ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1984/14
Karar Sayısı : 1985/7
Karar Günü : 13/6/1985
R.G. Tarih-Sayı :24.08.1985-18852
İptal Davasını Açan : TB.MM. Anamuhalefet Partisi (Halkçı PartiMeclis Grubu adına) Başkanı Necdet Calp.
İptal Davasının Konusu : 22/11/1934 (doğrusu 22 Kanunuevvel 1934)tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci Maddesi ile 18/3/1924 tarih ve442 sayılı Köy Kanununun 87 nci Maddesine Birer Fıkra Eklenmesi Hakkındaki21/6/1984 tarihli ve 3029 sayılı Kanunun 1. ve 2. maddelerinin AnayasanınBaşlangıç bölümü ile 3., 7., 16., 44. ve 45. maddelerine aykırı bulunduğuiddiasiyle iptalleri istemine ilişkindir.
II- YASA METİNLERİ :
A - İptali İstenen Yasa Kuralları :
21/6/1984 tarihli ve 3029 sayılı Kanunun iptali istenilen 1. ve 2.maddeleri şöyledir :
"Madde 1. - 22/11/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun35 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Ancak hangi ülkelere yukarıdaki fıkradaki mütekabiliyet şartınınuygulanmayacağını, alım ve satımlarda % 25i geçmeyecek şekilde Toplu KonutFonuna alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esasları tespite BakanlarKurulu yetkilidir."
"Madde 2. - 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 87nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Hangi bölge ve illerde bu maddedeki kısıtlamalardan hangi ülkelereistisna tanınacağı, alım satımlarda Toplu Konut Fonuna en çok % 25i geçmeyecektutarda alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esasları tespite BakanlarKurulu yetkilidir. Ancak bu fıkra hükmü tarımsal üretim maksadıyla iktisapedilmek istenen araziler için geçerli değildir."
B - Dayanılan Anayasa Kuralları :
Başlangıç "Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne vekutsal Türk Devletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemişbölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;
Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin,milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, TürkMilletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, MilliGüvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tasvipve doğrudan doğruya Onun eliyle vazolunan bu ANAYASA :
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahramanAtatürkün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve Onun inkılâp ve ilkeleridoğrultusunda;
- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesiolarak; Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddi ve manevimutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsızTürk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınanhiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bununicaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
- Kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasında üstünlüksıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaretve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancakAnayasa ve kanunlarda bulunduğu;
- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türkvarlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi vemanevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları vemedeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereğikutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinliklekarıştırılmayacağı;
- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdeneşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet vehukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını buyönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
- Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, millisevinç ve kederlerde; milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet vekülfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirininhak ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlikduygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh arzu ve inancı içinde, huzurlubir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yöndesaygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere;
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatanve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
"Madde 3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmezbir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ayyıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı"dır:
Başkenti Ankaradır."
Madde 7. - Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük MilletMeclisinindir. Bu yetki devredilemez."
"Madde 16. - Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için,milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir."
"Madde 44. - Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesinikorumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veyayeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıylagerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri veçeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veyayeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi,ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunudoğuramaz.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışındabaşkasına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafındanişletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe gerialınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.
"Madde 45. - Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meralarınamaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlamasıilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla,tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğergirdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.
Devlet; bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi vegerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirlerialır."
III - İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi 13/9/1984 gününde Ahmet H. Boyacıoğlu, H. SemihÖzmert, Necdet Darıcıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, YılmazAliefendioğlu, Yekta Güngör Özden, Orhan Onar, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı,Selahattin Metin, Servet Tüzün, Mahmut C. Cuhruk, Osman Mikdat Kılıç ve MithatÖzokun katılmalarıyla İçtüzüğün 15. maddesi uyarınca yaptığı ilk incelemetoplantısında, davanın Anamuhalefet Partisi olan Halkçı Parti Grubu GenelKurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğuyla aldığı karar üzerine ve süresindeaçıldığı, böylece dosyada bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından işinesasının incelenmesine karar verilmiştir.
IV - ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen yasakuralları ve bu konudaki yasama belgeleri, iptal gerekçesinde dayanılan AnayasaBaşlangıcı ve ilgili maddeleri ve öteki metinler okunduktan sonra gereğigörüşülüp düşünüldü :
A - İptali istenilen yasa hükümlerinin Anayasa ilke ve kurallarıkarşısındaki durumlarının irdelenip değerlendirmesine geçilmeden önce yabancıgerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz mal edinme haklarının tarihselgelişimine ve bunların esaslarına bakıldığında :
Osmanlı İmparatorluğunda yabancı tüzel kişilere ülkede mülk edinmehakkının tanınmadığı, yabancı gerçek kişilere de söz konusu hakkın 7 Sefer 1284(16 Haziran 1868) tarihli Tebaayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf OlmalarıHakkındaki Kanunla verildiği görülmektedir.
24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiş bulunan Lozan BarışAndlaşması Türkiyede yabancılar hukuku açısından yeni bir döneminbaşlangıcıdır. İmparatorluk döneminde kişi ve kurum olarak yabancılar hukukununönemli bir kesimini kapitülasyonlar oluşturuyordu. Osmanlı Devleti, türlügailelere neden olan kapitülasyonlardan kurtulmak için Birinci Dünya Savaşınınçıkmasını fırsat sayarak 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren "Kapitülasyonlarve daha sonra yapılan andlaşmalar ve temin edilen teamüller ve bunlarıntafsirleri ile Avrupa Devletler Umumi Hukukuna muhalif olan bütün yabancıimtiyazları kaldırdığını ve bu tarihten itibaren yabancı Devletler tebaasıhakkında Avrupa Devletler Umumi Hukuku hükümlerinin uygulanacağını. ilanetmişti. Ne varki, kapitülasyonlara sahip olan devletler tek taraflı olarakyapılan ilga işlemini kabul etmediler. Zaten bu tarihten çok kısa bir süresonra ittifak Devletleri safında savaşa katılan ve yenik düşerek MondrosMütarekesini ve bunu izleyen Sevr Andlaşmasını imzalamak durumunda kalanOsmanlı Devletinin, kapitülasyonlar konusundaki kararının da bir anlamıkalmamıştır.
Bilindiği üzere kapitülasyonlar Milli Kurtuluş Savaşı sonunda 24Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış bulunan Lozan Barış Andlaşmasının 28.maddesiyle kaldırılabilmiştir.
Sözü edilen Andlaşmaya ekli "İkamet ve Selahiyeti HakkındakiMukavelename"nin 3. maddesiyle yabancıların Türkiyede mal ve mülk edinmehaklarına ilişkin olarak "Türkiyede, diğer akide tebaasının kavanin venizamatı mahalliyeye tevfikan her türlü emvali menkule ve gayrimenkuleyiihraza, tasarrufa ve devre ve ferağa, hakları olacaktır; tebaai mezkûrebilhassa beyi ve mübadele ve hibe, vasiyet ile yahut diğer her suretle emvalimebhuseyi tasarruf edebilecekleri gibi ber mucibi kanun veraset tarikiyle veyahibe veyahut vasiyet suretiyle emvali mezkureye malik olabileceklerdir"hükmü getirilmiş; aynı mukavelenin 1. maddesinde ise "İşbu fasıldamünderiç ahkamdan her birinin Türkiyede diğer Düveli akide tebaa veŞirketlerine tatbiki, Düveli mezkure arazisinde Türk teba ve şirketlerihakkında tam bir muamelei mütekabile tatbiki şartı sarihine muallaktır"denilerek, 7 Sefer 1284 tarihli Kanunun benimsediği
tebaayı temsil sistemi yerine, Türkiyenin akit devletlerle tameşitliğinin bir tezahürü olarak siyasi (ahdi) mütekabiliyet esasıbenimsenmiştir.
Lozan Barış Andlaşmasıyla Misakı Milli hudutları içerisinde özgürve bağımsız bir devlet olarak varlığı tanınan Türkiye Cumhuriyeti millimevzuatını düzenleme çalışmalarının hemen başında Lozan Barış Andlaşmasındanyedi ay kadar sonra. 18 Mart 1924 tarihinde yürürlüğe konulan 442 sayılı KöyKanununun 87. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti tabiyetinde bulunmayan gerekşahıslar ve gerek şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin (eşhası hususiyeve hükmiye) köylerde arazi ve emlak almaları memnudur." şeklinde yer alanhükümle, yabancılara, Lozan Barış Andlaşmasıyla verilmiş bu konudaki haklaraoldukça kapsamlı bir sınırlama getirilmiştir.
Yabancıların Türkiyede mülk edinebilmeleri konusunda Lozan BarışAndlaşmasına bağlı "İkamet ve Selahiyeti Adliye HakkındaMukavelename" ile kabul edilmiş ahdi mütekabiliyet esası, sözü edilenmukavelenameye taraf olmayan devletler bakımından Tapu Kanunu ile Kanunimütekabiliyet esasına bağlanmış ve söz konusu hakka yeni bir takım sınırlamalardaha getirilmiştir.
Tapu Kanununun 35. maddesinde yer alan "tahdidi mutazammınkanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmak şartıyle yabancı hakikişahıslar Türkiyede gayrımenkul mallara temellük ve tevarüs edebilirler."şeklindeki hükümle, yabancı gerçek kişilere ülkede taşınmaz mal edinme hakkıtanınmıştır. Söz konusu hakkın kullanımı için yasanın aradığı koşullardanbirincisi, kanun ile getirilmiş kısıtlayıcı hükümlere uymak diğeri isekarşılıklılık (mütekabiliyet) tir.
Tapu Kanununun 35. maddesinde öngörülen genel sınırlamalar dışındayabancı gerçek kişilerin taşınmaz mal edinme hakları yönünden aynı Kanunun 36.maddesi de ayrı bir sınırlamayı içermektedir. Maddede "yabancı hakikişahıslar bir köye bağlı olmayan müstakil çiftliklere ve köy sınırları dışındakalan arazinin otuz hektardan çoğuna ancak Hükümetin izniyle sahip olabilirler.Kanuni miras bu hükümden dışarıdır. Adı geçen çiftlikler ve arazinin otuzhektardan ziyadesine vasiyet suretiyle veya mansup mirasçı sıfatıyla yabanıhakiki şahısların sahip olabilmesi de Hükümetin iznine bağlı olup izinverilmezse çiftlik ve bu fazla miktar tasfiye suretiyle bedele çevrilir"denilmektedir.
Maddenin içeriğine göre, kanuni mirasçı durumundaki yabancı, köyebağlı olmayan müstakil çiftliklere ve köy dışındaki arazinin otuz hektardanfazlasına Hükümetin iznine gerek olmaksızın sahip olabilecektir.
Yabancı, böyle bir taşınmazı satın alma veya bağış yoluyla iktisapetmek isterse Hükümetten izin almak zorundadır.
Yabancı mansup mirasçı veya lehine muayyen mal vasiyet edilen birkimse durumunda ise taşınmazın kendi adına intikalini yapabilmesi içinhükümetin izni aranır. İzin verilmediği takdirde müstakil çiftlik veya köydışındaki arazinin otuz hektardan fazlası bedele çevrilerek tasfiye edilir.
Otuz hektardan az olan araziyi köy dışında olmak kaydı ile yabancıtarafından mülk edinilebilir. Bütün bu hallerde de 35. maddedeki kanunimütekabiliyet şartı aranmaktadır.
Yabancı gerçek kişiler yönünden cari hukuki rejimin esaslarınıözetlemek gerekirse, denilebilir ki kanuni mütekabiliyet şartı ile yabancıgerçek kişiler şehir veya kasaba belediyeleri sınırları içerisinde miktartahdidi olmaksızın ya da yukarıda açıklandığı üzere, yerine göre hükümettenizin almak suretiyle veya hukuki durumuna ve arazinin miktarına göre izne hacetkalmaksızın da taşınmaz mal edinme imkanına sahiptirler. Yabancı gerçekkişilerin ülkemizde taşınmaz mal edinme haklarını kısıtlıyan yukarıda açıklananhükümler dışında, 18/12/1981 tarihli ve 2585 sayılı "Askeri Yasak Bölgelerve Güvenlik Bölgeleri Kanunu" 28 Mayıs 1927 tarihli ve 1062 sayılıHudutları dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin TürkiyedekiTebaaları Emlakine karşı Mukabele Bilmisil Tedbiri İttihazı Hakkında Kanun, 3Mart 1340 tarihli ve 431 sayılı Hilafetin ilgasına ve Hanedanı OsmaniyeninTürkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun, 11/2/1964tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununda da kısıtlayıcı bazı hükümlereyer verilmiştir.
Mevzuatımızda yabancı tüzel kişilere taşınmaz edinme hakkınıtanıyan genel bir kural yoktur ve ilke olarak yabancı şirketlerin Türkiyedearazi iktisap edemiyecekleri hususunda Türk doktrini de görüş birliğiiçerisindedir.
Osmanlı İmparatorluğundan intikal eden ve Lozan mektuplarıdoğrultusunda varlıkları Türkiye Cumhuriyeti Hükümetince tanınmış yabancılaraait dini, ilmi ve hayri müesseselerin emlaki Tapu Kanununun 3. maddesihükümlerine göre tüzel kişilikleri adlarına tescil edilmişlerdir.
Ancak, 12/3/1982 tarihli, 234 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu,7/3/1954 tarihli 6326 sayılı Petrol Kanunu ve 5/4/1973 tarihli ve 1702 sayılıPetrol Reformu Kanununda, bazı koşullarla yabancı şirketlere sınırlı olarakmülk edinme imkanı sağlanmak suretiyle yabancı tüzel kişilere ülkede taşınmazmal edinme imkanı vermemiş olan l6 Şubat 1328 (1913) tarihli "EşhasıHükmeyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanunu Muvakkat esaslarınabazı istisnalar getirilmiştir.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu ikamet ve ticaretanlaşmalarında mütekabiliyet ya da en ziyade müsaadeye mazhar milletesaslarından hareketle akit taraf tabiyetindeki şirketlerin birbirlerininülkesinde karşılıklı olarak tanınacağı ve bunların taşınmaz mal edinmehaklarına sahip olacakları kabul edilmiştir. Ancak bu hak; bulunduğu ülkemevzuatına uyulması, şirketin faaliyeti için taşınmaz edinilmesinin zaruriolması ve taşınmaz edinmenin şirketin gayesini oluşturmaması kaydı ile işlerlikkazanabilmektedir.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalara göre, sonuç olarak denilebilirki; Osmanlı İmparatorluğu döneminde; münferit irade ve fermanlarla yapılmışolan padişah insanları bir yana bırakılırsa yabancı tüzel kişilerin Osmanlıülkesinde mülk edinmelerine asla izin verilmemiş ve bu dönemde yabancıya mülkedinme imkanı veren herhangi bir andlaşma da yapılmamıştır. Yabancı gerçekkişilerin mülk edinmelerine imkan sağlayan 7 Sefer 1284 (1868) tarihli Kanununçıkarılmasında Osmanlı Devletinin o tarihlerde içinde bulunduğu sıkıntılar vekapitülasyonlarla yabancıların himayesini üstlenmiş bazı batılı devletlerinetkisi yadsınamaz.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise Lozan Barış Andlaşmasıyla, 7Sefer 1284 tarihli kanunun kabul ettiği tebaaya temsil sistemi yerini tam birahdi mütekabiliyet sistemi getirilmek suretiyle yabancının ülkede mülk edinmeimkanı kısmen sınırlanmış, sözü edilen andlaşmayla ahdi mütekabiliyet sisteminikabul eden Türkiye Cumhuriyeti bu andlaşmadan yedi ay kadar sonra, çıkardığıKöy Kanununda yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köyde gayrimenkul edinmeleriniyasaklamış, bu durum; yabancıların mülk edinmesi konusunda Lozan BarışAndlaşmasında kabul edilmiş esasların, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetininözgürlük ve bağımsızlığının tanınması pahasına verilmiş bir taviz niteliğitaşıdığını açıkça ortaya koymuştur. Böyle bir hükmün yeni kurulan Devlettemilli birlik ve beraberliğin korunması ve bilhassa sosyal ve kültürel açıdangelişmemiş ve Devlet denetiminin istenilen etkinlikte götürülemediği yörelerinyabancı unsurlara açık tutulmasının yaratabileceği bir takım sakıncalardanduyulan endişe nedeniyle getirildiğinde kuşku yoktur.
Köy Kanunu ile yapılmış olan bu sınırlamayı Tapu Kanununun 38.maddesindeki sınırlama izlemiştir. Yabancıların ülkede mülk edinmelerini mümkünmertebe sınırlama doğrultusunda Lozan Barış Andlaşmasıyla başlatılan hukuksiyasetinin günümüze dek sürdürüldüğü söylenebilir.
Yabancı tüzel kişilerin ülkede mülk edinemeyeceklerine ilişkinesasa bazı yasalarla getirilmiş bulunan istisnaların çok önemli milliyararlarımızla ilgili olduğu açıktır.
B - 3029 sayılı Kanunun 1. ve 2. maddelerinin Anayasanın başlangıçilkeleri ve 3. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırılığı sorunu :
Yabancıların ülkede mülk edinmelerine ilişkin mevzuatımız esaslarını,yabancı gerçek ve tüzel kişiler yararına sonuçlar doğuracak biçimde değiştiren3029 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddelerinin Anayasa ilkeleri yönündendeğerlendirilmesine girmeden önce, konuyla ilgili olarak, genellikle yabancılarhukukunda benimsenmiş sistemler, bu konuda. Anayasamızda yer alan temel ilkelerile Türk Yabancılar Hukukunun bir bölümünü oluşturan ikili ve çok taraflıandlaşmalarda gözetilen genel ilkelerden biri durumunda bulunan karşılıklılık"mütekabiliyet" prensibi üzerinde, bilhassa bu iptal sebebine hasrenkısaca durmak gerekmiştir.
Yabancıların, klasik insan hak ve özgürlüklerinden vatandaşlargibi yararlandırılması, günümüzde genellikle, bütün hukuk sistemlerince kabuledilmiş genel bir ilke niteliğine ise de; yerine göre kamunun çok yönlüçıkarları açısından çeşitli düşünceler, vatandaşlar bakımından sınırlanabilensöz konusu hakların, yabancılar yönünden de sınırlandırılması demokratikesaslara aykırı görülmemektedir. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindeyabancıyı ülkesinde barındıran Devlete bu imkan açıkça tanınmış bulunmaktadır.
Devletin asli - maddi unsurunu oluşturan ülkede yabancının arazive emlak edinmesinin ortaya çıkardığı siyasi, iktisadi, sosyal, hukuki ve maliçok önemli ve karmaşık sorunlar nedeniyle Yabancılar Hukukunda çeşitlisistemler gelişmiş ve devletler kendi milli çıkarlarına uygun gördükleri esasve yöntemleri benimsemişlerdir. Yabancıya ülkesinde mülk edinme hakkını hiçtanımayan Devletler olduğu gibi; yabancıya söz konusu hakkı vatandaş gibi(Tebaaya temsil) koşulsuz tanıyan kanuni ya da ahdi mütekabiliyet, önceden iznialma, yabancının alacağı arazinin miktar ve yerinin Devletçe belirlenmesi,ülkede yerleşme veya vatandaşlığa kabulünün mümkün olması gibi koşullarabağlamış olan Devletler de vardır. Yukarıda teferruatıyla açıklandığı üzere,yabancı gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz mal edinmeleri fiili ve kanunimütekabiliyet şartına bağlı idi.
İnsan hak ve özgürlüklerini vatandaş gibi yabancıya da tanımıbulunan Anayasamız 16. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, yabancılariçin, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir" ilkesinigetirmiştir. Anayasanın bu ilke ile gözettiği husus, temel hak ve özgürlüklerkonusunda yabancılar yönünden getirilecek sınırlamaların milletlerarası hukukauygun bulunması ve her halde bu sınırlamanın ancak kanunla yapılmasıdır.Milletlerarası hukuku da, Devletlerin taraf oldukları iki veya çok taraflıandlaşmalar, milletlerarası teamüller (örf ve adetler) medeni milletlerce kabuledilen ve temel hukuk prensiplerinden bulunan, iyiniyet, ahde vefa, kazanılmışhaklara saygı, Devletler Hukukunun iç hukuka üstünlüğü ilkeleri ve yardımcıkaynak sayılan ilmi ve kazai içtihatlar oluşturmaktadır.
Türk Yabancılar Hukukunun genel ilkelerinden olan karşılıklımuamele (mütekabiliyet) esası, öğretide en az iki devlet arasında uygulanan veherbirinin ülkesinde diğerinin vatandaşlarına aynı mahiyetteki haklarıkarşılıklı tanımalarını ifade eden bir prensip olarak izah olunmaktadır. Buprensibe göre; bir yabancının Türkiyede bir haktan yararlanabilmesi, Türklerinde o yabancının ülkesinde aynı tür ve nitelikte olan haklardan yararlanmasınabağlıdır. Karşılıklı muamele esası andlaşma ile (ahdi veya siyasi) ya dakanunla (kanuni veya fiili) olabilir. Hukukumuzda, kanuni karşılıklı muameleyabancı gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz mal edinme ve miras haklarıkonusunda da aranmaktadır.
Daha önce de açıklandığı üzere, Tapu Kanununun 35. maddesi hükmünegöre, yabancı gerçek kişiler; sınırlayıcı Kanun hükümlerine uymak vekarşılıklılık "mütekabiliyet" şartı ile ülkemizde şehir ve kasaba,belediye sınırları içerisinde taşınmaz mal edinebiliyorlardı. 3029 sayılıKanunun sözü edilen maddesine eklenen fıkra hükmüyle, hangi ülkeler bakımındanmütekabiliyet şartının uygulanmayacağını, alım ve satımlarda % 25i geçmeyecekşekilde Toplu Konut Fonu için alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esaslarıtespite Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Yeni düzenlemeye göre, Bakanlar Kurulunca, mütekabiliyet şartınınaranmayacağı belirlenen ülke uyruğu olan yabancılara sadece sınırlayıcı kanunhükümlerine uymak, toplu konut fonuna alım, satım bedeli üzerinden yineBakanlar Kurulunca saptanan fonu ödemek koşullarıyla şehir ve kasaba belediyesınırları içerisinde diledikleri kadar taşınmaz mal edinebilme imkanısağlanmıştır.
Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde köy sınırlarıiçerisinde arazi. ve emlak edinmelerini yasaklayan 442 sayılı Köy Kanununun 87.maddesine, yine 3029 sayılı Yasanın iptali istenilen 2. maddesiyle eklenenbenzer bir hükümle de, hangi bölge ve illerde 87. maddedeki kısıtlamalardan;daha doğrusu yasaklayıcı hükümden; hangi ülkelerin istisna edileceğini, toplukonut fonuna alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esasları tespite BakanlarKurulu yetkili kılınmış, ancak, köylerde tarımsal üretim amacına yönelik arazialımları fıkra hükmünün dışında tutulmuştur. Bu düzenlemeye göre de; BakanlarKurulunca yasak hükmünden istisna edilen ülke uyruklu gerçek ve tüzel kişiler,durumları Bakanlar Kurulunca tespit olunacak uygulama esaslarına uyduğutakdirde, ülkenin bu esaslarda belirtilen bölgenin ve illerin köylerinde, yinebelli edilen fonu ödemek ve tarımsal verim amacına yönelik bulunmamak şartıyle,miktar kaydı söz konusu olmaksızın arazi ve emlak edinebileceklerdir.
3029 sayılı Kanunun tasarı sevk gerekçesinde, sadece"...Kanunun 35 inci maddesine işlerlik kazandırılması aynı zamanda daToplu Konut Fonuna kaynak sağlaması," olduğu belirtilmiştir. Bu kısa veyalın gerekçelere göre yasalaşmış olan 3029 sayılı Kanun, yabancı gerçek vetüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz mal satın alabilmelerinde, tüm yetki veinsiyatifi Bakanlar Kuruluna bırakmıştır.
Bakanlar Kurulunca Yasanın uygulanmasına ilişkin esaslar tespitedilmediğine göre gerektiğinde peyderpey düzenleneceği anlaşılan uygulama esaslarıgenişletildikçe bedeli döviz olarak getirilmek şartıyla ülke topraklarındanönemli bir kısmının yabancı gerçek ve tüzel kişiler eline geçmesi sonucunudoğuracaktır.
Dava dilekçesinde, bu iptal sebebine ilişkin olarak özetle; ülkeile millet arasında bağlantı bulunduğu, ülkenin bu millet fertlerine aitolduğu, bu hükümlerden yararlanacak belli bölgelerde toprak alacak yabancılarıno bölgelerde çoğunluk sağlayıp etkinlik kazanabilecekleri, bu yöndekigelişmelerle yabancılar tarafından mülk edinilen ülke topraklarının ülkedenkopma durumuna gelebileceği, tarihte böyle olayların yaşandığı, Araptopraklarında yahudilerin bu yolla sağladıkları etkinlik sonucu İsrailDevletini kurmayı başardıkları, mütekabiliyet esasının, dünya milletlerailesinin eşit haklara sahip bir üyesi olmanın gereği bulunduğu,mütekabiliyetin olmadığı yerde eşitlikten söz edilemeyeceği dile getirilerek;3029 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddelerinin Anayasanın Başlangıç bölümünde yeralan Türkiye Cumhuriyetinin, -Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahipşerefli bir üyesi olduğuna dair ilke ile yine Başlangıç bölümünde yazılı--Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığınınDevleti ve ülkesiyle bölünmezliği- ilkesine ve "Türkiye Devleti, ülkesi vemilletiyle bölünmez bir bütündür," Milli marşı İstiklal Marşı"dırdiyen 3. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları hükümlerine aykırı olduğu ilerisürülmüştür.
Yabancının klasik insan hak ve özgürlüklerinden bazılarındanvatandaş gibi yararlandırılmamasının, bu hakların kimi sınırlama ya dakısıtlamalara tabi tutulmasının nedenlerini Devleti korumak, onun devamlılığınısağlamak gibi düşüncelerde aramak gerekir. Devletler arasında, ticari,iktisadi, askeri ve kültürel ilişkilerin olabildiğince arttığı, insancıldüşüncelerin son derece yaygınlaştığı günümüzde aynı mülahazaların büsbütüngücünü yitirdiği söylenemez. Tarih boyunca, devletler ülkelerindeki yabancıunsurlara kuşku ile bakmışlar, bazı hakları onlardan esirgemişler, bazılarınıise kimi koşullara, bağlamak suretiyle sınırlamışlardır. Sınırlamaya tabitutulan hakların başlıcalarından biri mülk edinme hakkıdır. Zira bu hak ülkedenilen yurt toprağıyla ilgilidir.
Ülke devletin asli ve maddi unsurlarından biridir. Ülke olmadandevlet olmaz. Ülke devlet otoritesinin geçerli olacağı alanı belli eder. Devletsahip olduğu kurucu unsur niteliğini taşıyan üstün kudretine dayanmak suretiyleülkede yerleşik olan ve devletin diğer asli - maddi unsurunu oluşturan insantopluluğunun güvenliğini ve yararını kollamak ve gözetmek durumundadır. Bu asligörevi nedeniyledir ki, ülke üzerinde egemenliğe dayalı üstün bir hakkasahiptir. Toprak ile alakalı konuda insan haklarına saygılı, ölçülü, adil birsınırlama Devlet için bir nefsi müdafaa tedbiri niteliğindedir, böyle birtedbirden vazgeçebilmek çoğu kez olası değildir.
Türkiye Cumhuriyetinin dünya milletler ailesine bağımsız birdevlet olarak kabulünün uluslararası belgesi Lozan Barış Andlaşmasıdır. Buandlaşmaya ekli İkamet ve Selahiyeti Adliye Hakkındaki Mukavelenamede;yabancıların ülkede mülk edinmeleri konusunda mütekabiliyet şartı öngörülmüş,bu tarihten sonra düzenlenen konu ile ilgili yasalarda ve yapılan bir çokandlaşmada mütekabiliyet şartı getirilmek suretiyle, karşılıklı muamele esası,gerek andlaşmalar hukuku, gerek mevzuu hukuk olarak Türk Yabancılar Hukukunungenel ilkelerinden biri haline dönüştürülmüştür. Tapu Kanununun 35.maddesindeki karşılıklılık ilkesi ve Köy Kanununun 87. maddesindeki yasaklayıcıhüküm sayesinde bu güne kadar ülke topraklarının büyük mikyasta yabancılareline geçmesi önlenebilmiştir.
Devletlerarası ilişkilerde karşılıklı muamele esası, devletlerinülkeleri üzerindeki egemenlik haklarının doğal sonuçlarından biridir.Devletlerin ilişkilerinde az ya da çok gelişmişlik, nüfus ve toprak büyüklüğüve öbür niteliklerinin nazara alınmaması, bunların birbirlerine eşit olduklarıprensibine dayanır.
Bir devletin, ülkesinde, yabancılara haklar tanımasının ve bukonuda karşılıklı muamele esasından vazgeçmesinin bir iç hukuk sorunu olduğugörüşü genelde yadsınamaz. Toprak edinme konusundaki mütekabiliyet esasınınbaşka konulardaki mütekabiliyet esasından farklı yönü, Devletin, ülke denilenasli maddi unsuruyla olan ilişkisidir. Söz konusu ilişki bu noktada farklı birdüşünce ve hassasiyeti zorunlu kılar. Bu koşullardan herhangi bir nedenle tektaraflı vazgeçmek, Devletler Hususi Hukukunda Yabancılar Hukuku alanına etkisizaruri eşitlik prensibini benimsememek anlamı taşır. Kaldı ki; bu alanda hakkınsüjesi bireylerdir. Kendi vatandaşına yabancı ülkede aynı hakkı sağlamadan,;ülkesinde yabancıya hak tanıması kolaylıkla savunulamaz.
Yabancı bir ülkede mülk edinmek, çoğu kez o ülkede seyahat etmek,çalışmak veya yerleşmek gibi isteklerin bir uzantısıdır. Ülkede mülk edinerekyaşamını kısmen ya da tamamen orada sürdürecek olan yabancının her türlüdavranışına katlanacak olan, onunla belli bir yöre ya da çevrede yaşamıpaylaşmak zorunda kalan vatandaş olacaktır. Bu itibarla vatandaşımızın, kendiülkesinde mülk edinmesine katlanamayan bir devlet uyruğundan her halde bu hakkınesirgenmesi gerekir. Aksine bir durum ise yabancıya tanınmış bir imtiyazsayılır.
Bakanlar Kurulunun 31/7/1984 tarihli ve 8350 sayılı kararıylayürürlüğe konulan yabancı hakiki şahısların mütekabiliyet şartı aranmaksızınTürkiyede gayrimenkul edinmeleri hakkında 3029 sayılı Kanunun uygulanmasınailişkin esasların sadece yabancı gerçek kişiler açısından ve sınırlı birbiçimde ele alınmış bulunmasının isabeti kuşkusuzdur. İktisadi konjoktürünneden olabileceği sıkıntılı dönemlerde, aynı mülahazalarla, uygulamaesaslarında yapılacak bir değişiklikle söz konusu hakkın kimi ülkeler veyabancı tüzel kişilere tanınması olasılığı gözden uzak tutulamaz. Bu takdirdeise durumun bazı olumsuz sonuçlar doğuracağını açıklamağa gerek görülmemiştir.
Yabancıya satılmış toprakların yasal yollardan yerine göre gerialınabilmesi olanağının varlığına güvenilemez. Yabancının her an kendidevletinin himayesinde olduğu dikkate alındığında böyle bir yola başvurmanındevletlerarası çetin sorunları davet etmesi kaçınılmazdır.
Anayasa'nın 176. maddesinde, Anayasanın dayandığı temel görüş veilkeleri belirten Başlangıç kısmının, Anayasa metnine dahil olduğu açıklanmışanılan maddenin gerekçesinde de Başlangıç kısmının, Anayasanın diğerhükümleriyle eşdeğerde olduğu vurgulanmıştır. Cumhuriyetin niteliklerinibelirleyen 2. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millidayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanandemokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti" kuralı ile Başlangıçtabelirtilen temel ilkeler Cumhuriyetin nitelikleriyle özdeşleştirilmiştir.
1982 Anayasasının 2. maddesinde, insan haklarına toplumun huzuru,milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde saygılı olunacağı hükmüne yer vermeksuretiyle 1961 Anayasasına, nazaran Devlet ve toplumun çıkarlarına önceliktanınmıştır.
Başlangıcın 5. paragrafında getirilen "- Millet iradesininmutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu vebunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, buAnayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmişhukuk düzeni dışına çıkamayacağı-" ilkesi ile tüm kuruluş ve kişilerin buhukuk düzeni dışına çıkması engellenmiştir.
Başlangıcın 4. paragrafındaki; Türkiye Cumhuriyetinin "-Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi- olduğuilkesiyle de devletin beşeri unsurunu oluşturan milletin diğer milletlerle hakeşitliğine sahip bulunduğu vurgulanmıştır.
Başlangıcın 7. paragrafında ise "- Hiçbir düşünce vemülahazanın Türk milli menfaatlerinin... karşısında korunma göremiyeceği-"ilkesi ile de Anayasanın öngördüğü hukuk düzeni içinde milli menfaatlerin herşeyin üstünde tutulması gereği belirlenmiştir.
Ülkede yabancının arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunugibi değerlendirilemez. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru,egemenlik ve bağımsızlığın simgesidir.
Karşılıklı muamele (mütekabiliyet) esası uluslararası ilişkilerdeeşitliği sağlayan bir denge aracıdır.
Yukarda açıklanan nedenlerle, değişik iktisadi politikalar vekendi olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz konut sorununda önemsiz birkaynak yaratmak maksadıyla ülke topraklarının yabancı unsurlar eline geçmesineimkan sağlayan 3029 sayılı Kanunun 1. maddesinde "Ancak hangi ülkelereyukardaki fıkradaki mütekabiliyet şartının uygulanmayacağını... tespiteBakanlar Kurulu yetkilidir." ile aynı Kanunun 2. maddesindeki "Hangibölge ve illerde bu maddedeki kısıtlamalardan hangi ülkelere istisna tanınacağını...tespite Bakanlar Kurulu yetkilidir" hükümlerine, Anayasanın 2. maddesikarşısında Başlangıçın 4. ve 7. paragraflarında yer alan Anayasanın yorumu veuygulamasında siyasal kadroların öznel değerlendirmelerini etkisiz bırakmakamacıyla getirildiği kuşkusuz bulunan temel ilkelere aykırı bulunmuştur.
Bu görüşe H. Semih Özmert, Orhan Onar, Mehmet Çınarlı ve MustafaŞahin katılmamışlardır.
Anayasanın 3. maddesine ilişkin aykırılık savı ise yerindebulunmamış, bu görüşe Muammer Turan katılmamıştır.
C - Anayasanın 7. maddesine aykırılık sorunu:
Tapu Kanununun 35. maddesine işlerlik kazandırılması ve aynızamanda Toplu Konut Fonuna kaynak sağlanması gerekçesiyle çıkarılmış bulunan;3029 sayılı Kanunun 1. Maddesiyle Tapu Kanununun 35. Maddesinin,
"Tahdidi mutazammın kanuni hükümler yerinde kalmamak vekarşılıklı olmak şartiyle yabancı hakiki şahıslar Türkiyede gayrimenkulmallarına temellük ve tevarüs edebilirler." Hükmüne;
"Ancak hangi ülkelere yukardaki fıkradaki mütekabiliyetşartının uygulanmayacağını, alım satımlarda % 25'i geçmeyecek şekilde TopluKonut Fonuna alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esasları tespite BakanlarKurulu yetkilidir.";
3029 sayılı Kanunun 2. maddesiyle, Köy Kanununun 87. maddesinin;
"Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmayan gerçek şahıslar,gerek şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin (eşhası hususiye ve hükmiye)köylerde arazi ve emlak almaları memnudur." hükmüne,
"Hangi bölge ve illerde maddedeki kısıtlamalardan hangiülkelere istisna tanınacağı, alım satımlarda Toplu Konut Fonuna en çok % 25'igeçmeyecek tutarda alınacak fon nispetini ve uygulamaya ait esasları tespiteBakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak bu fıkra hükmü tarımsal üretim maksadıylaiktisap edilmek istenen araziler için geçerli değildir."
Biçiminde birer fıkra eklenmiştir.
Bu iptal isteminin bu konudaki gerekçesinde özetle, 3029 sayılıYasanın 1. maddesinde, mütekabiliyet şartı aranmaksızın mülk edinme hakkınıntanınacağı yabancı ülkelerin, 2. maddesinde yine aynı şart aranmaksızın hangibölge ve illerde, hangi yabancı ülkeye mülk edinme hakkının tanınacağı veYasanın uygulama esaslarının tespitine Bakanlar Kurulunun yetkili kılındığı;oysa mülk edinecek yabancı ülkeler ile mülk edinilecek bölge ve illerinsaptanması konusundaki yetkinin doğrudan doğruya bir yasama yetkisi olduğu,
Anayasanın 91. maddesiyle tanzim edilen kanun hükmünde kararnameçıkarma, 115. maddesiyle tanzim edilen tüzük çıkarma ve 124. maddesiyledüzenlenen yönetmelik yapma yetkilerinin istisnai ve özel yetkiler olduğu veBakanlar Kurulunun ancak, bu yollarla düzenleme yapabileceği;
3029 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddeleriyle Bakanlar Kurulunaverilen yetkilerin kanun kuvvetinde kararname çıkarma, tüzük veya yönetmelikyapma yetkisi olmadığı, yasama yetkisi niteliğinde bulunduğu, her iki maddeninbu açıdan Anayasanın 7. maddesine aykırı olduğu,
İleri sürülmüştür.
3029 sayılı Kanunun getirdiği düzenleme ile, Türkiyede mülk edinmekonusunda, karşılıklı muamele (mütekabiliyet) esasının, hangi ülkelerbakımından uygulanmayacağını, Köy Kanununun 8. maddesindeki yasak hükmünememleketimizin hangi bölge ve illerinde, hangi ülkeler bakımından istisnatanınacağını tespite Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Bu düzenlemede; köylerde tarımsal üretim amacıyla yabancının araziiktisabını yasaklayan tek bir hüküm dışında ayrıntıya girilmemiş ve kanundagösterilmesi gereken bazı esaslar uygulamaya ilişkin hususlar gibi görülerek,bunların saptanması da Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır.
Bu durumda, kanuni sınırlayıcı hükümlere uyulmuş olmak kaydıyle,karşılıklı muamele (mütekabiliyet) esasının aranmayacağı belirtilen ya da yasakhükmünden istisna edilen ülke uyruğu gerçek ve tüzel kişiler ülkemizin heryerinde miktar kaydı söz konusu olmaksızın diledikleri kadar taşınmaz edinmeimkanına sahip olabileceklerdir. Keyfiyet, 3029 sayılı Yasanın 1. ve 2.maddelerine göre tamamiyle Bakanlar Kurulunun politik takdir ve tercihinebırakılmıştır. Bahusus Bakanlar Kurulu, Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak31/7/1984 tarihli, 8359 sayılı kararıyla yürürlüğe koyduğu esaslarla, altı ülkeiçin mütekabiliyet esasının aranmayacağını belirlemiş ve bu ülkelerin uyruklarıbu yasadan yararlanmak suretiyle kısa sürede memleketimizde mülk edinmişlerdir.
Şu hale göre çözümlenmesi gereken sorun, yasama organınca, ülketopraklarının yabancılara satışı konusunda 3029 sayılı Yasada düzenlenmesigerektiği halde boş bırakılmış alanların idarece düzenlenip düzenlenemiyeceği,dolayısıyle yasama yetkisi devrinin söz konusu olup olamayacağı hususunailişkin bulunmaktadır.
Gerçekten 3029 sayılı Yasa ile Bakanlar Kuruluna tanınan yetki sonderece sınırsızdır ve açık değildir. Yasada sadece Toplu Konut Fonuna alınacakmiktar belirlenmiş, diğer hususların tespiti yürütme organına bırakılmıştır.Bunlar arasında kanunla düzenlenmesi gereken yönler vardır. Uygulamanınyaygınlaştırılması durumunda yasama organınca düzenlenmesi gereken esaslarınneler olabileceği daha da belirgin hale gelmektedir. Yabancının alacağıarazinin azami miktarı, emlakin adedi, alınma amaçları Bakanlar Kurulunaverilen yetkinin devamı süresi, satın alınacak arazi ya da emlakin yeri, satınalmanın koşulları, devir ve ferağde uygulanacak ilkeler hep yasa iledüzenlenmesi gereken hususlardandır. Bütün bu yönlerde yasama organınınserinkanlı ve objektif değerlendirmesine gereksinim vardır.
Bakanlar Kurulunca, yürürlüğe konulan uygulama, esaslarında da, bukanuna göre edinilmiş olan gayrımenkullerin yalnız Türk vatandaşları ile bukanuna göre gayrımenkul edinme hakkına sahip olan yabancı ülkelerin hakikişahıslarına satılabileceğine dair 4. ve satışın dövizle yapılacağına ilişkin 5.maddesindeki esaslar, yürütmece düzenlenebilecek uygulama esaslarından saymakmümkün değildir. Öte yandan, mülkiyet hakkını sınırlayan bu esasların yasa iledüzenlenmesi Anayasanın 35. maddesi hükmü gereğidir.
Sorun; 1982 Anayasasına göre yetki ve görev olarak nitelenenyürütmenin, düzenleme yetkisi bakımından da ele alındığında farklı bir sonucavarmak mümkün değildir. 1982 Anayasasının 8. maddesinde yürütme sadece görevolmaktan öteye bir yetki olma gücüne de kavuşturulmuştur. Sözü edilen maddeyeilişkin gerekçede "... yürütme yasamaya taıbi bir organ olmaktançıkarılmış her iki kuvvetin Devlet faaliyetlerinin düzenlenmesinde eşitlik vedenklik içinde işbirliği yapmalarını öngören parlamenter hükümet sistemi bütüngerekleriyle ortaya konmuştur. Bu nedenle, yürütme 1961 Anayasasında olduğugibi bir görev olmaktan çıkarılmış, yürütme gerekli yetkilere sahip vekanunların kendine verdiği görevleri yerine getiren bir kuvvet olarakdüzenlenmiştir" denilerek idarenin gerekli bazı yetkilere sahip kılındığıvurgulanmıştır.
Yürütmeye bir yetki olma gücünü veren esaslar Anayasanın muhtelifmaddelerine serpiştirilmiş durumundadır. Bunlardan düzenleme ile ilgili olarakyeni Anayasanın getirdikleri olağanüstü haller ve sıkıyönetim sürecinceCumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun sözü edilen halleringerekli kıldığı durumlara hasren kanun hükmünde kararname çıkarmak, BakanlarKurulunun, vergi, resim, harç ve benzeri mali yüikümlülüklerin muaflık, istisnalarve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerde kanunun belirttiği yukarı veaşağı sınırlar içerisinde değişiklik yapmak, dış ticaretin ülke ekonomisininyararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla, ithalat, ihracat ve dış ticaretişlemler üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülüklerkoymak ve bunları kaldırmaktan gibi hususlardır.
Yürütmenin, tüzük ve yönetmelik çıkarmak gibi klasik düzenlemeyetkisi, idarenin kanuniliği ilkesi çerçevesinde sınırlı ve tamamlayıcı biryetki durumundadır. Bu bakımdan Anayasada, ifadesini bulan yukardaki ayrıkhaller dışında, yasalarla, düzenlenmemiş bir alanda, yürütmenin subjektifhakları etkileyen bir kural koyma yetkisi bulunmamaktadır. Yasa ile yetkilikılınmış olması da sonuca etkili değildir.
3029 sayılı Yasa ile uygulamaya ilişkin esasların tespiti yönündenyürütmeye verilen yetkinin genişliği ve belirsizliği apaçık ortadadır. Yasada,esasla alakalı bir çok yönler düzenlenmemiştir. Bu durum, açıkça bir yetkidevridir. Ve Anayasa'nın "Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye BüyükMillet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez..." biçimindeki 7. maddesineaykırıdır.
Bu görüşe H. Semih Özmert, Orhan Onar, Mehmet Çınarlı ve MustafaŞahin katılmamışlardır.
D - Anayasanın 16. maddesine aykırılık sorunu :
Dava dilekçesinde bu konudaki iptal istemine gerekçe olarak özetle: 3029 sayılı Yasa ile, Türkiye'de mülk edinme konusunda kimi ülke uyruklarınaayrıcalık niteliğinde haklar tanınması ve yerine göre bu hakların sınırlanmasıyetkisinin Bakanlar Kuruluna bırakılmış olmasının, Anayasanın "Temel hakve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunlasınırlanabilir." diyen 16. maddesine aykırı olduğu öne sürülmüştür.
Anayasanın sözü edilen maddesi ile ülkede bulunan yabancıların hakve hürriyetlerinin gerektiğinde vatandaştan farklı olarak düzenlenip,sınırlanabileceği ilkesi getirilmiştir. Madde hükmüne göre, temel hak veözgürlüklerin, yabancılar bakımından sınırlanmasının, milletlerarası hukukauygun olması ve her halde bu işlemin kanunla yapılması gerekmektedir.
3029 sayılı Kanun; Andlaşmalar Hukuku ve mevzuatımıza göreTürkiyede taşınmaz mal edinmeleri mümkün olmayan kimi ülke vatandaşlarınabelirli koşullarla, bu imkanı getiren, başka bir anlatımla. yabancılara yenihaklar sağlayan bir yasa niteliğindedir. Yasada, bu yolla mülk edinmişyabancının, mülkiyet hakkının Bakanlar Kurulunca sınırlanabileceğine ilişkinbir hükme yer verilmiş değildir.
Yasada mülkiyet hakkının sınırlandırılmasıyla ilgili bir hükümolmamasına ve bu konuda ülkeler arasında bir ayırım yapılmasının damilletlerarası hukuka aykırı düşen bir yönü bulunmamasına göre, bu noktayailişkin Anayasaya aykırılık savı yerinde bulunmamıştır.
E - Anayasanın 44. ve 45. maddelerine aykırılık sorunu :
Anayasanın toprak mülkiyeti ile ilgili 44., tarım, hayvancılık veüretim dallarında çalışanların korunmasıyla alakalı 45. maddelerinde yer alanve apayrı amaçlarla getirilmiş bulunan ilke ve kurallara aykırılık iddiası davarit görülmemiştir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu vs Yargılama UsulleriHakkında Kanunun 29. maddesinin ikinci fıkrası, bin kanunun belirli madde veyahükümlerinin iptali bu kanunun bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamamasısonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesinin; bunlarında iptaline karar verebileceğinihükme bağlamaktadır.
2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi ile 442 sayılı KöyKanununun 87. maddesine birer fıkra eklenmesi hakkındaki 21/6/1984 tarihli ve3029 sayılı Kanunun 1. ve 2. maddelerinin Anayasaya esas bakımından aykırılığınedeniyle iptali cihetine gidilmiş olduğuna göre dört maddeden oluşan kanununyürürlük tarihine ve yürütülmesine ilişkin 3. ve 4. maddelerinin uygulamaolanağı kalmamaktadır.
Bu nedenle, dava ve iptal hükmü kapsamı dışında kalan 3. ve 4.maddelerinde de iptali gerekmektedir.
V- SONUÇ :
21/6/1984 günlü, 3029 sayılı 22/11/1934 tarihli ve 2844 sayılıTapu Kanununun 35 inci maddesi ile 18/3/1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanununun87 nci Maddesine Birer Fıkra Eklenmesi Hakkında Kanunun,
A - 1. ve 2. maddelerinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline,H. Semih Özmert, Orhan Onar, Mehmet Çınarlı ve Mustafa Şahinin karşıoylarıylave oyçokluğuyla;
B - Anılan Kanunun 1. ve 2. maddelerinin iptali nedeniyle 3. ve 4,maddelerinin uygulama olanağı kalmadığından, 2949 sayılı, Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama, Usulleri Hakkında Kanunun 29. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca bu maddelerin de iptaline oybirliğiyle;
13/6/1985 gününde karar verildi.
Başkan
H. Semih ÖZMERT
Başkanvekili
Orhan ONAR
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Kenan TERZiOĞLU
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Selahattin METİN
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Mustafa ŞAHİN
KARŞIOYYAZISI
1 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve hürriyetlerden yalnızca,Türk vatandaşları tarafından kullanılabilecek olanları açıkça göstermiş;bunların dışında kalan hak ve hürriyetlerden yabancıların da vatandaşlar gibifaydalandırılmalarını esas kabul etmiştir.
Mesela, Anayasa'nın 68. maddesinde "Vatandaşlar, siyasi partikurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden çıkma hakkınasahiptir." denilerek sözü edilen hakların yalnızca Türk vatandaşlarıncakullanılabileceği açıklanmış bulunduğu halde, 35. maddesinde herkesin mülkiyetve miras haklarına sahip olduğu belirtilerek, bu konuda vatandaşlarlayabancılar arasında bir ayırım yapılmamıştır.
Anayasanın 16. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin, yabancılariçin, milletlerarası hukuka uygun olarak, kanunla sınırlandırılabileceğindenbahsetmektedir. Burada, kanun koyucuya yabancıların hak ve hürriyetlerini,milletlerarası hukuka uygun olarak sınırlayabilme yetkisi verilmiştir. Bu hükmedayanılarak, yabancıların temel hak ve hürriyetlerinin (bu arada mülk edinmehaklarının) mutlaka sınırlandırılması gerektiği ileri sürülemez.
Anayasamız meseleyi kanun koyucunun takdirine bırakmıştır. Kanunkoyucu, elbette memleketin yüksek menfaatlerini de düşünerek, yabancıların,Anayasa ile vatandaşlara hasredilmiş olanlar dışındaki temel hak vehürriyetlerini (bu arada mülk edinme haklarını) çıkaracağı kanunlarlasınırlandırabileceği gibi; böyle bir sınırlandırmayı gereksiz de görebilir.
Anayasamız yabancıların taşınmaz mal edinmeleri hususunda özel birhüküm getirmemiştir. Bu konuda düzenlemeler yapmak, Anayasanın yukarda sözünüettiğimiz 16. maddesi gereğince, tamamiyle kanun koyucunun yetkisi içindedir.Kanun koyucunun bu yetkisine, milletlerarası hukuka uygun olma şartından başka;bir sınır da konulmamıştır.
22/11/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesindeyabancı hakiki şahısların Türkiyede gayrimenkul mal edinmelerinin karşılıklılık(mütekabiliyet) şartına bağlanmış olması Anayasaya uygun bulunduğu gibi, davakonusu olan 21/6/1984tarihli ve 3029 sayılı Kanunla bu maddeye eklenmiş olanfıkrada Bakanlar Kurulunca tespit edilecek bazı ülkeler vatandaşlarınınTürkiyede gayrimenkul mal edinmelerinde mütekabiliyet şartının aranmayacağınınkabul edilmiş olması da Anayasaya aykırı değildir.
Aynı şekilde, yabancıların köyle de arazi ve emlak almalarının,18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 87. maddesi ile yasaklanmışbulunması kadar, 21/6/1984 tarihli ve 3029 sayılı Kamunla bu yasağa bazıistisnalar getirilmiş olması da Anayasaya uygundur.
Öte yandan, kanun koyucunun Anayasayla verilen takdir yetkisinikullanarak çıkardığı kanunların yerinde ve gerekli olup olmadığını denetlemekve bu konuda hüküm tesis etmek Anayasa Mahkemesinin görevleri içinde dedeğildir.
2 - Anayasanın 176. maddesindeki açıklık karşısında, Anayasanındayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten Başlangıç kısmının, Anayasa metninedahil bulunduğunu kabul etmek gerekirse de, burada, amaçlanan sözü edilen görüşve ilkelerin bağımsız birer hüküm gibi uygulanmaları değil, Anayasamaddelerinde yer alan hükümlerin yorumlanmasında bu görüş ve ilkeleringözönünde tutulmasıdır. Nitekim, sözü edilen Başlangıç kısmında "buANAYASA :" diye başlayıp görüş ve ilkeleri sıralayan cümlenin "FİKİR,İNANÇ VE KARARLARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlaksadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, ... emanet ve tevdi olunur."sözleriyle bitmesi de bu görüşümüzü doğrulamaktadır.
Anayasanın Başlangıç kısmında Türkiye Cumhuriyetinin "Dünyamilletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi," olduğundanbahsedilmiş bulunmasından, Devletimizin yabancılar hukukuyla ilgili bir hükmükoyar veya kaldırırken mutlaka ve her zaman mütekabiliyet şartını aramasıgerektiği sonucu çıkarılamaz.
Bir devletin, elde ettiği veya edeceği bazı haklar ve çıkarlarıgözönünde tutarak, belli konularda, mütekabiliyet şartından kendi arzu veiradesiyle vazgeçmiş bulunması, o devletin "Dünya milletler ailesinin eşithaklara sahip şerefli bir üyesi" olarak özelliğini ortadan kaldırmaz.
Devletlerin eşitliği, bağımsız devletlerin büyüklüğü, bünyesi vehükümet şekli gözönünde tutulmaksızın müşterek Devletler Hukuku bakımından aynıhaklara sahip ve aynı vecibelere muhatap olmalarını, aynı hukuki statü içindebulunmalarını ifade eder.
Günümüzde devletler toprak mülkiyeti ile egemenlik haklarının birbirinin tamamlayıcısı olduğu hakkındaki klasik görüşten ülke çıkarlarınıngerektirdiği nispette ve bununla sınırlı olarak uzaklaşmaktadırlar. Öte yandan,yabancılar hukukunda karşılıklılık (mütekabiliyet) şartının vazgeçilmez birilke olduğu düşüncesine artık itibar edilmemektedir.
Nitekim, öteki devletler gibi, Türkiye Cumhuriyeti de yabancılarlailgili başka bazı konularda da mütekabiliyet şartını aramaya gerek görmemiştir.
3 - Anayasa'nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi Türk Milleadına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."denilmiş; 16. maddesinde de; temel hak ve hürriyetlerin, yabancılar için,milletlerarası hukuka uygun olarak, kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Köy Kanununun 87. maddesi ile Tapu Kanununun 35. maddesiyabancıların Türkiye'de mülk edinme haklarını sınırlandırmış, 3029 sayılı Kanunise, Bakanlar Kurulunca tespit edilecek bölge ve illerde, yine BakanlarKurulu'nca tespit edilecek ülkelerin vatandaşları için bu sınırlamalarkaldırılmıştır.
Burada sınırı koyan da, bazı hallerde kaldırılmasına cevaz verenkanundur, kanun koyucunun kendisidir. Yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerihakkında, kanunlarda yazılı olmayan yeni sınırlar getirme yetkisi BakanlarKurulu'na verilmemiş olduğuna göre, yasama yetkisinin devrinden de sözedilmemesi gerekir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 21/6/1984 tarihli ve 3029 sayılıKanunun Anayasaya aykırı olmadığını düşündüğümüzden, aksi yönde oluşan ve sözügeçen Kanunun iptaliyle sonuçlanan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Başkan
H. Semih ÖZMERT
Üye
Orhan ONAR
Üye
Mehmet ÇINARLI
EKGEREKÇE
Taşınmazlar (toprak, ülke) üzerindeki hak ve yetkiler çok veçeşitli olmakla beraber, bu hak ve yetkiler birbirleriyle ilgilidir;birbirlerine etki ve tedahül eder :
Hususi hukukun düzenlediği şahsi (icar ve isticar) haklar, aynihaklar (mülkiyet ve mahdut ayni haklar), haciz hakları birbirleriyle ilgili veetkili olduğu gibi;
Aynı taşınmazlar üzerinde, ulusal kamu hukukunun, köy, kasaba veşehir idarelerine ve Devlete tanıdığı hak ve yetkiler de (idari irtifaklar,tahsis etme ve kamulaştırma hak ve yetkileri) öncekilerle tedahül eder. Onlarlabüyük ölçüde etkileşir.
Devletler Umumi Hukukumuz kabul ettiği hak ve yetkiler de(egemenlik ve benzeri) aynı şekilde diğer bütün hak ve yetkilerle etkileşir.Onlarla geniş ölçüde tedahül ettiği, tarih boyunca ve halen yaşanmakta olan birolgu ve gerçektir. (Devletlerin büyüklüğü, güç ve kuvvetleriyle birlikte, hak,hukuk ve adalet duyguları da bu olgu ve gerçekleri ortaya çıkarmaktadır).
Köy, kasaba ve şehir sınırlarının saptanmasında taşınmazlarüzerindeki mülkiyet ve intifa haklarının büyük rolü olduğu gibi, il, ilçe vebucak genel idareleri sınırlarının saptanmasında da tüzel ve genel haklar veyetkiler gözetilir. Aksi takdirde sınır tespitine ait kararlardaki : "taraflarınbirbirlerinin sınırları içinde kalan özel ve genel hakları saklıdır,"şeklindeki ifadeler sık ve sürekli olarak vukubulacak sınır uyuşmazlıklarını veasayişe müessir büyük, ağır, toplu ve silahlı olayların çıkmasını önleyemez.
Devletler ve bilhassa komşu devletler arasında da, özel hukukuntanıdığı hak ve yetkiler devletler umumi hukukunun tanıdığı hak ve yetkilerde,sınırların oluşmasında büyük ölçüde etkili olur.
Gerçi, yeni devletlerin ortaya çıkması veya mevcut devletlerinbölünmesi ve sınırlarının saptanmasında güç ve kudretin de büyük etkinliğiolduğu bir gerçektir. Fakat, yeni devletlerin ortaya çıkmasında veya mevcutdevletlerin sınırlarının saptanmasında mülkiyet, intifa, tahsis, idari irtifakvs. hak ve yetkilerin büyük ve önemli rol oynadığı gözden uzak tutulamaz.
Bizim, tarihi, coğrafi ve stratejik durumumuz ve koşullarımız;topraklarımız üzerinde diğer devletlerin uzun zamandan beri ve halen yaşanmaktaolan çeşitli oyunlarının sürmesi, bu hususlara daha fazla dikkat edilmesinigerektirmektedir. Bu itibarla ülke toprakları, esas itibariyle TürkiyeCumhuriyeti uyrukluğunda olanların elinde kalmalıdır.
Çok istisnayi olarak (yüksek menfaatlerimizin veya uluslararasıhukukun zorunlu kılması hallerinde) ;
Türkiye Cumhuriyetinin neresindeki topraklardan ne kadarını, bellisebep ve amaçlarla, hangi devlet uyrukluğundaki kişilere satılmasının veyatahsis edilmesinin; "Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devletive ülkesiyle bölünmezliği esasının ve "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiylebölünmez bir bütündür. hükmünü ihlal etmeyeceği çok daha özel, somut, sınırlı,ayrıntılı bir şekilde yasama organınca saptanması gerekir. Aksi takdirde ülketopraklarının devletten kopması tehlikesi gereği kadar gözönüne alınmamışolunur.
Gerçi, Bakanlar Kurulunun da aynı yüksek menfaatleri gözeteceğidüşünülebilir. Fakat, kanımca, bizim Anayasamız Devletin, ülkenin, milletinbölünmezliği esasını koruma ve kollama görev ve yetkisini ilk önce ve başta,yasama organına vermiş ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiniöngörmüştür.
Bu nedenlerle; dava konusu kanun hükümleri, Anayasanın 7 ncimaddesine olduğu kadar 3 üncü maddesine, bu maddenin metin, ruh ve maksadına daaykırıdır.
Bu ek gerekçelerle çoğunluk kararına katılıyorum.
Üye
Muammer TURAN
KARŞIOY YAZISI
Devletler, kendi ülkelerinde yabancıların arazi iktisabı konusundadeğişik, sistemler kabul etmişlerdir. Örneğin "tebaai temsilsistemi". Bu sistemde vatandaşlara tanınan hakların aynısı yabancılara datanınmakta ve bu hususta siyasi veya teşrii başkaca bir karşılıkaranmamaktadır.
"Mütekabiliyet," sistemi; siyasi, teşrii veya fiiliolabilen bu sistemde ecnebilere uygulanan muamele karşılıklılık esasınadayanmaktadır.
Bu iki ana kuralın dışında, yabancılara miras ya da vasiyet yoluile arazı iktisabına cevaz veren veyahut önceden izin alınmasını öngören;arazinin kullanma biçimini şart koşan, edinilecek araziyi miktar itibariyletahdit eden, coğrafi bölge sınırı getiren sair tali sistemler de vardır.Devletlerin değişik ve çeşitli hal ve durumlarının gerekleri doğrultusundakabul edildikleri kuşkusuz olan bu sistemlerin hemen hepsinde, toprak mülkiyetiile egemenlik hakkının iç içe düşünülmediği, keza mütekabiliyet şartınınyabancılar hukukunda vazgeçilmez bir unsur olmadığı fikrinde birleşildiği görülmektedir.
Anayasamızın 16. maddesinde aynen "Temel hak ve hürriyetler,yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilirdenilmektedir. Genel düzenlemeye nazaran konuyu özel biçimde düzenlenmesisebebiyle Anayasanın diğer maddelerine tercihen uygulanması gereken bu maddeyegöre, milletlerarası hukuka uygun olmak şartıyle, yabancıların temel hak vehürriyetlerinin hangi sebeplerle ve ne ölçüde sınırlandırılmasınınlazımgeleceği hususu tamamen yasama organımın takdirine bırakılmıştır. O haldekanun koyma yönünden milletin egemenlik hakkını temsil eden yasama organı,herhangi bir alan ve işlem çeşidiyle bağlı olmaksızın yapacağı kanununiçeriğini ve yaratacağı muhtemel hukuki sonuçlarını serbestçe tayin ve takdirhakkına sahipti. Evvelce bu alanların yasa veya diğer kural işlemlerledüzenlenmiş olması, kanun koyucunun bu yetkiyi kullanmasına engel değildir.Zira. "Zaman ve mekan ihtiyaçlarından doğan ve o zaman ve mekanın kıymethükümlerine tabi olan objektif kaidelerin değişmezliğine ilişkin hiç bir kuralhukuken geçerli değildir." Her insan eserinde olduğu. gibi kanunlar dazamanla eskiyerek hikmet ve gayesini yitirebilir. Toplumsal hayatın gelişmesineve halihazır ihtiyaçlarına cevap veremeyecek duruma geldiği için değiştirilmesizarureti hasıl olabilir. Nitekim, böyle bir zaruret doğmuş ve bu sebeple 3029sayılı Kanunun 1. maddesiyle 22/11/1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun"Tahdidi mutazammın kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmakşartıyla yabancı hakiki şahıslar Türkiyede gayrımenkul mallara temellük vetevarus edebilirler," diyen 35 inci maddesi hükmüne Ancak hangi ülkelereyukardaki mütekabiliyet şartının uygulanmayacağını tespite Bakanlar Kuruluyetkilidir," ve yine 3029 sayılı Kanunun 2. maddesiyle de, 15/3/1924 tarihve 442 sayılı Kanunun "Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmayan geçekşahıslar gerek şahıs hükmünde olan ve şirketlerin (eşhası hususiye ve hükmiye)köylerde arazi ve emlak almaları memnudur" diyen 87. maddesi hükmüne"Hangi bölge ve illerde bu maddedeki kısıtlamalardan hangi ülkelereistisna tanınacağını tespite Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak, bu fıkra hükmü,tarımsal üretim maksadıyla iktisap edilmek istenen araziler için geçerlideğildir," istisnaları eklenmiştir. Anayasanın 8. maddesi hükmünce,yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu tarafından yerinegetirileceğine göre, kanunları, yürütme organı için uygulanacak birer metindeğil, hareket alanını belirleyen kurallar olarak nitelemek gerekmektedir.Çünkü Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun varlık sebebi, münhasıran kanunlarıuygulamak değil, belki kamu hizmetlerini yerine getirmektir. Bu nedenle,yürütme organını bir takım yetkilerle donatan kanunların yapılması mümkün vehatta zaruridir. Çünkü yürütme kamu hizmetlerinin teknik yapısının gerektirdiğieylem ve işlemleri yapmak ve bu alanda en uygun yöntemi bulmak hakkınasahiptir. Diğer bir ifadeyle, yürütme kamu hizmetlerini yerine getirirken kamuyararı doğrultusunda hareketle onu gerçekleştirmek durumundadır. Kamu yararıanlayışı bir kaya gibi sabit ve değişmez değildir. Zamana ve hizmetinyürütüldüğü yere ve ortama göre değişen bir karaktere sahiptir. Bu itibarla,yürütme organının üstlendiği hizmeti kamu yararına uygun olarak yerinegetirilebilmesi için belli alanlarda serbestliğe ve günün şartlarına adapteolabilecek bir esnekliğe sahip bulunması gerekir. Esasen, kamu hizmetlerininnitelik ve nicelik bakımından iyice yoğunlaştığı çağımızda kanunların idarifaaliyet sahasındaki bütün çözümleri önceden görüp düzenlemesine imkan dayoktur,
Nitekim günün ihtiyaçları karşısında bu gerçekleri dikkate alankanun koyucu, arzu etmese bile, daha önce de 3029 sayılı kanunda olduğu gibibazı kanunlarımızda benzeri istisnalara yer vermek zorunda kalmıştır. Örneğin,12/3/1982 tarihli ve 2834 sayılı "Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8.maddesinin (E) fıkrasında "Turizm bölgesinde ve turizm merkezlerindekitaşınmaz malların iktisabı 442 sayılı Köy Kanunu ile 2844 sayılı Tapu Kanunundayer alan yabancı uyruklularla ilgili tahditlerden Bakanlar Kurulu kararı ileistisna edilebilir" denilmiş ve böyle bir fıkranın eklenmesi "Köy veTapu Kanunlarında yabancı tebaalı kimselerin arazi ve emlak sahibiolamayacaklarına dair bulunan hükümlerin bu kanundan faydalanacak müesseselerhakkında uygulanması maksadı aksatacak mahiyette görüldüğünden bunlardanistisna sağlamak üzere bir fıkra eklenmiştir" gerekçesinedayandırılmıştır.
7/3/1954 tarihli ve 6328 sayılı "Petrol Kanunu"nun 8.maddesi; petrol hakkı sahibine, petrol ameliyatı için gerekli arazinin ancak kullanmahakkının iktisabına izin vermekte iken bilahare 6987 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikle yabancı petrol şirketlerine petrol sahalarındaki arazininmülkiyetini iktisap hakkı tanımıştır. Aynı madde 5/4/1973 tarihli ve 1702sayılı Petrol Reformu Kanunu ile "...Ancak diğer kanunlarda aksine birhüküm bulunmadığı takdirde, petrol hakkı sahibi özel mülkiyet konusu arazininsahibi ile anlaşmak suretiyle mülkiyetini de iktisap edebilir." biçimindeyeniden düzenlenmiştir. Köy ve Tapu Kanunlarındaki bu kısıtlamalara rağmen"İkamet, ticaret ve seyrisefain" konularında milletlerarasıandlaşmalarla İsviçre, Finlandiya, Romanya, Danimarka, Norveç, Belçika,Yunanistan, Mısır, Rusya ve İranlı hakiki ve hükmi şahıslara arazi iktisabıhakkı tanınmıştır. Bütün bunlar, yabancılar hukukunda mütekabiliyetin aranıparanmamasının her devletin iç hukuk meselesi olduğu, bu ilkelerden tek taraflıvazgeçme keyfiyetinin devletin egemenliği ile ilgisinin bulunmadığı, toprakmülkiyeti ile egemenlik hakkını birbirinden ayırmak gerektiği, mütekabiliyetunsurunun yabancılar hukukunun vazgeçilmez bir şartı olmadığı; Anayasanın 16ncı maddesinin sarahatı karşısında, yabancıların temel hak ve hürriyetlerinesınırlama getirilmesinin kanuni bir mecburiyet olmadığı, şayet getirilecekse bununancak kanunla yapılabileceği, kanun çıkarılmasına gerek kalmaksızın düzenleyiciidari kural işlemlerle dahi yabancılara haklar tanınabileceğini benimseyenyorum ve görüşleri kuvvetlendiren örneklerdir. Açıklanan bu nedenlerle 3029sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerinin iptali, Anayasaya aykırılıktan ziyade"yerindelik denetimi" açısından ele alındığı inancı ile çoğunlukkararına muhalif kaldım.
Üye
Mustafa ŞAHİN