ANAYASAMAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1985/11
Karar Sayısı: 1986/29
Karar Günü : 11.12.1986
R.G. Tarih-Sayı :18.04.1987-19435
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90 üyesi.
İPTAL DAVASININ KONUSU : 9.5.1986 günlü, 18749 Sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 35.1986 günlü, 3194 Sayılı "İmar Kanunu"nun 8., 21., 22.,24., 25., 26., 27., 44., 46., 47., 48. maddeleri ile Geçici 5. ve 7.maddelerinin Anayasanın kimi maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline kararverilmesi istemidir.
II- YASA METİNLERİ :
A- İptali istenen yasa kuralları :
351985 günlü, 3194 sayılı Kanunun 8., 21., 22., 24., 25., 26.,27., 44., 46., 47., 48. maddeleri ve Geçici 5. ve 7. maddeleri şöyledir :
"Madde 8- Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasındaaşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini,yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve altyapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekligördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilâtı yapar veya yaptırır.
b) İmar planları; Nâzım İmar Planı ve Uygulama İmar Planındanmeydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarınauygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulamaimar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye Meclisinceonaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediyebaşkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Biraylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığıncabelediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş güniçinde inceleyerek kesin kararabağlar.
Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlarvalilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğütakdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespitedilen ilan yerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içindeplanlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları veplanlan onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdakiusullere tabidir.
Kesinleşen imar planlarının bir kopyası Bakanlığa gönderilir.
İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idareleringörevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veyabir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecekücret karşılığında isteyenlere verir"
"Madde 21- Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden veya yeminliserbest mimarlık ve mühendislik bürolarından yapı ruhsatiyesi alınmasımecburidir.
Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması dayeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanıartmıyorsa ve nitelik değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabiolmaz.
Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama,döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatıonarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallinhususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerindebelirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsatatabi değildir.
Belediyeler veya valilikler mahallin veya çevrenin özelliklerinegöre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dışcephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeyeyetkilidir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da buhükme tabidir"
"Madde 22- Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik veyayeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına yapı sahipleri veya kanunivekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece; tapu (istisnaihallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimarî proje, statik proje,elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlıkroki eklenmesi gereklidir.
Belediyeler veya valiliklerce veya yeminli serbest mimarlık vemühendislik bürolarınca ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlışbulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapıruhsatiyesi verilir.
Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibarenonbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ilebildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattanitibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir"
"Madde 24- Bu Kanunun dördüncü bölümünde öngörülen yapıruhsatiyesi ile ilgili görevler, gerektiğinde Bakanlıkça belirlenecekbelediyelerde ve illerde, belediye ve valiliklerin yanısıra yürütmek üzerekurulacak yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına verilir.
Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları en az onikiyıllık fiili meslek tecrübesi olan inşaat mühendisi ve mimarlar tarafındankurulabilir.
Nüfus ve iş yoğunluğunun fazla olduğu il ve ilçelerde birden çokyeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosu kurulması Bakanlığın müsaadesinebağlıdır.
Bir ilçede, iş azlığı sebebiyle yeminli serbest mimarlık vemühendislik bürosu kurulamadığı veya kurulmuş büro kapandığı takdirde, çevreilçelerden bir yetkili büro, Bakanlıkça görevlendirilebilir.
Yeminli serbest, mimarlık ve mühendislik bürolarına inşaatındurdurulması veya yıktırılması görevleri verilemez. Bu bürolar ve görevlileriimar planı ve proje hazırlayamazlar. Fennî sorumluluk üstlenemezler, müşavirlikve müteahhitlik yapamazlar.
Bu Kanunda yetki ve görev verilen yeminli serbest mimarlık vemühendislik büroları elemanları, bu görevlerini ifa ederken Devlet memurusayılırlar. İşledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibicezalandırılırlar. Ayrıca bu suçları işleyen büro sahibinin ise bürolarıkapatılır; bir daha büro açamazlar. Suçu işleyen büroda çalışan görevliler ise;bunlar bu çeşit bürolarda bir daha görev alamazlar.
Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının görevsürelerinin tespiti ve denetimi Bakanlığa aittir"
"Madde 25- Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları 4sınıfa ayrılır.
Birinci, ikinci ve üçüncü sınıf yeminli serbest mimarlık vemühendislik büroları, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin mütalaasıalınarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca, dördüncü sınıf yeminli serbestmimarlık ve mühendislik büroları Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca resensınıflandırılır.
Bu sınıflandırmada, her büronun yetki çevresi içindeki nüfusyoğunluğu ile işin teknik niteliği esas tutulur.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı her iki yılda bir bürolarındurumunu inceleyerek, yeniden yapacağı sınıflandırmayı Resmî Gazete ile ilaneder.
Yeni sınıflandırma ilan oluncaya kadar, eski sınıflandırmaya göreuygulama yapılır"
"Madde 26- Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veyayaptırılacak yapılara, imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan vemevzuata aykırı olmamak üzere mimarî, statik, tesisat ve her türlü fennîmesuliyeti bu kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesikaydıyla avan projeye göre ruhsat verilir.
Devletin güvenlik ve emniyeti ile Türk Silahlı Kuvvetlerininharekât ve savunması bakımından gizlilik arzeden yapılara; belediyeden alınanimar durumuna, kat nizamı, cephe hattı, inşaat derinliği ve toplam inşaatmetrekaresine uyularak projelerinin kurumlarınca tasdik edildiği, statik vetesisat sorumluluğunun kurumlarına ait olduğunun ilgili belediyesine veyavaliliklere yazı ile bildirildiği takdirde, 22 nci maddede sayılan belgeleraranmadan yapı ruhsatı verilir.
Her türlü sanayi kuruluşuna; varsa bölge planı ve imar planınagöre, planı olmayan yerlerde ise, valilikçe verilen ön izinden sonra avanprojesine göre belgeleri incelenerek belediye, valilikler veya yeminli serbestmimarlık ve mühendislik bürolarınca ruhsat verilir"
"Madde 27- İmar planına göre toplam inşaat alanı, bodrum kathariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrum ile iki katıaşmayan binalarda; belediye veya valilikler veya yeminli serbest mimarlık vemühendislik bürolarından ruhsat alınması mecburiyeti yoktur. Yapı sahibiinşaata başladığını ilgili daireye bir dilekçe ile bildirir. Bu dilekçede projeve eklerine uygun bina yapılacağını ve fennî mesuliyetin tekeffül edilmişolduğunu belirtmek ve harç ile vergileri yatırmış bulunduğunu gösterirbelgeleri aynı dilekçeye eklemek zorundadır. Ayrıca dilekçeye inşaatı yapılacakbinanın projesini ekler, belediye kendisine müracaat edildiğine dair bir belgeverir.
Ruhsata tabi olmama yapı sahibini ve fennî mesulünü imar planınave mevzuata aykırı yapı yapma mesuliyetinden ve mükellefiyetinden kurtarmaz.
Yapı, mevzuata ve plana aykırı yapıldığı takdirde belediye veyavaliliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir ve derhal mühürlenerekdurdurulur. Durdurma yapı tatil zaptının yapı yerine asılması ile yapı sahibinetebliğ edilmiş sayılır. Bu tarihten itibaren yapı sahibi yapıyı onbeş güniçinde mevzuata uygun hale getirmek zorundadır. Mevzuata uygun halegetirilmediği veya mühürlenmiş inşaata devam edildiği takdirde belediye encümeniveya belediye sınırları dışında il idare kurulu kararı ile yapının mevzuataaykırı kısımları derhal yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.
Belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köydesürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralardayaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat veiskân ruhsatı aranmaz. Ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması vemuhtarlıktan izin alınması gerekir"
"Madde 44- I- a) Enerji, sulama, tabiî kaynaklar, ulaştırmave benzeri hizmetlerle ilgili tesisler ve müştemilatından hangileri için ruhsatalınmayacağı,
b) İmar planlarında okul, cami, sağlık, spor, sosyal ve kültüreltesisler ile kamu kuruluşlarının yapıları için ayrılacak yerler ve bu konu ileilgili diğer hususlar,
c)Arazi ve arsa düzenlemesinin uygulanma şekil ve şartları,
d)Ruhsata tabi olmayan yapılarda uyulacak esaslar,
e)Müteahhit sicillerinin şekil ve şartları,
f) İmar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerintespiti ve imarla ilgili diğer hususlar,
g) İmar planlarında parsel cepheleri tayin edilmeyen yerlerdeyapılacak ifrazların asgarî cephe genişlikleri ve büyüklükleri,
h) Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının teşkili, bubürolarda çalışacak personelin nitelikleri, hizmet karşılığı ücret tarifesi,çalışma esasları ve diğer hususlar,
i) Yerleşme alanları ile ilgili genel esaslar,
j) Halihazır harita alımı ve imar planlarının yapımınıyükümlenecek müellif ve müellif kuruluşların ehliyet durumlarının yenidendüzenlenmesine ait esaslar,
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
II- 38 inci maddede sayılan sorumluların dışında kalan fenadamlarının görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlık ile Milli Eğitim Gençlik veSpor Bakanlığınca birlikte çıkarılacak yönetmelikte yetki sınırları dahilindetespit edilir.
III- Otopark ayrılması gereken bina ve tesisler ile diğer hususlarBakanlıkça çıkarılarak yönetmelikte tespit edilir.
Otopark yapılmasını gerektiren bina ve tesislerin neler olduğu,otopark ihtiyacının miktar, ölçü ve diğer şartları ile bu ihtiyacın nasıltespit olunup giderileceği ise, bu yönetmelikte belirtilir"
"Madde 46- Bu Kanunla 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 6 ncımaddesine göre kurulan organlar kaldırılmıştır. Bu kuruluşların görev vesorumlulukları aşağıda belirtilen çerçeve dahilinde İstanbul Büyük Şehir veilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca yürütülür.
Şöyle ki : 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 2 nci maddesindebelirlenen ve 2271983 onay tarihli plana göre Boğaziçi alanında gösterilen"Boğaziçi Sahil Şeridi" ve "öngörünüm" bölgelerindekiuygulamalar İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca, "gerigörünüm" ve "etkilenme" bölgelerindeki uygulamalar da ilgiliİlçe Belediye Başkanlıklarınca yapılır"
"Madde 47- 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 3 üncü maddesinin"f" ve "g" fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
f) Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğugöz-önüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir.
g) Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2'denaz olmamak, ifraz işlemleri yapılmamak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı)azami % 6 ve 2 katı (H = 650 m. irtifaı) geçmemek şartı ile "konut"inşaatı yapılabilir. Blok adedi serbesttir.
Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasatabidir. Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir.
Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanununun ilgilimaddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, buişlemler yalnızca İstanbul Büyük Şehir Belediyesince avan ve tatbikatprojelerine göre yapılır"
"Madde 48- 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 10 uncu maddesiaşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 10- "Geri görünüm" bölgesinde Taban Alan KatSayısı (T.A.K.S.) azami % 15 ve 4 katı (H = 1250 m. irtifaı),"Etkilenme" bölgesinde ise gene Taban Alanı Kat Sayısı (T.A.K.S.) %15 ve 5 katı (H = 1550 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut yapılabilir. Dahaönce belediyeye bilâbedel terk edilmiş veya edilecek olan alanlar bu hesabadahil edilir. Hesabat brüt alan üzerinden yapılır. 11.1982 den sonra alınmış"Yüksek Anıtlar Kurulunun" kararları ile 227.1983 onay tarihli plandakazanılmış haklar saklıdır.
Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanununun ilgilimaddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, buişlemler yalnızca ilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca avan ve tatbikatprojelerine göre verilir.
Gerekli görüldüğü takdirde "Boğaziçi Alanı" için yapılanplanların revize edilmesi "Geri görünüm" ve "etkilenme"bölgelerinde 3030 sayılı Kanuna göre, "sahil şeridi" ve"öngörünüm" bölgelerinde İstanbul Büyük Şehir Belediyesincehazırlanarak Belediye Meclisinin kararı ve Belediye Başkanının onayından sonra"Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu" onayı ile yürürlüğe girer.
İlgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşları, BüyükŞehir Belediye Başkanlığında bir ay süre ile ilan edilen "SahilŞeridi" ve "öngörünüm" bölgeleri ile ilgili planlara itirazedebilir. Ancak, itirazlar yürürlüğü durdurmaz. Belediye Başkanlığını planıitirazları ile inceler ve görüşünü de ekleyerek Belediye Meclisine sunar.Belediye Meclisi durumu bir ay içinde inceleyerek karara varır. Netice, BüyükŞehir Belediye Başkanının ve Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulunun onayıile kesinleşir.
Plan değişiklikleri de aynı usule göre yapılır.
İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu : Başbakan veya görevlendireceğiBaşbakan Yardımcısı veya bir devlet bakanı başkanlığında Milli Savunma,Bayındırlık ve İskân, Kültür ve Turizm, Ulaştırma, Tarım Orman ve Köyişleri,Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlarından oluşur. Kurulun sekreterya göreviniBayındırlık ve İskân Bakanlığı yürütür.
Boğaziçi İmar Müdürlüğünün bütçesi, personeli ve gelirleri deİstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aktarılır"
"Geçici Madde 5- Belediye hudutları ve mücavir sahalar içindeveya dışında bulunan gedik ve zeminler (örfü belde - paftos) tamamen yıkılıpyok olarak (müntafi ve münhedim) varlıklarını kaybedip kaybetmediklerinebakılmaksızın bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunurlar.
Tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz mallardaki zemin hakları bedeleçevrilmiştir.
Zemin hakkı bedeli, ait olduğu taşınmaz malın zemine ait son emlakvergi değerinin 1/5'idir. Bu şekilde belirlenecek zemin hakkı bedeli, tapuidaresince gedik sahibinin müracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emanetenmillî bir bankaya yatırılır. Müracaat edilmediği takdirde zemin sahibi lehinekanunî ipotek tesis edilir.
Zemin hakkı bedelinin 1/4'ü peşin bakiyesi en geç üç yıl içindeyıllık eşit taksitlerle ödenir ve bu bedele bankaca vadesiz mevduat faiziuygulanır. Peşin miktar ve taksitler 40000 TL. dan az olamaz. Bu işlemlerdensonra tapu sicilinde gerekli terkin ve tashihler resen yapılır.
Bankaya emaneten yatırılan veya ipotekle temin edilen zemin hakkıbedeli üzerindeki iddialar genel hükümlere tabidir"
"Geçici Madde 7- İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında 2981sayılı İmar Affı Kanununa göre başvurulan yapılar, aynı Kanunun 3 üncümaddesinin İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile ilgili kısmı 2863 sayılı Kültürve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 2981 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin(f) fıkrasına göre ve bitmiş olmaları koşulu ile ve 5 misli bina inşaat harcıalınarak af kapsamına dahil edilir. Aynı Kanunun ilgili ekli cetveline göreharç ayrıca tahsil edilir. Afla ilgili Boğaziçi alanındaki tespit ve değerlendirmeişlemleri mutlaka ilgili belediyelerce yapılır ve en geç 6 ay içindetamamlanarak sonuçlandırılır.
Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar aynı gaberi içinde kalmakşartı ile tam kata iblağ edilir. Ancak teras kullanma hakkı daha önce tapuyatescil edilmemiş olan çatı katı malikleri emlak vergisi için beyan edilen dairebedelinin daire metrekaresine bölünerek bulunan bir metrekare değerininkazanılan alan ile çarpımı sonucu bulunan değeri hisse nispetlerine göre diğerkat maliklerine öder. Kendileri bulunmadıkları takdirde bu bedel isimlerinemillî bir bankaya yatırılır"
B- Dayanılan Anayasa Kuralları :
"Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millîdayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürkmilliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir"
"Madde 7- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye BüyükMillet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez"
"Madde 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar"
"Madde 43- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarınıçevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir"
"Madde 56- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesiniönlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyalkurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi içinkanunla genel sağlık sigortası kurulabilir"
"Madde 88- Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu vemilletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisindegörüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir"
"Madde 125- İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargıyolu açıktır.
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek AskerîŞûranın kararları yargı denetimi dışındadır.
İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirimtarihinden başlar.
Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunundenetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil veesaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlemniteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasınakarar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaşhalinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ileyürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür"
"Madde 128- Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğerkamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduklarıkamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğerkamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğerözlük işleri kanunla düzenlenir.
Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları kanunlaözel olarak düzenlenir"
"Madde 129- Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa vekanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindekimeslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkıtanınmadıkça disiplin cezası verilemez.
Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplinkararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındakihükümler saklıdır.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırkenişledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları kendilerine rücu edilmekkaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idarealeyhine açılabilir.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddiaedilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenenistisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır"
"Madde 148- Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmündekararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil veesas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadeceşekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetimve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esasbakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülençoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylamaçoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarıile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye BüyükMillet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanununyayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalıiptal davası açılamaz; defi yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini,Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdareMahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini,Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyleilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veyaCumhuriyet Başsavcı vekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerinegetirir."
III- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Başkan H.Semih Özmert, üyeler; Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Kenan Terzioğlu, YektaGüngör Özden, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin, Servet TÜZÜN,Mahmut C. Cuhruk ve Mustafa Gönül'ün katılmalarıyla 281985 gününde yapılan ilkinceleme toplantısında, Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında ve AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 2949 sayılı Kanun'un 22.maddesinde, kanunlar hakkında yayımlandıkları tarihten itibaren on güngeçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davasının açılamayacağınınöngörüldüğü; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 90 üyesi tarafından açılan şekledayalı iptal davasının ise, 3.5.1985 günlü 3194 Sayılı İmar Kanununun ResmîGazete'de yayımlandığı 951985 tarihinden itibaren on gün geçtikten sonra 871985günü açılmış bulunduğundan, davanın şekle ilişkin kısmının süre aşımı nedeniylereddine, Necdet Darıcıoğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoyları veoyçokluğuyla, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,incelemenin dava konusu Kanun'un 8., 21., 22., 24., 25., 26., 27., 44., 46., 47.,48. ve Geçici 5. ve Geçici 7. maddeleri yönünden yapılmasına oybirliğiyle kararverilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen yasamaddeleri ve bu konudaki yasama belgeleri, iptal isteminde dayanılan Anayasakuralları ve öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A- 3194 sayılı Kanun'un şekil yönünden Anayasa'ya aykırılığısorunu :
Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrası; Anayasa Mahkemesinin,kanunların, Anayasa'ya şekil bakımından uygunluğunu denetlemesi yönünden,"Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın öngörülençoğunlukta yapılıp yapılmadığı; ... hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımındandenetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beştebiri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 10 güngeçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; defi yoluylada ileri sürülemez." biçimindeki kurallarla bazı sınırlamalargetirmektedir. 2949 sayılı "Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun"un 22. maddesinde de yeralan bu hükme göre,kanunların şekil yönünden Anayasa'ya aykırılıkları iddiasıyla iptal davası açmahakkı on günle sınırlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 90 üyesi tarafındanaçılan şekle dayalı iptal davası ise, 351985 günlü, 3194 Sayılı İmar KanunununResmî Gazete'de yayımlandığı 9.5.1985 tarihinden 10 gün geçtikten sonra8.7.1985 günü açılmış bulunmaktadır. Bu duruma göre şekle dayalı iptaldavasının süresinde açıldığından söz edilemez. Bu itibarla davanın şekleilişkin kısmı ilk inceleme safhasında reddedilmiştir.
Necdet Darıcıoğlu ve Yekta Güngör Özden bu görüşekatılmamışlardır.
B- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun kimi maddelerinin Anayasa'yaaykırılığı sorunu :
1) 8. madde yönünden : Bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde, bölge planları tanımına yer verilmekte ve gerekli görüldüğü hallerdebu planları yapmakla Devlet Planlama Teşkilâtı görevlendirilmektedir. Aynıfıkranın (b) bendinde "Nazım İmar Planı" ve "Uygulama İmarPlanı" olarak ikiye ayrılan imar planlarının yapımı konusunda belediyesınırları içinde belediyeler; belediye ve mücavir alan dışında valilikleryetkili kılınmaktadır. Yalnız burada belediye sınırları içindeki yerlerdenfarklı olarak, planların ilgilisi tarafından da yaptırılabileceği kabuledilmekte ancak, bu planların da valiliklerce onaylanacağı belirtilmektedir.Belediye sınırları içinde, Belediye Meclisince ve belediye ve mücavir alandışında valiliklerce onaylanarak yürürlüğe giren planlara onay tarihindenitibaren bir aylık ilân süresi içinde itiraz hakkı tanınmakta, BelediyeMeclislerinin ve valiliklerin, itirazları onbeş gün içinde kesin kararabağlayacaklarıkabul edilmektedir.
Son fıkrada imar planlarının aleni olduğu belediye başkanlıklarıve mülkî amirlerin, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veyakitapçıklar haline getirip çoğaltarak, tespit edilecek ücret karşılığındaisteyenlere vereceği hüküm altına alınmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunununyukarıda anılan 8. maddesi genel olarak değerlendirildiğinde göze çarpan enönemli husus, eskisinden farklı olarak Bakanlığın, imar planlarını aynen veyadeğiştirerek onamak ya da değiştirilmek üzere geri çevirme konusunda sahipolduğu yetkilerinin kaldırılmış olmasıdır. Böylece imar kararlarınınalınmasında yerel yönetimlere ağırlık verildiği gözlenmekte ve maddeye ilişkingerekçe de bu anlayışı doğrulamaktadır.
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 56. maddesinin gerekçesinden bazıbölümler alınarak bu madde ile devletin, yurt veya bölge genelinde düzenlemelerve planlamalar yapmasına ve bu konuda gerekli denetimle yükümlü kılınmasınakarşın, bölge planları yapılması hususunun Devlet Planlama Teşkilâtınınihtiyarına bırakılmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu öne sürülmektedir.
Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması"başlıklı 56. maddesinde, "Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkı"ndan söz edilmektedir. Bu madde bütünüyle incelendiğinde;"Sağlıklı ve dengeli çevre" kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu,kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirlenmesinin önlendiği birçevre kadar, belli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceğikuşkusuzdur. Bu durumda Anayasa'ya aykırılık sorunu bakımından önemli olan veaçıklığa kavuşturulması gereken husus, Yasanın 8. maddesinde "bölgeplanları" konusunda Devlet Planlama Teşkilâtına tanınan yetkinin niteliğiolmaktadır.
3194 sayılı Yasanın "genel gerekçe"sinde konuyla ilgiliolarak şu görüşlere yer verilmektedir. "Bu kanun tasarısı ile ülkemizdeplanlama ilk defa olarak bir sisteme bağlanmış ve planlamanın gelişmeyi öncedenyönlendirmesi ilkesi getirilmiştir. Bu amaçla beş yıllık kalkınma planları vebuna bağlı yıllık icra programları çerçevesinde imarla ilgili ilke ve hususlarıtespitte tüm fiziki plan kademeleri ile sosyo-ekonomik baza dayalı kararlarınmekâna yansımasını sağlayacak boyut getirilmiştir". 8. maddeningerekçesinde ise, "İmar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleridoğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo-ekonomikesasa dayalı düzenlemenin getirilmesi ve bu suretle şehirlerin gelişmesininBölge Planları ile yönlendirilmesinden söz edilmektedir. Buraya kadar yapılanaçıklamalardan ve Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde,"sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini,sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek"biçiminde yapılan tanımlamadan, bölge planlarının daha çok ekonomik boyutluplanlar olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki Anayasa'ya aykırılıkiddiası anılan planların yapılması hususunda Devlet Planlama Teşkilâtına mutlakdeğil ihtiyari bir yetki tanınmasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda Anayasamızaçık bir hüküm getirmemektedir. Ancak, Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerinin birlikteincelenmesinden Anayasa Koyucunun, yapılarla bütünleşen çevrenin belli birprogram ve plan dahilinde düzenlenmesini istediği, yerleşimde dengeye önemverdiği anlaşılmaktadır. Sözü edilen 8. maddenin birinci fıkrası (a) bendindebelirtildiği üzere, yazılı koşulların varlığı halinde Devlet Planlama Teşkilâtıaracılığı ile girişimde bulunacaktır.
Dava dilekçesinde, 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin birincifıkrası (b) bendinde nazım imar planı ile uygulama imar planı yapma yetkisininbelediye ve valiliklere verilmesiyle planların Devletin bilgisi ve denetimidışında kesinleşeceği, böylece Anayasa'nın 57. maddesi uyarınca Devletin"Şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlamayapması" olanağının kalmayacağı, ayrıca bağımsız, kendine özgü, tedbirlerve planlamaların birbirine bitiştirildiğinde bir bütün meydana getirmeyecekleribelirtilerek bu durumun Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa'nın "konut hakkı" başlığını taşıyan 57.maddesinde, "Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözetenbir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır,ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler", denilmekte, Danışma MeclisiAnayasa Komisyonunca hazırlanan gerekçede de; "Vatandaşlar için konutunarz ettiği önem dikkate alınarak, Devletin konut yapımını destekleyici,planlayıcı rolüne işaret edilmektedir. Konutların yapımında modern şehirleşmeve çevre şartları gözetilmektedir. Madde, bu ifadesiyle kötü şehirleşmeninönlenmesinin gereğine de işaret etmektedir. Bina planlaması, şehirplanlamasının bir parçasıdır. Şehirlerin ve yapıların tabiatın içinde bir yaragibi yer almaması için genel bir çevre içinde düşünülmeleri de maddede Devleteödev olarak gösterilmiştir" biçiminde görüşlere yer verilmektedir.
Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde maddenin asıl amacının,"Konut hakkı"nı düzenlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasaburada kişilerin konut hakkını kullanabilmelerini sağlamakla görevlendirdiğiDevletin, bu görevini şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten birplanlama çerçevesinde yerine getirilmesini istemektedir. Bu konuda bir hususunaçıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Anayasamız planlama kararlarınınalınmasında bir ayırıma gidilmeksizin sadece "Devlet"ten söz ettiğinegöre, bu konudaki yetkiyi merkezi yönetim mi, yoksa yerel yönetimler mikullanacaklardır' Anayasa'nın 123. maddesinde, "İdare, kuruluş vegörevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" denildiğine göre AnayasaKoyucu tarafından anılan yetkinin hem merkezi idare, hem de yerel idarelerce yada birlikte kullanılacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Anayasamıza göre, yerel yönetimler de Devlet kavramına dahilolduğuna ve bu durumda da, gerek bunların ve gerek valiliklerin yaptıracaklarıplanlarda, şehirlerin özelliklerinin ve çevre şartlarının göz-ardı edileceğidüşünülemez. Öte yandan her yerleşim merkezinin kendi doğal ve kültüreldeğerleri içinde bir bütün oluşturduğu bir gerçektir. Anayasa'nın 57.maddesinde de "şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten birplanlama"dan söz edilmektedir. Ayrıca 8. madde ile merkezi idareninplanlama konusunda tüm yetkileri yerel yönetimlere devredilmiş değildir. Maddeiçeriğinden anlaşılacağı üzere merkezi yönetim bu yetkiyi gerekli gördüğühallerde kullanacaktır. Kaldı ki, Yasanın 9. maddesi ile Bakanlığa bu konudageniş yetkiler tanınmıştır.
Dava dilekçesinde; 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinde yer alanplanlara itiraz halinde, belediye meclislerinin ve valiliklerin bunları kesinkarara bağlayacaklarına ilişkin kuralın da, Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına aykırı olduğu öne sürülmektedir.
Anayasa'nın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesininbirinci fıkrasında; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargıyolu açıktır" denilmektedir. Yasanın, Anayasa'ya aykırı olduğu ilerisürülen 8. maddesinde, belediye sınırları içinde kalan yerler için belediyemeclisleri, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerler için valiliklerceonaylanan planlara karşı bir aylık ilan süresi içinde itiraz olunabileceği vebelediye meclisi ve valiliklerin itirazları kesin karara bağlayacakları hükmüneyer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında da belirtildiği gibi,ancak kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî kararlar dava konusu olabilir. Bunedenle yasalarda, idarî kararların ne zaman "kesin"lik kazanacağınınbelirtilmesinden yargı yolunun kapatıldığı şeklinde bir anlam çıkarılamaz.Yargı yolunun kapatılmış sayılabilmesi için Yasa Koyucunun bunu açıkçabelirtmesi gerekmektedir.
Planlama konusunda yerel yönetimin yetkilerini düzenleyen 3194sayılı Yasanın 8. maddesinin, dava dilekçesinde genel olarak yer alanAnayasa'nın 2., 7., 10., 43., 63., 88., 128., 129. ve 148. maddeleri ile birilgisi bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle inceleme konusu bu madde düzenlemesinde Anayasa'yaaykırı bir yön görülmemiştir.
2) 21., 22., 24. ve 25. maddeler yönünden :
Dava dilekçesinde 21., 22., 24. ve 25. maddelere yöneltilenAnayasa'ya aykırılık iddiası, bu maddelerde yer alan yeminli serbest mimarlıkve mühendislik bürolarının hukuki niteliği ile ilgilidir.
3194 sayılı Yasanın "yapı ruhsatiyesinin düzenlendiği 21.maddesinin ilk fıkrasında aynen, "Bu Kanun kapsamına giren bütün yapılariçin 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden veyayeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından yapı ruhsatiyesi alınmasımecburidir." denilmektedir.
Görüldüğü gibi, fıkranın getirdiği en önemli yenilik başvuruhalinde belediye ve valiliklerin yanı sıra yeminli serbest mimarlık vemühendislik bürolarına da "yapı ruhsatiyesi" verme yetkisinintanınmış olmasıdır. Bu konuda belediye ve valiliklerle, yeminli bürolararasında bir ayırım yapılmamıştır.
Ruhsat alma şartlarını düzenleyen 22. maddeye ilişkin olarakdavacı tarafından bu maddede yer alan yeminli bürolar dışında bir aykırılıknedeni ileri sürülmemektedir.
3194 sayılı Yasanın dava konusu 24. maddesi, yeminli serbestmimarlık ve mühendislik bürolarının kuruluşu, yetki alanları vesorumluluklarına ilişkin bulunmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, yapıruhsatiyesi ile ilgili görevlerin, gerektiğinde Bakanlıkça belirlenecekbelediyelerde ve illerde, belediye ve valiliklerin yanı sıra yürütmek üzerekurulacak yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına verileceği hükmebağlanmaktadır. Bu düzenleme biçiminden yeminli büroların kurulduğu yerlerdeyapı ruhsatiyesi ile ilgili görevlerin, valilik ve belediyelerin yanı sırayeminli bürolarca yürütüleceği anlaşılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasındayeminli büroların en az oniki yıllık meslek tecrübesi olan inşaat mühendisi vemimarlar tarafından kurulabileceği, üçüncü fıkrasında, birden çok yeminli bürokurulmasının Bakanlığın iznine bağlı olduğu belirtilmekte, dördüncü fıkrasındaise; ilçelerle ilgili olarak iş azlığı sebebiyle yeminli büro kurulması veyakurulmuş olanın kapatılması halinde çevre ilçelerden bir yetkili büronunBakanlıkça görevlendirileceği hükme bağlanmaktadır. Beşinci fıkrada; bazısakıncaların olabileceği düşüncesiyle yeminli bürolara inşaatın durdurulmasıveya yıktırılması, imar planı ve proje hazırlaması, fennî sorumluluküstlenmesi, müşavirlik ve müteahhitlik yapılması yasaklanmaktadır. Bunu izleyenfıkrada; yeminli büroların görevleri ile ilgili olarak, suç sayılacakfiillerine işaret edilmekte ve büro elemanlarının görevlerini yaparken Devletmemuru sayılacakları, işledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibicezalandırılacakları, ayrıca bu suçları işleyen büro sahiplerinin bürolarınınkapatılacağı, bir daha büro açamayacakları, suç işleyen büroda çalışangörevlilerin ise, bu tür bürolarda bir daha görev alamayacaklarıaçıklanmaktadır. Son fıkrada da; yeminli büroların görev sürelerinin tespiti vedenetiminin Bakanlığa ait olduğu belirtilmektedir.
Yasanın dava konusu 25. maddesi "yeminli serbest mimarlık vemühendislik bürolarının sınıflandırılması" esaslarını düzenlemektedir.Madde metninin incelenmesinden anlaşılacağı gibi, yeminli bürolar dört sınıfaayrılmakta, bunlardan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf olanları Türk Mühendis veMimar Odaları Birliğinin görüşü alınarak, dördüncü sınıf olanların ise resen,Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca sınıflandırılacağı esası kabul edilmektedir.Maddenin ikinci ve daha sonraki fıkralarında, Bakanlığın sınıflandırmada, herbüronun yetki çevresi içindeki nüfus yoğunluğu ile işin teknik niteliğini esasalacağı, her iki yılda bu büroların durumunu inceleyerek, yeniden yapacağısınıflandırmayı Resmî Gazete ile ilan edeceği belirtildikten sonra yenisınıflandırma ilan olununcaya kadar, eski sınıflandırmaya göre uygulamayapılacağı belirtilmektedir.
Dava dilekçesinde 21., 22., 24. ve 25. maddelerde sözü edilenyeminli büroların kuruluş ve işleyişlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasınailişkin olarak özetle şu görüşlere yer verilmiştir. Anayasa'nın 128. maddesinegöre; Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genelidare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetleriningerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlilerieliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödeneklerive diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Madde 129 da ise, memurlar ve diğerkamu görevlileri ile ilgili görev, sorumluluk, disiplin kovuşturması konularıdüzenlenmiştir. Yapı izni verme bir kamu görevidir. Polis örgütünün, özellikletabanca izni, pasaport gibi kimi görevleri nasıl özel dedektif bürolarınabırakılamazsa, kolluk görevi niteliğindeki yapı denetiminin özünü oluşturanyapı ve kullanma izinlerini verme yetkisi de özel kişilere devredilemez. Birkişinin Devlet memuru sayılabilmesi için herhangi bir kamu kuruluşunda bellibir kadroyu doldurması, ücretini ve benzeri hakları Devletten ya da belediyedenalması zorunludur. Her türlü çıkar ilişkilerine açık bulunan imar konusundakirüşvet, görevi kötüye kullanma olayları herkesçe bilinirken böyle bir düzenlemesübjektif niyetlerin gerçekleşmesi amacına yönelik bir durum ifade etmektedir.Bu nedenlerle Yasanın 21., 22., 24. ve 25. maddeleri, Anayasa'nın 128. ve 129.maddelerine aykırı bulunmaktadır.
Anayasa'nın "Kamu hizmeti görevlileri" ile ilgili olarak"Genel ilkeler"i belirleyen 128. maddesinde, "Devletin, kamuiktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî vesürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğerözlük işleri kanunla düzenlenir.
Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunlaözel olarak düzenlenir" denildiğine göre, Anayasa'ya aykırılık sorunubakımından önemli olan ve açıklığa kavuşturulması gereken husus, 3194 sayılıKanunun ilgili maddelerinde yer alan yeminli büro elemanlarının, "diğerkamu görevlileri" kavramı içinde mütalâa edilip edilmeyeceği olmaktadır.Bu konudaki sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle yapı ruhsatiyesi ve yapıkullanma izni vermenin hukuki niteliğinin belirlenmesi gerekir.
Uygulamada ve öğretide de kabul edildiği gibi; ister "bağlıyetki" ister "takdir yetkisi" şeklinde kullanılsın "ruhsatverme" idarenin, kolluk faaliyetleri içinde yer almaktadır. Bu nedenleruhsat ve yapı kullanma izni vermenin, aslî ve sürekli bir kamu görevi olduğuhususunda duraksamaya yer yoktur. Bu durum karşısında, bu hizmetin ancakmemurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekir. EsasenAnayasa'nın 128. maddesi ile benimsenen ilke de bu doğrultudadır. İnşaatruhsatı ve yapı kullanma izninin hukuki niteliği ve bunun sonucu olarak buhizmetin ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafındanyürütülebileceğinin kabulü yeminli büro elemanlarının hukuki statüsününbelirlenmesini gerektirmektedir. Memur olmadıkları konusunda duraksamaya yerbulunmayan yeminli büro elemanları bakımından önemli olan ve açıklığakavuşturulması gereken husus, Anayasa'nın 128. maddesinde sözü edilen"diğer kamu görevlilerinden sayılıp sayılmayacaklarıdır. Yasanın 24.maddesine göre, gerektiğinde belediye ve valiliklerin yanı sıra yapı ruhsatıile ilgili görevleri yürütmek üzere kurulacak olan yeminli bürolar vegörevlilerinin imar planı ve proje hazırlayamayacakları, fennî sorumluluküstlenemeyecekleri, müşavirlik ve müteahhitlik yapamayacaklarıbelirtilmektedir. Bu büro elemanlarının görevlerini yerine getirirken Devletmemuru sayılacakları ve işledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibicezalandırılacakları, görev sürelerinin tespiti ve denetiminin ise Bakanlığaait olduğu hüküm altına alınmaktadır. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı gibibürolar esas itibariyle serbest meslek faaliyet icra etmekte, ancak görevlerinikötüye kullanmaları olasılığına karşı bir önlem olarak bazı cezai yaptırımlarlakarşı karşıya bırakılmaktadırlar. Yeminli bürolar, bu özellikleri nedeniylemerkezi idarenin gözetim ve denetimi altında onun bir birimi durumunda olankuruluşlar değildir. Sözü edilen kanun maddesinde yer alan büro elamanlarının,"bu görevlerini ifa ederken Devlet memuru sayılacakları" ve"işledikleri suçlar dolayısıyla da Devlet memuru gibicezalandırılacakları" biçimindeki hükmü de, yalnız başına bu elemanlara"memur" veya "Anayasa'nın 128. maddesinde nitelikleri belirtilenkamu görevlisi" sıfatını ve bu bürolara da kamu kuruluşu niteliğinikazandıramaz. Bu durumda, büro elemanları ile merkezi idare arasında statüterbir ilişki de yoktur. Bir başka deyişle memurlar ve diğer kamu görevlileri içinAnayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen niteliklerinin,atamalarının, aylık ve ödeneklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunladüzenleneceğine ilişkin kuralın yeminli büro elemanları yönünden uygulamaolanağı bulunmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan, yapı ruhsatı ve buna bağlı olarakyapı kullanma izni vermenin, belediyelerin ve valiliklerin genel idareesaslarına göre, yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiğiaslî ve sürekli görevlerden olduğu, bu itibarla yeminli büro elemanlarının,Anayasa'nın 128. maddesinde nitelikleri belirtilen "kamu görevlileri"deyimi kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.
Bu bölümde incelenen 3194 sayılı Yasanın 21., 22., 24. ve 25.maddelerinin, dava dilekçesinde genel olarak yer alan Anayasa'nın 2., 7., 10.,43., 63., 88. ve 148. maddeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle dava konusu 3194 sayılı Yasanın yeminli serbestmimarlık ve mühendislik bürolarının kuruluşu, yetki alanları, sorumluluk vesınıflandırılmalarını düzenleyen 24. ve 25. maddelerinin ve bu maddelere bağlıolarak 21. ve 22. maddelerde yer alan yeminli serbest mimarlık ve mühendislikbürolarına ilişkin ibarelerin, Anayasa'nın 128. maddesindeki kurallarlabağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
3) 26. madde yönünden :
Bu maddede, kamuya ait yapı ve tesisler ile sanayi tesislerineilişkin ruhsat verilme işleminde aranacak koşullar gösterilmiştir. Madde, kamukurum ve kuruluşlarınca yapılacak ve yaptırılacak yapılar; Devletin güvenlik veemniyeti ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımındangizlilik arz eden yapılar ve her türlü sanayi kuruluşuna altyapılar olmak üzereüç tür yapıdan söz etmektedir. Maddenin birinci fıkrasında, kamu kurum vekuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara plân ve mevzuata aykırıolmamak ve her türlü fennî sorumluluğu da üstlenmek koşuluyla avan projeye göreruhsat verileceği açıklanmıştır. İkinci fıkrada, Devletin güvenlik ve emniyetiile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arzeden yapılara birinci fıkradakine benzer koşullarla yine avan projelere göreilgili belediye ve valiliklerce ruhsat verileceği belirtilmektedir. Üçüncüfıkrada ise, ilk iki fıkrada sözü edilen fennî sorumluluğun kime ait olacağıbelirtilmeksizin ve başka bir koşul da ileri sürülmeksizin bölge planı ve imarplanına göre planı olmayan yerlerde de valiliklerce verilecek ön izinden sonraavan projesine göre ruhsat verileceği hükme bağlanmakta, ayrıca bu türkuruluşlara bir ve ikinci fıkralardan farklı olarak belediye ve valiliklerinyanı sıra yeminli bürolarca da ruhsat verilebileceği kabul edilmektedir.
Dava dilekçesinde; 26. maddenin birinci fıkrası uyarınca, kamukurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, bazı koşullarlaavan projeye göre ruhsat verilmesinin ve son fıkrada bu yetkinin, belediye vevaliliklerin yanı sıra yeminli bürolara da tanınmasının Anayasa'nın 10, 56,128. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmekte, ayrıntılı birgerekçeye yer verilmemektedir. Yasanın 24. ve 25. maddeleri incelenirkenyeminli bürolarla ilgili kuralların Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğubelirtilmişti.
Eşitlik konusuna gelince, Anayasa Mahkemesinin birçok kararındabenimsendiği üzere, Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, mutlakanlamda bir eşitlik olmayıp, ortada haklı nedenlerin bulunması halinde, farklıuygulamalara imkân veren bir ilkedir.
Dava konusu 26. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, genelolarak ruhsat alma koşullarım düzenleyen 22. madde hükmünden farklı birdüzenlemeye gidilmişse de, bu farklılık, birinci fıkrada kamu kurum vekuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, ikinci fıkrada ise;Devletin güvenlik ve emniyeti ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât vesavunması bakımından gizlilik arz eden yapılara aittir. Söz konusu iki fıkradayer alan bu yapıların nitelikleri ve kamu yararı dikkate alındığında budüzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırıolmadığı ve bu nedenle dilekçede öne sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiasıyerinde görülmemiştir.
26. maddenin son fıkrasında da, 22. maddedeki genel ilkeye istisnateşkil eden bir hüküm getirilerek; "Her türlü sanayi" kuruluşuna;varsa bölge planı ve imar planına göre, planı olmayan yerlerde ise, valilikçeverilen ön izinden sonra avan projesine göre, belgeleri incelenerek belediye,valilikler veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarınca ruhsatverileceği belirtilmektedir. Burada maddenin ilk iki fıkrasından daha değişikbir yaklaşımla herhangi bir sorumluluk da söz konusu olmaksızın plana uygunolmak, planın bulunmaması halinde ise; valilikten ön izin alınması koşuluylayapıyı ana hatlarıyla belirleyen bir avan projenin varlığı yeterli görülerek,ruhsat verileceği anlaşılmaktadır. Sanayi kuruluşlarına yukarıda açıklananbirinci ve ikinci fıkralarda olduğu gibi, haklı bir neden bulunmadığı halde,22. maddedeki genel esaslardan uzaklaşarak ayrıcalık tanınmış olması,Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı bulunmuştur.
Anayasa'nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;"Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesiniönlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir" denildiğine göre, dava konusu26. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sanayi kuruluşlarının, çevresağlığının bozulması ve çevre kirliliği bakımından verecekleri zararınönlenmesi, bu kuruluşlara tanınan ayrıcalığın ortadan kaldırılmasıylasağlanacaktır. Böylece bu tesisler de diğer yapılar gibi Devlet denetimine tabiolacaklar ve ruhsat işlemiyle istenen amaca ulaşılabilecektir. Öte yandan yine56. maddenin üçüncü fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla, sağlık kuruluşlarıyla ilgilibazı düzenlemelerde bulunacağından söz edilmektedir. Bu hükümle, kişinin bedenve ruh sağlığına sahip olmak ve onu geliştirmek hususunda sahip olduğu yaşamhakkı vurgulanmasına karşın, dava konusu 26. maddenin üçüncü fıkrası her türlüsanayi kuruluşuna, mimari, statik, elektrik ve tesisat projeleri gibi yapınınhem iç hem de dış çevre güvenliği bakımından önem taşıyan belgeler aranmaksızınsadece avan projeye göre ruhsat verilmesine olanak sağlanması, bu konudaDevletin Anayasa'nın sözü edilen maddelerinde öngörülen denetim göreviniyeterince yapamaması sonucunu doğurmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 3194 sayılı Kanunun 26. maddesinin birin-veikinci fıkraları Anayasa'ya aykırı olmadığından iptal davasının bu iki fıkrayayönelik kısımları red edilmeli ve sözü edilen maddenin üçüncü fıkrası iseAnayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmelidir.
Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, MustafaŞahin ve Adnan Kükner, sözkonusu maddenin birinci fıkrasının da Anayasa'yaaykırı olduğunu öne sürerek bu fıkranın da iptali gerektiği görüşündedirler.
4) 27. madde yönünden :
Maddenin birinci fıkrasında, imar planına göre, toplam inşaat alanı,bodrum kat hariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrum ileiki katı aşmayan binalar için ruhsat alma zorunluğunun ortadan kaldırıldığıanlaşılmaktadır. Bununla birlikte yapı sahibi yönünden, inşaata başlandığınınilgili idareye bir dilekçe ile bildirilmesi, bu dilekçede proje ve eklerineuygun bina yapılacağının ve fennî sorumluluğu üstlendiğinin belirtilmesiyükümlükleri getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, ruhsata tabi olmamanınyapı sahibini ve fennî mesulünü imar planına ve mevzuata aykırı yapı yapmasorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtarmayacağı ifade edilmektedir. Üçüncüfıkrada, mevzuata aykırı yapıldığı saptanan yapıların mevzuata uygun halegetirilmesi için gerekli koşullar düzenlenmekte, bu sağlanmadığı takdirde yapınınmevzuata aykırı bölümlerinin belediye encümeni veya il idare kurulu kararı ileyıktırılacağı belirtilmektedir. Son fıkrada ise, belediye ve mücavir alanlardışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşikalanlarında, civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veyatarımsal amaçlı yapılar için fen ve sağlık kurallarına uygun olmak vemuhtarlıktan izin almak koşuluyla inşaat ve iskân ruhsatı aranmayacağı hükmebağlanmaktadır.
Dava dilekçesinde; Yasanın 27. maddesi ile yapıların büyükçoğunluğunun izin ve denetim dışında bırakıldığı, ruhsatsız yapılaşmanınsağlıksız bir yaşam çevresi yaratacağı ileri sürülerek anılan maddeninAnayasa'nın 56. ve 57. maddelerine aykırı olduğu savında bulunulmaktadır.Dilekçede, her ne kadar Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerine aykırılıktan sözedilmekte ise de, konunun, eşitlik ilkesini ilgilendirmesi nedeniyle 10. maddeyönünden de incelenmesi gerekir.
Sözü edilen bu madde içeriğinden anlaşılacağı üzere, işbu madde,26. maddede belirtilen istisna dışında bütün yapılar için yapı ruhsatı alınmasızorunluğunu getiren 21. madde hükmünün bir istisnası niteliğindedir. Yasanıngerekçesinde, "yapı ruhsatiyesi konusunda yeni bir anlayışla belliölçüdeki binaların ruhsata tabi tutulmaması kolaylığı getirilmiş"denilmekle yetinilmektedir. Ruhsatla, yapıların imar planına ve mevzuatauygunluğu denetlenmektedir. 26. maddenin incelenmesinde belirtildiği gibiruhsatla sağlanmak istenen nihai amacın kamu yararı olduğunda duraksamaya yeryoktur. O Kaide bu konuda getirilecek bir istisna kuralının kamu düzeni,güvenliği ve esenliğini zedelememesi ve kamu yararının gerçekleşmesiniengellememesi gerekir. Dava konusu 27. maddenin birinci fıkrası kapsamına girenbinalarda, yapı sahibinin inşaata başladığını ilgili idareye bir dilekçe ilebildirmesi yeterli görülmekle, idarenin kolluk yetkisinin sonucu olarak ortayaçıkan ve yapı denetiminin ilk aşamasını oluşturan önceden denetim olanağıortadan kaldırılmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında ele alman 1000 m2inşaatalanı ve 650 yüksekliği olan bir bina, küçük ve önemsiz olaraknitelendirilemeyeceğinden bu ayrıcalığın; kamu düzeni, kamu güvenliği gibigerekçelerle getirilmiş olan ruhsat alma zorunluğundan ayrılmayı gerektirecekhaklı bir nedene dayandığı ileri sürülemez. Ayrıca ruhsatın, toplumda düzeni vegüvenliği sağlamaya yönelik araçlardan biri olması karşısında; sadece yapılacakinşaatın büyüklüğünün ya da küçüklüğünün ruhsat alma zorunluğunu etkileyecekbir faktör olarak düşünülmesi olanaksızdır. Nitekim 6785 sayılı eski İmarYasasında bu görüş doğrultusunda, bütün yapılar için ruhsat alma zorunluluğugetirilmişti. Dava konusu 27. maddenin, "ruhsata tabi olmamanın yapısahibini ve fennî sorumlusunu imar planına ve mevzuata aykırı yapı yapmasorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtarmayacağına" ilişkin ikinci fıkrahükmü de bu konuda tam bir güvence oluşturmamakta ve denetim imkânısağlamamaktadır. Zira ilgili kişilerin sorumlulukları, yapının ruhsatsızyapılmasından kaynaklanmamaktadır. Dava konusu 26. maddenin incelenmesisırasında belirtildiği gibi, Devletin, Anayasanın 56. ve 57. maddelerindeöngörülen görevlerini yerine getirebilmesi ancak, belli bir plan ve programçerçevesinde sürekli gözetim ve denetim ile gerçekleşebilir. Çünkü gereksağlıklı ve dengeli bir çevre yaratılması ve gerek konut ihtiyacının bir plançerçevesinde karşılanabilmesi; öncelikle yapılacak yapıların plana uygunluğunundenetlenmesini gerektirir. Bu denetimin etkin araçlarından biri kuşkusuzruhsattır.
Bu nedenlerle, dava konusu 27. maddenin birinci, ikinci ve üçüncüfıkraları Anayasa'nın 10, 56. ve 57. maddelerine aykırı görülmüştür.
Orhan Onar, Mahmut C. Cuhruk, Mehmet Çınarlı ve Selâhattin Metinbu görüşe katılmamışlardır.
Dava konusu maddenin son fıkrasında belediye ve mücavir alanlardışında köy nüfusunda kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşimalanlarında, civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veyatarımsal amaçlı yapılar için fen ve sağlık kurallarına uygun olmak vemuhtarlıktan izin almak koşuluyla inşaat ve iskân ruhsatının aranmayacağıöngörüldüğüne ve bu fıkrada; böyle bir düzenleme ile yapı yaptıracaklarınbelediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde süreklioturmaları ve yapılacak yapıların da, köy yerleşim alanları ve civarında ve mezralardayapılması gibi gerek yapı yaptıracaklara ve gerek yapıların yapılacağı yerlereve yapıların kullanılma amaçlarına ilişkin özellikler dikkate alınarak, buyapılar için ruhsat aranmaması ayrıcalığı tanındığına göre, sözü edilen sonfıkraya yönelik davacı iddiaları yerinde görülmemiştir.
Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan ve AdnanKükner bu görüşe katılmamışlardır.
5) 44. madde yönünden :
Dava dilekçesinde; bu madde ile ilgili olarak Anayasa'nın, yasamayetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve buyetkinin devredilemeyeceğine ilişkin kuralı karşısında, Yasanın 44. maddesi ileancak yasa ile düzenlenmesi mümkün olan hususların Bakanlıkça çıkarılacakyönetmeliklere bırakılmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu ilerisürülmektedir. Bu maddede yer alan l (h) bendi dışında kalan hükümleri ile davakonusu Kanunun ilgili maddelerinin uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikçıkarılacağı öngörülmüş bulunduğuna göre, bu hükümlerde Anayasa'ya aykırı biryön bulunmamaktadır. Maddenin l (h) bendi ise, "yeminli serbest mimarlıkve mühendislik bürolarının teşkili, bu bürolarda çalışacak personelinnitelikleri, hizmet karşılığı ücret tarifesi, çalışma esasları ve diğerhususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" biçimindedir. 24.ve 25. maddelere ilişkin incelemede, bu büroların kuruluşunun Anayasa'ya aykırıolduğu kabul edildiğinden, aynı nedenlerle iptali gerekir.
Dava dilekçesinde, gerekçe gösterilmeden yer alan Anayasa'nın 2.,10., 43., 56., 63., 88., 125., 129. ve 148. maddelerinin, 3194 sayılı Kanunun44. maddesi ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
6) 46. madde yönünden :
Dava dilekçesinin bu madde ile ilgili gerekçesinde özetle :Boğaziçi Yasası'nın kamu yararını önde tutan, üç yanı denizlerle çevrili ve büyüktarihi mirasa sahip ülkemizde doğal güzelliği ve tarihi mirası korumaya çabagösteren bir yasa olduğu, yapılan yeni düzenleme ile kamu yararının kişiyararına gözardı edildiği, İstanbul Boğazının doğal yapısının bozulacağı, budurumun ise; Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerine aykırılık oluşturduğu önesürülmüştür. Sözkonusu maddenin içeriğinden anlaşılacağı gibi, 2960 sayılıBoğaziçi Yasası'nın 6. maddesiyle, Boğaziçi alanında yerleşme ve yapılaşmanınplanlanması, koordinasyonu, imar uygulamalarının yapılması ve denetlenmesiamacıyla kurulan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, Boğaziçi İmar İdareHeyeti ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü kaldırılmış, bunların görev ve sorumlulukları22.7.1983 onay tarihli plan esas alınarak "Boğaziçi Sahil Şeridi" ve"Öngörünüm" bölgelerinde Büyük Şehir Belediye Başkanlığına,"geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde ise, ilgili İlçeBelediye Başkanlıklarına devredilmiştir. Dava konusu maddede amacın, Boğaziçisahil şeridi, Öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgelerindeki uygulamalarlagörevlendirilen bazı kuruluşların kaldırılması ve bunların görev vesorumluluklarının ilgili belediye başkanlıklarına devredilmesi olduğuna ve biryerinden yönetim idaresi olan belediyelerin de, Boğaziçi alanında yapılacakuygulamada, Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesinin gereği olarak,gerek kıyılarla sahil şeritlerinin kamu yararına kullanımını sağlamaya ilişkinAnayasa'nın 43. maddesi ve gerek tarih, kültür ve tabiat varlıklarınınkorunması ile ilgili Anayasa'nın 63. maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan 2863sayılı Yasayı gözönünde bulunduracakları kuşkusuzdur.
Bu nedenlerle söz konusu madde düzenlemesinde Anayasa'ya aykırıbir yön görülmemiştir.
Öte yandan dava konusu 46. maddenin Anayasa'nın 2., 7., 10., 56.,57., 88., 125., 128., 129. ve 148. maddelerinde yer alan hükümleri ile birilgisi yoktur.
7) 47. madde yönünden :
2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin (f) fıkrası; "Boğaziçialanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plandeğişikliği yapılamaz" biçiminde iken, 3194 sayılı Yasanın dava konusuedilen 47. maddesindeki düzenleme ile "Boğaziçi alanında mevcut plandanüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliğiyapılabilir" şeklinde değiştirilmiştir. Sözü edilen fıkranın ilk halinindaha kesin bir anlam içerdiği kuşkusuzdur. Yapılan değişiklikle bu hükmeesneklik kazandırılarak, nüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak koşuluylabunu artırıcı nitelikte de olabilecek plan değişikliğine olanak sağlanmaktadır.Daha önceki bölümlerde belirtildiği gibi, dava dilekçesinde; Boğaziçi Yasası'nailişkin hükümler için ayrı ayrı gerekçe gösterilmemekte, sadece yapılandeğişikliğin kamu yararından çok kişi yararını gerçekleştirilmeye yönelikolduğu ifade edilerek bunun Boğaziçi'nin doğal yapısını bozacağı ilerisürülmektedir. Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca; Anayasa hükümleri, yasama,yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Bu durumda;Boğaziçi alanında yapılacak bir uygulamada, Anayasa'nın 43, 56. ve 63.maddelerinde yer alan hükümler gözönünde bulundurulacaktır. Esasen Anayasayargısı bakımından Anayasa'ya açık bir aykırılık söz konusu olmadığı sürece butür düzenlemelere müdahale olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, yapılacak plandeğişikliklerinin idari yargı mercilerinin denetimine tabi olacağı ve budenetim sırasında da "kamu yararına" uygunluğunun araştırılacağıkuşkusuzdur.
Bu nedenlerle, dava konusu 47. maddenin, 2960 sayılı BoğaziçiKanunu'nun 3. maddesinin (f) fıkrasını değiştiren hükmünün Anayasa'ya aykırıolmadığı sonucuna varılmıştır.
2960 sayılı Kanunun 3. maddesinin değişiklikten önceki (g)fıkrası; "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesinde konutyapılamaz, tehvit ve ifraz işlemleri yapılmasına izin verilemez" biçimindeiken, 3194 sayılı Yasanın 47. maddesi ile değiştirilen yeni düzenlemede ise;kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmeksizin, öngörü-nüm bölgelerinde bellikoşullarla konut inşaatına izin verilmekte ve ayrıca tevhit işlemleriyapılmasına da olanak sağlanmaktadır. Bu fıkranın dikkati çeken başka birözelliği de küçük parsel sahiplerini tevhide zorlayacak biçimde parselbüyüklüğü 5000 m2'den az olan inşaatlara izin verilmemesidir. Ayrıcabu büyüklükteki parsel içinde taban alanı kat sayısının azami % 6 ve katadedinin iki, yüksekliğin ise 650 metreyi geçemeyeceği kabul edilmektedir.Anılan fıkranın ikinci paragrafında ise, orman, koru, ağaçlandırma ve yeşilalanların da aynı esaslara tabi olduğu ancak, bu doğal özelliklerininkorunmalarına özen gösterileceği ifade edilmektedir. Son paragrafta ise (g)fıkrası kapsamına giren yerlerde kat alanı ve yüksekliğe bakılmaksızın ruhsatve kullanma izni alma zorunluğu getirilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde; "Türkiye Cumhuriyetinin, toplumunhuzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Yasalarınkamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin önde gelenunsurlarından birisini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 22.6.1972 günlü,E: 1972/14, K: 1972/34 sayılı kararında, "Hukuk Devleti ilkesinin öğeleriarasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesinin de var olduğu"açıklanmıştır. Bu karara göre, "Anayasa'nın 2. maddesinde tanımlandığıüzere Devletimiz bir hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasındayasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı kamu yararıdüşüncesi olmaksızın başka bir deyimle yalnızca belli kişilerin yararına olarakherhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre çıkarılması için kamuyararı bulunmayan bir yasa kuralı Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olur ve davaaçıldığında iptali gerekir" Anayasa Mahkemesinin bu kararında yer alangörüşler doğrultusunda sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için 2960 sayılı Yasaile onu değiştiren 3194 sayılı Yasa'nın konuya ilişkin hükümlerinin hangi amacayönelik bulunduklarının saptanması bakımından her iki Yasa'nın ilgilihükümlerinin birlikte incelenmesi gerekir.
2960 sayılı Boğaziçi Yasası'nın değişiklikten önce 3. maddesinin(g) fıkrasında; "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünümbölgelerinde konut yapılamaz, tevhit ve ifraz işlemleri yapılmasına izinverilemez." denilmek suretiyle yasa koyucu burada, öngörünüm bölgesinisahil şeridi ile aynı hukuki rejime tabi tutarak konut yapımını yasaklamıştır.Aynı maddenin (h) fıkrasındaki; "Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünümbölgesinde turizm ve rekreasyon amacı ile ayrılan alanlara toplumunyararlanmasına ayrılan yapılar yapılır ve bu husus tapu siciline işlenir.Toplumun yararlanmasına ayrılan bu yapılar amaç dışı kullanılamaz" hükmüile öngörünüm bölgesinde de sahil şeridindeki rejimin uygulanacağıvurgulanmıştır. Böylece yasa koyucu bu şekildeki düzenleme ile büyük birkesimin, Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden yararlanmasını sağlamak amacıylaöngörünüm bölgesini sahil şeridinin hukuki rejimine tabi tutarak burada özelyapılanmayı sınırlamış, ancak; turizm ve rekreasyon amacı ile ayrılan alanlardatoplumun yararlanmasına ayrılan yapı yapılmasına izin vermiştir. Bu ayrıntılıdüzenlemenin kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olduğu açıktır.
3194 sayılı Yasa ile getirilen değişiklikte ise; 2960 sayılıYasadaki düzenlemede yer alan kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmemekte,öngörünüm bölgesi; orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da dahil olmaküzere bazı sınırlandırmalarla özel yapılanmaya açılmaktadır. 2960 sayılıYasanın 5. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, Boğaziçi alanında ormansayılmayan kamu kurum ve kuruluşlarına veya özel mülkiyete ait koru, koruyakatılacak alan, çayır, mesire yeri, bostan ve benzeri alanların yeşil alansayılacağı ve bitki varlıklarının geliştirilerek muhafaza edileceği, bualanlardaki bitki varlıklarının yok edilmesi veya tahrip edilmesinin yasakolduğu belirtilmektedir. Yapılan değişiklikle öngörünüm bölgesi yönünden buyasaklama da etkisiz hale getirilmektedir. Bu koşullarda, 3194 sayılı Yasa ilegetirilen değişikliğin "kamu yararını" gerçekleştirmek amacına yönelikolduğu kabul edilemez. Zira bu yeni düzenlemeden ancak parsel büyüklüğü 5000 m2'ninüstünde, ya da altında olup ta komşu parselleri satın alma gücü bulunan mülksahipleri yararlanabileceklerdir. Eski düzenleme ile hak sahiplerinin sadecekonut yapmaları yasaklanmış olup, toplumun yararlanmasına açık bina ve tesisleryapmaları engellenmediğine göre, anılan yerlerin bakımsız bir hale geleceğiyolundaki iddianın da gerçeği yansıttığı ileri sürülemez. Öte yandan T.A.K.S..(Taban Alan Kat Sayısı)nın büyük tutulması ve blok adedinin serbestbırakılması, bunun da ötesinde orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanların daaynı koşullarla yapılanmaya açılması gibi hususlar gözönüne alındığında, yasakoyucunun buraları koruma amacı ile bu şekilde bir düzenlemeye yöneldiği düşünülemez.Yeni düzenlemenin, ne ölçüde kamu yararını gerçekleştirmeğe yönelik olduğumeselesi Anayasa yargısının ilgi alanı dışında kalmakta ise de; AnayasaMahkemesinin yukarıda değinilen kararında belirtildiği gibi; sözü edilen hükmünkamu yararına dayanmadığının saptanması halinde, ortaya haklı bir iptal nedeniçıkmış olacaktır. Boğaziçi Yasası ile ilgili hükümler tasarıya komisyonaşamasında eklenmiş olduğundan, bu konuda yasanın gerekçesinden yararlanmakmümkün olmamaktadır. Bu durumda Yasanın bu hükmü ile doğurduğu sonuçlarındeğerlendirilmesi suretiyle konu sağlıklı bir biçimde çözüme bağlanabilecektir.
Yukarıda açıklandığı gibi; 3194 sayılı Yasanın 47. maddesi (g)fıkrasının getirdiği değişiklikle; önceden ancak toplumun yararlanmasına açıkyapılar yapılmasına izin verilen Boğaziçi öngörünüm bölgesi, belli koşullarlada olsa sonuç olarak, yeşil alanları da kapsar biçimde konut inşaatına açılmışbulunmaktadır. Bu sonuç, yasa koyucunun amacının, Boğaziçi öngörünüm bölgesinikamu yararını gözönünde tutarak korumak değil, buna yeşil alanları da dahiletmek suretiyle özel yapılanmaya açmak olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, Anayasa'nın 56. maddesinin birinci fıkrasında"Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir"denilmektedir. 2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin değişiklikten önceki (g)fıkrası ile kamu yararı gözetilerek, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevredenyararlanmasını sağlamak amacıyla Boğaziçi öngörünüm bölgesinde konut inşaatınıyasakladığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle 3194 sayılı Kanunun 47. maddesinin, 2960sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükümlerinin,Anayasa'nın 2. ve 56. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Dava konusu 47. maddenin Anayasa'nın 7., 10., 57., 58., 88., 125.,128., 129. ve 148. maddeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Orhan Onar ve Mustafa Şahin, söz konusu hükümlerin Anayasa'yaaykırı bir yanı bulunmadığını, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin ve Servet TÜZÜNise, bu fıkranın sadece ikinci paragrafı hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunuöne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.
8) 48. madde yönünden :
2960 sayılı Boğaziçi Yasası'nın 10. maddesi; 3194 sayılı Yasanındava konusu 48. maddesi ile tümüyle değiştirilerek Boğaziçi geri görünüm veetkilenme bölgeleri için yeni bir düzenleme getirmiştir.
Bu maddenin birinci fıkrasında, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenmebölgelerinde hangi koşullarla konut inşa edilebileceği belirtilmekte ve bazıkazanılmış haklar saklı tutulmaktadır. İkinci fıkrada, kat alanı ve yüksekliğebakılmaksızın ruhsat ve iskân alma mecburiyeti getirilmektedir. Üçüncü fıkrada,"Boğaziçi Alanı" için yapılan planların revize edilmesi gerektiğinde;geri görünüm ve etkilenme bölgelerinde 3030 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağıbelirtilmektedir. 3030 sayılı "Büyük Şehir Belediyelerinin YönetimiHakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü HakkındaKanun"un 6. maddesinin (b) bendinde "Büyük Şehir nazım planlarınıyapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerinin, nazım plana uygunolarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulanmasınıdenetlemek" Büyük Şehir Belediyelerinin görevleri arasında sayılmaktadır.Bu durumda "geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerindeplanların revize edilmesi konusunda yetkili merci Büyük Şehir Belediyesiolmaktadır. "Sahil Şeridi" ve "öngörünüm" bölgelerinde ise;İstanbul Büyük Şehir Belediyesince hazırlanan planlar belediye meclisi kararıve belediye başkanının onayından sonra "Boğaziçi İmar Yüksek KoordinasyonKurulu" onayı ile yürürlüğe girmektedir. Dördüncü fıkrada; ilgili kamukurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşlarına "sahil şeridi" ve"öngörünüm" bölgeleri ile ilgili planlara itiraz hakkı tanınmakta,ayrıca bu itirazın inceleme şekil ve süresine de yer verilmekte ve plan değişiklikleriiçin de aynı usulün geçerli olduğu belirtilmektedir.
TBMM'ndeki görüşmeler sırasında verilen bir önerge üzerine bumaddeye eklenen altıncı fıkrada 3194 sayılı Yasanın 46. maddesi ile kaldırılanorganlardan biri olan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu bazıfarklılıklarla yeniden kurulmaktadır.
Dava dilekçesinde bu maddenin Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerineaykırı olduğu ileri sürülmektedir. Bu madde ile Boğaziçi "gerigörünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde özel yapılanma için bazıkoşullar getirilirken, bu bölgelerle birlikte "sahil şeridi"ni deiçine alan Boğaziçi alanına ilişkin planlama çalışmalarında izlenecek esaslargösterildiğine göre, 47. maddenin (f) fıkrası incelenirken belirttiği gibi,Boğaziçi alanında bu madde gereği yapılacak uygulamada, Anayasa'nın sözü edilen43. ve 63. maddelerinde yer alan hükümlerin geçerli olacağı tabiidir.
Bu nedenlerle, dava konusu Kanunun 48. maddesine yönelik iddialaryerinde görülmemiştir.
9) Geçici 5. madde yönünden :
Geçici 5. madde, "Belediye hudutları ve mücavir sahalariçinde veya dışında bulunan gedik ve zeminler (örfü belde-paftos) tamamenyıkılıp yok olarak (müntafi ve münhedim) varlıklarını kaybedip,kaybetmediklerine bakılmaksızın bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunurlar.
Tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz mallardaki zemine ait son emlakvergi değerinin 1/5'idir. Bu şekilde belirlenecek zemin hakkı bedeli, tapuidaresince gedik sahibinin müracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emanetenmillî bir bankaya yatırılır. Müracaat edilmediği takdirde zemin sahibi lehinekanunî ipotek tesis edilir.
Zemin hakkı bedelinin 1/4'ü peşin, bakiyesi en geç üç yıl içindeyıllık eşit Taksitlerle ödenir ve bu bedele bankaca vadesiz mevduat faiziuygulanır. Peşin miktar ve Taksitler 40.000 TL. den az olamaz. Bu işlemlerdensonra topu sicilinde gerekli terkin ve tashihler resen yapılır.
Bankaya emaneten yatırılan ve ipotekle temin edilen zemin hakkıbedeli üzerindeki iddialar genel hükümlere tabidir." denilmektedir.
Kanunun bu hükmü, 6785 sayılı eski İmar Kanununa 11.7.1972 gün,1605 sayılı Kanun ile eklenen "Ek Madde 9" dan çok az bir farkladüzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi, bu maddeyle Medeni Kanundan önce var olan ve köküçok eskilere dayanan bir aynî hakkın tasfiyesi ve onun hukuk sistemimizeuydurulması öngörülmektedir. İkinci fıkrada; tasfiyeye tabi tutulan taşınmazmallardaki "zemin hakları" bedele çevrilerek tasfiye edilmektedir.Üçüncü fıkrada; zemin hakkı bedelinin ait olduğu taşınmaz malın zemine ait sonemlak vergi değerinin 1/5'i olduğu, bu bedelin gedik sahibinin tapu idaresinemüracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emaneten milli bir bankayayatırılacağı belirtilmektedir. Müracaat edilmediği takdirde; zemin hakkısahibini korumak amacıyla onun lehine kanunî ipotek tesis edileceği hükmebağlanmaktadır. Dördüncü fıkrada; zemin hakkı bedelinin ödenme şekline ilişkinbazı esaslar getirilmekte ve bu işlemlerden sonra, tapu sicilinde gerekliterkin ve tashihlerin yapılacağı öngörülmektedir. Son fıkrada da bankayaemaneten yatırılan veya ipotekle temin edilen zemin hakkı bedeli üzerindekiiddialar yönünden özel bir usule gerek görülmeyerek, bunların genel hükümleretabi olacağı belirtilmektedir.
Dava dilekçesinde Geçici 5. madde uyarınca tasfiye edilecekvarlıkların tarih, kültür ve tabiat değerlerinin dikkate alınmasının maddedeöngörülmemiş olduğu, bu nedenle Anayasa'nın 63. maddesine aykırılık oluştuğuöne sürülmektedir.
3194 sayılı İmar Yasası'nın 4. maddesinde 2863 sayılı "Kültürve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası" nm, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmakkaydıyla uygulanacağı öngörülmektedir. Bu itibarla dava konusu madde ileyapılacak tasfiyeler sırasında 2863 sayılı Yasanın kapsamına giren bir durumsöz konusu olması halinde, doğal olarak özel yasa niteliğindeki bu Yasauygulanacaktır' Maddenin, bu nedenle Ana-yasa'ya aykırı bir yönübulunmamaktadır.
10) Geçici 7. Madde Yönünden :
Geçici 7. maddenin birinci fıkrasında, "İstanbul ve ÇanakkaleBoğazlarında 2981 sayılı İmar Affı Kanunu'na göre başvurulan yapılar, aynıKanunun 3 üncü maddesinin İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile ilgili kısmı 2863sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 2981 sayılı Kanunun 14üncü maddesinin (f) fıkrasına göre ve bitmiş olmaları koşulu ile 5 misli binainşaat harcı alınarak af kapsamına dahil edilir. Aynı Kanunun ilgili eklicetveline göre harç ayrıca tahsil edilir. Afla ilgili Boğaziçi alanındakitespit ve değerlendirme işlemleri mutlaka ilgili belediyelerce yapılır ve engeç 6 ay içinde tamamlanarak sonuçlandırılır." denilmektedir.
Görüldüğü gibi, bu maddenin birinci fıkrasında 2421984 günlü, 2981sayılı İmar Affına ilişkin Yasanın 3. maddesi gereği özel kanunu çıkarılıncayakadar bu af kanunu dışında bırakılan yerlerden "İstanbul veÇanakkale" boğazlan yönünden bu yasaklama kaldırılarak, bu yerler de af kapsamıiçine alınmaktadır. Bu fıkrada ayrıca, af kapsamına girecek bölgeler yönündenkıyı, sahil şeridi, öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgeleri arasında hiçbir ayırım yapılmamaktadır.
Dava dilekçesinde, ayrıntılı bir açıklama yapılmadan sadece millîbir yasa olan Boğaziçi Yasası'nın yapılan bu değişikliklerle delindiği,getirilen hükümlerin ise kişi yararı için kamu yararını gözardı ettiği, budurumun Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Geçici 7. maddenin birinci fıkrasında, bu yerlerdeki yapılar içinmevzuata ve imar planına uygun olma koşulu aranmadığına göre, bu bölgedemevzuata aykırı olarak yapılan yapıların da işbu fıkra kapsamına girdiğianlaşılmaktadır. Yukarıda fıkranın anlam ve kapsamı açıklanırken belirtildiğigibi; Boğazlar, kıyı ve sahil şeridi yönünden hiç bir ayırıma tabitutulmaksızın af kapsamına alınmaktadır. Anayasa'nın, "kıyılardanyararlanma" Başlıklı 43. maddesindeki kıyıların, Devletin hüküm vetasarrufu altında olduğunu, deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerinkıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararınıngözetileceğini belirleyen hükmü karşısında, sözü edilen bu yerlerde mevzuataaykırı olarak yapılan ve kamuya açık olmayan özel yapılanmalar için aftanyararlanma hakkının tanınmış olması, Anayasa'nın 43. maddesine aykırıdüşmektedir. Öte yandan dava konusu 47. maddenin (g) fıkrasının incelenmesisırasında, Boğaziçi'nde öngörünüm bölgesini özel yapılanmaya açan bu fıkranınAnayasa'ya aykırı olduğu belirtilmişti. Nitekim, Anayasa Mahkemesince 3086sayılı Kıyı Yasası'na ilişkin olarak verilen 25.2.1986 günlü, Esas: 1985/1, K:1986/4 sayılı kararda, kamunun yararlanmasına öncelik tanınan kıyıda mevzuataaykırı yapıların af kapsamına alınmasının Anayasa'ya aykırı olduğu sonucunavarılmıştır. Bu görüşün sözü edilen geçici 7. maddenin birinci fıkrası yönündende geçerli olacağı kuşkusuzdur.
3194 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinin birinci fıkrasıiçeriğinden, bu maddenin uygulanması sırasında 2863 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Yasası'nın ilgili hükümlerinin gözönünde tutulacağıanlaşılmaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiatvarlıklarının korunması"na dair 63. maddesi ile herhangi bir ilişkisigörülmemiştir.
Geçici 7. maddenin ikinci fıkrasında; Boğaziçi alanındaki çekmekatların aynı gaberi içinde olmak şartı ile tam kata iblağ edileceğibelirtildikten sonra, çatı katı maliklerinin diğer kat malikleri ile ilişkileridüzenlenmektedir. Bu fıkra ile daha önce mevzuata uygun olarak yaptırılanyapılarda mevcut çekme katlarının, aynı gaberi içinde kalma şartı ile tam kataiblağ edilmesi öngörüldüğüne göre, fıkranın Anayasa'ya aykırı bir yönübulunmamaktadır.
Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Selâhattin Metin, ServetTÜZÜN ve Vural Savaş, "Maddenin ikinci fıkrasının"da Anayasa'yaaykırı olduğu görüşündedirler.
Açıklanan nedenlerle, 3194 sayılı Kanunun 8, 46. ve Geçici 5.maddeleriyle 26. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 27. maddesinindördüncü fıkrası, 44. maddesinin l (h) fıkrası dışında kalan hükümleri, 47.maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) fıkrasınıdeğiştiren hükmü, Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'ya aykırıolmadığından, iptal davasının bu maddeler ve hükümlere yönelik kısımları rededilmeli; 24. ve 25. maddeleriyle 21. maddesinin birinci fıkrasında yer alan"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından...",22. maddenin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık vemühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbestmimarlık mühendislik bürolarınca..." ibarelerinin, 26. maddesinin üçüncüfıkrası, 27. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri, 44.maddesinin 1 (h) bendi, 47. maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3.maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükümleri, Geçici 7. maddesinin birincifıkrası Anayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmelidir.
Dava konusu İmar Kanunu'nun 24. maddesinin iptal edilmesikarşısında, aynı Kanunun iptal davası dışında kalan 28, 30. ve 32. maddelerininyeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına ilişkin hükümlerininuygulanma olanağı kalmayacağından, 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesininikinci fıkrası gereğince, 28. maddenin birinci fıkrasında yer alan"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına...", 30.maddenin birinci fıkrasındaki "veya yeminli serbest mimarlık vemühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbestmimarlık ve mühendislik büroları...", ibarelerinin ve aynı fıkranın"...ancak müracaat yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosunayapılmış ise bu hüküm uygulanmaz. Yeminli büro, müracaatı bu süre içerisindemüspet veya menfi mutlaka sonuçlandırmak zorundadır..." biçimindeki soniki cümlesinin ve 32. maddesinin birinci fıkrasındaki "...veya yeminliserbest mimarlık ve mühendislik bürosunca..." ibaresinin iptaline kararverilmelidir.
V- SONUÇ :
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun;
1- 21. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...veyayeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından...", 22. maddesininbirinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık vemühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbestmimarlık ve mühendislik bürolarınca..." ibarelerinin, 24. ve 25. maddelerihükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptallerine oybirliğiyle;
2- 26. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline, ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemininreddine oybirliğiyle; keza aynı maddenin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin reddine Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, MuammerTURAN, Mustafa ŞAHİN ve Adnan KÜKNER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla;
3- 27. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümlerininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Orhan ONAR, Mahmut C. CUHRUK, MehmetÇINARLI ve Selâhattin METİN'in karşıoyları ve oyçokluğuyla, dördüncü fıkrahükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına bu nedenle iptal isteminin reddine NecdetDARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN ve Adnan KÜKNER'in karşıoylarıve oyçokluğuyla,
4- 44. maddesinin l (h) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna veiptaline, maddenin diğer hükümlerine ilişkin iptal isteminin reddineoybirliğiyle;
5 - 47. maddesinin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin(f) fıkrasını değiştiren hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptalisteminin reddine oybirliğiyle; (g) fıkrasını değiştiren hükümlerininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Orhan ONAR ve Mustafa ŞAHİN'in sözkonusu hükümlerin Anayasa'ya aykırı bir yanı bulunmadığı, istemin reddigerektiği, Mehmet ÇINARLI, Selâhattin METİN ve Servet TÜZÜN'ün bu fıkranınsadece ikinci paragrafı hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki karşıoylarıve oyçokluğuyla;
6- 8., 46. ve 48. maddeleriyle geçici 5. maddesinin Anayasa'yaaykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle;
7- Geçici 7. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıolduğuna ve iptaline oybirliğiyle, ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıolmadığına ve iptal isteminin reddine Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN,Selâhattin METİN, Servet TÜZÜN ve Vural SAVAŞ'ın karşıoyları ve oyçokluğuyla;
8- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 24. maddesinin iptal edilmişolması, aynı kanunun iptal davası dışında kalan 28., 30. ve 32. maddelerininyeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına ilişkin hükümlerininuygulanmaması sonucunu doğurduğundan 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesininikinci fıkrasında dayanılarak 28. maddenin birinci fıkrasında yer alan"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına...", 30.maddenin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık veyamühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbestmimarlık ve mühendislik büroları..." ibarelerinin ve aynı fıkranın"...Ancak müracaat yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosunayapılmış ise bu hüküm uygulanmaz. Yeminli büro müracaatı bu süre içerisindemüspet veya menfi mutlaka sonuçlandırmak zorundadır..." biçimindeki soniki cümlesinin; ayrıca 32. maddesinin birinci fıkrasındaki "...veyayeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosunca..." ibaresinin iptalineoybirliğiyle,
11.12.1986 gününde karar verildi.
Başkan
Orhan ONAR
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Selâhattin METİN
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
Adnan KÜKNER
Üye
Vural SAVAŞ
KARŞIOYYAZISI
İptal istemine konu edilen ve çoğunluk tarafından Anayasa'yaaykırı bulunarak iptaline karar verilen 3.5.1986 günlü, 3194 sayılı İmarKanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrasında, İmar planına göre toplam inşaatalanı, bodrum hariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrumile iki katı aşmayan binalarda belediye veya valiliklerden ruhsat alınmamecburiyeti kaldırılmıştır. Amaç, nispeten basit binalarla bürokratik engelleriazaltmaktır. Bununla beraber, belediyeler veya valiliklerin denetimine imkânverecek hususlar maddede derpiş edilmiş ve yapıların mevzuata ve plana aykırıyapılması durumunda yaptırımlar öngörülmüştür.
Bu tür yapıların diğer yapılarla aynı hukuki durumda olmamaları,aralarında nitelik bakımından benzerlik bulunmaması dolayısıyla, eşitlikilkesinin ihlâlinden söz edilemeyeceği gibi, yapılanma koşulları ayrıntılıolarak maddede belirtilen söz konusu yapıların ruhsat alma yükümlülüğündenistisna edilmesi; denetim olanaklarını ortadan kaldırmaz. Zira, imar hukukundaruhsat, tek ve vazgeçilmez denetim aracı değildir. İmar planları yanındabaşvurulara eklenmesi zorunlu projeler, belediyelerin veya valiliklerin elindeyeterli bir denetim aracı olabilir, ayrıca inşaatın her aşamasında belediyelerve valilikler kontrol elemanları marifetiyle denetim imkânına sahiptirler. Buitibarla, dava konusu maddenin birinci fıkrasında ve buna bağlı olarak ikincive üçüncü fıkralarında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Aynı Kanunun 47. maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3.maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükmünün iptaline ilişkin karara da aşağıdagösterilen nedenlerle katılmıyorum.
Anayasa kıyılar ve sahil şeritleri için 43. maddesiyle özelhükümler sevk etmiştir. Boğaziçi öngörünüm bölgesi için Anayasa bu niteliktebir hüküm içermemektedir. Bir başka söyleyişle yasama organı bu bölge hususundabir takdir yetkisine sahip bulunmaktadır. Koşullara göre öngörünüm bölgesindeyapılaşmanın düzenlenmesinde kamu yararının şu veya bu doğrultuda görülmesinintakdiri yasama organına aittir. Bu itibarla bu hususun denetlenmesi Anayasa'yauygunluk denetiminin konusu dışında kalır.
Başkan
Orhan ONAR
KARŞIOYYAZISI
351986 günlü ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun kimi maddelerininiptaline dair Mahkememizin 11.12.1986 günlü, Esas: 1985/11, Karar: 1986/29sayılı kararında, Sayın Orhan Onar'a ait karşıoy yazısının 1. ve 2.paragraflarında yer alan görüş ve düşüncelere katılıyorum.
Başkanvekili
Mahmut C. CUHRUK
KARŞIOYYAZISI
l- Anayasa Mahkemesini, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerinve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esasbakımlarından uygunluğunu denetlemekle görevli kılan Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın 148. maddesi, ikinci fıkrasında, kanunların şekil bakımındandenetlenmesini; son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususuile sınırlamakta ve bu anlamdaki denetlemenin, Cumhurbaşkanınca veya TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebileceğinibelirledikten sonra, kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtiktensonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamayacağını, defi yoluyla daileri sürülemeyeceğini hükme bağlamaktadır. 148. maddenin ikinci fıkrasıhükmünü tamamlayan 149. maddenin ikinci fıkrasında da, şekil bozukluğuna dayalıiptal davalarının, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacağıöngörülmüş bulunmaktadır.
Konu, dava açma hakkı, süre ve öngörülen yöntem açısından nev'işahsına münhasır özel bir şekil denetimini düzenlediğinde kuşku bulunmayan 148.ve 149. maddelerin bu konuya ilişkin hükümleri yanında, Anayasanın, iptaldavasıyla ilgili genel kuralı ortaya koyan 150. maddesinde, açıkça; kanunların,kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veyabunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasayaaykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davasıaçılabileceği hükmüne de yer verilmiş, bu tür davaların Cumhurbaşkanı, iktidarve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyetamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyeler tarafından açılabileceği kabuledilmiştir.
Bahis konusu maddenin öngördüğü, şekil ve esas bakımındanAnayasaya aykırılık iddialarını birlikte içeren iptal davalarıyla ilgili genelşekil denetiminde, davanın konusu, dava açma hakkı, süre ve yöntem yönünden148. ve 149. maddelerde yer alan sınırlamalar önemli ölçüde giderilerek; esası,özellikle yasama tasarrufunun oluşumunu ve sağlığını etkileyen, Anayasanın 88.maddesine ve ilgili öteki maddelerine aykırı tüm şekil bozukluklarının, başkabir anlatımla, örneğin, bir kanunun teklif edildiği tarihten kabul edildiğitarihe kadar geçen süre içinde uygulanan yöntemlerdeki önemli aksaklıklarıniptal davasının konusu içine alınması, ayrıca dava süresinin 60 güneçıkarılması, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis gruplarının da davaaçabilmeleri sağlanmış, şekil bozukluğuna dayalı iddiaların öncelikle incelenipkarara bağlanması zorunluluğu kaldırılmıştır.
60 günlük yasal süre içinde açılmış bulunan inceleme konusu iptaldavası, Anayasanın 148. ve 149. maddeleri çerçevesinde, yalnız şekil bakımındandenetlemeyi gerektiren bir nitelik taşımadığı, anılan Yasanın 150. maddesinedayalı olarak hem sekile, hem esasa ilişkin Anayasaya aykırılık iddialarını birliktekapsadığı cihetle; şekil yönünden yapılacak denetimin, "son oylamanın,öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı" ilkesiyle bağlı kalınmaksızın,esasa etkili öteki şekil bozuklukları da gözönünde tutularak tamamlanmasıgerekmektedir.
Hukuk devleti ilkesiyle Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğüilkelerinin yaptırımını oluşturan Anayasaya uygunluk denetiminin gerçek anlamve amacı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 150. maddesinin kemaliyleişletilmesini zorunlu kılmaktadır. 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 20, 21. ve 22.maddeleri belirtilen alan ve ölçüler içinde denetim yapılmasını kanımızcaengellememektedir.
İlk inceleme sonunda oyçokluğuyla tesis olunan 2.8.1985 günlükarara bu nedenlerle katılmamaktayım.
II- Aşağıda açıklanan hususlar, esas hakkındaki Kararın, 351985günlü ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası ile 27.maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkin bölümlerine katılmayışımın nedenleriniiçermektedir :
A- İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası ile ilgiliaçıklamalar :
1- Anılan Kanun'un "Kamuya ait yapı ve tesisler ile sanayitesislerinde ruhsat" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; kamukurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, imar planlarındao maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimarî,statik, tesisat ve her türlü fenni mesuliyetin bu kamu kurum ve kuruluşlarıncaüstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsatverileceği öngörüldüğü halde, ruhsat verecek makam ve mercii belirlenmemiştir.Buna mukabil, aynı maddede, Devletin güvenlik ve emniyeti, Türk SilahlıKuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arz eden yapılar ile hertürlü sanayi kuruluşuna ait yapılarda ruhsat makam ve mercii belirgin biçimdegösterilmiştir.
Birinci fıkranın, genel olarak ruhsat alma koşullarını düzenleyen22. madde hükmüyle de uyumlu bir içerik taşımadığı görülmektedir. Yapı ruhsatıverilebilmesi için tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge),mimarî proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları,röperli veya yoksa ebatlı krokinin başvuru dilekçesine eklenmesi 22 maddeninaçık ve buyurucu hükmü gereği iken, 26. maddenin birinci fıkrasında, kamu kurumve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar yönünden, bu fıkradaöngörülen sınırlı kayıtlara uyulmak koşuluyla, avan projenin varlığı yeterlisayılmıştır. Bu husus, yapılacak veya yaptırılacak yapının teknik bakımdanyeterli güvenliğe sahip olup olmadığının saptanmasını ve tahsis edileceği amacauygun bulunup bulunmadığının incelenip, araştırılmasını adetaimkânsızlaştırmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel hukuk kişileri tarafındanyapılacak veya yaptırılacak aynı nitelikteki yapılar arasında ayırımyapılamayacağına göre, kamu kurum ve kuruluşları için tanınan bu ayrıcalığınhaklı bir nedeni yoktur. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 43. maddesinin"a" fıkrasıyla yürürlükten kaldırılan 9.7.1956 günlü, 6785 sayılıİmar Kanunu'nda da bu konuda herhangi bir ayırım yapılmadığı bilinmektedir.
Ruhsat vermekteki amacın, kamu yararı ve kamu güvenliğidüşüncesiyle etkili bir ön denetim sağlamak olduğu gözden uzak tutulmadığıtakdirde, kamu kurum ve kuruluşlarına gereksiz olarak ayrıcalık tanınırkenruhsatla gerçekleştirilmek istenen amaçtan uzaklaşılmış olacağında kuşkubulunmamaktadır. Bu sapmanın, kamu yararını ve kamu güvenliğini olumsuzdoğrultuda etkilemesi de kaçınılmaz bir olgu sayılmalıdır.
Sonuç olarak, birinci fıkra hükmüyle yürürlüğe konulandüzenlemenin yol açtığı eşitsizlik haklı nedenlere dayanmadığından, incelemekonusu fıkranın Anayasanın 10. maddesine aykırı olduğu düşünülmektedir.
2- Öte yandan, bahis konusu düzenleme Anayasanın 56. maddesiyle debağdaşmamaktadır.
Birinci fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevredeyaşama hakkına sahip bulunduğunu belirleyen 56. madde, ikinci fıkrasında, buhakkın kullanılması yönünden Devlete bir takım ödevler yüklemektedir. Buödevlerden biri ve önemine rağmen Devletin mali kaynaklarının ve parasalolanaklarının yeterliliğine bağlı bulunmayanı, çevrenin kirlenmesine ve çevresağlığının bozulmasına yol açan tutum ve davranışlara engel olunmasıdır.
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası,yukarıda da açıklandığı üzere, bu fıkrada belirtilen yapı ve tesislerin çevreyevereceği zararların önlenmesi olanağını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır.Çevre kirlenmesini önlemek ve çevre sağlığını korumak görevi, ancak, daha öncedeğinilen ayrıcalığın giderilmesi ve denetim dışında bırakılan yapıların da,diğerleri gibi, denetime tabi tutulması suretiyle yerine getirilebilecektir.
Kamu kurum ve kuruluşlarına, mimarî proje, statik proje, elektrikve tesisat projeleri, resim ve hesapları gibi, yapıların iç ve çevregüvenlikleri açısından büyük önem taşıyan belgeler aranmaksızın, sadece avanprojeye göre ruhsat verilmesi, her türlü fenni sorumluluğun ilgili kamu kurumve kuruluşlarınca üstlenilmesi kayıt ve koşuluna rağmen, inceleme konusudüzenlemeyi Anayasanın 56. maddesine uygun duruma dönüştürmemektedir.
B- İmar Kanunu'nun 27. maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkinaçıklamalar :
3194 sayılı İmar Kanunu'nun, "Ruhsata tâbi olmayan yapılar veuyacakları esaslar" başlığını taşıyan 27. maddesinin dördüncü ve sonfıkrası; belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köydesürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralardayaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat veiskân ruhsatı aranmayacağını, ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygunolması ve muhtarlıktan izin alınması gerektiğini hükme bağlamaktadır.
Söz konusu hüküm de, yapı ruhsatiyesi alınmasını zorunlu kılan 21.maddenin istisnaları arasında yer almaktadır.
Yapı ruhsatı alma zorunluluğunu kaldıran, dolayısıyla kimikonutlar ve hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskânruhsatı aranmaması yolunda ayrıcalık getiren hükmün, belediye ve mücaviralanlar dışında kalan yörelerde yaşayanlara kolaylık sağlamak ve onlara hizmetetmek amacıyla yürürlüğe konduğu kabul edilse bile, yapı alanı, yüksekliği veöteki teknik öğeler yönünden herhangi bir ölçünün gözetilmemiş olması, güdülenamacı aşan, bu amacın çok ötesinde bir düzenlemeye neden olmaktadır. Belediyeve mücavir alan sınırları içinde ruhsatsız yapılamayacak olan bir yapınınköylerde ruhsatsız olarak yapılmasına böylece olanak sağlanması Anayasanın 10.maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesini önemli ölçüde zedelemektedir.
Ruhsatsız yapılaşmanın, çevrenin sağlık ve dengesini de olumsuzbiçimde etkileyeceği muhakkaktır. Başka bir deyişle, izin ve denetimmekanizmasındaki yetersizliğin sağlıksız bir yapılaşmayı gündeme getireceğindenşüphe edilmemelidir. Anılan düzenleme bu nedenlerle Anayasanın 56. maddesininbirinci ve ikinci fıkralarına aykırı olduğu gibi; Devleti, çevre şartlarınıgözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleralmakla yükümlü kılan 57. maddesi hükmüne de aykırı bulunmaktadır. Yapıruhsatiyesi alınması yolundaki yasal zorunluluğa getirilen bu istisna, Devleti,gerçekten en etkili denetim aracından yoksun bırakmaktadır.
Üye
Necdet DARICIOĞLU
KARŞIOYYAZISI
1- 3194 sayılı İmar Yasası'nın 22. maddesi genel olarak ruhsatalma koşullarını düzenlemektedir. Aynı Yasanın 26. maddesinin birinci fıkrası,kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar için, hertürlü fenni sorumluluğun bu kuruluşlara ait olmak üzere, 22. maddedeki koşullararanmaksızın avan projeye göre ruhsat verilmesi esasını getirmiştir.
Ruhsat verilmesiyle güdülen amaç, imar planlarına uyulması yanındayapısallaşmada güvenliğin, sağlık kurallarına uygunluğun ve eski yapılarla yapılacakolanlar arasında birlik ve uyumun, merkezi denetim yoluyla sağlanmasıdır.Kentleşmenin, sağlıklı, güvenli ve uyum içinde gerçekleşmesinde kamu yararıbulunmaktadır. İnşaat ruhsatı, yapılmak istenen yapı için verilmektedir.Yapının resmi makama ya da şahsa ait olması arasında ayırım yapılmasında, başkabir deyişle bir müteahhidin özel amaçlı yaptığı yapı ile kamu kurum vekuruluşları için yaptığı yapı arasında ayırımlı bir uygulamaya gidilmesindehaklı neden bulunmamaktadır.
Daha açık bir anlatımla, kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapılardamimari, statik, elektrik ve tesisat projeleri gibi yapının hem iç hem de çevregüvenliği yönünden önem taşıyan belgeler aranmaksızın sadece avan projeye göreruhsat verilmesi, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine uymadığı gibi,sağlık hizmetleri ve çevrenin korunmasıyla ilgili düzenleme getiren 56.maddesine de aykırı bulunmaktadır.
2- 3194 sayılı Yasanın 27. maddesinin dördüncü fıkrası Belediye vemücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köyyerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılıkveya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmayacağı kuralınıgetirmektedir. Yapıların bir plan ve düzen içerisinde sağlam ve sağlıkkoşullarına uygun yapılmasında kamu yararı bulunduğu kuşkusuzdur. Yapının köydeya da belediye ve mücavir alanlarda yapılması arasında kamu yararı, kamu düzenive kamu güvenliği yönünden bir ayırım olmaması gerekir. Köylerle kasabalararasındaki farklı uygulamanın haklı bir nedeni bulunmamakta ve bu fıkra daeşitlik ilkesine aykırı düşmektedir.
3- 3194 sayılı Yasanın geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasında,Boğaziçi alanındaki çıkma katların aynı gabari içinde kalmak şartı ile tam kataiblağ edilebileceği kuralına yer verilmektedir. Getirilen bu hüküm, Boğaziçialanında nüfus ve yapı yoğunluğunu arttırması yanında, bu alandaki çekme katlarlehine bir ayrıcalık yaratmaktadır. Dolayısıyla aynı sokakta aynı yükseklikhakkına sahip binalardan, ruhsatla ya da kaçak olarak ilave çatı katı yapmışolanlarla, çatı katı yapmamış olanlar arasında bir ayrıcalık doğmakta, buyasayla çatı katlarının tam kata tamamlanmasına da izin verilmesi nedeniyle,çatı katlı binalar birer kat daha yükseltilebilmektedir. Böylece aynı yerde veaynı imar durumuna sahip binalarda farklı katta ve farklı yükseklikte yapılaşmameydana gelmektedir. Bu durum Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdüşmektedir.
Sonuç olarak 3194 sayılı Yasanın 26. maddesinin birinci fıkrasıile 27. maddesinin dördüncü fıkrası ve geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasınınAnayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği oyu ile verilen karara karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOYYAZISI
l- 351985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanununun 26 ncı maddesi birincifıkrasında : "Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacakyapılara, imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuataaykırı olmamak üzere mimari, statik, tesisat ve her türlü fennî mesuliyeti bukamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıylaavan projeye göre ruhsat verilir" denilmektedir.
Halbuki aynı Kanunun, "Ruhsat alma şartları" başlıklı 22nci maddesinde : "Yapı ruhsatiyesi almak için . mimari proje, statikproje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa,ebatlı kroki eklenmesi gereklidir" hükmü bulunmaktadır. Yani, 22 ncimaddedeki ruhsat alma şartlarından, 26 ncı madde ile kamu kurum ve kuruluşlarıistisna edilmektedir.
Yapı ruhsatiyesinin, yapı düzeni, kamu güvenliği, huzuru vesağlığı bakımından önemi, uzun boylu izahata gerek göstermeyecek kadar ortadave açıktır. Bunun içindir ki, Cumhuriyet döneminde 2290 sayılı Belediye Yapı veYollar Kanunu ve 6785 sayılı İmar Kanunu ile, hiç bir ayırım gözetmeksizin,bütün yapılar için ruhsat alınması şart koşulmuştur.
Şimdi, belediye ve valilikler, eskisine nazaran,teknik cihazlanmave eleman yönünden çok daha geniş imkânlara kavuşmuş olmasına rağmen "kamukurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar" içinayrıcalık tanınması ve yalnız "avan projeye göre ruhsat verilmesi"nin kabul edilmesi yurt gereklerine ve gerçeklerine uygun değildir. "Kamukurum ve kuruluşları" deyimi çok geniş ve belirsiz bir kavramdır. Bunlartarafından "yapılacak veya yaptırılacak yapılar" için, mimari,statik, tesisat ve fennî mesuliyeti "üstlenilmesi" kamu sağlığı veemniyeti bakımından yeterli güvence sağlamaz.
Bu nedenlerle Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmünüde, Anayasa'nın 10 uncu maddesine, özellikle 56 ncı maddesindeki "Herkessağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" şeklindekihükmüne aykırı görmekteyim.
II- Kanunun 27 nci maddesi dördüncü fıkrasında : "Belediye vemücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köyyerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılıkveya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmaz. Ancak,yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınmasıgerekir" hükmü yer almıştır.
Sözü geçen yapıların "fen ve sağlık kurallarına uygunol"up olmadığı nasıl anlaşılacaktır; uygun değilse ne yapılacaktır;muhtarlık hangi ölçü, esas ve şartlarla izin verecek veya vermeyecektir;elindeki hangi imkânlarla saptama yapacaktır'..
Zamanla köylerin belde, kasaba, şehir haline gelmesi ve buralardabelediyeler kurulması mümkün olduğu gibi "mücavir alan" haline getirilmeleride mümkündür. Bu hallerde evvelce ruhsatsız, kullanma izni alınmadan yapılıpkullanılan yapıların düzene ve plana uygun duruma getirilmesi büyük bir sorunolarak ortaya çıkmaktadır.
Kanunun 27 nci maddesindeki bu hüküm de kanımca Anayasa'nın eşitlikilkesine, 56 ncı maddesine ve bu maddenin; "çevreyi geliştirmek, çevresağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşınödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlar" biçimindeki hükümlerine aykırıdır.
III- Kanunun geçici 7 nci maddesi ikinci fıkrasında :"Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar aynı gaberi içinde kalmak şartı iletam kata iblağ edilir. Ancak teras kullanma hakkı daha önce tapuya tesciledilmemiş olan çatı katı malikleri emlak vergisi için beyan edilen dairebedelinin daire metrekaresine bölünerek bulunan bir metrekare değerininkazanılan alan ile çarpımı sonucu bulunan değeri hisse nispetlerine göre diğerkat maliklerine öder. Kendileri bulunmadıkları takdirde bu bedel isimlerinemillî bir bankaya yatırılır" hükmü vardır.
Bu hükümle çekme katlı bina sahipleri ile çekme katı olmayan binasahipleri arasında eşitsizlik yaratılmakla, kamu yararı hilâfına, Boğaziçialanında nüfus yoğunluğunun artırılmasına yol açılmaktadır.
Ayrıca, Anayasa'ya göre, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasındabile, mutlak surette esas alınamayan "emlak vergisi için beyan edilendaire bedelinin" çatı katı maliklerinin kazandıkları alan için esasalınması diğer bağımsız bölüm sahiplerinin mülkiyet hakkının kısıtlanmasısonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla mezkûr hüküm Anayasa'nın 10, 35 ve 56 ncımaddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Sonuç : 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanununun yukarıdabelirtilen üç fıkrası bakımından çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Muammer TURAN
KARŞIOYYAZISI
Selâhattin Metin'in karşıoy yazısında belirtilen gerekçelerle,İmar Kanunu'nun 27. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ile aynıKanun'un 47. maddesiyle değiştirilen Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasınınbirinci paragrafının iptaline ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Mehmet ÇINARLI
KARŞIOYYAZISI
Dava konusu edilen 351985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun, 27.maddesinin birinci fıkrası, yeni bir uygulama ile bazı bürokratik işlemlerbakımından kolaylık getiren ve maddede yer alan koşullarla bir kısım inşaatlariçin belediye veya valiliklerden ruhsat alma zorunluluğunu kaldıran bir hükümiçermektedir. Maddede belirtilen bu koşulların neler olduğuna bakıldığındabunların :
1- Yapı yerinin imar planına dahil olması,
2- Toplam inşaat alanının bodrum hariç 1000 m2yigeçmemesi,
3- Saçak yüksekliğinin 650 metreyi (1 bodrum ile 2 katı) aşmaması,
4- Yapı sahibinin inşaata başladığını bir dilekçe ile ilgilidaireye bildirmesi,
5- Proje ve eklerine uygun bina yapılacağının ve fennisorumluluğun tekeffül edilmiş olduğunun bu dilekçede belirtilmesi,
6- Harç ve vergilerin yatırılmış olduğunu gösterir belgelerin debu dilekçeye eklenmesi,
7- Ayrıca dilekçeye, inşaatı yapılacak binanın projesinin deeklenmiş bulunması,
Şeklinde açıklandığı görülmekte ve bu koşullarla ruhsat almazorunluğu kaldırılmış bulunmaktadır.
Esasen, bir yapı için ruhsat almak gerektiğinde de verilecekbelgeler, yapılacak işlemler bunlardan ibarettir. Burada sağlanan kolaylık,getirilen yenilik, sadece ilgili daireye bu belgelerin verilmesi üzerine ruhsatiçin bir süre beklenilmemesi, yapıya bir an önce başlanılabilmesindenibarettir.
Hemen ilâve etmek gerekir ki, bu durumda dahi inşaatın, aynıKanunun 20. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, ancak yapı sahibine ait arsaveya parsel üzerinde yapılması gerekecektir. Aynı zamanda imar planı ile yineaynı Kanunun 44/d maddesi uyarınca Bakanlıkça çıkarılacak ve ruhsata tabiolmayan yapılarda uygulanacak esasları belirleyen yönetmelik hükümleri degözönünde tutulacaktır. Bu koşullarla ruhsata tabi olmamak, anılan maddeninikinci fıkrası gereğince yapı sahibini ve fenni sorumlusunu imar mevzuatınaaykırı yapı yapma sorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtaramayacaktır.
Yetkili fen elemanlarının kontrolüne devamlı açık tutulan yapı,proje ve ekleri ile mevzuata ve plana aykırı yapıldığında, aynı maddenin üçüncüfıkrası gereğince de hemen mühürlenip durdurulacağına ve mevzuata uygun halegetirilmediği takdirde yıktırılıp, masrafı yapı sahibinden alınacağına göre, bukoşullar altında ve belirtilen şekilde bir inşaat yapılmasında, Anayasa'ya bubakımdan aykırılık bulunduğu anlaşılamamaktadır.
Sözlükte izin kolaylık, genişlik anlamına gelen ruhsat,(ruhsatname, ruhsatiye) imar mevzuatı açısından, yapılması kanunen izin almayabağlı tutulan bir yapının yapılabilmesi için yetkili idareden izin verilmişbulunduğunu gösteren belge anlamındadır. Kim tarafından, hangi ada ve parseldene tür bir inşaat yapılmasına izin verildiğini ve bu maksatla ödenmesi gerekenharç ve vergilerin de yatırılmış bulunduğunu gösteren bir belgedir. Bu 27.madde kapsamına giren yapının sahibi de inşaatını hangi ada ve parselde yapacağınıbildirmek, harç ve vergilerin ödendiğini belgelemek ve dilekçesine inşaatıyapılacak binanın projesini de eklemek zorunda bulunduğuna ve Belediyecekendisine müracaat edildiğine dair bir belge de verileceğine göre, görülüyorki, ruhsat verilmekle güdülen amaç her ne ise burada da yerine getirilmişolmaktadır.
Verilecek ruhsatların kesinlikle imar planlarına uygun olmasızorunlu bulunduğuna göre burada, önemli olan ruhsat değil, plana ve plandançıkarılacak imar durumuna uygun inşaat yapılmasıdır. Çünkü mevcut ve meri imarplanına göre verilen "imar durumu"nda yapının inşaat alanı veya tabanalanı katsayısı, kat adedi, yüksekliği "gaberi"si, bitişik veya ayrıknizam mı uygulanacağı, cephe hattı, yan ve arka komşu mesafeleri ve çatı meyiligibi hususlar bir bir gösterilecektir. Bu nedenledir ki, aynı yapı plan veprojesini uygulayan biri ruhsata bağlanmış, diğeri bu madde gereğince ruhsatalınmadan yapılmış iki ayrı yapı arasında, imar uygulaması açısından bir farkbulunması mümkün olamayacaktır. Bu durumda da, ruhsat alınmakla sağlanacağındansöz edilen kamu düzeninin, kamu güvenliğinin ihlâl edildiği ilerisürülemeyeceği gibi, aynı durumda olan yapılara aynı hükümler uygulandığınagöre, farklı durumları itibariyle diğer yapılara bu hükümlerin uygulanmamasınınAnayasa'nın eşitlik ilkesine bir aykırılık oluşturduğu da iddiaedilemeyecektir.
Burada şu hususu da belirtmek gerekir ki, ruhsat alarak inşaatabaşlayıp bitiren bir kimse, verilen ruhsata göre yapılan uygulamadaki hatanınsonucuna -kendisinin bir etkisi bulunmadıkça- katlanmak zorunda değildir.Çünkü, ruhsatı veren ilgili daire, yapı yerini gösteren, inşaatın seyrini görende o dairenin fen elemanlarıdır. Onların kusurlu hareketleri elbette yapısahibinin sorumluluğunu gerektirmeyecektir. Oysa, ruhsat alma zorunluluğubulunmayan yapının sahibi, plan ve mevzuata uyumsuzluktan doğan her türlümükellefiyete, verilecek cezalarakatlanmak zorunda kalacaktır. O nedenleyapacağı inşaatın mevzuata uygunluğunu sağlamakta daha titiz davranacaktır.
Diğer taraftan, bu madde kapsamına giren yapıların fennisorumluluğunu yüklenen fen elemanlarının da, ruhsatlı yapılarda olduğu gibi,yapının imar plan ve mevzuatına uygun yapılmasını sağlamak zorunda oldukları vebu zorunluluğu yerine getirmeyen fen elemanları hakkında değişik türde ağırcezalaruygulanacağı İmar Yasası'nda açıkça belirtilmiştir.
Maddede sözü edilen projenin niteliğinde de, tereddüte gerekyoktur. Burada "inşaatı yapılacak binanın projesi" nden ve"proje ve eklerine uygun bina yapılacağı" ndan söz edildiğine göre,bahsedilen projenin elbette mimarı proje olması gerekecektir.
Burada gözönünde tutulacak diğer bir nokta da, ruhsata bağlananyapıların bütünüyle ve her zaman mevzuata uygun yapılacağı, iptali istenilenmadde kapsamına giren yapıların ise, aykırı yapılabileceği gibi peşin yargıyavarmak da mümkün değildir. Bu sonuç doğru olsa idi, İmar Yasası'nın 32,maddesinde yer alan, ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığının öğrenilmesiüzerine inşaatın mühürlenerek derhal durdurulacağı, ruhsata uygun halegetirilemeyen yapıların derhal yıktırılacağı hükmüne ve 42. maddede öngörülencezalara gerek kalmazdı. Keza 30. madde gereğince, iskân izni için yapınınruhsat ve eklerine uygun olup olmadığı, kullanılmasında fen bakımından mahsurgörülüp görülmediğinin tespitine de gidilmezdi.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalarla, imar planı ve mevzuatınauygun projesi ile, ilgili dairesine bildirimde bulunan ve keza yukarıda bir birsayılan diğer koşulları da yerine getiren bir kimseye ruhsat almadan inşaatabaşlama izni verilmesinde Anayasa'ya bir aykırılık bulunmadığı düşüncesi ile,sözü edilen maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının iptaline kararverilmiş olmasına,
2- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3.maddesinin (g) fıkrasını değiştiren 47. maddesi, Boğaziçi "öngörünümbölgesi"nde bazı koşullarla "konut" yapılabilmesine olanaktanımıştır.
Boğaziçi Kanunu'nda (Madde 2) öngörünüm bölgesi; "Boğaziçisahil şeridine bitişik olan ve 22.7.1983 tarihli 1/1000 ölçekli imar uygulama planındagösterilen bölge" olarak tanımlanmaktadır. O halde bu bölge, kıyı vekıyıdan sonra gelen sahil şeridine bitişik olan bir alandır. İşte iptaliistenilen fıkra bu alanda, parsel büyüklüğü en az 5000 m2olanarsalar üzerine, taban alanı katsayısı en çok % 6 ve iki katı (650 metreyüksekliği) geçmemek koşulu ile sadece "konut" yapılabilmesine imkântanımış bulunmaktadır. Kuşkusuz, bu koşulların yanında imar planlarının ve bukonudaki yönetmelik hükümlerinin de dikkate alınması, bunların öngördüğü kısıtlamalarada uyulması gerekecektir. Eğer o parsel, örneğin turizm amaçlı yapı yapılmasınaveya kamu hizmet ve tesislerine ayrılmışsa pek tabii buralarda, yukarıdakikoşulların varlığına rağmen geçici de olsa (Boğaziçi Kanunu Madde 3/o)"konut" yapılamayacaktır.
Bilindiği üzere Anayasa, (Madde 43) kıyı ve sahil şeritlerindenyararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini, kanunla düzenlenme koşuluile kişilerin bu yerlerden yararlanmalarının mümkün olduğunu belirtmiş, sahilşeridinden sonra geldiği açıklanan "öngörünüm bölgesi" için herhangibir kısıtlamaya yer vermemiştir. Bununla beraber kuşkusuz, her temel hak gibi,mülkiyet hakkının da, Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle,Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak kısıtlanması mümkün ise de, plandaumumi hizmetlere ve kamu tesislerine ayrılmamış bulunan 5000 m2veyadaha büyük parselleri tamamen kullanıma kapatmakta ne gibi anayasal zorunlukbulunduğu anlaşılamamaktadır. Burada, Boğaziçi Kanunu'nun 3/h maddesinintanıdığı imkânı genelleştirmeye, her isteyenin bu "öngörünümbölgesi"nde turizm ve rekreasyon amacı ile toplumun yararlanmasına ayrılanyapı yapabilmesine olanak bulunmadığını da belirtmeliyiz. Çünkü, Yasada buimkândan yararlanmak, ancak o parsellerin planda bu amaca tahsis edilmiş olmasışartına bağlı tutulmaktadır.
İşte bu nedenledir ki, Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesiyle"öngörünüm bölgesi" nde bulunan 5000 m2ve daha büyükparseller için bütünüyle getirilen kısıtlamanın, Anayasa'nın sözüne ve ruhunauygun bir sınırlamanın ötesinde kaldığı görülerek buralardan belirtilenkoşullarla kısıtlı olarak yararlanma imkânı tanınmıştır.
Şu hususu da belirtmek gerekir ki, tasarruf hakkının bu derecekısıtlanmasında değil, imar uygulamasına geçilinceye kadar belli koşullarlaburalarda "konut" yapılabilmesinde görülen kamu yararı nedeniylegetirilen bu hükmün, ileride bu parsellerin yeşil alan olarak veya sair umumihizmetler için kamulaştırılması veya başka maksatla kullanıma açılmasıhallerinde, belli ölçülerde yapılmış bulunan bu "konutların varlığı birengel teşkil etmeyecek ve bir sorun yaratmayacağı gibi doğal görünümü deetkilemeyecektir.
Dava konusu edilen bu fıkra hükmü, yapımına izin verdiği bu"konut" nedeniyle ifraz işlemleri yapılamayacağını açıkça belirttiğigibi, esasen 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 15. maddesi de, imar planlarına göreumumi hizmetlere ayrılan gayrimenkullerin ifraz ve de tevhidine izinverilemeyeceğini, imar parselasyon planları tamamlanmış olan yerlerde ise,ancak bu planlara uygun ifraz ve tevhidin yapılabileceğini öngörmektedir. Bubakımdan, ne küçük parselleri tevhide zorlamak ne de her isteyen büyük parselmalikinin küçük parseli alabileceğini mümkün görmek söz konusu değildir.
Diğer taraftan, en az 5000 m2veya daha büyük bir arsaüzerine, bu arsanın en çok 1/16 sı kadar bir yerine ve keza en çok iki katlı vetaban alanı katsayısı % 6 olan bir yapı yapılmasının ve bu yapının sadece"konut" olmasının, Boğaziçi alanında yapı ve nüfus yoğunluğubakımından fazla bir artış getirmeyeceğini belirtmekte de yarar vardır.
Bu görüşlerle, sözü edilen fıkranın birinci paragrafı hükmününiptaline karar verilmiş olmasına,
3- 3194 sayılı Kanunun iptali istenen Geçici 7. maddesinin ikincifıkrası, Boğaziçi alanında mevcut çekme katların tam kata iblağına imkântanımakla, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı bir hüküm getirmişbulunmaktadır.
"Boğaziçi alanı" nedir, bu alanın boyutları nerelerevarmakta ve uygulanacağı alan ne gibi yerleri kapsamaktadır' 2960 sayılıBoğaziçi Kanunu'na bakıldığında, bunun 2. maddesinde Boğaziçi alanının,"Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden, öngörünüm bölgesinden, geri görünümbölgesinden ve etkilenme bölgelerinden oluşan" ve 22.7.1983 tarihli nazımplanda sınırları belirlenen geniş coğrafi bir bölge olduğu görülmektedir.
İmar Kanunu'nun, dava konusu edilen 7. maddesinin ikinci fıkrası,böylesine geniş alanda yapılmış yüzlerce çekme katların tam kataçıkarılmalarına izin vermiş bulunmaktadır. Bu uygulama ile, boğaziçininözelliği gereği olarak, önceleri bir plana göre meydana getirilen yapılaşma düzenibozulmuş ve aynı bölge dahilinde bulunan diğer yapı sahipleri arasında bireşitsizlik yaratılmış olunmaktadır.
İmar planları, pek çok emek ve masrafı gerektiren, uygulanacağıbölgede kamu ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasını amaçlayan objektif düzenlemelerdir.Kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, bunu gerçekleştirmek amacıyla elbettedeğiştirilebilir veya kanunlarla yeni bir düzenlemeye imkân verilebilir. Böylebir zorunluk bulunmadığı sürece, planların olduğu gibi korunmalarında kamuyararının varlığı tartışılamaz.
Boğaziçi alanında bulunan ve meri imar planına göre yapılmış olançekme katların, tam kata çıkarılmalarına ne sebeple izin verildiğini anlamak damümkün değildir. Çünkü sözü edilen fıkra Yasa'ya Türkiye Büyük MilletMeclisi'ndeki görüşmeler sırasında eklenmiştir. Getirilen hükme bakıldığında,bununla bazı kimselerin fazladan daire sahibi olmalarına imkân tanındığı, bunakarşılık mevcut planlara göre, bu bölgede yapı yapan daha çok kişinin muhtelifyönlerden mağdur edilmelerine sebebiyet verildiği görülmektedir. Bir hukukdevletinde, yasaların kamu yararına dayanması gereği gözönünde tutulmalı,azınlığın yararı, çoğunluğun zararına tercih edilmemelidir.
Diğer taraftan, boğaziçinin özelliği, bu alanda nüfus ve yapıyoğunluğunun arttırılmamasını gerektirmektedir. Oysa, çekme katların tam kataçıkarılmalariyle, eklenen daire adetleri ile orantılı olarak hem nüfus, hem deyapı yoğunluğu artırılmış olmakta ve özellikle, maddenin uygulanma biçimi dekat malikleri arasında ihtilafların doğmasına ve huzursuzluğun artmasına yolaçmış bulunmaktadır.
Boğaziçi alanına, yukarıda da değinildiği üzere "kıyı"ve "sahil şeridi" de dahil bulunduğuna ve buralardan yararlanmadaöncelikle kamu yararının gözetilmesi bir Anayasa buyruğu olduğuna göre, bu buyruğunyerine getirilmesi amacıyla yapılacak düzenleme sırasında çoğu kez kamulaştırmazorunluğu hasıl olacaktır. Nitekim, Boğaziçi Yasası'nın Geçici 10. maddesinde"Boğaziçi sahil şeridinde kıyı kenar çizgisine bitişik parsellerin kıyıtarafında, Boğaziçi İmar Müdürlüğünce lüzum görülen hallerde, bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde gezinti mahalli yapılmaküzere yeteri kadar arazi kamulaştırılabilir" denilmektedir. İşte budurumda, örneğin dört tam bir çekme katların yerine, artık beş tam katlarınkamulaştırılması gerekecek ve böylece devlet hazinesinden daha fazlakamulaştırma bedeli ödenmiş olacaktır.
Özetlemek gerekirse, 3194 sayılı Yasa'nın Geçici 7. maddesi ikincifıkrası, yukarıda açıklandığı üzere bir çok yönlerden, Anayasa'nın anılanmaddelerine aykırı bulunmakta ve bu nedenle iptali gerekmektedir. Budüşüncelerle, sözü edilen maddenin iptali isteminin reddedilmiş olmasına,
Karşıyım.
Üye
Selahattin METİN
KARŞIOYYAZISI
1- 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrası;"Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesinde konut yapılamaz,tevhit ve ifraz işlemleri yapılamaz" biçiminde iken, 3194 sayılı Yasa'nın47. maddesindeki düzenleme ile "Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parselbüyüklüğü 5000 m2den az olmamak, ifraz işlemleri yapılmamakT.A.K.S.. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami % 6 ve 2 katı (H = 650 irtifaı)geçmemek şartı ile "konut" inşaatı yapılabilir. Blok adediserbesttir. Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasa tabidir.Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir"şeklinde değiştirilmiştir.
a) Dava konusu olan bu fıkranın birinci paragrafında, Boğaziçiöngörünüm bölgesi ile ilgili olarak bazı koşulların mevcudiyeti halinde konutinşa edilmesine olanak sağlandığına ve Anayasa'nın 43. maddesinde,"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsukıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerindenyararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir" denilmekle "kıyı"ve "sahil şeritlerinde" kamuya açık olmayan özel yapılanmalaryasaklandığına, sözü edilen bu hükümde ise, öngörünüm bölgesine ilişkin olarakkonut inşaatı yönünden öngörülen esaslar belirtildiğine göre, Anayasa'nın 43.maddesinde yer alan "kıyı" ve "sahil şeritlerinin" iş buhükmün kapsamına girdiği kabul edilemez. Öte yandan Boğaziçi "öngörünümbölgesinde" bu hüküm gereği yapılacak uygulamada, dava dilekçesinde,Anayasa'ya aykırılık iddiasına dayanak olarak gösterilen Anayasa'nın 43, 56. ve63. maddelerindeki ilkeler de gözetilip değerlendirileceğine göre, sözü edilen47. maddenin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasınıdeğiştiren hükmünün birinci paragrafı ile yapılan düzenleme Anayasa'ya aykırıdeğildir.
b) 47. maddenin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g)fıkrasını değiştiren hükmünün ikinci paragrafına gelince, bu hüküm içeriğindenanlaşıldığı üzere, orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlarda da, fıkranınbirinci paragrafında yer alan koşullarla konut inşaatına olanak sağlanmaktadır.Anayasa'nın "sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56.maddesinde, "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı"ndan sözedilmektedir. Bu madde bütünüyle incelendiğinde; "sağlıklı ve dengeli çevre"kavramına doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşmenin getirdiği hava ve sukirlenmesinin önlendiği bir çevre kadar, yapıların tabiatın içinde bir yaragibi yer almadığı ve orman, koru ve yeşil alanları da kapsayan bir çevrenin deöngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan Anayasa'nın 63. maddesi birinci fıkrasında yer alan"Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarını ve değerlerinin korunmasınısağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır" biçimindekihüküm ile ormanların korunması ve geliştirilmesine ilişkin esasları belirleyenAnayasa'nın 169. maddesindeki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, önemli birkesimin yararlanmasına açık bulundurulması gereken, Boğaziçi"öngörünüm" bölgesinde mevcut orman, koru, ağaçlandırma ve yeşilalanların korunması ve geliştirilmesi yerine, bu tabiat varlıklarının vegüzelliklerinin (orman, koru ağaçlandırma ve yeşil alanların) adeta yok olmasısonucunu doğuracak özel yapılanmaya açılmasını, yukarıda sözü edilen ve bukonuda Devlete bazı yükümlükler getiren Anayasa'nın sözü edilen ikimaddesindeki ilke ve kurallarla bağdaştırmak mümkün değildir.
2- 3194 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasında;Boğaziçi alanında mevcut çekme katların "kıyı" ve "sahilşeritleri" yönünden hiç bir ayırım yapılmaksızın, aynı gaberi içinde olmakşartı ile tam kata iblağ edileceği belirtildikten sonra, çatı katı maliklerindiğer kat malikleri ile ilişkileri düzenlenmektedir.
Bu düzenlemenin, Boğaziçi alanında nüfus ve yapı yoğunluğunuartıracağı hususunda duraksamaya yer yoktur. Ayrıca bu durum çekme katlıyapılar lehine bir ayrıcalık yaratacaktır. Örneğin dört katlı iki yapıdan çekmekatı olana, beş kata tamamlama olanağı tanınırken, diğerine kat çıkma izniverilmektedir. Böylece genelde "kat" sınırlaması, başka bir deyimlehukuki nitelikleri bakımından aynı durumda olan yapılar arasında eşitsizliğeyol açılmaktadır. Bu eşitsizliğin haklı bir nedene dayandığını ileri sürmek desöz konusu değildir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında benimsendiği üzere,ortada haklı nedenler bulunmadığı halde, farklı uygulamalara imkân veren böylebir düzenlemeye gidilmekle, kat sınırlaması yönünden aynı hukuki statü içindebulunmaları nedeniyle aynı hukuki rejime tabi olmaları gereken yapılar arasındakat artırımına ilişkin olarak önemli ölçüde farklılık yaratılmış; çekme katlıyapılar özel bir rejime bağlanarak, kat sınırlaması yönünden aynı durumda olandiğer yapı maliklerinin mağduriyetlerine yol açan ve Anayasa'nın 10. maddesindeyer alan "kanun önünde eşitlik" ilkelerine belirgin biçimde aykırıdüşen bir sistem oluşturulmuştur.
Bu durumda; 3194 sayılı Kanun'un 47. maddesinin, 2960 sayılıBoğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükmünün birinciparagrafındaki düzenleme Anayasa'ya aykırı olmadığından, iptal davasının buhükme yönelik kısmının red edilmesi, 3maddesinin (g) fıkrasının ikinciparagrafı hükmü ile Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'ya aykırıolduğundan iptal edilmesi gerektiği, cihetle çoğunluğun, bu konulara ilişkingörüşüne yukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Servet TÜZÜN
KARŞIOYYAZISI
3194 sayılı "İmar Kanunu" nün dava konusu 47. maddesindeyer alan hüküm şöyledir :
"2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) ve (g)fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
f) Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğugözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir.
g) Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2denaz olmamak, ifraz işlemleri yapılmak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami% 6 ve 2 katı (H=6.50 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut yapılabilir. Blokadedi serbesttir.
Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasatabidir. Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir.
Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanunu'nun ilgilimaddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, buişlemler yalnızca İstanbul Büyük Şehir Belediyesince avan ve tatbikatprojelerine göre yapılır".
2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin değişiklikten önceki (f) ve (g)fıkrasında yer alan hükümler de şöyle idi.
"Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğunuaraştırıcı nitelikte plan değişiklikleri yapılamaz."
"Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesindekonut yapılamaz, tevhit ve ifraz işlemleri yapılmasına izin verilemez."
(f) Fıkrasının ilk halinin daha kesin bir anlam içerdiğikuşkusuzdur. Yapılan değişiklikle hükme esneklik kazandırılarak, nüfus ve yapıyoğunluğu gözönüne alınmak koşuluyla bunu artırıcı nitelikte de olabilecek plandeğişikliklerine olanak sağlanmaktadır.
(g) Fıkrasında ise; kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmeksizin,öngörünüm bölgesinde belli koşullarla konut inşaatına izin verilmekte ve ayrıcatevhit işlemleri yapılmasına da olanak tanınmaktadır.
(g) Fıkrasının dikkati çeken bir başka özelliği de küçük parselsahiplerini tevhide zorlayacak biçimde parsel büyüklüğü 5000 m2denaz olan inşaatlara izin vermemesidir. Ayrıca, bu büyüklükteki parsel içindetaban alanı kat sayısının azami % 6 ve kat adedinin iki, yüksekliğin ise 6.50metreyi geçemeyeceği kabul edilmektedir. Anılan fıkranın ikinci bendinde ise;orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanların da aynı esaslara tabi olduğu ancakbu doğal özelliklerinin korunmalarına özen gösterileceği ifade edilmektedir.
Dikkat edilecek olursa yeni hüküm eskisine nazaran daha esnek veBoğaziçi alanında nüfus ve yapı yoğunluğunu artırabilecek uygulamalara da yolaçabilecek niteliktedir. Eski metinde; "Boğaziçi alanında mevcut plandanüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plan değişiklikleriyapılamaz" denilmek suretiyle bu konuda kesin bir yasaklama getirilmiştir.Yeni düzenlemede ise; "Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapıyoğunluğu gözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir" denilmektedir.Görüldüğü gibi burada takdire yer veren bir ifade kullanılmaktadır. İdaregerektiğinde, nüfus ve yapı yoğunluğunu gözönünde bulundurarak bunu artıracak,azaltacak ya da olduğu gibi bırakacak şekilde bir düzenlemeye gidebilecektir.Eğer idare, Boğaziçinin daha fazla nüfus ve yapı yoğunluğunu taşıyabileceğiinancında ise bu doğrultuda bir plan değişikliğine gidebilecektir. Bu nedenleyeni düzenlemenin eskiye oranla Boğaziçi'ni daha az korunabilir bir alan halinegetirdiği açıktır. Ancak, Anayasa yargısı bakımından Anayasa'ya açık biraykırılık söz konusu olmadığı sürece bu tür düzenlemelere müdahale olanağı dabulunmamaktadır.
47. maddenin (g) fıkrasında ise; yine eski düzenlemeden farklı biranlayışla öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2den azolmamak ifraz işlemleri yapılmamak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami %6 ve 2 katı (H= 6.50 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut inşaatıyapılabileceği kabul edilmektedir. Ancak sadece öngörünüm bölgesine ilişkinolan bu düzenlemenin kıyı ve sahil şeritleri hakkında bazı hükümler getirenAnayasa'nın 43. maddesi ile bir ilgisi bulunmadığı açıktır.
Anayasa'nın 63. maddesi "Tarih, kültür ve tabiatvarlıklarının korunmasına ilişkindir. Bu maddeye paralel olarak bazıdüzenlemeler içeren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun3/a-1 maddesinde "Kültür varlıkları", "tarih öncesi ve tarihidevirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yerüstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır"biçiminde tanımlanmaktadır. Yine aynı Yasanın 3/a-2 maddesinde "Tabiatvarlıkları", "jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlereait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımındankorunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunandeğerlerdir" denilmektedir. Ayrıca Yasanın 6. maddesinde korunması gereklitaşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının neler olduğu sayılmaktadır.
Anayasa'nın 63. maddesinin ve onun bir çeşit açıklamasıniteliğinde bulunan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nunincelenmesinden; Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden, öngörünüm, geri görünüm veetkilenme bölgesinden oluşan tüm Boğaziçi alanının tarih, kültür ve tabiatvarlığı olarak kabul edilemeyeceği şüphesizdir. Ancak bu alan içinde kalan vetarih, kültür ve tabiat varlığı olma niteliği gösteren yerler varsa,buralarında Anayasa ve yasalarla tanınan özel korunmadan yararlanacaklarıtabiîdir. Bu nedenle dava konusu 47. maddenin Anayasa'ya aykırılığı dadüşünülemez.
Anayasa'nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin, toplumunhuzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir.
Bu maddede tanımlandığı üzere "hukuk devleti" ilkesininöğeleri arasında yasaların, kamu yararına dayanması ilkesi de vardır. Hiçkuşkusuz tüm kamusal faaliyetlerin muharriki olan "kamu yararı"düşüncesinin yasalarda da egemen olması, yasa koyucunun bu ilkeyi göz-ardıederek şahsi, siyasi veya hissi sebeplerle yasama yetkisini kötüye kullanmamasıgerekir. Maddenin iptaline müncer olan çoğunluk görüşü, 2960 sayılı"Boğaziçi Kanunu"nun, daha büyük bir kesimin Boğaziçi kıyı ve sahil şeridindenyararlanmasını sağlamak amacıyla "öngörünüm bölgesi"ni sahilşeridinin hukuki rejimine tabi tutarak buradaki özel yapılanmayı sınırlamışolduğu halde, 3194 sayılı "İmar Kanunumun 47. maddesiyle bu sınırlamalarönemli derecede gevşetilerek önceki düzenlemenin tam tersine Boğaziçi alanındanüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plan değişikliklerine müsaadeedilmiş ve orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da dahil olmak üzere"öngörünüm" bölgesinde özel yapılanmaya izin verilmiş olmakla yasakoyucunun asıl amacının "Boğaziçi öngörünüm" bölgesini korumak değil,özel yapılanmaya açmak olduğu inancına dayandırılmıştır.
Anayasa'ya uygunluk denetiminde "kamu yararı"nın ölçünorm olarak alınmasında yanılma payının çok yüksek olabileceğini hesaba katmaklazımdır. Hele, kanunun siyasi oluşum içinde muhalifleri yok etmek ya daetkinliklerini zayıflatmak şahsi ve zümresel çıkar sağlamak gibi amaçlarlahareket edildiğinin Yasama Meclisi'ndeki tartışmalardan ve olayların yön veakışından vasat kimselerin dahi kestirip anlayabilecekleri durumların dışında,bilhassa neyin daha iyi olduğunun tartışmaya açık bulunduğu konularda yasamanınhakkını teslim etmek gerekir. Çünkü, Anayasa prensip olarak hangi sebeplerle,hangi konularda hangi kanunların yapılmasının gereğinin takdir yetkisini yasamaorganının inisiyatifine bırakmıştır. Başka bir anlatımla, kanunların sebep vesaik unsurunun esas karakteri takdiridir. Bu takdire, Ana-yasa'nın açık sözüneve özüne aykırı tutum ve davranışlar içine girildiği ve bu suretle Devletingayesine aykırı maksatlar güdüldüğü durumlarda müdahale edilebilir. Nitekimmahkememizin yerleşmiş içtihatlarında da örneğin; "Anayasa hukukumuzdayasama işlemleri konusunda gerek alan ve gerekse çeşidi olarak bir sınırçizilmemiştir. Yasama organı, Anayasa dışına çıkmamak şartı ile her alanda herçeşit düzenlemeyi yapabilir" denilmek suretiyle yukarıdaki ilkeleribenimsemiş ve diğer bir kararında da "Bir kuralın Anayasa'ya aykırı olduğusonucuna varılabilmesi için, onun Anayasanın açıkça belirttiği bir hususun aksidoğrultusunda bir kural koymuş olması gerekir. Yani, Anayasa herhangi birkonuda buyurucu veya yasaklayıcı bir kural koymamışsa bunun düzenlenmesiniKanun Koyucunun değerlendirmesine bırakmış demektir" biçimindekianlatımıyla "kamu yararı" kavramının kolayca başvurulacak bir ölçüolamayacağını ima etmiştir.
Çoğunluğun "kamu yararı" unsurundaki yorum vedeğerlendirmesi Anayasa'dan değil, 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu"nundüzenlemesiyle kamu yararına sanılan bir kısım hakların geri alınmasından,nev'ama kazanılmış hak ilkesine uyutmamasından kaynaklanmaktadır.
Bazı istisnaları olsa bile, milletin egemenlik hakkını temsil edenyasama organının çıkardığı bir yasanın içeriğini ve uygulama alanını belirlemeyetkisi inkar olunamaz. Kamu yararınaağırlık veren ve bu nedenle özel mülkiyetisınırlayan 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu" da alelade bir kanundur,onun hükümlerini gevşeten 3194 sayılı "İmar Kanunu" da aynı niteliktebir kanundur. Her ikisi de Kanun Koyucu'nun serbest iradesiyle kanunlaşmıştır.Sonraki kanunla kanun koyucunun iradesi değişmiştir. Hiç bir Kanun Koyucununiradesi diğerini bağlamayacağına göre alelade bir kanunu yerinde görüp, bunukısmen veya tamamen değiştiren ya da yürürlükten kaldıran aynı niteliktekidiğer bir kanunu, Anayasaya değil, birinci kanunun ölçülerine uymadığı içinAnayasa'ya aykırı diye vasıflandırmak, yasamanın yetki alanına girerek siyasitasarruflarda bulunmak olur. Kaldı ki, bu hususa mahkememizin bazı kararlarındada değinilmiş ve "Kanunların Anayasa'ya uygunluğunun yargı yoluyladenetlenmesi sırasında, iptali istenilen kuralın öteki yasalara karşı olandurumunun onlarla çelişir veya çelişmez nitelikte oluşunun değil, Anayasailkelerine ve bu ilkelerin dayandığı genel hukuk kurallarına uygun olupolmadığının araştırılması gerekir" diyerek söz konusu uygulamaya taraftarolmadığını açıklamıştır.
Her Kanun Koyucu, belli bir zaman kesitinde ortaya çıkan ihtiyaçve ilişkileri görebilir ve bunların çaresini düşünebilir. Hayat ve ihtiyaçlarınakışı ve değişmeleri karşısında yeni düzenlemelere gitmesî en tabiî hakkı veyerine getirmekle yükümlü olduğu görevidir. Bu itibarla, 3194 sayılı "İmarKanunu"nun 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu"nun 3 üncü maddesinin(f) ve (g) fıkralarını değiştiren 47. maddesini Anayasa'ya aykırı bularakiptalini kararlaştıran çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Mustafa ŞAHİN
KARŞIOYYAZISI
Sayın Muammer Turan'ın karşıoy yazısının l ve II numaralıkesimlerine aynen katılıyorum.
Üye
Adnan KÜKNER
KARŞIOYYAZISI
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun dava konusu Geçici 7.maddesinin ikinci fıkrası "Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar"m"aynı gaberi içinde kalmak şartı ile tam kata iblağ" edilmesiimkânını getirmiştir. Yalnız Boğaziçi alanı ile sınırlı bu düzenleme birtaraftan Anayasa'nın "kanun önünde eşitlik" ilkesini getiren 10.maddesine diğer taraftan da, kıyıların kullanımında "kamu yararı"nıngözetileceğini belirleyen 43. ve çevre sağlığını korumak görevini devlete veren56. maddesine aykırıdır.
Bu nedenle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Vural SAVAŞ