ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 1984/4
Karar Sayısı : 1984/9
Karar Günü : 20/9/1984
R.G. Tarih-Sayı :21.02.1985-18673
İtiraz yoluna başvuran : Antalya Asliye 1. Hukuk Mahkemesi.
İtirazın konusu : 17 Şubat 1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin506. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
I - OLAY :
Miras bırakan 29/6/1979 günü ölmüş, mirasçı olarak, dört çocuğukalmıştır.
Miras bırakan sağlığında 15/12/1970 günü, 11400 metre kareyüzölçümündeki tarlasını iki oğluna 1500 lira; 11500 ve 9300 metre kareyüzölçümündeki diğer iki tarlasını da bu oğullarından birisine 1500 lirabedelle satmıştır.
Miras bırakanın ölümünden sonra iki mirasçısı tarafından, butarlaları satın alan öteki mirasçılara karşı, 13/5/1880 günlü dilekçeyleAntalya Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nde Türk Medeni Kanunu'nun 507/4. maddesiuyarınca, tenkis davası açılmıştır.
Mahkemece görevlendirilen bilirkişi, terekeye giren tüm taşınmazmalların değerlerini saptayan bir rapor düzenlemiştir. Bu rapordaki verileresas alınarak düzenlenen ikinci bir bilirkişi raporunda : Miras bırakanınsağlığında davalılara satış şeklinde göstererek temlik ettiği taşınmaz mallarınsatış bedelleriyle rayiç bedelleri arasında önemli farklar bulunduğu; temlikinsaklı pay kurallarını ihlal amacıyla yapıldığı; bu temlikler nedeniyledavacıların saklı paylarına tecavüz edildiği; olayda Türk Medeni Kanunu'nun506. maddesini uygulama olanağı bulunduğu belirtilmiştir.
Taşınmaz malların paylaşılmasına olanak bulunup bulunmadığınınsaptanmasının mahkemece bilirkişilerden istenmesi üzerine düzenlenen raporda,dava konusu taşınmazların 1605 sayılı Kanunun 7 ve 8 inci maddelerine ilişkinyönetmelik hükümleri karşısında bölünemeyecekleri bildirilmiştir.
Davalılar vekilinin esasa ilişkin istemini içeren 24/3/1983 günlüyazıda "...gerek 507/4. maddesinin koşulları olmadığı yani saklı paykurallarını bertaraf etmek amacıyla yapılan bir temlikin olmadığı ve gereksetasarruf nisabını aşan bir temlikin olmadığı gözetilerek davanın reddine kararverilmelidir.
Meğer ki, mahkeme bunlara rağmen 507/4. madde şartları bulunduğunuve tasarruf nisabının aşıldığı kanaatini taşıyorsa, herbir taşınmazın ayrı ayrıbölünemeyeceğini taşınmazları şüyulu olarak taraflar adına tescil edilmesininmümkün olmadığı (yani herkesin bağımsız tapuya bağlanması koşulunun olaydabulunmadığı) .. sunulan Yargıtay kararları gözetilerek talebin murisin ölümtarihindeki bedele dönüştürülmesi suretiyle - ki bu bedeli ödemeye hazırız -aynen gayrımenkulün tenkisen iadesine ilişkin talebin reddine kararverilmesini..." denilmektedir.
Davacılar vekilinin 26/12/1983 günlü oturumda Medeni Kanunun 506.maddesinin Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğunu öne sürmesi üzerineAnayasa'ya aykırılık savını ciddi bulan Mahkeme, 12/3/1984 günlü oturumdaAnayasa Mahkemesi'ne başvurmaya karar vermiş ve bu konudaki gerekçeli kararıylabirlikte dosyadaki belgelerin onanlı örneğini bir karar verilmek. üzere AnayasaMahkemesi'ne yollamıştır.
III - YASA METİNLERİ :
A - İtiraz konusu yasa hükmü :
17 Şubat 1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 506.maddesi şöyledir :
"Madde 506 - Kıymetine noksan gelmeksizin taksimi kabilolmayan muayyen bir mal vasiyet edilip de işbu vasiyet tenkise tabi olursa;lehine vasiyet yapılan kimse, dilerse tasarruf nisabı miktarını nakden alır,dilerse tenkisi lazım gelen miktarın kıymetini verip o malı talep eder."
B - Dayanılan Anayasa kuralı :
"Madde 35 - Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz"
IV - İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca Ahmet H.Boyacıoğlu, H. Semih Özmert, Necdet Darıcıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, HüseyinKaramüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Yekta Güngör Özden,Orhan Onar, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin, Servet Tüzün,Mahmut C. Cuhruk ve Osman Mikdat Kılıç'ın katılmalarıyla 12/4/1984 günündeyapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işinesasının incelenmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçeli başvurma kararıve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen yasa hükmü, dayanılan Anayasakuralları, bunlarla ilgili yasama belgeleri ve öteki metinler incelendiktensonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A - İtiraz konusu kuralın incelenmesi :
İtiraz konusu yasa kuralının Anayasa'ya uygunluk denetimindengeçirilmesi için, önce yasa hükmünün anlamının incelenmesi, içeriği vekapsamının açıklıkla ortaya konulması gerekmektedir.
Türk Medeni Kanunu'nun Ondördüncü Babının "müteveffatarafından yapılan tasarrufların iptal ve tenkisi başlıklı Altıncı Fasılındayer alan, 502-504 üncü maddelerle tenkis davasının koşullarını, 505-511 incimaddelerle tenkisin hükümlerini düzenleyen kurallar getirilmiştir."Muayyen bir şeyin vasiyeti" kenar başlıklı 505. madde uygulamayıkimi koşulların gerçekleşmesine sağlamıştır.
Bu koşullardan ilki belirli bir mal vasiyet edilmiş olmasıdır."Vasiyet", "Muayyen malda tasarruf gibi terimlerle de ifadeedilen belirli mal vasiyeti Türk Medeni Kanunu'nun 464. maddesinin ilkfıkrasında açıklandığı gibi, bir kimsenin ölüme bağlı bir tasarrufla başka birkimseye, onun mirasçı nasbetmeksizin, belirli kazandırılmalarda bulunmasıdır.
Belirli mal vasiyetiyle tasarruf nisabının aşılması ve vasiyetedilen malın değeri eksilmeksizin paylaşılmasına olanak bulunmaması durumundauygulanacak kural, Türk Medeni Kanunu'nun itiraz konusu 506. maddesindeöngörülmüştür. Maddede belirli bir mal vasiyetinden söz edilmekle birlikte,koşulları varsa sağlar arasında yapılan temliklerde de bu kuralın uygulanacağıöğretide ve uygulamada kabul edilmektedir. Medeni Kanunun 507. maddesinde,"Mahfuz hisse kaidelerini bertaraf etmek kasdıyla yapıldığı aşikar olantemliklerin de ölüme bağlı teberrular gibi tenkise tabi olduğu belirtildiğinegöre, bu gibi durumlarda; tenkis hükümlerini düzenleyen kurallardan birisi olan506. maddenin de uygulanması doğaldır. Nitekim, itiraz yoluna başvuranmahkemenin elindeki davada sağlar arası temlik söz konusudur. Miras bırakansağlığında dava konusu taşınmaz mallarını davalılara satmıştır. Yapılanbilirkişi incelemesi, satılan taşınmaz malların satış bedelleri ile rayiç bedelleriarasında önemli farklar bulunduğunu, temlikin saklı pay kurallarını ortadankaldırmak amacı ile yapıldığını açığa çıkarmıştır. Böylece, ilk planda TürkMedeni Kanunu'nun 507. maddesinin 4. bendinin, taşınmaz malın paylaşılmasınaolanak bulunmaması nedeniyle de, itiraz konusu 506. maddenin uygulanması sözkonusu olmuştur.
İtiraz konusu kuralın öngördüğü bir başka koşul, vasiyet edilenmalın paylaşılmasına olanak bulunmamasıdır. Bu duruma vasiyet edilen malınniteliği, yasal düzenleme ya da malın paylaşılması değerinin eksilmesine nedenolabilir.
Yapılan vasiyetle saklı paya tecavüz edilmiş olması da itirazkonusu kuralın uygulanması için gerekli koşullardan birisidir. Bir kimseninölümünde malvarlığının, hak ve borçlarının kimlere geçeceği konusunu düzenleyenmiras hukukunda iki temel sistem vardır :
Kişiyi koruyan ve mülkiyet hakkına ağırlık veren sistemde kişiye,sağlığında olduğu gibi ölümünden sonrası için de malları üzerinde özgürcetasarruf edebilme, mirasçılarını dilediği gibi seçme hakkı tanınır. Bu sistemdede yasal mirasçılar vardır. Ancak, mirasın onlara geçmesi miras bırakanın bukonuda tasarrufta bulunmamasına bağlıdır.
Aileyi koruyan ve miras hakkına ağırlık veren sisteme göre,kişinin ölümüyle tüm malvarlığı kendiliğinden ailesine, kanunda belirtilenyakınlarına geçer. Kişinin malvarlığının ölümünden sonra kime ait olacağıkonusunda tasarrufta bulunmaya hakkı yoktur.
Bu görüşlerden hiçbirisi, herhangi bir hukuk sisteminde uzun sürekatı bir biçimde. uygulanma olanağı bulamamıştır. Bugün tüm ülkeler busistemlerden birisini esas alıp, diğer görüşlerden de geniş ölçüde etkilenerekmiras hukukuna ilişkin kuralları belirlemişler; kişinin sağlığında malvarlığıüzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkı ile miras bırakanıntasarrufları sonucu yakınlarının mirastan yoksun kalıp, ekonomik koşullarınınağırlaşmasını önlemek gereğini uzlaştırmaya çalışmışlardır. Bu yapılırken,temel ilke olarak hangi sistemin benimsendiği konusu, pratik sonuçlar doğuracakniteliktedir.
Kişiyi ve mülkiyet hakkını ön planda tutan görüşe ağırlık verenülkelerin medeni' kanunlarında, miras bırakanın malları üzerindeki tasarrufyetkisi asıldır. Mirasın yasanın öngördüğü kişilere intikali miras bırakanın bukonuda tasarrufta bulunmamış olmasına bağlıdır. Kuşkusuz bu sistemde de mirasbırakanın malvarlığının belli oranları mirasçılar yararına onun tasarruflarınakarşı korunmuştur. Ancak bu olgu, mirasçılara miras bırakanın malvarlığınınakı!betini tayin konusundaki iradesini değiştirme yetkisi vermez. Mirasçılarsaklı paylarının değerleri oranında tereke alacaklısı olurlar ve bu miktarıisteme konusunda alacak hakları doğar.
Saklı pay sistemi olarak da anılan bu sisteme karşılık aileyikoruyan ve miras hakkına ağırlık tanıyan tasarruf nisabı sisteminde, mirasbırakanın ölümüyle malvarlığının kanuni mirasçılara intikal edeceği ve Saklıpay sahibi mirasçıların kendiliğinden mirasçı sıfatını kazanacakları genel ilkeolarak kabul edilmektedir. Bu sistemde, saklı pay, alacak hakkı almayıp ayrıbir haktır. Bu hakka tecavüzün yaptırımı, miras bırakanın tasarrufunun yasalsınırlara indirilmesinin ve saklı payın tereke mallarından aynen verilmesininsağlanmasıdır. Bu sistemde de miras bırakana malvarlığının belli oranı üzerindetasarrufta bulunma yetkisi tanınmıştır. Ancak, tasarruf yetkisi istisnainiteliktedir ve yararına tasarrufta bulunulan kimse için ayni hak yaratmaz.
Türk Medeni Kanunu'nun temel, ilke olarak hangi sistemibenimsediği konusunda değişik görüşler vardır. Bir görüşe göre, Medeni Kanunaileyi korumak ilkesinden hareketle tasarruf nisabı sistemini esas almıştır.Karşı görüş yanlıları Medeni Kanunun kişiyi koruyan saklı pay sisteminibenimsediğini savunurlar. Üçüncü bir görüşe göre, kimi durumlarda busistemlerden biri, kimi durumlarda diğeri esas alınarak bu iki görüş uzlaştırılmış,karma bir sistem getirilmiştir.
Açılan tenkis davasında vasiyet olunan şeyin kıymetine noksangelmeden bölünmesine olanak bulunmadığının anlaşılması durumunda Medeni Kanunun508. maddesi kendi yararına vasiyet yapılan kimseye seçme hakkı tanımaktadır.Bu kişi dilerse tasarruf nisabı miktarını para olarak alacak, dilerse indirimigereken miktarın değerini ödeyip o malı isteyecektir. Seçme hakkı kamu düzeniniilgilendirmediğinden, miras bırakan bu hakkı saklı pay sahibi mirasçılarabırakabileceği gibi kendisi de kullanabilir. Seçimlik hak yenilik doğuranhaklardandır. Bu hakkın sonuç doğurması için ilgilinin irade beyanını tektaraflı olarak, belli bir biçime bağlı olmaksızın, belirtmesi yeterlidir.
B - Anayasa yönünden inceleme :
İtiraz konusu kuralın Anayasanın 35. maddesine aykırı olduğu ilerisürülmektedir. Maddeye göre "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz Bu kuralın gerekçesindemirasla ilgili olarak :
"Maddede mülkiyet ve miras hakları, diğer temel haklar gibive onlar derecesinde düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine bağlanmıştır."
"Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır, özel birşeklidir. Bu nedenle mülkiyet ve miras aynı maddede ard arda düzenlenerekAnayasal güvence altına alınmıştır."
"Miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız halegetirilmesi, miras hakkının ortadan kaldırılması önlenmek istenmiştir."denilmektedir.
Miras hakkının yerleşmiş bir kurum olarak niteliğinin bilinmesinedeniyle Anayasada konu fazla işlenmemiş, ayrıntılar Kanun'a bırakılmıştır.Miras hakkı, miras bırakacak olana, ölümünden sonra malvarlığının kanundabelirtilen yakınlarına ya da belli ölçüde kendi seçeceği kişilere; ailebireylerine, yakınlarının ölümü halinde malvarlığının, en az kanunda öngörülenölçülerde, kendilerine geçeceği yolunda güvence sağlar. Bu genel kavram içinde,miras hakkı bir yandan, mülkiyet, öte yandan aile kurumuyla ilişkilidir.Mirasın mülkiyet ve aile kurumlarıyla olan bu ilişkileri, kendi aralarındaçekişme içindedir. Mülkiyet kurumu, kişinin ölümünden sonrası için demalvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilmesini gerektirirken,ailenin korunması kavramı, aile üyelerinden birisinin ölümü halindemalvarlığının diğer üyelere geçmesini gerektirir. Medeni Kanun'un itiraz konusu506. maddesinin uygulanacağı durumlar bu çelişkinin tipik örnekleridir.
Miras bırakan mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı tasarrufyetkisini kullanarak, bölünmesi halinde değeri düşecek bir malı vasiyetetmiştir. Yapılan bu vasiyetle tasarruf nisabı aşılmışsa, malın paylaşılmasınada olanak bulunmadığına göre, durum ne olacaktır'
Bu konuda değişik olasılıklar düşünülebilir : Mirasçılara seçimlikhak tanımak; kendi yararına bu tür mal vasiyet edilen kişiye seçimlik haktanımak; vasiyet konusu malı satıp bedelini paylaştırmak.
Medeni Kanun, y ararına vasiyet yapılan kişiye seçimlik haktanıyarak, bir yandan miras bırakanın iradesine uyulmasını, öte yandanmirasçıların saklı paylarının korunmasını sağlamaya çalışmıştır. Maddeninöngördüğü sistem eleştirilip daha değişik bir yöntem önerilebilir. Ancak, bueleştirilerin Anayasaya uygunluk denetimini etkilemeyeceği tabiidir.
Anayasamızın 35. maddesi en az miras hakkı kadar mülkiyet hakkınıda güvence altına almıştır. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi Mirashakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır Öncelikle mülkiyet hakkı tanınıp güvencealtına alınmalıdır ki, miras hakkından söz edilebilsin. Mülkiyetin asıl hakolmasına, miras hakkının mülkiyetin bir uzantısı, bağımlısı niteliğindebulunmasına göre mülkiyet hakkı, en az miras hakkı kadar, gereksizsınırlandırmalara karşı korunmalıdır. Durum böyle olunca, miras hakkınısağlamak amacıyla da olsa, mülkiyet hakkının aşırı ölçüde sınırlandırılması buhakkı kullanılmaz duruma getirir.
Öte yandan, belirli mal vasiyet edilen kişiye 506. maddeninöngördüğü seçimlik hakkın tanınmasıyla miras hakkının zedelendiği ilerisürülebiliyorsa; miras bırakanın iradesine karşın, vasiyet edilen malın iadesive böylece seçimlik hakkın mahfuz hisse sahiplerince kullanılmasıyla damülkiyet hakkının zedeleneceği iddia edilebilir. İtiraz konusu. kural bu ikikarşıt yararı dengelemek amacıyla kanun koyucunun yaptığı bir tercihinifadesidir.
Medeni Kanun'un 506. maddesinin uygulanacağı durumlarda, saklıpaylarına tecavüz edilen mirasçılara ayni bir hak tanınmayıp şahsi bir haktanındığından hareketle de 506. maddenin Anayasaya aykırı olduğu sonucunavarılamaz. Anayasamızda, miras konusunda aileyi koruyan sistemin benimsendiğiyolunda herhangi bir belirti bulunmamaktadır. Anayasanın "aileninkorunması" başlıklı 41. maddesine dayanarak da böyle bir sonuca erişmeolanağı yoktur. Esasen Anayasalar bu tür ayrıntılarla ilgilenmezler. MedeniKanun'da bile bu konuda açıkça bir seçim yapılmamış, zaman zaman sistemlerdenbirine ya. da diğerine ağırlık verilmiştir. Anayasamızda genel bir ifade ile,herkesin mülkiyet ve miras hakkı vardır biçiminde belirtilen bu hak, mirasbırakmak ve mirastan yararlanmak haklarını kapsadığı gibi belli ölçüde mirasçıatamak ya da mallarını vasiyet etmek hakkını da kapsar. İtiraz konusu maddemiras hakkının değişik yönlerini uzlaştıran bir kural getirmiştir.
Seçimlik hakkın yalnızca bir tarafa verilmesi, bu hakkın doğasıgereği olduğuna göre, itiraz konusu kuralın eşitlik ilkesine aykırı olduğu dasöylenemez. Kaldı ki, bu hakkın davacıya verilmesi aynı sakıncayı doğuracak,para değerinin düşmesinin sonuçlarına bu kez davalı katlanmak zorundakalacaktır.
Davaların uzun sürmesi ve hızlı enflasyon nedeniyle, 506. maddeninuygulandığı durumlarda, davalıların haklarından fazlasını alırlarkendavacıların haklarını alamadıkları bir gerçektir. Ancak, buna dayanarak itirazkonusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu söylenemez. Enflasyonun bu tür sonuçlardoğurması tenkis davalarına özgü olmayıp, tüm alacak borç ilişkilerindekendisini gösterir. Borcun doğduğu anla, ödendiği an arasında paranın değeriçoğu kez önemli ölçüde düşmekte, alacaklılar için haksız sonuçlar doğmaktadır.Bu duruma rağmen, tüm bu alacak borç ilişkilerinin Anayasayla tanınan bellihakları zedelediği sonucuna varılamaz. Kaldı ki, ne davaların uzun sürmesi, neenflasyon hızındaki artış itiraz konusu kurala bağlanamaz. Aksine, itirazkonusu kural, diğer pek çok alacak borç ilişkisi gibi enflasyondan etkilenendurumundadır. Normal dönemlerde olağan sonuçlar veren bu kural, kendi dışındakiyüksek enflasyon olgusunun etkisiyle amaçlanmayan sonuçlar verebilmektedir.Ancak bunu itiraz konusu kurala bağlamak olanağı yoktur.
VI - SONUÇ:
17 Şubat 1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 506.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine,
20/9/1984 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
Ahmet H. Boyacıoğlu
Üye
H. Semih Özmert
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
Hüseyin
Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Yılmaz Aliefendioğlu
Üye
Yekta Güngör Özden
Üye
Orhan Onar
Üye
Muammer Turan
Üye
Mehmet Çınarlı
Üye
Selahattin Metin
Üye
Servet Tüzün
Üye
Mahmut C. Cuhruk
Üye
Osman Mikdat Kılıç
Üye
Mithat Özok