ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1984/1
Karar Sayısı: 1984/2
Karar Günü: 1/3/1984
R.G. Tarih-Sayı :01.05.1984-18388
İptal Davasını Açan : Anamuhalefet Partisi sıfatıyla Halkçı PartiTürkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına Grup Başkanı Necdet CALP.
İptal Davasının Konusu : 18/1/1984 günlü, 2972 sayılı"Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri SeçimiHakkında Kanun"un 2, 11, 14, 23, 35, Geçici 3, Geçici 5. ve Geçici 7.maddelerinde yer alan kimi hükümlerin Anayasa'nın 2, 10, 13, 31, 67/1-2, 68/2.ve 91/1-2. maddelerine aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmesiistenmiştir.
II - YASA METİNLERİ :
18/1/1984 günlü, 2972 sayılı Kanunun iptali istenilen hükümleriniiçeren maddeleri şöyledir :
"MADDE 2 - Mahalli idareler seçimleri serbest, eşit, gizli,tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim vedenetimi altında yapılır.
İl genel meclisi ve belediye meclisi üyelikleri için yapılanseçimlerde, onda birlik baraj uygulamalı nispi temsil sistemi, belediyebaşkanlığı seçiminde ise çoğunluk sistemi uygulanır"
"MADDE 11 - Herhangi bir sebeple, eksik aday göstermiş olansiyasi partilerin ilçe başkanlıklarına; ilçe seçim kurulu tarafından bu eksiğintamamlanması gereği tebliğ olunur.
İlgili parti teşkilatı, bu tebliğden itibaren beş gün içinde adaylistesini tamamlayamazsa, o parti o seçim çevresinden, eksik liste ile ilgili,seçime katılamaz.
Siyasi partilerin merkez karar ve yönetim kurulları; süreyigeçirmemek amacı ile eksik listeyi tamamlama yetkisini önceden ilçe idarekurallarına verebilir"
MADDE 14 - Adaylıkların geçici olarak ilanından itibaren iki güniçinde ilçe seçim kuruluna itiraz edilebilir. İtirazlar, ilçe seçim kuruluncaen geç iki gün içinde karara bağlanır. İlgililer kararlara kaşı iki gün içinde,il seçim kuruluna itiraz edebilirler. İl seçim kurulu bu itirazları en çok ikigün içinde kesin olarak karara bağlar.
Siyasi partilerin aday listelerinde, yapılan itirazlar üzerineeksiklik husule geldiği takdirde, ilçe seçim kurulunun tebliğinden itibaren beşgün içinde bu eksiklikler tamamlanır. Aksi takdirde siyasi partiler o seçimçevresinde listelerinin eksik kaldığı seçime katılma hakkını kaybederler"
"MADDE 23 - a) Siyasi partilerin ve bağımsız adayların eldeettikleri il genel meclisi ve belediye meclisi asıl üye sayısı aşağıdakişekilde hesaplanır :
Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birinetekabül eden sayı, bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oysayısından ayrı ayrı çıkarılır. Bu çıkarmadan sonra geriye oyu kalmayan siyasipartiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmaz.
Yapılan çıkarmadan sonra geriye oyu kalan siyasi partilerin ve bağımsızadayların isimleri alt alta, kalan oyları da hizalarına yazılır. Bu sayılarönce bire, sonra ikiye, sonra üçe şeklinde devam edilmek suretiyle o seçimçevresinin çıkaracağı asıl üye sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilenpaylar, siyasi parti ayırımı yapılmaksızın en büyükten en küçüğe doğrusıralanır. Belediye ve il genel meclisi üye tamsayısı kadar üyelikler, bupayların sahibi olan siyasi partilere ve bağımsız adaylara, sayıların büyüklüksırasına göre tahsis olunur.
Son kalan asıl üyelikler için birbirine eşit rakamlar bulunduğutakdirde bunlar, aralarında ad çekmek suretiyle, tahsis yapılır.
b) Siyasi parti adaylarından seçilenler aşağıdaki şekilde tespitedilir :
İlçe seçim kuruluna verilen aday listesindeki sıra, seçimlerdesiyasi partilerin kazandıkları il genel veya belediye meclisi asılüyeliklerinin tespitine esas olur.
Büyük şehir belediye başkanlığını kazananlara il seçim kurulları,diğer kazananlara ilçe seçim kurulları tarafından tutanakları verilir.
İl seçim kurulu başkanı büyük şehir belediye başkanlığınaseçileni, ilçe seçim kurulu başkanı da belediye başkanlığı, belediye meclisüyelikleri ve il genel meclis üyeliklerine seçilenleri gösteren tutanağın birsuretini o seçim çevresinde derhal alışılmış usullerle ilan ettirir, birsuretini de bir hafta süre ile seçim kurulu kapısına astırır.
c) Yedek üyelikler için de (a) ve (b) bentleri hükümleriuygulanır. Siyasi partilerin kazandıkları yedek üyeler, asıl üyeliğeseçilenlerden sonra gelen isimden itibaren sıra ile tespit olunur"
"MADDE 35 - Mahalli idareler seçimlerinde propaganda 298sayılı Seçimlerin Temel Hükümlerine Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun dairesindeserbesttir.
Ancak 298 sayılı Kanunun 52-55 inci maddeleri ile düzenlenen radyove televizyonda propagandaya ilişkin hükümleri, 52 nci maddenin son bendihariç, bu seçimlerde uygulanmaz"
"GEÇİCİ MADDE 3 - Bu Kanun yürürlüğe girdikten sonra,yapılacak ilk mahalli idareler seçimlerinde, siyasi partilerin aday tespitiiçin ön seçim yapılmaz. Bu seçime mahsus olmak üzere siyasi partiler,adaylarını aşağıdaki usullere göre tespit ederler :
Büyük şehir belediye başkanı adayları siyasi partilerin genelmerkez karar ve yönetim kurullarınca tespit edilir.
İllerde :
İl merkezi belediye başkanı ile belediye meclisi üyeleri, merkez ilçebeldelerinin belediye başkanları ile belediye meclisi üyeleri; merkez ilçeyeisabet eden, il genel meclisi üyeleri adaylarını, siyasi partilerin il vemerkez ilçe idare kurulları birlikte toplanarak;
İlçelerde :
İlçe belediye başkanı ile belediye meclisi üyeleri; ilçebeldelerinin belediye başkanları ile belediye meclis üyeleri; ilçe seçimçevresine isabet eden il genel meclisi üyeleri adaylarını, siyasi partilerinilçe idare kurulları toplanarak;
Belirleyip, genel merkez karar ve yönetim kurulunun tensip vetasdikine sunarlar.
Merkez karar ve yönetim kurulunun, her listeyi aynen kabul veyadeğiştirerek tasdik etmesi ile adaylar tespit olunur"
"GEÇİCİ MADDE 5 - Bu kanunda seçim usul ve esasları hükmebağlanan büyük şehir yönetiminin hukuki statüsü, bu Kanunun yürürlüğünü takipeden ilk seçimin oy verme gününden önce, 17/6/1982 gün ve 2680 sayılı KamuKurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerinin Düzenlenmesi ile ilgiliYetki Kanununda belirtilen esas ve usullere uygun olarak çıkarılacak kanun hükmündekararnamelerle düzenlenir"
"GEÇİCİ MADDE 7 - Bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip edenilk mahalli idareler seçiminde oy verme günü 25 Mart 1984 tarihidir.
Seçim döneminin başlangıç tarihi Yüksek Seçim Kurulunca,yukarıdaki fıkrada belirtilen oy verme günü esas alınarak tespit ve ilanedilir.
Yüksek Seçim Kurulu, bu seçimlere mahsus olmak üzere, bu Kanun ile298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ve2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun seçimlere ilişkin olarak tespit ettiğisüreleri kısaltarak uygular"
III - DAYANILAN ANAYASA KURALLARI :
"MADDE 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millidayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir"
"MADDE 10 - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar"
"MADDE 13 - Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milligüvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın vegenel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerindeöngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalardemokratik toplum düzenin gereklerine aykırı olamaz ve öngördükleri amaçdışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak vehürriyetlerin tümü için geçerlidir.
MADDE 31 - Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzel kişilerininelindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkınasahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir.
Kanun, 13 üncü maddede yer alan genel sınırlamalar dışında birsebebe dayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlereulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.
"MADDE 67 - Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygunolarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasifaaliyette bulunma ve halkoylamasına. katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, geneloy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altındayapılır.
Yirmibir yaşını dolduran her Türk vatandaşı, seçme vehalkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Silah altında bulunan er ve erbaşlarla, askeri öğrenciler, ceza vetevkif evlerinde bulunan tutuklular ve hükümlüler oy kullanamazlar"
"MADDE 68 - Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne görepartilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmekiçin yirmibir yaşını ikmal etmek şarttır.
Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmezunsurlarıdır.
Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa vekanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.
Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine,demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.
Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğüsavunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasi partiler kurulamaz.
Siyasi partiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz,kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlarmeydana getiremez, vakıf kuramazlar.
Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları,yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri,kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıklarıhizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler veSilahlı Kuvvetler mensupları siyasi partilere giremezler"
"MADDE 91 - Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kurulunakanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim veolağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci veikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri iledördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmündekararnamelerle düzenlenemez.
Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını,kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazlakararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
Bakanlar Kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama dönemininbitmesi, belli süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmaz.
Kanun hükmünde kararnamenin, Türkiye Büyük Millet Meclisitarafından süre bitiminden önce onaylanması sırasında, yetkinin son bulduğuveya süresi bitimine kadar devam ettiği de belirtilir.
Sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, Cumhurbaşkanının Başkanlığındatoplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarmasına ilişkinhükümler saklıdır.
Kanun hükmünde kararnameler, Resmi Gazete'de yayımlandıkları günyürürlüğe girerler. Ancak, kararnamede yürürlük tarihi olarak daha sonraki birtarih de gösterilebilir.
Kararnameler, Resmi Gazete'de yayımlandıkları gün Türkiye BüyükMillet Meclisine sunulur.
Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler,Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle veivedilikle görüşülür.
Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayankararnameler bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilenkararnameler bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte, yürürlüktenkalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, budeğişikliklerin Resmi Gazete'de yayımlandığı gün yürürlüğe girer.
IV - İLK İNCELEME :
1 - Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Ahmet H.BOYACIOĞLU, H. Semih ÖZMERT, Necdet DARICIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, HüseyinKARAMÜSTANTİKOĞLU, Kenan TERZİOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN,Orhan ONAR, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Selahattin METİN, Servet TÜZÜN,Mahmut C. CUHRUK ve Osman Mikdat KILIÇ'ın katılmalarıyla 31/1/1984 günündeyapılan ilk inceleme toplantısında :
Kimi hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptali davaedilen 18/1/1984 günlü, 2972 sayılı Mahalli İdareler ite Mahalle Muhtarlıklarıve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'un 18/1/1984 günlü, 18285 Mükerrersayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı, dava dilekçesinin 25/1/1984 günündeAnayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince kaleme havale edilerek 1984/1 esassayısını aldığı; 10/11/1983 günlü, 2949 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğincedavanın bu tarihte ve süresi içinde açıldığı; Halkçı Parti Anamuhalefet Partisiolup grup genel kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ile davanınaçılmasına, karar aldığı, böylece dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine; Selahattin METİN'in, dava dilekçesinde sözü edilen veiptali istenen Yasanın 23. maddesinin (a) bendi dışında gerekçegösterilmediğinden bu eksikliğin giderilmesi için 10/11/1983 günlü, 2949 sayılıYasanın 27. maddesinde öngörülen hükümlerin işletilmesi gerektiği yolundakikarşıoyuyla ve oyçokluğuyla, dava konusu 2972 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinindördüncü fıkrasının iptalinin dava edilmiş olduğuna oybirliğiyle kararverilmiştir.
2 - Davanın özelliği dolayısıyla gündem düzenlenmesi işinigörüşmek üzere Anayasa Mahkemesinin 21/2/1984 günündeki toplantısına H. SemihÖZMERT, Necdet DARICIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU, KenanTERZİOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Orhan ONAR, Muammer TURAN,Mehmet ÇINARLI, Selahattin METİN, Servet TÜZÜN, Mahmut C. CUHRUK, Osman MikdatKILIÇ ve Mithat ÖZOK katılmışlardır.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 33. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca gündemin, toplantı gününden en az on gün önce üyelere dağıtılmasızorunludur. Ancak ivedi durumlarda bu süre Mahkemece kısaltılabilir. İçtüzüğün16. maddesinde de raportörler tarafından hazırlanan raporun bir örneğiningündemin dağıtılmasından en az on gün önce üyelere verileceği yazılıdır. Bu ikimadde birbirine paralel düzenlenmiş olup raporun dağıtılması ile toplantı günüarasında on günlük bir sürenin olması gerekmektedir. İvedi durumlarda Mahkemebu süreyi kısaltabilir.
Anayasaya uygunluk denetimine konu olan 18/1/1984 günlü, 2972sayılı Kanun hükümlerine göre mahalli idareler organlarının seçimi 25 Mart 1984tarihinde yapılacaktır. Seçime kısa bir süre kaldığından Mahkeme konununözelliğini dikkate alarak bu yetkisini kullanmak suretiyle süreninkısaltılmasını ve davanın bir an önce sonuçlandırılmasını uygun bulmuştur.
H. Semih ÖZMERT, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, YektaGüngör ÖZDEN, Mehmet ÇINARLI ve Selahattin METİN Anayasa Mahkemesi İçtüzüğününesasa ilişkin raporların gündemin dağıtılmasından en az on gün önce üyelereverilmesine ilişkin 16. maddesi kuralının olayda gözönünde tutulması gerektiği,bu sürenin Mahkemece kısaltılmasına olanak bulunmadığı; İçtüzüğün 33. maddesinegöre gündemin toplantı gününden en az on gün önce üyelere dağıtılması gerekmekteise de aynı maddeye göre acele hallerde bu sürenin Mahkemece kısaltılabileceği;bu nedenle sözkonusu 16. maddedeki süreye uyulmadan toplantı günününsaptanamayacağı, yolundaki karşıoylarıyla bu görüşe katılmamışlardır.
SONUÇ:
1 - İçtüzükteki 16. ve 33. maddelerde öngörülen sürelerin aynıolduğuna, H. Semih ÖZMERT, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, YektaGüngör ÖZDEN, Mehmet ÇINARLI ve Selahattin METİN'in karşıoylarıyla veoyçokluğuyla,
2 - Sürenin kısaltılmasına ve davanın esasının 28/2/1984 Salı günüsaat 1000'da incelenmesine oybirliğiyle 21/2/1984 günü karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ :
Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen18/111984 günlü, 2972 sayılı "Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıklarıve İhtiyar Heyetler Seçimi Hakkında Kanun" hükümleri, Anayasanın konuyadeğinen maddeleri, bunlarla ilgili yasama belgeleri, konu ile ilgili ötekimetinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A - Kanunun 2 ve 23. maddeleri yönünden inceleme :
1) Maddelerin anlam ve kapsamı :
2972 sayılı Kanunun "Seçim sistemi ve usulü" başlığınıtaşıyan 2. maddesinde : "Mahalli idareler seçimleri serbest, eşit, gizli,tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı yönetim vedenetimi altında yapılır.
İl genel meclisi ve belediye meclisi üyelikleri için yapılanseçimlerde, onda birlik baraj uygulamalı nispi temsil sistemi, belediyebaşkanlığı seçiminde ise çoğunluk sistemi uygulanır" denilmiş, il genelmeclisi ve belediye meclisi üyeliklerine seçilenlerin tespiti başlığını taşıyan23. maddesinde de, 2. maddede yer alan onda birlik barajın nasıl uygulanacağıgösterilmiştir. Maddenin bu uygulamaya esas alan (a) bendinin birinci, ikincive üçüncü paragrafları aynen şöyledir :
"Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının ondabirine tekabül eden sayı bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oysayısından ayrı ayrı çıkarılır. Bu çıkarmadan sonra geriye oyu kalmayan SiyasiPartiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmaz.
Yapılan çıkarmadan sonra geriye oyu kalan siyasi partilerin vebağımsız adayların isimleri alt alta, kalan oyları da hizalarına yazılır. Busayılar önce bire, sonra ikiye, sonra üçe. şeklinde devam edilmek suretiyle oseçim çevresinin çıkaracağı asıl üye sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Eldeedilen paylar, siyasi parti ayırımı yapılmaksızın, en büyükten en küçüğe doğrusıralanır. Belediye ve il genel meclisi üye tamsayısı kadar üyelikler, bupayların sahibi olan siyasi partilere ve bağımsız adaylara, sayıların büyüklüksırasına göre tahsis olunur.
Son kalan asıl üyelikler için birbirine eşit rakamlar bulunduğutakdirde bunlar, aralarında ad çekmek suretiyle, tahsis yapılır.
2972 sayılı Kanunun yukarıda anılan 2 ve 23. maddeleri hükümleribirlikte incelendiğinde, seçim sisteminin ana ilkesini koyan 2. madde ile builkenin nasıl uygulanacağını gösteren 23 maddenin bir bütün oluşturduğugörülmektedir.
2. maddenin ikinci fıkrasında hükme bağlanan "onda birlikbaraj uygulamalı nispi temsil sistemi" 23. maddedeki uygulamasıyla, birseçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül edensayının, bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından ayrıayrı çıkarılmasını gerektirmekte ve bu çıkarmadan sonra geriye oyu kalmayansiyasi partiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmamaktadır.
Onda birlik indirimden sonra geriye oyu kalmayan siyasi parti vebağımsız adayların üye tahsisinde hesaba katılmaması aynı zamanda onda birlikbarajı da aşamamaları anlamına geldiğinden Kanun Koyucu'nun "baraj"sözcüğüne bu nedenle yer verdiği düşünülebilir: Konumuz açısından sisteminadından çok doğurduğu sonuçlar önem taşımaktadır. Getirilen bu yeni birdüzenleme ile bir seçim çevresinde en fazla oy alan siyasi partiye iki yöndenyarar sağlandığı görülmektedir. Şöyle ki, seçime katılan siyasi partilerdenonda birin altında oy alanlar ilk aşamada silinmekte, üyelikler bu miktarınüstünde oy alan siyasi partiler tarafından paylaşılmakta, bu paylaşma sırasındaise yapılan indirim nedeniyle büyük partilere aldıkları oyun üstünde biravantaj sağlanmaktadır.
2) Anayasaya aykırılık sorunu :
Dava dilekçesinde, söz konusu 2. ve 23. maddelerdeki kuralların10/6/1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun öngördüğü"baraj sistemine benzer bir görünüm vermesine karşın ondan çok daha başkabir niteliğe sahip olduğu, Kanunda öngörülen bu barajın, siyasi parti ya dabağımsız adayın aldığı geçerli oyların değerlendirmeye girip girmeyeceğininötesinde bir işlevi bulunduğu ve bu şekliyle demokratik Devlette uygulanmasıolanaksız bir "oy imhası" haline geldiği, milletvekili seçimindeuygulanan ve farklı gerekçelere dayanan, tartışılabilir baraj sistemimantığının yerel seçimlerde de geçerliliğini söylemenin yerinde olmadığı venispi temsile göre teşekkül etmiş mahalli meclislerde istikrarsızlıkgörülmediği, ortada böyle bir şikayet de bulunmadığı, getirilen sisteminmahalli idareler seçiminde istikrarsızlığa karşı bir önlem olarak ilerisürülmeyeceği;
Yeni düzenleme ile Anayasanın 67. maddesinde yer alan "SeçmeHakkı"nı imha edilen oylar ölçüsünde ortadan kaldırdığı, "SeçilmeHakkı" konusunda da aynı gerekçenin dermeyan edilebileceği, Anayasamızın13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özelsınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı vedemokratik toplum düzeninin her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azamiölçüde saygı gösterilmesini gerektirdiği;
Düzenlemenin Anayasanın 67. maddesinde yer alan "SeçimlerinSerbestliği" ilkesine aykırı olduğu, serbestlik ilkesinin sadece maddi vefiili baskıları değil manevi baskı ve müdahaleleri de dışlayan bir kavramniteliğinde bulunduğu;
Bu düzenleme, Anayasanın 67. ve ı0. maddelerinde yer alan"eşitlik" ilkesine aykırı düştüğü, geçerli oy toplamının onda birinetekabül eden sayının, partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısındanayrı ayrı çıkarılmasının gerçekleşmiş iradeye ve kanunlara göre geçerlisayılmış oyların ayrı bir düzenlemeyle geçersiz sayılması gibi aykırı bir sonuçdoğuracağı;
Yine düzenlemenin Anayasanın 2. maddesinde yer alan"demokratik hukuk devleti" ilkesine ve 13. maddesinde yer alan temelhak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı olamayacağı yolundaki temel ilkeye aykırı bulunduğu,demokratik hukuk devleti ilkesinin seçim yoluyla oluşturulacak meclislere halkiradesinin azami ölçüde yansımasını gerektireceği;
Ayrıca, yasanın anılan hükümlerinin Anayasanın 68/2. maddesindeyer alan siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıolduğu hakkındaki ilkeye de aykırı bulunduğu, demokratik düzen seçmeniradesinin mümkün olan en yüksek oranda gerçekleşmesine ve siyasal partilerinbir engelle karşılaşmaksızın gelişmelerine olanak tanıyan bir rejim olmasıgerektiği, oysa getirilen bu hükümlerin partilerin gelişmesini engelleyeceknitelikte bulunduğu ve bu sınırlamada kamu yararı olduğunun da söylenemeyeceği;
iddia edilmektedir.
a) a1 - Anayasanın 87. maddesinin birinci fıkrasında vatandaşlarınkanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahipoldukları açıklanmış; seçme ve seçilme şartlarının Kanun Koyucu tarafındandüzenleneceği belirtilmiştir. Ancak, bu düzenlemede Kanun Koyucuya sınırsız birtakdir hakkı tanınmamıştır. Gerçekten, aynı maddenin ikinci fıkrasında,seçimlerin serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve dökümesaslarına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağı öngörülmüştür. Ohalde, bu esaslardan ayrılmamak şartıyle Kanun Koyucu uygun göreceği bir seçimsistemini kabul etmekte serbesttir. Eğer Anayasa Koyucu, belli ve değişmez birsistemi öngörmüş olsaydı, böylesine önemli bir konuyu Anayasada buyurucu birhükümle açıklardı. Bu yolda bir kural getirilmediğine göre Kanun Koyucu ülkeninsiyasi ve sosyal koşullarına, gerçeklerine ve yararlarına uygun göreceği birseçim sistemini tayin etmek hakkını haizdir.
2972 sayılı Kanundaki onda bir indirimli baraj uygulamalı nispitemsil sisteminin kabulü ile mahalli idareler karar organlarında değişik siyasieğilimlerin temsili kadar, düzenli yönetim ve istikrarın sağlanması daamaçlandığı anlaşılmaktadır.
Barajın seçim sonuçlarında bazı değişiklikler yaptığı seçmenlerceverilen oylarda yan tesirler icra ederek fazla oy alan partiler yararınasonuçlar meydana getirdiği görülmektedir. Ancak, seçimden bir çoğunluğunçıkmasının sağlanması amacıyla sisteme bir baraj konulmuş olması, uygulamadaçoğunluğun karşısında karşıt görüşü temsil edenlerin de seçilmelerine engelolmamaktadır. Öte yandan, baraj uygulamasının yurt düzeyinde yalnız bir partiyararına işlediği söylenemez. Bir bölgede, barajdan istifade eden parti, başkabir bölgede bundan faydalanamamakta; aksine, karşıtı olan siyasi partininyararlandığı gözlenmektedir. Siyasi partiler seçimlerde objektif olarakdüzenlenmiş baraj uygulamasını kendi yararlarına kullanabilme olanağına sahipbulunmaktadırlar.
a2 - Kanunun 2. ve 23. maddelerinde öngörülen baraj uygulamalınispi temsil sisteminin gereği olarak her siyasi parti ve bağımsız adayınaldığı oy sayısından çıkarılan onda birlik kısmın demokratik bir devlettekabulü olanaksız bir oy imhası niteliğinde olduğuna ilişkin sav isabetlideğildir : Esas itibariyle her seçim sisteminde verilen oyların etkisini diğeroyların karşı etkisi belirleyeceğinden, kimi oyların sonuca müessir olmaması doğaldır.Kanunun öngördüğü onda bir indirimli baraj uygulamasının da etkisiz kıldığı birkısım oylar bulunacaktır. Ancak, ortada oy imhası olarak vasıflandırılacak birdurum yoktur. Çünkü, bir seçim çevresinde kullanılan geçerli toplam oylarınonda birine tekabül eden kısmı, her siyasi parti ve bağımsız adayın aldığı oysayısından ayrı ayrı çıkarılarak, geriye kalan oy sayısı üzerinden üyeliktahsis edilmekle, bir seçim çevresinde her bir siyasi parti ve bağımsız adayınaldığı toplam geçerli oy sayısı, o çevredeki üyeliklerin tahsisine, temelteşkil etmektedir. Yapılan işlemler birer hesap işidir.
a3 - 2972 sayılı Kanunun 2. ve 23. maddelerinde öngörülen ondabirlik indirimli baraj uygulamalı nispi temsil sistemine karşı; milletvekiliseçiminde uygulanan ve farklı gerekçelere dayanan baraj sistemi uygulamasınınparlamento düzeyinde siyasal istikrarı sağlama amacına yönelik bulunduğu, oysabugüne kadar nispi temsile göre teşekkül etmiş mahalli meclislerdeistikrarsızlığın görülmediği, ortada böyle bir şikayet bulunmadığı, bunun içinde söz konusu sistemin getirilmesine gerek olmadığı, ileri sürülmektedir.
Bu görüş, özetle, "böyle bir seçim sistemine gerek varmıydı'" sorusunun cevaplandırılmasına, başka bir ifadeyle, Kanun Koyucununtakdirine bağlı bir konudaki tercihinin isabet derecesinin tartışılmasınayönelmiş bulunması itibariyle, Anayasaya uygunluk denetimi bakımından bir önemtaşımadığı açıktır.
Bu bakımdan bu konu üzerinde durulmamıştır.
b) b1 - Kanunun 2. ve 23. maddelerindeki barajın yapay olduğu, dolayısıyleAnayasanın seçme ve seçilme hakkını zedelediği söylenemez. Çünkü, bir seçimçevresinde partilerin ve bağımsız adayların topladığı oyların o çevredekitoplam oylar içindeki gücü oranında seçilecekleri hakkında Anayasaya bir kuralkonulmamıştır. Böyle bir kural kabul edilmiş olsa idi; Kanun Koyucu, seçimdüzeni olarak tam nispi temsil sistemini kabul etmek zorunda kalacak, ülkeniniçinde bulunduğu siyasi ve sosyal şartların gerektirdiği başka bir sistemitercih edemeyecek ve sonuçta, seçim sistemi donmuş olacaktır.
Anayasamız seçim sisteminin ne olacağı konusunda bir hükümiçermediğine göre, Anayasanın seçimler ve siyasi partilere ilişkin özelhükümlerini ihlal etmeyen yasa koyucunun siyasi tercihlerine müdahaleedilmemelidir.
b2 - Kanunun 2. ve 23. maddeleri, Anayasanın 13. maddesi yönündenincelendiğinde, onda bir indirimli baraj uygulamalı nispi temsil sisteminindemokratik toplum düzeninin gereklerine ters düşen bir yönü bulunmadığıanlaşılmaktadır. Hukuka bağlı batılı demokrasilerde seçim sistemlerininülkelerin şartlarına ve gereklerine göre çoğunluk veya nispi temsil ya da herikisi arasında yer alan sistemlerden birinin tercih edildiği ve bunların aynıderecede demokratik sayıldığı görülmektedir.
Onda bir indirimli nispi temsil sisteminde birtakım oylarınetkisiz kalmış olmasından, bu sistemin demokratik toplum düzeni gereklerineaykırı olduğu sonucu çıkarılamaz. Aynı sakınca, barajlı D'hondt sisteminde demevcuttur. Bilindiği gibi bu sistemde, bir seçim çevresindeki barajı aşamayanpartilerin aldıkları oylar temsil edilmemekte ve etkisiz kalmaktadır. Çoğunluksisteminde bu husus daha açıktır. Bugün demokratik ülkelerin hala en iyi seçimsistemini bulma çabası içinde oldukları gözden uzak tutulmamalıdır.
c) Anayasanın 67. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan serbestlikilkesi, seçmenin oyunu maddi ve manevi bir etki veya baskıya uğramadankullanabilmesidir.
Söz konusu ilke sadece maddi baskıları değil, siyasi, ekonomik vebenzeri her türlü müdahaleleri de dışlayan kavramdır. Ancak yasa gereği bir kısımoyların indirilmesi suretiyle tesis edilmiş olan barajın, belki de verdiği oyuetkisiz kılacağı endişesiyle seçmeni ruhi baskı altında tutacağı, onu tereddüdedüşüreceği, bu durumun ise dolaylı biçimde serbest oy esasına aykırı bulunduğuyolundaki düşünceye, katılma olanağı görülmemiştir. Her şeyden önce bu düşüncegerçekçi değildir : Seçmen oy vermeden önce seçim sonuçları hakkında kesin birbilgiye sahip bulunmamaktadır. Ancak bazı tahminleri vardır; seçim sistemini degözönünde tutarak ona göre oyunu kullanır. Öte yandan verilen oyun etkisizkalması, her seçim sistemi için olasıdır.
d) d1 - Anayasanın 67. maddesinin ikinci fıkrasında yer alaneşitlik ilkesi, geçerli sayılan her oyun aynı ağırlıkta kabul edilmesidir.Kanun Koyucu seçmenlerin durum ve kişiliklerine göre oylar arasında bir ayırımyapamaz.
Ancak, her geçerli oyun mahalli meclislerde temsil edilememesi;oyların eşit olmadığı ve aynı değerde sayılmadığı anlamına gelmez. Kullanılanoyların karşılıklı etkisi sonucu kimi siyasi partilerin adaylarınıseçtirememesi, kimi bağımsız adayların seçilememesi doğaldır.
Kanun Koyucu'nun; Anayasanın 67. maddesinin verdiği yetki içindekalmak kaydıyla, kabul ettiği 2972 sayılı Kanunun 2. ve 23. maddelerindeki ondabirlik indirimli baraj sistemi objektiftir. Seçime katılan her siyasi parti vebağımsız aday için aynı sonucu meydana getirir. Öte yandan, yukarıda dabelirtildiği üzere, bir seçim çevresinde partilerin ve bağımsız adaylarıntopladıkları oyların o çevredeki toplam oylar içindeki payı oranında seçileceklerihakkında Anayasada bir kural da yoktur.
Yukarıda belirtildiği üzere, bir seçim çevresindeki geçerli oytoplamının onda birine tekabül eden sayının partilerin ve bağımsız adayların oysayısından ayrı ayrı çıkarılmasından sonra geriye kalan oy sayısı üzerindenüyelik tahsis edileceğinden, siyasi partilerin ve bağımsız adayların, bu işlemyapılmadan önce aldıkları toplam geçerli oy sayısı, o çevredeki üyeliklerintahsisine etkili ve egemendir.
O halde, geçerli oy toplamının onda birine tekabül eden sayının,partilerin ve bağımsız adayların oy sayısından ayrı ayrı çıkarılması eşitlikilkesine ve de gerçekleşmiş iradeye aykırı bir sonuç doğurmamaktadır.
d2 - Anayasanın 10. maddesinin birinci fıkrası ile "Herkesdil, ırk; renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" kuralı konulduktansonra, ikinci fıkrasında "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfaimtiyaz tanınamaz" biçimindeki hükümle bir bütün oluşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında da belirtildiği gibi, 10.maddenin ikinci fıkrası, bir tek kişiye veya birtakım topluluklara aynı durumdabulunan yurttaşlardan daha çok veya geniş hak ve yetkiler tanımak yoluyla, yasaönünde eşitlik ilkesinin çiğnenmesini yasak etmekle, birinci fıkra kuralınıbaşka bir yönden açıklamaktadır, Şunu da belirtmek gerekir ki, kanun önündeeşitlik, bütün yurttaşların hepsinin, her yönden aynı kurallara bağlıtutulmaları demek değildir. Birtakım yurttaşların başka kurallara bağlı tutulmalarıhaklı bir nedene dayanmakta ise, böyle bir durumda, kanun önünde eşitlikilkesinin çiğnenmiş olmasından söz edilemez.
Sistemin gereği olarak, geçerli oyların onda birinin bütünpartilerin ve bağımsız adayların aldıkları oylardan çıkarılması nedeniyle,partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oyların birbirlerine olanoranlarının çok oy alan lehine değiştiği, aradaki oy farkının fazla olmasıhalinde ise, çok oy alanın durumunun daha avantajlı hale geldiği görülmektedir.Bu durumun partiler arasında eşitsizliğe yol açtığı düşünülebilir. Ancak, bueşitsizlik haklı bir nedene dayanmakta ise eşitlik ilkesinin çiğnenmişolduğundan söz edilemez. Bu hususun araştırılması, yerinden yönetim idareleriiçin getirilen yeni seçim sisteminin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığınınsaptanmasını gerektirir. Daha önce değinildiği gibi, her seçim sistemi farklısiyasi görüşlerden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, nispi temsil sistemiyönünden "temsil ve adalet" olan haklı neden; çoğunluk sistemiyönünden, "istikrar" dır. Şu halde, siyasi tercih konusu olan seçimsistemlerini, Anayasanın diğer hükümlerine uygun olmak koşuluyla, eşitlikilkesi yönünden yargılayıp bir sonuca varmak doğru değildir. Bir seçimsisteminin eşitliğe, dolayısıyla adalet ilkesine ağırlık vermesi,istikrarsızlığa neden olduğu; istikrara ağırlık vermesi de eşitliği, adaletizedelediği gerekçesiyle eleştirilmektedir. Böylece seçim sistemleri üzerindekitartışmalar hangisinin daha faydalı ya da sakıncalı olduğu noktasına gelipdayanmaktadır. Bunun takdirinin ise yasa koyucuya ait olduğu açıktır.
Halkın serbest irade izharı yollarını tıkayacak veya siyasihayatın cereyanını bir tek partinin tekeline bırakacak ve çok partili rejimiyok edecek düzenlemelerde bulunmadıkça, yasama organının belli seçim usullerindenherhangi birisi üzerinde karar vermesi mümkündür.
d3 - Kanunun 23. maddesinin Anayasanın 2. maddesinde yer alan"demokratik hukuk devleti" ilkesine ve 13. maddesinde yer alan"temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı" yolundaki temel ilkeyeaykırı olduğu savına gelince : Anayasanın 2. maddesinde konuyla ilgili olarak"Türkiye Cumhuriyeti demokratik. bir hukuk Devletidir" denilmektedir.
Mahkememizin kimi kararlarında açıklandığı üzere, hukuk devleti;"insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adaleteve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle kendiniyükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasaya uyan, işlemve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet" demektir.
Yukarıda da üzerinde durulduğu gibi, demokratik birer hukukdevleti olan batılı demokrasilerde uygulanan çeşitli seçim sistemlerinde kimipartilerin, meclislerde hiç temsil edilmedikleri veya aldıkları oy oranındatemsilci gönderemedikleri bilinen bir gerçektir. Verilen her bir oyundeğerlendirilmesine imkan veren bir sistem yoktur.
Objektif olarak düzenlenmiş ve bütün partileri belli esaslarabağlı kılmış olması itibariyle Kanunun 23. maddesindeki indirimli baraj sistemiAnayasanın 2. maddesine aykırı bulunmamaktadır.
Belirli bir seçim sistemini benimseyen Anayasa düzeni içinde,indirimli baraj sistemi uygulamasının; seçimlerde temsilci çıkaramayanpartilerin, siyasi faaliyetten men edilmeleri sonucunu doğurmaması veya siyasifaaliyette bulunmak için partilerin yasama ya da mahalli idareler meclislerindetemsilci bulundurmalarının zorunlu olmaması karşısında Anayasanın 13.maddesindeki "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalarındemokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı yolundaki ilke ilede çeliştiği söylenemez.
e) 2972 sayılı Kanunun anılan hükümlerinin Anayasanın 68.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Siyasi Partiler, demokratik siyasihayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" ilkesine de aykırı bulunduğu vegetirilen hükümlerin partilerin gelişmesini engelleyici nitelikte olduğu iddiaedilmektedir.
68. maddenin "Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne görepartilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptir" diyen birincifıkrası hükmü de konuyu yakından ilgilendirdiğinden, incelemenin 68. maddeninbirinci ve ikinci fıkralarına göre yapılması gereklidir.
Anılan Kanunun 2. ve 23. maddeleriyle getirilen sistemin küçükpartiler yönünden özendirici olmadığı açıktır. Esasen sistem bu amaca hizmetetmek için getirilmiştir. Fakat daha çok teknik yönden yapılacağı kuşkusuz olanAnayasaya uygunluk denetiminde, böyle bir iddiaya itibar etmek mümkün değildir.Anayasa, 68. maddesinde, açıkça, siyasi parti kurma hakkından söz ettiğinegöre, bu hakkın, bu maddede yer alan yasaklar ile 13. maddede öngörülen genelsınırlama nedenleri dışında kullanılması engellenmedikçe, Anayasayaaykırılıktan söz edilemez. Getirilen sistemin yeni siyasi partileringelişmesini engelleyici nitelikte olduğu da söylenemez. Öte yandan demokrasi,seçimlere iştirak eden ve seçmenlerden oy alan her adayın veya her partininmutlaka parlamentoya veya mahalli idareler meclislerine girmesi de demekdeğildir.
Anayasanın 68. maddesinin ikinci fıkrasında "siyasi partilerdemokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" denilmektedir. Buradabirden çok, başka bir anlatımla en az iki siyasi partinin kastedildiğianlaşılmaktadır.
Bazı batılı demokrasilerin seçim sistemleri çok sayıda partilerinparlamentoya girmesine imkan vermediği halde, buralarda demokrasinin olmadığısöylenememektedir.
Bu nedenlerle, 2972 sayılı "Mahalli İdareler ile MahalleMuhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun"un incelemekonusu 2. maddesinin "onda birlik baraj uygulamalı" ibaresi ile 23.maddesinde Anayasaya aykırı bir yön görülmemiştir.
Bu görüşe Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN katılmamışlardır.
B - Kanunun 11. maddesinin ikinci fıkrası ile 14. maddesinin sonfıkrası yönünden yapılan inceleme :
1 ) Maddelerin anlam ve kapsamı :
2972 sayılı Kanunun 11. maddesi, herhangi bir sebeple eksik adaygöstermiş olan siyasi partilerin ilçe başkanlıklarına, ilçe seçim kurulutarafından bu eksikliğin tamamlanmasının tebliğ olunacağı; ilgili partiteşkilatı bu tebliğden itibaren beş gün içinde aday listesini tamamlayamazsaeksik liste ile seçime katılamayacağı, hükmünü getirmiştir.
Aynı Kanunun 14. maddesinin son fıkrasında da, siyasi partilerinaday listelerinde yapılan itirazlar üzerine eksiklik husule geldiği takdirde,ilçe seçim kurulunun tebliğinden itibaren beş gün içinde bu eksikliklerintamamlanacağı, aksi takdirde, siyasi partilerin o seçim çevresinde listelerineksik kaldığı seçime katılma hakkını kaybedeceği, hükmü öngörülmüştür.
Kanunun 11. ve 14. maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiaolunan fıkraları, birbirine paralel düzenlemeler ile aday listelerinde adaysayısı eksikliği bulunan veya sonradan böyle bir durumla karşılaşan siyasipartilere, önce bu eksikliklerini tamamlamaları için beş günlük bir öneltanımakta; şayet bu süre içinde eksilik tamamlanmazsa seçimlere katılma hakkınıvermemektedir.
2) Anayasaya aykırılık sorunu :
Dava dilekçesinde, küçük ilçe ve beldelerde zaten seçmen sayısınınaz, bu azlık içerisinde aday bulmanın da zor olduğu; 6 Kasım 1983, genelmilletvekili seçiminde dahi siyasi partiler eksik liste ile seçimekatılabildikleri halde, mahalli idareler seçimlerinde böyle bir engel koymanınhaklı bir nedeni bulunmadığını ve dolayısıyla bu engelin demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı düştüğünü, belli bir siyasi partiden seçilmekisteyen kişinin seçilme hakkının elinden alındığını, böylece seçimleringenelliği ilkesinin zedelendiğini, getirilen sınırlamalarla demokratik siyasihayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin gelişmelerinin önlendiğiöne sürülerek Anayasanın 13/1-2, 67/2. ve 68/2. maddelerine aykırı olan kanunhükümlerinin iptal edilmesi istenmiştir.
Mahalli idareler seçimlerinin esasını nispi temsil sistemi teşkiletmektedir. Böyle olunca da bu sistemin gereklerini, bu sistemle seçmenarasındaki ilişkileri gözönünde tutmak lazım gelir. Nispi seçim düzenindeönemli olan kişiler değil, partilerdir. Oyların tümüne yakın sayısınıpartilerin topladığı bir gerçektir. Seçmenin oyunu korumak ve değerlendirmek,bu nedenle de seçime girecek partilerde ve aday listelerinde belirli birnitelik ve seviye aramak, Kanunun başlıca kaygısı ve ereği olmalıdır. Kanun,seçme ve seçilme haklarını kullanacak kişiler için nasıl birtakım şartlar venitelikler arıyorsa, seçime girecek siyasi partiler için de gerekli ölçülerkoymuş ve açıklamıştır. Bu ölçüler, ayırt edilmeksizin, bütün partilerikapsamakta ve böylece seçim mücadelesinde partilerin eşit duruma getirilmeleride sağlanmış olmaktadır.
Öte yandan, istedikleri sayıda aday gösterebilmek hususunda siyasipartilerin serbest olduklarının kabulü, az bir olasılık da olsa, çoğupartilerin bu yola gitmeleri halinde meclislerin kanunlarda öngörülen sayıdateşekkül edememeleri söz konusu olacak; bu halde, çoğu kez yeni bir seçimegidilmeyi zorunlu kılacaktır. Bu durum ise Devlete lüzumsuz ve icapsız malikülfet yükleyecek ve vatandaşları kısa aralıklarla seçim havası içinde bırakıpbirçok işlerin sürüncemede kalmasına neden olacaktır.
Esasen, Kanun bu konudaki müeyyidesini, ihbara bağlamış; eksikadayların tamamlanması için partilere bir süre tanımıştır. Buna rağmeneksikliklerini tamamlamamakta direnen partileri seçime girmekten yasaklamıştır.Bu bakımdan söz konusu hükümler, seçimde partilerin seçime girmeserbestliklerini kökünden kaldıracak nitelikte bulunmadığı, seçim konusundaparti faaliyetlerini demokratik ölçüler içerisinde düzenlemiş olduğuanlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle 11. maddenin ikinci fıkrası ile 14. maddenin sonfıkrasında Anayasaya aykırı bir yön görülmemiştir.
C - Kanunun 35. maddesi yönünden inceleme :
1) Maddenin anlam ve kapsamı :
2972 sayılı "Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları veİhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun"un iptali istenen 35. maddesinde :
"Mahalli idareler seçimlerinde propaganda 298 sayılıSeçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun dairesindeserbesttir.
Ancak, 298 sayılı Kanunun 52 - 55. maddeleri ile düzenlenen radyove televizyonda propagandaya ilişkin hükümleri, 52 nci maddenin son bendihariç, bu seçimlerde uygulanmaz" denilmektedir.
Bu maddenin birinci fıkrası, mahalli idareler seçimlerindepropaganda serbestliği ilkesini benimsemiştir. Seçimlere katılan siyasipartiler, yollama yapılan 298 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde serbestçepropaganda yapma olanağına sahiptirler. Buna göre açık ve kapalı yerlerdepropaganda yapabilecekler; hoparlörle seslerini seçmenlere duyurabilecekler veel ilanlarından yararlanabileceklerdir.
35. maddenin ikinci fıkrası, propaganda serbestliği ilkesine biristisna getirmiştir : Mahalli idareler seçimlerinde 298 sayılı Kanunun radyo vetelevizyonda propaganda yapılmasına ilişkin 52 - 55 inci maddelerinin, 52.maddenin son fıkrası hariç, uygulanmayacağı öngörülmekle, siyasi partilerin buolanaktan yararlanmaları önlenmiştir. 52. maddenin ayrık bulunan son fıkrasında: Seçimin başlangıç tarihinden, seçimin yenilenmesi halinde yenilenme kararınınilanından, oy verme gününden önceki gün saat 1800'e kadar TRT Haberbültenlerinin siyasi partilerin seçim çalışmalarıyla ilgili bölümünde, YüksekSeçim Kurulunun eşitlik esasları dairesinde tespit edeceği süre ve kelimesayısı sınırları içinde kalmak kaydıyla, seçime katılan siyasi partilertarafından verilecek metinler yayınlanır" denilmektedir.
İptali istenen 35. maddenin öngördüğü bu düzenleme ile, siyasipartilerin aktif olarak radyo ve televizyon yolu ile seçim propagandasıyapamayacakları, sadece, hazırlayacakları metinlerin okunmasınıisteyebilecekleri anlaşılmaktadır. Bugün radyo ve televizyon yoluyla yapılanpropagandanın ne derece etkin bir rol oynadığı herkesçe bilinen bir gerçektir.Her iki seçim arasında böyle bir ayırım yapılması, daha açık bir anlatımlamahalli idareler seçimlerinde siyasi partilerin doğrudan doğruya yani aktifbiçimde propaganda yapma olanağından yoksun bırakılması karşısında, öncelikle,31. maddenin ele alınarak, anlam ve kapsamının saptanması, sonra da iptaliistenen maddeyle karşılaştırılması gerekmektedir.
2) Anayasaya aykırılık sorunu :
Dava dilekçesinde, sözkonusu 35. maddenin ikinci fıkrasınınaykırılığı yönünden özet olarak; Önümüzdeki mahalli idareler seçimlerindekamuoyunun serbestçe oluşmasının büyük önem taşıdığı, oysa anılan fıkrakuralının yalnızca TRT haber bültenlerinde haber yaymak olanağı vermekleyetinildiği; Anayasamızın 31. maddesinin, kişiler ve siyasi partilerin kamutüzel kişiliklerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayın araçlarındanyararlanma hakkına sahip olduğu ve Kanunun 13. maddesinde yer alan genelsınırlamalar dışında bir sebebe dayanarak halkın bu araçlarla haber almasını,düşünce ve kanaatlara ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyicikayıtlar koyamayacağı hükmünü öngördüğü; iktidarda bulunan siyasi partinin,hükümet çalışmaları adı altında radyo ve televizyonda propaganda yaparakpartiler arasındaki eşitlik ilkesine aykırı fiili durumların ortaya çıkmasınaneden olacağı, ileri sürülmüş ve Anayasanın 2, 10, 31. ve 67/2. maddelerinedayanılmıştır.
Anayasanın "Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitlehaberleşme araçlarından yararlanma hakları" başlığını taşıyan 31.maddesinde :
"Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzel kişilerinin elindekibasın dışı kitle haberleşme ve yayın araçlarından yararlanma hakkına sahiptir.Bu yararlanmanın şartları ve usulleri Kanunla düzenlenir.
Kanun, 13. maddede yer alan genel sınırlamalar dışında bir sebebedayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasınıve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz"denilmektedir.
Maddenin ilk fıkrasındaki bu yararlanmanın şartları ve usullerininkanunla düzenleneceğine ilişkin hüküm, Danışma Meclisi'nde "Bu yararlanmaşartları ve usulleri demokratik esaslara ve hakkaniyet ölçülerine uygun olarakkanunla düzenlenir" biçiminde kabul edilmiş iken Milli Güvenlik KonseyiAnayasa Komisyonunun değişiklik gerekçesinde açıklandığı üzere, kanunlarındüzenlenmesinde demokratik esaslara ve hakkaniyet ölçülerine uyulması gerektiğigenel hukuk kuralı olup, bu hususun Anayasa hükmü olarak sadece bu maddede yeralması yanlış anlamlara ve yorumlara neden olabileceğinden "demokratikesaslara ve hakkaniyet ölçülerine" sözcükleri madde metninden çıkarılmaksuretiyle, anılan hüküm Milli Güvenlik Konseyi'nce kabul edilmiştir.
Anayasanın 31. maddesinin birinci fıkrası, kişilerin ve siyasipartilerin Devlet elinde olan radyo ve televizyondan yararlanabilme olanağınıbelirtmektedir. Böylece kişiler ve siyasi partiler radyo ve televizyon yoluylahalka hitap edebilme imkanını bulabileceklerdir. Ancak, kişiler ve siyasipartiler Anayasanın 31. maddesini ileri sürerek radyo ve televizyondan doğrudanyararlanmayı bir hak olarak isteyemezler. Gerçekten, bütünüyle ele alındığında,Anayasanın 31. maddesinin Kanun Koyucuya direktif mahiyetindeki esaslarıiçerdiği görülmektedir.
Basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarının, günümüzdekiönemi ve toplum üzerindeki etkisi gözönünde tutulursa, Anayasa koyucunun KanunKoyucuya direktif vermesinin nedeni kolayca anlaşılmaktadır. Birinci fıkrada,Radyo - Televizyon Hukukunda "Anten hakkı" olarak adlandırılan haktankişilerin ve siyasi partilerin kanunun göstereceği şartlar ve usuller uyarıncayararlanacağı öngörülmektedir. Bu hakkın kullanılması Kanun Koyucu'nuntakdirine bırakılmıştır, denilebilir. Yasama organı, böyle bir hakkı tanımadığısürece, Anayasa koyucunun 31. maddenin ilk fıkrasındaki direktifi, temennisi,bir potansiyel hak vasfında kalıp subjektif hak niteliğine dönüşmeyecektir.Kanun Koyucu, söz konusu yararlanmanın şartlarını ve usullerini düzenlerkendemokratik toplum düzeninin gereği tarafsız, objektif olacak ve eşitlikilkesine daima uyacaktır. Bu düzenleme yapılırken Kanun Koyucu 13. maddedekisınırlama nedenleriyle yetinmek zorunda değildir. Bunların dışında kalannedenlere dayanılarak bazı kayıtlar da koyabilir. Bu bir takdir sorunudur.Buradan hareketle, objektif ve tarafsız kalınmak ve eşitlik ilkesi ihlaledilmemek suretiyle, evvelce tanınmış olan yararlanma hakkının, Kanun Koyucutarafından sınırlandırılması mümkündür.
Anayasanın 31. maddesindeki "kişiler" deyiminin kapsamıiçinde kalan vatandaşların radyo ve televizyondan yararlanması etken olmaktanziyade edilgen olmaktadır : Bu yararlanma halkın haber alması, düşünce vekanaatlere ulaşması şeklinde tezahür etmektedir. Ancak, cevap ve düzeltme hakkıyoluna başvurabilirler.
Anayasanın 31. maddesinin ikinci fıkrasında, radyo ve televizyonyolu ile halkın haber alması, düşünce ve kanaatlere ulaşabilmesi veyakamuoyunun serbestçe oluşabilmesi güvence altına alınmıştır. Kanun Koyucu, birkamu kuruluşu olan Radyo ve Televizyon İdaresi'ni, haber bültenlerin,programlarını, açık oturumlarını yayımlarken; Anayasanın 13. maddesindeöngörülen genel sınırlama dışındaki bir nedene dayanarak, asli fonksiyonunu,yani halkın haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşabilmesini ya dakamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamayacaktır.
Öte yandan, genelde tüm siyasi partilerin seçim propagandasındaradyo ve televizyondan yararlanamayacakları hükme bağlanırken uygulamada seçimyasaklarına rağmen, iktidarda bulunan siyasi partinin hükümet çalışmalarınedeniyle dolaylı veya dolaysız radyo ve televizyondan yayımlar yapmasıimkanını açık bırakmakta ve böylece kamuoyunu eşitlik ilkesine aykırı olaraketkileme fırsatı verilmesi iddiasına gelince; burada, hükümete tanınan buimkanın hangi kanunun hangi maddesine dayandığı açıkça gösterilmemekle beraber,ileri sürülen savın, 11/11/1983 günlü, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve TelevizyonKanunu'nun 19. ve 20. maddelerinin sözkonusu edilmek istenildiği izlenimi hasılolmuştur.
Atıfta bulunulan kanun ve onun hükümlerinin içeriği ne olursaolsun, kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenmesinde, iptali istenen hükmünöteki yasalara karşı durumunun, onlarla çelişip çelişmediğinin değil, Anayasailkelerine ve bu ilkelerin dayandığı hukuk kurallarına uygunluk gösteripgöstermediğinin araştırılması gerekir. İleri sürülen bu gerekçeler Anayasayaaykırılık itirazına dayanak yapılamaz.
Böyle olunca, 35. maddenin birinci fıkrası, genel ilke olarakmahalli idareler seçimlerinde propagandanın serbest olduğunu kuralabağlamıştır. Bu genel ilkenin Anayasa maddelerine aykırı bir yanıbulunmamaktadır.
35. maddenin ikinci fıkrası seçime katılan siyasi partilere radyove televizyon yolu ile propaganda yasağı getirmektedir. Anayasanın 31.maddesinin ilk fıkrasındaki yararlanma hakkının siyasi partilere doğrudandoğruya radyo ve televizyondan faydalanma hakkını içermediğine; yararlanmanınşartlarının ve usullerinin tayininde Kanun Koyucu'nun takdir hakkı bulunduğunagöre, iptali istenen hükümle bu imkanın eşit ve objektif bir düzenleme ile buseçimlerde siyasi partilerin hiçbirine tanınmamış olması karşısında Kanununanılan 35. maddesinin ikinci fıkrası da Anayasanın 2, 10, 31, 68/2. ve ötekimaddelerine aykırı görülmemiştir.
Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN bu görüşün tümüne, YılmazALİEFENDİOĞLU da maddenin ikinci fıkrası ile ilgili kısmına katılmamışlardır.
D - Kanunun Geçici 3. maddenin dördüncü fıkrası yönünden inceleme:
1) Madde hükmünün anlam ve kapsamı :
Kanunun Geçici 3. maddesi, yapılacak ilk mahalli idarelerseçimlerinde ön seçim yapılmamasını kurala bağladıktan sonra siyasi partilerinadaylarını tespit ederken izleyecekleri yöntemleri belirlemektedir. İlkinceleme kararıyla, bu maddenin dördüncü fıkrasının iptalinin dava edilmişolduğu karar altına alınmış bulunmaktadır. Bu fıkra "İlçelerde : ilçebelediye başkanı ile belediye meclisi üyeleri; ilçe beldelerinin belediyebaşkanları ile belediye meclis üyeleri; ilçe seçim çevresine isabet eden il genelmeclisi üyeleri adaylarını, siyasi partilerin ilçe idare kurulları toplanarakkuralını içermekte olup, maddenin "belirleyip, genel merkez karar veyönetim kurulunun tensip ve tasdikine sunarlar" biçimindeki beşincifıkrasıyla bütünleştiğinde anlamını tamamlamaktadır.
2 - Anayasaya aykırılık sorunu :
Dava, dilekçesinde, demokratik düzene geçişin yeni olduğunu, buarada siyasi partilerin teşkilatlanmasının yurt düzeyine aynı orandayaygınlaştıramadıklarını, hal böyle olunca, bir ilde teşkilatı olan partiye,teşkilatını tamamlayamadığı o ilin ilçelerinde de aday gösterme olanağınıtanımanın demokratik toplum gereklerinden olacağını öne süren davacı; dördüncüfıkra kuralının, Anayasanın 13, 67/1. ve 68/2. maddelerine aykırılığı nedeniyleiptaline karar verilmesini istemektedir.
Anayasanın 68. maddesinin ikinci fıkrası, siyasi partileri,demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları saymakta ise de, bu kuralsiyasi partilerin eşit güçte olması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bunlardanhangisinin teşkilatı yurt düzeyine yayılmışsa, o siyasi partinin seçim yoluylamilli iradeyi oluşturmakta daha fazla başarı sağlayacağı ortadadır. Milli iradeise siyasi partilerin de üstünde olup demokratik hukuk düzeninin temelidir.
Öte yandan, aday tespitinin ilçe kademesine indirilmesi hemdemokrasinin hem de mahalli idarelerin yapısına ve ruhuna uygun bir uygulamabiçimidir. İlçe seçim kurullarının teşkili, sandık kurullarının tesbiti veözellikle acele işlerden bulunan seçim işlerinin zamanında yapılabilmesi siyasipartilerin seçime girdikleri ilçelerde teşkilatlarının bulunmasını zorunlukılan bir nedendir. Bu bakımdan demokratik toplum düzeninin gereklerine vedolayısıyla Anayasanın 68/2 ve 13. maddelerine aykırı bir yön yoktur.
Dava konusu kuralın, vatandaşın dilediği bir siyasi partiiçensinde faaliyette bulunma hakkını zedelediği de söylenemez. Bu kimseşartlarına uymak kaydıyla bağımsız olarak da seçilmek olanağına sahiptir. Ohalde, Anayasanın 67/1. maddesine de aykırılıktan söz edilemez.
Bu görüşe Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN katılmamışlardır.
E - Kanunun Geçici 5. maddesi yönünden inceleme :
1) Maddenin anlam ve kapsamı :
2972 sayılı Kanunun Geçici 5. maddesinde "Bu kanunda seçimusul ve esasları hükme bağlanan büyük şehir yönetiminin hukuki statüsü, bukanunun yürürlüğünü takip eden ilk seçimin oy verme gününden önce, 17/6/1982gün ve 2680 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve YetkilerininDüzenlenmesi ile İlgili Yetki Kanununda belirtilen esas ve usullere uygunolarak çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenir"denilmektedir.
Geçici 5. madde, büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünün kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenmesini öngörmektedir. Bu düzenleme için17/6/1982 günlü, 2680 sayılı Kanuna atıfta bulunulmaktadır.
2) Anayasaya aykırılık sorunu :
İptal isteminde dayanılan gerekçeler, özetle şöyledir :
Bu madde ile aslında büyük şehir belediyelerinin hukuki statüsüdüzenlenmek istenmiştir. Ancak Kanunun 4. maddesiyle, belediyelere ilişkinseçimlerde her ilçe bir seçim çevresi sayılarak, ilçeye bağlı köylerinköylüleri de oy vermek durumunda kalacağından, konu, siyasi haklarla ilgili birnitelik kazanmaktadır. Anayasanın 91. maddesi ise siyasi hakların kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenmesini yasaklamaktadır.
Geçici 5. madde, çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler için17/6/1982 günlü, 2680 sayılı Yetki Kanunu'na yollamada bulunmaktadır. Fakat,anılan yetki kanununun genel idare (merkezi idare) kuruluşlarınıilgilendirdiği, birer amme idaresi olan belediye, il özel idaresi ve köyükapsamadığı, kanunun amaç ve kapsam maddelerinin içeriklerinden, genelgerekçesinden ve yasama organındaki görüşmelerden anlaşılmaktadır. Yetki kanunumahalli idareleri kapsamış olsaydı, Geçici 5. maddeyle bir atıfta bulunmayazaten gerek kalmazdı. Bu nedenle, bu madde yeni bir yetki kanununiteliğindedir. Ancak, Anayasanın bir yetki kanununda bulunmasını koşulladığıamaç, kapsam, ilke, kullanma süresi, bu süre içerisinde birden fazla kararnameçıkarılıp çıkarılamayacağı yönleri belirlenmemiştir. Bu nedenle Geçici 5. maddeAnayasanın 91/1-2. maddesine aykırıdır.
Görüldüğü üzere burada iki iddia ileri sürülmüştür : Birincisi,büyük şehirlerin hukuki statüsünün düzenlenmesi şeklen idari bir düzenleme gibigörülmekte ise de aslında vatandaşın siyasi hakkını (seçme ve seçilme hakkını)yakından ilgilendirdiğinden kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği;ikincisi, Geçici 5. maddenin atıfta bulunduğu 17/6/1982 günlü, 2680 sayılıYetki Kanunu'nun, bu konuda, Anayasanın öngördüğü anlamda yeni bir yetki kanununiteliğinde olmadığından, buna dayanılarak büyük şehir yönetiminin hukukistatüsünün tanzim edilemeyeceğidir.
Anayasamızın, "Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisiverme" başlığını taşıyan 91. maddesinin konuyu ilgilendiren birinci veikinci fıkraları şöyledir :
"Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanunhükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak Sıkıyönetim ve olağanüstühaller saklı kalmak üzere, Anayasanın 2. kısmının birinci ve ikincibölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncübölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerledüzenlenemez.
Yetki Kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını,kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazlakararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir"
Kanunun Geçici 5. maddesi ile Bakanlar Kuruluna verilen yetkininkonusu büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünün düzenlenmesidir.
Bir kuruluşun yönetiminin hukuki statüsü ise onun görev, yetki,teşkilat ve kadrolarının saptanması, hangi ana hizmet birimlerinden oluşacağı,birimler arasındaki hiyerarşik ilişkiler gibi konuları içerir.
Büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünü düzenleyecek kanunhükmünde kararnameler, bu ve benzeri konuları muhtevi olacak ve herhaldevatandaşların seçme ve seçilme hakkıyla ilgili hükümleri içermeyecektir.Esasen, "Bu kanunda seçim usul ve esasları hükme bağlanan büyük şehiryönetimi." ibaresinin Geçici 5. maddenin başlangıcına konulmuş olması,çıkarılacak kanun hükmündeki kararnamelerde vatandaşın seçme ve seçilmehaklarına müteallik bir düzenlemenin sözkonusu olamayacağını göstermektedir.
O halde, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin Anayasanın yukarıdaanılan 91. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve kanun hükmünde kararnameile düzenlenemeyecek olan siyasi hak ve ödevlerle bir ilgisi bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle birinci iddia bakımından kanunun Geçici 5. maddesiAnayasaya aykırı görülmemiştir.
Mahalli idarelerin, 17/6/1992 günlü, 2680 sayılı Yetki Kanunununöngördüğü kamu kurum ve kuruluşlarından olmadığı, bu nedenle büyük şehiryönetiminin hukuki statüsünün anılan Yasaya dayanılarak çıkarılacak kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği, şayet kanun hükmünde kararnamelercedüzenlenmesi isteniyorsa, amaç, kapsam ve ilkeleri belirlenerek hazırlanacakyeni bir Yetki Yasası çıkarılması gerekeceği, bir atıf hükmüyle bu yetkininalındığının kabulüne imkan bulunmadığı yolundaki iddiaya gelince :
Anayasanın 91. maddesinin ikinci fıkrasında, Türkiye Büyük MilletMeclisinin Bakanlar Kuruluna, ancak, belli konularda kanun hükmündekararnameler çıkarma yetkisi verebileceğini belirtmek ve çıkarılacakkararnamelerin konusunu belli duruma getirebilmek bakımından; amacının,kapsamının, ilkelerinin, kullanma süresinin ve süresi içinde birden fazlakararname çıkarılıp çıkarılmayacağının, yetki yasasında açıkça gösterilmesizorunlu tutulmuştur. Bunlar Yetki Yasasının içereceği şartlardır. Bu şartlarınYetki Yasasında yer almasının nedeni, kanun hükmünde kararnameler çıkarmayetkisinin Bakanlar Kuruluna hangi amaçla, hangi ilke gereğince nelerikapsayacak şekilde ve ne kadar süre için verildiğinin önceden ve kesin biçimdebelirlenmesi ereğine yöneliktir.
Davacı, bir atıf hükmüyle bu yetkinin alınmasına olanakbulunmadığını ileri sürmektedir. Bir tedvin yöntemi olan atıfla, Kanun Koyucu,daha önce yürürlüğe koyduğu bir hükmü, ilgisi nedeniyle başka bir konudakidüzenlemeye alabilir. Böyle olunca, atıfta bulunulan hüküm, yeni kanuntarafından da benimsenmiş ve bünyesine girmiş demektir. Bu itibarla bir kanundayazılı olan bir hükümle, yürürlükte olan diğer bir kanunda yer almış olan hükmeveya hükümlere yapılan atıf arasında bir ayırım yapılamaz.
İncelendiğinde görülmektedir ki, 17/6/1982 günlü, 2680 sayılıKanun; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Düzenlenmesi ile ilgili bir YetkiKanunudur. Bu kanunda, Anayasanın 91. maddesinin ikinci fıkrasında öngörüldüğüüzere, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin amacı, kapsamı, ilkeleri ve süresigösterilmiştir. Bunlar, büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünde deuygulanabilecek esaslardır. Bu nedenledir ki Kanun Koyucu, 2972 sayılı Kanunda,büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünün kanun hükmündeki kararnamelerledüzenlenmesi için Bakanlar Kuruluna yetki verirken, 17/6/1982 günlü, 2680sayılı Yetki Kanunundaki amacı, kapsamı, ilkeleri ve yetki süresini yinelemekyerine, o kanundaki "esas ve usullere uygun olarak çıkartacak kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenir" demekle sözkonusu hususları aynenbenimsenmiş ve 2972 sayılı Kanunun bünyesine dahil etmiştir.
Öte yandan, yetki kanunlarında çıkarılacak kanun hükmündekararnamelerin amacı, kapsamı, ilkeleri, kullanma süresi ve süresi içindebirden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağının gösterilmesinin, BakanlarKuruluna ancak belli konularda kararnameler çıkarma yetkisi vermek, çıkarılacakkararnamelerin konusunu belli duruma getirmek zorunluluğundan kaynaklandığı,yukarıda açıklanmıştı. Geçici 5. maddenin aynı konuda 17/6/1982 günlü, 2680sayılı Yetki Kanununa atıfta bulunmasıyla, büyük şehir yönetiminin hukukistatüsü hakkında çıkarılacak kanun hükmündeki kararnamelerin konusu belliduruma getirilmiş ve böylece Anayasanın 91. maddesinin ikinci fıkrası hükmününgereklerine ve konuluş amacına da uyulmuştur.
Geçici 5. madde bu bakımdan Anayasaya aykırı görülmemiştir.
Bu görüşe Nahit SAÇLIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, ve Yekta GüngörÖZDEN katılmamışlardır.
F - Kanunun Geçici 7. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarıyönünden inceleme :
1) Fıkraların anlam ve kapsamı :
2972 sayılı Kanunun Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasında seçimdöneminin başlangıç tarihinin tespitini; üçüncü fıkrasında ise bu seçimleremahsus olmak üzere bu Kanun ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve SeçmenKütükleri Hakkındaki Kanun'un ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nunseçimlere ilişkin olarak tespit ettiği sürelerin kısaltılarak uygulanmasınıYüksek Seçim Kurulu'na bırakmaktadır.
Maddenin kuralları açık olduğundan üzerinde durulmasına gerekgörülmemiş ve Anayasaya aykırılık sorununa geçilmiştir.
2) Anayasaya aykırılık sorunu :
Dava dilekçesinde özetle, Anayasada seçimlerin yargı organlarınıngenel yönetim ve denetiminde yapılmasının öngörüldüğü, seçim dönemininbaşlangıç tarihinin saptanması ve yasalarda seçimlere ilişkin olarak tespitedilmiş sürelerin koşulsuz kısaltılarak uygulanması yetkilerinin yönetimişlevini aşan bir nitelik taşıdığı; bu yetkiler yasama organına ait olup başkabir organa devredilemeyeceği, seçim sürelerinin kısaltılarak uygulanmasının birbakıma "yeni seçim süreleri"nin tayin ve tespiti anlamına geldiği;Anayasanın 79. maddesinde, "seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma." denmek suretiyle seçme veseçilme hakkı ile doğrudan ilgili olan "sürelerin kısaltılaraktespiti"nin Anayasanın öngördüğü "yönetim" sayılamayacağı veyasama organının görevi içinde mütalaa edilmesi gereken bir takdir olduğu; bunedenlerle yasanın Geçici 7. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarınınAnayasanın 6, 67, ve 79. maddelerine aykırı bulunduğu iddia edilmektedir.
2972 sayılı Kanun, Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonrayapılacak ilk mahalli idareler seçiminde oy verme günü olarak 25 Mart 1984tarihini belirlemiş olması karşısında bu seçimlerin kurallara uygun olarakdüzen içinde yürütülebilmesi için seçim döneminin başlangıç tarihinin tespit veilan edilmesi ile birlikte seçimlere ilişkin olarak söz konusu kanunlardayazılı sürelerin kısaltılması kaçınılmaz bir zorunluk olarak görülmüştür.
Bu zorunlukla, Kanun Koyucu, Yüksek Seçim Kuruluna, oy vermegününü esas alarak seçim döneminin başlangıç tarihinin tespit ve ilanını veseçime ilişkin işlemlerle ilgili sürelerin kısaltılması görev ve yetkisinivermiştir.
Kanun Koyucu bu görev ve yetkinin esaslarını göstermiş ve amacınıda tayin etmiştir.
Böylece, oy verme gününü belirledikten sonra, seçim işlerininyürütülmesini sağlamak için, seçim döneminin başlangıç tarihini saptayıp ilanetmek ve kanunlarda öngörülen seçimlere ilişkin süreleri kısaltmak üzere YüksekSeçim Kurulu'nu görevlendiren Kanun Koyucu, yukarıda işaret edilen zorunluknedeniyle, yasama yetkisini bu yolda kullanmayı uygun bulmuştur.
Esasen, Yüksek Seçim Kuruluna verilen bu görev ve yetkininniteliği daha çok seçimin yönetim işlevi ile ilgilidir.
O halde, seçim dönemi başlangıç tarihinin tespit ve ilanı ileseçimle ilgili sürelerin kısaltılması için Yüksek Seçim Kuruluna verilen görevve yetkilerin yasama organına ait olduğu ve seçimin yönetim işlevini aşan birnitelikte bulunduğu hakkındaki iddia geçerli değildir.
Öte yandan Anayasanın 79. maddesinde, Yüksek Seçim Kurulununkuruluşu belirlendikten sonra, görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesikurala bağlanmıştır. Böyle olunca Anayasaya göre Yüksek Seçim Kuruluna görev veyetki verilecektir. Buna göre kurulun seçim döneminin başlangıç tarihini tespitve ilan etmesini ve süreleri kısaltmasını öngören kanun hükmü Anayasanın 79.maddesine de aykırı bulunmamaktadır.
Bu görüşe Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN katılmamışlardır.
VI - SONUÇ :
18/1/1984 günlü, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile MahalleMuhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'un :
1 - 2. maddesinin ikinci fıkrasındaki "onda birlik barajuygulamalı" ibaresinin, Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN'in karşıoylarıyla veoyçokluğuyla,
2 - 23. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN'in karşıoylarıyla veoyçokluğuyla,
3 - 11. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığınave iptal isteminin reddine oybirliğiyle,
4 - 14. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına veiptal isteminin reddine oybirliğiyle,
5 - 35. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine, Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN'in maddenin tümünün, YılmazALİEFENDİOĞLU'nun ise maddenin ikinci fıkrasının iptali gerektiği yolundakikarşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
5 - Geçici 3. maddesinin ilçelerde. sözcüğü ile başlayan dördüncüfıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine, NahitSAÇLIOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN' in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
7 - Geçici 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin reddine, Nahit SAÇLIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ve Yekta GüngörÖZDEN'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
8 - Geçici 7. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine, Nahit SAÇLIOĞLU ve Yekta GüngörÖZDEN'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
1/3/1984 gününde karar verildi.
Başkanvekili
H. Semih Özmert
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
Nahit Saçlıoğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
Üye
Orhan Onar
Üye
Muammer Turan
Üye
Mehmet Çınarlı
Üye
Selahattin Metin
Üye
Servet Tüzün
Üye
Mahmut C. Cuhruk
Üye
Osman Mikdat Kılıç
Üye
Mithat Özok
KARŞIOY YAZISI
Halkçı Parti, 18/1/1984 günlü, 2972 sayılı "Mahalli İdarelerile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun"un 2,11, 14, 23, 35, Geçici 3, Geçici 5. ve Geçici 7. maddelerindeki kimi hükümlerinAnayasanın 2, 10, 13, 31, 67/1-2, 68/2. ve 81/1-2. maddelerine aykırı olduğunuileri sürerek iptallerine karar verilmesini istemiştir.
Anayasa Mahkemesi, ileri sürülen savları yerinde görmeyerek iptalistemini çoğunlukla reddetmiştir.
Ben, 11. ve 14 üncü maddeler dışında, istemlerin reddine dairverilen kararlara karşıyım.
Karşıoy gerekçelerimi belirtmeden önce, Anayasa Mahkemesinin veüyelerinin yetki, görev ve nitelikleri ile Yasaların Anayasaya uygunluklarınındenetlenmesi işlevinden ne anladığım hakkındaki düşünce ve görüşlerimdenbazılarını açıklayacağım. Çünkü bunlar, kimi davalarda oylarıma etkiyapmaktadır. Bu davada da öyle olmuştur. Bu itibarla oylarım değerlendirilirkenbunların bilinmesinde yarar vardır.
Düşüncelerim şöyle özetlenebilir :
I - Anayasa Mahkemesi Klasik anlamda bir mahkeme değildir. Çünkü;
1- Hak dağıtmak, hak'kı söylemek gibi bir görev için varedilmemiştir.
2 - Bu organ, adını, esas itibariyle varlık sebebinden, niteliğinide fonksiyonundan alır. Yoksa o'na "Yüce Divan" veya "SiyasiPartilerin Kapatılması" davalarına bakmak gibi verilen yargısal nitelikliek görevlerden almaz.
3 - Anayasa Mahkemesine yapılan başvurulara "dava"denilmesi yargı organlarınca kullanılan "karar, red, iptal vs" gibiterimlerin Anayasa Mahkemesince de kullanılması bu kurumu mahkeme yapmaz. Çünkübunlar kurumun asli fonksiyonuna bağlı bir öz mesele değil, geometriden halkdiline kadar pek çok alanda da kullanılan, henüz daha uygunu bulunmadığı içinAnayasa Mahkemesince de kullanılmasına devam olunan bir terminoloji sorunudur.
4 - Bir hükmün iptali için başvuruda bulunan itirazcı mahkemeniniptalini istediği hükmün o davada uygulanacak bir hüküm olup olmadığıAnayasanın 182. maddesi gereği olarak Anayasa Mahkemesince araştırılır. AnayasaMahkemesinin böyle bir araştırma yapması yüzeysel açıdan bir yargısal faaliyetgibi gözükse de özünde yargısal değildir ve ona mahkeme hüviyetini kazandırmaz.
Çünkü Anayasa Mahkemesi bu incelemesi ile de ne bir dava çözmektene de hak'kı söylemektedir. Yaptığı, denetim işlevini yerine getirebilmek içinbaşvurmak zorunda olduğu, temelde usuli nitelikli bir iştir.
5 - Bir kurumun adına, yasalarda, hatta Anayasada mahkemedenilmiş, Anayasanın yargı bölümüne konularak yüksek mahkemelerin başındasayılmış olması da, şayet o kurumun varlık sebebini ve temel işlevini gerçekyargı teşkil etmiyorsa, o kuruma sırf kanuna uymuş olmak zorunluğu ile mahkemedenir. Yoksa bu kurum hiçbir zaman yargının gerçek mahkemesi olamaz. Aşağıdadaha da açıklanacağı üzere Anayasa Mahkememizin durumu böyledir.
6- "Anayasa Mahkemeleri yasaları anayasa karşısında yargılar.Bu sebeple faaliyetleri yargısaldır ve bu faaliyetlerine Anayasa Yargısıdenir" sözünün de bilimsel bir dayanağı olmadığı gibi gerçek"Yargı" kavramı ile bağdaşan bir tarafı da yoktur.
Esasen Anayasa, "Görev ve Yetki"leri gösteren 148.maddesinde Anayasanın faaliyeti için "Yargı" terimini değil"İnceleme ve Denetleme" terimlerini kullanmıştır. Bu terimlerin birbirindençok farklı olduğunu herhalde açıklamaya gerek yoktur. Nitekim Fransızlar,yasaların anayasaya uygunluk denetimini yapmak için kurdukları organın adınamahkeme değil, konsey demişlerdir.
7 - Anayasaya uygunluk denetimi, bu mahkemenin faaliyetinin candamarını teşkil eder. Bu denetimi, soyut olsun, somut olsun, normların, anayasahüküm ve ilkeleri ile lafzı (sözleri) ön plana alarak teknik birkarşılaştırması şeklinde görmek Anayasa Mahkemesinin boynuna bir idam fermanıasmaktan farksızdır. Zira, böyle bir anlayış ve uygulama, denetimin en hayatidayanağı olan YORUM müessesesinin daraltılmasına, gelişmeyi durduran hattadonduran tehlikeli sonuçların doğmasına yol açar. İçtihat kapısının kapatılmasıİslam'a neye mal olmuşsa kuşku duyulmasın ki uygunluk denetiminin normlarınteknik ve adeta mekanik bir karşılaştırılması haline dönüştürülmesi de AnayasaMahkemesine, dolayısıyle gerçek hukuk devletine ulaşma idealine ve sonuçtamemlekete o kadar pahacıya mal olur. Çünkü, bir memlekette Anayasa Mahkemesi,gerçek hukuk devleti idealine ulaşmanın en sağlam güvencelerinin başında gelir.
Anayasa Mahkemesinin yapmakta olduğu uygunluk denetimininnormların teknik ve mekanik bir karşılaştırmasından ibaret olamayacağınısöylerken bu denetimin de kendine özgü bir tekniği, daha başka bir deyişle; birinceleme metodu bulunmayacağını elbette söylemek istemiyorum. Söylemekistediğim kullanılacak usul ve tekniğin, denetimden beklenen amacı tehlikeyesokmaması gerektiğine işaret etmekten ibarettir. Bu tehlikeden korunmanın enemin yolu ise, bilinen klasik yorum metotlarının dışına taşarak, yorumkapılarını, anayasaya uygunluk denetiminden beklenen amacı en iyi sağlayacakbiçimde ardına kadar açık tutmaktır.
8 - Anayasa Mahkemesi yorum yaparken diğer yargı organları gibi, gerektiğindeyasa ve Anayasa Koyucunun amacını elbette arayacak ancak kendisini o amaçlabağlı görmeyebilecek ve uygulamasını ona göre yapmayabilecektir. Hatta, dahaileri giderek, sayın Prof. Dr. Muammer AKSOY'un "Devrimci ÖğretmeninKıyımı ve Mücadelesi" adlı eserinin Cilt : 1, Sayfa : 25 - 87'de ilerisürülen bir kısmı Batı Avrupa kaynaklı görüşleri de büyük ölçüde paylaşarakdiyeceğim ki; Anayasa Mahkemesi, bazı durumlarda, Anayasa Koyucusunun o günküamacı Kurucu Meclis Zabıtlarında açıkça belirtilmiş olsa bile şayet o amacıdenetim yapıldığı sırada ülkenin ve ulusun içinde bulunduğu durum ve koşullarauygun bulmazsa Kurucu Meclisin amacını görmezlikten gelerek yorumunu yenikoşullara göre, yani o andaki koşullar, yorumu yapılan hükme, ülke yararına nasılbir anlam vermeyi gerektiriyorsa öyle anlam vererek yapabilecektir.
Kısacası, Anayasa Mahkemesi bu kendine özgü yorumları ile AnayasaHukukuna katkıda bulunan, hatta bir ölçüde Anayasa Hükümlerini yenileyen birçeşit kurucu güç niteliğinde bile olabilecektir.
Anayasa Mahkemesinde bu genişlikte orijinal yorum yetkisininvarlığını kabul etmek cevaplandırılması gereken şu soruları davet edebilir :
- Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrası "AnayasaMahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünüiptal ederken, Kanun Koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacakbiçimde hüküm tesis edemez demektedir. İleri sürülen geniş yorum yetkisiAnayasanın bu hükmüne ters düşmeyecek midir'
Ters düşmeyecektir, çünkü : Önce burada madde içindeki iki haleveya ifadeye dikkat etmek ve bunları birbirinden ayırmak gerekmektedir. Bu ikiifadeden birincisi "Kanun Koyucu gibi hareket etmek", ikincisi"yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm TESİS etmek"dir.
Burada Anayasa Koyucunun yasakladığı, iptal kararı verirken"yeni bir uygulamaya yol açmak" değildir. Çünkü iptal kararlarınınbir kısmı, özellikle bir madde içinde istisna hükümleri varsa bunların iptali,istisna edilmiş olanların hukukunu iptal sonunda istisna edilmemişlerin durumunagetireceğinden kendiliğinden yeni bir uygulamaya yol açacaktır. Bunu önlemeye,engellemeye, yasaklamaya olanak yoktur.
Anayasanın 153/2. maddesinin Anayasa Mahkemesi için yasakladığıhusus "Kanun Koyucu gibi hareket ederek hüküm TESİS etmektir"
Yorum, ne kadar geniş yapılmış olursa olsun, yalnız sonucuna değilniteliğine de bakılacak bir işlevdir. Anayasamız bazı memleketlerdeki gibi izinvermediğinden, yorum yaparken Anayasa Mahkemesinin yasa koyucu şeklinde hareketederek hüküm TESİS etmesi mümkün değildir. Bu itibarla bizdeki yorum işlevinibunlardan ayırmak, birbirine karıştırmamak lazımdır.
Anayasa Mahkemesine bu kadar geniş yorum yetkisi tanımak onu milliiradenin üstüne çıkarmak ve dolayısıyla Milli Hakimiyet ilkesine ters düşmekolmuyor mu'
Bana göre, milli egemenlik fikri, anlamı bozulmaz ve amacındansaptırılmazsa, geniş yorum bu fikre ters düşmediği gibi Anayasa MahkemesiniMilli iradenin üstüne de çıkarmaz, aksine milli iradenin bir ölçüdegerçekleşmesine hizmet eder. Şöyle ki;
Milli iradeyi bir an için metafizik bir tasavvur saymasak, birulusun özellikle kurtuluşu için, bunalımlı anlarında ortaya koyduğu genel vemüşterek arzu, irade ve direnç'i ifade ettiğini de benimsemeyip yasamafaaliyetlerindeki iradeyi milli hakimiyetin ve iradenin belirlenmesi olarakfarz ve kabul etsek, bu hakimiyet iradesinin normal yasalardan önce belirmişolan temel ürünü, kurucu meclislerden ve bazen referandumdan da geçmiş olanAnayasalardır. Rejim, yani milli hakimiyet rejimi, ifadesini bu anayasalardabulur. Anayasa Mahkemesine gelince, bu Mahkeme, Anayasadaki fonksiyonunu veçağa uyumunu yitirmiş, yer yer organ sürtüşmelerine, tutukluk ve tıkanıklıklarayol açan Anayasa Hükümlerini günün koşullarına uygun biçimde yorumlayarakonlara işlerlik, canlılık kazandırır, yaşanan hayata ve çağa uyumlarınısağlarsa dış görünüşünde belki kurucu meclisin yerine geçmiş, çok üstün birotorite haline gelmiş gözükebilir. Ancak böyle yapmakla acaba milli iradeyiyani onun esas ürünü olan Anayasayı ve Milli Hakimiyet rejimini korumuş muyoksa çiğnemiş mi olur. İşin özü buradadır.
Hiç kuşku duyulmasın ki korumuş olur. Çünkü Anayasa Mahkemeleri,esasta, rejime bekçilik etmek ve Anayasayı, Meclise, Hükümete, bazen ikisinebirden, bazen de onu yıkıp değiştirmek isteyen müdahaleci güçlere karşıyapacağı çağdaş yorumlarla dolaylı yoldan korumak için kurulmuşlardır:
Bu itibarla Anayasa Mahkemeleri millet iradesini çiğneyenkuruluşlar olamazlar. Millet iradesini, çıkardıkları kimi kanunlarlaparlamentolar, şayet meclislerde çoğunlukları varsa onunla işbirliği yaparakçıkaracakları yasa hükmünde kararnamelerle, bazen açık bazen de kanuna karşıhilede olduğu gibi kapalı biçimde Anayasaya karşı da bir çeşit hile yaparakAnayasayı ve Anayasal rejimi gerektiği gibi işletmemek suretiyle siyasi hukuktakideyimi ile "Yukarıdan aşağı bir basınçla" hükümetler çiğneyebilirler.Hatta kötü politikaları sonucunda millete değil egemenliğini, bağımsızlığınıbile tehlikeye sokacak durumlar yaratabilirler. Çağımızda amaç değeri taşıyansosyal hukuk devletini ise temelinden sarsabilirler. İşte böyle tutum vepolitikalarıyla ülkeye zarar vermeye başlayan veya zarar vereceği aşikar halegelen siyasi iktidarları, silahlı kuvvetlerin müdahalesine gerek bırakmadan,tasarruflarını hukuken geçersiz kılmak suretiyle frenleyecek bir üstün güce yada hukuki otoriteye gerek var mıdır, yok mudur' İşte bize göre cevap verilmesigereken esas sorun budur. Böyle bir organa kesinkes ihtiyaç vardır. Bu organ daancak Anayasa Mahkemesi olabilir. Şayet bu gibi durumlarda Anayasa Mahkemeleritarihi misyonlarının gereğini idrak edip yerine getirirlerse, bazen rastlantıbazen de politika statüsünün (Anayasa, seçim ve siyasi partiler kanunları)elverişsizliği sonucu kötü politikacılardan oluşmuş beceriksiz iktidarlarınsebep olabilecekleri toplumsal patlamaları hatta ayaklanma ve müdahaleleri bileönlerler.
Bize göre Anayasa Mahkememizde bu yetkiler vardır ve bu yetkileronun varlık sebebinde, kuruluş amacında, tarihi gelişiminde, Anayasamızınbaşlangıç ilkelerinde ve üyelerinin yemininde mündemiçtir (içinde gömülü,saklı). Anayasa Mahkememiz yapacağı geniş ve açıklayıcı yorumlarıyla bunu dahada belirgin ve etkili hale getirebilir.
Şimdi bu mülahazaların, geniş ve orijinal yorumla ilgisini farazibir misal vererek biraz daha açık hale getirmeye çalışalım :
Anayasamız yasa yapmak yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisine,Yürütme Görev ve Yetkisini de Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kuruluna, yaygın vebilinen deyimi ile hükümete vermiştir.
Anayasanın 91/1. maddesinde "Türkiye Büyük Millet Meclisi,Bakanlar Kuruluna Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancaksıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmınınbirinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmündekararnamelerle düzenlenemez" denilmiştir.
Fıkranın ifade şekli, üzerinde yorum yapılmasını gerekli kılacakniteliktedir. O kadar ki, Anayasa Mahkemesinin, yorum biçimlerinden birini, yada öbürünü benimsemesi birbirinden farklı hatta karşıt sonuçlar doğurabilir. Bufıkrada yorum açısından önce şu birkaç sorunun sorulması gerekmektedir :
- Meclis bu yetkiyi vermeye mecbur değildir. Çünkü kullanılan siygaiktidari'dir, ister verir ister vermez. Takdiri kendisine aittir. Ancak, butakdir yetkisi acaba mutlak mıdır, yoksa kayıtlı şartlı mıdır ve"verebilir" sözcüğü takdirin mutlak kabul edilmesi için yeterlimidir'
- Demokratik rejimlerde, icabında rejimin niteliğini ve Anayasanınamacını bozarak diktaya bile yol açabilecek konularda Meclislerin mutlak takdirhakları olabilir mi ve bu rejimin temel felsefesi ile bağdaşır mı'
- Eğer Meclisin yetki vermesi kayıt ve şarta bağlı ise bu kayıt veşartlar nelerdir'
- Fıkra içinde bulunan "Sıkıyönetim ve olağanüstü hallersaklı kalmak üzere" ibaresiyle Anayasada bulundukları bölümler belliedilen siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle"düzenlenemez"ler hükmü acaba birer kayıt ve şart hükmü müdür yoksa"Yasaklama" ya da "istisna" hükmü müdür' Bunlarakayıtlayıcı hüküm denirse o zaman bunlar "istisna" veya"yasaklayıcı hüküm olmazlar. Ne var ki, madde, sıkıyönetim ve olağanüstühaller için "saklı kalmak üzere" demek suretiyle bunun bir istisnahükmü olduğunu; belli bölümlerdeki haklar ve ödevler için de"düzenlenemez" demek suretiyle bunlar için "yasaklayıcı"hüküm getirdiğini açıkça ifade etmiştir.
Birinci fıkraya bağlı kalınarak yapılan bir yorumda ya meclisinyetkisi mutlaktır denilecektir, ya da bu denilemiyorsa meclisin böyle biryetkiyi verirken kendisini bağlı kabul edeceği kayıtlayıcı esasların nelerolduğu veya olması gerekeceği düşünülecek ve araştırılacaktır. Kayıtlayıcıhüküm ikinci fıkrada vardır. Ancak bunlar tehlikeden korunmada yeterli olmadıklarındanetkili bir yorum için rejimin felsefesinden Anayasanın amacına ve bu amaçtançapı en geniş olan ya da konuyla ilişkisi bulunan "mahkeme bağımsızlığı vehakim teminatında olduğu gibi" ilkelerine, orada da kalınmayarak enazından Devletçe taahhüt edilmiş evrensel nitelikli hukuk kural ve ilkelerinekadar uzanılacak ve bu arada kanun hükmünde kararname müessesesinin varoluşsebebi ve tarihi gelişimi ile bu müesseseye hangi hallerde başvurulabileceğinekadar pekçok hususun gözden geçirilmesi ve üzerlerinde dikkat ve önemle durulupdüşünülmesi gerekecektir.
Kanun hükmünde kararname müessesesi, aşikar kanun boşluğu bulunanve gecikmesi memlekete pahalıya mal olacak olan son derece önemli, acele ve çokistisnai durumlarda başvurulmak için vazedilmiş bir araç ya da tedbirmüessesesidir. Bu yola sık sık ve her konuda başvurulması caiz değildir. Çünkübu yolun sürekli ve gereksiz kullanılması en azından Türkiye Büyük MilletMeclisinin muhalefetlerin de katkısı ile kamuya açık tartışmalarla yerine getireceğikanun yapma görevini aksatır ve gerçek parlamenter iradeyi veya bazıları gibidiyelim milli hakimiyeti asıl bu şekilde hareket etmek zedeler. Hatta buhareketlerle bir çeşit kapalı hükümet diktasına da gidilebilir.
Anayasa Mahkemesinin karşısına kanun hükmünde kararnamemüessesesinin suiistimalinden yakınan bir dava gelse mahkeme ne yapacaktır' Yamüessesenin suiistimalini ve sakıncalarını derinlemesine tartışmadan "neyapayım 91. maddede sayılanlar birer istisna hükmüdür. Bu istisnalar dışında, TürkiyeBüyük Millet Meclisine yetki verilmiştir. Bu onun mutlak takdir hakkıdır bentakdire karışmam" diyerek davayı reddedecektir. Ve bu, Mahkeme için biryorum biçimi olacaktır. Amma dar bir yorum biçimi.
Ya da Mahkeme kanun hükmünde kararname müessesesinin tarihigelişiminden ve varlık sebebinden yola çıkarak, yetki verme işi suiistimaledilirse doğuracağı bütün tehlikeli sonuçları ve bu halin Anayasanın hangiilkelerini zedelediğini araştırıp belirterek ve Meclisin bu konudaki takdirininmutlak değil kayıtlı olduğunu söyleyip yetki yasasını ya da kararnameyi iptaledecektir. Bu da Mahkeme için ikinci bir yorum biçimi olacaktır. Fakat genişaçıdan bir yorum biçimi.
Bir noktaya daha işaret etmeliyim : Takdir hakkının kontrolü bazen"Yerindelik incelemesi gibi bir nitelik gösterebilir. Ancak, burada bellive sıradan subjektif hak ve yetkilerin kullanılması ya da devri ile onlarınkayıt ve şartları söz konusu değildir. Söz konusu olan husus, bu yetkinin sıksık kullanılmasının Anayasal düzenle ilişkili bulunan ve devletin en temelorganındaki yasama gibi çok önemli bir görevin çoğunluk eliyle halkhakimiyetine uygun olarak, aksatılmadan yaptırılıp yaptırılmadığı; Meclisin buparti çoğunluğu karşısında temel hak ve ödevlerine sahip çıkamayacak durumadüşürülüp düşürülmediği ve en azından görevini ihmal ediyormuş görünümünü veripvermediği ile ilgilidir.
Kısacası bu denetim, özünde yerindelik denetimi değil, siyasiiktidarın tasarrufları ile, Anayasa ilke ve amaçlarını zedelemeye yol açacakbir davranış içine girip girmediğinin denetimidir. Çünkü bazı tasarruflar,sonuçları itibariyle, rejimin niteliğini bozabilir ve devletin tahribine yolaçabilirler.
Bunun takdiri ve değerlendirmesi ise Anayasa Mahkemesinin görev veyetkisi içindedir. Yoksa Mahkeme rejim bekçiliğini nasıl yapabilecektir.
9 - 1982 tarihli Anayasanın "BAŞLANGIÇ" kısmınınsonlarında bu Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanıp uygulanması gerekeceğiaçıkça ifade edilmiş olduğuna göre, Anayasa Mahkemesinin, ileri sürülen orandageniş yorumlar yapmasına bu ifadenin engel teşkil edip etmeyeceği desorulabilir.
Bize göre engel teşkil etmez. Çünkü; önce şunu belirtelim ki bugünTürkiye'de Anayasayı yorumlamaya yetkili organ yalnız Anayasa Mahkemesidir.Sonra bu ifade bütünü ile BAŞLANGIÇ'ın içeriğine atıf yapmıştır. Başlangıçtatanınan hak ve ödevlerle rejimin karakteri ise demokratiktir ve insan haklarınasaygılıdır. Maddenin öngördüğü yorum bunlara ve içerikteki daha bazıprensiplere ve özellikle Atatürk ilke ve inkılaplarına tam bağlılık esasınadayanmayı istemektedir. Şimdi başlangıçtaki ilkelerden hareketle biz de birkaçsoru soralım :
- İçerikteki ilkelerden biri "nimet ve külfetlerdeortaklık" istemektedir. Anayasa Mahkemesinin karşısında nimet - külfetdemesi açık şekilde bozuk bir yasa, yetki yasası veya kanun hükmünde kararnamegelirse, Mahkeme, önüne gelen metinde dengesizliği araştırıp bunu bir yorumatabi tutamayacak mıdır' Elbette tutacaktır. Ancak yorumunu yaparken, konunungereği olarak, adli yargıda olduğu şekilde kanıt ve bilirkişiye değil herşeydenönce kendi sosyal, politik, ekonomik, kültür düzeyine dayanacaktır:
- Devletçilik'in Atatürk ilkelerinden biri olduğu kesindir. MilliGüvenlik Konseyi döneminde çıktığı için Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesimümkün olmayan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu da 4. maddesinde "SiyasiPartiler . Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar" demeksuretiyle partileri Atatürk ilke ve inkılapları ile bağlamış ve Atatürkçülüğüpartiler için bir bakıma resmi ideoloji haline getirmiştir.
Sayın Profesör Dr. Afet İnan Atatürk'ün 1930 yılında MedeniBilgiler kitabında - Mutedil Devletçilik - terimini kullandığını; sonrakitaptan - Mutedil - sözcüğünün silindiğini belirttikten sonra 1931'deAtatürk'ün bana dikte ettirdiği devletçilik aynen şöyledir : "Bizim takipettiğimiz devletçilik ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkünolduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmekiçin milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde - bilhassaiktisadi sahada - devleti fiilen alakadar etmektir" demiştir
Keza Atatürk, benimseyip uyguladığı devletçilik ilkesininkomünizmden, kolektivizmden, liberalizmden ve kapitalizmden de ayrı olduğunuaçıkça söylemiştir.
O halde Atatürk Devletçiliğinin komünist, kolektivist bir düzenekarşı olduğu nasıl rahatça söylenebilirse sömürücü nitelikteki liberal vekapitalist bir düzene karşı olduğu da aynı rahatlıkla söylenebilir.
Anayasa Mahkemesinin önüne ülke kalkınmasından çok kişikalkınmasına ve dolayısıyle sömürüye yol açacak nitelikte bir yasa veya kanunhükmünde kararname dava konusu edilerek getirilse Anayasa Mahkemesi de bunuAtatürk devletçiliğine ve Anayasadaki plan amaçlarına yöneltecek biçimde iptaletse kuşkusuz bir yorum yapmış olacaktır. Ancak, bu yorumuyla MahkemeAnayasanın BAŞLANGIÇ'ın sonundaki yorum anlayışının dışına mı çıkmış yoksaBAŞLANGIÇ'ın istediği. Atatürk ilkelerine bağlı ve uygun bir yorum mu yapmışolacaktır'
10 - Anayasa Mahkemesi, diğer yargı organları biçiminde yasauygulayan bir kurum değil, yasaya yaşamak hakkı kazandıran ya da ortadankalkmasına veya ıslah edilmesine yol açacak biçimde iptal eden, böyleceparlamentoya da ışık tutan yönlendirici bir organdır.
Pek çok yasa onun bu denetimi sayesinde Anayasaya uygun halegelir. Bu itibarla Mahkemenin faaliyetinin temel niteliği yargısal olmaktan çokdaha fazla, yasama ağırlıklıdır. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemelerine"Yasama faaliyetinin orijinal biçimde sürdürüldüğü bir organ" ya da"yasamanın değişik biçimde devamı"m denilmiştir.
Bu sebeplerle diyoruz ki, Anayasada, Anayasa Mahkemesi'ne diğeryüksek yargı organlarının başına konulmuş olsa dahi onların arasında yerverilmesi doğru olmamıştır. Çünkü esasta onlara benzeyen bir yanı yoktur.
Bize göre bu mahkemenin Anayasadaki yeri, sistematiğin vefonksiyonunun mahiyeti ve niteliği gereği olarak ya YASAMA bölümünün içindeolmalıydı ya da en azından 1961 Anayasası'nda olduğu gibi Yüksek Mahkemelerindışında tutulmalıydı.
II - KARŞIOY GEREKÇELERİME GELİNCE :
Davacı parti, 2972 sayılı Yasanın 2. ve 23. maddelerindekihükümleri Anayasanın 2, 10, 67, 68/2. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerekiptallerini istemiştir.
Anayasa Mahkemesi, yasanın sözü edilen 2. ve 23. maddelerindekiiptali istenen hükümlerini birlikte incelemiş ve bu hükümler çoğunluktarafından Anayasaya uygun bulunarak iptal istemi reddedilmiştir.
Mahkeme red kararına varırken, inceleme metodu gereği olarak 2. ve23. maddeleri, aykırı oldukları ileri sürülen Anayasa hükümleri karşısında ayrıayrı .. incelemiş ve bunun sonucu olarak da her biri için ayrı gerekçeleryazmıştır. Ne varki bazı red gerekçeleri birden çok madde için geçerliolduğundan uyguladığı metot gereği olarak mahkeme bunları her madde için birerkez daha tekrarlamak zorunluğunda kalmıştır.
Karşıoy yazımızda bu tekrarlamalardan korunmak amacı ile muhalifkaldığım her madde için mümkün olduğu kadar ayrı gerekçeler yazmayıp çoğunluğun2. ve 23. maddelerin Anayasaya aykırılık savını reddederken kararına dayanakyaptığı temel görüş ve düşüncelerden hangilerine ve ne gibi gerekçelerle karşıolduğumu belirtmek yolunu izledim.
1 - Kararın, "V - ESASIN İNCELENMESİ : A - 1" de 2. ve23. maddelerin anlam ve kapsamı açıklanırken yasanın kabul ettiği seçimsisteminin ana ilkesinin 2. madde "onda birlik BARAJ uygulamalı nispitemsil sistemi" olduğuna, 23. maddede de bu ilkenin nasıl uygulanacağınıngösterilmiş bulunduğuna işaret edildikten sonra bu madde hükmünün "birseçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül edensayının bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından ayrıayrı çıkarılmasını ve bu çıkarmadan sonra geriye oyu kalmayan siyasi partilerinve bağımsız adayların üye tahsisinde hesaba katılmamasının gerektirdiği ifadeedilmiş ve "Onda birlik indirimden sonra geriye oyu kalmayan siyasi partive bağımsız adayların üye tahsisinde hesaba katılmaması aynı zamanda ondabirlik barajı da aşamamaları anlamına geldiğinden kanun koyucunun - BARAJ -sözcüğüne bu nedenle yer verdiği DÜŞÜNÜLEBİLİR. Konumuz açısından sisteminadından çok doğurduğu sonuçlar önem taşımaktadır." denilmiştir.
Cümlenin yapısı ve fikrin akış biçimi "sistemin adı"sözcükleri ile kast edilenin burada herhangi bir seçim sistemi olmayıp BARAJolduğunu göstermektedir. İleri sürülen fikirde "ad'dan çok doğurduğu sonuçönemlidir" denilmek suretiyle, adın önemi ikinci plana itilmiş geçerlioyların onda bir oranında indirilmesi işlemine de 1/10'lik barajın aşılmamışolduğu anlamının yasa koyucu tarafından verilmiş OLABİLECEĞİ ifade edilmiştir.Burada ileri sürülen fikirlere şu noktalardan katılamıyorum.
a) Sonuç elbette önemlidir. Ancak kararda "sistem"kelimesi ile ifade edilen baraj sözcüğü de burada sonuç kadar önemlidir: Çünkü;bu sözcük hukuk alanına girince, halk dilindeki anlamından ayrılacak ve hukukungirdiği dalında ifa edeceği fonksiyonuna göre bir anlam kazanacak yani birhukuki kavram veya en azından bir hukuk terimi haline gelecektir. BARAJ sözcüğüde siyasi hukuk alanının seçim hukuku dalında kullanılmaya, başlanmakla elbettebazı nitelikler iktisap etmiştir. Bu hukuk dalında baraj teriminin kullanıldığıgörüldüğü zaman elbette o nitelikler aranacaktır . Seçim hukukunda baraj,Milletvekili Seçim Kanunu'nda olduğu gibi, ön koşul niteliğine sahip, seçimekatılan bütün parti ve kişilere hakkaniyetli ve adaletli sonuçlar doğuracakbiçimde objektif kriterli bir engeldir.
23. maddedeki uygulama biçiminde bu niteliklerin hiçbiri yoktur.Bu itibarla maddedeki uygulama biçimine "bir barajın aşılamaması"olarak bakamıyorum.
Doğurduğu ve kararda önemli olduğu ifade edilen "sonuç"agelince, doğan sonucun ne adalet, ne hakkaniyet ve ne de objektiflikle bağdaşıryanı vardır.
Mahkeme kararları kuşku ve duraksama ifade eden sözcüklere yervermezler. Özellikle karar, bir maddenin anlam ve kapsamını açıklıyorsa, butakdirde kuşku ve duraksamaya asla tahammülü olamaz. Çünkü fikir ve kararlar,maddeye verilen anlam üzerine kurulacaktır. Hal böyle iken kararda, "barajsözcüğüne bu nedenlerle yer verdiği DÜŞÜNÜLEBİLİR" biçiminde duraksama vekuşku içeren sözcük kullanılması doğru olmamıştır.
b) Davacı parti; geçerli oyların 1/10'unun yok sayılmasının, oyimhası oranında Anayasanın 67. maddesindeki SEÇME ve SEÇİLME haklarını ortadankaldırdığını ve bu sebeple düzenlemenin Anayasanın 67. maddesine aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
Çoğunluğun bu savı red için ileri sürdüğü görüşün "karar :Sf. 24 a) a1 de" dayandığı ana fikir kararda şöyle dile getirilmiştir :"Anayasanın 67. maddesinin birinci fıkrasında 'vatandaşların kanundagösterilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahip olduklarıaçıklanmış; seçme ve seçilme şartlarının Kanun Koyucu tarafından düzenleneceğibelirtilmiştir. Ancak, bu düzenlemede Kanun Koyucuya sınırsız bir takdir hakkıtanınmamıştır. Gerçekten, aynı maddenin ikinci fıkrasında, seçimlerin SERBEST,EŞİT, GİZLİ, TEK DERECELİ, GENEL OY, AÇIK SAYIM ve DÖKÜM esaslarına göre yargıyönetim ve denetimi altında yapılacağı öngörülmüştür. O halde, bu esaslardanayrılmamak şartıyle kanun koyucu uygun göreceği bir seçim sistemini kabuletmekte serbesttir.
Bu ifadesi ile çoğunluk, Millet Meclisi'nin iradesinin sınırsızolmadığını kabul etmiş ancak bu sınırı yukarıda anılan esaslardan ibaretsayarak "bu esaslardan ayrılmamak şartıyle kanun koyucu uygun göreceği birseçim sistemini kabul etmekte serbesttir" demiştir. Ayrıca, sf. 26 b)b1'de de : "Anayasamız seçim sisteminin ne olacağı konusunda, bir hükümiçermediğine göre, Anayasanın seçimler ve siyasi partilere ilişkin özelhükümlerini ihlal etmeyen yasa koyucunun siyasi tercihlerine müdahale edilmemelidir"biçimindeki bir ifade ile aynı düşünce bir başka biçimde dile getirilmiştir. Bugörüşe, eksik bulduğum için katılmıyorum. Şöyle ki : SERBEST, EŞİT, GİZLİ vs.şeklinde 67. maddede sayılan esaslar, maddeye yakından bakılırsa görülür ki,seçme ve seçilme hakkının özüne ait değil, seçimin nasıl yapılacağını gösterenesaslardır. Yani bunlar Meclisin, bir seçim yasasını kabul ederken bu yasadaseçimin nasıl yapılacağına dair hükümlerin düzenlenmesinde kendisi içinbağlayıcı sayacağı esaslardır. Ve hakkın özü karşısında asli değil ancak özükorumada yardımcı nitelikte tali esaslardır. Seçim yasasını yaparken MeclisAnayasanın vatandaşlara hak olarak tanıdığı SEÇME ve SEÇİLME'ye ait hukukundüzenlenmesinde kendisini önce, bu esasları aşan ve onları da içine alan "adalet,hukuk devleti, demokratik düzenin gerekleri vs. gibi daha geniş çaplı ilkelerlebağlı -sınırlı- kabul edecek bundan sonra da sözü edilen esaslara geniş çaplıilkelerin amaç de çerçevesi içinde uymaya çalışacaktır.
Kaldıki Meclis 23. maddenin düzenlenmesinde, sırası geldikçedeğinileceği üzere, yalnız en geniş çaplı ilkelere değil, onun içinde kalan veyukarıda sözü edilen esaslardan bazılarına da yeterince uymamıştır. Meclisinbuna uymaması ise bir siyasi tercih meselesini çok aştığından özü sakat böylebir tasarrufun iptali Meclisin tercih ve takdirine müdahale sayılmamak gerekir.
Ayrıca, yapılan düzenleme seçim hukukunun temel felsefesine uyanbir "SİSTEM" de değildir ki Meclisin bir sistemi kabulündeki tercihve takdiri söz konusu edilebilsin.
c) Davacı parti, geçerli hale gelmiş ve geçerli olduğu kabuledilmiş oylardan 23. maddedeki uygulama ile 1/10'nun çıkarılarak geçmez halegetirilmesini "Demokratik devlette kabulü olanaksız bir OY İMHASI"olarak nitelendirmiştir.
Kararda (sf: 25/a2) ise "Ortada oy imhası olarakvasıflandırılacak bir durum yoktur" denilmiş ve "her seçim sistemindeverilen oyların etkisini diğer oyların karşı etkisi belirleyeceğinden, kimioyların sonuca müessir olmaması doğaldır.. yapılan işlemler bir hesap işidir"gibi gerekçeler ileri sürülmüştür.
Davacı partinin kullandığı "imha" sözcüğü belki yerinibulmamıştır. Ancak iddiası açıktır : Davacı demek istiyor ki, vatandaşiradesinin ürünü olan ve yasaca geçerli oy sayılmanın bütün şartlarını haizbulunduğu kabul edilen oyların bir kısmını, bu -kısım 1/10 olur, 1/20 olur- bukabulden sonra yasa yok farz edip geçersiz hale getiremez. Bu, seçimhukukundaki baraj müessesesini ön koşuldan yoksun kılar. Böylece uygulama,demokratik niteliği kalmayınca, "demokratik bir devlet düzeni için kabulüimkansız bir uygulama olur.
Kararda gerekçe olarak ileri sürülen düşünceleri davacının savınacevap teşkil edecek bir karşılama olarak göremediğimden çoğunluk oyunakatılamıyorum.
d) (Karar sf : 26b2) de : "Kanunun 2. ve 23. maddeleri,Anayasanın 13. maddesi yönünden incelendiğinde, onda bir indirimli barajuygulamalı nispi temsil sisteminin demokratik toplum düzeninin gereklerine tersdüşen bir yönü bulunmadığı anlaşılmaktadır. Onda bir indirimli nispi temsilsisteminde bir takım oyların etkisiz kalmış olmasından, bu sistemin demokratiktoplum düzeni gereklerine aykırı olduğu sonucu çıkarılamaz" denilmiştir.
Kararın birçok yerinde olduğu gibi bu kısımda ileri sürülen fikrede dayanak yapılan şu görüşe katılamıyorum : Çoğunluk 23. madde ile yapılan uygulamabiçimini, nispi temsilin onda bir indirimli normal bir baraj uygulamasıgörmektedir. Halbuki burada uygulanan baraj biçimi, ön koşul niteliğitaşımadığı, hakkaniyetli ve adaletli sonuçlar doğuran kriterlere sahip objektifbir uygulama olmadığı için seçim hukukunun barajı değildir. Onunla aralarında,isim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur.
Sonra kararda, sistemin demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırı olduğu yolundaki davacı partinin savı, sanki davacı davasını sırf birtakım oyların etkisiz kalmış olması esasına dayandırıyormuş gibi kabul ederek"bütün demokrasilerin kullandıkları sistemlerde bir kısım oylar etkisizhale gelir, biçimindeki ifadelerle karşılanmaya; çalışılmıştır ki bunundavacının iddiası ile ilişkisini bulamamaktayım.
Davacının iddiası bir kısım ayların mücerret etkisiz hale gelmesideğil, vatandaş iradesinin ürünü olan geçerli oylardan 1/10 düşülerek ikincibir geçerli oy yaratılması ve böylece manevi baskıyı da aşan bir güçle, yasagücü ile, ilk geçerli oylara yön değiştirilmek suretiyle onun iradesininürününü etkileyerek dolaylı yoldan irade serbestliği ilkesinin ihlali veböylece seçme ve seçilme hakkının özünün herhalde hiçbir demokrat devletteörneği bulunmayan 23. madde ile zedelenmiş olmasıdır.
Bu sebeple maddeyi Anayasanın 13. maddesi ile 67. maddesininserbestlik ilkesine aykırı gördüğümden çoğunluk oyuna karşıyım.
e) Davacı parti 23. madde uygulamasının Anayasanın 67.maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Çoğunluk kararında, "sf : 27-d1" bu sav karşılanırken"2. ve 23. maddelerdeki onda birlik indirimli baraj sistemi objektiftir.Seçime katılan her siyasi parti ve bağımsız aday için aynı sonucu meydanagetirir" denilmiştir.
Eşitlik ilkesi, yalnız sade vatandaşla üniversite prof'nun oylarınınaynı değerde tutulması değil, seçim hukukundaki geniş anlamı ile, partilerarasında geçerli oylarla kurulan dengenin korunmasını da içerir.
Halbuki 23. madde uygulaması karardaki görüşün aksine her siyasiparti için aynı sonucu meydana getirmemekte, geçerliliği kabul edilen oylarlapartiler arasında kurulacak oranı büyük partiler lehine temelinden yıkmaktadır.Böylece adaletsiz ve hakkaniyetsiz sonuçlar doğurduğundan 23. maddeuygulamasının objektif olduğu iddiası dayanaksızdır.
23. madde uygulaması, ile dengelerin nasıl bozulduğunu sayınraportör Erdoğan Aktekin'in "Esas İnceleme Raporu - sf : 8-11 da sayınProf. Dr. Suna Kili'den alınmış bir örnekle açıklamaya çalışalım :
"BİR ÖRNEK :
Bunun dışında en önemlisi oy çokluğunu toplayan parti adına eşitlikve dürüstlük ilkelerini zedelemenin de ötesinde yok etmektedir.
Yasanın 3. maddesine göre "il genel meclisi üyeleri seçimiiçin her ilçe bir seçim çevresi"dir. 5 maddesine göre de "nüfusu100000 den yukarı olan ilçelerde her 100000 nüfus için bir asıl, bir yedek ilgenel meclisi üyesi seçilir.
Bu maddelerden yola çıkarak diyelim ki büyük kentlerimizdenbirinin merkez ilçesinin 1800000 nüfusu varıdır. Yasaya göre bu ilçe onsekiz ilgenel meclisi üyesi çıkaracaktır.
Bu seçim çevresinde seçime altı parti katılmış, toplam 700000geçerli oy toplanmıştır. Bu 700000 geçerli oy partiler arasında şöyledağılmıştır :
A Partisi 250000
B Partisi 150000
C Partisi 82000
Ç Partisi 75000
D Partisi 72000
E Partisi 71000
Buna göre partilerin oy oranları da şöyle gerçekleşmiş olmaktadır:
A Partisi % 35,71
B Partisi % 21,42
C Partisi % 11,21
Ç Partisi % 10,71
D Partisi % 10,28
E Partisi % 10,14
Bu seçim çevresinde seçime altı parti katılmış, toplam 700000geçerli oy toplamış. Bu seçimde gerçek anlamda "onda birlik baraj yöntemiuygulansaydı 700000'in onda bir tutarındaki 70000 oy baraj olarak kabuledilerek ve tüm partiler bu sayının üstünde oy topladığı için üye bölüşümündennispi temsil kuralına göre aldıkları oy oranıyla, tutarlı üyelikkazanacaklardır.
Oy hesaplanmasının sonucunda ise genel meclis üyelerinin dağılımışöyle olacaktı :
A Partisi 7 üye
B Partisi 4 üye
C Partisi 2 üye
Ç Partisi 2 üye
D Partisi 2 üye
E Partisi 1 üye
Bu durumda partilerin üye sayısı oranları şöyle sıralanmaktadır :
A Partisi % 38,88
B Partisi % 22,22
C Partisi % 11,11
Ç Partisi % 11,11
D Partisi % 11,11
E Partisi % 5,55
Görülmektedir ki oy oranlarıyla üye oranları arasında bir adaletve tutarlılık vardır. Bu, gerçek anlamda "onda birlik barajlı nispi temsilsisteminin "eşitlik", "dürüstlük" kurallarıyla tutarlısonucudur.
Şimdi aynı ilçe için 2972 sayılı Yasanın 23. maddesindeki"onda birlik" - baraj da değil - oy çıkarmalı, oy silmeli, yönteminegöre üye bölüşümünü hesaplayalım. Bunun için her partinin geçerli oylarından,tüm geçerli oy toplamının onda biri olan 70000'i çıkarmamız gerekiyor.Partilere kalan oylar şöyle olacaktır :
A Partisi 180000
B Partisi 80000
C Partisi 12000
Ç Partisi 5000
D Partisi 2000
E Partisi 1000
Yasaya göre üye bölüşümü bu sayılar üzerinden yapılacak ve sonuçtaşöyle ortaya çıkacaktır.
A Partisi 13 üye
B Partisi 5 üye
Böylece A Partisi % 35,71'lik bir oyla üyeliklerin % 72,22'sini, BPartisi de % 27,72'sini alacaktır. Öbür dört parti oyların % 42,84'ünü toplamışolmalarına karşın bir üyeyle bile il genel meclisinde temsil hakkınakavuşamayacaktır.
Verilen tablolar 2972 sayılı Yasanın 23. maddesi uygulamasınınAnayasanın temel ilkeleriyle bu arada adalet, eşitlik ilkesiyle bağdaşan tarafıolmadığını açıkça ortaya koyduğu gibi ve özellikle ikinci maddesinin ikincifıkrasında "onda birlik baraj uygulamalı nispi temsil sistemi"denildiğine göre gerçek "onda birlik baraj"a yer vermemek ve nispitemsilin ruhunu teşkil eden "temsilde adalet ve denge" den eserbırakmamak suretiyle de 2. ve 23. maddeler kendi aralarında da onarılmaz birçelişki ve tutarsızlığa düşmüşlerdir.
Çoğunluk kararı da kendi içinde benzer çelişki ve tutarsızlığadüşmüştür. Şöyle ki : Kararın (sf : 27-d1) de sistemin objektif ve katılan hersiyasi parti ve bağımsız aday için aynı sonucu doğurduğu ileri sürülmesinerağmen (22, 23) sayfalarında 2. ve 23. maddelerin anlam ve kapsamınınaçıklanması sırasında 1/10'luk çıkarma ile oyların paylaşılmasından sözedilirken ". bu paylaşma sırasında ise yapılan indirim nedeniyle büyükpartilere aldıkları oyun üstünde bir avantaj sağlanmaktadır" denilmiştir.
Ayrıca kararın (sf : 28-d2) de; ". çok oy alanın durumunundaha avantajlı hale geldiği görülmektedir. Bu durumun partiler arasındaeşitsizliğe yol açtığı düşünülebilir" denilmek suretiyle eşitsizlik kabuledilmiş ve çelişki tekrarlanmıştır.
Çelişki yaratacak bu kabul ve beyanlar karşısında kararda"aynı sonuç'un doğduğu"'undan veya yasa hükmünün "objektif"olduğundan söz edilmemeliydi. Zira böyle bir düşünceyi benimsemeye herşeydenönce yukarıda verilen örnek hesap tabloları karşısında, imkan yoktur.
Çoğunluk kararında, Anayasanın 10. maddesinde bir başka amaç vemuhteva içinde düzenlenmiş olan genel anlamdaki eşitlik ilkesine, seçim usul veesaslarına ait bulunan ve düzenlenme amacı daha değişik olan Anayasanın 67.maddesindeki eşitlik ilkesiyle aynı gözle bakılarak "partiler arasında yolaçtığının düşünülebileceği" kabul olunan eşitsizliği makbul gösterebilmekiçin Anayasa Mahkemesi'nin Kararlarının birinde Anayasanın 10. maddesiyleilgili olarak yapılan bir yorumda ileri sürülen "haklı neden"edayanılmış ve "istikrar" ihtiyacı eşitsizlik için haklı neden olarakgösterilmiştir.
Bu düşünceye de aşağıdaki sebeplerle katılmamaktayım.
- Anayasa Mahkemesi'nin 10. maddesinde sözü edilen eşitlikilkesinin amacı ve içeriği başkadır. Anayasanın 67. maddesindeki seçim hukukusahasına ait olan ve seçim usul ve esasının bir unsurunu teşkil eden eşitliğinamaç ve içeriği ise daha başkadır. Birine ait olan yorumu her durumda diğeriiçin de esas almak mümkün değildir. Çünkü; bu iki eşitlik arasında ortaknoktalar bulunduğu gibi farklı noktalar da vardır.
Bu iki eşitliğe aynı anlamı vermenin mümkün olduğu bir an içinfarz edilse bile mahalli idare yöneticileri ve kurulları bir partinin hükümetolduğu zamanki politikasının Türkiye çapında uygulayıcıları da değildirler.Mahalli idareler mahalli ihtiyaçlara cevap vermek için vardırlar. Bu itibarlamustakar olması aranan genel politika bunlar için söz konusu olamaz. Kaldı kiyeni Anayasa bunlar üzerinde vesayet yönetimine de bir ölçüde olanaktanımıştır. Bu itibarla (istikrar) mahalli idare seçimlerinde eşitsizlikyaratmak için haklı neden sayılamaz.
- Sonra "istikrar" üzerinde siyasi hukuk açısından dadurmak gerekir. Bu açıdan konu üzerinde durmak, istikrarın mahalli idareler konusundaüzerinde durulacak bir öz teşkil etmediğini de ortaya koyacaktır. Şöyle ki :Siyasi hukukta sık sık hükümet düşmelerinden yakınılarak kabine istikrarıanlamında hükümet istikrarından çok söz edilir. Kabinelerin uzun ömürlü,istikrarlı olmaları elbette istenir. Ne var ki demokrasilerde sık sık kabinedüşmesi yani "istikrarsızlık, çaresi olmayan o kadar korkulacak bir olaydeğildir. Bunların demokrasi kuralları içinde çareleri vardır. Esas korkulacakistikrarsızlık kabinede olandan çok "İdare" deki istikrarsızlıktır.Kurulması ve korunması gereken de temelde bu istikrardır. Buradaki"idare" deyimi genel ve teknik anlamındadır, yoksa mahalli idareanlamında değildir. Genel anlamdaki idarede istikrarın sağlanmasında isemahalli idareler seçim kanununun önemli hiç bir etkisi olmaz. Genel anlamdaidarede istikrarı sağlamanın yolu "idarede reform"dan geçer. Buanlamda idari reform ise; idarenin modern idare prensip ve tekniklerine görekurulup değişen hükümet politikalarından fazla etkilenmeden Anayasanın amaç,hedef ve ilkeleri içinde oldukça bağımsız çalışıp işleyebilir halegetirilmesidir.
f) Dava dilekçesinde, 23. maddenin, Anayasanın 2. maddesinde yeralan "demokratik hukuk devleti ilkesine ve 13. maddesinde yer alan"temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı" yolundaki ana ilkeyeaykırılığı ileri sürülmüştür.
Çoğunluk kararında (sf : 29-d3), demokratik hukuk devletineaykırılık iddiası, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında yapılmış olan "HukukDevleti" tanımından söz edilerek, ". verilen her bir oy'undeğerlendirilmesine imkan veren bir sistem yoktur" denilerek ve"objektif olarak düzenlenmiş ve bütün partileri belli esaslara bağlıkılmış olması itibariyle Kanunun 23. maddesindeki indirimli baraj sistemiAnayasanın 2. maddesine aykırı bulunmamaktadır mütalaası ileri sürülerekreddedilmiştir.
Bu düşüncelere, 23. madde ile getirilen hesap işleminin, yukarıdada değinildiği üzere, seçim hukukunun gerçek barajı olmaması, objektif niteliktaşımaması; Anayasa Mahkemesi'nin eski kararlarından alınan tanımın"Demokratik hukuk devleti" için sadece "hukuk devleti içinyapılmış bir tanım olması -zira devlet demokratik olmadan da hukuk devletigörünümünde olabilir- halbuki 23. maddedeki hesap işleminin, hakkın özünüzedeler nitelikte bulunması sebebiyle katılamıyorum.
Çoğunluk, kararında, davacının Anayasanın 13. maddesindeki temelilkeye aykırılık savını reddederken de "indirimli baraj sistemiuygulamasının; seçimlerde temsilci çıkaramayan partilerin siyasi faaliyettenmen edilmeleri sonucunu doğurması. biçiminde gerekçeler ile sürmüştür. Bunlarınhem iddiaya doyurucu cevap teşkil etmemesi hem de sanki "siyasifaaliyetten men sonucunu doğuran'a kadar sınırlamalar yapmanın mümkün olabileceğişeklinde bir zannın doğması tehlikesini taşıması sebebiyle çoğunluğun bu redkararına da katılamıyorum.
g) Davacının, sözü edilen maddelerin Anayasanın 68/2. maddesineaykırılığı savı reddedilirken gerekçede (sf : 30-e) : ". daha çok teknikyönden yapılacağı kuşkusuz olan Anayasaya uygunluk denetiminde." diye bircümle kullanılmıştır. "Teknik yönden deyimi kanaatimce burada yeralmamalıydı. Çünkü başlangıçta belirttiğim sakıncalı anlayışlara yolaçabileceğinden kuşku duymaktayım.
2 - Davacı parti dava dilekçesinin 6. sayfasının 6. nolu bendinde"Yasanın propaganda serbestliğini sınırlandıran 35. maddesinin ikincifıkrası Anayasanın 31, 67/2. ve l0. maddesine aykırıdır" demiştir.
Bu ifadeye göre davacının Anayasaya aykırı gördüğü nokta, esasta,36. maddenin ikinci fıkrasıdır. Bu fıkra partilerin radyo ve TV de seçimpropagandası yapmak serbestliğini sınırlandırmıştır. Halbuki Anayasanın 31.maddesi siyasi partilere Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitlehaberleşme araçlarından yararlanma hakkı tanımıştır. Bu hak ise yasa koyucutarafından Anayasanın 13. maddesinde yer alan sınırlar dışında kayıtlar konaraksınırlandırılamaz.
Anayasanın 31/2. maddesine göre devletin elindeki basın dışıhaberleşme araçlarının fonksiyonları arasında "kamu oyunun serbestçeoluşmasını sağlamak da vardır. Bu oluşma ise şu veya bu muhtar ya da belediyebaşkan adayının TV de canlı yayına çıkarılmasıyla değil ancak partinin bucihazlarda propaganda olanağına kavuşturulmasıyla sağlanabilir. Nitekim SiyasiPartiler Kanunu'nun 3. maddesine göre, siyasi partiler mahalli idarelerseçimleri yoluyla da milli iradenin oluşmasını sağlayacaklardır. Bu sebeplemahalli idare seçimlerini siyasi partilerin sorunu kabul etmek doğru olmaz.
3 - Davacı parti, 2972 sayılı Yasanın ". büyük şehiryönetiminin hukuki statüsünün kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesiniöngören Geçici 5 inci maddesinin Anayasanın 91/1-2. madde ve fıkralarına aykırıgörerek iptalini istemiştir.
İptali istenen (Geçici Madde 5) aynen şöyledir : "Bu kanundaseçim usul ve esasları hükme bağlanan büyük şehir yönetiminin hukuki statüsü,bu kanunun yürürlüğünü takip eden ilk seçimin oy verme gününden önce, 17/6/1982gün ve 2880 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, görev ve YetkilerininDüzenlenmesi ile ilgili Yetki Kanunu'nda belirtilen esas ve usullere uygunolarak çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenir.
Madde kapsamına göre yasa, söz konusu düzenleme için, 17/6/1982gün ve 2680 sayılı Kanuna atıfta bulunmaktadır.
Mahkeme çoğunluğu, Geçici 5. maddeyi Anayasanın 91. maddesininbirinci fıkrasına da, ikinci fıkrasına da aykırı görmeyerek davacının iddiasınıreddetmiştir.
Mahkemenin red için ileri sürdüğü gerekçelere aşağıdaki sebeplerlekatılamıyorum.
a - Anayasanın 91 inci maddesinin ikinci fıkrası ". kişihakları ve ödevleri dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanunhükmünde kararnamelerle düzenlenemez" amir hükmünü taşımaktadır.
Mahkeme çoğunluğu, iptali istenen Geçici 5. maddedeki büyük şehiryönetiminin hukuki statüsünün ne olduğunu, ne olacağını oy verme gününden birgün öncesine kadar, partilerin, aday olanların ya da olmak isteyenlerin ve deseçmenlerin bilememesini ve yönetimin hukuki statüsünden habersiz bir şekildeseçime katılmalarını 91 inci maddenin ikinci fıkrasındaki "siyasi haklarve ödevler"le ilgili görmemiş ve kararını eksik yapılmış bir "büyükşehir yönetiminin hukuki statüsü tanım ve anlayışı üzerine kurmuştur.
Halbuki modern idare teknolojisinde yönetim "Grup gayreti ileiş başarma ilim veya sanatı olarak tanımlanmaktadır. Büyük metropollerinyapılacak, başarılacak aydınlatmadan temizliğe, sudan kanalizasyon vs. ye kadarher birinin yönetim çeşitli özellik ve nitelikte sayısız işleri vardır.Kurulacak hukuki statü, karardaki tanımdan ibaret olmayıp, yapılması gerekenpek çok işin başarıya ulaşmasını sağlayacak hukuki çerçevedir.
Seçmenin de, adayın da, partilerin de önceden bu çerçeveyibilmelerine gerek vardır. Kişi bu çerçeveye göre aday olacak veya olmayacaktır.Partiler kamu oyunu bu çerçeveyi el alıp yönetimin bu çerçeve içinde başarılıolup olamayacağını överek ya da yererek kamu oyunu oluşturacaktır ve seçmen detercihini, yani seçimini bilinçli olarak buna göre yapacak ve öyle oykullanacaktır. Böyle bir faaliyet ise siyasi hak ve ödevini sadece ilgilideğil, bu hak ve ödevin kendisidir. Bu sebeple de Kanun hükmünde kararname iledüzenlenmesine Anayasanın 91/2. deki amir hükmü engeldir.
b - Çoğunluğun, Geçici 5. maddenin Anayasanın 91 inci maddesininbirinci fıkrasına aykırı olmadığı görüşüre de katılamıyorum:
Şöyle ki : 91/1. fıkrası "Yetki Kanunu, çıkarılacak kanunhükmünde kararnamenin amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini vesüresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağınıgösterir" demektedir.
2972 sayılı Yasa bu konuda şayet bir yetki kanunu ise "Amaç,kapsam vs. içermediği için Anayasaya aykırıdır. Esasen öyle olsaydı 2680 sayılıYasaya göndermede bulunmasına gerek kalmazdı.
Kanaatime göre bu atıf geçerli değildir ve Hükümete böyle biryetki sağlamaz çünkü mahalli idareler 2680 sayılı Yasanın öngördüğü Kamu kurumve kuruluşlarından değildir. Gönderme yapılan "esas ve usuller" demahalli idarelerin düzenlenmesine olanak verecek "esas ve usuller"ikapsamamaktadır. Bu itibarla 2680 sayılı Yasadaki "amaç, kapsam vs"ıbüyük şehir yönetiminin hukuki statüsünü tespitte aranacak "amaç, kapsamvs" ile bir görmeye, bütünleşmiş kabul etmeye olanak yoktur.
Nitekim, Geçici 5 inci maddenin atıfta bulunduğu yetki yasasınınmahalli idareleri kapsamadığı gerek genel, gerek madde gerekçelerinden rahatçaanlaşılmaktadır. Örneğin hükümet tasarısının 2. maddesinin gerekçesinde"Kanunla Bakanlar Kuruluna verilen yetkiye dayanılarak çıkarılacak Kanunhükmünde kararnamelerin Başbakanlık, Bakanlıklar ve bunlara bağlı veya bunlarlailgili kamu kurum ve kuruluşlarının (Kamu iktisadi teşebbüsleri dahil) yenidendüzenlenmesine ilişkin hususları kapsaması öngörülmüştür" denilmiştir.
Ayrıca, tasarının Danışma Meclisinde görüşülmesi sırasında o zamanHükümet Sözcüsü olan - halen Başbakan - Sayın Turgut Özal, kendisine sorulanbir soruya ". hatta biz mahalli idareleri dahi, yani belediyeleri dahi budüzenlemenin içinde düşünmüyoruz" cevabını vermiştir.
- (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi B : 94, 13/5/1982, O : 2, S.442 - 443) .
- (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi B : 99, 31/5/1982, O : 2, S.641).
Bütün bunlardan başka Anayasanın 127. maddesinin üçüncü fıkrasınınson cümlesi "büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünden değil büyükyerleşim merkezleri için Kanun'un "özel yönetim biçimi"getirebileceğinden söz etmektedir. "yönetimin hukuki statüsü" başkaşeydir, "özel yönetim biçimi" başka şeydir. Bu itibarla Geçici 5.maddenin davada özünü teşkil eden yönetimin hukuki statüsü sözüne Anayasadakiterim açısından da dayanak bulmaya olanak yoktur.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da şudur :Anayasanın 127/1. maddesi "mahalli idareler. mahalli müşterek ihtiyaçlarıkarşılamak üzere kuruluş esasları KANUNLA belirtilen ve karar organları, geneKANUNLA gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir" demektedir.
Bu Anayasa hükmüne göre önce bir kanun yapılacak, bu kanundamahalli idarelerin "Kurulu esasları" ve "Karar organları"gösterilecektir. Bunlar belirlendikten sonra seçmenlerin kamu tüzel kişiliğinioluşturacağı seçim usul ve esasları Kanunla saptanacaktır.
Anayasanın bu hükmü karşısında mahalli idarelerin kuruluş esaslarıile karar organlarını belirleyen yasa ya da yasalar çıkmadıkça onların seçimiile ilgili yasa da çıkamaz. Çıkarsa Anayasal dayanağı bulunamaz.
Şu yönden de bulamaz ki Anayasanın 127. maddesi henüz yürürlüğegirmemiştir. Çünkü Anayasanın yürürlüğü ile ilgili 177/d. bendinde Anayasanınmahalli idarelerle ilgili hükümlerinin yürürlüğe girmesi ilgili Kanunlarınyayımlanması şartına bağlanmıştır. Esas İnceleme Raporu sf. 65-68'de debelirtildiği üzere "Yayımlanması öngörülen kanunların mahalli idarelerdenolan il, belediye ve köyün yapıları ile ilgili kanunlar olduğu Anayasanın 127.maddesinin Danışma Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesine ilişkin tutanakdergilerinden ve öteki belgelerden anlaşılmaktadır.
İlgili kanunlar henüz yapılmadığına göre 127. maddenin yürürlükteolduğundan ve çıkarılan yetki yasasının (gönderme hükmü ile birlikte) Anayasayauygunluğundan söz edilemez.
4 - Davacı parti, Yasanın Geçici 7. maddesinin 2. fıkrasında"seçim döneminin başlangıç tarihinin tesbiti", üçüncü fıkrasında ise"bu seçimlere mahsus olmak üzere bu kanun ile 298 sayılı Seçimlerin TemelHükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanun'un ve 2820 sayılı Siyasi PartilerKanunu'nun seçimlere ilişkin olarak tespit ettiği sürelerin kısaltılarakuygulanması" yetkilerinin Yüksek Seçim Kuruluna bırakılmış olmasınıAnayasanın 6, 67/2 ve 79. maddelerine aykırı görerek iptallerini istemiştir.
Çoğunluk kararında Anayasaya aykırılık görülmediği kanaatinevarılarak istem reddedilmiştir. Red gerekçelerine şu sebeplerlekatılamamaktayım :
a - Mahkeme, Geçici 7. maddenin 1 inci fıkrasında seçim tarihinin25 Mart 1984 olarak tespit edilmiş olmasının sürelerde kısaltmalar yapmayızorunlu kıldığını söylemekte ve kanun koyucu için bu zorunluk sebebiyle ".yasama yetkisini bu yolda kullanmayı uygun bulmuştur" demektedir.
Ortada ciddi bir zorunluğun bulunduğu kabul edilemez. Çünkü,zorunluk sebebi olarak gösterilen 25 Mart 1984 tarihini aynı yasama organı aynımaddenin birinci fıkrasında kendisi yaratmıştır. Aslında bana göre Türkiye'niniklim, arazi, yerleşim ve ulaşım koşulları içinde 25 Mart tarihinin seçim günüolarak saptanması doğru değildir. Bu mevsimde bir çok yere seçim sandıklarınıngötürülebilmesi, seçimin denetlenebilmesi, vatandaşın oyunu rahatçakullanabilmesi hava şartlarına, bağlıdır. Hava şartlarının kötü olmasıvatandaşın seçme ve seçilme hakkını tehlikeye sokar. Bu hakkın kullanılmasınıtehlikeye ve tesadüflere terk eden bir düzenleme de kuşkusuz Anayasaya aykırıolur. Kaldı ki Anayasanın 127. maddesine yürürlük kazandıracak yasalarçıkarılmadan bu düzenlemeye gidilmesi temelde Anayasaya aykırıdır.
Kısacası, yasama organı hem gereksiz bir zaruret yaratacak hem desonra bu zarurete dayanarak devretmemesi gereken kendine ait çok önemli biryetkiyi başka bir organa devredecektir. Hukuken böyle bir şey olamayacağındanbunun Anayasaya uygun bulunduğu görüşüne katılamamaktayım.
b - Keza kararda, gerekçe olarak "Yüksek Seçim Kurulunaverilen bu görev ve yetkinin niteliği daha çok seçimin YÖNETİM işleviyleilgilidir" denildikten sonra "öte yandan Anayasanın 79. maddesinde,Yüksek Seçim Kurulunun kuruluşu belirlendikten sonra, görev ve yetkilerininkanunla düzenlenmesi kurala bağlanmıştır. Böyle olunca Anayasaya göre YüksekSeçim Kuruluna görev ve yetki verilecektir " düşüncesi de ilerisürülmüştür.
Gerçekten Anayasanın 79. maddesinin üçüncü fıkrasında "YüksekSeçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunladüzenlenir" denilmiştir. Ancak bu, Yüksek Seçim Kuruluna Kanun Koyucununistediği görev ve yetkiyi verebileceği anlamına gelmez. Çünkü, kurulun içinyaratıldığı yani ne gibi görevler yapacağı daha önceki fıkralarda genel olaraksöylenmiştir. İşte yasa koyucunun Yüksek Seçim Kurulu ile diğer seçimkurullarına vereceği görev ve yetki birinci ve ikinci fıkralarda genel olarakifade edilen görev ve yetkilerin ilke olmaktan ve genellikten çıkarılıp hayataindirilmesine, şartlara göre nasıl uygulanacağına dair olan ve bunlara sıkısıkıya bağlı bulunan yetki ve görevlerdir.
Yüksek Seçim Kurulunun görevleri Anayasa ile belli edildiğine görebu kurula Anayasanın vermediği görev ve yetkileri veren bir yasa hükmütartışmasız Anayasaya aykırı olur.
Karar gerekçesinde dayanılmak istenen, yasama organınca YüksekSeçim Kuruluna verilen bu yetki ve görevin niteliğinin "seçimin yönetimiişlevi ile ilgili" olduğu biçimindeki görüşe gelince :
Anayasamız 79/1. maddesinde seçimlerin yargı organlarının YÖNETİMve DENETİM'i altında yapılmasını istemiştir:
79/2. maddesi "Seçimlerin başlamasından bitimine kadar,seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma veyaptırma." demek suretiyle YÖNETİM'in sınırını ve çerçevesini çizmiştir.Geçici 7/2-3. maddesi ile yüksek seçim kuruluna verilen yetki ve görevler,seçme ve seçilme gibi temel haklarla ilgili ve onları etkileyici niteliğe sahipbulunduklarından 79/1. maddede ifadesini bulan "Yönetim işlevini çokaşmaktadırlar. Her ne kadar karar gerekçesinde "Esasen Yüksek SeçimKuruluna verilen bu görev ve yetkinin niteliği daha çok seçimin yönetimi işleviile ilgilidir" denilmişse de yönetim işlevi ile hangi noktada ve nasılilgisi olduğu da açıklanmamıştır.
Bu yetkiler, gerek bu nitelikler gerekse seçimlerin öne alınmasıveya ertelenmesi gibi meclisin mutlak yetkisine giren işlere benzemelerisebebiyle de Yüksek Seçim Kuruluna devredilemezler. Devredilirlerse ortayaAnayasaya aykırı bir durum çıkar.
Bütün bu nedenlerle çoğunluk oyuna karşıyım.
Üye
Nahit SAÇLIOĞLU
KARŞIOY YAZISI
2972 sayılı Yasanın propaganda serbestliği başlığını taşıyan 35.maddenin birinci fıkrasında "Mahalli İdareler Seçimlerinde propaganda, 298sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Kanun dairesinde serbest."olduğu belirlenirken, ikinci fıkrasında 298 sayılı Yasanın radyo vetelevizyonda propagandaya ilişkin 52. (son bent hariç) ile 55. maddelerinin buseçimlerde uygulanmayacağından söz edilmektedir. Böylece mahalli idarelerseçimlerinde, radyo ve televizyonda propaganda olarak, sadece, haberbültenlerinin, Siyasi partilerin seçim çalışmalarıyla ilgili bölümünde, seçimekatılan siyasi partiler tarafından verilecek metinler okunabilecektir.
Anayasanın "kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitlehaberleşme araçlarından yararlanma hakkını" düzenleyen 31. maddesinde :"kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışıkitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Buyararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir.
Kanun, 13 üncü maddede yer alan genel sınırlamalar dışında birsebebe dayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlerevarmasını ve kamu oyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlarkoyamaz" denilmektedir. Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitlehaberleşme araçları radyo-televizyon ve resmi haber ajanslarıdır. Maddeninbirinci fıkrasında kişilerin ve siyasi partilerin yararlanma hakkından sözedilmekte, ikinci fıkrasında ise yararlanma hakkının kullanılmasıyla güdülenamaç, ya da yararlanma hakkının işlevi belirlenmektedir. Bu amaç, halkın haberalması, düşünce ve kanaatlere ulaşması ve kamu oyunun serbestçe oluşmasıdır.İkinci fıkraya göre, kişilerin ve siyasi partilerin bu haktan yararlanmakoşullarını ve usulünü düzenleyen yasa, Anayasanın 13. maddesinde yer alangenel sınırlamalar dışında kalan bir sebebe dayanarak, halkın bu araçlarlahaber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamu oyunun serbestçeoluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz. Başka bir deyişle maddede belirtilenkitle haberleşme araçlarından yararlanma, halkın bu araçlarla haber almasını,düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamu oyunun serbestçe oluşmasını sağlayacakbiçimde olmalıdır. Bu yararlanma, ancak 13. maddede yer alan genel sebeplerlesınırlandırılabilir.
TRT, ayrı fikir ve görüşlerin yansız ve serbestçe verilmesi veiletilmesi yoluyla halkın düşünce ve kanaatlere ulaşmasında, ve kamu oyununserbestçe oluşmasında en etkili araçtır. Maddenin birinci fıkrasında buaraçlardan yararlanma hakkı siyasi partilere ve halkı oluşturan kişilereverilmiştir.
Bu araçlardan, kişilerin yararlanma hakkının, doğru haber alma,ayrı görüşleri dinleyebilme ve kamu oyunun serbestçe oluşması gibi daha, çokpasif nitelikte olmasına karşın, Anayasanın 68. maddesine göre demokratiksiyasi hayatın vazgeçilmez unsuru durumunda bulunan siyasi partilerinyararlanma halkı temsil ettikleri görüşleri iletmek suretiyle halkın düşünce vekanaatlere ulaşmasında ve kamu oyunun serbestçe oluşmasında etkili olmalarınedeniyle aktif, başka bir deyişle doğrudan yararlanmayı gerektirirniteliktedir.
Halk kesimlerini temsil eden siyasal partilerin, seçimzamanlarında ekonomik ve sosyal görüşlerini basın dışı kitle haberleşmearaçlarıyla da iletebilmeleri ve kamu oyunun, başka bir deyişle ulusal iradeninoluşumunda rol almaları Anayasanın 2. maddesinde belirlenen Cumhuriyetindemokratik olma niteliğinin bir gereğidir. Anayasanın 68. maddesinde siyasipartilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduklarınınbelirlenmesi, demokratik niteliğin siyasi partilere dayanan özelliğinigöstermektedir. Ulusal iradenin belirlenmesi açısından milletvekilleriseçimleriyle, mahalli idareler seçimleri arasında fazla bir ayrılıkbulunmamaktadır. Siyasi partilerin, milletvekili ya da mahalli idarelerseçimleri arasında bir ayırım yapılmadan, parti liderlerinin ya da sözcüleriningörüntüleri ve kendi sesleriyle görüşlerini ve düşüncelerini iletebilmelerihalkın düşünce ve kanaatlere, ulaşmasının ve kamu oyunun serbestçe oluşmasınınen etkili yolu olup, Cumhuriyetin demokratik niteliğinin görüntülerindenbiridir. Seçim çalışmalarıyla ilgili bilgilerin TRT haber bültenlerinin ilgilibölümünde partilerin hazırladıkları metinler halinde yayımlanması. Anayasanın31. maddesinin ikinci fıkrasıyla güdülen amaç için yeterli sayılamaz.
Anayasanın 31. maddesine göre bu yararlanma hakkına, ancakAnayasa'nın 13. maddesindeki genel sınırlamalarla engelleyici kayıtlarkonabilir.
2972 sayılı Yasanın 35. maddesinin ikinci fıkrasının, 13. maddedekisınırlama dışında engelleyici kayıt getirmesi nedeniyle Anayasaya aykırıbulunduğu ve iptali gerektiği görüşündeyim.
2972 sayılı Yasanın Geçici 5. maddesinde Bu kanunda seçim usul veesasları hükme bağlanan büyük şehir yönetiminin hukuki statüsü, bu kanununyürürlüğünü takip eden ilk seçimin oy verme gününden önce, 17/6/1982 gün ve2680 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve YetkilerininDüzenlenmesiyle ilgili Yetki Kanununda belirlenen esas ve usullere uygun olarakçıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenir" denilmektedir.
Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin bir yasayla, başka biryetki yasasına gönderme yapılması suretiyle verilmesi normal bir yol olmamaklaberaber sırf bu nedenle Anayasaya aykırılık savı haklı bulunamaz. AncakAnayasanın mahalli idarelerle ilgili 127. maddesinin ikinci fıkrasında"Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetimilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir" denilmektedir. Anayasanın 91.maddesinin ikinci fıkrasında yetki yasalarında çıkarılacak kanun hükmündekararnamenin "ilkelerinin de gösterilmesi öngörülmesine karşın Geçici 5.maddede ve bu maddenin gönderme yaptığı yetki yasasında bu ilkeden sözedilmemektedir. Kaldı ki, Anayasanın yasayla düzenleneceğini açıkça belirlediğibir konuda, yasa yerine kanun hükmünde kararnamelerle düzenleme yapılamaz.Çünkü, kanun hükmünde kararname, parlamento tarafından onaylanıncaya kadariçeriği ve bütünüyle yürütmenin bir düzenleyici işlemi olup, yasama yetkisindençok yürütme yetkisinin kullanılmasıyla oluşur. Anayasanın, ulusal iradenin enetkili kullanım aracı olan yasa yapılması yoluyla düzenlenmesini istediği birkonuda, bu görevin sadece yetki verilmesi yoluyla yürütme tarafından yapılması,egemenliğin ulusa ait olması ilkesine aykırı düşebileceği gibi, Anayasanınkuvvetler ayırımı yoluyla kurduğu dengeyi de bozabilir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle 2972 sayılı Yasanın 35. maddesininikinci fıkrası ile Geçici 5. maddesinin iptali gerektiği oyu ile bu maddeleriniptali isteminin reddine ilişkin karara karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOY GEREKÇEM
A) 18/1/1984 günlü, 2972 nolu "Mahalli İdareler ile MahalleMuhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun"un kimimaddelerine ilişkin olarak Halkçı Parti Meclis Grubu'nca açılan davada"öncelikle ve ivedilikle görüşülme istemi" üzerine Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü konusunda verilen, 21/2/1984 günlü ilk inceleme kararına geçirilipşimdi karşıoy gerekçemi yazmakta bulunduğum 1/3/1984 günlü kararın "IV İLKİNCELEME bölümünün "SONUÇ kesimine alınan karşıoyuma ayrıca şu hususlarıda eklemek zorunluluğunu duyuyorum :
1 - İçtüzük, yenisi düzenlenip yürürlüğe konuluncaya değin AnayasaMahkemesi'ni bağlar, kurduğu düzenlemenin, öngördüğü yöntem ve koşullarındışına çıkılamaz.
2 - İptal davalarının incelenmesine ilişkin, İçtüzüğün ÜçüncüBölümü'nde yer alan 16. maddede, "raportörün esasa ilişkin inceleme raporuörneğinin, gündemin dağıtılmasından en az 10 gün önce üyelere verileceğinöngörülmüştür. Daha yalın bir anlatımla, görüşülecek konuyu ve görüşme gününüiçeren gündemin dağıtılmasından en az 10 gün önce inceleme raporu üyelereverilecektir. Bundan, raporun üyelere verilmesinden 10 gün geçtikten sonragündemin dağıtılabileceği anlaşılmaktadır. Bu süreyi Mahkeme kararıylakısaltmanın olanağı ancak İçtüzüğü değiştirmekle elde edilebilir. Gündem,kendinden önceki, değil, sonraki tarihi etkiler. Gündeme ilişkin İçtüzüğün 33.maddesinin ikinci fıkrası, "gündemin toplantı gününden en az on gün önceasıl ve yedek üyelere dağıtılacağını ve ivedi durumlarda bu sürenin Mahkemecekısaltılabileceğini" öngörmektedir. Bu kurala göre, toplantı, gündemindağıtılmasından başlayarak ancak 10 gün sonra yapılabilir. Fıkrada "busüre" olarak vurgulanan 10 gün, gündemin dağıtılmasından sonraki zamana,kurulun görüşme gününe ilişkin süredir. Bu süre, Mahkeme kararıylakısaltılabilir. Gündemin dağıtılması, bir işlem - eylem olarak aradadır. Bundanon gün önce rapor dağıtılacak, on gün sonra ise toplantı yapılabilecektir. İkion gün ayrı ayrı süredir, ayrı gereklilik; ayrı koşuldur. Davanın, seçimtarihinin yakınlığı nedeniyle olumlu ya da olumsuz, bir an öncesonuçlanmasındaki yararla birlikte davacının bu konuda belirgin istemi devardır. Yerinde bulunan bu istem olumlu karşılanmalı, ancak İçtüzük kurallarınauyulmalıdır. İkinci on günü kısaltmak olanağı varken, bir ya da iki gün önceincelemeye başlamak için İçtüzüğe aykırı davranmak gereksizdir: İçtüzüğe uygundavranıp en çok iki gün sonra incelemeye başlamanın hiçbir sakıncası yoktur.
3 - İçtüzük yeni yapılmış; uygulamaya yeni başlanmış, yoruma.elverişli boşlukları bulunan, bu gereksinimi duyuran bir durumda değildir.27/7/1962 gününden bu yana uygulanmış, iptal davalarında hep iki ayrı on günlüksüreye uyulmuş, kısaltılmayacak ilk on günlük süreye dokunulmamıştır. Busürelerin, çalışmaların daha doyurucu biçimde, geniş kapsamlı ve yeterinceyapılması, yararlı olması için öngörüldüğü, bunun gerçeklere dayandığı dakuşkusuzdur. Uygulamaların bu davada gözardı edilerek İçtüzüğe aykırı biçimdeçalışmaya geçilmesini sakıncalı buluyorum. İçtüzükte 16 ve 33. maddelerleöngörülen süreler "aynı" değil, "ayrı" dır.
B) Kararın, "red biçiminde olumlu oy kullandığım, 2972 noluYasanın 11/2. ve 14/son maddelerine yönelik, iptal istemini uygun bulmayanbölümünün gerekçesinin yazılışına da katılmıyorum. "Mahalli İdareler seçimlerininesasını nispi temsil sistemi teşkil etmektedir" görüşü kanımca, yanlıştır.Yerel yönetim seçimlerinin esası, siyasal bir hak olarak demokratik ilkeleredayanmaktadır. Seçim türü, biçimsel bir yöntemi içerir, öz olamaz. Esası,Anayasa'nın 127. maddesi yoluyla yine Anayasa'nın 67. maddesindedir. AnayasaMahkemesi'nin kökleşmiş, büyük bir beğeni toplayan, yargı organlarıyla bilimkurumlarına ışık tutan karar düzenine aykırı biçimde eskimiş sözcüklerkullanılmasını uygun bulmuyorum.
C) Çoğunluk görüşünün egemen olduğu; Mahkememizin karşıoygerekçemi açıklamaya çalıştığım kararında, 2972 no. Iu Yasanın 2. ve 23.maddelerine yönelik iptal istemleri birlikte irdelenip birlikte karşılanmış vebirlikte sonuçlandırılmıştır. Değerlendirmelerde; seçim sistemlerine ilişkinkimi bilim adamlarının yapıt ve yazılarındaki tanımlara dayanılmış,güncelliğini yitirmiş görüşler alınmışsa da bunların adları gösterilmemiştir.Önceki Anayasa'yla ilgili bu görüşlere dayanan kararın yazılış sırasına uyarakkarşıoy gerekçelerimi belirteceğim. Görüşler arasında "Bu Kanun,Milletvekili Seçimi Kanunu'ndan daha adil" gibi ileri sürülen ve kendineözgü varsayımlara uygun rakamlı "uç" örnekleri doğrulayan düşüncelerekatılmak olanaksızdır. Bu aykırı görüş, paylaşılarak çoğunlukça benimsenmişduruma geldiğinden konu üzerinde özellikle durmak gerekmiştir.
Yargıç, hukuku yaşama, yaşamı hukuka uyduran, kuralları yaşamakatarak canlandıran hukuk üreticisidir. Yalnızca yasaların sözünü açıklayankural sıralayıcı değil yasanın anlam, amaç ve ereğine en gerçek hukuksalniteliğini vererek özüne değer kazandıran, egemenliğin yargı hakkını kullananulusal temsilcidir. İptal konusu yasa, tümüyle dava edilmemiş olmakla birlikte,incelemede, ilgili maddeler yasanın tümlüğünden soyutlanmıştır. AnayasaMahkemesi, genelde, siyasal işlerle görevli yargısal bir kuruluştur, amasiyasal bir ereği, uğraşı, ilişki ve ilintisi yoktur. Anayasa değişiklikleri,yasalar, yasa hükmünde kararnameler, içtüzük, yasama dokunulmazlığı, siyasalparti konuları ve partilerin akçalı denetimlerindeki yetkisi yanında, YüceDivan çalışmaları özel yargı yetki - görevin belirlemektedir. Mahkemenin,hukukun üstünlüğü ve anayasal uygunluktan başka gözeteceği bir husus yoktur.Bunu yaparken yasayı başka yasa ya da yasalarla değil, Anayasa ilekarşılaştırıp aykırılık saptar ya da saptamaz. Toplumsal değişim gerçeği,doğallığı ve olgusu karşısında, yasanın gerekçesinde yansıyan yasakoyucununistenci (iradesi) yle bağlı kalmak zorunluluğu da yoktur. Gözetilmesi yararlıolan yasakoyucunun amacı, zaman dilimi içinde Anayasa'ya aykırılığı ortadankaldıramaz. Mahkememizin kararı, siyasal istikrar gibi göreceli bir kavramüzerine kurulmuş görünüm, izlenim vermektedir. "Siyasal denge ya dakararlılık" yasamanın amacı, yürütmenin görevi olsa da, yargının,özellikle anayasal uygunluk denetiminin ölçüsü olamaz. Kişisel özlem veistemin, anayasal denetimde, yasakoyucunun amacına ağırlık verilerek irdelemedeetkin kılınması söz konusu değildir. Yasakoyucunun istenci, Anayasakoyucununistencini dışarıda bırakamaz. 1982 Anayasasının düzenleyicilerinden olanCumhurbaşkanı, iptali istenen yasanın önceki biçimi olarak 2971 noyu taşıyanmetni, Anayasa'nın 89. maddesi uyarınca, bir kez daha görüşülmesini gereklibularak TBMM. Başkanlığı'na geri çevirdiği 11/1/1984 günlü yazısında,Anayasakoyucunun istencini, 1982 Anayasa'nın ilgili konularda öngördükleriniaçıklamıştır. Bunları gözardı etmek, 2972 nolu yasayı bu görüşlere karşın,Anayasakoyucu ve yasakoyucu istençlerinden sözederek Anayasa'ya uygun bulmak,anlaşılması, açıklanması güç bir durumdur: Cumhurbaşkanı'nın geri çevirmegerekçeleri karşıoyumu doğrulamaktadır. Bu yöntem, zamanla yasakoyucununistencindeki uyum, ayrılık ya da aykırılığın doğallığına, ereksel yoruma, daaykırı düşmez. Anayasa konusundaki yasakoyucu istenci, yasalardan dahabağlayıcıdır. 1982 Anayasası'nın oluşum süreci ve evreleri gözetilince, sorununele alınışındaki kalkış noktalarından birisinin yanlışlığı daha iyianlaşılacaktır. Mahkememizin kimi kararları, özelikle "Cumhuriyetinözü" konusundakileri sosyal ve hukuksal gelişmelerin izlediğininkanıtıdır. Yasaların uygulamada olumlu - olumsuz vereceği sonuçlar, AnayasaMahkemesi'ni ilgilendirmez ve düşündüremez. Yasama organı, çokluk oyu, iktidargücü, istediği gibi yasa da çıkaramaz. Ulustan başkasının olmayan egemenliğinyasama ile yürütme - yönetim bölümü TBMM. nindir. Anayasa'ya uygunlukdenetimini ve yargılamayı, ulus adına yetkili yargı organları yapar. AnayasaMahkemesi, Prof. Dr. Otto BACHOF'un 19631erde açıkladığı gibi "Yalnızcasiyasal sonuçlar nedeniyle yasaya bağlı olmaktan vazgeçemez. Fakat, sınırlı biralanda, eksik, yanlış, aykırı bir düzenlemenin zararlı sonuçlarına dikkatiniçekerek yasakoyucuya yardım edebilir; hem mahkeme, hem de bir Anayasa organıolarak bu konudaki iki yönlü görevi açıktır ve kabul edilmelidir. Hukuk vesiyaset arasındaki anlaşmazlıkta, yargıcın, yalnızca hukuka karşı yükümlülüğüvardır' Ancak, o, yasakoyucudan, anlaşmazlıkları elden geldiğince kendindenuzak tutmasını hukuka saygı için isteyebilir". Mahkememiz kararının çağdaşhukuka ve hukukun üstün kurallarına uygunluk için göstereceği özen, yalnızbugünün değil, yarının da aydınlığı ve güvencesidir. Hukuk devleti niteliğinizayıflatan tutum ve uygulamalar gelecek için en büyük tehlikedir. Mahkememizin19/11/1966 günlü kararında tanımlanan bu üstün ve korunup güçlendirilmesizorunlu, değişikliği önerilemeyen niteliklerle bağdaşmayan düzenlemelerinhoşgörüyle karşılanması olanaksızdır. Hukuka dayalı ve gerçekte "öz olan"cumhuriyet", yönetim türü, devlet türü olarak "biçim" dir.Bu yüce değere gerekli önemi vermedikçe, gerçekleşip güçlenmesini bırakıp kağıtüzerinde bir "biçim" olarak gördükçe demokrasiyi tümüyle kurmak,yaşatmak ve korumak sorun olur. Yerel seçimlere ilişkin yasanın ulusal yaşamdakiönemi yadsınarak, salt kurallar dizini olarak değerlendirilmesi uygun değildir.Siyasal tercihlere ilişmeden, hukuksal oluşum ve yapısı ile almak kavram,kurum, kuruluş, nitelik, yetki - görev ve çalışma biçimleriyle, tüm düzeni,Anayasal dayanaklarıyla birlikte incelemek gerekirdi. Davacının aşağıdainceleyeceğim maddelere ilişkin iptal istemlerini yerinde buluyor, bu konudaaçıklanan öbür karşıoy gerekçelerine de katılıyorum :
1 - Mahkememizin uygunluk denetimine sunularak iptali dava edilen2972 no. lu yasanın "Seçim Sistemi ve Usulü başlıklı 2. maddesinin ".onda birlik baraj uygulamalı." sözlerinin, anılan yasanın "İl genelmeclisi ve belediye meclisi üyeliklerine seçilenlerin tesbiti" başlıklı23. maddesinin incelemeye alınan tüm içeriğiyle birlikte ele alınması uygundur.Yalnızca 2. madde, orantılı (nispi) temsil düzenini benimsemekle yetinmemiş,'bunun "onda birlik baraj uygulamalı niteliğini belirterek 23. maddeylegetirilen uygulamanın adını koymuştur. Böylece, 2. ve 23. madde birbirini tümleyerekbirleşmişlerdir. 23. maddenin durumu 2. maddeyi ilgilendirecek ve sonuçtaetkileyecektir. Geçerli oyların onda birinden fazlasını almak gerektiğisanısını veren 2. maddenin uygulama yöntemini gösteren 23. madde, 2. maddedeki"baraj"ı, "çıkarma" yapmıştır. 2. maddedeki "ondabirlik baraj", kararda "indirim", olarak geçmektedir. Yasada"indirim" sözcüğü yoktur. 2. maddedeki "onda birlik baraj, 23.madde olmasaydı ya da bugünkü hesaplama yöntemindeki sakatlığı getirmeseydiMilletvekili Seçimi Yasası'nda olduğu gibi bir "baraj bulunacaktı.Milletvekili Seçim Yasası, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkmakla Anayasa,Mahkemesi'nin uygunluk denetimi dışında kaldığından aykırılıklarını inceleyipirdelemek olanağı yoktur. Bir an için, Milletvekili Seçimi Yasası'ndaki"baraj" uygun bulunsa bile bu baraj, "oy" ları hesap dışıbırakan bir engel değil, seçime katılan siyasal partilerin seçim sonuçlarındanyararlanmasının koşuludur. Belli bir düzeyin üzerinde oy toplayan partiler,aldıkları oy oranında sonuçlardan yararlandırılmakta, her ay hesabakatılmaktadır. 2. maddenin yapısını açıklayan, uygulama biçimini ve yönteminigösteren 23. maddede ise, bir baraj, engel ve koşul değil, bir yok etme,geçersiz sayma, hesaba almama durumu vardır. Oyların sandıktan alınıp sayılması,ayrılması, rakam olarak tutanağa geçirilmesi "geçerli" sayıldığınıgöstermez. Yasada öngörülen ve Yüksek Seçim Kurulunun açıkladığı nedenlerle"geçersiz sayılıp iptal edilen oylar da tutanağa geçirilip birer birersayılıp tutarı saptanmaktadır, Bu durum, bu tür geçersiz ayların hesaba alınıpgözetildiğini göstermez. Bunlar seçimlerin doğal işlemlerinin parçası, gerçekhesaplama ve üye saptama öncesi işlemlerdir. Gerçek hesaplama, yasanın,"üye tahsisinde hesaba katılmaz" dediği, her partinin aldığı oylardançıkarılan oyların rakam olarak sayılıp dışarıda bırakılmasıyla başlamaktadır.Yasa'nın 23/a maddesinin ikinci tümcesinde açıkça "çıkarılır. "". bu çıkarmadan sonra." ve ". yapılan çıkarmadan sonra."dediği uygulama ile seçime katılan her partinin aldığı oydan o seçim çevresindekullanılan geçerli oy toplamın onda birlik tutarındaki oy çıkarılmakta, böyleceaynı sayıda oy her partinin oyuda önceden geçersiz sayılıp hesap dışıbırakılmakta, özellikle üye dağıtımında asla gözetilmemektedir. Devleti, gerçekve sağlıklı kılan siyasal katılımın başlıca aracı bulunan "oy"yurttaşın en doğal hakkı, bir anlamda ödev sayılan seçimin nedenidir. Buoyların bir tanesini bile, geçersiz kılan yasal ve genel koşul olmadan, atmak -silmek demokratik gereklere aykırıdır. Her partiye verilen geçerli oylardan oseçim çevresinde kullanılanların onda biri tutarındakini çıkarmak, çıkarılanoyların sahipleriyle, hesaba alınan oyların sahipleri arasında gereksiz birayırım ortaya koymaktadır. Çıkarılan oylarla, kalan oyların siyasal ve hukuksaldeğer farkı nedir' Bunun açıklanması güçtür. Hukukla bağdaşan yanı yoktur.Baraj, partiler için ön koşul iken, "indirim" denilen"çıkarma" uygulaması bir "silme" yok sayma, geçersizkılmadır: Yasanın 23. maddesi "geçerli oy toplamının onda birine tekabüleden diyerek, önceden geçersiz olan oylar gibi bu onda bir geçerli oyu, oykavramına ve "seçim" kurumuna aykırı olarak sonradan "geçersizoy" durumuna düşürdüğünü kendisi de açıklamaktadır. Bu uygulama, 80 türdençok seçim sistemi bulunduğu bilinen seçim hukukunda ilk kez yer almakta olupbaşka bir örneği yoktur. Milletvekili Seçimindeki barajla da hiçbir ilgisibulunmamaktadır. "Oy"u, "oy" olmaktan çıkaran budüzenlemeyi, denetleyemediğimiz için "aykırıdır aykırı değildir"demek olanağından yoksun bulunduğumuz "baraj"la karşılaştırmak, uygunörnek olmamaktadır. Kaldıki partinin hak alabilmesi için ulaşması gereken bir"ölçü" sayılan baraj, katılma düzeyini belli ediyor. Bu sayıyı geçenkazanıyor, her oyu ile hesaba giriyor. Oyların yitmesi söz konusu değildir."İndinim" adı altında ise, varlığı, katılması yadsınmayan partininoyları elinden alınıp atılmaktadır. Verilen, kullanılan oylar, verilmemiş,kullanılmamış gibi olmaktadır. Oy hakkına yasayla getirilen bu sınırlamanın tarihselsorumluluğu vardır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile temelde çelişen bu kurallara"olur" veremez. Değerlendirmeyi, uygunluk denetimini Anayasanın ruhu,amacı, doğrultusu yönünden düşünerek yapmak gerekir. Bir yöntem, özel vesınırlı bir inceleme anlamına gelen "teknik inceleme"nin basit birdenetim sayılması, yetki ve yorumu daralttığı kabul edilemez.
Rakamlarla kanıtlandığı gibi, adaleti saptıran, gerçeğiyansıtmayan bu düzenlemeyi Anayasa'ya uygun bulan çoğunluk görüşünündayanakları Anayasamızın belirttiğim maddelerine ters düşmektedir. Demokrasiyidemokrasi olmaktan uzaklaştıran uygulama, bir ölçü değil, ölçüsüzlüktür.İktidarda olmanın "avantajıyla seçime giren parti, öbür partilerin oyların"indirim"le küçülterek kendi payını artırabilecektir. Daha azpartinin seçime girmesini, küçük partilerin temsilci sayısını azaltmasınıöngören bu sistem, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi sayılan siyasalpartileri değersizliğe itmektedir. Çok partili düzene aykırı biçimde az ya dabelirli partiyi amaçlamak, özlemek, Anayasamızla uyuşamaz. Partilerin daha azsayıda olması isteniliyorsa bunun koşulları Siyasi Partiler Yasası'ndabelirlenirdi. Siyasal partileri demokratik yarışa katılmaya çağırıp bu yarışmasırasında kimleri için Anayasa'ya aykırı, ayrıcalığa varacak engeller getirmekhukuk dışına çıkmak olur. Gerçeği en yakın yansıtma yerine en uzak yansıtmayolu izlenmiştir. Böyle bir indirimle yapılacak seçim, gerçekleri yansıtamaz,yasaya yönelik eleştirileri doğrular, yakınmalara neden olur. Bu düzenlemesiyle"nispi temsil" i anmasına karşın "çoğunluk sistemi" neyaklaşan 2972 No. lu yasa, her seçim sistemin de görülebilecek "oy -sonuç" aykırılığını, daha az oy alan zar arına büyülterek, daha çok oyalana "haksız kazanç" niteliğinde yarar sağlayarak partilerarasıeşitliği yıkmaktadır. Matematiksel bir oyun görünümünde, ustalıklı birdüzenlemedir. Bunun, Anayasamızın benimsediği "Adalet anlayışı"nauygun düştüğü savunulamaz. Ülkemizde 1876 dan bu yana yapılan, 25'i aşanseçimde yöneliş, orantılı (nispi) temsile doğrudur. Bizi ilgilendiren, seçimsistemlerinden şunun ya da bunun yararı ve zararı değil, Anayasamızın hangisineyakın olduğu, denetimi yapılan yasanın Anayasa'ya aykırı olup olmadığıdır. 1961Anayasası'na göre belki "aykırı" denilemezdi ama 1982 Anayasası'nınbenimsediği ilke karşısında uygunluktan söz edilemez. Toplumun siyasal yaşamınıve örgütlenmesini etkileyen düzenlemenin, amaçlanan düzeye (Cumhuriyet kurumu,toplumun huzuru, ulusal dayanışma, adalet anlayışı, insan hakları,başlangıç'ta, belirtilen devrimler ve ilkeler, çağdaş uygarlık düzeyi, ulusalistencin mutlak üstünlüğü, egemenliğin ulusun olduğu, özgürlükçü demokrasi,hukuk düzeni, her Türk yurttaşının Anayasadaki temel hak ve özgürlüklerdeneşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanması, yurtta barış, dünyadabarış) uygunluğu gerekir. Amaçlanan, çok partili düzen olduğuna göre tek ya daiki partiye indirgenen çoğunluk sistemine yaklaşan, demokratik gereklere tersgörüş, 3-4 ve 6 Mayıs 1968 günlü, Esas 1968/15, Karar 1968/13 sayılı Anayasa Mahkemesikararıyla da aykırı bulunmuştur. Devlet yönetimine egemen olmanın hukuksalyöntem olan "seçim"in demokrasinin vazgeçilmez koşulu olarak ilkeleriAnayasamızın 67. maddesinde belirlenmiştir. "Serbest, eşit, gizli, tekdereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esasları." birer sözcük değil, herbin anayasal gerek ve hukuksal birer kurumdur. Niteliklerini olumsuz yöndeetkileyen her kural, salt bozucu değil yıkıcı anlamdadır. Siyasal partilerinvarlığını gerçek kılan, katılma olgusunu yaratan, özgürlükler ve seçimdir. Bukonuda tartışma yaratacak uygulama demokrasiye gölge düşürür. Bunu yasamaorganı bile yapamaz. Oy, kullanılmakla sübjektif hakka dönüşmüş, egemenliğigerçekleştiren, ulusal istenci oluşturan siyasal - hukuksal bir katılım belgesiniteliğini kazanmıştır. Belçikalı bir matematikçi olan D'Hondt'un buluşunabağlanan, kalıntı oy bırakmayarak daha çok oy alan partilere ağırlık vererektemsilcileri paylaştırmada, genel ve eşit oy ilkesini zedeleyen saptama biryana, silme hiç yoktur. Genel ve eşit oya dayalı demokrasi anlayışı, Cumhuriyetbiçimiyle, yetkilerin kaynağının ulusal istenç olmasını yeğlemiştir.Örgütlenme, oyla ve seçimle olmaktadır. Bireylerin istençlerini somutlaştırmaamacı olan siyasal partilerin iktidar kurma ve yaratma gücü "oy"abağlanmaktadır. Bunu iktidarda olanla, olmayana göre düzenlemek anlamsızdır.Demokrasilerle, partiler yönünden, iktidarla muhalefetin değer ayrılığı yoktur.İndirimi, bugün onda bir olarak uygun bulmak, yarınlarda beşte bir ölçüsünüdenetlemeyi de olanaksız kılar. Sorun, oranda değil, özdedir. AnayasaMahkemesi, TBMM'nin yasa yapma yetkisini gereğince ve uygun kullanıpkullanmadığını denetler. Bu, yerindelik yönünden değil, Anayasa'ya uygunlukyönündendir. Karar, Anayasa'nın nispi temsil sistemine olduğu kadar çoğunluksistemine de açık olduğu kabul edilerek verilmiştir. Oysa, Anayasa'nın 177/b.maddesi böyle bir yoruma, kabule elverişli değildir. Anayasa, kanımca, çoğunluksistemine kapalıdır. Danışma Meclisi'nce hazırlanan Anayasa Tasarısı'nda yeralmayan, Milli Güvenlik Konseyi'nce konulan bu 177/b. maddesi "Anayasa'da,İKİNC'İ KISIM'daki siyasi faaliyette bulunmak hakları ile siyasi partilerleilgili hükümler, bunlara dayalı olarak yeniden hazırlanacak Siyasi. PartilerKanununun;
Seçme ve seçilme hakkı ise yine bu hükümlere dayalı olarakhazırlanacak Seçim Kanununun; yayımlanması ile yürürlüğe girer" diyerekAnayasa'nın kendi kurallarının yaşama sokulmasını öngördüğü yasalarabıraktığını açıklamaktadır. 1961 Anayasası'nın, önceden 304 ve 306 no. luyasalarla çizilen modeli benimsemesine karşın 1982 Anayasası, seçim sisteminebelirlemeyi böylece sonraya bırakmıştır. Kanunların Anayasaya dayalı olmasıAnayasanın 11. maddesinin genel buyruğu olduğu bilinirken bu koşula 177.maddenin (b) bendinde özel olarak yeniden yer verilmesi, 12 Eylül 1980harekatından sonra demokratik hukuk devletinin kurulması için başlangıçtaöngörülen amaç, yöntem ve erekten ileri gelmiştir. Gerçekten, Milli GüvenlikKonseyi'nce kabul edilen 29/6/1981 günlü, 2485 no. lu "Kurucu Meclis HakkındaKanun"un "Başlangıç" bölümünde, "demokratik, laik hukukdevletinin kurulması için gereken hukuki düzenlemelerle Anayasayı, SiyasiPartiler ve Seçim Kanunlarını yapmak" üzere "Kurucu Mecliskurulmasının kararlaştırıldığı belirtildikten sonra, Yasanın 2. maddesinde,Kurucu Meclisin görevleri :
"a) Yeni Anayasa'ya ve Anayasa'nın Halkoyuna Sunuluş Kanununuhazırlamak;
b) Halkoyuna sunulan ve Milletçe kabul edilince kesinleşerek,geçici hükümlerine göre yürürlüğe girecek olan Anayasa'nın ilkelerine uygunSiyasi Partiler Kanunu hazırlamak;
c) Yeni Anayasa'nın ve Siyasi Partiler Kanununun hükümlerinigözönünde tutarak Seçim Kanunu hazırlamak;
d) Milli Güvenlik Konseyince kararlaştırılacak tarihte yapılacakgenel seçimlerle Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulup fiilen görevebaşlayıncaya kadar, kanun koyma, değiştirme ve kaldırma suretiyle yasamagörevlerini yerine getirmek olarak belirlenmiştir.
2485 nolu Yasanın 2. maddesinin bu düzenlemesi, yukarıdabelirtildiği gibi, sonradan, Anayasa'nın 177/b. maddesinde Anayasa kuralıdurumuna gelmiştir. Bununla da yetinilmemiş, Anayasanın geçici 3. maddesinde;Anayasaya göre yapılacak ilk milletvekili genel seçimi sonucunda Türkiye BüyükMillet Meclisi toplanıp, Başkanlık Divanı'nın oluşmasına, kadar, 29 Haziran1981 gün ve 2485 no. lu Kurucu Meclis Hakkında Kanun'un yürürlüktekalacağı" belirtilmiştir.
Anayasanın bu kurallarına göre, kurulması önce 2485 no. lu yasadaöngörülmüş olan demokratik hukuk devleti artık, anılan Yasa hükümlerini deiçeren Anayasa çerçevesi içerisinde düzenlenecektir. Başka bir anlatımla,Anayasanın 177/b ve geçici 3. maddeleriyle demokratik hukuk devletinin nasılkurulacağı belli edilmiştir. Buna göre, demokratik hukuk devleti düzeni,Anayasadan sonra gelecek Siyasi Partiler ve Seçim yasalarıyla birliktekurulacaktır. Bu iki yasa, 2485 no. lu Yasadan kaynaklanmıştır. Anayasa'nın,kurulmasını öngördüğü demokratik hukuk devletinin kurucu öğesi olarak kabulettiği Seçim Yasası (10/6/1983 günlü, 2839 nolu Milletvekili Seçimi Kanunu)ise, 2. maddesinde, "nispi temsil sistemini" benimsemiştir.Anayasa'nın seçme ve seçilme hakları ile ilgili hükümleri de anılan yasayla ve"nispi temsil sistemi" anlayışı içerisinde yürürlüğe girmiştir. Sonuçolarak, bugün içinde yaşadığımız demokratik hukuk devleti düzeninin nispitemsil seçim sistemi üzerinde kurulduğu gerçeği ortadadır. Anayasa, demokratikhukuk devleti düzenini böyle kurup, bundan sonrasını yasakoyucunun özgörüsüne(takdirine) bırakmış değildir. Anayasanın "BAŞLANGIÇ" hükmü;
"Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsızşartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkilikılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasive bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı" kuralınıkoymuştur.
Anayasa koyucu, özgürlükçü demokrasinin ülkemizdeki uygulamasınınorantılı temsil sistemini gerektirdiğini Danışma Meclisi'nin Seçim Yasası'nailişkin genel gerekçesinde, Anayasa Komisyonu'nun sunuş yazısında, MilliGüvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Raporunda gerektirici nedenleriyle birliktegöstermiş bulunmaktadır. Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu, Milletvekili SeçimiYasası'na ilişkin 18/4/1983 günlü ve karar 16 sayılı Raporu'nda"Anayasa'nın demokrasi düzenini, o düzen içinde siyasi partilerinvarlığını teminat altına alan ruhu." ile "çoğunluk sistemi ile nispitemsil sistemi bir kere daha karşılaştırılmış ve nispi temsilin D'Hondt sistemibenimsenmiştir" denilmektedir. Böylece; 1961 Anayasası için tartışılabilirolan seçim. sisteminin 1982 Anayasası için orantılı sistem olduğunu kabul etmekgerekmektedir. Milletvekili Seçimi Yasası, seçim konusunda Anayasayı açıklayıponun yolunu çizmiştir. Bilinçli biçimde orantılı sistem yeğlenmişken, bunubozucu düzenleme geçerli bulunamaz. Kaba bir örnekle; % 40 oyu alan parti tümüyelikleri kazanırken her partinin 1/10 oyu silineceğinden 100 bin geçerlioyluk seçim çevresinde % 60 oyu alan altı parti dışarıda kalabilecektir.
23. maddenin (a) bendinin ikinci fıkrası; "bir seçimçevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül eden sayının,bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından ayrı ayrıçıkarılmasını" öngörmektedir. Kararda, bu sistemin, nispi temsil sisteminiçoğunluğa yaklaştıran bir sistem olduğu belirtilmektedir. Yapılacak ilkseçimlere 6 siyasi parti katılacaktır. Siyasi partilerin yanı sıra 4 bağımsızadayın da seçime katılması durumunda, bunlardan her birinin aldığı oylardan,toplam oyların onda biri tutarındaki sayı ayrı ayrı çıkarılınca, sonuçta, yüzdeyüze yakın bir oranda oy silinmiş olacaktır. Çıkarmadan sonra, geriye bir oyukalan siyasi parti veya bağımsız aday seçimi kazanmış olacaktır. Bir oy farklaseçimi kazanmış olmak ise basit çoğunluk sisteminden başka bir şey değildir.Öyleyse, dava konusu Yasa, "nispi temsil" adı altında basit çoğunluksistemini getirmiş bulunmaktadır. Çıkarmadan sonra geriye oyu kalanın bağımsızbir aday olması durumunda, o bağımsız adayın tek başına seçimi kazanması, tekbaşına Meclis olması, sistemin kaçınılmaz sonuçlarından birini daha ortayaçıkaracaktır. Böylece, Anayasamızın 13/2. maddesinin "demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırı olamaz" diyerek temel hak ve özgürlüklerleilgili genel ve özel sınırlamaya getirdiği ana koşul da çiğnenmektedir. Anayasamızınöngördüğü "demokratik toplum düzeni" nde çoğunluk egemendir, azınlıkdeğil. Burada, azınlığın hasız yararlanması, çarpıcı biçimde belirmektedir.Sağlıklı, kullanılmaması ceza yaptırımına bağlı olan oylar, haklı hiçbir nedenolmadan silinince, sayısal dengesizlik, giderek Anayasaya aykırı çoğunluksistemine dönüşmektedir.
Yasakoyucunun takdir hakkı, sınırsız değildir. Ulusal egemenlik(milli hakimiyet) ilkesi ile ulusal istenç (milli irade) ilkeleri birbirindenayrıdır. Birbirine karıştırılmamalıdır. Yasa, çok oy alan partiye haksız kazançsağlama niteliğinde gücü üstünde, sonuç getiriyor. Oy sayısıyla, alınacak üyesayısı arasındaki uyumsuzluk, adaletsizliğin somutlaşmasıdır.
Siyasal eleştiri konuları, yargısal denetimin tümüyle dışındadır.Siyasal kökenli ve nedenli eleştirilerin karşılıkları da olabilir. Bunitelikteki görüşlere kararda değinilmesine bile karşıyım. Anayasamızın 67.maddesindeki eşitliği yalnız seçmenler için alıp "seçim"in tümlüğünü,düzenlenmesinden sonuçlanmasına değin bu kurumu parçalamak; partileri veadayları dışarıda tutmak; siyasal tercihe karışıp "siyasal istikrar"ı "temsil"le eşdeğer saymaktan ötede, içtenlikli uygulamaylasağlanacak bu istikrara öncelik vermek; Anayasanın seçim sistemindeki yönelişve ereği belli iken yasama organındaki çoğunluğun özel amaçlı olduğu anlaşılansiyasal tercihine geçerlik tanımak; demokrasi uğrunda ulusça katlanılanları,tarihsel olayları unutarak geriye alım atıp, çağdaş düzenleme ve gereklerindışında kalmak; günlük siyasal oluşumlara bağlanacak "ülke koşullarını,sert düzenlemelere neden saymak; "bir takım oyların etkisiz kalmasıbarajlı D'Hondt sisteminde de var diyerek, aykırı örneklere dayanmak;Anayasanın 67. maddesinin maddi ve manevi her türlü baskıyı dışlamasını kabuledip baskıyı özünde taşıyan sistemi uygun karşılamak; Anayasanın 10. ve 67.maddelerindeki "eşitlikleri birbiriyle karıştırmak; sakıncaları rakamlarlaortaya çıkıp demokratik ilkelerle çatışan "çıkarma"yı"objektif" olarak nitelemek; "oy tutarınca partili ve bağımsızadayın seçileceğine ilişkin Anayasada kural yok diyerek, ayrıntının yasalarladüzenleneceği doğallığına aykırı anlatımları seçmek; onda birlik çıkarmanınkimi oyları etkisiz kıldığını doğal karşılayıp bunu basit "bir hesapişi" sayarak sistemin küçük partiler için özendirici olmadığını ve bunedenle getirildiğini haklı bularak olağan siyasal bir tercih olduğunu kabuletmek ağır bir yanılgıdır. Batıda, siyasal partiler yasalarla sınırlanmışdeğildir. Seçimlerde, halk, yasama organına temsilci sokmalarını oylarlasınırlamaktadır. Bu, toplum düzeyinin siyasal - kültürel yönüyle ilgilidir.Yasayla, seçmenin istenci sınırlanmamakta, geçerli oyu geçersizsayılmamaktadır. Denetlenen yasada, özellikle iktidarda olan partinin ya da bir- iki partinin yararına düzenleme çabası belirgindir. Orantılı temsilsisteminin Anayasa buyruğu olduğunu gösteren Genel Gerekçe'yi, Anayasakurallarını gözardı ederek Anayasanın nispi temsil sistemine olduğu kadarçoğunluk sistemine de açık bulunduğu görüşüne dayanıp ilgili Anayasamaddelerini yanlış değerlendirerek denetlenen yasanın 2. ve 23. maddeleriniuygun bulan çoğunluk görüşüne karşıyım. Anayasamızın Başlangıcına, 2, 10, 13,67, 68, 177. maddelerine aykırılık taşıyan kurallar iptal edilmeli idi.Özellikle 23/a maddesinin aykırılığı 23/b maddesini de kapsar. 23. madde iptaledilince 2. maddenin kalması gereksiz, hatta sakıncalı olur ve MahkememizAnayasanın 153. maddesinin yasakladığı duruma düşebilir. Yeni bir uygulamayıdeğil, yeni bir düzenlemeyi gerektiren karar verilerek sorun çözümlenebilirdi.
2 - Davacının, 2972 Nolu Yasanın 35. maddesine ilişkin savı,Mahkememizce, "Anayasanın buyruğuyla yasanın öngöreceği koşullara bağlıkalınması gerektiği, yasakoyucu tanımadıkça haktan yararlanılamayacağı,yasakoyucunun Anayasanın 13. maddesindekilerden başka nedenlerle de sınırlamagetirebileceği" görüşleriyle uygun bulunmamıştır.
Eğitime ve eğlendirmeyi amaçlayan kitle haberleşme araçlarıylabireylere ve topluma iletilen (aktarılıp yansıtılan) bilgi, düşünce ve olaylarıiçeren "kitle haberleşmesi" kavramı hukukumuz için yeni sayılır.Çağımıza niteliğini veren teknik yarışın, toplumu tüm kurumlarıyla, bireyleride her yönden etkilediği kuşkusuzdur. "Anlatım özgürlüğü nün yasalarımızdaözel - özgün yeri bulunmamakla birlikte Anayasamızın 26, 27, 33, 34. ve 37.maddelerinin kapsamında savunulacağı da açıktır. Anayasamızın 31. maddesindegüvenceye bağlanan "kamu tüzel kişileri elindeki basın dışı kitlehaberleşme araçlarından yararlanma hakkı" anlatım özgürlüğününkullanılması aracı olarak, radyo ve televizyonu karşımıza getirmektedir. 1982Anayasası'nın 31/1. maddesine koşut olan l961 Anayasası'nın 26. maddesiningerekçesinde "Ancak, yine radyo ve televizyon yayınlarının olağanüstütesir kudreti nazarı itibare alınarak, kişilerin ve partilerin kamu tüzel kişilerielindeki radyo ve diğer basın dışı yayın vasıtalarından eşitlik esasına uygunolarak faydalanması esası konulmuştur. Böyle bir hüküm, siyasi alandakieşitliğin gerçekleşmesi ve seçimlerin usulüne uygun suretle cereyanedebilmesinin şartıdır" denilmektedir. Radyo ve TV'nun etkileme gücü,siyasal oluşumlardaki önemli yeri tartışmasızdır. Kamuoyunun serbestçeoluşumunda yükümlülüğü bulunan araçlara ilişkin Anayasal düzenleme hukukundoğal görevidir. Kamuoyu, halkın aydınlanıp bilinçlenmesi, bilgilerinin sağlambir temele dayanması, gerçeklerin egemen olmasıyla sağlıklıdır. Kamuoyununoluşması, sosyal, siyasal ve ekonomik örgütlenmeyi sağlar, yurttaşların"siyasal katılma" olarak adlandırılan yönetimi kurup yürütmehaklarını kullanmalarında kitle iletişim araçlarının önemi yadsınamaz.Anayasanın 31. maddesiyle, bu araçlardan yararlanma hakkı kullanılarak"düşünce ve düşünceleri açıklama özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır. Klasikdemokrasinin gerçekleşmesinde, bu özgürlüklere sahip kişilerin yönetime katılmasıbüyük değer taşır. Düşünce özgürlüğünün teknik alanda, çağdaş düzeye uygungüvencesi olan 31. maddeye göre, haber verme özgürlüğü, haber alma özgürlüğüile gerçekleşip tamamlanmaktadır. Haberleşme özgürlüğü bu yönden hukuksaliçeriğine uygun irdelendiğinde eşit ölçüde yararlanmanın amaçlandığıanlaşılmaktadır. Bunun içinde partilerin yer alması, demokratik yaşamdakiyerleri ve siyasal işlevleri nedeniyle kaçınılmaz, üstelik, zorunludur. Radyove TV de anlatım özgürlüğüne dönüşen haberleşme özgürlüğü, İnsan HaklarıEvrensel Bildirisi'nin 19/2. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10/1.maddeleri uyarınca kitle haberleşme araçları kullanılarak bilgi alıp verme vedüşünce özgürlüğünü kapsar. Anayasa'nın 31/2. maddesi, kamu tüzelkişilerinintutumlarının demokratik ilkelere uygun olmasına, yararlanmanın baskılarlakarşılaşmamasına özen gösterilmesi için getirilmiştir. ilgili kurumun bukaynağa bağlı kalmasıyla özgürlük korunmuş olur. Düzenlemenin amacı da, devleterklerine karşı korumadır. 31. maddeyi bir bütün olarak ele almak gerekir.Birinci fıkra, kişilerin ve partilerin yararlanacağını ve bu yararlanmanınkoşullarıyla yönteminin yasayla düzenleneceğini öngörmüştür. İkinci fıkra,yasanın, bu düzenlemeyi yaparken halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce vekanılara ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici özelsınırlar getiremeyeceğini, sınırlamayı ancak Anayasa'nın 13. maddesindekinedenlerle genel olarak yapacağını öngörmektedir. Bilimsel anlatımlarda"Haberleşme özgürlüğünün bir yanında özgürlükten yararlanılacak kişiler,öbür yanında devlet bulunmakla bu özgürlüğün aktif süjesi kişiler, pasif süjesidevlettir" yollu belirtilen görüşler, tekel kurulmasının önleniptoplumdaki tüm kurumların eşit yararlanmasına ağırlık verildiğini vurgulamaktadır.İlgili tüm düzenlemeler 31. maddenin gerçekleşmesi, buradaki güvenceningüçlenmesi için yapılmak gerekir. Özgürlüğün siyasal iktidar lehine çiğnenmesi,denetlenen yasa ile olmuştur. 31. maddeye uygun düzenleme olmazsa kamuoyuserbestçe oluşamaz. 2954 No. lu Yasanın hükümete tanıdığı olanakları kullananiktidarın, karşı partilere getirdiği sınırlama ve engellerle siyasal yarıştakieşitliği bozduğu saptanmaktadır. Siyasal partilerin yararlanma halkı,yasakoyucunun Anayasa'ya aykırı düzenlemesiyle, kısıtlanmıştır. Oysa, sınırlamaancak Anayasa'nın 13. maddesindeki genel nedenlere dayanılarak yapılabilir.Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü durumlara bağlı geçici sınırlamanedenleri de yoktur. 2972 No. lu Yasa, 35/1. maddesinde "radyo ve televizyonlapropaganda serbestliği" benimsendikten sonra, ikinci fıkrasında kamu tüzelkişileri elindeki yayın araçlarından siyasal partilerin yerel seçimlerdeyararlanmasını, Anayasa'nın 13. maddesindeki genel sınırlamalardan hiçbirineuymayan nedenlerle sınırlamakla Anayasa'nın 10. ve 31/2. maddelerine aykırıdır.
Ayrıca, siyasal partileri etkisiz kılmaktadır. Siyasal partisizdemokrasi gerçek demokrasi değildir. Demokrasinin en belirgin niteliği birdençok siyasal partinin varlığı, hukuk içinde serbest girişimleri, uğraş,çalışmalar, oy toplama ve iktidar olma çabalarında eşit koşullara 'bağlıtutulmalarıdır. Partiler, demokrasinin gerçeklik ve geçerlik nedenidir. Çağdaşdemokrasinin varlık koşullarıdır. Gerçekte, demokrasi, siyasal partileredayanan hukuksal düzenin tümü ve adıdır. Kamuoyunun yasallaşmasının uygararaçları olan partiler, ulusla devletin bağlantısını da kurarlar. Siyasalkatılımı sağlayıp gerçekleştirerek somutlaştıran partiler, yönetimi üstlenmeyi,bunun için devleti dışarıdan etkilemeyi amaçlar. Propaganda, özelliklegünümüzde radyo ve TV, bu amacı gerçekleştirmenin en etkin aracıdır. Baskıgrupları etkiler, partiler egemen olur. Yurttaşların özgürlüklerini kullanaraksiyasal katılıma çekilmeleri propaganda ile sağlanır. Demokrasi ancak bu katılımlarlagerçekleşir. Siyasal partilerin seçimlerdeki işlevini yadsıma niteliğinde yerelseçimlerde radyo ve TV'ndan yararlanmalarını yukarda açıklanan aykırılıklarlasınırlama, böylece adayları ve görüşlerini yeterince tanıtma olanağından yoksunbırakarak güçsüz düşürme, Anayasa'nın 68. maddesine aykırılığı daoluşturmaktadır. Çoğunluğun bu konudaki görüşüne de katılamıyorum. Demokratikdüzenin başlıca kurumları sayılan partilerin siyasal uğraşlarını Anayasa dışınedenlerle sınırlamak Anayasa'ya aykırılıktır. Yerel yönetim seçimlerindeAnayasa'nın 67. maddesindeki esasların gözetileceği yine Anayasa'nın 127/3.maddesi gereğidir. Bu gereğe aykırı seçim yöntemi gibi, 35. madde de, iptalizorunlu yapıdadır.
3 - Bu iptal davası ile Anayasa'ya uygunluğu denetlenen maddeleriçinde, aykırılığı en belirgin olanı "Geçici Madde 5" dir. YasalarınAnayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı bulunduğu kesindir (Anayasa mad. 148).1961 Anayasası'na 64. madde ile "kanun hükmünde kararnamelerindenetimi" eklenirken o Anayasa'nın 147. maddesinde yasaların denetimiyetkisi vardı. 64. maddedeki ilkeleri içermeyen bir çerçeve yasa yürürlüğekonulunca kanun hükmünde kararnameyi beklemek gerekmeyecekti. Çerçeve yasada(yetki yasasında) aykırılık varsa ve Anayasa Mahkemesi'nin uygunluk denetiminesunulmuşsa, aykırılık saptandığında iptaline karar vermek Anayasa Mahkemesi'ningörevi idi. Bugün, 1982 Anayasası'nın 148. maddesinin içeriğinde açık olarak,yasalar gibi, kanun hükmünde kararnamelerin de denetleneceği"belirtilmiştir. Bu açıklık nedeniyle Anayasa'nın "E. Kanun hükmündekararname çıkarma yetkisi verme, başlıklı 91. maddesinde ayrıca AnayasaMahkemesi'nce denetleneceği yazılmamıştır. Konu, genel denetim yetkisi verenkural içinde ele alınacaktır.
Nelerin kanun hükmünde kararname ile düzenleneceği Anayasa'nın91/1. maddesinde öngörülmüştür. Kanun hükmünde kararname düzenlemek için yetkiyasası gerekir. Çerçeve yasada gözeteceğimiz ilkeler, kanun hükmünde kararnamedüzenlenirken gözetilecek ilkelerdir. Anayasa'nın 91/2. maddesinde belirtilendenbaşka bir ayırım yoktur. Çerçeve yasa da, bir yasa olduğu için denetlenir. Aksigörüşe geçerlik tanınırsa çerçeve yasa (yetki yasası) hiç denetlenemez. Bu daAnayasal görevi yerine getirmemek olur.
Cumhurbaşkanı'nca geri çevrildikten sonra yeniden düzenlenen"Geçici Madde 5", geri çevirme gerekçesi karşılanmış, gereklidüzeltme yapılmış görünümü verilerek, kimi sözcüklerin eklenmesiyle 17/6/1982günlü ve 2680 no. lu "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev veYetkilerinin Düzenlenmesi ile İlgili Yetki Kanunu"na yollama yapmaktadır.Sözü edilen 2680 sayılı Yasanın dava edeni bulunmadığı gibi denetim süresi degeçmiştir. "Geçici Madde 5pin aykırılığını saptamak için onun içeriğini,kapsamını gözetmek orundayız. Eğer 2680 no. lu yasa geçici madde 5'le amaçlananhususları içeriyorsa neden bu 2972 no. lu yasa ile anılmaktadır' 2972 no. luyasanın geçici 5. maddesi, 2680 no. lu yasaya yollama yaparak kurduğubağlantıya hukuka uygun görünüm kazandırmak istemiştir. 2680 nolu yetki yasası,ilgili olmayan bir yasa ile 2972 no. lu yasa ile değiştirilipgenişletilemeyeceği gibi bu yasa bir yetki yasası sayılamaz, yetki yasasınınAnayasal niteliklerini taşımamaktadır. Kaldı ki, yapılan yollama (atıf)"özne değil, "yöntem"dir. 2972 no. lu yasa, aykırı biçimde değiştiripgenişletme yaptığı için iptal edilmelidir. Aynı konuda ikinci yetki yasasısayılsa, yetki yasasının kaynağı sayılsa, aykırılıklar yine giderilmez. Geçici5. madde, kanun hükmünde kararname sayılsa da durum değişmez. Bir yetki yasasıancak kendi için de genişletilir. Yetki yasası niteliklerinden ve gereklerindenyoksun geçici 5. maddeyi, yanlış yorumlarla uygun bulan görüşlere hiçbir yöndekatılmak olanağı yoktur. Bu maddeye dayanılarak kanun hükmünde kararnameçıkarılamaz. Çıkarılsa da geçersizdir. Dava edilmezse uygulanmasıdurdurulamayacağından eylemli ve somut sonuçları hukuksal yıkıntılar olarakkalır. 2972 no. lu bu yasa bir yetki yasası gibi düşünülmüştür. Oysa, yetkiyasası 2680 no. lu yasadır, kanun hükmünde kararname bu yasaya göre çıkarılır,bu da yerel yönetimlerle ilgili olamaz. Anayasa'nın yerel yönetimlere ilişkinolarak öngördüğü yasa, Anayasanın geçici 10. maddesindeki yerel yönetimseçimleri yasası da değildir. Anayasa'nın 127/2. maddesine göre, önce yerelyönetimler yasa ile kurulacak, sonra yetkili görevli organlara seçimyapılacaktır. Hukuksal düzenlemedeki öncelik sırası da bozulmuştur. 2972 noluyasa bağımsız bir yetki yasası olmalığını 2680 nolu yasaya yollama yaparakortaya koyduğuna göre buna dayanılarak kanun hükmünde kararname çıkarılamaz veiptal için bu yeni düzenle me beklenemez. 2680 no'lu yasanın olur vermediğihususu onun adını ve no'sunu anarak gerçekleştirmek, aykırılığıağırlaştırmakta, büyütmektedir. Yetkinin yasayla verilmesi, her yasayla değil,özel yetki yasasıyla olur. Yetki konusunda Anayasa Mahkemesi'nin 7/3/1963 günlüve Esas 1962/81, Karar 1963/52 sayılı ile 28/3/1963 günlü ve Esas 1963/4, Karar1963/71 sayılı kararlarını ilkeler yönünden gözönünde tutmakta yarar vardır.Anayasa Mahkemesi'nin kanun hükmünde kararname konusunda "yönetsel işlemindenetimi türünden ilk denetim 8/10/1974 günlü ve Esas 1974/18, Karar 1974/42sayılı olup 2 no. lu kanun hükmünde kararname içindir.
Ayrık tutulması gereken özel yolun genel kural durumunagetirilmesi yalnızca bir siyasal eleştiri konusu değildir. Anayasa Mahkemesi,yasaların düzenlenmesinde yasama organını denetleyerek aykırılıkları önlemeyi,azaltmayı, uygunluğu güçlendirmeyi görev bilmeli, yürütmenin yasamayaelatmasını önlemede duyarlı davranmalıdır. Büyük kentlerin hukuksal yapılarınıdüzenlemeyi amaçlayan 2972 no. lu yasanın geçici 5. maddesi, Anayasa'nın 127.maddesindeki gereklere dayanmalı idi. Anayasa'nın 126. maddesindeki"Merkezi İdaren ayrı, 127. maddedeki "Mahalli İdareler ayrıdır. Yerelyönetim (mahalli idare) nin ne tür gereksinimleri karşılamak için kurulacağı,kamu tüzelkişisi sayılacağı anılan maddede açıklanmıştır. Kamu tüzelkişiliğinin ancak yasayla ya da yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarakkurulacağı da Anayasa'nın 123. maddesinde öngörülmüştür. 2680 no. lu yasanınyerel yönetimlerle hiçbir ilgisi yoktur. Bu yasa, yerel yönetimlerikapsamamaktadır. Sözü edilen yasanın kapsadığı hususlar 2. maddesinde açıkçabelirtilmiştir. Bunlar arasında yerel yönetimler yoktur. Genel yönetimi merkezve taşra örgütüyle düzenlemeyi amaçlayan yasayı "kamu" sözcüğündenkalkarak yerel yönetimlere bağlamak, bunların "kamu tüzel kişileri olaraknitelendirilmelerini yanlış değerlendirmekten ileri gelmektedir. 2680 no. luyasanın tasarısının 2. maddesinin gerekçesi, zamanın Hükümet sözcüsünün DanışmaMeclisi'nde sorulara yanıtları (13/5/1982 ve 31/5/1982 günlü) soruna açıklıkgetirmekte, ilgisizliği kuşkusuz kılmaktadır. Üstelik, yerel yönetimlerinyasayla düzenleme zorunluluğu da tartışılmayacak durumdadır. Cumhurbaşkanı'nınGeçici 5. maddeye ilişkin geri çevirme gerekçesi yerindedir, doğrudur ve güçlübiçimde durmaktadır. Bakanlar Kurulu'na düzenleme yetkisi ancak Anayasa'nın 91.maddesine uygun yasayla verilebilir. Amaç, kapsam, ilke, süre, belli olmadan,kapalı biçimde ve yollama yöntemiyle bir geçerli yetkiden söz edilemez.Anayasa'nın 127/3. maddesine uygun düzenleme nasıl 2561 no. lu yasa ileyapılmışsa, geçici 5. madde yerine, özel yasa getirilmeli idi. 2972 no. luyasanın büyük kentleri ilçe belediyelerine bölmesi Anayasa'nın 127. maddesiyleçelişmektedir. İstanbul gibi "tarihi külliye" sayılacak birçokkentimiz yeni düzenlemenin olumsuz etkilerine açıktır. 2680 no. Iu yasa büyükkentlerin hukuksal yapılarını düzenlemeye elverişli olsa idi, yukarda değindiğimgibi, 2972 no. lu yasada yeniden anmaya gerek kalmazdı. 2680 no. lu yasaelverişsiz görülüyorsa buna dayanılarak verilen yetki de elverişsiz, yetersizve geçersizdir. Denetlenen geçici 5. madde, Anayasa'nın 91. maddesine aslauygun değildir. 2/12/1983 günlü ve 2907 no. lu yasa ile süresi uzatılan 2680no. lu yasa Bakanlıklarla, bunlara bağlı kurum ve kuruluşların merkez, taşra veyurtdışı örgütlenmesi için Bakanlar Kurulu'na yetki tanımaktadır. Konunun yerelyönetimlerle, belediyelerle hiçbir ilgisi yoktur. Üstelik 2680 no. lu yasa,dağılıp parçalanmayı, ayrılmayı değil, derlenip toparlanmayı ekonomik gerekleriöngörmektedir. Belediyeleri, yapılarının kamu tüzel kişiliği taşıması nedeniylegenel yönetim kapsamına alan görüşe katılmak olanaksızdır. Belediyeler yalnızkendi sınırları içinde yetkili görevlidir. Özel hukuk kurallarına bağlıkuruluşları, işletmeleri vb. vardır. Devletin genel yapısını, genel yönetimidüzenleyen yasalar dışında özel yasaları vardır. Yasama organının, yetkileriniyürütmeye bırakmasına göz yumulamaz. Yürütmenin, yargı denetimine değervermeyerek, yasama karşısında güç kazanıp onun yetkilerine elatması giderekniteliğini değiştirir. Geçici 5. maddenin 24/3/1984'e kadar çıkarılabileceğiniöngördüğü kanun hükmünde kararname çıkmadan, çıkarılacak özel kuruluş yasasınınöngöreceği yerlere önceden seçim yapmak, seçimin hukuksal yapısına ve amacınada aykırıdır. Anakentleri geçici nitelikteki kararnameye dayanarak, üstelikyerel yönetime ilişkin yetki yasası kapsamına sokup düzenlemek egemenlik ilkesinede, Anayasa'nın 91. maddesine de aykırıdır. Kaldı ki, "yerel yönetimeilişkin hükümler ilgili kanunların yayımlanması ile yürürlüğe girer" diyenAnayasa'nın 177/d maddesine göre, yerel yönetimlerin kuruluş yetki, görevyasası çıkmadan seçiminin yapılması hukuksal sakıncayı göstermektedir.Belediyelerin yapısı belli olmadan seçimi başlatmak "önceden yertutmak" gibi eşitliği ortadan kaldıran, hukuka aykırı bir davranıştır. Bunedenlerle geçici 5. maddeyi, Anayasa'nın 7, 91. ve 127. Maddelerine aykırıbularak çoğunluk görüşüne karşı oluyorum.
4 - Denetimi istenilen 2972 no. lu yasanın Geçici 3/4. maddesin,Geçici 5. maddeyle ilgisi nedeniyle; Geçici 7. maddesini de bu yasanın 23.maddesine göre yapılacak seçimin aykırılık ve sakıncaları nedeniyle (birliktedeğerlendirilerek) Anayasa'nın 10. ve 67. maddelerine aykırı görmekteyim.Çoğunluğun geçici 3/4. madde ile geçici 7/2-3. maddeye ilişkin uygun görüşünebu nedenle katılmıyorum.
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
KARŞIOYYAZISI
Halkçı Parti Grup Başkanı tarafından 18/1/1984 günlü, 2972 sayılıKanunun kimi madde ve fıkralarının İptali istemi ile açılan davada, dilekçedeyer alan 23. maddenin bütünüyle iptalinin istenildiği Yüce Kurulca kabuledilmiştir.
Üç ayrı bendi ve bentler içinde değişik paragrafları içeren bu 23.maddenin yalnızca (a) bendi hakkında dava dilekçesinde gerekçe gösterilmiş,ayrı hükümler taşıyan diğer bend ve paragrafları hakkında hiçbir gerekçeye yerverilmemiştir.
Oysa, 2949 sayılı Kanunun 27/3. fıkrası uyarınca "Anayasa'yaaykırılık iddiasıyla iptal davası açanlar, Anayasa'ya aykırılıklarını ilerisürdükleri hükümlerin Anayasa'nın hangi madde veya maddelerine aykırı olduğunuve iddialarını dayandırdıkları gerekçenin neden ibaret bulunduğunu açıklamak zorundadırlar"Bir maddenin bir bend veya fıkrası hakkında gösterilen gerekçenin, o maddenindeğişik hükümler taşıyan diğer bend ve fıkraları bakımından da yeterliolabileceğinin kabulüne yasa hükmü müsait değildir.
Bu nedenle, sözü edilen "bu eksikliğin giderilmesi için10/11/1983 günlü, 2949 sayılı Yasanın 27. maddesinde öngörülen hükümlerinişletilmesi gerektiği" görüşüyle karara karşıyım.
Üye
Selahattin METİN