekleştirmeye yönelik olarak iş öğrenmekte vebulmakta zorluk çekenlere iş öğretmek veya iş vermek yolunda yaptığıçalışmaları, elbette sosyal yardım çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir.Ancak işi öğrenen kişilerle bu aşamadan sonra Dernekle aralarındaki karşılıklıedim niteliğine dönüşerek oluşan hizmet sözleşmesi ilişkilerini, sosyal yardımdüşüncesi kavramı ve kapsamı içinde görmeye veya göstermeye olanak yoktur. Birişyerinde, hizmet akdiyle ve bir işverene bağlı olarak ücretle çalışan kişilerinçalıştıkları işyerinin haklı hiçbir dayanak gösterilmeksizin ve sadeceçalışılan yerin bir yardım derneği olması nedenine dayandırılarak İş Kanunu’nunkapsamı dışında tutulması ve bu suretle İş Kanunu’nun öngördüğü kimi haklardanbu gibilerin yoksun bırakılma durumunun yaratılması, elbette Anayasa’nın tanzimettiği eşitlik ilkesinin özünü zedeler ve ona açıkça aykırı düşer. Derneğin kâramacı gütmemesi, ayrıca elde edilen gelirleri yine fakir ve güçsüz kimseleredağıtmakta olması, bu dernekte hizmet akdine dayanarak çalışanların İş Kanunukapsamı dışında tutulmalarının haklı nedeni olarak gösterilemez. AnayasaMahkemesinin 17.10.1972 günlü, 1972/16-49 sayılı kararında açıkça belirtildiğigibi “Anayasanın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukukDevletidir. Sosyal hukuk Devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarakgerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve böylece toplumsal dengeyi sağlamakla hükümlüDevlet demektir. Çağdaş uygar görüşe ve Anayasanın temel yapısı ve felsefesinegöre, gerçek hukuk devleti, ancak toplumsal devlet anlayışı içinde ise biranlam kazanır. Hukuk devletinin amaç edindiği kişiliğin korunması, toplumdasosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması, yoluyla gerçekleştirilebilir."(Kararlar Dergisi, S 10, s. 539). Amacı sosyal yardım olan bir derneğinyasaların çalışanlar yararına öngördüğü kimi haklardan iş akdine dayanarak çalıştırdığıkendi işçilerini yararlandırmayıp onlardan bu yasal yardımları esirgemesininyukarıda açıklandığı gibi sosyal hukuk devleti ilkesine ters düşmesi bir yanabu durumun ayrıca ahlaki değer ve telakkilerle de bağdaşmayacağında kuşkuduyulamaz. Kararda çoğunluk görüşü olarak belirtilenderneğin merkez ve taşra atelyelerinde çalışanlardan çoğunun yaşlı, hasta veyasakat olmaları yüzünden öteki kurumlarda iş bulamayan kişiler olduğu yolundakisavı da yerinde görmek mümkün değildir. İş Kanunu’nun aradığı nitelikleritaşımayan kişilerin elbette anılan yasadan yararlandırılmalarının söz konusuolamayacağı açıktır. Ancak burada gözden uzak tutulmaması gereken nokta, İşKanunu’nun öngördüğü koşulları taşıdığı hâlde sırf Yardım Sevenler Derneğininmerkez ve taşra atelyelerinde çalışmakta olmaları nedeniyle sözü edilen yasanıntanıdığı olanaklardan yararlandırılmayan işçilerin durumudur. Şu husus açık birgerçektir ki bu işçiler, Dernekte yardım amacıyla değil hizmet akdine dayalıolarak ve geçimlerini sağlayabilmek maksadıyla çalışmaktadırlar. Bunları, İşKanunu’nun kapsamı dışında tutmak, aslında kendileri yardıma muhtaç olan bukimseleri rızaları olmaksızın başkalarına yardıma zorlamak olur ki bu durumunçalışanların korunması ilkesini benimseyen Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdüştüğünde duraksamaya yer yoktur. Özetlemek gerekirse İş Kanunu’nun 5.maddesinin 10 numaralı bendinde yer alan itiraz konusu kuralın yukarıdaaçıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2., 10. ve 49. maddelerine aykırı olduğu veiptaline karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sözü edilen bu bent hükmününAnayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine ilişkin olarak verilençoğunluk görüşüne ve kararına katılmıyorum. Ahmet H. BOYACIOĞLU Başkan Karşıoy Yazısı İş Kanunu’nun amacı, hizmet sözleşmesiningüçsüz tarafını oluşturan işçilerin korunması ve onlara güvenli bir çalışmaortamının hazırlanması ve bu suretle sosyal barışın sağlanmasıdır. Yardım Sevenler Derneğinin merkez ve taşraatölyelerinde çalışanlar, bu kuruluşa yardım amacıyla değil bir hizmetsözleşmesinin gereği olarak işçi sıfatıyla çalışmaktadırlar. Bu demekatölyelerinde çalışan işçilerin emeklerinden yararlanmaktadır. Yardım Sevenler Derneğinin atelyelerindeçalışanları, diğer iş yerlerinde çalışanlara nisbetle birtakım haklardan yoksunkılınması, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır. Çünküburada çalışanların zararına, Yardım Sevenler Derneğinin ayrıcalıklı durumakonulmasını haklı gösterecek objektif bir neden ileri sürülemez. Kamu yararına çalışanyalnız Yardım Sevenler Derneği değildir, yüzlerce dernek bu kuruluş gibi kamuyararına faaliyette bulunmaktadır. Ayrıca bu durum Anayasa’nın Cumhuriyet’inniteliklerini gösteren 2. maddesinde sosyal hukuk devleti kavramıyla dabağdaşamaz. Çünkü burada çalışanların İş Kanunu’nun güvencesindenyararlandırılmaması, sosyal hukuk devleti kavramının insancıl felsefesi ileçelişmektedir. Öte yandan bu durum devletin çalışanlarınhayat seviyesinin yükseltilmesi, çalışma hayatının geliştirilmesi,çalışanların korunması, çalışmanın desteklenmesi, işçi-işveren ilişkilerindeçalışma barışının sağlanmasının kolaylaştırılması için gerekli tedbirlerinalınmasını buyuran Anayasa’nın 49. maddesine de ters düşmektedir. Bu nedenlerle çoğunluğun görüşünekatılmıyorum.